H.Z AİŞE MASALI !!!!

hz.aişe masalı (yalanı)
Sahih olduğu kabul edilen hadislerde Peygamberimizin hz. Aişe ile 6 yaşında evlendiği ama 9 yaşında gerdeğe girdiği yazar. bu Buharide ve Müslümde ve bir kaç hadisçide yazılıdır güya bunlar 7 şahit getiren yazıcılardır. Günüzmüzde düşünün 50 yaşında bir adam 9 yaşında kızla ilişkiye girse ne olur ? Belki linç edilir ve kanunen de büyük suçtur ve gerçekten çok cezalar alır. Biz bu hadisleri inanırsak ne olur: Peygamberimizi sapık ve Allahıda bu sapıklığa izin vermiş bir yaratıcı olarak kabul etmiş olmazmıyız ?

Hz. muhammedin ölümünden 200 sene sonra yaşamış buhari ve müslim bunları nerden biliyor. peygamberimiz ise aişe 9 yaşına girdiğinde onla ilşkiye girdim diye yanındakilere bildirmişmi yani ? peygamberimiz 9 yaşında aişe ile cinsellik yaşadığını o 7 şahidemi anlatmış ? dünya üzerinde kim anlatır ben karımı küçük yaşta aldımda eh 9 yaşına gelice kızlığını bozdum diye. bu akıl almaz yalana nasıl inandığınızı ve bu hadislerin bile diyanetin sahih olarak kütüphanesinde durmasına dayanamıyorum. Bakın hz. muhammede dair resimler yok neden oysa aynı dönem yaşamış hz. alinin resimleri yokmu günümüze gelen ? hz. muhammedin ölümü ve aradan geçen 200 yılda ne olmuşta herşey gizli kalmış?? nedeni şu:

Hz musa ve hz. isaya allahlık payesi verdiler ve şu an bile hz isaya Tanrı diyen milyonlarca hristiyan var. Aynı hatalar son peygamberdede yaşanmasın ve onuda çok yüceltemesinler diye ona ait mezarıda dahil tek bir düğmesi kalmamacasına her şeyi imha ettiler. ve hz muhammedin ölümünden sonra halifeler dönemi ve 4 halifede öldürüldü ve sonra savaşlar karışıklıklar ve aradan geçen zaman herşeyi unutturdu. sonraki yüzyıl gelen insanlarda hep hz. musanın mucizeleri ve hz. isa nın insanları diriltmesinden bahsettiler. hiç anlatacak bir şey bulamayan bazı güya iyi niyetli müslümanlar. tahminlerini yazarak bir çok şey ürettiler . ama o kadar yalanlar ürettilerki. bir ara 2 milyon hadis toplatıldı ? düşünebiliyormusunuz Allahın dinine güya yardım ettiğini düşünen hadisçiler hz. muhammedi SAPIK durumuna düşürecek yalanlar söylediler. lütfen sadece KURANı yani Allahı hayatınıza sokun. Allah defalarca söylüyor. Onlar peygamberdenn başka bir şey değildi. HZ. muhammedin size şafaati falan bunlarda yalan. sebebi şuki. Kuranı okuyun orda hz. nuh ve lutun karısı kurtarılmadı ve hz nuhun oğluda kurtarılmadı ve helak oldular yani o peygamberlerin ne oğullarına ne karılarına yetecek şefaatleri yoktu. her insan kendi yaptıklarından sorumlu. iyi insansanız ve sadece Allaha yöneliyorsanız kimsenin şefaatine ihtiyacınız yok. lütfen bunları araştırın ve körü körüne yalan hadislerin peşinden gitmeyin. şunu hep sorun neden peygamber öldükten 200 sene sonra hadisler yazılmaya başlandı ? o iki asırda ne olmuştu ? yarın ahirette Allah size hesap sorarken diyecekki. demeki ben hz muhammedi 9 yaşında bir kızla cinsellik yaşayacak sapıklığa alet ettim ve ben sessiz kaldım sizin ithamlarınıza göre. yani siz o kadar ahmaksınızki bunlara inandınız diyecek. ve o yalanı uyduran o güya hadisçileri huzura getirecek ve diyecekki itiraf edin bakalım ve onlarda diyecekki bizim kötü bir amacımız yoktu sadece Allahın dinine yardımcı olsun diye bunları dine ekledik. Allahta diyecekki Allahın dinini yayması için yalancılaramı ihtiyacı vardı ve onlara cezalarını verecek ya sizler inanarak nasıl suç işlediniz sizde akıl yokmuydu demiyecekmi ? ben herkesin aklını başına almasını ve doğru olan neyse ona inanmalarını ama inanılacak tek kaynağın bozulmayan ve korunan KURAn olduğunu söylüyorum.

247 yorum “H.Z AİŞE MASALI !!!!”

  1. Karılarından Aişe, Muhammed’e şöyle diyor:

    -“Ma era rabbeke illa yüsariu hevake” (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’t-Tefsir/33/7,Kitabu’n-Nikah/29;Diyanet yayınlarından Tecrid, hadis no:1721;Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’r-Rıda/49,hadis no:1464;İbn Mace Sünen, Kitabu’No:-Nikah/57, hadis No: 200; Ahmed İbn Hanbel,6/134,158)

    Nedir bu sözün Türkçesi?

    “Vallahi Rabbinin, senin arzunu hemen yerine getirdiğini görüyorum.” (Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi. 7/402)

    “Rabbin Teala (kadınlarının değil) ancak senin arzunun tahakkuna müsaraat ediyor. (Çeviri: Kamil Miras, Diyanet Yayınlarından)

    Aişe’nin sözü dilimize şöyle de çevrilebilir:

    “Bakıyorum da, senin Efendi Tanrın , yalnızca senin şeyinin keyfini (hevanı) yerine getirmek için koşuyor.”

    Hadiste, efendi tanrının yalnızca Muhammed’in hevası için koştuğu açıkça belirtiliyor.

    Heva: İnsanın arzusu, isteği. Ama buradaki herhangi bir arzu, istek değil; cinsel istektir söz konusu olan. Çünkü buradaki konu, cinsel isteğin üzerinde durulduğu bir konu. Ayrıca “heva” söylendiğinde ilkin bu kavramda kullanılır. Rağıp da, heva için : “Meylun’nefsi ile’eş-şehveti” (Bkz. Müfredat, Heva) diyor. Yani “nefsin şehvete eğilimi.”

    Rağıp, aynı yerde, hevanın “şehvete eğilimli olan nefsin kendisi için de söylenebileceği”ni belirtiyor.

    Aişe neden böyle diyor?

    Muhammed’in çok karısı var. Yaşlanmış olan Sevde Bint Zema’nın dışında hepsi genç, hepsi güzel. Ve hepsi de cinsel istekli. Adalet olsun diye, Muhammed’in bunlarla cinsel birleşmesi sıraya konmuştur. Sevde’nin dışında kimse, sırasını başkasına kaptırmak istemiyor. İşte bu böyleyken, “ayet” geliyor; durumu değiştiriyor:

    Muhammed’in “heva”sı, “adalet”in önüne geçiyor:

    Muhammed’in kadın seçimi, cinsel alandaki isteği, hadisteki sözcüğü ile hevası, adalete baskın geliyor ve sıra Muhammed’in isteği doğrultusunda, ayetle bozuluyor. Ahzap suresinin 51. Ayeti şu sözlerle başlıyor:

    -“(Ey Muhammed!) Onlardan (yani karılarından) dilediğini geriye bırakır, dilediğini öne alabilirsin…”

    Ne demek bu?

    Hadis ve yorumlara göre şu demek:

    -“Ey Muhammed! Artık nöbet, sıra zorunlu değil senin için. Nöbeti, sırası gelse bile, dilediğin karınla cinsel birleşmeyi erteleyebilir, ondan önce dilediğin karınla yatabilirsin.”

    Sözün özü: Kuran’ın tanrısı, Muhammed’in, karılarıyla olan cinsel ilişki düzenindeki işini kolaylaştırıyor. İlişkiyi sıraya koyma zorunluğunu kaldırıyor. “Hangi karınla ne zaman yatmak istersen özgürsün” diyor.

    İşte bunun üzerine Aişe dayanamayıp o sözü söylüyor:

    -“Görüyorum ki senin Efendi Tanrı’n, senin şeyinin keyfini …”

    Aişe, bu durumu daha sonra, Ahzap’ın 51. Ayeti gelince anladığını; 50. Ayet geldiğindeyse bunu pek anlayamadığını ve o nedenle, 50.ayette, Peygambere kendini (hem de mehirsiz olarak) verebilecek kadından söz edilince şu tepkiyi gösterdiğini belirtiyor:

    -“Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mı ki, kendini bir erkeğe armağan etsin?” (Tecrid, hadis no:1721)

    Karılar içinde ayrıcalıklı olanlar:

    Muhammed, kimi karılarını daha çok severdi. Kimini de daha çok tutardı. En çok tuttuğu karılarının başında Aişe geliyordu. Ebubekir’in kızıydı, o nedenle de etkiliydi. Zaman zaman Muhammed’e kafa tutar gibi durumları bile olabiliyordu. Zeki de olduğu için, birtakım ayrıcalıklar sağlayabilmişti. Muhammed’in cinsel ilişkilerindeki sıra düzeni bozulunca, karılar içinde en çok yararlanan o olmuştu. Boşamasın diye Muhammed’in hoşnutluğunu kazanmak isteyen yaşlı ortağı Sevde Bint Zem’a’nın “gün”ünü almıştı. Başka kumaların gününde de Muhammed’le yatabilirdi. Muhammed istediğinde, kendi günüyse başkasına vermezdi. Muhammed’in canı başka kadınla yatmak istese bile vermezdi gününü, sırasını.

    Aişe: “Günümü kimseye vermem”!

    Aişe’nin anlattığına göre: Muhammed’e, herhangi bir karısının gününü, sırasını gözetmeksizin; dilediği karısıyla dilediği zaman yatma özgürlüğü veren “ayet”, yani Ahzab suresinin 51. ayeti geldikten sonra da, Muhammed’in Aişe’nin gününde başka kadınla yatmak istediğinde Aişe’den izin alma gereği duyardı. İzin isterdi ama Aişe geri çevirirdi:

    -“Eğer izin verme, vermeme yetkim varsa vermek istemiyorum. Tanrı elçisi! Bilesin ki hiçbir kimseyi sana (seninle yatmaya) yeğ tutmam.”( Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an/33/7)

    Hadisten anlaşıldığına göre, Aişe’nin bu karşı koyuşuna Muhammed artık ses çıkarmamış; “Ayet var. Ayet bana istediğim zaman dilediğim karımla yatma yetkisini vermiştir” dememiş ya da diyememişti.

    Muhammed’in karıları arasında hizipleşme

    Peygamberin karıları iki hizibe ayrılmıştı: Bir kesimde Aişe, Safiyye ve Sevde vardı. Öbür kesimdeyse Ümmü Seleme ve peygamberin öteki karıları. Müslümanlar, peygamberin Aişe’ye olan sevgisini biliyorlar; o nedenle depeygambere bir armağanda bulumak isteyen biri olduğunda armağanı sunmayı geciktirir; peygamber Aişe’nin odasına gittiğinde sunardı.

    Muhammed’ in Karıları: “Adalet isteriz!”

    Bunu üzerine, Ümmü Seleme hizibi söylenmeye başlandı. Bu kesimde olan kadınlar gidip Ümmü Seleme ile konuştular:

    -Ümmü Seleme! Peygambere söyle. Herkesle konuşsun; Peygambere kim bir armağan vermek isterse, peygamberin hangi karısının yanında bulunduğuna bakmaksızın armağanını sunmasını duyursun.

    Muhammed aldırmıyor:

    Ümmü Seleme, karıların dediklerini peygambere söyledi. Ama peygamber bir şey söylemedi. Karılar gelip Ümmü Seleme’ye sordular:

    -Ne dedi peygamber?

    -Bana bir şey demedi.

    -Öyleyse bir kez daha söyle ona!

    Ümmü Seleme, kendi gününde (ilişki için) geldiğinde peygambere yine söyledi. Ne var ki peygamber ona yine bir şey söylemedi. Kadınlar sorunca yine “peygamber bana bir şey söylemedi” dedi. Kadınlar da, “sana karşılık verinceye kadar söyle ona söylediklerimizi” dediler. Peygamber cinsel ilişki için dönüp geldiğinde, Ümmü Seleme ona kadınların dediklerini yine anlattı. Bu kez peygamber konuştu:

    Muhammed: “Bana vahiy, yalnızca Aişe’nin gününde geliyor”!

    -Aişe konusunda beni üzme! Bil ki, hiçbir kadın koynumdayken bana vahiy gelmez de, yalnızca o koynumda bulunduğu sırada bana vahiy gelir.

    Bunun üzerine Ümmü Seleme şöyle dedi:

    -Ey Tanrı Elçisi! Seni üzdüğüm için tanrıya sığınıp tevbe ediyorum!

    Karılar, Muhammed’in kızı Fatıma’yı araya koyuyorlar:

    Aynı kadınlar sonra peygamberin kızı Fatıma’ya başvurdular; onu peygambere gönderdiler. Şöyle demesini istediler:

    -Karıların tanrı için senden, Ebubekir’in kızı (Aişe) konusunda (kayırmayı bırakıp) adaletli davranmanı istiyorlar.

    Fatıma’nın aracılığı da bir sonuç vermiyor:

    Fatıma da peygamberle konuşup kadınların dediklerini iletti. Peygamberse şöyle karşılık verdi:

    -Kızcağızım (sevgili kızım)! Benim her sevdiğimi sen sevmezmisin?

    Fatıma karşılık olarak:

    -Evet!

    Peygamber:

    -Öyleyse sen de Aişe’yi sev!

    49 yaşındaki adam (Muhammed), 6 yaşındaki bir çocuk (Aişe) ile evleniyor:

    Yine Aişe’nin kendisinin anlattığını dile getiren bir hadis:

    Bu hadisin başında, Aişe aynen şöyle diyor:

    -“Peygamber benimle evlendi; ben o sırada 6 yaşındaydım.”

    Evet, bir yanda 49 yaşındaki Muhammed, öbür yanda 6 yaşındaki Aişe evleniyorlar. Muhammed ile evlendiği zaman Aişe’nin 6 yaşında olduğunun İslam dünyasında kabulu zorunlu. Çünkü bunu anlatan hadis, tartışmasız sağlam (sahih) kabul edilir. Bu hadisi, İslam dünyasında en sağlam olarak benimsenegelmiş olan Buhari’nin ve Müslim’in E’s-Sahih’lerinde de buluyoruz.

    Anlatıldığına göre evlilik gerçekleşiyor ama yine de 3 yıl kadar zifaf (yani cinsel birleşme) gerçekleşmiyor. Bu süre geçtikten sonra oluyor zifaf !

    Aişe 9 yaşındayken 52 yaşındaki Muhammed ile gerdeğe giriyor:

    Hadisi izleyelim. Aişe anlatıyor:

    -“Ve be dokuz yaşındayken benimle gerdeğe girdi. Medine’ye göçmüştük. Haris İbn Hazrec oğullarına konuk olduk. O sırada sıtmaya yakalandım. Saçlarım döküldü. Saçlarım yeniden geldi; bölükler oluştu. Annem Ümmü Ruman bana geldi. Arkadaşlarım ile birlikte salıncakta sallanıyorduk. Annem beni çağırdı. Yanına gittim. Benden ne istediğini bilmiyordum. Elimi tutup alıp götürdü. Evin kapısına gelince durdu. Soluk soluğa kalmıştım. Sonunda soluğum biraz yatıştı. Annem, sonra biraz su alıp yüzüme başıma değdirdi. Sonra beni eve soktu. Bir de baktım ki bir takım Medineli kadınlar. Evdeler. Bana şöyle demeye başladılar:

    -Hayırlı, bereketli olsun. İyi şanslar.

    Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar benim saçımı başımı yıkadılar, beni güzel bir biçimde hazırladılar. Peygamberle birden karşılaşmaktan başka hiçbir şey beni korkutmamıştı. Kadınlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o sıralar 9 yaşındaydım.”

    Aişe, Muhammed’in koynuna verilmek üzere götürüldüğünde, salıncakta sallanıp oynayan bir oyun çocuğuydu. Yani Muhammed, 52 yaşında böylesine bir çocukla cinsel birleşimde bulunmuştu.

    SAHİH-İ BUHARİ’ DEN

    Bir kız 9 yaşına geldiğinde, İslam hukukunda “şehvet konusu” oluyor:

    Aişe 9 yaşındayken Muhammed’in koynuna sokulmuş olunca, İslam hukuku bundan şu sonucu çıkarıyor:” 9 yaşındaki bir kız, müştehat (şehvete konu olabilecek çağda) sayılır” diyor. Ve bu nedenle de 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlenilebileceğini bildiriyor.

    Aişe, Muhammed’in karısıyken büyüyecek ve 18-19 yaşına geldiğinde de Muhammed’in ölümü üzerine, kimi kumaları gibi, çok genç yaşta dul kalacaktır. Ve hiçbir erkekle evlenmemeye “mahküm” edilerek…Muhammed’in karıları, müminlerin anaları sayıldığı için…

    Aişe’nin kaybolan kolyesi ve Safvan:

    Muhammed, Mustalıkoğluları’ na karşı gece baskını için yola çıkma hazırlığında. Yıl : Miladi 627. Bu sırada Muhammed, Aişe’ yi de yanına almıştır. Aişe 9 yaşındayken Muhammed’ in koynuna verildiği tarih, eğer Hicri şevval ya da zilkade 1 / Miladi mayıs ya da haziran 623 ise- 13 yaşındadır daha. Aynı gece baskınının sonucunda, tutsaklar arasında güzelliğiyle göze çarpacak ve başkasına düşmüşken alınıp Muhammed in koynuna verilecek olan Cüveyriyye’ yle aynı yaşta. Devenin üzerinde kapalı bir yer (“mahmil”); Aişe de içinde. Gidilir; baskın yapılır, elde edilecekler elde edilir ve dönüş başlar. Gidiş Medine’ye doğru. Derken bir konak yerinde biraz kalınır. Gecenin bir kesimi. Bir süre sonra; kalkıp yola koyulmaya yöneliş. Tam bu sırada bir şey olur: Aişe çişi için ya da öbür işini görmek üzere birlikten ayrılır. Ayrılışını haber verse olmaz mıydı? Olurdu ama, kimseye haber vermemiş işte. Çişi ya da öbür işi olup bittikten sonra döner; ama bir terslik: Göğsünü yokladığında, kolyesini bulâmaz ve kopup düştüğünü anlar. Geri dönüp gerdanlığını aramaya koyulur. O sırada Aişe devesinin üzerindeki kapalı yerinde bulunuyor sanıldığı için herkes habersiz ve birlik uzaklaşıp gitmiştir. Aişe, kolyesini bulur; ama işte o saatlerde, yolda yapayalnız. Konaklandığı yere gelir, orada bekler. Gelsin götürsünler diye… Beklerken uyku bastırır ve uyur. Ve bu sırada: Muattal Oğlu Safvan. Arkadan gelmiş, Aişe’ yi görünce de şaşırmıştır. Şaşkınlığını anlatan sözler. Onun bu sözlerine de Aişe uyanır. Safvan, Aişe’ yi devesine bindirir. Yola koyuluş. En sonunda, bir konak yerinde birliğe ulaşılır. Bu sırada da dedikodular başlar… Aişe’ nin kendi anlattığına göre gerçek bu. (Bkz. Buhâri, e’s-Sahih, Kitabu’ş- Şehâdât/15; Kitabu’I-Meğâzî/34; Tecrîd, hadis no: 1151; Müslim, e’s- Sahih, Kitabu’t-Tevbe/56, hadis no: 2770.)

    Olayda akla gelen sorular:

    1) Aişe çişi ya da öbür türlü işi için ayrılıp giderken kimseye neden haber vermemişti? Eğer bunun nedeni, çocuk yaşta oluşu idiyse; bu yaşta oluşu biri tarafından kandırılmaya da elverişli değil miydi?

    2) Aişe ayrılıp giderken o denli insan içinde nasıl olmuştu da kimse görmemişti? Gören olmuştuysa, dönüşü neden izlenmemişti? Döndüğü görülmedikçe, “dönmüş; mahmiline girmiştir!” yargısı nasıl oluşmuştu?

    3) Hadiste belirtildiğine göre, Aişe’nin deve üzerindeki “hevdec”ini (mahmil) indiren, sonra yine yükleyenler ve Aişe’ ye “hizmet edenler” vardı. (Hadis’e aynı kaynaklarda bkz.) O “hevdec”, dinlenme yerinde deveden indirildiğine göre, sonra deveye yüklenirken içinde

    4) Aişe var mı, yok mu diye niçin bakılmamıştı? Hizmet edenler bakabi- lirlerdi. Yine hadiste belirtildiğine göre, “hicab” yani erkeklere karşı “örtünme, perde ardına geçip saklanma” gerektiren bir ayet hükmü bulunmadığı zamanlarda, Safvan, Aişe’ yi görmüştü. (Hadise, aynı kaynaklarda bkz.) Yani Safvan’ la Aişe birbirlerini tanıyorlardı. Bu “tanışma”, ileri ölçülerde bir “anlaşma” ya varmış olamaz mıydı?

    Aişe “zina” ile suçlanıyor:

    Aişe’nin Safvan’ la yolda “neler yapmış olabileceği” üzerinde duruluyordu. Yoğunlaşan kuşku. Dedikodular alıp yürümüştü. Son derece yaygın bir duruma gelmişti giderek. Muhammed’ in bile Aişe’ ye karşı olan her zamanki tutum ve davranışında bir değişme olmuştu: Aişe diyor ki: “Medine’ye gelince ben bir ay hastalandım. Meğer o sırada, iftiracıların dedikoduları dolaşıyormuş. Hastalığımda beni işkillendiren bir şey oldu: Peygamber’den de, her hastalığımda gördüğüm ilgiyi inceliği artık göremiyordum. Yalnızca gelip selam veriyor ve ‘nasılsınız?’ diyordu, o kadar.” (Hadis’e aynı kaynaklarda bkz.)

    Aişe dedikoduları duyup öğrenince üzülmüştür. Hastalığı daha da artmıştır bunun üzerine. Muhammed’den izin alır ve babasının evine gider. Orada da, durumuna ilişkin “Tanrısal bir açıklama” bekler. (Aynı hadise bkz.)

    Beklenen “vahiy” bir türlü gelmiyor:

    Hadiste, bu olaya ilişkin “vahy”in “gecikmesi”nden sözediliyor. Ve Muhammed, “karı”sından, yani “Aişe”den ayrı kalışından doğan soruna çözüm için yakın çevresini topluyor. Bunların içinde Ali de vardır. Ali, görüşünü şöyle dile getiriyor:

    • “Ey Tann Elçisil Tanrı dünyayı sana dar etmedi ya! Aişe’den başka da kadın var, kadın çokl” (Bkz. Aynı hadis.)

    Ali, gerçeği öğrenmek için Aişe’nin cariyesi Berire’nin tanıklığına da başvurulabileceğini söylüyor Muhammed’e. Muhammed bu tanıklığa başvurdugunda, cariye, “hanımı için iyilikten başka bir şey bilmediğini” söylüyor. Muhammed sorup soruşlurduğuna göre, belli ki adamakıllı “kuşkulu”. Bu “kuşku”, onun Aişe’ye söyledigi yine aynı hadiste açıklanan şu sözlerden de çok açık biçimde anlaşılıyor:

    Muhammed: “Aişe! Böyle bir suçun varsa tevbe et!”

    • “Aişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle dedikodular geldi (Safvan’la ilişki kurduğundan sözediliyor). Eğer bu suçu işlemedinse Tanrı seni aklayacaktır. Ama eğer işledinse bu suçundan dolayı Tanrı’ya yönel, tevbe et! Çünkü bir kul, suçunu boynuna alır ve tevbe ederse, Tanrı da onun tevbesini kabul eder.” Aişe, Muhammed’in bu sözlerine, babasının ve anasının karşılık vermelerini ister. Onlar karşılık vermeyince de, Muhammed’e kendisi karşılık verip sonucu sabırla bekleyeceğini söyler.

    Ve sonunda “vahiy” geliyor:

    Konuşmadan sonra Aişe, yatağına dönmüştür. “Bekleme”de… Aişe, kendisinin söylediğine göre, hakkında “Kur’ an ayeti” ineceğini filan beklemiyordu. “Ben kim oluyorum ki Tanrı, Kuran’da benim sorunuma ilişkin ayet indirsin!” türünden açıklaması var Aişe’ nin. Yine açıklamasına göre, beklediği yalnızca, “Muhammed’ in rüya görmesi” ve onun “rüyasında aklanması”. Ama beklediğinin ötesinde olur gelişme: Muhammed her vahiyde olduğu gibi özel bir duruma girmiştir. Daha sonra da konuya ilişkin “vahyin geldiğini” açıklar. Aişe’ ye anası, kalkıp Muhammed’ e “teşekkür” etmesini söyler. Ama Aişe bunu yapmaz; vahyi gönderen “Tanrı” olduğuna göre, Muhammed’ e değil; O’ na teşekkür etmesi gerektiğini belirtir. (Bkz. Aynı hadis.)

    Aişe’nin “zina” etmediğine ilişkin “18 ayet” birden iniyor:

    Onca (hadise göre bir ay) gecikmeden sonra “vahy” gelmiştir. Hem de kimine göre “10 ayet”, kimine göreyse “18 ayet” birden… (Bkz. Nûr, ayet: 11-20. Buna göre toplam: 10 ayet. Ama tefsirlerde toplam: 18 ayet olduğu belirtilir. Bkz. Nesefi, Tefsir, 3/134; F.Râzî, e’t-Tefsiru’l-Kebîr, 23/173.) Bu ayetler, birinci ve ikinci orijinalleri yakıldığı için Muhammed dönemindeki biçimini tam olarak bilemediğimiz (bunun için daha sonraki yazılara bkz.) Kur’an’ ın bugünkünde, Nur Suresinde yer alıyor. Bu ayetlerde, “zinayı” kanıtlamak için “dört tanık göstermek gerektiği”, bu gösterilmediği zaman iftira olacağı açıklandıktan (bkz. Nur, ayet: 13) sonra, ad vermeden “iftira edenler” çok ağır biçimde kınanıyor.

    İşte âyetlerden bir kesim (Diyanet’in resmi çevirisiyle):

    • “Muhammed’ in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine, kazandığı günâh karşılığı, cezâ vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise, büyük azâb vardır. Onu işittiğiniz zaman; erkek, kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır!’ demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Işte bunlar, şâhid getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba uğrardınız. Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: ‘Bu konuda konuşmamız yakışık almaz. Hâşâ, bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?” (Nûr, ayet: 11-16.) .

    Yine sorular:

    1- 12. ve 13. ayetlerde, Aişe konusunda söylentiler çıktığında bu söylentileri duyanlar, “Bu, apaçık bir iftiradır. Bu, büyük bir iftiradır.” demedikleri için kınanıyorlar. Ayetlerin bu kınaması, Muhammed’ in yakın çevresini, hatta kendisini de içine almıyor mu? Çünkü onlar da “açık bir iftira, büyük bir iftira” olduğu kanısını taşımıyorlardı:

    • Ali’yi ele alalım. Böyle bir kanıyı taşımadığı için, Muhammed’e Aişe’yi boşamayı önerdiği anlamına gelen sözler bile söylemişti.
    • Muhammed’in kendisini ele alalım: Böyle bir kanıyı (iftira olduğu kanısını) taşımadığı içindir ki, Aişe’ye, eğer ileri sürüldüğü gibi bir suç işlediyse, bundan dolayı “Tevbe” etmesini önermişti.

    2- Ayrıca, kimsenin elinde herhangi bir kanıt bulunmadan, “iftira” olduğu konusunda kesin bir yargıya varması nasıl beklenebilir? Kuşkusuz “kanıt” bulunmadığı için “zina” suçunun işlendiğine de yargıda bulunulamaz. Ama tersine bir kanıya varmadılar ve “iftiradır” hem de “apaçık bir iftiradır, büyük bir iftiradır” demediler diye insanlar nasıl kınanabiliyor?

    3- Ayetlerden ve kimi “rivayetlerden” anlaşıldığına göre: Aişe konusunda dedikoduları yayanlar, yalnızca “münâfıklar” da değildi:

      1. ayeti ele alalım: “Allah’ın dünya ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü, büyük bir azaba ugrardınız.” deniyor. Demek ki, “o kötü sözü yayanlar” için Tanrı’ nın “dünyada ve âhirette lutuf ve merhameti” olmuştur. Bu durumda olanlarsa, “Tanrı katında kâfir” sayılan “münâfıklar” olamazlar. Yani bunlar, “münâfıkların” dışındaki müslümanlardır. .
      1. ayette sözü edilen “elebaşi’nın kim olabileceği üzerinde durulurken, kimi rivayette bu kimsenin “münâfıkların başı Abdullah Ibn Übey” olduğunu ileri sürerken, kimileri de buradaki anlatımın kapsamı içine, Muhammed’in ünlü şairi Hassan Ibn Sâbit gibi önemli kişilerin de girdiğinden söz ediyor. (Bkz. Taberî, Camiu’l-Beyan, 18/69-70; F.Râzî, 23/174; Tefsiru’n-Nesefî, 3/134.)

    Bunlara ne demeli?

    4- Tanrı “vahiyle” açıklama yapacaktı da, bu açıklamayı daha önce, yani dedikodular oluşup yayılmadan niçin yapmadı? Neden “bir ay” bekledi de, başta “peygamber”i ve sevgili karısı olmak üzere herkesi üzdü? Gelişmeler neden böyle olmuştur?

    5- Bir “zinanın” kanıtlanması için “dört tanık” istemek, gerçekçi bir yaklaşım mıdır?

    Hadiste belirtildiğine göre: Aclanoğulları’nın ileri gelenlerinden Medineli Asım Ibn Adyy in ve aynı kabileden Uveymir’in “Peygamber”den bir sorulan olur:

    • Bir adam, karısını bir adamla zina ederken bulsa ne yapmalı? Karısının tam karnı üzerinde bulsa? Eğer gidip dört erkek tanık bul- maya yönelirse, zina eden adam işini bitirip gidecektir!!! Dört tanık mı aramalı, yoksa..? (Hadisi ve soruyu çeşitli biçimiyle görmek için bkz. F.Râzî, 23/164; Buhâri, e’s-Sahih, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an/24/1; Tecrîd, hadis no: 1716; Ebu Dâvüd, Sünen, Kitabu’t-Talâk/27, hadis no: 1716; Ebu Dâvûd, Sünen, Kitabu’t-Talâk/27, no: 2245.)

    Bu soru, “zina” için “dört tanık” isteniyor olmasından kaynaklanmıyor mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Ya. baba ben neler yazdım sen ne diyorsun ben hadislerin uydurma rivayetler olduğunu söylüyorum oysa sen o yalan yanlış hadisleri bana kaynak olarak gösteriyorsun.. Bir yazıyı yazarken acaba bu güne kadar yazılanlar doğrumu diye kendinize sordunuzmu ? ya yalan hadislerle kafam doldu diye kendine itirafta bulunabildinmi * sanmıyorum çünki hadislerin uydurulduğunu iddia eden birine yine o yalan hadisleri kaynak alarak yanıt veriyorsun.
    hz. aişe demekki hz. muhammete senin tanrın senin şeyini demiş hı….
    ne kadar komik olduğunuzu bence düşünün.
    Allah tan korkan ve allah için ölümü göze alan insanlar
    hakkındada Allah karşı gelmiş gibi yazarak iftira atmayın.
    Bildiğiniz ve akıl ve mantık kabul edecek belgelerle ve kuranla (bozulmamış) bir kitapla çıkın karşımıza bence.
    yüzlerce yıl evvel geri kalmış bir toplumda çıkarları ve menfaatleri için yalan lar yazmış ve eklemiş insanları bana kaynak getirmeyin rica edeceğim. saygılarla.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Sizin kuran’ı okuduğunuz konusunda derin kaygılar içeriyorum.

    “demeki ben hz muhammedi 9 yaşında bir kızla cinsellik yaşayacak sapıklığa alet ettim ve ben sessiz kaldım sizin ithamlarınıza göre. yani siz o kadar ahmaksınızki bunlara inandınız diyecek.”

    Eğer kuranı okumuş olsaydınız, Allah’ın kitabında yaşı küçük kızlarla evlenilebileceğini belirten ayetleri görürdünüz. Burada da böyle insanları ahmaklıkla suçlarken, ahmak konumuna düşmekten kurtulurdunuz.

    Allah’ın izin verdiklerine karşı çıkarak kendinizi Allah yerine koyup şirk mi koşuyorsunuz? Siz O’ndan daha mı iyi biliyorsunuz?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. İşin acı tarafı aslında bu konuda yapılan itirazların anca bizim ülkemizden çıkması,

    Zira Arapların bu küçük yaş hadisesiyle ilgili hiç bir derdi yok,gayet olağan geliyor onlara,ama bizim sümüklüler yakıştıramıyorlar bir türlü kendilerine ondan mütevellit habire aklamaya debeleniyorlar Muhammedi,

    Arapların islamını da beğenmiyor adamlar,sanki şu kitabı doğru anlayan bir bizmişiz adamlar ana dillerinde olmasına ve bize nazaran daha içli dışlı olmalarına rağmen anlamıyorlarmış gibi saçma sapan kıvırmalara meylediyorlar,

    Habis kültürün zavallıcıkları,hiç düşünmez misiniz neden açıkları kapamak,olmadık kıvırmalarla rezil olmak zorunda kalmak sebebinizi?

    Bir de Türk olmayı müslüman olma şartına bağlamak vardı,neremizle gülsek ki,

    Sokun artık kafanıza,Türk olduğunuz için Ayşenin yaşı batıyor size,Türk olduğunuz için Arapların islamı sizi çileden çıkarıyor,sizin kültürünüze ters çünkü,acaip itici geliyor,kendi fevri ve mesnetsiz inancınıza “islam” diyecek ama ilk elden içinde doğup hayatının her döneminde onunla yaşayanlarınkini beğenmeyecek,kulp takacak kadar hem de,

    Ne Arap olabiliyorsunuz ne de Türk,olmasanız da fark etmez zaten,bunlar aslında sadece etiket,ama arada derede “insan olabilme” şansınızı da yitirmeyin,ne bu din ne de o kitap size bu yolu gösteremez,

    Sadece siz yapabilirsiniz içinizde varsa eğer…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Hz Muhammedin Hz Ayşe ile kaç yaşında evlendiği kaç yaşında birlikte olduğunu olmamış gibi düşünen sizsiniz. Tüm hadisleri yok saysanızda bu değişmez.

    Anladığım kadarıyla siz kendi düşünceniz dışında islamın hiç bir yorumuna katılmıyorsunuz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. misafir bu çişli, karili vb. çok nezih ve bilimsel makalenin yazari kim acaba? Utandigi için mi adini yazmamiş bu mösyö ?

    Tanriya neden vahyi geç gönderdin diye sitem ediyor! Olur bir daha ki sefer ona sorar ne zaman vahiy gonderecegini :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. aynen yukarda yazdığımı tekrarlıyorum. yaşı küçük kızlara izin verildiğinmi söyleyen ayeti buraya yazarak neden belge göstermediniz. çünki yok… bence Kuranı okumadan hadislerle kafanız yeteri kadar dolmuş. lütfen rica ediyorum buna cevap olarak kurandan belge ve ayet gösteriniz

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. “aynen yukarda yazdığımı tekrarlıyorum. yaşı küçük kızlara izin verildiğinmi söyleyen ayeti buraya yazarak neden belge göstermediniz. çünki yok… bence Kuranı okumadan hadislerle kafanız yeteri kadar dolmuş. lütfen rica ediyorum buna cevap olarak kurandan belge ve ayet gösteriniz”

    Buna örnek bir ayet var;

    Talak 4: Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki- |üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah’tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.

    Biri bana henüz adet görmemiş yaştaki kızların olası yaş grubunun kaç olabileceğini izah edebilir mi?

    Bu ayette bu kızlarla evlenilmez diyor mu yoksa evlenilmesinde bir beis görmediği ve iddet sorunununda orataya çıkan başka bir problemin telafisinden mi bahsediliyor,

    Hadi biraz dürüst olun,deneyin,o kadar da zor olamaz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. “ilk adet görme (Menarş) kız çocuklarının puberte gelişimi sırasında üreme çağına geçişin bir işareti olarak kabul edilir. İlk adete menarş da denmektedir. Menarş yaşı kız çocuğunun genetik yapısı, beslenme ve sosyokültürel yapısı ile ilişkilidir. Ortalama olarak 9 ile 16 yaş arasında olabilir. Menarş yaşı coğrafik bölge ile de ilgilidir.”

    Bu durumda henüz adet görmemiş yaş grubu 9 dan küçük olabiliyor.

    Ayette ise “boşanma hukuku” yapıldığına göre, elbette evlenilebileceğine de onay verilmiş oluyor.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. “..adet-ten kesilen kadinlarinizin
    -iddet bekleme sürelerinde kuskuya düserseniz
    -onlarin iddet-leri üc aydir
    -hic adet görmemis kadinlarin süreleri de böyledir
    -gebe olan kadinlarin süreleri ise yüklerini birakmalarina kadardir..”(talak/4)

    bu ayet-te bahsedilen
    önce adetten kesilen kadinin belki hamile olabilecegi kuskusuyla üc ay beklenmesini istiyor bir baskasi ile evlenebilmesi icin..(yeni teknolojik imkanlar sayesinde bu süreye ihtiyac olmayabilir)

    adet
    görmeyen kadin da aynen onun gibidir
    dikkat edin burada YASTAN bahsediliyor mu ?

    demek ki
    bu ayette hic adet görmemis kadin sözünden daha
    kücük yastaki bir kizin da evlenilebilecegini cikarmak aklin ve mantigin ötesinde bir sey..

    “..bosanmis kadinlarin kendi baslarina üc adet ve temizlenme süresi beklerler
    -eger Allah´a ve ahiret gününe inanmakta iseler
    -Allah´in onlarin rahimlerinde yarattigini saklamalari kendilerine helal olmaz..(bakara/228)

    simdi soruyorum
    yukaridaki iki ayetten cocuk yastaki bir kizin
    yani daha adet görme yasina bile gelmeyen bir kizin evlenebilecegini nasil anladiniz ?

    “..yetim-leri
    -NIKAH CAGINA gelmelerine kadar gözetleyip deneyin
    -o zaman onlarda icinize sinecek bir OLGUNLUK ve ERGINLIK görürseniz
    -mallarini onlara geri verin
    -büyüyecekler diye bu mallari tez elden sacip savurarak yemeyin..
    -zengin olan
    -iffetli davransin
    -fakir olan ise örfün gerekli kildigi oranda yesin
    -mallarini kendilerine teslim ettiginiz zaman yanlarinda taniklar bulundurun..(nisa/6)

    bu
    ayet-te gecen sözlere lütfen dikkat edin..

    ayet NIKAH CAGINA gelmeleri sözünü acikca kullaniyor ve aciklik getiriyor..

    demek ki
    bir NIKAH CAGI var..

    öyle iddia edildigi gibi KÜCÜK YASTAN bahseden ise asla yok..

    Qur´an
    NIKAH CAGINI da nasil anlayabilecegimizi su sözlerle acikliyor;

    -O zaman onlarda icinize sinecek bir OLGUNLUK ve ERGINLIK görürseniz..”

    (Muhammed kendi döneminde cagimizin kurallarini anlatmis ilginc degil mi?)

    yani
    aile reisi size emanet edilen YETIM-ler de
    yada kendi EVLAT-larinda OLGUNLUK ve ERGENLIK görecektir yoksa asla evlenmelerine müsaade edemez..

    iste Qur´an iste acik secik ayet-leri..

    Allah acikca söylemedigi hicbir seyden kullarini sorumlu tutmaz..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. yukarıda ebubekir bir ayet yazıp açıklamasında aynen şöyle demiş:
    “demek ki
    bu ayette hic adet görmemis kadin sözünden daha
    kücük yastaki bir kizin da evlenilebilecegini cikarmak aklin ve mantigin ötesinde bir sey..”

    yahu “hiç adet görmemiş kadın” sözünden küçük yaştaki kız çocuklarından bahsedildiğini anlamamak aklın ve mantığın ötesinde asıl…
    sen ne anlıyorsunki bu söz diziminden…
    hadi güzel türkçemize bakalım biraz, inceleyelim bu söz dizimini…
    “hiç adet görmemiş kadın”
    yani neymiş;
    hiç adet görmemişmiş…
    yani demek neymiş;
    adet görme yaşına gelmemiş demekmiş.
    üstelik söz konusu ayette diyorsunki;
    “hiç adet görmemiş kadınlarda da bu böyledir”.
    ki bu boşanma ile ilgili bir mevzu…
    evlenmeyi geçtik boşanıyorlar alooooo….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Muhammed, Safiyye ile evlenirken bu bekleme süresine uymuş mudur?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Belki evlenme yaşının gecikmesi, bizim yaşadığımız döneminde ki toplumların handikapıdır. Doğru olan küçük yaşta evlenmektir. Neden Kuranı o şekilde yorumlamıyorsunuz. Belki sizin karşı çıktığınız yorumlar yanlış. Daha doğrusu öğrendiğiniz (geç yaşta evlenilmeli) şeyler yanlış. Olamaz mı?

    Kurana karşı çıkmak yerine, kendi ahlaksal yargılarımızı gözden geçirsek…

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. fazla düşünmek iyi gelmiyor galiba.olur mu öyle şey küçük yaşta evliliğin yaratacağı sorunlar ahlaki olmaktan öte bilimsel değildir.Kız ÇOÇUĞU dokuz yaşında adet olmaya başlayabilir ,ama adet görünce ÇOÇUKLUKTAN çıkmış mı oluyor.Bence ÇOÇUK kavramını düşünmeniz gerekiyor.
    Evet var böyle örnekler ,peki sonuç ne ,çoçuğuyla beraber büyüyen ÇOÇUKLAR.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. yazdi;
    “…yani neymiş;
    hiç adet görmemişmiş…
    yani demek neymiş;
    adet görme yaşına gelmemiş demekmiş..”gercekten öylemi?

    yoksa söylede olabilirmi örnegin;

    hormon bozuklugundan ADET görmeyebilir..
    dogurganligi da yoktur ama evlenmeye engel degildir..

    ne dersin ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Suudi Arabistan’da babası tarafından zorla 80’lik bir adamla evlendirilen 12 yaşındaki kız çocuğu boşanmaktan vazgeçerek herkesi şaşırttı.

    Okaz gazetesi, çocuk haklarını savunan dernek ve eylemcilerden destek görmesine rağmen küçük kızın annesiyle birlikte gittiği Riyad’ın kuzeyindeki mahkemeden boşanma dilekçesini geri çektiğini belirtirken, El Riyad gazetesi de, kızın sadece okula gitmeye devam etmeyi talep ettiğini yazdı.

    Küçük kızın avukatı Salah El Dabibi de, dilekçenin geri çekilmesinden “tiksinti duyduğunu” belirttiği açıklamasında, kızın annesinin çocuğa baskı yapmış olabileceğinden söz etti.

    Boşanmış kadınların savunmasını üstlenen bir derneği yöneten Prenses Serra Bint Mesaid Bin Abdülaziz, Kral Abdullah’tan çocukların evlendirilmesini yasaklaması konusunda girişimde bulunmasını istedi.

    El Riyad gazetesi, küçük kızın ocak ayında kendisi ve annesinin karşı çıkmasına rağmen 68 yaş büyük bir yetişkinle evlendirildiğini, bu evliliğin kızın annesinden ayrı yaşayan babası tarafından yaklaşık 23 bin dolarlık başlık parası karşılığında yapıldığını yazmıştı.

    AA

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. bu tartışmanın bugün için bir anlamı yok.Bu günün şartlarında bu kabul edilebilir birşey değildir.
    Ama ortalama yaşın 30 olduğu taş devrine gidersek belki anlamlı olabilir.
    Merak ettiğim bir şey var muhammed devrinde ortalama yaş ömrü kaçtı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. insan bazen doğru bildiği şeye fazlasıyla sarılır.
    kendinle çelişmektense dünyayla çelişmeyi tercih edersin.
    ve doğrularınla ilgili sonuna kadar savaşım verirsin.
    sana bu açıdan baktığımda anlayabiliyorum.
    ama hepsi bu..
    benim öyle sıkı sıkıya sarıldığım doğrularım ve değerlerim yok malesef.
    bugün beni ikna edersen seni de onaylayabilirim mesela…
    ama sende de takılmam devam ederim.
    sanırım sen bütün bunların ne anlama geldiğini teorik olarak algılayabilirsin en fazla.
    dert değil 🙂

    bu açıklamadan sonra yukarıda bana kendince oturttuğun lafı kaldıralım da sen de altında kalma…
    demişsinki;
    “hormon bozuklugundan ADET görmeyebilir..
    dogurganligi da yoktur ama evlenmeye engel degildir..”
    diyorumki;
    zaten tartışılan konu boşanmadaki bekleme süresiyle ilgiliydi.
    bekleme süresi de sadece hamile olup olmadığının anlaşılmasıyla ilgiliydi.
    söz konusu regl olmamış çocukların da 3 ay beklemesinin sebebi bu…
    birinin seni becermesi hormon bozukluğunu tedavi etmez en fazla hamile bırakabilir.
    söylenen de bu.
    nerden bakarsan bak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Hem abartmayın canım. Bakın 16 yaşında da menarş olabiliyormuş kızlar. Ne yapsın yani o yaşına kadar bekar mı kalsın?

    Gençliğini oyun parklarında mı geçirsin. Hem Allah’tan iyi mi bileceksiniz?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Sn.MoRGaNa,

    “..bugün beni ikna edersen seni de onaylayabilirim mesela…”

    ilk önce su tespiti yapalim,
    kimseyi ikna etmek gibi bir derdim yok ve hic bir vakit olmadi..

    mevzu
    ikna meselesi de degildir zaten aksine Qur´an´i dogru okuma ve anlama noktasinda gayret göstermektir..

    paylasimdan kasit “öküz altinda buzagi” aramak degilse sorunda yok anlayan anlar anlamayan da neyi anlamak istiyorsa onu anlar sonucta ekilen bicilecek yapacak birsey yok..

    örnegin
    sonsuz arkadasin astigi yazi;
    “..12 yaşındaki kız 80’lik adamı boşamadı..” simdi bu yazinin konumuzla ne ligisi var ? yada islam ile ne alakasi var ?

    adam
    kendi örfünü/gelenegini velevki islam diye savunmaya kalksa bile bizim bunu kabul etmemiz yada islam aleyhine
    kullanmamiz mi gerekir ?

    sürekli
    Avrupa pratik uygulamalarinda müslüman,ülkemiz dahil islam dünyasi ise pratik uygulamalarinda gayri müslim´dir anlaminda yazi yazdim ama olmuyor celiski arayan celiski buluyor
    öküz altinda buzagi arayanlar gibi..

    Qur´an´in resit olmayan kücük kizlarla evlenebilecegini iddia edip bu konuyu islam aleyhine kullanmak istiyenlere;
    hayir öyle birsey yok diyorum ama onlar hala NAAYIR diyor !?

    NIKAH icin
    OLGUNLUK cagi
    ERGINLIK cagi var
    KÜCÜK YASTAN bahsedilmiyor diyorum onlar halen NAAYIR diyor..

    Ee !?

    isaret bekleyene isaret yok
    celiski arayana da celiskiden baska bir sey yok..

    öyleyse anlatmaya devam..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Suudi Arabistan başmüftüsü, küçük yaştaki kızların evlenebileceğine dair fetva verdi.

    El Hayat gazetesinin haberine göre, başmüftü Şeyh Abdül-Aziz bin Baz, 10 yaşındaki kızların evlenebileceğini ve bunun çok erken bir yaş olduğunu düşünenlerin kızlara haksızlık yaptığını söyledi.

    Bir konferansta konuşan başmüftü, kadınların 25 yaşından önce evlenmemesi gerektiğini söyleyenlerin de yanlış yolda olduklarını ifade etti.

    Ülkedeki insan hakları savunucuları, kızların küçük yaşta evlendirilmelerinin engellenmesi yönünde çaba gösteriyor ve hükümete evlilik için yaş sınırı belirlemesi yönünde baskı yapıyor.

    Devlet kontrolündeki Ulusal İnsan Hakları Komisyonu, dün yaptığı açıklamada, kızların küçük yaşta evlendirilmelerini kınamıştı.

    10.yasindaki.kizlar.evlenebilir.fetvasi

    Bu daha bir şey değil bir de şu videoyu izleyin,bunlar hep kuranı anlamayanlar değil mi?

    Bir yaşındaki bir kızla bile evlenebilir..

    İslam`da istenilen yaşta evlilik sözleşmesi yapılabileceğini söyleyen Suudi yetkili, “Hz. Muhammed eşini 6 yaşındayken nikâhına aldı. 9 yaşında cinsel ilişkiye girdi” dedi..

    Özellikle Müslüman ülkelerde çocuk yaşta kızların aileleri tarafından evlendirilmesi ilginç bir tartışma başlattı. Lübnanda yayın yapan LBC televizyonuna konuşan Suudi Arabistanın evlilik işleri dairesinde görevli Ahmad Al-Mubinin Hz.Muhammedin yaşamını örnek göstererek söylediği "Peygamberimizi model almalıyız. Hz. Ayşe ile 6 yaşında evlendi. 9 yaşında cinsel ilişkiye girdi. Evliliğe giriş için yaş sınırı yok. 1 yaşındaki bir kızla bile evlilik sözleşmesi yapabilirsiniz. 9, 8, 7 diye belirtilen bir yaş sınırı İslamda yok” sözleri şok etkisi yarattı. Al Mu`bi “Evliliğin iki aşamalı tanımlanabileceğini söyleyerek “Biri evlilik sözleşmesi yaptığın, ikincisi de cinsel ilişkiye girdiğin zamandır” dedi.

    CİNSEL İLİŞKİ 8-13 YAŞ

    Bazı ülkelerin cinsel ilişki yaşını yasal düzenlemelerle 18 olarak belirlediğini söyleyen Suudi yetkili, “Ama Yemende 8 ile 13 arasında değişiyor" dedi. 19 Haziranda yayınlanan programın sunucusunun “Peki İslam`a göre uygun olan yaş nedir” sorusuna ise ” Eğer koruyucu olan baba ise iki tip koruyuculuk vardır. Baba kızını onu koruyabilecek kişiyle evlendirirse bu her durumda geçerli bir uygulamadır. Baba ihtiyaçları ya da eşini kaybetmesi durumunda bakımını üstlenemediği kızlarını başka bir erkeğin korumasını uygun görür” cevabını verdi. Bu sözler dini çevrelerde farklı tepkilere yol açtı.

    link to tumgazeteler.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. TAnrının yaptığı yanlışlarmı ?
    İnsanların uydurma rivayetlere uyupta nefsine uyanların yanlışımı bu ?
    Tanrı neden o zaman hz. Ademe tek eş olan HAVVAYI yaratmıştır ?
    neden ademe 4 eş yaratmamış çoğalsın ve dünyaya yayılsın diye ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Bu soruyu Muhammed’e sor bakalım bir de. O ne derdi acaba?

    (Eklerdin bir de “sen nefsine uyup yanlış yapıyosun sayın peygamber” şeklinde.)

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. yaratılış öyküsü olarak adem ve havva ele alınır hep.
    herkes kendine en yakın gördüğü efaneye_teoriye tutunur ve bu böyle sürer gider.
    oysa bahsettiğiniz öyküde bir de lilith efsanesi var.
    onu da es geçmeyin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Allahın gönderdiği peygambere dil uzatma bence dostum başka yerlerden kanıt getir.
    çünki ikimizde peygamberin yanında değildik.
    Ama kanıt olarak Kuran yeter bence o bozulmamış ve korunmuş
    bir kitaptır.
    Allah olayın içinde iken peygamberine sapıklıkmı yaptıracak yada izin verecek sence ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Çok eşliliği yanlış olarak gören sensin. Bu işlerin sencesi bencesi yoktur. Bakınız ne diyor kuran.

    Nisa (3) Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

    Tek eşlilik mi? Pardon… Hangi dinden bahsediyordunuz.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. 14 asır öncesinemi gittin
    yada empati yapabiliyormusun ?
    iş sahası olmayan o kadınlar ne yapacaktı ?
    ey erkekler istediğiniz zaman çok eş alabilirmisiniz
    diyemi seslenmiş Tanrı.
    bir takım şartların oluşmasımı gerek yoksa
    Dünya savaşlarında hristiyan kadınlardan
    kaç tanesi fuhuş yaparak geçimini sağladı yada
    kaç kişi intihar etti araştırdınmı yoksa ?
    *
    ya geçinmek için hırsızlık yapanlar ?
    her şeye cinsel bakış açısıylamı bakarsınız ?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. Kuran yerel ve bölgesel bir kitaptır. Evrensel değildir mi diyorsunuz? Neden kurandan kanıt istiyorsunuz o halde söylediklerini geçersiz bulacaksanız?

    Nisa 3 ayeti “o zamana ait evrensel olmayan” bir ayet midir?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Ali Bulaç 3- Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır.
    Diyanet Vakfı 3. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.
    Edip Yüksel 4:3 Yetimler hakkında adaletli davranamamaktan korkuyorsanız uygun gördüğünüz kadınlarla ikişer, üçer, dörder evlenebilirsiniz. Onlara eşit davranamamaktan korkuyorsanız bir taneyle veya yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ile2 yetinin. Sapmamanız için en uygunu budur.3
    Elmalılı Hamdi Yazır 3-Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal edilen kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın ve eğer bu takdirde adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir kadın ile veya sahibi bulunduğunuz cariye ile yetinin. Bu, azmamanız, haksızlık yapmamanız için daha elverişlidir.
    Süleyman Ateş 3. Şayet öksüz(kızlarla evlendiğiniz takdirde on)lar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. O(kadı)nlar arasında da adalet yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın; yahut ellerinizin altında bulunan(cariye)lerle yetinin. Cevr (ve haksızlık) etmemeniz için en uygun olan budur.
    Yaşar Nuri Öztürk 3 Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.

    Bakın değişik  yorumculkarın  mellerini  aldım  burayaki
          hepsi  yetimler hakkında   diyor   ve  böyle  başlıyor.
         şimdi  çevrenizdeki   çok eşlilere  bakarmısınız.
             yetimmi  almışlar.
          geçen  haftalarda bir  gazeteci  iki  eşiyle   star  tv  ye  gelmişti 
        eğer izleyenniniz  varsa.  ama kayınpederlerini  ve kaynanalarını
         methettiğine göre   eşlerinden (kendi  deyimiyle eşi) hiç  biri
           yetim yada dul  değilmiş.
             ve  bu  ayeti  yani  nisa suresi 3. ayetini bahane  gösteriyor.
        allah  sormazmı  ona.   eşlerin yetimmiydi  diye ?
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Ayet açıkça : yetimleri kalmış dul kadınlar hakkında demiyormu sizce ?
    empati yapmadığınıza eminim.
    14 asır eveline gidin ve kadın olun 3-5 çocuğunuz olsun ve kocanız savaşta ölmüş olsun
    acaba ne yapardınız merak ediyorum.
    düşünemediğinize göre yaşamakta istemiyeceğiniz kesin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. ya ben anlamıyorum yetimi al iyi güzel de

    bakımını üstlen,
    eğitimini-görgüsünü (zamanı içinde ne ise)üstlen,
    iyi huylu bir başka bekar erkekle evlendir vakti gelince ve mümkünse yetim sana “baba” desin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. yani bu kadarına pes. dul ayrı yetim ayrı eğer yorumsa benim yorumum da şu:

    yetimleri olan dul kadını alın dul kadını da yetimlerini de helal kılmışlar sanırım size.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Nerde geçiyor yetimleri olan dul kadın diye?

    Ayet şunu anlatıyor. Eğer bir kız çocuğunu alıp büyütmüşsen, (kızın bellemişsen) onunla evlenmek yerine (hani olur ya canın çeker falan) onun yerine ikişer, üçer, dörder helal kadınlardan al diyor.

    Sn meta. Okuduğunu anlayabiliyor musun?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. valla hakkaten son noktayı koydu 🙂
    bence sen sus xenix…
    bunun üstüne laf söylenmez şimdi :))))

    ama benim bir sorum olacak.
    şimdi hani bir kaç eş, hatta cariyeler söz konusu ya…
    yani aslında yanlış sayıya takılıyoruz.
    resmisi 4 arkadaşlar.
    cariyeler için sayı belirtilmiyor.
    neyse….
    eşlerden biri delirir de diğerlerini parça pinçik ederse bunun yaptırımı nedir?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. ayrıca kadınlar yüzlerce yıldır değişik sebeple dul kalırlar ve bu onların zavallı, bir erkeğin korumasına muhtaç olduklarını göstermez. Kadın onurlu ve güçlü bir varlıktır tarlaya gider, ticaretle uğraşır, vardiyalarda çalışır, camları siler, memur olur, yönetici olur…vs. çölde de okyanusta da bir kadın eğer gerçekten istiyorsa çocuğuna da bakar kendisine de..aksi; sizin kadını zavallı ve meta gösterme çabanızdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. doğru bir laf

    “14 asır eveline gidin “

    kimse 15 asır evvelini düşünmüyor, düşünmek istemiyor neden?

    Kitap durup dururken inmez.

    Allah, hadi bugün canım sıkıldı şunlara bir din göndereyim demez;)

    O günkü şartlar çok kötüydü arkadaşlar çok kötü.. şartlara göre algılama ve yargılama yapalım lütfen.

    Kendinizi muhammedin yerine koyun da düşünün, neyi nasıl hallediyordunuz?

    Kör cahil birisinin oturup da, bunları bir yerlerinden nasıl uydurabileceğini bir düşünün.

    Tamam, inanmıyor olabilirsiniz, allah ta mallah da yok. eyvallah! tamam ama;

    sosyal iyileştirme yönündede mi hiç çaba yok?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. dikkat edin

    cok eslilik
    kölelik
    kadin esirler(cariye)
    icki
    zina
    (vs.)
    ile ilgili ayetler O toplumda var olan ilkel uygulamalari asamali bir bicimde zamana yayarak islah etmeyi hedeflenmistir..

    birden
    cözülmesi mümkün olmayan sosyal sorunlarin zamana yayilarak asama asama cözüme kavusturulmasi günümüzde dahi uygulanan yöntemlerden biridir..

    zaten
    dünyanin neredeyse tüm medeni hukuk mahkemelerinde uygulanmaya calisilan bundan baska bir sey midir ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. Sn. Statik, Nesi kötüymüş o devirde dünyanın? Neyi düzeltmiş tanrı?

    Tek bildiğimiz, Arap aleminin gasplarla keyfi düzelmiş evet… EE başkaca?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. tamamına bakmak lazım. Sadece arap dünyasına bakmak bizi yanıltır.

    Kim nerede? ne yapıyordu? bunları, tarih sayfalarına bakarak çıkarmak lazım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. Tarih sahnesinde dünya, bu durumunu dinlere mi borçludur?

    Bazıları:

    -Atilla’nın veya İskender’in genç yaşta ölümü…
    -Türk kentleri Buhara, Semerkant ve Horasan’ın yezid ordularınca fethi ve kıyımı…
    -Gedik Ahmet paşanın Otranto’yu fethi olayı…(Venedik yükseliyor, İtalya Osmanlı vesayetine girmiyor ve rönesans başlıyor)
    -Başarısız Viyana seferleri…
    -Hanibal’ın başarısızlığı…
    -Pers’lerin başarısızlığı…
    -Amerika’nın keşfi…
    -İstanbul’un alınması… (II. Mehmet yeni roma imparatoru oluyor.)
    -İnka, Mayaların yokedilmesi ve gasp edilen altınların yeni dünya’dan avrupaya getirilişi… Yahudilerinn İspanya’dan sürülmesi ve Kraliçe Elizabeth’in bu altınları ilk defa kapitalizm’in emrine sunması…
    -Hitler…(Makinaların gücü)
    -Patates ekimi… (ingiliz emperyalizmi)
    -Barbaros’un Akdeniz sultası…(Avrupa yeni altın yolu arıyor)
    -Fransız devrimi…
    -Atatürk ve devrimleri…
    -İnsan Hakları beyannamesi…

    Din olanlar:

    -Arap fetihleri…(İslam başlıyor)
    -Pavlus’un Korinthia ve Roma’ya mektupları (Hristiyanlık başlıyor)
    -Asur’un Kudüsü Fethi ve yahudilerin esir edilmesi…(Musevilik başlıyor)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. oik0s yazdi;
    “..Tarih sahnesinde dünya, bu durumunu dinlere mi borçludur?..”

    evet borcludur sözde yada sahici bir baglilik olsun dinden
    bagimsiz bir basari düsünülemez..

    örnegin;
    “..-Atatürk ve devrimleri…”

    evet Mustafa Kemal dahi camilerde verdigi VAAZ´dan tutun
    meclisin acilisina kadar dini kullanmis hocalarin önderliginde
    EZAN
    ILAHI
    DUA
    NAMAZ
    HATIM
    gibi dini ritüeller esliginde ideolojisini ancak gerceklestirebilmistir..

    anliyacaginiz yüzde 98 ateist bilim adamlari(video)istemesede
    kabul etmesede DINSIZ olmuyor..

    hani bir söz vardir
    “her basarili erkegin arkasinda bir kadin vardir”denir..

    ben bunu güncelliyeyim ve her
    “basarili liderin arkasinda DIN vardir” diye zenginlestireyim..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Bir başarıdan sözetmiyorum Ebubekir.
    Hele senden hiç sözetmiyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Din ile inanç aynı şeyler değildir. Bu yüzden ateist birine veya deist birine bir dine inanıyor diyemeyiz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. din veya ideolojide -yasak- sayilan alanlar dogal olarak varoldugu icin -yasak/günah- kavramina sahip olmayan din/ideoloji yoktur..

    dinlerin/ideolojilerin yasaklari/günahlari yorumlayis bicimleri farklidir ve bu yaptirimlar da dogal olarak farkli olagelmistir..

    dolayisiyla insan
    bilgisizligi
    gurur
    bencillik
    kin
    hirs
    hased gibi nefsi (beseri) özellikleri nedeniyle suc/günah isler..

    bence her
    din/ideoloji basta bir inanc sistemidir yani
    inanilacak ilkeler dinlerin/ideolojilerin temelidirler..

    bir
    din/ideoloji pratige aktarilmadan önce inanc ilkeleriyle ortaya cikar ve dine/ideolojiye rengini onun AKIDEsi (teori/ilke/iman/inanc) verir..

    iman (teori/inanc) ASIL-dir pratik (amel) ondan sonra gelir
    pratik (amel) ANLAM-ini IMAN-dan (teori/ilke/inanc) alir..

    yani
    pratik (amel/teori/ilke/inanc) IMANI dogurmaz ama IMAN (inac/teori) pratigi (ameli) dogurur..

    nitekim insan
    uyku
    unutkanlik
    cebr
    halleri haric ancak inandigi(iman) seyi pratige döker uygular..

    örnegin;
    kisi bir seye inandigi (iman/ilke/teori/inanc) icin o seyi yerine getirir yoksa o seyi yerine getirdigi icin inancli(iman) olmus olmaz..

    IMAN (teori/ilke/inanc)
    akil/kalb/gönül isidir pratik (amel) uzuvlara aittir uzuvlar ise akla/kalbe/gönüle tabidir..

    sorumu tekrarliyorum;

    (sonsuz yazdi;Din ile inanç aynı şeyler değildir) gercekten öylemi ?

    evet diyorsaniz nedenini aciklarmisiniz ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Sizin de dediğiniz gibi, dinler inanç sistemleridir. İçlerinde inançları da, uygulamları da, ritüelleri de barındırır. Çoğu kişinin aynı kaynaktan beslendiği bir yapıları vardır. Günahları, sevapları, cezaları vs bir sürü (saydığınız) şey barındırır.

    Oysa inanç kişiseldir. Bir yaptırımı yoktur. Basittir. Sistemli değildir.

    Ben sigaranın yararlı olduğuna inanabilirim. Yarın güneşin doğacağına inanabilirim. 2012 de kıyametin kopacağına inanabilirim. Garajımda bir ejderha yaşadığına inanabilirim. Üç gün sonra yağmur yağacağına inanabilirim. Bunların hiç biri din değildir. Sadece beni bağlayan inançlardır.

    Bu bağlamda değerlendirdiğiniz de “ateizm” de bir din değildir. Çünkü kişilerin yaşayış biçimlerini, ritüellerini, davranışlarını belirlemez. Ortak bir kaynaktan beslenmezler.

    Konunun çıkış noktasına örnek verecek olursak.
    Çinli bir müslüman, amerikalı bir müslüman ve arap müslüman aynı kaynaktan beslenip, benzer davranış biçimlerini gösterir. Oysa çinli ateist, amerikalı ateist ve arap ateist aynı şekilde yaşamaz, davranmaz.

    Pul koleksiyonu yapmak hobidir. Ama yapmamak -yapmamanın hobisi- değildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. “..Bu bağlamda değerlendirdiğiniz de “ateizm” de bir din değildir.
    Çünkü kişilerin
    yaşayış biçimlerini,
    ritüellerini,
    davranışlarını
    belirlemez..” diyorsunuz peki

    siz sunu mu demek istiyorsunuz;

    bir ideoloji
    yukarda saydiginiz inanis ve yasam tarzini
    teblig
    yasa
    yönetmelik (vs.)
    uygulamalariyla kisileri zorladigi AN-da bir DIN olarak kabul edilmelidir..

    örnegin;

    -Mustafa Kemal ve ILKE-leri bahane edilerek
    vatandaslarin yasam tarzina müdahale edilmesini
    ARTI
    kemalist ilkelere has ritüel ve davranis bicimlerinin dayatilmasi ve yasalarla uygulamaya konmasini

    ve daha nice uygulamalar bir DIN kabul edilmeli
    sizin mantiginizla düsünürsek..

    fark nerde !?

    diyorsunuz ki;
    “..Çinli bir müslüman, amerikalı bir müslüman ve arap müslüman aynı kaynaktan beslenip, benzer davranış biçimlerini gösterir..”

    !?

    -göstermediklerini Türkiye örneginde cok acik görebiliyoruz..

    yine diyorsunuz ki;
    “..Oysa çinli ateist, amerikalı ateist ve arap ateist aynı şekilde yaşamaz, davranmaz..”

    !?

    -ateistlerin yasam tarzlarini belirleyen ateizm degil yasadiklari ülkeye hakim olan otorite yani SISTEMdir..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. Mesela İran islam cumhuriyetinde ya da birleşik arap emirliklerinde hakim olan otoritenin ateistlerin yaşam tarzlarını belirlemesi gibi değil mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Kitaplı dinler bir yaşam biçimi dayatırlar, ne yapman gerektiği, nasıl yaşaman gerektiği hatta hatta nasıl düşünürsen doğru olması gerektiği gibi.

    Ebubekir ne düşünüyor?

    Ebubekir’de diğer islam savunucuları gibi şeriat düzeninin gerekliliğini savunuyor değilmi ebubekir?

    Hele bir inansın insanlar, bakın nasılda parçalayacağız Atatürk büstlerini, nasıl yakacağız resimlerini ve nasıl sallandıracağız Atatürk’ü savunan insanları. Hele o aydınlar, düşünürler yokmu, ilk önce onları sallandıracağız.

    Ve iktidar islami rejim olacak. Herkes oruç tutacak, herkes kapanacak, herkes sadece ve sadece kuran okuyacak, herkes muhammede biat edecek, her hanede ilahi sesleri duyulacak, her hanede zikir yapılacak.

    Sen ne saçmalıyorsun ya? Bütün söylenenleri katı bir haklılıkla bir şekilde reddetmekten ve her cümlenin anlamını islamın en doğru ve en güzel inanış olduğuna dayandırmaktan sıtkımızı sıyırdın kardeşim.

    Daha kitaplı din ile ateizmi ayıramıyorsun, sonra bu zekayla vaaz vermeye çalışıyorsun.

    Git oku, araştır da gel kardeşim. Bu cehalet işte.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. gamaro yazdi;
    “..Mesela İran islam cumhuriyetinde ya da birleşik arap emirliklerinde hakim olan otoritenin ateistlerin yaşam tarzlarını belirlemesi gibi değil mi?..”

    verdiginiz
    örneklerin konuyla ve verdigim cevap ile ne ilgisi var ?

    verdigim cevapta bir ayirim yaptigimi da hatirlamiyorum..

    sonsuz yazmisti;
    “..Oysa çinli ateist, amerikalı ateist ve arap ateist aynı şekilde yaşamaz, davranmaz..”

    ve ben söyle cevap vermistim;

    “..-ateistlerin yasam tarzlarini belirleyen ateizm degil yasadiklari ülkeye hakim olan otorite yani SISTEMdir..”

    yani bu SISTEM
    Mustafa Kemal´in ideolojisi olabilecegi gibi humeyninin ideolojisi de olabilir ne fark eder ?

    sonucta
    insanlari su veya bu sekilde yönlendiren SISTEMlerdir..

    örnegin;
    kominizm/SISTEM/ ile yönetilen ülkelerde hakim otoritenin dindarlarin yasam tarzlarini nasil belirliyorlar ve müdahale ediyorlardi hatirlayin..

    sayin gamaro
    size yakin tarihimizden bir örnek vereyim;

    ayni tarihte ikiye bölünen ülke Almanya dogu ve bati
    irklari bir
    dilleri bir
    dinleri bir
    kültürleri bir
    her ikisi savas maglubu ve esir..

    ayni günde iki farkli sistemin haikimiyeti altina giriyorlar
    bati kapitalizm
    dogu kominizm
    nokta sifir
    yaris basliyor
    bati almanya almis basini gidiyor
    dogu yerinde sayiyor..

    sene 1983
    bati Almanya milyarlari sayiyor ruslara
    aliyor 18 milyonluk doguyu yikiyor duvarlari..

    ayni
    sartlarda yola cikan bu
    -tek millet iki devlet-in batisinda kalan Almanin basarisinin sirri nedir sizce ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. Evet,Humeyni’yi de örnek verebilirdiniz,ama vermediniz,bir başkasını tercih ettiniz.

    Ve ben de Birleşik Arap Emirlikleri’ni seçmek zorunda değildim şüphesiz, ama gittim yine de onu seçtim.

    Takdir edersiniz ki tüm bunlar tesadüf değildir..öyle değil mi sevgili Ebubekir?

    Şimdi vakit geç oldu..yarın nasılsa yine yazışırız,herkese iyi geceler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. “ve ben söyle cevap vermistim;

    “..-ateistlerin yasam tarzlarini belirleyen ateizm degil yasadiklari ülkeye hakim olan otorite yani SISTEMdir..””

    İşte bu yüzden ateizm din değildir denmiş zaten. Siz de aynı şeyi söylediğiniz halde neye itiraz ediyorsunuz? Ateistlerin yaşam tarzını belirleyen şey ateizm değilse nasıl, “ateizm dindir” diye iddia ettiniz?

    Aynı şeyi söyleyip, farklı bir şey gibi söylemek zor olmuyor mu?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. xenix yazdi;
    “..İşte bu yüzden ateizm din değildir denmiş zaten..”

    ateizm´i /komünizm/ bir SISTEM (din/ilke) olarak uygulayan rusya/kuba/kızıl khmer rejimlerini (vs.) düsünmenizi tavsiye ederim..

    iste
    bende bu yoruma/yorumunuza katilmadigimi yazdim ve yaziyorum her sistem bir dindir ve her din bir sistemdir..

    FARK-lari ?

    biri 70/80 yillik insan ömrünü dezayn ederken digerinin
    ARTI ölüm sonrasi yasam ile ilgili önerileri var..

    ideologlarin (ideoloji/ilke/akide) din´i hayatin disina
    kendi dört duvar arasina cekilmesini önermesi/dayatmasi güclü bir rakibi diskalifiye etmek arzusundan baska bir anlami yoktur..

    tarih kutsanmis lider kültü örnekleriyle dolu
    günümüzde oldugu gibi sonucta insan ayni insan tüm zaaflariyla..

    Y.Z.Ortac´in “Atatürk Ekber” siirini (1933/T.D.K.yay.)okuyun..
    elbette buna benzer yüzlerce örnek vardir..

    bagli olmak ile
    bagimli olmak
    arasindaki farki FARK etmek bir ERDEM-dir..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. Windows XP işletim SİSTEMi de bir din midir?
    Ya matematik sistemleri?
    Mühendislik sistemleri?

    Sonsuz.Us ta yaşayan bir sistemmiş (öyle demiş sonsuz) Sonsuz.Us ta bir din midir?

    Ateizmle, komünizm arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz?

    Sn. ebubekir, sizin kafanız epey karışmış bu konuda. Gelin sadeleştirme yapalım.

    “bende bu yoruma/yorumunuza katilmadigimi yazdim ve yaziyorum her sistem bir dindir ve her din bir sistemdir.. “

    Bu çift taraflı bir önerme olarak baktığınızdan yanlış. Her din bir sistemdir, ama her sistem bir din değildir. Kaldı ki ateizm, sistem bile değildir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Arkadaş güya kötü örnekler veriyor.

    Rusya diyor, doğu Almanya diyor. Onlar KAPİTALİZME geçtiler islama değil…

    Ya din savun ya da kapitali bi karar ver?

    Ama neyi unutmayacaksın : Kapital dediğin yeryüzü kaynaklarına dayalı bir sistem. Hani diyorum bir gün petrol-demir bitecek… O gün görüşelim.

    Ayrıca bugün İran’da kemalizm yok, laikler yok, buna mukabil çatışıp duruyorlar neden acaba? Nerde demokrasi illa takkelilere biat mı etmeliler. Evet orada da savaş var takkelilerle takkesizler arasında… İslamın olduğu heryerde bu savaşı görmek mümkün(petrol zengini araplar hariç. adam süper yatında cote d’azur sahillerinde keyif yapıyor işi olmaz.)(Bir de inan bu çatışmaları ben çıkarmadım.)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. 10/ YÛNUS -6- Elbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve ALLÂH’ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir kavim için bir çok delîl vardır.

    67- O, öyle bir ALLÂH’dır ki, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü yaptı. Elbette bunda söz dinleyecek olan bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.

    44- ALLÂH gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikatı gören) gözlere sâhib olanlar için mutlak bir ibret vardır.

    27/ EN-NEML -86- Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. Îmân eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.

    Helsinki’de Oslo’da Kanada’da bağırıyor insanlar; “Ey Allahım bize niye vermedin…Edison ampülü bulmasa halimiz haraptı. Orucu bile Mekke saatine göre tutuyoruz. Camiler ezan vaktini bilemiyorlar:)Allahtan kul yapısı rolex saatlerimiz var… Gerçi saatin keşfi peygamberden 1000 sene falan sonra ama olsun biz bekledik biat ettik.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Dini konularda tartışmaya girmedim girmemde…Kim ne derse desin herkes bildiği ve inandığı gibi yaşayacaktır.Benim inancım senin inancından daha inançlı muhabbeti gibi geliyor bana : ))

    Gelelim videonun ne hissettirdiğine…O kız çocuğunu şapur şupur öperek sevesim geldi, hatta o şirin tatlı modelden bir tane bende istiyoruuummm diye tutturasım geldi :))))

    Neyse siz bana bakmayın devam edin muhabbetinize :))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. yazılan yazıyı öyle çarptırarak yazmışısınız ki bu konuda bilgisi olmayanları inandırabilirisinz..yazıyı yazanı ve kullnadığı uslubu ayrıca bu dine gönülden inanların değerlerini ayaklar altına alanları kınıyorum gerçekten yazık size başka ne diyeyimmm..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  58. desenize yayılamıyacaksınz hadi bakalım yayınlayında göreyim …eğer çok güveniyorsanız kendinize tabii.. işinize gelenleri ekleyeceksinz değilmi yorumlar kısmaına ne diiim artıkk.. yazık size yazık..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  59. Muhammed’in Günahları

    1- Haram aylarda savaşmak Allah tarafından yasaklanmış mıydı?

    Muhammed, haram aylarda savaştı mı? Savaştı.

    2- Evli bir kadına şehvet duymak, içinde ona karşı gizli hisler beslemek günah mıdır?

    Muhammed, evlatlığı Zeyd ile evliyken Zeynep’e göz koymuş mudur? Koymuştur. (Bkz. Ahzap-37)

    3- Evli olunmayan kadınla cinsel ilişki zina mıdır?

    Muhammed, 9-10 karısı varken evli olmadığı halde cariyesi Marya ile ilişkiye girmiş midir? Girmiştir. (Bkz.Tahrim suresi tefsiri, Elmalılı)

    4- Esir alınan bir kabilenin suçlu-suçsuz tüyü bitmiş tüm erkeklerini öldürmek günah mıdır?

    Muhammed, Beni Kaynuka kabilesinin tüm erkeklerini öldürtmüş, kadınlarını ve çocuklarını köle yaptırmış mıdır? Yaptırmıştır.

    5- Sırf kendisi hakkında eleştiride bulundukları, hicivli şiirler yazdıkları için suikastler düzenletmiş midir? Düzenletmiştir.

    yazının kaynağı ve devamı için
    link to panteidar.wordpress.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  60. iskorpit nerenden uyduruyorsan bunları bilmem ama burnuma hiçte iyi kokular gelmiyor.O taptığın putların aşkına, artık araştırda yaz.

    Ahzab suresi(37)
    Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    Ancak cahil insanları kandırabilirsin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  61. Hiç uydurmuyorum bire bir Elmalı’dan:

    Azhab/37- Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: “Hanımını kendine sıkı tut ve Allah’tan kork” diyordun da nefsinde Allah’ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah’ın emri de yerine getirilmiştir.

    Buyur burdan yak…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  62. Sigarayı bıraktım be balık kardeş! ordan yakamıcam:P mesele şu yeğen; :)))Bektaşi bir gün, meclisin birinde “namaza yaklaşmayın ayeti var kuranda” der herkes şaşkınlık içinde “olur mu” derken bir müfessir ayetin devamında, “içkiliyken yaklaşmayın” diye uyarınca, “ben hafız değilim” der.
    1-Senin verilerinle beni vuramazsın.
    2-Sen ehil değilsin müfessir değilsin.
    3-Mü’minun suresinde bahsedilen sapkınlık, senin sandığın gibi çocuk pornocuları onun bunun karısına, kızına sarkan cinsten sapkınlık değildir.
    4-Peygamberlerin de günahları senin deyiminle islam a göre kusurları ki; buna (zelle) denir ve vardır.
    5-Bizler, imanın başlıca şartlarından biri olan (la ilahe illallah Muhammedun abduhu ve Resuluhu derken peygamberin bizden biri olduğunu yani Allah ın kulu olduğunu kabul ederek iman ederiz ki; en nihayetinde Allah kuranda belirtimiş “O sizden biridir” diye dediğin, saydığın bu iftiralar senin kitabından alınmış söylentiler iken neden kendi kitabım yerine senin sözlerine iman edeyim?
    Heee balık kardeş! ben balık üstüne helvayı severim kavak ta yaparlar böyle helvayı verirler fırına güveçte o taş helva sütlaç olur senin putların da helvadan mı :))))malum seni yedik canımız pek helva çekiyor :))))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  63. neye iman edersen et umrumda değil, ama önce insanlarla nasıl konuşulacağını öğren!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  64. Sen ve siz ben ve benim gibilerin inançlarıyla dalga geçerken bizler çıkıpta “insanlarla nasıl konuşulacağını öğren” demedik.Bilir bilmez sanki bu konuda çokta bilgiliymişsiniz gibi saçmaladığınızda bile yinede insanlarla konuşmayı öğren demedik.Haaa senin umrumda olmanın benim çok mu umrumda olduğunu sanıyorsun.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  65. Evet Deniz,

    insanlara kafir, gavur, putperest diye diye canlı canlı çok yaktınız. Oysa ki bilmezmisiniz ki; yakmakla, yıkmakla, öldürmekle cennetin kapılarını açamazsınız…
    ancak tekmeler durursunuz….!
    siz ki, insanları kafirler, putperestler, gavurlar olarak dışladıkça dışlanacak; tasavvuf’un o olağan üstü sırrına eremeyecek…
    Neyse ya, başka bir şey diyesim gelmiyor, aklıma da gelmiyor.

    ne diyordun Deniz?

    “Sen ve siz ben ve benim gibilerin inançlarıyla dalga geçerken bizler çıkıpta “insanlarla nasıl konuşulacağını öğren” demedik. “

    Peki n’yaptınız?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  66. Eger bütün hadisler uydurmaysa o zaman
    Peygamberle ilgili anlatilan hersey yalan, yani onun orucu namaz kilisi, esleri .. belki de varligi.. O ZAMAN TÜM SÜNNETLERINI SORGULAMAK LAZIM.
    Cünkü Kuran herseyi anlatmiyor, yani varligi bile sorgulanabilir..

    O halde dindar gecinen Müslüman arkadaslar söylediklerinize dikkat edin. Isinize gelen hadise yalan isinize gelene dogru diyemezsiniz ..Yukardaki anlatilanlari begenmiyorsunuz diye, yalanlamak isi daha yanlislara götürü ona göre 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  67. Sahabe ve tabiin hadis nakletme konusunda çok hassas idiler. Çünkü; bu konuda Hz. peygamberin hadisleri vardı.

    “Kim kasden benim üzerime yalan uydurursa, Cehennem’deki yerini hazırlasın!” ( Buhârî, ilim 38; Müslim, zühd 72)
    “Kim yalan olduğunu bile bile benden bir söz rivayet ederse, o da yalancılardan biridir.” ( Tirmizî, ilim 9; İbn Mâce, mukaddime 5 )

    Hadis nakletmek ağır bir sorumluluk gerektiren bir iştir. Hayatlarını hassasiyet içinde yaşayan insanlarınsa bu konuda gevşeklik göstermeleri düşünülemez.

    Hz. Ali Efendimiz (radıyallâhu anh): “Ben, size Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den bir şey söylerken öyle dikkat eder, öyle söylerim ki,) gökten yere düş (üp parça parça olmak) benim için, O’nun üzerine yalan söylemekten daha ehvendir.” ( Buhârî, istitâbe 6; Ebû Dâvûd, sünne 28 ) buyururlardı.

    Hadis nakledecek zatlar kılı kırk yararcasına davranır tek bir harfin bile yanlış kullanılmasından çekinirlerdi.
    Arapçada ki “ve” ile “fe” bağlacı, Türkçede ki “ve” gibi kullanılır. Ancak, aralarında ufak farklılıklar vardır. İşte böyle ufak konularda bile itina ile davranır, ikisini karıştırmama hususunda bile hassasiyet gösterirlerdi.

    Câmiu’s-Sahîh; Islâm’in ilk dönemlerinde hadIslerin Kur’an’la karismasi söz konusu oldugundan hadIslerin yazilmasi yasakti. Sonralari Kur’an-i Kerîm, kitap haline getirilip, çogaltildi oria bir seyin karismasi engellendi. Sahabe nesli bütünüyle vefat etmis, Islâm ülkeleri genIslemis, degisik düsünceler ortaya çikmisti. Bu tür nedenlerle hadIslerin toplanmasinin yararli olacagina inanildi ve hadIslerin tedvinine baslandi. HadIslerin toplanmasina Tabiun döneminde baslanmistir. imam Mâlik* (179 h./195) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadIslerine Sahabe ve Tabiun kavillerini ekleyerek Muvatta’yi tasnif etmistir. Eserde, üzerinde ihtilaf edilmeyen hadIslere yer verilmis, râvilerin güvenilir olmasi hususunda titiz davranilmistir. Râviler birbirine baglanarak ilk kaynaga kadar götürülmüstür. HadIsleri bazi titiz ölçülere vurduktan sonra sahih kabul edip, uymayanlari reddetme çigirini açan Buhârî olmustur. O’ndan sonra gelen âlimler bu yoldan giderek sahih hadIsleri zayif ve uydurma olanlarindan ayirmaya devam etmIslerdir.
    MsXLabs (Kaynak:Sâmil Islam ansiklopedisi )

    Buhârî hazretleri, hadîs-i şerîflerin râvilerini çok inceler, dînin emirlerine uymayan, edeplerini gözetmeyen, ahlâkında kusur bulunan kimselerin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri almazdı. Hadîs-i şerîfin metnini ezberlediği gibi, o hadîs-i şerîfi rivâyet eden zâtların künyesini, doğum-ölüm târihlerini, ahlâkını, yaşayışını, kimden rivâyette bulunduğunu, o râviden başka kimlerin hadîs-i şerîf aldığını hep öğrenir, ezberlerdi. Bir kimse hadîs rivâyetinde ve râvilerin senedinde hatâya düşse, hemen İmâm-ı Buhârî hazretlerini bulur, doğrusunu ondan öğrenirdi. ( MsXLabs )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  68. Misafir yazdi;
    “cünkü kuran herseyi anlatmiyor”

    !?

    siz
    Qur´an´in eksik olduguna mi inaniyorsunuz ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  69. Şu bulgaristanda doğuran kız neyin nesi? Orda bunlar normalmiş…

    Yabancı… Banada artık aynı şeyler geldi… Fenalık…

    ay ay ay… Off! off! off.

    biz off! olunca ne olacak acaba?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  70. “siz
    Qur´an´in eksik olduguna mi inaniyorsunuz ?”

    Sen her şeyi anlattığına mı inanıyorsun?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  71. xenix sen kur’an’a (Kıyamete, Ahiret gününe, Peygamberler) inaniyor musun?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  72. Ortada Kuran diye bir kitap var, ortada peygamber olduğunu iddia eden insanlar da var. Ortada henüz kıyamet ve ahiret günü yok.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  73. Vay be İşte “ölüm delindi”. Senin ölüp/ölmeyeceğin nerede?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  74. xenix yazdi;
    “Sen her şeyi anlattığına mı inanıyorsun?..”

    sen

    inanmiyormusun ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  75. İnanmıyorum, biliyorum her şeyi anlatmadığını. Kuran’ın her şeyi anlattığını sanmak, nasıl bir ruh halidir bilemiyorum. Tekrar soruyorum.

    xenix yazdı bir daha;

    “Sen her şeyi anlattığına mı inanıyorsun?”

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  76. RAHMAN ve RAHÎM OLAN ALLAH

    • Her şeyin rızkını veren O’ dur.
    • Her şey O’na muhtaçtır ama O’ hiçbir şeye muhtaç değildir.
    • Doğmamıştır, doğurulmamıştır. Oğlu, kızı diye bir şey de olmaz.
    • Yarattığı mahlukata karşı çok merhametlidir.
    • Ceza için de mükafaat için de acele etmez.
    • O’ insanları ceza vermek için yaratmamıştır. Mükafaat vermek için yaratmıştır.
    • Fakat insan kötülüğü ve cazayı tercih ediyorsa kendi tercihidir.
    • Görünen ve görünmeyen evrenlerin…
    • Bilinen ve bilinmeyen alemlerin…
    • İnanan ve inanmayan insanların da yaratıcısı O’ dur.
    • İnsan bilsin veya bilmesin, görsün veya görmesin kâinat, muazzam bir zekânın eseridir.
    • Her şey apaçık bir kitap olan Kur’an’da; Halk dili ile değil,
    • HAK DİLİ İLE İFADE EDİLMİŞTİR…
    • Hak dilinden murat; Kalbin çör-çöpten arınmasıdır.
    • Şehvetinin esiri olan bir kalp;
    • Öfkesinin oyuncağı olan bir kalp;
    • İradesinin mahkumu olan bir kalp;
    • İnsanı et ve kemik yığını gibi gören bir kalp,
    • İnsanı KAN TORBASI olarak gören bir kalp;
    • Maddeden daha değerli şeylerin varlığına inanmayan bir kalp;
    • Nefsine söz geçiremeyen, yalandan, talandan, haramdan, günahtan, kötülükten, fenalıktan, hırsızlıktan;
    • Uzaklaşmayan, ya da o niyeti taşımayan bir kalp o Hak Dilini anlayamaz.
    • Kur’an’ın manaları o insanlara açılmaz.
    • İnsan aklının tahayyül bile edemeyeceği kadar büyük şu makro evren ve alemlerde akıl denilen muazzam şey sadece insana verilmiş.
    • Bir kaç buluş-icat yaptım diye kendini tanrılaştırma ey insan!
    • Bulduğun ve kıyamete kadar bulacağın her teknolojiyi, O’ Yüce Yaratan ta ezelden beri senin ayaklarının altına serdi de sen onları çıkarıyorsun.
    • Sen yaratmıyorsun ey insan! Ayaklarının altına serilmiş olan ilmi, sana verilen akıl vasıtası ile bulup yapıyorsun.
    • YAPMAK İLE YARATMAYI BİRBİRİNE KARIŞTIRMA!..
    • Kaldı ki her an kullanmak zorunda olduğun aklını da sen çalışarak kazanmadın, sana kullan diye verildi.
    • Fizik kanunları dediğiniz şeyleri ilim adamları yoktan var etmediler.
    • Var olanı akl edip ortaya çıkardılar.
    • Ey insan! Sen de bu akıl denilen nî’meti, sonsuz bir hayatın îmarında değerlendirsen ne kaybedersin?
    • Yaratan Rab’binin varlığından rahatsız olma!
    • Düşünce olarak o varlığı yok ederseniz siz asıl o zaman korkun!..
    • Hangi etik düşünce adına fakirin, fukaranın hakkını korur?
    • Hangi etik düşünce adına yoksula, düşküne yardım eder?
    • Hangi etik düşünce adına başkalarının namusuna saygı gösterir?
    • Hangi etik düşünce adına insan insanı öldürmekten çekinir?
    • Hangi etik düşünce adına zararınıza bile olsa haklıya hakkını teslim eder?
    • Hangi etik düşünce adına faydanıza bile olsa hakkınız olmayan bir şeye elinizi uzatmaz?
    • Hangi etik düşünce adına canilikten, saldırganlıktan, hak yemekten, haram yemekten, adaletsizlikten korkar?
    • Hangi etik düşünce adına dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin adaleti yaygınlaştırabilirsiniz?
    • Ortada bir Tanrı tehditi varken bile göz ardı edilen adalet, hak, hukuk Allah inancı, yok edildikten sonra ne hale gelir hiç düşündünüz mü?..
    • Tanrı bilinci ortadan kalktığı zaman merhamet de ortadan kalkar. Adalet de ortadan kalkar…
    • İnsan bir müddet daha kalır ama en önemlisi insanlık ortadan kalkar…
    • Ve…..
    • Gün gelir insan da ortadan kalkar…

      – Bir gün hepimiz, dîn gününün yegane söz sahibi olan Sübhan-ı İlahi önünde titrer vaziyette buluruz kendimizi…

    • O günün şiddetinden Kerem sahibi Yüce Rab’bimin sonsuz ve sınırsız merhametine sığınırım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  77. Ünsüz düşünür Şeref Yücel.

    Bu “ünsüz” vurgusunun altında kallavi bir megalomani yatıyor aslında.

    Hangi etik düşünceymiş.. Sen beceriksizsen biz ne yapalım, git rehabilite ol o zaman.

    (Şimdi bu zat-ı muhtereme ahlak tarihi ve etik kategorileri altında cevap vermek mi? Ama sanrısal bozukluk felsefeyle tedavi edilmez ki.. öyle olsa paranoidler için Kant okuma seansları düzenlenirdi. Adsız..)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  78. Sunny;

    “Buhârî hazretleri, hadîs-i şerîflerin râvilerini çok inceler, dînin emirlerine uymayan, edeplerini gözetmeyen, ahlâkında kusur bulunan kimselerin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri almazdı. Hadîs-i şerîfin metnini ezberlediği gibi, o hadîs-i şerîfi rivâyet eden zâtların künyesini, doğum-ölüm târihlerini, ahlâkını, yaşayışını, kimden rivâyette bulunduğunu, o râviden başka kimlerin hadîs-i şerîf aldığını hep öğrenir, ezberlerdi.”

    HADİS-KURAN ÇELİŞKİLERİ

    Kuran:
    “Dinde zorlama yoktur.”

    2-Bakara Suresi 256

    Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.”

    Nesei 7-8/14,Buhari 12/1883

    Kuran:
    “Doğrusu hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.”

    53- Necm Suresi 38

    Hadis: “Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.”

    Buhari-K. Cemiz 32,33,34

    Kuran:
    “Ben sizden erkek olsun, kadın olsun hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hepiniz birbirinizdensiniz.”

    3- Ali İmran Suresi 195

    Hadis: Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.

    Buhari 9/1391

    Kuran:
    “Gerçekten Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar.”

    4-Nisa Suresi 48

    Hadis: Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.

    Buhari-Tesavir, 89

    HADİS-MANTIK ÇELİŞKİLERİ

    Hadis: “Kalbinde hardal tohumu kadar kibir bulunan cennete giremez. Yine kalbinde hardal tohumu kadar iman olan da cehenneme giremez.”

    Buhari 81/51

    Kişiyi en ufacık fiilinde cennete gönderen bir sürü hadis vardır. Kişiyi en ufacık bir fiilinde cehenneme gönderen de bir çok hadis vardır. Bu mantıksız yaklaşımlar kimi zaman yukarıdaki örnekte olduğu gibi tek bir hadiste de buluşabilmektedir. Peygamber’e yapılabilecek en büyük hakaret bu hadisleri onun söylediğini söylemektir. Peygamber’in bize tek yazdırdığı, mesaj olarak Allah’tan getirdiği Kuran dinimizin tek kaynağıdır.

    And olsun ki size hatırlatıcı bir kitap gönderdik. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?

    21- Enbiya Suresi 10

    Hak ile batılın çarpıştığı savaş alanında olmadıktan sonra; çağının şahidi, toplumunun şehidi olmadıktan sonra nerede olursan ol! İster namaza dur, ister içki sofrasına otur; ne fark eder!
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  79. Sayın: gamaro,

    Bize hitaben:

    ” ” Ünsüz düşünür Şeref Yücel.

    Bu “ünsüz” vurgusunun altında kallavi bir megalomani yatıyor aslında.

    Hangi etik düşünceymiş.. Sen beceriksizsen biz ne yapalım, git rehabilite ol o zaman.

    (Şimdi bu zat-ı muhtereme ahlak tarihi ve etik kategorileri altında cevap vermek mi? Ama sanrısal bozukluk felsefeyle tedavi edilmez ki.. öyle olsa paranoidler için Kant okuma seansları düzenlenirdi. Adsız..)””

    • Demişsiniz. Teşekkür ederim.
    • Yakıştırmana hiç kızmadım. Hatta gülümsedim bile. “Kalbimi yarıp da içine mi baktınız?”
      demeden önce benim ne kadar yazmaya hakkım varsa sizin de o kadar eleştirmeye hakkınızın olduğunu düşünerek, eleştirinizi değerlendirmeye aldım.

    • Bizde bir beceriksizlik varsa (Üzgünüm, tabii ki çok var.) gidermemiz gerekir.
    • Benim endişem; sizin gibi mükemmel insanlar arasında rahatsızlığımız çabuk mu iyileşir, yoksa akut halini mi alır o konuda bir fikrim yok.

      Selamlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  80. Bize hitaben mi?

    Tüzel bir kişilik adına mı konuşuyorsun, sahi kaç kişisiniz siz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  81. Sayın Gamaro sorduğun sorunun cevabı aşağıda..::))))

    ONLAR,

    Onlar ki toprakta karınca,
    suda balık,
    havada kuş kadar
    çokturlar;
    korkak,
    cesur,
    câhil,
    hakîm
    ve çocukturlar
    ve kahreden
    yaratan ki onlardır,
    …..

    Onlar ki uyup hainin iğvâsına
    sancaklarını elden yere düşürürler
    ve düşmanı meydanda koyup
    kaçarlar evlerine
    ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
    ve yeşil bir ağaç gibi gülen
    ve merasimsiz ağlayan
    ve ana avrat küfreden ki onlardır,
    destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

    Demir,
    kömür
    ve şeker
    ve kırmızı bakır
    ve mensucat
    ve sevda ve zulüm ve hayat
    ve bilcümle sanayi kollarının
    ve gökyüzü
    ve sahra
    ve mavi okyanus
    ve kederli nehir yollarının,
    sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
    bir şafak vakti değişmiş olur,
    bir şafak vakti karanlığın kenarından
    onlar ağır ellerini toprağa basıp
    doğruldukları zaman.

    En bilgin aynalara
    en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
    Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
    Çok sözler edildi onlara dair
    ve onlar için :
    zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
    denildi.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
    • “Bize hitaben.” Nezaketen söylenmiş bir kelime. Tek kişi, bir kişi.
      • Tek-bir;))))
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  82. İnsanın kendisinden nezaketen “biz” diye bahsetmesi mi?

    Bence de.

    Kişi kendi büyüklüğü karşısında nezaket gösterecek kadar iştahlıysa, beni de “biz” diye yazar elbet.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  83. gamaro yazmış;

    “Bu “ünsüz” vurgusunun altında kallavi bir megalomani yatıyor aslında.”

    şeref yücel yazmış;

    “Sayın: gamaro, Bize hitaben: ……. – Demişsiniz. Teşekkür ederim.”

    Biz kiii Ünsüz Düşünür Şeref Yüceliz…. Bunu böyle kabul etmeyenin tiz kellesi vurulaa. İmdii haşa huzurdan bre deyyuslar.

    xenix :)) Bu site çok güldürmeye başladı beni.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  84. Bir hadisi iyi anlamak için siyer felsefesini iyi anlamak gerekir. Hadis söylenirken verilmek istenen mesaj nedir, o hadisin söylenmesini gerektiren olay nedir, bu hadisin muhatabı kimdir ve konjonktür neyi gerektiriyordu… vb..
    bilmek gereklidir.

    Bir gün fakir bir sahabi, hz. peygamberi yemeğe davet ediyor ve Ona sirke ikram ediyor. O da hem sirkenin güzelliğini vurgulamak hem de o zatın eziklik hissetmemesini sağlamak için;
    -Sirke de ne güzel nimettir. diyor, sahabinin gönlünü alıyor.(hatırladığım kadarıyla)

    Bu olaydaki verilmek istenen mesajı anlayamayanlar, Onu davet ettiklerinde sirke ikram etmeye başlıyorlar. Daha sonra meselenin iç yüzünü Hz. peygamber açıklıyor.

    Bunun gibi gerek müslim, gerekse gayri-müslim kişiler bazen hadisleri yanlış değerlendirip meselenin iç yüzüne vakıf olamıyorlar.

    Turan:

    Kişiyi en ufacık fiilinde cennete gönderen bir sürü hadis vardır. Kişiyi en ufacık bir fiilinde cehenneme gönderen de bir çok hadis vardır. Bu mantıksız yaklaşımlar kimi zaman yukarıdaki örnekte olduğu gibi tek bir hadiste de buluşabilmektedir.

    Kuran:

    Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür ( Zilzal 7-8 ).

    Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler (Mü’minun 102-103 ).

    Sn. Turan, futbolda gol sayısına değil skora bakılır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  85. ebubekir:
    “siz
    Qur´an´in eksik olduguna mi inaniyorsunuz ?”
    xenix:
    Sen her şeyi anlattığına mı inanıyorsun?
    Sunny:
    Ben herşeyi anlattığına inanıyorum.

    Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar.
    Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.( En’am 38 )

    Eğer, bir elma çekirdeği bir elma ağacının fihristesiyse,
    Eğer, bir canlının tüm özellikleri bir DNA da yazılı ise,

    ..hayata dair herşeyde Kuran’ da yazılı olabilir. Sonuçta o sıradan bir insanın yazdığı bir kitap değil. Nasıl ki DNA şifrelerini o işin uzmanları okuyabilir. Öyle de Kuran’ı da bu manada işin uzmanları okuyabilir.

    Eğer Kuran’ı bir ayna olarak düşünürsek, o ayna içine yansıyan belli bir alanı gösterecektir. Aynayı biraz yukarı kaldırırsak daha geniş bir alanı gösterecektir. Biraz daha kaldırırsak bir mahalleyi, biraz daha kaldırırsak bir şehri, biraz daha kaldırırsak bir ülkeyi, daha da kaldırırsak dünyayı içine alıp yansıtacaktır.

    O halde denebilir mi ki; 30cm karelik bir ayna dünyayı ihata edemez?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  86. “Bir hadisi iyi anlamak için siyer felsefesini iyi anlamak gerekir. Hadis söylenirken verilmek istenen mesaj nedir, o hadisin söylenmesini gerektiren olay nedir, bu hadisin muhatabı kimdir ve konjonktür neyi gerektiriyordu… vb..
    “

    Demişsiniz, ayrıca konu başlığınız kuran-hadis çelişmez. Sadece alttaki örneği açıklamanızı rica ediyorum. Eğer ben yanlış isem yanlışımı gösterin lütfen.

    Kuran:
    “Dinde zorlama yoktur.”

    2-Bakara Suresi 256

    Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  87. Bence de Kuran ile Hadisler çelişmiyor. İkisi de aynı kaynaktan olursa neden çelişsin ki?

    Mesela, “Dinini değiştireni öldürün” ile “Dinde zorlama yoktur” çelişmiyor, çünkü dinde zorlama yoktur kısmı eğer İslam’ı kabul etmişsen geçerli. Yani kabul ettin ama 5 vakit namaz sana zor geliyor, zorlama diyor fazla kılabildiğin kadar kıl. Veya yine orucu tutamıyorsun, hacca gidemiyorsun, zorlama diyor. Yapabildiğin kadar yap.

    Eğer başka bir dini seçebiliyor olsaydın, “Dinlerde zorlama yoktur” veya “İstediğiniz dine geçebilirsiniz” veya “Din değiştirmekte zorlama yoktur” şeklinde olurdu ayet.

    Bu yüzden çelişki aramayın hadis ve kuran arasında.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  88. Sn. Turan;

    Kuran:
    Dinde zorlama yoktur. (Bakara 256 )
    Kuranın burdaki muhatabı gayri müslimler

    Hadis:
    Kim dininden dönerse, onu öldürün. ( Buhârî, Diyât, 6, Kasâme, 25, 26).
    Hadisin burdaki muhatabı ise dininden dönenler. Yani; mürtedlerdir..

    Yukarıdaki yorumda aslında açıklamasını yapmıştım.

    Bir hadisi iyi anlamak için siyer felsefesini iyi anlamak gerekir. Hadis söylenirken verilmek istenen mesaj nedir, o hadisin söylenmesini gerektiren olay nedir, bu hadisin muhatabı kimdir ve konjonktür neyi gerektiriyordu… vb..
    bilmek gereklidir.

    Bunun gibi gerek müslim, gerekse gayri-müslim kişiler bazen hadisleri yanlış değerlendirip meselenin iç yüzüne vakıf olamıyorlar

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  89. Dna şifreleri bozulmuş bunların. Töbe töbe deyip şifrelerini tamir etsinler. (ĞĞ)
    Mikro kusmuk ile makro kozmos’u ele alırsak bu işin ne kadar faideli olduğunu idrak ve idrar edebiliriz. (ĞĞĞ)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  90. Kuran’ın dışında başka kaynakları da dinin kaynağı ilan edenlere, Kuran’ı tek başına yetersiz görenlere, Kuran’la beraber uydurmalarla dolu hadis kitaplarından da dini anlamaya çalışanların kabulüne göre İslam’ın en mutlu dönemi, önce Peygamberimiz’in zamanı, sonra ise 4 Halife dönemidir. Fakat ne yazık ki bu halifelerin üstünlüğünü kabul edenlerin uygulamaları 4 Halife ile de çelişmiştir. Daha evvel 4. Bölüm’de Peygamberimiz’in hadisleri yazdırmadığını gördük. 4 Halife de, bırakın hadis yazdırmayı, kişilerin hadis nakletmelerini engellemeye çalışmışlar ve Kuran dışında başka kaynak oluşmamasının mücadelesini vermişlerdir. Üstelik bu mücadeleyi Peygamber’in vefatından sonraki ilk yıllarda vermişlerdir. Yani uydurmaların çok daha az olduğu bir dönemde. Oysa isteselerdi Peygamber’in en azından birkaç yüz veya birkaç bin hadisini toplayıp bir kitap yapabilirlerdi. Hem de Peygamber’i gören ve çok yakın olan 4 Halife eminiz ki çok az yanlışla böyle bir hadis kitabını oluşturabilirlerdi. Bu bölümde izah etmek istediğimiz; doğru olsa bile Kuran dışında başka dini kaynak oluşturmamanın en güzel örneğinin, Peygamber’den sonra 4 Halife döneminde görüldüğüdür. Onlar doğru olan hadisleri bile toplamadılar, insanların Kuran dışına taşmasını önlemeye çalıştılar. Oysa ünlü hadisçi Darekutni’nin ifadesine göre: “Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır.” Gün gelmiş yalan hadislerin çokluğu doğru olan hadisleri geçmiş ve siyasi, maddi, manevi menfaatlerin baş gösterdiği devirde, bugünün en ünlü hadis kitapları yazılmıştır. Oysa 4 Halife kendi gözetimleri de mümkünken bırakın tek hadis yazmayı, kimseye tek hadis bile yazdırmamış, hadis naklini de kötü görmüşlerdir. Üstelik doğruların yalanlardan fazla olduğu, kendilerinin ise hakem olabileceği bir ortamda. Şimdi birileri kalkıyor, 4 Halife aşağı, 4 Halife yukarı, onları öve öve bitiremiyor; ama Kuran’ı dinin tek kaynağı kılmak için onların bu tavırlarını uygulamaya gelince, sanki böyle bir olay olmamış, sanki kendi kaynakları bile bu gerçekleri kabul etmiyormuş gibi, tarihin bu olaylarını görmezden geliyorlar. Gelin Hz. Ebubekir’den başlayarak sırasıyla 4 halifenin hadis toplamaya ve nakline karşı tavrını geleneksel İslamcıların da kabul ettiği kaynaklardan alıntılar yaparak görelim:

    Ebubekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı, aranızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”

    Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt

    Görüldüğü gibi ilk halife Hz. Ebubekir, Kuran dışında başka bir kaynak ortaya çıkmamasının reçetesini şöyle yazmıştır: “Hiçbir hadis nakletmeyin.” Dikkat edin; “Şu kadar şahit olursa, şu şu haller de olursa, doğru hadisi toplayın, yalanı şöyle atın, geriye doğrusu kalsın…” diye tarifler yapmamış, kestirme şekilde hadis nakil edilmemesini istemiştir. Hz. Ebubekir döneminde yaşayanların çoğunun Peygamber’i görenler olduğunu, Peygamber’in birçok sözünün en taze dönemi olduğunu düşünürsek, Hz. Ebubekir’in bu konudaki tavrı daha da anlamlı olur. Hz. Ömer’in bu konudaki tavrı aynı Hz. Ebubekir gibidir, hatta diyebiliriz ki Hz. Ömer bu konuda Hz. Ebubekir’den çok daha sert de davranmıştır.

    Hadis: “Yer yüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecektir.”

    Buhari 3/51

    Kuran’ın dünyanın yuvarlaklığına, Dünya’nın, Güneş ve Ay’ın hareketlerine, uzayın yaratılışına dair mükemmel izahlarına karşı hadislerdeki, dünyanın öküzün ve balığın üzerinde olduğu saçmalığını tevil edenler (yorumla geçiştirmeye çalışanlar), balığın ciğerinden yenmesini ve balığın sallanıp deprem yapmasını nasıl tevil edecekler? Bu konuya açıklık getirecek arkadaşlar lütfen şu konuya da açıklık getirsinler. Bir hadiste Arş’ın 8 dağ keçisinin sırtında olduğu söyleniyor.(Bakın Ebu Davut Sünnet 19, Tirmizi Hadis no: 3320, İbni Mace Mukaddime 193) Bu dağ keçileri acaba nasıl keçilerdir? Ayrıca dağ keçilerinden bahseden hadiste yer ile gök arasının ya yetmiş bir, ya yetmiş iki, ya yetmiş üç yıllık mesafe olduğu geçiyor. Bu mesafe acaba yürüyerek yetmiş üç yıl mı, yoksa deve üstünde yetmiş üç yıl mı?

    PEYGAMBERİMİZ HİÇ ZALİM OLUR MU?
    Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”

    Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163

    Gözleri oymak, çölde susuz ölüme terk etmek hangi Kuran ayeti ile bağdaşır. Kendi yaptıkları canilikleri hoş göstermek için bu hadisi uyduranlar, Peygamber’i cani gibi gösterip, Peygamber’e hakaret etmiş oluyorlar.

    Hadis: “Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmelerini emreden ayet Hz. Ayşe’nin döşeğinin altındaki sayfada yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Hz. Ayşe onun gömülme işlemleri ile meşgulken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sayfayı yedi. Böylece taşlayarak öldürme cezası Kuran’dan çıktı. Ama hükmü devam etmektedir.”

    İbn-i Mace 36/194, Hanbel 3/61, 5/131

    Bu hadis ve taşlayarak öldürmeyi savunan diğer saçma hadisler dinimize büyük zarar vermişlerdir. Bu hadislerle:

    1- Kuran’ın zina edenlerle ilgili hükmü iptal edilmektedir.

    2- Kuran’ın hükmüne ilaveten yeni bir hüküm getirilmektedir.

    3- Kuran’ın eksik olduğu iddia edilmektedir.

    4- Kuran’ı eksiltenin bir keçi olduğu gibi bir saçmalık savunulmaktadır.

    Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Halbuki hepsi de tek Tanrı’ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka Tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden yücedir.

    9- Tevbe Suresi 31

    Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan da geri çevirirler.

    9-Tevbe Suresi 34

    Ne yazık ki birçok Müslüman bu ayetleri masal gibi dinlemektedir. “Allah bize geçmişteki bu kavimlerin durumunu anlatıyorsa, bunun önemli bir sebebi bizim de aynı yanlışı tekrarlayabilecek olmamızdır.” çıkarımı ne yazık ki düşünülmemektedir. Bugün görüyoruz ki benzer hatalara düşülmüştür. Nasıl Hıristiyanlar’da papazlar Rab kabul edildiyse, İslamiyet’te imamlar fetva, içtihad, mezhep görüşü başlıklı yutturmalarla, dinde olmayan dini hükümleri icat etmişlerdir. Yani din adamı zümresine, sırf Allah’ın tekelinde olan hüküm koyucu yetkisi verilmiştir. Nasıl Hıristiyanlar Katolik, Protestan, Ortodoks rahiplerini, ruhanilerini her şeye rağmen temize çıkartıyor, onların evliyalık ve üstünlük hikayelerini anlatarak onların Hıristiyanlığı dejenere etmelerini temize çıkartıyorlarsa, bizim imamlarımız da aynı evliyalık, üstünlük … hikayeleriyle temize çıkarılmaktadırlar. Kilisenin maddi menfaatler için dini nasıl istismar ettiğini ise Güney Afrika’lı, Nobel ödüllü rahip Desmond Tutu çok güzel anlatmaktadır: “Misyonerken Güney Afrika’ya geldiklerinde toprak bizde, İncil onlardaydı. Sonra bize gözlerimizi kapatalım, dua edelim dediler. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki İncil bizde, toprak onlardaydı.” Din adına insanların paralarını haksızlıkla bazı rahipler, hahamlar nasıl yiyorlarsa, hiç merak etmeyin bizim şeyhler, hocalar, mevlidhanlar onlardan aşağı kalmamaktadırlar. Tüm bu manzaralarda hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de bizim için elbette bir çok ibretler vardır. Bu üç din de, tüm bu mezhepleri ve mezhep önderlerini kenara itmeden dinlerini gerçek manasıyla kavrayamazlar. Öncelikle tüm mezhep izahları ve tüm ilave Mişnalar, hadis kitapları, falancanın mektupları çöpe atılıp, Allah’ın kitapları tek başına masa üstüne konulup çözüme başlanmalıdır. Kuran’ın orjinali elimizde olduğu için biz bu konuda çok daha rahat çözüm şansına sahibiz. Fakat Musevi ve Hıristiyanların da aynı metotla Allah’ın istediği orjinal dine çok daha fazla yaklaşacakları kanaatindeyiz. Ne yazık ki şu anda din diye anlatılan ne Musevilik’te Tevrat’tır, ne Hıristiyanlık’ta İncil’dir, ne de bizde Kuran’dır. Mezhepler ve azizlerin, hahamların kitapları ne acıdır ki Allah’ın kitaplarının önüne geçmiştir. Bu üç dinin yobazlıklarının temel sebebi de aynıdır: İnsani olana kutsal kılıfı giydirilmiş ve bunlar gerçek kutsal olan Allah’ın kitabının yanına ve önüne konmuştur. Dinlerdeki bir diğer istismar mekanizması da kitapta yazılan açık gerçeklerin yorumla, kelimelerin manasını kaydırarak gizlenmesi veya saptırılmasıdır.

    Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğüt almak için çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.

    5- Maide Suresi 13

    Bunların içlerinden bir grup vardı ki, Allah’ın kelamını işitiyor, onu kavramalarının ardından bile bile tahrif ediyorlardı.

    2- Bakara Suresi 75

    YALANCI VE GERÇEK PEYGAMBERLER
    Peygamberimiz’in gerçek peygamber mi, sahte peygamber mi olduğunu merak edenler Hz. İsa’nın İncil’deki şu kriterini uygularlarsa gerçeği görebilirler:

    Yalancı Peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar ama içten yırtıcı kurtlardır. Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, kenpellerden incir toplanır mı? Her iyi ağaç iyi ürün verir. Çürük ağaç ise kötü ürün verir. İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez. İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. Demek ki onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız.

    İncil- Matta 7,15-20

    Görüldüğü gibi Hz. İsa Peygamberlik iddia edenleri tanımada şu kriteri veriyor: Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et. Oysa kendisinden sonra hiç Peygamber gelmeyecek olsaydı Hz. İsa: “ Benden sonra Peygamber gelmeyecektir, benden sonra kim Peygamberlik iddia ederse o yalancıdır.” diye çok kestirme bir şekilde bu sorunu halledebilirdi. Hz. İsa’nın yalancı ve doğru Peygamber’i ayırt etmede tavsiye ettiği yöntem başlı başına Hz. İsa’dan sonra Peygamber geleceğine yeterli delildir. Hz. İsa’dan sonra Peygamber gelecek olması ise Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Peygamberliğine yeterli delildir. Çünkü Hz. İsa’dan sonra gelip de Allah’a inanan, Allah’a güvenen, Allah’ı seven bir topluluğun oluşması gibi muazzam bir ürün sadece ve sadece Peygamberimiz’in sayesinde alınmıştır. Nitekim Kuran’da Hz. İsa’nın Peygamberimiz’i Ahmed ismiyle müjdelediği geçer.(Ahmed ismi Muhammed ismi ile aynı köke sahiptir ve aynı manadadır. Kuran’da Peygamberimiz birkaç yerde Muhammed ismiyle anılmasına karşın, sırf aşağıdaki ayette Ahmed ismiyle anılır. Acaba Allah’ın bununla bir hikmeti de mevcut İncil’lerde geçen, Peygamberimiz’in isminin manasında kullanılan kelimelere bakmamızı istemesi olabilir mi? Doğrusunu Allah bilir.)

    Hani Meryem oğlu İsa da “Ey İsrail oğulları, ben sizin için Allah’ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonraki ismi Ahmed (övülmüş, öven) olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim.” demişti.

    61- Saff Suresi 6

    Tüm bu açık gerçeklere ve Tevrat’taki, İncil’deki işaretlere rağmen; Tevrat ve İncil’in tasdiklediğini hahamlar, papazlar örtbas etmek için, saptırmak için yarışmışlardır. İncil’de tarifi olmayan Katoliklik, Ortodoksluk mezhepleri, Roma’daki Papa veya başpiskopoz beyefendilerin(!) görüşleri ne yazık ki halk için Tevrat ve İncil’in görüşlerinden daha önemlidir. Biz bu Papalar’a ve Başpiskoposlara; Katolik ve Ortodoks mezheplere çok kızarız. Ama Sunni ve Şii mezhepleri, hadisleri, mezhep imamlarını çok severiz! Hz. İsa Katolik miydi? Yoksa Ortodoks muydu? diye haklı sorular sorarız. Fakat Peygamberimiz’in Sunni, Hanefi veya Şii, Caferi olup olmadığı sorusunu hiç sevmeyiz! Biz bu lahana turşusunu yedikçe perhizimizden ne kadar hayır gelebilir? Millete verdiğimiz aklı bir de kendimizi düzeltmek için kullanabilsek!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  91. -Ana bana bunu al!
    -Oğlum aklını mı kaçırdın…çocuklu o belkide evli…evli kadını ne yapacaksın?
    -Yok yok…çocuğundan bahsediyorum. Bana onu al.

    Belkide hiç yaşamamış birisinin çöldeki bir kabilenin herhangi bir çadırında olan biteni konuşmaya ne hacet?

    Cumhurbaşkanınız orada dururken.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  92. gamaro:
    Hepiniz ayrı bi evrenselsiniz maşallah.

    Hz. Ömer Kudüs’ün anahtarlarını teslim almaya gittiğinde rahip ona namazını kiliselerinde kılmasını teklif etmişti. Ömer de orda kılması durumunda müslümanların orayı sahiplenmek isteceğini düşündüğü için ibadetini orda yapmamıştı.
    Ve günümüz..
    Papa Türkiye’yi ziyaretinde ayasofyada ibadet ederse, orayı hristiyanların sahiplenmek isteyeceği meslesinden dolayı orada ibadet etmemişti.

    Tam da bir din adamına yakışır bir hareket. İşte Ömer, işte papa. İşte evrensellik.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  93. Ortodoks Rum iken müslümanlığa ‘ihtida’ eden büyük eğitimcilerimizden Mehmed Mansur Bey, 1865 yılında yazdığı kitapta, yakıp yıkanın Hz. Ömer değil, İmparator Theodos ile başlayan Hıristiyan taassubu olduğunu anlatır. (Mehmed Mansur / “İskenderiye Kütüphanesi’ni Müslümanlar mı Yaktı?” / Diyanet Yay. )
    Latif Mutlu, kitabında bu yakılma olayını yeni bilgilerle geniş bir şekilde anlatıyor: Peşpeşe darbeler ve nihayet M.S. 415 yılında, Ömer’den iki buçuk asır önce, İskenderiye Piskoposu Cyril’ın kışkırttığı mutaassıp ayak takımı, kütüphaneyi yerle bir ediyor! Kütüphanede çalışan son bilgin, Hypatia adlı genç, güzel, kahraman bir kadındır, öldürülmüştür! (Sf. 181)
    Taha Akyol (Milliyet.com.tr)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  94. Hypatia’yı da çok severdiniz siz zaten.

    Vahy klavuzluğunda tarih derslerine hoş geldiniz. (Elektron deyip geçme döneni var dönmeyeni var) Hem bizzat Ömer’in kendisi yakmış olsa ne çıkar; e o zaman da Ebubekir çıkar, quran’dan icazet almadıkça halifenin yaptığı islamı bağlamaz diye bağlar. Cyrill’in yaptığı da hiristiyanlığı bağlamaz efenim, incilde kütüphane yakın diye bi emir mi var?

    Genç, güzel ve kahraman Hypatia imiş.. Siz o’nun için göz yaşı dökmeyi kimden öğrendiniz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  95. İskenderiye’yi Kim Yaktı?

    • Bay: xenix kardeşimiz, yazmaya ayırdığı zamanının on da birini de okumaya ayırabilseydi, İskenderiye’yi Hz. Ömer’in değil, atalarının güç savaşlarında yaktığını öğrenirdi.
    • Hem bu iddiada suçlanan kişi Hz. Ömer değil onun kumandan tayin ettiği Amr İbnü-l As’ tır.

    • Ama düşmanlık, paranoya düzeyine varınca sizin torunlarınız, “2. Dünya savaşını Hz. Osman Çıkardı!” derse torunlarımız hiç şaşırmasın.
    • Bizler alıştık iftiraya, bırak onlar da alışsın!

    • İskenderiye 5. asrın ilk çeyreğinde yanmıştır.

    • Hz. Ömerden yaklaşık 250 yıl önce.
    • İddia ilk defa 13. asırda yaşayan bir papaz tarafından ortaya atılmıştır.
    • Hz. Ömer’den 500 yıl sonra.
    • Bu olayı 2-3 akl-ı evvel kaleme almış, bunları referans alarak en son yazan da Katip Çelebidir. (1609/1657)
      1. asra kadar hiç bir müslüman tarihçinin eserinde bu yangından bahsedilmez.(İbn Kesir. Suyuti ve 4 ciltlik Taberi Tarihi ve diğerlerinde olduğu gibi..
    • İskenderiye’ nin Hz. Ömer tarafından yakıldığı iddiası ilk defa ölümünden 500 yıl sonra bir papaz tarafından hiç bir kaynak gösterilmeden iddia edilmiştir. 13. asırda bazı tarihçiler araştırmadan, soruşturmadan bunu referans olarak almışlardır.

    • Büyük İskender’in Anadolu’dan geçerken yaktığı söylenen Bergama Kütüphanesini de arya bir sıkıştır n’olur!

    • Hem, İlyada ve Odessia’nın bu yangından kurtarıldığı söylenir. Atalarının verdiği zararın boyutlarını anla lütfen!

    • Yunan diktatör Peisistratus’un Memphist’ teki Path tapınağında bulunan Mısır kütüphanesini yakıp, yıkması;

    • Romalıların Kartaca’yı ele geçirdiğinde 600.000 kitabı yaktıklarından da haberin vardır sanırım.

      – Sevgili xenix,

      – Dünya kültürünün en değerli miraslarını koruma adına şu yakın tarihte Korkunç İvan’ ın yaktırdığı Kazan kütüphanesine de bir el atarmısın?

    • Lütfen!

    • Çok rica ediyorum!..

    • Gördüğün gibi siciliniz hiç de temiz değil!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  96. Benim inandığım dinin üyeleri
    – dini için hiç kimseyi öldürmedi,
    – dini için hiç kitap yakmadı,
    – dini için hiç şehir fethetmedi,
    – dini için hiç savaşmadı,
    – dini için hiç kimseyi ahlaksızlıkla suçlamadı,
    – dini için para toplamadı,
    – dinini kimseye dayatmadı, (tek doğru budur, gerçek yol budur demedi)

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  97. “oraya vardıklarında ömer, hz. fatıma’nın evi- nin kapısına odun yığınaya başladı. oysa o kapı, öyle sıradan bir kapı değildi. sevgili peygamberimiz (s.a.a) her sabah namazına gidişinde bu kapının önünde durur, “selam olsun size ey peygamberin ehlibeytil” derdi. ı bu kapıdan bir kez olsun izinsiz girmemişti. işte ömer, odunlara ateş vererek böyle bir kapıyı yaktı.

    (ateş verilmeden önce) hz. fatıma ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde, ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açtı ve hz. i fatıma’yı kapıyla duvar arasında sıkıştırdı. tam bu şiddet sırasında karnındaki altı aylık (muhsin adlı) bebeğini: düşürdü ve kapının arkasındaki çivi göğsüne saplandı. acı dolu bir sesle haykırdı: “ey allah/ın peygamberi! ey babam! gör ki senden sonra ibn-i hattap ile ibn-i ebu i kuhafe başımıza neler getirdiler… ”

    bunları duyan ömer, yanındakilere, “vurun fatıma- ya! ” diye emretti. onlar peygamberin göz nurunu, ciğer paresini tekme, tokat ve kırbaç darbeleriyle dövüp kanlar içinde bıraktılar, sonra da çekip gittiler.”

    kaynak: ömer’in hz. fatıma’nın evine saldırıp, kapısına ateş verdiğini büyük tarihçiler topluluğuyla birçok alimler, uzun kısa farklı tabir- i lerle nakletmişlerdir. örneğin: şerh-i nehc’ül-beliiğa, ibn ebi’l- i hadid, c.2; tarih-i yakubı, c.2; el-imamet-u ve’s-siyase. c i; el- ikd’ul-ferid, c.2; tarih-i taberı, c.3; tarih-i ebi’ı-fida. c. i: e’lam’un-nisa, c.3; kenz’ul-ummal. c.3, s.ı29; tarih-i ibn-i esir, i c.23, s.ı24.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  98. Sevgili xenix,

    xenix:
    “Benim inandığım dinin üyeleri
    – dini için hiç kimseyi öldürmedi,
    – dini için hiç kitap yakmadı,
    – dini için hiç şehir fethetmedi,
    – dini için hiç savaşmadı,
    – dini için hiç kimseyi ahlaksızlıkla suçlamadı,
    – dini için para toplamadı,
    – dinini kimseye dayatmadı, (tek doğru budur, gerçek yol budur demedi.”

    • Eğer doğruysa; öpülüp de baş üstüne konulası şu güzel dininizi çok merak ettim. Sahi, siz hangi dinin mensubusunuz, sakıncası yoksa öğrenebilirmiyim?
    • Ama dinsizim deme lütfen! Yukarıya yazdıklarını içine oturtamam, onun için.

    • Bir yazında da Ömer’n Hz. Fatıma’nın kapısının önünde ateş yaktığını ve Hz. Fatıma’ya tehdit savurduğunu yazmışsınız. Bu hangi Ömer’dir kuzum? Eğer halife Ömer’den bahsediyorsanız bu mümkün değil. Çünkü, Hz. Ömer, Hz. Ali’ den önce öldü. Ne Ömer böyle bir şey yapacak birisi, ne de Hz. Ali, böyle bir durumda onu yapanı cezalandırmadan duracak birisidir. Olay İran kaynaklı bir iftiradan ibarettir. Eğer oğlu Ömer yaptı denilirse oda Hz. Ali tarafında savaşmıştır. Tarih’i Taberi ve İbn-i Esir ise bu iftiraları yapanların o günkü şia taraftarları olduklarından bahseder. Halbu ki Hz. Ömer’in dillere destan bir adalet anlayışı vardır.

    • “Kenz’ul ummal” büyü kitabıdır. Tarihe ışık tutmak onlaramı kalmış?

    • “ibn ebi’l- i hadid,” Hayatı boyunca Hz. Peygamber sülalesine düşmanlık yapmış birisidir.

    • Görüyorsun ya azizim, iyi insanlara yapılan iftiranın dayanak noktası hep çürük olmuştur.

    • Müslümanlar geçmişte bir Hz. Ali ve Muaviye (Emevi) savaşları yaşadı. İki taraf da müslümanları yanlarına çekmek için yalanlar uydurdu ve yalan hadis türetti. Zaten bugünkü hadis kavgasının başlangıç noktası burasıdır.

    • Ehl-i Beyt’e çok zulümler yapıldı. Bu zulümleri kitabına uydurmak için yalan hadis çıkardılar. Ehl-i Beyt taraftarları da aynı şekilde karşılık verdi v.s.
      İşte sizin verdiğiniz kaynaklar. Sanki doğruymuş gibi birde site site dolaştırırlar. Ehl-i Beyt katili Muaviye hanedanının düşmanlarından ilk akla geleni YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ TÜR. Ona sorabilirsiniz. Bu arada bir ekleme yapayım, bu cinayetleri Muaviye kendisi değil, oğluna ve torunlarına yaptırmıştır.

    • Saygılar.

    Verdiğiniz kaynaklar:
    – kaynak: ömer’in hz. fatıma’nın evine saldırıp, kapısına ateş verdiğini büyük tarihçiler topluluğuyla birçok alimler, uzun kısa farklı tabir- i lerle nakletmişlerdir. örneğin: şerh-i nehc’ül-beliiğa, ibn ebi’l- i hadid, c.2; tarih-i yakubı, c.2; el-imamet-u ve’s-siyase. c i; el- ikd’ul-ferid, c.2; tarih-i taberı, c.3; tarih-i ebi’ı-fida. c. i: e’lam’un-nisa, c.3; kenz’ul-ummal. c.3, s.ı29; tarih-i ibn-i esir, i c.23, s.ı24

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  99. [s:Pastafaryan]ım ben.

    Bir aylığına bizim dinimizi deneyin, eğer memnun kalmazsanız eski dininiz sizi tekrar seve seve kabul edecektir…

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  100. DEMEK PASTAFARYANSINIZ?

    ” – XENİX:
    ” Benim inandığım dinin üyeleri
    – dini için hiç kimseyi öldürmedi,
    – dini için hiç kitap yakmadı,
    – dini için hiç şehir fethetmedi,
    – dini için hiç savaşmadı,
    – dini için hiç kimseyi ahlaksızlıkla suçlamadı,
    – dini için para toplamadı,
    – dinini kimseye dayatmadı, (tek doğru budur, gerçek yol budur demedi)”

    • PASTA – far – YAN! Pasta, far iyi de son heceden biraz tırstım! Beni bayağı korkuttu!

    • Dininiz demeyelim de,; Tarikatınız henüz bebeklik aşamasında, emekliyor. İstese de kimseyi öldüremez zaten. Sen onu yarın büyüyünce gör. Canavarı nasıl olsa hazır!

    • Kârun gibi zengin bir Peygamberiniz (!) varsa büyür diyeceğim ama, o da yok.

    • İşiniz çok zor azizim. 1 – 2 ritüel eksiltmekle kolay kolay taraftar toplayabileceğinizi hiç sanmıyorum.
    • Tek bir şansınız var;
    • Çağın yalanını yakalamalısınız!..

    • Sen duymayasın, görmeyesin diye düşüncelerimi parantez içine aldım;
      (Okumuş, kültürlü, tahsilli, bilgili, zeki insanlar nelerle uğraşıyor Allah’ım?)

    • Saygılar, ey güzel insan!..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  101. gördün dinsiz olmuyor iste..

    “..Henderson, eğitim kuruluna gönderdiği bir açık mektupla
    Uçan Spagetti Canavarı adlı
    bir yaratıcıya olan inancından söz etti
    ve okullarda “Pastafaryan” yaratılış kuramının da okutulmasını istedi..”(vikpedi)

    dostum,
    ülkemizde “demokratik cumhuriyet” olgunlastiginda eminim senin dinin de okullarda okutulacak yada kendi dini okullarinizi acabilecek yasal imkanlara kavusacaksiniz..

    ülkemizin
    pek cagdas A-teist-leri karsi ataga gecerek “istemezük”naralari atacak olurlarsa bugün yada o gün sana destegim sonsuz tanri(n) yardimcin olsun..

    A-teist´in isi zor garibimin bir tanrisi bile yok ama sansli sayilirlar
    tanri enfilasyonu yasanan ülkemizde arabin tanrisiyla bas edemeyecegini anlayinca senin tanrinla vakit gecirirler..:))

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  102. ebubekir,

    “A-teist´in isi zor garibimin bir tanrisi bile yok ”

    bu nasıl bir cümle:) bir kedisi bile yok der gibi**

    madem her yaratılan tanrının nefesinden üflenen bir varlık, ayrıca kalkıp kapı kapı dolaşıp ortalığı vel veleye verip tanrı aramak olur mu ki?

    yani aklım yok benim ama nasıl olduysa bu geliverdi aklıma işte:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  103. Pastafaryanizmin eğitim müfredatına alınması gerektiği yönündeki bildiri, biyoloji derslerinde evrim teorisiyle birlikte akıllı tasarımın da okutulması yönünde yürütülen çalışmalara karşı ironik bir hamledir Ebubekir.

    Yoksa öyle “gördünüz işte dinsiz olmuyor” la filan bi alakası yoktur.

    Lütfen karşına çıkan her habere cuppadanak dalma ve bi alıntıyı da doğru anla.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  104. Sayın Yücel,

    “Dininiz demeyelim de,; Tarikatınız henüz bebeklik aşamasında, emekliyor. İstese de kimseyi öldüremez zaten. Sen onu yarın büyüyünce gör. Canavarı nasıl olsa hazır!”

    Tarikat değil din. Büyümek gibi de bir derdi yok. Biz inancımızdan eminiz, insan katmaya ihtiyacımız yok siz dert etmeyin. Korkmanıza da gerek yok, dinimiz kimseye zarar verme, kimseye ahlak dayatma, kimsenin malında, cizyesinde, namusunda gözü yok.

    Sayın bekir;

    “ülkemizin
    pek cagdas A-teist-leri karsi ataga gecerek “istemezük”naralari atacak olurlarsa bugün yada o gün sana destegim sonsuz tanri(n) yardimcin olsun..”

    Sen dert etme, ateistlerin uğraştığı tanrılar insanlığa zarar veren, namus bekçiliği yapan, kendi dinini tek din diye dayatan, vs vs tanrılar. Bu yüzden ateistler benim tanrımla uğraşmaz, sen en iyisi kendi tanrını iyi kolla. 🙂

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  105. “TAnrının yaptığı yanlışlarmı ?
    İnsanların uydurma rivayetlere uyupta nefsine uyanların yanlışımı bu ?
    Tanrı neden o zaman hz. Ademe tek eş olan HAVVAYI yaratmıştır ?
    neden ademe 4 eş yaratmamış çoğalsın ve dünyaya yayılsın diye ?”

    ay bunu kopyaladım kimin yazdığını kaybettim şimdide 🙂

    neyse yazan bilir zaten arayıp durmayayım, hıı ne diyordum,

    tanrı yalnış yapmış mı yapmamış mı bilmem ama havvayı ademin kaburga kemiğinden yaratmakla kadına iyilik mi yapmış, kötülük mü onu anlayamadım???

    yani ikisini aynı anda yaratsaydı da ben alay konusu olmasaydım olmaz mıydı?

    “kes beee zaten kaburga kemiğimin bir parçasındansın hıhh”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  106. Efenim aslında Adem’le Havva da yoktur, onlar enerjidir. Dişi enerji, eril enerji, pozitron, nötron, elektron, anot-katod, ph, atmosferik civa basıncı, pulsar, quark, sicim, nötrino ve hatta duruma göre karanlık madde veya Higgs bozonu bile olabilirler icabında. (şunun surasında arap dilinin sittin çeşit kök taşımak gibi benzersiz bi hikmeti var imanıma.)

    Halbuse biz Adem’le Havva deyince bildiğimiz kadın erkek filan sanıyoruz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  107. ohhhh misss

    şimdi böyle deyip hava lara girenelere:)) bende böyle diyeceğim,

    “bikerem adem hava diye bişi yok, onlar enerji hemde Higgs bozonu diye bişi bile olabiler hıhh”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  108. “A-teist´in isi zor garibimin bir tanrisi bile yok ”

    Of beee, Bekircik bu yorumdan sonra yarım saat orgazm çığlıkları atmışsındır eminim :))
    Saçma sapan bir yaratıklar ordusu olarak, basit hayatlarınıza bu kadar ulvi manevi anlamlar yüklemeyiniz lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  109. İşinize gelmeyince şeref yücel, her kaynak yalan, islam düşmanı, hristiyan falan.

    “- “ibn ebi’l- i hadid,” Hayatı boyunca Hz. Peygamber sülalesine düşmanlık yapmış birisidir.
    “

    Kaynak?

    Şimdi bu yazdığın cümlenin kaynağını sorsam üstünde oturuyorum dersin.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  110. Evet Ebubekir,

    Yani benzetmek gibi olacaksa eğer;

    senin dükkanda herşey var..

    Ama bizim dükkanda da yok yok.

    (var git derdini wittgenstein’a anlat)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  111. Buyurun Size Kaynak:

    Sn: açparantez;

    “”İşinize gelmeyince şeref yücel, her kaynak yalan, islam düşmanı, hristiyan falan.

    “- “ibn ebi’l- i hadid,” Hayatı boyunca Hz. Peygamber sülalesine düşmanlık yapmış birisidir.”

    Kaynak?

    Şimdi bu yazdığın cümlenin kaynağını sorsam üstünde oturuyorum dersin”

    • Eğer İslam Tarihine vakıf biri iseniz ve Hz. Ali, Muaviye (Emevi) savaşları hakkında bilginiz var ve kaynak kitapları okumuşsanız, konuşabiliriz. Yok eğer fanatizm derecesinde bir taraftar iseniz ben size sabaha kadar kaynak yazsam boşuna.

    • Alevi/sünni farketmez. İslam camiasının müracaat ettiği bazı kaynaklar vardır. Bu kaynaklara baktığınızda daha sağlıklı bilgilere ulaşabilirsiniz. Bahsi geçen İbn ebi’l Hadid, Hudeybiyede savaştan kaçmasından dolayı Peygamber azarı yemiş, daha sonra bütün İslam Dünyası otoriteleri tarafından kabul gören Hasan el-Basri tarafından huzurdan kovulmuş, (Bazı fıkhi görüşleri yüzünden) Sonra da mutezile akımını başlatanların arasında safını almıştır.

    • Aslını istersen ben orasınıda pek önemsemiyorum. Hangi safta olduğu da çok önemli değil. Asıl önemli olan o savaşların olduğu yıllarda her iki tarafın da birbirini rencide ederek insanları kendi taraflarına çekmeleri konusudur. Bugünkü uydurma hadis savaşları o günlerde yapılan tahriflerin eseridir.

    • Ben sünniyim ama o günlerde yaşamış olsaydım, kesinlikle ben de Hz. Ali tarafında yerimi alırdım. Bu günkü sünnilerin tamamına yakın bir bölümünün de aynı düşüncede olduğu kanaatindeyim.

    • Kaynak istiyorsun, site site dolaştırılan, aslı astarı olmayan şeyleri yazarak iki tarafı birbirine düşürmeye çalışanların verdiği kaynakların dışındaki kaynakların çoğuna bakabilirsin. O bahsedilen olay buharide de geçer ama ravilerin güvenilir bir tarafı olmadığını da ekler. Buhariyi kaynak olarak almamışlar niye? Yalanları ortaya çıkacak da ondan.

    • Hz. Ömer, böylesine aşağılık bir şeyi yapacak biri değil. Eğer yapmışsa onu da savunmanın imkân ve ihtimali de yoktur.
      –Üstelik Kur’an’ itiraz olur, hadise itiraz olor ama biri müslümanlar aleyhine veya mezhep çatışmalarını körükleyen birşey söyler; ona Kur’an’ın yazdıkla rından daha fazla itibar edilir.

    • Diyelim ki doğru! Hz. Ali dururken neden Hz. Fatıma’ya biat/bey’at ettirme gereği duysunlar? Bir kadının beyatı kimin ne işine yarar? Üstelik o adı geçen kaynaklar söylesin bakalım; diğer kadınlardan da biat almışlar mı?

    • Ben özetle şunu söylemek istiyorum: Hz. Fatıma’ ya yapıldığı iddia edilen tehdit doğru ise yanlış yapılmıştır. Kim yaptıysa da yanlış yapmıştır. Fakat iftira boyutu bana daha doğru gibi geliyor.

    • Hz. Fatıma, yaşadığı zamanın Meryem’idir.

    • Muaviye’nin karşısına dağ gibi dikilenlerden biri, İmam Ebu Hanife’dir. Fıkhu’l Ekber’ de bu olaydan bahsedilmez.
    • Cafer-i Sadık Hazretinin de böyle bir iddiası yoktur.

    • Yalanın sınırı yok ki “DUR!” diyesin!

    • )Kapattım parantez.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  112. gamaro yazdi;
    “Ama bizim dükkanda da yok yok..”

    !?

    sizin dükkan burda yazdiklarin ise bir sürü söz netice ? özetle “tanri tanimazlik kutsalim” bu mu yani..

    **

    “var git derdini wittgenstein’a anlat..”

    nerden bildin bir derdimin oldugunu ? kim üflediyse fena isletmis seni..

    “Kibir
    bele bağlanan taş gibidir
    Onunla ne yüzülür
    ne de uçulur……………………………….”(Hacı Bayram VELİ)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  113. Delişey yazdi;
    “havvayı ademin kaburga kemiğinden yaratmakla kadına iyilik mi yapmış, kötülük mü onu anlayamadım???………..”

    islamin tek kaynagi olan Qur´an´i referans alsaydiniz “kaburga kemigi”hikayesinin
    hurafe oldugunu anlardiniz gelenegin cöplügünden beslenenleri iste böyle ters köseye yatirirlar E kendi düsen aglamaz..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  114. ebubekir,

    aleykümselam:)

    mümkün olduğunca okuyorum, ama anlamıyorum, anlamadığım bir şeyi nasıl referans alayım? misal nisa süresi bana yani kadına inen bir süre daha ilk ayeti sana yani erkeğe söyleniyor 🙂

    şimdi burada yazmayayım sen biliyorsun zaten. ilk ayette bu hikaye var . zaman içinde o söylem kaburga kemiğine dönüşmüş sebebi ben değilim tabi:)))

    bir yere düşmem ben sen hiç meraklanma… ağlarsam da inan aklını tatile gönderen insanlara ağlarım, zira severim insanları….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  115. xenix yazdi;
    “ateistlerin uğraştığı tanrılar insanlığa zarar veren, namus bekçiliği yapan, kendi dinini tek din diye dayatan, vs vs tanrılar. Bu yüzden ateistler benim tanrımla uğraşmaz…”

    !?

    tek
    din/ilke ve 87 yil boyunca zorba bir anlayisi dayatan,tercih hakki tanimayan,farkliliklari asimile etmeye calisan vs.
    “türkün tanri”sina ateistler karsi ciksalardi samimi olduklarina inanirdim ama bu durumda sinifta kaldilar..

    haklisin
    onlar senin tanrinla ugrasmaz (bende sadece istemezük derlerse dedim) cünkü onlarin cagdas keseri sadece kendilerine yontuyor..

    forumda yazdiklarindan belli olmuyor mu ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  116. Delişey yazdi;
    “mümkün olduğunca okuyorum, ama anlamıyorum..”

    olabilir
    fakat anlasilmayan bir konu öyle üstün körü gecistirilirse ne derece dogru sizce ?

    hele
    anlamak icin arastirmamak dogru cevabin pesine düsmemek ?

    anlamiyorum ama yaziyorum hatta tenkit ediyorum bu mu yani..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  117. ebubekir,

    yok o değil tabi, aslında şu:

    beni yani kadını muhatap almayan sanki genelde hep sana yani erkeğe anlatan bir dili anlamam manasında söyledim.

    beni zaten birey yerine koyup pek benle konuşmuyor orada neyin peşine düseyim anlamak için??? baştan koymuş tavrını anladın mı? anladın tabi :))

    bana biçilen görev tavır belli ne yapmam bekleniyor???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  118. Adını eklememişsin ama yazım stilinden sen olduğunu anladım.

    Tatlı diline ve çabandan dolayı anlattıklarına ikna oldum. Yorumuna bir artı da benden geldi.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  119. Günaydın!

    – Eğer insan olarak birbirimizi can kulağı ile dinlemeyi bir becerebilsek, göreceğiz ki; Hepimiz aynı şeyleri söylüyoruz…

    • Anlayışınıza teşekkür ederim.
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  120. Delişey yazdi;
    “beni zaten birey yerine koyup pek benle konuşmuyor orada neyin peşine düseyim anlamak için…”

    muhatap alinmadigina eminmisin ?

    galiba
    söyle oluyor
    sen Qur´an´i muatap almadigin icin ZANediyorsun ki o seni muhatap almiyor “gözünü kapatan kendine karanlik eder” misali..

    samire´nin actigi baslikta Hacı Bektaş-ı Veli´den bir alinti var ateist ve yandaslarinin üflemeye calistigi “kadin muhatap alinmiyor”tezinin cürüklügünü pek güzel ifade eden “noksanlik/eksiklik,senin görüslerinde”..

    Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
    Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.
    Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
    Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.”

    (Hacı Bektaş-ı Veli)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  121. ebubekir,

    Hacı Bektaş-ı Veli () kutlarım valla o bile işi çözmüş:) (o bile derken, yaratan olmadığı halde diyorum)

    beni muhatap almayanı ben neden alayım?

    hem beni var ettiyse beni de muhatap almalı değil mi ama???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  122. Hacı Bektaş Veliyi severim bende. Sen de çöplük diye kötülediklerinden yararlanmaya başladıysan güzel. Gerisi gelir. 😉

    Bazen Kuran’dan başka referanslar da almak gerekir. Hem kibire de iyi gelir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  123. Delişey,”hem beni var ettiyse beni de muhatap almalı değil mi ama” !? israrin devam ettigine göre bir bildigin vardir!
    öyleyse yasak,ceza,mükafat vs. konusunda kadinin muhatap alinmadigina dair bir örnek ver kitap´tan..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  124. EBUBEKİR,

    bildiğin şeyleri bana neden soruyorsun?

    bal gibi de yağ gibi de her şeyi biliyorsun:)

    ceza mı? al bakalım

    Kuranı Kerim – Nisa Suresi

    Ayet 15. Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).

    Ayet 16. Sizlerden (erkeklerden bahsediyor) fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

    Bunlar benim değil Kuranın ayetleridir. kadın zina yaparsa ölene kadar mühebbet hapis ile eve kapatılan bilmem kaçıncısınıf varlık, erkek zina yaparsa tövbe ettiğinde affedilebilecek varlık… Zaten dört ayrı yazarın türkçe açıklamalı Kuranından karşılaştırdım aynı süreleri kadınla muhatap bile olunmuyor ne söylerse erkeğe söylemiş =)))

    diğerlerine de örnek verebilirim ama karnım zil çalıyor yemek yiyeceğim şimdi

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  125. Delişey yazdi;
    “bal gibi de yağ gibi de her şeyi biliyorsun..

    elbette biliyorum ama farkli okumalari da seviyorum hatta dogruyu bulmanin dogru yöntemi bu olduguna inaniyorum..

    marko pasaya kelle yetistirmek mecburiyeti de yok,bir ömür vakit de cabasi yani rahat ol malum zil konsentrasyonu bozar..:))

    afiyet seker olsun..

    “Zaten dört ayrı yazarın türkçe açıklamalı Kuranından karşılaştırdım aynı süreleri kadınla muhatap bile olunmuyor ne söylerse erkeğe söylemiş…”

    belki
    besincisinde jeton düser bu bir sürec
    insanin evrimini tamamlamasi sabir ister
    batili bilim adamlari öyle dört bes okumayla elde etmediler mevcuz beyin zenginligini..

    daha fazlasina ve farkli okumalara talip olmak gerekir..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  126. “afiyet seker olsun..”

    sağolsın 🙂

    “batili bilim adamlari öyle dört bes okumayla elde etmediler mevcuz beyin zenginligini..”

    benden “beyin” zenginliği beklersen oohoohoo daha çok beklersin, bu kadar, göründüğü kadar ilerisi yok:))

    hem başından belli olan bir olaya onca zaman harcayacak vaktim de yok. beni fln düşünmemiş sistem seni düşünmüş o sebepten sen düş peşine “daha ne mucizeler var benim için acaba” diye…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  127. belki
    besincisinde jeton düser bu bir sürec
    insanin evrimini tamamlamasi sabir ister
    batili bilim adamlari öyle dört bes okumayla elde etmediler mevcuz beyin zenginligini..

    daha fazlasina ve farkli okumalara talip olmak gerekir..

    Arkadaş evrimi tamamlamış!…

    Süpersin Ebu…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  128. Konunun mütehassisi olmadan, üstün körü bir mealcilikle, ( her ne kadar 4-5 mealden de bahsedilerek, dellillendirme güçlendirilmeye çalisilmissada ) islam’ da kadin ikinci sinif vs saldirmalar ancak ve ancak bu görüs sahibinin sadece karninin zil çaldigini degil eteklerininde zil çaldigini gösterir olsa gerektir. Zira ” zani” ( zina eden erkek ) ve ” zaniye” ( zina eden kadin ) ile ilgili ayetler Kur’an-i Kerim in bütünlügü içinde ilgili tüm ayetlere bakildiginda evli/bekar olup olmamalarina göre degisimi farkedecegiz..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  129. Din ve dince kutsal değerlere hakaret eden böyle yorumcularla ne konuşulabilir ki…. Buna izin veren editör ne yapmaya çalışıyor anlamak çok zor. Yazıklar olusun…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  130. sayın salihxyz,
    yorumumda herhangi bir hakaret geçmiyor benim görüşümce. sanırım saygı hakkındakı görüşlerimiz de farklı. hangi cümleleri saygısızlık olarak gördüğünüzü söylerseniz (eğer hak verirsem) bir sonraki sefere daha dikkatli olmaya çalışırım. fakat kullandığınız dil çok aşağılayıcı olmuş, bilmenizde fayda var. pek küçük görmüşsünüz nedense. sizden önceki son yorum bana ait olduğu için üstüme alındım, fakat bana söylemediyseniz eğer bir sonraki sefere hedef belirtmenizi öneririm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  131. salihxyz,

    konu inanmak inanmamak, anlamak anlamamak, hakaret nerede? asıl hakaret, inanmadığı, bu yüzden sorguladığı bir şeyi insana dayatmak değil midir? misal insanın aklının almadığını “hayır alacak, almalı” düşüncesi hangi kategoriye giriyor acaba?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  132. sevgili misafir,

    bir de şu var ayrıca,

    “” zaniye” ( zina eden kadin ) ile ilgili ayetler Kur’an-i Kerim in bütünlügü içinde ilgili tüm ayetlere bakildiginda evli/bekar olup olmamalarina göre degisimi farkedecegiz..”

    bu ibare daha bir anlamsız bana göre zira, eğer zina kötü birşeyse, evliyken de bekarken de yapılmamalı. bekar iken yapıldığında ceza indirimini çiftleştiğin kişi ile nikahlanarak alıyorsun anladığım kadarıyla, evli oldun mu oooo bunun cezası mühebbet hapis… dişileri esas alıyoruz burada tabi, erkek tarafından bakılırsa pek bir sorun yok o aff diliyor cezası indiriliyor. işte ben bunu anlamıyorum. bunu yapan her iki taraf sa neden cezalar eşit değil???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  133. sevgili misafir, misafire hürmetimiz sonsuz:) lakin,

    “Konunun mütehassisi olmadan, üstün körü bir mealcilikle, ( her ne kadar 4-5 mealden de bahsedilerek, dellillendirme güçlendirilmeye çalisilmissada ) islam’ da kadin ikinci sinif vs saldirmalar ancak ve ancak bu görüs sahibinin sadece karninin zil çaldigini degil eteklerininde zil çaldigini gösterir olsa gerektir. Zira ” zani” ( zina eden erkek ) ve ” zaniye” ( zina eden kadin ) ile ilgili ayetler Kur’an-i Kerim in bütünlügü içinde ilgili tüm ayetlere bakildiginda evli/bekar olup olmamalarina göre degisimi farkedecegiz..”

    bu yazınınzın üstüne, bende : eeee diyorum??? gerisi ne???

    yani daha bir açık yazayım, bu yazdıklarınız benim kurandaki yerimi belirlemiyor. ben sizin düşüncenizi değil kuran içinde ayan beyan yazanları esas alıyorum ziraaa… yoksa sizin fikrinizi mi esas almalıyım hı???

    resmen yazmış bende kopya ettim sundum daha neyi tartışıyoruz???

    eteklerimin zil çaldığını nereden biliyorsuuz? bu deyimin anlamı sevinmeyi içerir, konuyla ilgili sevinilecek bir şey yok ki ortada, ben öyle bişi de ifade etmedim ayrıca, sadece karnımın zil çaldığını belirttim. bakın her doğrudan bir yalnış çıkartıyorsunuz nasıl güvenecez sizin düşüncenize???

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  134. Delişey yazdi;
    “erkek tarafından bakılırsa pek bir sorun yok o aff diliyor cezası indiriliyor. işte ben bunu anlamıyorum. bunu yapan her iki taraf sa neden cezalar eşit değil???..”

    ah delisey ah

    arkadasim,

    -erkek/kadin arasinda fark yok
    -fark var diyenler mensubu olduklari cemaatin/mezhebin Qur´an´dan onay almasi mümkün olmayan akla zarar yorum/fetvalari sorgulamadan “ya yanlis anladilarsa” oto kontrol makanizmasini kullanmadan islam diye pazarliyorlar..

    gerci
    pek cagdas ateist ve islamofobia yandaslarinin yöntemi de farkli degil
    E beslendikleri kaynak bir olunca netice farkli olmuyor tabi..

    halbuki
    dinimizin tek kaynagi Qur´an..

    “..Zinaya da yaklaşmayın
    -Şüphesiz ki o iğrençliktir ve kötü bir yoldur..”(isra/32)

    **

    “..zina
    -eden kadın
    -ve
    -zina
    eden erkek´ten
    -her birini (birine yüz celde vurun) cezalandirin..”(nur/2)

    **

    bir
    arastirma (www.esiweb.org) ve ülkemizdeki uygulamalardan ibretlik notlar;

    ESI‟ya göre ”
    1926 ile 2004 arasında uygulanan [eski] Türk Ceza Yasası, kadınların vücudunun erkeğin bir malı olduğunu söylüyor
    ve
    kadınlara karşı işlenen cinsel suçları, ailenin onuruna karşı işlenmiş sayıyordu.”

    **

    Fakat

    yeni Ceza Yasası ile,
    “Kadınlarla ve cinsi otonomiye dair haklarıyla ilgili 35 madde değiştirildi.

    Edep, töre, ırz, namus, ahlak, ayıp, edebe aykırı davranış gibi tanımsız ve muğlâk olan erkek egemen kavramlar Kanun’dan çıkarıldı.

    Yeni
    Ceza Kanunu’nda cinsel suçlar birey hakları olarak ele alınıyordu
    -kamu ahlakına,
    aileye veya topluma karşı suçlar kapsamında değil.

    Kanun,
    evlilik içi tecavüzü suç olarak kabul ediyor,
    namus cinayeti vakalarında ceza indirimi kullanılmasını engelliyor,

    bakire olmayan
    veya
    evli olmayan kadınlara karşı

    farklı ceza uygulamasını kaldırıyor,

    işyerinde cinsel tacizi suç olarak tanımlıyor
    ve
    kolluk güçleri tarafından cinsel suçlar söz konusu olunca cezada ağırlaştırıcı neden kabul ediliyor”

    Bütün bunlar
    AKP parlamenterlerinin desteğiyle mümkün oldu
    ve
    “Birçok gönüllü kadın hakları savunucusu da AKP milletvekillerinin
    sivil topluma kulak vermesi ve konuları esasına müteallik olarak ele almasına şaşırdı.” (Turkish Daily News’da yayınlandı)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  135. İslâm hukukunda ve bütün fıkıh kitaplarında «hudud,,» yani hadler, cezalar mühim bir yer işgal etmektedir. Esas itibarıyla kaynağını Kur’ân ve hadislerden alan bu hükümlerin en mühim hususiyeti, fertleri ve milleti korumak, ahlâkî çöküntüye sürükleyen felâketlere set çekmek, namus ve iffeti muhafaza etmek, fertlere hak ve hukuk mefhumunu yerleştirmek, sulh ve sükûnu te’sis etmektir. Başkalarına ibret olması ve caydırıcılığı da diğer bir hikmetidir.

    Zina suçuna verilecek cezalar hakkında Nur Sûresinin ilk âyetlerinde açık bir şekilde izahlar mevcuttur:

    «Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk onların cezalarına şahit olsun.» (Nur 2)

    Zina cezasının tatbik edilmesi için bu suçun kesin olarak aydınlığa çıkması ve tesbit edilmesi şartı başta gelmektedir. Bu da üç şekilde mümkün olur :
    (a) dört âdil erkeğin zina fiilini kesin olarak gördüklerine dair şahitlik etmeleri,
    (b) suçu işleyen kimsenin itirafı,
    (c) suçlu ‘kadınsa hamile kalması.
    Bu üç husus etmediği müddetçe cezası tatbik edilmez.
    (Sorularla İslamiyet)

    Delişey:
    dişileri esas alıyoruz burada tabi, erkek tarafından bakılırsa pek bir sorun yok o aff diliyor cezası indiriliyor. işte ben bunu anlamıyorum. bunu yapan her iki taraf sa neden cezalar eşit değil???

    (Allah bu emaneti insana vermek suretiyle), münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbesini kabul buyuracaktır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. (Ahzap 73)
    (kuranmeali.com)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  136. kalbinde hastalık olanlara ne söylense boştur…

    aynı şeyi diğer dinlerdeki insanlarda senin için söylüyor ama.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  137. Mesele inanmak veya ret etmek değil, dine açık açık hakaret var. Bunlara ne anladılabilir ki…. Gerceği öğrenmek isteyenler önce ne aradığını bilmeli.. Şayet Peygamber hiç evlenmeseydi, kalbinde hastalık olanlar mutlaka bunu bahane edip yine saldırıya geçekçekti.
    Doğrusu okumak istiyorsanız buyurun….
    ”’Hz. Resul Efendimiz isteseydi daha gençliğinde iken ; genç , zengin bir çok kızla evlenebilirdi. Bu imkanı vardı fakat evlenmemişlerdir: Peygamber efendimiz kendi döneminde ‘Muhammedü’l-emin ‘ (güvenilir Muhammed ) olarak adlandırılmış ,sadece zenginlerin üye olabildiği ‘Hılfu’l-fudul’ derneğine zengin olmadığı halde kabul edilmiş ,çevresince kendine güvenilen ,genç,ahlaklı ve yakışıklı bir insandı.Kabeyi su bastığı zaman ‘ Haceru’l –esved ‘ taşını , kabile reisleri arasında tek reis olmayan peygamberimiz yerine koymuştur.Peygamber efendimiz peygamberliğini ilan ettiği zaman Mekkeli müşrikler peygamberimize şu teklifte bulunurlar : ‘Ey Muhammed eğer sen para istiyorsan sana para verelim, başımıza başkan olmak istiyorsan seni başkan yapalım, eğer istiyorsan seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim. Yeter ki sen bu davadan yani İslam’ı anlatmaktan vazgeç. ‘ Peygamberimiz onlara şu cevabı verir: ‘Bir elime ayı , bir elime güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem.’

      Görüldüğü gibi Peygamberimizin dünya malına düşkün olması veya  benzeri bir iddia gerçek olsa idi , daha genç iken tüm bu imkânları elinin  tersi ile bir kenara itmemesi gerekirdi! Ama O Yüce insan  , insanları battığı ahlaksızlık ve kötülük batağından kurtarmak için mücadele ve iftiralara muhatap olma pahasına iyiliği tebliğ ve yayama yolunu tercih etmişlerdir...
    
       Peygamberimiz 25 yaşına kadar evlenmemiş , ibadetle meşgul olmuştur. 
    
      Peygamber efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında ve dul olan Hz. Hatice ile evlenir. Hz. Resul Hatice annemizle zenginliği için evlenmemiştir. Çünkü Hz. Resul , Hz. Hatice’nin tüm malını Allah yolunda dağıtmıştır (Hz. Resul daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.) Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar. Hz. Hatice , peygamberimize :’Ey Muhammed ben yaşlandım , artık başka hanımla evlen ‘ deyince peygamberimiz şu cevabı verir: ‘ Böyle söyleme Hatice , üzülürüm.’Hz. Resul o zamanlarda çok doğal olan cariye alma yoluna bile tenezzül etmez ....! Hz. Hatice 65 yayında vefat eder. Hz. Resul  2-3 sene daha kimse ile evlenmez , 53 yaşına gelir. 
    

    Not : O dönemde ‘sahabi’ ( Peygamber Efendimizin arkadaşları) savaşlarda şehit oluyor, eşleri dul, çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz sahabiye bu dul hanımlar ile evlenmelerini, onları evsiz, çocuklarını bakımsız bırakmamalarını tavsiye ediyor, kendisi de bu dul hanımlar ile 53 yaşından sonra evleniyorlar.

    Hz. Sevde: 53 yaşında, dul. Hz Resul’e evlilik teklif eder, “Hz. peygamber’in nikahlısı olarak kalmak bana kafi ” diyerek kendi sırasını Hz.Aişe’ye devreder.

    Hz. Aişe: Peygamberimizin dul olmayan tek eşidir. Peygamberimiz genç yaşta olan (17-18 yaşlarında : Hz. Aişe’nin ablası Esma hicrette 27 yaşındaydı. Hz. Aişe ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre onun da hicrette tam 17 yaşında olması gerekir. Ayrıca Hz. Aişe peygamberimizden önce Cübeyr’le nişanlanmış, daha sonra dini nedenlerle ayrılmışlardı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı, nişanlanmış, nişan bozulmuş sonra peygamberimizle evlenmiştir-) Hz. Aişe ile evlenir.Hz Ebu Bekir’in kızıdır. Müslüman hanımların sormaya utandığı sorulara cevap vermesi için peygamberimiz Hz. Aişe ile evlenmiş ve onu öğretmen olarak yetiştirmiştir. Hz. Aişe peygamberimizden 2000 hadis rivayet etmiş, Müslüman kadın ve erkeklere öğretmenlik yapmış, hatta Müslüman orduların komutanlığını dahi üstlenmiştir.

    Hz. Hafsa: Dul, Hz. Ömer’in kızı.Hz. Ömer kızını önce Ebu Bekr sonra Osman ile evlendirmek ister, mazeret sunarlar, Hz Resul İslam davasında yoldaşı, Ömer’in dul kızı ile – tıpkı Hz Ebu Bekr’in kızı gibi – evlenir, gönlünü ferahlatır.

    Huzeyfe kızı Zeynep: 60 yaşında dul, Hz Resul’e :” Benimle evlenir misin ” der, Hz Resul kabul eder.Kısa süre sonra vefat eder.

    Ümmü Seleme: 65 yaşında 4 çocuklu dul,kendi deyimi ile : ” Ben yaşlı, kıskanç , yetimlerin annesi bir kadınım .” der.Hz Resul O’na evlilik teklif eder, Ümmü Seleme annemiz kabul eder.

    Cahş kızı Zeynep: Dul – Detay aşağıda – *

    Cüveyriye: Esir . Esir ve cariyelerle evlenmek âdet değil iken peygamberimiz onlar ile evlenerek onların da aile kurma haklarının olduğunu , onlarında insan olduğunu çevresindekilere ispat eder . Cüveyriye, Mustalik oğulları kabilesinin reisinin kızı idi.Savaşta esir düşer, özgürlük bedelini bizzat Hz Resul öder, onu azat eder.Bunu duyan babası ve iki oğlu Müslüman olur.Kızı ile anlaşır, özgür olan Cüveyriye Hz Resul ile evlenir.İslam ordusu bu hal üzerine:” Annemizin akrabalarını esir etmeyiz.” diyerek geri kalan esirleri serbest bırakır.
    Safiye: İsrail Oğulları soyundan, kabile reislerinin birinin kızı idi.Dul idi ve tutsaktı.Hz. Resul O’na :” ister malını al, git özgürsün ” der, ” İster kal, Müslüman ol, benimle evlen.” diye teklifte bulunur.Safiye annemiz özgür iken teklifi kabul eder ( Mir’âtü’ş-Şuun )
    Ümmü Habibe: 55 yaşında dul, Mekke reisi ünlü İslam düşmanı Ebu Süfyan’ın kızı. Mekke’den uzakta, Habeşistan’da dul kalır.Çok zorluk çeker.Hz: Resul elçi göndererek O’na evlenme teklif eder.Evet der Ümmü Habibe annnemiz .Necaşi kralı nikahı vekiller vasıtası ile kıyar…

    Meymune: 2 çocuklu dul,Hz Resul’un amcası Abbas’ın baldızıdır.HZ Abbas vasıtası ile Hz Resul’e evlilik teklifinde bulunur, Hz resul kabul eder.

    Mısırlı Mariye: Cariye. Hz Resul kendisi ile evlenir.

    Hz.  Resul  50 küsür yaşına kadar tek eşle evli kalıyor ,her türlü dünyevi teklifleri reddediyor  ve 50 yaşından sonra genç ve zengin bir çok kız  yerine koruma ve tebliğ amacını güden , karşılıklı rızaya dayanan evliliklerini objektif  olarak inceleyen herkes evliliklerin hiç birinde dünyevi bir amaç olmadığını görebilirler yeter ki tarafsız olarak olayları inceleyebilelim.   
    
    Bazılarının aklına şu soru takılabilir, evlenmeden o kadınlara yardım yapılamaz mı idi ?
    
     NE KADAR IYI BILINIRSE BILINSIN BIR ERKEK DUL BIR KADININ EVINE ARADA  BiR  BILE OLSA VE KADINLAR 50-55-65 YASLARINDA BILE OLSA UGRARSA DEDIKODU KAÇINILMAZ OLUR! ÖZELLIKLE BÜTÜN PROJEKTÖRLER ÜZERINE ÇEVRILI VE DEVAMLI HATASI ARANAN  BİR  UYARICI  VE   “REJİM   DÜŞMANI “ ( ! ) OLURSAN... HZ. MUHAMMAD’E   DÜŞMANLARI (HAŞA )    “ DELİ, CİNLENMİŞ , YALANCI... “ DEDİLER  AMA  HİÇ  BİR  DÜŞMANI  ONA " ŞEHVET  DÜŞKÜNÜ , ÇIKARCI, RÜŞVETÇİ , ..." DİYEMEMİŞTİR.  ÖZELLİKLE  BU  KONULARDA  DÜŞMANDAN  DAHA  İYİ  ŞAHİT  Mİ   OLUR..  AYRICA  EFENDİMİZİN  OLAYA   CİNSEL  AÇIDAN  YAKLAŞMADIĞININ  BİR  DİĞER  DELİLİ     BAZI  ANNELERIMIZIN "YASLARINDAN DOLAYI" O TÜR IHTIYAÇ DÖNEMINI  ÇOKTAN  GEÇTİKLERİDİR,MESELA  SAFİYE ANNEMİZ : SENİNLE EVLİ OLMAK BANA YETER" DİYEBİLMİŞTİR.  HELE  YAS 50 -65 ARASI   İSE  VE ÜLKE INSANLARIN ERKEN OLGUNLASIP YASLANDIGI SICAK BIR ÜLKEDE  YAŞANILIYORSA ... YAZI  BÜTÜNÜ    İLE  OKUNUNCA  ZATEN HZ. MUHAMMED'IN DÜNYA ZEVKINE DÜSKÜN OLMADIGININ ÖRNEKLERI ILE DOLU  OLDUĞU   GÖRÜLECEKTİR.
    MONTESQUİEU , KANUNLARIN RUHU ADLI ESERİNDE ŞUNU SÖYLEMEKTEDİR: " İKLİMİ SICAK OLAN ÜLKE KADINLARININ İHTİYARLIKLARI, 20 YAŞINDAN SONRA BAŞLAR..." 
    
    
    
      Hz.  Muhammed’e  atılan  bir  diğer  iftira ‘da   Hz. Safiye   ile  evlenmeleri  olayıdır : Güya  Hz. Resul  esir  olan  Safiye annemize   “ benimle  evlenirsen  seni  serbest   bırakırım , “ diye  bir  teklifte  bulunmuştur. Halbuki  olay  şöyle  gelişmiştir:
    
    Yahudilerle Müslümanlar savaşır, savaşı Müslümanlar kazanır. Savaşta  esir  olan    Yahudilerden  olan  Hz. Safiye ‘ye   Hz.  Resul  “ sana  bir  teklifim  var , istersen  serbestsin  mallarını   al  ve  git , istersen  sana  evlenme  teklif  ediyorum ,Müslüman ol , yanımda  kal “ teklifini   özgür  ve  hür  iradesiyle  değerlendiren   Hz.  Safiye  annemiz , kendi   isteği  ile  teklifi  kabul  eder  ve  Hz. Muhammed’in   yanında  kalır. Bunun  üzerine Müslümanlar “ biz  annemizin  akrabalarını  esir  etmeyiz  , “ diyerek   esir edilen tüm  Yahudileri  serbest  bırakırlar... Yahudilerde  bu   gelişmeler  üzerine  İslam'a  girerler...- Dinsiz T.Dursun iki maddeden oluşan teklifi tek maddede birleştirerek aktarır:" Benimle evlenirsen serbestsin!" Düşünebiliyor musunuz, bu tek cümleye indirme ile Safiye annemizin  seçme hakkı da ortadan kaldırılmış olunuyor. Amacı da bu zaten. Bilerek iftira böyle atılıyor işte.!
    
                                                                 HZ  AİŞE'NİN  EVLİLİK YAŞI
    

    1- “Hz. Muhammed henüz Mekke de iken ve bende oynayan bir çocuk iken: “Onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır!” mealindeki (kamer s. 46) ayet inmişti…(Buhari 1.cilt Telifil Kur’an bahsi) ” Bu sure Mekke devrinin birinci döneminde(4. yıl) inmiştir. Hz.Aişe validemiz bu sure ve ayetleri net olarak hatırladığına göre, olayları ayrıntılarıyla hatırlayabilmek ve sokakta oynayan bir çocuk olması için en az beş veya altı yaşında (veya daha büyük) olması gerekir. Kamer suresi Mekke devrinin dördüncü yılında indiğine göre dördüncü yılda beş-altı yaşında olması gerekmektedir.Ayrıca Kız kardeşi Esma ; Kardeşi Esma Abdullah bin Zübeyir’in annesidir. Esma yüz yaşına kadar yaşamış ve Hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemizden on yaş daha büyüktür. Hz. Ebu Bekir (r.a) kızı Esma ve oğlu Abdullah Abdul Uzza’nın kızı Kayleden,Hz. Aişe ile Abdurrahman ise Ümm-i Rümandan doğmuşlardır. Hz. Esma yüz yaşında ve hicri 73. yılda öldüğüne göre hicret esnasında 27 yaşında olması gerekir. Bundan on yaş küçük olan kardeşi Hz. Aişe validemizin de 17 yaşında olması gerekir ki bu da aşağı yukarı Buhari de Hz. Aişe’nin kendi hadisindeki ifadeye uygun düşmektedir.Rasûl-i Ekrem, Hicretin ilk senesi Hazreti Âişe ile evlendi.Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl beraber yaşamıştır. Onun Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerindeki yerini bütün islam alimleri teslim etmektedir. O devrinin en büyük alimlerini tenkit etmiş, çeşitli konularda fetvalar vermiş, Kur’an’ın ve sünnetin doğru anlaşılması konusunda insanlara önderlik etmiştir. Sünneti Kur’an’la test etmenin ilk örneklerini vermiştir. Bu birikimi henüz çocuk denecek yaşta bir insanın elde etmiş olmasını kabullenmek oldukça zordur.
    2- Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz. Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine Müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp Müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın Müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Yani değil Hz. Resulle nişanlanıp bir yıl sonra evlenmesi , daha önce evlenecek çağa gelmişti, nişanlandı , zamanla İslam tebliği yayılınca Hz. Ebu Bekir’in Müslüman olması bu işi bozdu…Daha sonra da Hz. Resul onunla nişanlanıp bir yıl sonra da evlenmişti…Sıcak ülkelerde çocukların erken gelişip, olgunlaştığı düşünülünce – Günümüzde bile Mısır’da ilkokul birinci sınıfa giden kızlar ergenlik çağına girdiği – yani Mısır’daki 8 yaşındaki bir kız , Türkiye’deki 12-13 yaşındaki bir kız olgunluğuna gelip ; daha önce olgunlaşıp, daha önce yaşlandığı – düşünülürse 17 -18 yaşındaki bir kızın arabistandaki normal görüntü ve evlilik yaşı haliyle gelmiş bir yaş olduğu rahatlıkla kabul edilmelidir.Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl evli kalmışlardı. Peygamberimizin vefatı esnasında İse 27 yaşında idi.
    3- Mişkât sahibi der ki: Hazreti Âişenin hemşiresi Esma, Hicret esnasında 27 yaşında idi. Aişeden on yaş büyüktü. Hazreti Aişe de, Esmadan on yaş küçük olduğuna göre, Hicrette onyedi yaşındaydı: (Asrı Scâdet, C: 2, S: 1010.) Rasül-i Ekremle evlendiği zaman, 18 yaşında bulunuyordu.Hazreti Âişenin altı yaşında nişanlandığı, dokuz yaşında nikahlandığı hakkındaki rivayetler doğru değildir, tarihî hakikitlere aykırıdır.Hz. Aişenin ablası Esma, ondan yaklaşık 10 yaş büyüktü. Hz. Aişe evlendiğinde Hz. Esma’nın yaklaşık 30 yaşında olduğu rivayet ediliyor. Buradan Hz. Aişenin evlendiğinde 18-20 yaşlarında olduğu sonucuna varılmaktadır.
    4- Hz. Peygamberin evliliği, vahyin başlangıcından 10 yıl sonradır. Hz. Ayşe vahiy başlangıcından beş altı yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Hz. Ayşe’nin peygamberimizle evlendiği yaşın 17-18 olduğu ortaya çıkar.Bu konu, daha detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’ nin “Asr-ı saadet” kitabında geçer. (İst. 1928. 2/ 997) Ayrıca bakınız: (Hatemü’l enbiya Hz. Muhammed ve hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210)
    5- Bugün hadis kitaplarımızda yer alan ve Hz. Aişe validemizin Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı rivayetler, onun yaşını tespit edebilmemize yardımcı olacak niteliktedir. Mesela; Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir ölçü olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi; Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Nübüvvetin 5. veya 6. yılında Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması; ilk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi gibi rivayetler onun yaşı konusunda bize ipuçları verecek niteliktedir.(M.Emin YILDIRIM / Vakit-08 Haziran 2008 )
    6- Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir. Dikkat çekici olan bu zikrin, Hz. Osmân, Zübeyr ibn Avvâm, Abdurrahmân ibn Avf, Sa’d ibn Ebî Vakkâs, Talha ibn Ubeydullah, Ebû Ubeyde ibn Cerrâh ve Erkam ibn Ebi’l-Erkam gibi ‘Sâbikûn-u Evvelûn’ tabir edilen en öndekilerin hemen arkasından; Abdullah ibn Mes’ûd, Ca’fer ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Cahş, Ebû Huzeyfe, Suhayb ibn Sinân, Ammâr ibn Yâsir ve Habbâb ibn Erett gibi isimlerden de önce gerçekleşiyor olmasıdır.1 Demek ki Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’ beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit etmektedir.2
    7- Ablası Esmâ Vâlidemiz’in konumu da bu kanaati güçlendirmektedir; zira onun, on beş yaşında iken Müslüman olduğu bilinmektedir.3 Bilinen bir gerçek de onun, 595 yılında dünyaya gelmiş olduğudur.4 Bütün bunlar, risâletin ilk yılı olan 610 tarihini göstermektedir. Demek ki Âişe Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman olmuştur. Bunun için o gün onun, en azından beş, altı veya yedi yaşlarında olması gerekir ki, on üç yıllık Mekke hayatıyla en az yedi aylık 5 Medine günleri de bu tarihe ilave edildiğinde onun, Allah Resûlü ile evlendiği gün –risâletten beş yıl önce dünyaya gelmiş olma ihtimalini esas alacak olursak- en azından on sekiz yaşında olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
    8- Âişe Vâlidemiz’in vefat tarihi konusunda gelen rivayetler de bu kanaati güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya 59;29 yaşıyla alakalı olarak da altmış beş, altmış altı, altmış yedi veya yetmiş dört 7 gibi farklı tarih ve rakamdan bahsedilmektedir. Bu ise, doğum tarihinde olduğu gibi onun vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını göstermektedir.Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba olduğu, vefat tarihinin, Ramazan ayının on yedinci gecesine denk geldiği, vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği, yine vasiyeti gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı, mezarına da, ablası Hz. Esmâ’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi detayların bulunması,8 diğerlerine nispetle bu bilginin daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir. Öyleyse bu tarihi esas alarak bir hesaplama yapacak olursak onun, Efendimiz’in irtihalinden sonra kırk sekiz yıl daha yaşadığını (48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o, risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir.Bu durumda evlendiği gün onun, (74–48=26–9=17+7 ay) on yedi yılını yedi ay geçtiği anlaşılmaktadır.Kısaca: Hicri 58. yılda, 74 yaşında vefat etti ise, Efendimiz’den sonra 48 yıl dul olarak yaşadı ise, Allah Resulü ile evliliği de 9 yıl sürdü ise; demek ki, Aişe validemiz, Efendimiz Daru’l-Beka’ya hicret ettiğinde 26, evlendiğinde ise 17–18 yaşlarında idi. (SorularlaİslamiyetCom)
    Dipnotlar:1.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 124. 2.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, 124. 3.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635. 4.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635. 5.Âişe Vâlidemiz’in, hicretten yedi ay sonraki Şevvâl değil de Bedir sonrasına denk gelen ikinci yılın Şevvâl ayında evlendiği de ifade edilmektedir. Bu durumda onun evlilik yaşı, bir yıl daha gecikmiş demektir. Bkz.: Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/616. 6.Bkz.: Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291. 7.Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 202. 8.İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142 – Dr. Reşit Haylamaz, Yeni Ümit Dergisi
    Suudi araştırmacı ve tarihçilerden Süheyla Zeynelabidin ise Hz. Ayşe`nin Peygamberimiz ile evlendiğinde yaşının 19 olduğunu araştırmaları sonucu ulaşmıştır.
    Burada akla, “Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu şekilde gündeme gelmedi?” şeklinde bir soru gelmektedir. Yakın zamana kadar bu hususta olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne Ebû Cehil gibi her fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl gibi olmadık yerden fitne ve iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden bu evliliğe herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur.Kısaca; Hz. Resul’ün Âişe Vâlidemizle evliliklerinde bir anormal durum olsa idi, Zeyneb Vâlidemiz’le izdivacında fırtına koparmak isteyenlerle, Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde ve hiç olmadık yerde Âişe Vâlidemiz’e iftira atanların, onlar açısından önem arz eden böyle bir meseleyi dillerine dolamamaları düşünülemezdi. Sonuç nasıl olursa olsun sadece başlı başına bu bilgi bile, Âişe Vâlidemiz’in evliliği konusunda olumsuz herhangi bir durumun olmadığını ispat için yeterli bir güce sahiptir.
    PEKİ HZ MUHAMMED 9 YAŞINDA HZ AİŞE İLE EVLENDİ İDDİASININ KÖKENİ NERESIDIR ? BİZCE – YUKARIDA DA BELIRTILDIGI GIBI – DAHA ÖNCEKİ NİŞANLILIK DÖNEMİ İLE DAHA SONRAKİ HZ RESULUN NİŞAN-EVLİLİK OLAYININ RİVAYETLER SIRASINDA KARIŞTIRILMASI OLAYIDIR TÜM OLAN…HADİS İLMİNİ BİLEN HADİS LİTERATÜRÜNDE BU GİBİ ÖRNEKLERİN DOLU OLDUGUNU DA BİLİR ! ”’

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  138. Senin kalp tam tıkırında herhal, check-up ı nerde yaptırdın xyz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  139. evet kalbte hastalık oluşur.. Benim için söylediklerini senin söylemen çok anlamsız. (diğer dindekiler salihxyz’in kalbinde hastalık var diye…. Siz nerden biliyorsunuz? )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  140. Kalbin hastalanabilir bi organ olduğunu nenem de biliyor. Ama sen bi bakışta nasıl anlıyosun hastayı sağlamı, sen asıl onu anlat ?

    (xyz x-ray’in kısaltılmışı mı yoksa?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  141. 24 saat din karşıtlığı yapan birinde kalbinde sorun vardır. Şayet gittiği yol doğruluğundan eminse huzurlu olmadır, ama öyle değiller. Her yerde din karşıtlığı yapıyorlar burada bir sorun olmalı…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  142. Haaa.. ben experim diyosun yani, saat ve karşıtlık ilişkisi..

    tamam yavrucum tamam, peki günün kaç saatini ayırırlarsa tekrar sağlıklı olabilirler acaba, bi tavsiye almak mümkün mü şahsınızdan?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  143. salihcim üstüne alınma sen. sadece sana değil onlarda senin yaptığın gibi genele hitap ediyorlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  144. Bilader şıp diye tanı koyan sensin, mazallah kalp bu, söyle o halde kaç saati normal bu işin?

    (Örneğin ben eminim ki şahsınız kesinlikle anti-emperyalisttir. Ama sorması ayıp, günde kaç saat ?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  145. ikisinde biri normal değil ? Bu doğru ama hangisi ? Ret eden mi? İman eden mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  146. Birileri din karşıtlığı yapabilir,din savunuculuğu yapıldığı gibi.Kimse yapmasınmı din karşıtlığı istiyorsunuz?

    telaşlanmayın

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  147. Kalp çalıştığı sürece sorun da varsa 24 saat devam eder.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  148. nerden uyduruyorsunuz anlamadım. sadece ‘kalbinde hastalık olanlara ne söylense boştur…’ dedim ne var bunda

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  149. Ne olmuşmuş.

    Zaten böyle geri vitese alanlar da ayrı bi enteresan.

    (evet evet, bence de paranoyaklara ne desen boş. Aaaa! ne var şimdi bunda, di mi ama?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  150. Salihxyz,

    üç bilinmeyenli denklem havası vermişsin kendine ama olmamış be canım kardeşim. (Ayrıca üç bilinmeyenli denklemler çözümü en kolay denklemlerdir, istersen sevgili xenix bi for example bile verebilir.)

    Lakin benim anlamadığım, senin 24 saatini kimlerle geçirdiğin? Hani öyle bi yazdın ki, bak yeminle söylüyorum bi ara allah kurtarsın demek bile geçti içimden, çünkü sanki cezaevinden yazıyosun da koğuş arkadaşından bahsediyosun zannettim.

    Bak yavrucum, eğer 24 saat dersen , hele bi de kalptir hastalıktır diye eklersen, ben de sana derim ki hele senin başka ne numaran var önce onu görelim.

    (Xenix ,neydi yahu şu adını hatırlayamadığım forum, allah rızası için bi link versen?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  151. sayın salihxyz,
    kalp hakkındaki harika bilgileriniz beni dehşete düşürdü 🙂
    eğer her bilginiz bu gibiyse, ortada yorum yapacak bir şey bırakmadınız gerçekten. gönül gözüyle kalpteki hastalığı görebilmek harikulade bir yetenek! bunun derslerini vermelisiniz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  152. bütün yorumlara genel bir yorum yapmak istiyorum. biz kur’an’da şu noktayı eksik bulduk desek, veya beğenmedik desek, cevap her zaman şu oluyor: “ama onun hadisleri, olayları var. hem tevsiri okudun mu?”. ben evrensel olması gereken bir kitabın o zamanki olaylara göre yazılmış olmasına anlam veremiyorum. ayrıca kutsal kabul edilen şeylerin asla basit olamayacağı savunulur; yani açık bir anlamda bile arkasında ne var diye bakılıyor, yorumlanıyor. gözden kaçan kısım ise bence şudur: insan beyni basit cümleleri de kendine göre yorumlayabilecek yetenektedir. herşeyi kendi görmek istediği güzel anlama yoruyor müslüman kesim. okuduğum yorumların çoğunda bunu gözlemledim. o zaman kafamda şu düşünce oluşuyor “insanlığa ışık tutması gereken bu kitap hangi sebeble açık olmayan bir dille yazılmış? hedef tüm insanlığın anlaması mı yoksa tüm insanlığın arapça öğrenip, yorum yapması mı?”
    1. soruma eleştiri olacağını zannetmiyorum, fakat 2. soruma ağır eleştiriler olabilir. o yüzden baştan açıklama gereği duydum, muhammedin persiyayı cizyeye bağlama sevdası (amcasının yanında söylediği cümleden yola çıkıyorum) o adamın aynı zamanda milliyetçiliğini de gösteriyor bence. hatta ahiret dilinin arapça olmasını da buna bağlıyorum. sorumun sebebi de budur.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  153. miami sahili ile bağlantı kuramadım? o geniş bilginizle açıklarsanız sevirimim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  154. İslam veya başka bir din karşıtı olan biri ile dinin bir mevzusunu tartışmak anlamsızdır. Din karşıtı olan birinin de dini mevzularda fetva vermeye kalkmasında ise bir kasıt vardır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  155. Evet Miami, nerden bildin?

    Yoksa 24 saatimi nasıl değerlendirdiğimi mi merak ediyosunuz sayın Salih? Valla işte deniz var ,güneş var, kadın, şarap, seks filan. Ama din karşıtlığına ayırdığım süreyi soruyosan sıfır, şu halde kalben sağlıklı olduğumu düşünebilir miyim?

    (Aaaah, ah. Tanı koyma sevdası biter mi hiç sizde, hadi söyle n’olur sırada hangi diagnoz var? )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  156. kendimce şu şekillerde yorumlayabilirim:
    cezaevi, dünya ile ilişiği bir nebze kesiyor. ayrıca baskıcı bir yönetime sahip. bu tür ortamda insanlar sağlıklı düşünemeyebilirler.
    veya şu önermeyle yazılmış olabilir, kapalı mekan kapalı zihni de beraberinde getirir.
    suçlu psikolojisiyle yazdığını da belirtiyor olabilir.
    pek yorumlanası bir yazıymış yahu…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  157. Ben sizi tanı koymadım siz kendiniz atladınız ?
    Ha bu arada siz müslüman mısınız?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  158. eee başka…… bu yorum değil yorum ötesi bişey. way..way..way…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  159. Ya bırak allahını seversen bu işleri salihiksyeze, doktorsun diye hürmet ettik, taaa Miami’lerden sesini işitip kalbimizi emanet ettik ama bi numara yokmuş sende. Şurda din karşıtlığına ayırdığım sıfır zamana rağmen bile sağlığımla ilgili bişeycik diyemedin.

    Hem müslüman olup olmadığımdan size ne? Bilmeyince olmuyo mu yoksa?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  160. İslam veya başka bir din karşıtı olan biri ile dinin bir mevzusunu tartışmak anlamsızdır. Din karşıtı olan birinin de dini mevzularda fetva vermeye kalkmasında ise bir kasıt vardır

    e din karşıtı olmak yan gelip yatma yeri değil,bir şeyler yapacak adam ,dini konularda konuşacak falan.
    Bunlar normal şeyler.Başka türlü nasıl gerçeğe ulaşacağız,sorgulamadan yani.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  161. Bu sıfatları kime söylüyorsunuz,genelemi, siteyemi, birinemi?ayrıca sohbet kutusu kullanılması uyarısı geldi

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  162. Bazı yorumlar açık açık hakaret var, Dine, Peygambere bi oku onsan sonra düşün. Mesele ret, meselesi değil. Biri sizin en çok sevdiğiniz değere hakaret etse ve bunu yaymak istese ne yaparsın? Tepkisiz kalır mısın? kalmaz mısın?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  163. Hakaret dediğin şey sanırım,eleştiriler olsa gerek,değilse hangisi örnek ver çok yazı var göremedim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  164. Hazır misafirin mesajı da gelmişken, bence sayın sonsuzdan rica edelim, sitemizde kim kaç saatini neyle geçirmiş bi istatistik çıkarsın mümkünse. Birim zaman karşıtlık ilişkisi ve kullanıcı konu çeşitliliği falan filan.

    Normali anormali ondan sonra değerlendiririz artık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  165. tepkileri mi? yorumların hepsini okudum fakat kaldırılmasına dair sizden başka tepki veren görmedim.
    biraz eskidi gerçi ama cevap verme ihtiyacı hissettim;
    ben bağlantılarımı saydım, hoşunuza gitmiş gözüküyor. buyrun siz de yazın.
    yoksa siz de pastafaryanizmin aksine uçan bir maydonozun olduğunu ve bahanelerinizde mutlaka sapının olduğunu mu iddia ediyorsunuz?
    sayın farabi, aynı soruyu ben de başka bir şekilde sordum fakat kendileri cevap vermekten çok soru sorma uğraşındalar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  166. Hz. Peygamber’in Evlilikleri,

    Günaydın Türkiye!..
    Günaydın Yurdumun Güzel İnsanları…

    • Yıl, (M.S) 696.
    • Hz. Peygamber 25 yaşında.
    • Ahlaken çökmüş bir Arap dünyası var.
    • Evlatlığı ile evlenmeyi ahlaka aykırı görüyorlar.
    • Ama, babaları ölmüşse üvey anneleri ile cinsel ilişkiye girmekten haya etmiyorlar.
    • Mekke’de çok meşhur bir genelev vardır ve patronlarından biri de ebu Cehil ve ebu Leheb’dir. Buraya borçlandırdıkları kişilerin küçük kızlarını atarlar ve civar ülkelerden dahi müşterileri vardır. O utancı yaşamak istemeyen babalar 5-6 yaşına gelen kızlarını Tevrat’tan gelen bir recm geleneğine de uygun olarak diri diri kuma gömerek öldürürler.
    • Bir insanın mal varlığına göre 10 tane karısı, 50-100 tane de cariyesi olabiliyor. Yeter ki zengin ol.
    • Üstelik cariyeler ve köleler çalıştırılarak ekstra bir kazanç sağlama sistemi oturmuş bir Mekke var.
    • Kâbe, kadın-erkek çırılçıplak tavaf ediliyor.
    • Miras hukuku tamamen zengin ve güçlüden yana.
    • Ticaret için gelen kişilerin malları Mekke çeteleri tarafından zorla gasp edilebiliniyor.
    • Fakire mülk edinme hakkı yok.
    • Tek hakkı gücü kuvveti yerindeyse çalışmak.
    • Zenginler her akşam alem yapıyor ve zengin çocukları Gaius Caligula gibi.

    İşte Hz. Peygamber bu insanların arasında yaşıyor ve ne İslam tarihi, ne yabancı kaynaklardan bir tanesi bile Hz. Peygamber’in bu eğlencelerin içinde olduğunu yazmaz.

    • Kendisi 25, eşi 40 yaşındadır.
    • 50 Yaşına kadar tek eşlidir.
    • Peygamberlik 40 yaşında ona vahyedilmiştir. 10 Yıl yine tek eşli olarak kalmıştır. Ta ki, eşi vefat edinceye kadar.
    • 52 yaşına kadar (2 yıl) evlenmemiştir.
    • 52 yaşında evlenir ve daha sonra Hz. Aişe de ona eş olur.
    • 52 yaşına kadar şehvetine esir olmamış, tertemiz bir gençlik ve olgunluk dönemi geçirmiş bir insan 52 yaşından sonra mı nefsine kul oldu? Kaldı ki evlendiği kadınlar hem kendi yaşında, hem de kocası savaşta ölmüş çocuklu annelerdi.
    • O’nu hiç kimse çok eşliliğinden dolayı suçlamadı. Ancak art niyetliler suçladı.

    • O art niyetliler Tevrat’ta yazılı olan Hz. Süleyman’ın 700 tanesi eşi, 300 tanesi de cariyesi olmak üzere 1.000 tane eşi için tek kelime etmezler. Hz. Davud’un onlarca eşi için ağızlarını bıçak açmaz.

    – Hz. Lut’un iki kızının babalarından hamile kaldığından bahsettiklerine hiç değinmezler.
    – Peygamber oğlunun kızkardeşine zorla tecavüz ettiği, bizim kitabımızda yazıyor, demezler.
    – Hz. Davud, öz gelini ile cinsel ilişkiye girdi diye kitaba sokuşturdukları iğrençlikten de bahsetmezler.

    • Ama iş Hz. Peygambere gelince asvalt makinası gibi döktürürler.

  167. Hz. Peygamber’e şu ithamların hepsi yapılır: Deli, mecnun, şair, cin çarpmış v.s.

  168. Ama, ne yerli, ne yabancı kaynaklardan bir tanesi onu sübyancılıkla suçlamamıştır.

  169. Kendisinde bir eksiklik olsa bunu gayri müslimlere sıra bile gelmeden, önce Mekke’ deki müşrikler ve kendisine en büyük düşmanlığı yaparak tarihe geçen akrabaları, Ebu Cehil ve Ebu Leheb onu rencide etmek için kullanırdı.

  170. Ne Ebu Cehil, ne Ebu Leheb, ne İbn Sebe, ne de diğerlerinden bir tanesi o,na; “sübyancı” demez.

  171. Öyle bir şey olaydı önce Ebu Cehil tefe koyup çalardı. Cümle aleme duyururdu bu olayı.
  172. O bile bu konuda tek kelime etmezken, zamanın Ebu Cehilleri iftira yarışındadır.

  173. Hz. Peygamber’in her yaptığını; “SÜNNET,” diyerek örnek alan müslümanlar arasında sübyancılık diye bir sünnet anlayışı hiç olmamıştır.

  174. Siz hiç kafanızı yormayın beyler!

  175. Ne söylerseniz söyleyin; Ne yazarsanız yazın; biz suçlayanı da, suçlananı da çok iyi tanırız.
  176. Sizler önce Kutsal Kitaplarınızdaki zırvalarınızı eleştirin.
  177. İNCİL ve TEVRAT OKUMALARI’ nın 3. bölümünü yarın sabaha yetiştirmek için gayret edeceğim.
    – Varsa söyleyecek bir sözünüz, onları cevaplandırmak için saklayın.
  178. Ş.Y.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  179. ne kadar da kesin konuşuyorsunuz, sanki oradaydınız 🙂
    söylenenler kaynaklara dayatılarak söylenmiş fakat siz 0 kaynakla hepsini bir hışımla çürüttünüz.
    bu güne kadar hiç duymadığım-okumadığım birşeyi söylediniz, “çırılçıplak tavaf etmek”. gerçekten ilk defa böyle birşey duyuyorum, hangi inançtı ki bu ve neyi temsil ediyordu şu çıplak tavaf?
    ayrıca mekkeli çeteler ve gasplardan bahsetmişsiniz. buna benzer birşey hz. muhammed tarafından hiç yapılmadı mı acaba? enfal 8/41 “bilin ki aldığınız ganimetlerin 1/5’i allah’ın resùlüne aittir” bunu bize göstermiyor mu? hz sa’d’ın ilk kanı dökmüş insan olması, bakara 216’da “savaş hoşunuza gitmemesine rağmen size farz kılındı” yazması(peygamberin barış değil savaş yanlısı olduğunu gösteriyor), ebu cehil + 300 adamının ve ebu sufyan + 200 adamının kervanlarına saldırıp başarılı olamaması, sonraki saldırılan kervanın hacca denk gelmesi sonrasında inen bakara 217 (saldırı sebebi müridlerinin fakir veya aç olması da bişey değiştirmiyor. allah yardım edememiş mi?)
    ayrıca islam öncesi o bölgede herhangi bir savaş yok. huzur için gelen din, huzur kaçırmış ki savaşlar olmuş. eskiden mekkede her görüşten insan rahat rahat yaşıyorlarmış ve islamiyet gelince huzur bozulmuş demek ki. kur’anda geçen kafırlere olan küfürler(kötü sözler) hz muhammedin onların görüşlerine saygısızlığı dolayısıyla huzurun kaçtığı görüşündeyim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  180. Tarihin Sayfalarını Karıştırdıkça…

    “Sn: zizoU;

    “ne kadar da kesin konuşuyorsunuz, sanki oradaydınız :)”

    • Doğrusu, bilim dünyasının verilerini bir anda alt-üst edecek bir görüş ortaya attınız!
    • “İstanbul 1453 yılında alındı.” demek için orada olma şartına nasıl uyabileceğimi şimdi kara kara düşünüyorum!.
    • Bu şartlar altında tarih yazılmaz.
    • Elin oğlu; “20 milyar ışık yılı uzaklıkta (a)48913xc) 1 milyar güneş büyüklüğünde bir yıldız keşfettik” diyor, biz hiç itiraz etmiyoruz! “Orayamı gittin?” diye sormuyoruz. oysa ben şunun şurasında en fazla 1,5 asır önceki bir veriyi aktardım:
    • “Oradamıydın?” diye soruyorsunuz. Kalbimi kırdınız şimdi Sn: zizoU!

    • İşim vardı gidemedim. Ne yani?! Bunu mu başıma kakıyorsunuz?

    Şaka bir yana, sizin de duymadığınız çok şey olabilir, benim de. Aslında burada hiç yazılmayan onların da ötesinde çok şey var ama bir iki kısır çekişmeden kurtulup da o, ciddi konulara giremedim.

    • İşimiz gücümüz;
    • Dedi ki, dedim ki!
  181. İlk dökülen kandan bahsetmişsiniz ve ekleyerek;

  182. İslam’da ilk kanı dökenin Hz. Sâd olduğunu yazmışsınız. Sanırım Sâd bin Ebu Vakkas’tan söz ediyorsunuz.

  183. Olayın nasıl geliştiğini de biliyor olmalısınız. İbadet ederlerken üzerlerine saldırılmış, o da kendisini korumak için yanıbaşında bulduğu kuru bir kemik ile kendisini korumuştur. Eğer Medine olayından bahsediyorsan; Hicret, nübüvvetin 10-11. yılından sonra başlamıştır. 3 yıl da Medineye yerleşme sürecini eklerseniz, 14 yıl eder.

    • Bu 14 yıl içerisinde ne kadar müslüman kanı döküldüğünden de haberiniz var mı?
  184. Siz hiç; Yasir bin Ammar’ı, oğlu, Ammar İbn Yasir’i, yine Türk asıllı eşi Sümeyye’yi ve Haris İbn ebi Hâle’yi de duydunuz mu Sn: zizoU?

  185. Putlarının inkâr edildiğine çok sinirlenen Ebu Cehil, çırılçıplak soyarak rencide ettiği Hz. Sümeyyenin organına kendi mızrağını saplayıp, sonra da bacaklarından deveye bağlayıp ters iatikamete sürerek vücudunu parçalattığını da bilirmisiniz. Arkasından kocasını ve oğlunu da öldürdüklerini v.s.

  186. Bir yanda karşılıklı bir kervan savaşında atılan bir ok,

  187. Diğer yanda tam bir vahşet.
  188. Şimdi iki tarafın yaptıklarını da önüne al ve yargıla
  189. Olayları öyle bir sıralamışsınız ki; müşrikler sanki bir kuzu!
  190. O kadar masumlar ki serçe bile yanlarında günahkâr (!!!) kalır.

  191. Bu arada gelmiş geçmiş Müslümanları da sütten çıkmış ak kaşık olarak vurgulamak istemiyorum.

  192. Kim yanlış yapmışsa hata etmiştir…

  193. Saygılarımla efendim…

  194. Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  195. Çocuklara masallar…

    İKİ NOKTA ÇOK ÖNEMLİ!

    • Ahlaken çökmüş bir Arap dünyası var.
    • Zenginler her akşam alem yapıyor ve zengin çocukları Gaius Caligula gibi.

    Şimdi, dünyanın bu köşesinde (mekke) kaç kişi yaşıyor ? Ve dünyanın gerikalan bölgelerinde durum nedir ?

    Az ötedeki yahudi kalesinde durum nedir?
    Avrupa ne durumda ?
    Afrika kabilesinde adam ve kadın neler yapıyor?
    Çin’de neler oluyor?
    Orta Asya’daki Türk obasında hangi kerane var?
    Amerika kızılderi kabileleri nasıl bir ahlaksızlık içinde?

    Bu soruları çoğaltın ve cevaplarını verdikten sonra neden tanrının bu küçük kabilenin görece AHLAKSIZLIĞI üzerinden peygamber yolladığını bana söyleyin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  196. EVRENE SIĞAMAYAN MÜSLÜMANLAR!

    Agnostik:

    “- Ahlaken çökmüş bir Arap dünyası var.
    – Zenginler her akşam alem yapıyor ve zengin çocukları Gaius Caligula gibi.

    Şimdi, dünyanın bu köşesinde (mekke) kaç kişi yaşıyor ? Ve dünyanın gerikalan bölgelerinde durum nedir ?

    Az ötedeki yahudi kalesinde durum nedir?
    Avrupa ne durumda ?
    Afrika kabilesinde adam ve kadın neler yapıyor?
    Çin’de neler oluyor?
    Orta Asya’daki Türk obasında hangi kerane var?
    Amerika kızılderi kabileleri nasıl bir ahlaksızlık içinde?”

    Sn: Agnostik:
    – Orda ne var?
    – Burda ne var?
    – Şurda ne var deyinceye kadar;
    – İtirazınızı yükselttiğiniz konu hakkında iki satır bir kitap okusaydınız daha güzel olmazmıydı?
    – Ondan sonra itiraz etseydiniz.

    Hem Avrupa ve Afrika’nın ne durumda olduğunu öğrenir, hem de az ötedeki Yahudi kalesindeki durumlara da vakıf olursunuz böylelikle.

    Bu sitede:

    • Agnostikler konuşur,
    • Homoseksüeller konuşur,
    • Eş cinseller konuşur,
    • Satanistler, mazohistler, mazoşistler konuşur,
    • Ateistler, monoteistler, manistler konuşur,
    • İneğe, Kediye tapanlar konuşur,
    • Totem’e, put’a tapanlar konuşur, hiç bir sorun yaşamazlar.

    Sorun yaşamamalarına ben de taraftarım.

    Amaa.. Biri İslam’dan, müslümanlıktan bahsetti mi; kıyamet kopar!

    • Peki Sn: Agnostik. Şimdi ben size soruyorum:
    • Yazdıklarım da bir yalan mı var?
    • Ben size 1 değil, 5 değil, 10 değil, 50 tane kaynak kitap ismi yazabilirim. Siz, o yazdıklarımın doğru olmadığına dair tek bir tane kitap ismi yazabilirmisiniz?

    • Benim cahilliğime gelince; izin verin de sizin gibi profösörlerin yanında bir-iki tane de cahil oluversin!

      • Şöyle aranızda bir yere de biz ilişelim.
    • Korkmayın! Kafalarınızın dışındaki dünya çok büyük!

      – Kafanızın içindeki dünyanızı daraltmayın, kâfi!

    • İnsanlara, dünyaya, evrene kafesinizin dışından bakmadıkça bir şey göremezsiniz.

    • Kabuğunuzdan çıkmanın vakti çoktan geldi sevgili Agnostik!

    – Saygılarımla efendim.

    Ş.Y.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  197. İNCİL ve TEVRAT OKUMALARI’ nın 3. bölümünü yarın sabaha yetiştirmek için gayret edeceğim(ş.yücelin yazısı).

    Tevrat ve incil in üzerine gidilmemesinin sebebi,konunun onlar olamamsındandır.Bu konuda yanlış bir kanıya sahipsiniz,bu ülke müslüman olduğu için islam burada bu kadar çok tartışılmaktadır.
    Tevratta örneğin verdiğiniz örneklerdende fazlası var,inanılmaz hikayelerle dolu .Hatta Kuran onun yanında bilim kitabı gibi kalır.
    Bir kaç örnek.

    Yaratılış(genesis) 17

    Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin ve senden sonra soyunun Tanrısı olacağım.

    8 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.”
    9 Tanrı İbrahim’e, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız” dedi,
    10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.
    11 Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.

    Aynı bölüm,

    İki melek akşamleyin Sodom’a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak,

    2 “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın. Geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.” Melekler, “Olmaz” dediler, “Geceyi kentin meydanında geçireceğiz.”
    3 Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.
    4 Onlar yatmadan, kentin erkekleri, Sodom’un her mahallesinden genç yaşlı kentin bütün erkekleri evi sardı.
    5 Lut’a seslenerek, “Bu gece sana gelen adamlar nerede?” diye sordular, “Getir onları da yatalım.”

    Daha bir çok tuhaf ve akla sığmaz hikaye dolu tevrat.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  198. orada mıydınız ibaresinin sebebi şudur, hiç kaynak göstermeden kendiniz görmüşcesine anlatıyorsunuz.
    namaz üzerindeyken saldırıya uğrayıp hiç yara almıyor ve kemikle adam öldürüyor. ben bu olayı ilk duyduğumdan beridir kara murat filmlerine benzetiyorum. adamda ninja algıları varmış herhalde diye düşünüyorum, hem bu adam kemiksiz namaz kılmıyormuş galiba, sürekli tetikte… namaz odaklanma işiyse nasıl farketti saldırıyı? bence bu sadece, dökülen kanı temiz gösterme adına bir kılıf. anlattıklarıma bir itirazınız yok, inkar edilesi şeyler değil çünkü. fakat benim sorularıma hiç cevap yok. hep dolaylı yollar, hep aynı sözün lacivertleri…
    ebu cehil madem o kadar cani, niye sözde cahiliye döneminde bu vahşetleri (ben olduklarına inanmıyorum, bence kendilerini haklı göstermek için uydurulmuş) yapmamış?
    bir sürü inanç bir aradayken niye hiç savaş çıkmamış da islamiyet gelince savaşlar olmuş? bu adamlar çıplak tavaf(!) olayına bile hoşgörülülerse niye müslümanın 1 metrekaredeki namazına hoşgörülü olmasınlar?
    bir de bir önceki yorumumda yazmayı unutmuşum, peygambere cin çarpmış diye iftira atanlar olmuştur demişsiniz. yahu puta tapan(sizin deyiminizce) insanlar onlar, cin onların inancının neresinde? put çarpmış deyin bari 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  199. ŞEREF YÜCEL yazdi;
    “Amaa.. Biri İslam’dan, müslümanlıktan bahsetti mi; kıyamet kopar!…..”

    ülkemizde “islamofobia” salgini var ondandir..

    sükür
    sonsuzus´da kendini salgindan koruyabilen dünyali forumdaslar da var..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  200. Sn. zizoU,

    • Yazdıklarınızı satır satır, harf harf cevaplandırabilirim. Önce kaynak kitapları vereyim, yarın veya başka bir gün de kafanızı kurcalayan şeylere, isterseniz cevap verebilirim.

      1- İslâm Tarihi, M. Âsım Köksal (18 cilt), Şamil Y.
      2- Hayatü’s-Sahâbe, M.Yusuf Kandehlevî, Akçağ
      3- Fıkhu’s Siyre, Muhammed Gazâli, Risale Yayınları
      4- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, İz Y.
      5- İslâm Peygamberi, Muhammed Hamidullah, İrfan Y. 2. Cilt. (Özellikle tavsiye ederim.)
      6- İslâm Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed, İhsan Süreyya Sırma, Beyan Y.
      7- İslâmî Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence, İhsan Süreyya Sırma, Beyan Y.
      8- İslâmî Tebliğin Medine Dönemi ve Cihad, İhsan Süreyya Sırma, Beyan Y
      9- Hadislerle Hz.Peygamberin Hayatı El-Esas Fi’s-Sünne, Said Havva, Akçağ
      10- Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, Mevdudi, Pınar Y
      11- Sîret-i İbn İshak, İbn İshak, Hizmet Kitabevi Y.
      12- Sîret-i İbn Hişam (4 cilt), İbn Hişam, Kahraman Y.
      13- Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı, İzzet Derveze (3 cilt), Yöneliş Y/Ekin Y.
      14- Siret Ansiklopedisi, Haz. Fazlur Rahman (6 cilt), İnkılâb Y.
      15- Siret, Ali Şeriati, Yedi İklim Y.
      16- Kitab-ı Siyer-i Nebî (3 cilt), Mehmet Faruk Gürtunca,
      17- Hz. Muhammed’in Hayatı, Ebu’l-Hasan En Nedvi, Risale Y
      18- Üç Muhammed, Mustafa İslâmoğlu, Denge Y (Özellikle tavsiye ederim.)
      19- Nebevî Hareket Metodu, (2 cilt), Münir Muhammed Gadban, Nehir Y. / Merve Y.
      20- Hz. Peygamber ve İlim, Yusuf Kardavi, Şule Y.
      21- Hz. Muhammed’in Hayatında Dersler ve İbretler, Mustafa Sıbai, Özgün Y
      22- Devrilen Putlar, Peygamberimi Öğreniyorum, Salih Suruç, Nesil Basım Yayın
      23- Hz. Muhammed’in Hayatı, Leyla Azzam, Ağaç Y.
      24- Hz. Muhammed’in Hayatı ve İslam Daveti Medine Dönemi. Celalettin Vatandaş. 2 Cilt. (Tavsiye ederim)
      25- Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı. Yeni ufuklar. Süleyman ATEŞ.

    Ayrıca Mustafa İslamoğlu’nun 2 cilt, ve Recai İhsan Eliaçık’ın 3 ciltlik meal tefsirlerine müracaat ederseniz, önemli ölçüde aydınlanabilirsiniz.

    • Herkese öncelikle tavsiye ettiğim bir kitap vardır ki; Şefik CAN’ın tercümesi ile 6 Ciltlik MESNEVİ’ sidir. Konumuzla alakası yoktur ama, müslüman olmaktan korkarsanız, okumayın!
    • Kur’an’ı ve Mesnevi’yi felsefi okumak isterseniz, Mustafa Merter’in Kaknüs yayınlarından çıkan 900 katlı insanı okuyabilirsiniz.
  201. Eğer bu konuları ilahiyatçılardan değil de bilim adamlarından okumak isterseniz hemen hemen benim bütün eserlerini takip ettiğim ve yazarlarının çoğunun Doktor, Doçent veya Profösör olan ANKARA OKULU YAYINLARI’ NIN eserlerini tavsiye ederim.

  202. ANKARA OKULUNDAN BAZILARI:

    1- KUR’AN DA SEMBOLİK DİL. Ömer Faruk YAVUZ
    2- KUR’AN’IN FELSEFİ OKUNUŞU. MESUT OKUMUŞ
    3- Kur’andaki Deyimler ve Zemahşerînin KEŞŞAF’I. ABDULCELİL BİLGİN.
    4- SİYASAL TEFSİRİN OLUŞUM SÜRECİ. İSMAİL ÇALIŞKAN.
    5- KUR’AN DA DEĞERLER SİSTEMİ. SÜLEYMAN TUĞRUL.
    6- KUR’ANI KENDİ TARİHİNDE OKUMAK. (Tefsirde Anakronizme ret yazıları)
    7- KUR’AN – sÜNNET ilişkisine Farklı Bir Yaklaşım.
    8- DİNDE SEMBOLİZM. LATİF TOKAT
    9- KUR’ANIN ÇOK BOYUTLU OKUNUŞU. MESUT OKUMUŞ.
    10- İdeolojik Tarih Okumaları. (Cahiz’in Evrim Kuramından da bahseder.) 777/868 v.s.. v.s.. v.s..

    Saygılar..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  203. Hz. peygamberin evlilikleri diye başlayıp bir takım ağdalı cümlelerle bir insanın hele de bir peygamberin bilmem kaç tane eş, cariye filan almasını normalmiş gibi göstermeye çalışmayın.
    yok efendim evlendikleri kadınlar zaten dulmuş, çocukluymuş, kimsesizmiş.
    o bölgedeki toprakları hakimiyeti altına almış, herkesin itaat ettiği bir peygamberin kimsesiz, dul, çocuklu kadınlara sahip çıkması için hepsiyle evlenmesimi lazım?
    şimdi sen buna cevap için “efendim o dönemin toplum yapısı” falan diye başlama lütfen çünkü yemezler. en azından ben yemem.

    saygılarımla efendim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  204. Sevgili denge. Bende peygamberin, çok evlilik için neden 53 yaşına kadar beklediğini hep merak etmişimdir. Sizde bana bunu açıklarmısınız? Dünyada en geç ve en erken “milli” olma yaş sınırı ve insanların hangi yaşta daha azgın olduğu dönemler asırlara göre nedir? “Azgın” olma durumu 50 yaşından sonra mı? Yoksa 25-30 yaşından önce mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  205. Hz. Peygamber’in Evlilikleri.

    • Önce Sn: Ebubekir kardeşimizin selamına “Aleykümselam” diyerek mukabele etmek istiyorum. Sonra sayın denge’nin sorusuna gelelim.

    Sn: Denge:

    ” “Hz. peygamberin evlilikleri diye başlayıp bir takım ağdalı cümlelerle bir insanın hele de bir peygamberin bilmem kaç tane eş, cariye filan almasını normalmiş gibi göstermeye çalışmayın.
    yok efendim evlendikleri kadınlar zaten dulmuş, çocukluymuş, kimsesizmiş.
    o bölgedeki toprakları hakimiyeti altına almış, herkesin itaat ettiği bir peygamberin kimsesiz, dul, çocuklu kadınlara sahip çıkması için hepsiyle evlenmesimi lazım?
    şimdi sen buna cevap için “efendim o dönemin toplum yapısı” falan diye başlama lütfen çünkü yemezler. en azından ben yemem.”

    diyor.

    • Bir defa Hz. Peygamberin o bölgeleri hakimiyeti altına alması son 6-7 yılına rastlar. Daha önceki yıllarda ezilen taraf müslümanların tarafı idi. İlk 11 yıl ise onlar, insan yerine bile konulmazdı. Bırakın 1500 yıl evvelini, bu günkü şartlarda dahi erkek nüfusunun azaldığı savaşlar olsa çok evlilik kanunlaşırdı. Kaldı ki çok evlilik sadece Hz. Peygambere özgü bir şey de değildi. Mekke, Medine ve civar yerleşim birimlerindede durum aynı idi. müslüman, kafir, Yahudi ve Hristiyanlar da aynı şekilde çok evlilikler yapıyordu.
    • Onlarca savaş oldu, onlarca insan öldü. Peki, soruyorum şimdi size;

    • Kocası savaşlarda öldürülmüş, fakir müslüman veya gayrı-müslim kadınları ve çocuklarını ne yapmayı düşünüyorsunuz?
    • Kadınlara manastır hayatı mı yaşatılsın. Onların nefsi yok mu?
    • Çocuklar bir aile sevgi ve şefkatinden uzak mı büyüsünler?
    • Yoksa onların; “sevgiye, şefkate ihtiyaçları yok” mu diyeceksiniz?
    • Kadınlar, cinsel ihtiyaçlarını yasaklanan “zina” yolu ile mi gidermeliydi?
    • Hz. Peygamber dışında hemen hemen bütün Peygamberler İlahlaştırılmıştır. Peygamberin, halk gibi yiyen, halk gibi giyen, onlar gibi evlenen biri olmasında ne beis var Sn: Denge?

    • Bizansta o yıllarda tek eşlilik mi vardı? Sasâni İmparatorluğunda tek eşlilik mi vardı? Önceki dinlerde tek eşlilik mi vardı?

    • Siz o yıllarda yaşayan bir kişi olsaydınız:

    • “Beyler! Yapmayın, etmeyin! Çok eşlilik toplumlar için uygun bir izdivaç şekli değildir.” dermiydiniz? Sonra da diyorsunuz ki; “Toplum yapısı falan deme, ben bunu yemem!”

    • Düz mantıkla olayların içine girerseniz, kafanız karışır, bir şey anlayamazsınız.

      • Bu gün uyguladığımız ve çoğumuz tarafından da kabul gören ortak değerlerimizin ne denli insancıl, akılcı ve çağdaş olduğuna şöyle 1.500 yıl sonraya git de bir bak!
    • Torunlarımızın bizi nasıl acımasızca eleştirdiğini göreceksin. Halbu ki onlar da bugün içimizde yaşasalardı düşünceleri bizimkinden farklı olmayacaktı.

  206. İşte sizin de 15 asır önceki toplum değer yargılarını eleştirmeniz aynı şey.
  207. O gün, hurma ve arpa ekmeğinden başka bir şey yiyemeyenler bu gün 7 yıldızlı otellerde 30 çeşit yemek yiyor.
  208. İnsanlar eleştirmeyi çok iyi biliyor. Ben şahsen bu konuda değişen çok şey olduğunu pek düşünmüyorum. Çok evliliğin yerini şimdi çok metreslilik aldı. Hali vakti yerinde olan ister müslüman olsun, ister başkası, o günkü alışkanlıklar bu gün de devam ediyor. Her gece bir sevgili değiştirenler bile sizi eleştiriyor.

    • Bana söylermisiniz Sn: Denge. Avrupa’nın en modern ülkelerinin insanları tek eşle mi idare ediyor?
      • Kanunen evet. Onu biliyorum. Kanuni evliliği bir tarafa bırkarak bu soruya “evet” diyebilirmisiniz?
      • Peki, o günkü şartlar altında evlilik yaparak kadının ve çocuklarının sorumluluklarını üstlenmek mi daha etik, yoksa, bu günkü gibi usanınca tekmeyi vuracağın merdiven altı evlilikler mi?

    – SUSTUM!..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  209. İncil ve Tevrat Okumalarına bir süre ara.

    • Diyalog tatile çıktı!
    • Yazdıklarımız monolog şeklinde geçiyor hep.
    • Cevap bekleyen insan da yok zaten!
    • Soruyu soran da kendileri,
    • Cevabı veren de…
    • Bugün o yazıya ara vermek istiyorum.

    • Çok eski bir şiirle devam etmek istedim.

    • Şiirin şairini hatırlayamadım. İntten ulaşabildiklerime ise birileri sanki kendisi yazmış gibi altına imzasını atmış.

    BÜTÜN YILDIZLAR TANIR BENİ.

    Sen, en güzel caddelerde dolaşırsın.
    Altında son model araba.
    Ben, ucuz meyhanelerde şiir okurum.
    Bir bardak şaraba.

    Ne zaman bir postacı görsem kapılarda,
    Ne zaman bir çocuk “Anne!” diye bağırsa;
    İçime, içime yıkılır umut dağlarım.

    Sen bakma benim erkekler ağlamaz dediğime;
    Ara sıra ben de ağlarım.

    Bütün yıldızlar tanır beni.
    Kulağımda bafra sigarası,
    Avucumda zar.
    Her gece tükenirim bu kaldırımlarda,
    Azar azar…

    Evlenmek, adam olmak benim neyime?
    Böyle şeyler mutluluk vermiyor bana.
    Açmış bütün kollarını yalnızlık.
    Bir sevgili gibi “Gel”, diyor bana.

    İşte sen de bittin, her masal gibi.
    Artık gözlerim gözlerini aramıyor.
    Anladım ben acıların çocuğuyum.
    Gülmek bana yaramıyor…

                <strong> ANONİM</strong>
    
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  210. Sevgili denge, mesajınızı “şimdi bana o dönemin toplum yapısı filan demeyin” diye bitirmişsiniz ama, aynı cümlenin farklı bir perspektifle söylediğini düşünürseniz, sorduğunuz sorunun gerçek cevabı da bu aslında.

    Köle, cariye vesaire gibi eklentilerin uzağında bir tek eşliliğin dünya kültüründeki yeri ve meşruiyeti belirsizken neden Tanrısal bir mesele olsun ki bu? Elbette o dönemin toplum yapısı:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  211. Bana söylermisiniz Sn: Denge. Avrupa’nın en modern ülkelerinin insanları tek eşle mi idare ediyor?

    değildir elbette. ama cinsel zevkler peşinde koşan sadece bu insanlar değil çoğunluğu müslüman olan ülkemizde de geçerli.
    ancak burada söz konusu olan kişi sıradan bir insan değil. uğruna kainatın yaratıldığı söylenen bir peygamber.
    bu konuya ister düz mantıkla, ister yamuk mantıkla bak ters bişeyler var.
    peki sn. şeref
    peygamberin evlendiği kadınların hepsi korunmaya muhtaçmıydı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  212. Siz o yıllarda yaşayan bir kişi olsaydınız:

    • “Beyler! Yapmayın, etmeyin! Çok eşlilik toplumlar için uygun bir izdivaç şekli değildir.” dermiydiniz?

    valla biraz sıkardı herhalde. :))
    yada iki dakika içinde kelleyi vermeyi göze alırsam belki söylerdim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  213. Köle, cariye vesaire gibi eklentilerin uzağında bir tek eşliliğin dünya kültüründeki yeri ve meşruiyeti belirsizken neden Tanrısal bir mesele olsun ki bu?

    kusura bakma ama bu cümleyi anlayamadım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  214. 53 yaşına kadar niyemi şaapmadı?

    Asıl 53 yaşından sonra ne olmuşki birdenbire yardımseverliği tutmuş, yoksa 53ünden önce ortada kol kanat gerecek kadın mı yokmuş?:)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  215. ” uğruna kainatın yaratıldığı söylenen bir peygamber.
    “

    Bunu kim söylemiş? Fanatik, faşist, yobaz, peygamberleri putlaştıran, onları yarıştıran,benim peygamberim seninkini döver zihniyetini taşıyan mercimek beyinli dinciler tabi ki..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  216. tavsiye ettiklerinizi okuyacağım sayın şeref.
    ben size okuduğunuz kaynakları sormadım, söylediklerinizi yorumladığınız kaynakları sordum. mesela x+2=5 dediyseniz, bunu hangi kitaba göre söylediğinizi sordum.
    tek tek cevap veririm demişsiniz de cevap vermekten ziyade, yalnızca kaynak yazmışsınız.
    ayrıca “müslüman olmaktan korkmazsanız” lafınıza çok güldüm.
    o dönemde yaşasaydınız vb yorumlara da daha önce sorduğum fakat yanıt alamadığım sorumu yineliyorum.
    evrensel bir kitabın o çağa göre hareket etmekten ziyade, ileriye dönük kuralları olması gerekmez mi? yani eğer kitap evrenselse o dönem ve o bölgeden bağımsız olmalıdır.
    gördüğüm kadarıyla kitap hem o döneme uygun hem de arap kültürü taşıyor.
    ya da peygamber için soralım..
    tanrının son elçisi olan, dolayısıyla evrensel olması gereken adamın o çağın ötesinde birisi olması gerekmez mi? kültürden bağımsız hareket etmesi, yenilikçi olması gerekmez mi?
    ben bu özellikleri kendisinde göremedim.
    neyse cevabı bir de sizden duymak isterim…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  217. İyi günler

    “Sn: zizoU:
    •bana cevap verin, bir şeyler anlatmayın şeref bey”

    – Cevap vereyim, ama birşeyler anlatmadan!
    – Güzel! Çok güzel!..
    – Ama ben işaret dilini bilmiyorum ki!
    – Üzgünüm! Cevap verebilmek için size bir şeyler anlatmak zorundayım…
    (Şaka tabii ki)

    • Sizce de bir mahzuru yoksa önce hangi din ve hangi milletten olduğunuzu öğrenebilirmiyim?
    • Diyorsunuz ki;

    • “mesela x+2=5 dediyseniz, bunu hangi kitaba göre söylediğinizi sordum”
      El-CEVAP:
    • Kaynak olarak yazdıklarımın aşağı yukarı hepsinde vardır. Eğer Hz. Peygamber hakkında abartısız, gerçek bir biyografi okumak istiyorsanız lütfen şunları okuyun, ama lütfen:

    1 – Üç Muhammed. Mustafa İSLAMOĞLU.
    2 – Hz. MUHAMMED’İN Hayatı ve İslam Daveti. Celaleddin VATANDAŞ.
    3 – Siyeri Farklı Okumak. Mehmet AZİMLİ.

    • “evrensel bir kitabın o çağa göre hareket etmekten ziyade, ileriye dönük kuralları olması gerekmez mi?”
      El-Cevap:
    • Kesinlikle evet! KUR’AN, Sadece vahiy olarak indiği asra değil, bütün asırlara hitab eder, KUR’AN sadece Araplara değil, bütün insanlara inmiştir.
  218. Kuran ayetlerinin tamamı meâl anlamları ile açıklanamaz. İşari ve remzi manaları ile okunur. Bu, sakız gibi istediğin tarafa çekebilirsin olarak da anlaşılmamalı. İlmel yakîn, Aynel yakîn, Hakkel yakîn kavramları her ne kadar tasavvuf erbabınca kullanılsa da Kur’an okumaları için bir kıstas teşkil eder. Bu görüş daha çok Kur’an’ dan ne kadar faydalanma isteğinizle bağlantılı bir şeydir.

  219. İşte Kur’an, bunların hepsine hitab eder. Kur’an, cahilden ilim adamının ferasetini, zekâsını beklemez.

  220. Herkes okula gider ama herkes aynı başarı derecesinde okuduklarını anlamaz, okulu bitiremez.
  221. Her insan anladığı kadar mükelleftir. Kur’an bir manzumeler bütünüdür, ritüel dini değildir. Kalbî ibadet, şeklî ibadetten önce gelir. Kaç rekat namaz kıldığınızdan daha çok, Kıyamda, rükuda ve secdede ne kadar samimi olduğunuz önemlidir. Hiçbir ülkenin kanunları halkına zulüm için yazılmamıştır, ama halk zulüm içindeyse, biribirine zulmediyorsa kanun ne yapsın?

  222. “tanrının son elçisi olan, dolayısıyla evrensel olması gereken adamın o çağın ötesinde birisi olması gerekmez mi?”

  223. El-Cevap:
  224. Kesinlikle evet! Yüz defa, bin defa evet…

  225. Hz. Peygamber zaten çağının ötesindedir. 23 yıllık Peygamberlik hayatının Son 7-10 yılını sadece Mekke, Medine ve civarında değil bütün yarımadaya hakim olarak geçirmiştir. İster yerli, ister yabancı kaynaklara bakın; Elinde o kadar olanaklar var iken Hz. Peygamber sarayda oturmamış, Krallar gibi yaşamamıştır. Lüks ve ihtişamdan uzak kalmıştır. Para, mal, mülk biriktirmemiştir, savaş ganimetlerinden kendisine ayırdığı bütün mallarını müslüman olmamış kişilere dağıtmıştır. Eğitim ve öğrenime olağanüstü çaba sarfetmiştir, Çok sevdiği kızı Hz. Fâtıma’nın kendisine yardım için bir hizmetçi isteğini geri çevirmiştir. Kat kat ipekli, gösterişli elbiseleri olmamıştır. “Peygamberlerin varisi olmaz,” diyerek 1. derece yakınlarına miras da bırakmamıştır. Ve bu söz üzerine kendisinin olan Fedek arazisi bile vefatından sonra uzun bir müddet kızına verilmemiştir.

  226. Hamile kızını deve üzerinde seyehat ederken mızrak atarak öldüreni Mekkenin fethinden sonra affetmiştir.

  227. Hz. Hamza’nın katilini bir “Lâ İlâhe İllâllah” bedeline karşı affetmesi, güçsüz olduğu dönemlerde namaz kılarken ayağı ile boynuna basanları,

  228. “Bize müslümanlığı anlat,” diye kendisini Taif’e çağırarak taşlayanları affetmesi, en yakınlarını ve diğer müslümanları işkence ile öldürenleri bağışlaması, kendisine hayatı boyunca kötülük yapanları gücü ele geçirdiğinde “Şimdi sıra bende,” demeyip, hepsini de bir çırpıda affetmesi sizin için hiç mi bir şey ifade etmez?

  229. Bedevi göçebe kültüründen gelmiş Araplar’dan;

  230. – Kan davasını kaldırması,
    – Faizi kaldırması,
    – İçkiyi, kumarı kaldırması,
    – Zinayı, hırsızlığı, gaspı kaldırması,
    – Haklı olan en zayıfın, en güçlü konuma getirilmesi,
    – Haksız olan en, güçlünün en zayıf konuma getirilmesi,
    – İnsan yerine bile konulmayan kölelerin, Cihan Peygamberi ile yanyana oturması, Allah nezdinde herkesin eşit olması,
    – Güç ve kuvvetin dışında kanun olmayan bu bölgede hak ve adaletin kanun olarak oturtulması az şeymidir?

    • Siz okumuş, kültürlü, çağın bütün imkanlarından yararlanan aydın insanlar ve talebeler 20 yıldır bir YÖK’ ÜN hakkından gelemezken, o güzel insan 1.500 yıl önce neler yapmış bir bakıver. Çağının ne kadar ilerisinde olduğunu bir gör..
  231. Vaktiniz varsa Tevrat’ı açıpta bir okuyun! En ufak bir düşmanlıkta bütün memleketi kan gölüne çevirdiklerinin hikayeleri ile Hz. Peygamber’in o engin hoşgörüsünü bir kıyaslayın da çağının ne kadar ilerisinde olduğunu bir görün.

  232. Kur’an, bir anayasa kitabı da değildir. Kanun koymaz, konulduğu düşünülen uygulamalar tamamen insanların yaşadığı zamanın örf ve ananeleridir. Tamamı ya Arap örf ve ananeleri kaynaklı, ya da İsrailiyattandır. Mesela recm, Kur’ani bir uygulama değil, Tevrat kökenli bir Yahudi uygulamasıdır. Ayrıca Allah, âlemden insana fiillere müdahale etmez. Emir ve yasaklarını vahyetmiştir. Nasıl yorumlayacağınız konusu sizin ilim ve ferasetinizle bağlantılıdır. O devirde Hz. Peygamber Yahudi ve Hristiyanlarla bir anlaşma yapmış, suç işleyen bir Yahudi veya Hristiyan eğer isterse kendi kitabının hükümlerince yargılanma hakkına sahip olma seçeneği verilmişti. Onlardan suç işleyenler de kendi kitaplarına göre yargılanma haklarını kullanmışlardır. Bunların arasında müslüman da vardı. Kaldı ki Peygamberler de bir insandır ve hata yapar. Örneğin; Yunus suresi 142/148 de ki Hz. Yunus’un başına gelenler bir Peygamber hatasının cezalandırılmasından başka bir şey değildir. Kur’an’da da bunun örnekleri vardır.

  233. Bunun en güzel örneğini İmam Ebu Hanife Hazretleri vermiştir. Zamanının Fâkihlerine inat, örneği olmayan adli vakalara karşı Kur’an ve sünnet dışında hükümler koymuş, bu nedenle de bir çok Fâkih tarafından dışlanmıştır. Önce Emevi’ler zindana atıp kırbaçlamış, onlar yıkılınca da bu defa Abbasi’lerin zalimleri kırbaçla onu öldürmüşlerdir. FIKHU-L EKBER’i okursanız daha geniş bilgi edinebilirsiniz. Kur’an’ın gerici ve bağnaz olduğu kanaatini onu iyi anlayamayan, yorumlayamayan klasik yorumcular sebep olmuştur. Benim kast ettiğim klasik yorumcuların çoğu bu gün halen aramızdadır.

  234. Kur’an ayetlerinin tamamı avam’a hitab etmez. Bazı ayetler vardır sadece Peygamberi ilgilendirir. Manası onun dışındakilere kapalıdır. Örneğin, Kur’an’da Huruf’u mukattâ harfler olarak geçen;(Elif, lâm, mim veya Tâ hâ veya Yâ-sîN veya Sâd, Kaaf, Nûn veya Elif, lâm, râ v.s) Sadece anlamı Peygambere açık olan harflerdir. Bazıları bunun anlamını; “Allah’tan başka kimse bilmez” diye görüş beyan etmiştir.

  235. Yine bazı âyetler vardır ki Kur’an’ da, “EVLİY” olarak geçen Allah dostlarına hitab eder. Örneğin: (İnşikak/16: Yemin ederim şafağa. 17: Geceye ve içinde topladıklarına, 18: Dolunay halindeki ay’a ki; 19: Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz.)

  236. Allah’ın bildiğini Peygamberleri bilmez,

  237. Peygamberlerin bildiğini, velîler, evliyâlar bilmez.
  238. Velîlerin, evlîyâların bildiğini alimler bilmez.
  239. Alimlerin bildiğini de halk bilmez.

  240. Kur’an çobana da hitab eder, “Bunda aklını çalıştıranlar için çok güzel örnekler vardır,” diyerek ilim adamına da hitab eder. Örneğin:

  241. “Sonra o nutfeyi bir alaka olarak yarattık, sonra o alakayı bir mudga olarak yarattık, sonra bu mudgayı bir takım kemikler halinde yarattık, sonra bu kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla (insan olarak) meydana getirdik…” (Mü’minûn, 14)”

  242. “Allah, yedi (kat) göğü (ve) yerden de onların mislini yaratandır… ” (Talak, 12)
    Kur’ân, bu ayette Yerkürenin de gökyüzü gibi ayrı ayrı tabakalardan oluştuğuna işaret etmektedir.”

  243. “…Hem kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için (birçok) menfaatler bulunan hadidi (demiri, bir nimet olarak) indirdik…” (Hadid, 25)

  244. Kur’ân, endüstrinin ham maddesi olan demir elementini de haber vermektedir. Ayette geçen “indirdik” (enzelnâ) kelimesiyle demirin dünyada olmayıp, gökten indirildiğine işaret edilmektedir.

    “20. yüzyılda yapılan araştırmalar, Dünya’daki demir maddesinin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.” “hadid” kelimesinin ebced hesabı demirin periyodik cetveldeki atom numarası olan “26”yı vermektedir.)”

    Bu kadar yeter mi?..

  245. Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  246. BAKARA……..189-) Ey Muhammed! Sana hilal şeklindeki ay’ı sorarlar. De ki: “Onlar, insanlara
    ………………… vakitleri bildirir. Hac zamanı da onlarla bilinir.”
    “ ………………..22-) Allah yeryüzünü sizin için döşek yaptı, göğü de bina kıldı.
    “ …………………..29-) …göklere yönelerek yedi kat göğü sizin için düzenledi.
    EN’ÂM.. ……………l-) Hamd, gökleri ve yeri yaratan aydınlığı ve karanlığı var eden Allah’a mahsustur.
    “…………………….96-) Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ay’ı da vakit ölçüsü kılan Allah’tır.
    “…………………….97-) O yıldızları, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulmanız için yaratmıştır.
    YUNUS …………..3-) Şüphe yok ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan ve arşa
    …………………………….hükmedendir.(11/7), (32/4), (57/4)
    “ …. ……………….5-) Güneşi ışıklı ve ay’ı nurlu yaratan, yılların sayısını ve hesabın bilmeniz için,
    …………………………….ay’a konak yerleri tayin eden O’dur.
    RA’D………………2-) Ey inananlar! Gökleri gördüğünüz gibi direksiz yükselten, güneş ve ay’ı emri
    ……………………………altına alan Allah’tır.
    HİCR………………l9-) Yeryüzünü döşeyip yaydık, araya sabit dağlar yerleştirdik.
    …………………………… (Hicir: Özel bir yer adı)
    NAHL…………….l5-) O, sizi sallayıp çalkalar diye, yeryüzüne sabit dağlar, ırmaklar koydu.
    KEHF …………..86-) Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu (güneşi) kara bir balçığa batar buldu.
    ENBİYA…………30-) Kâfirler, yer ve gök yapışık iken, onları ayırdığımızı bilmezler mi?
    ……..”…………….32-) Gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. (Enbiya : Peygamberler)
    HACC…………..65-) Göğü, buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için, O’nun (Tanrı’nın)
    …………………………….tuttuğunu görmez misin?
    NEML……………86-) Şüphe yok ki biz, dinlenesiniz diye geceyi karanlık, gündüzü çalışasınız
    (Karınca) ………..diye aydınlık yarattık. (28/73), (10/67)
    LOKMAN……..10-) Allah, gördüğünüz gökleri direksiz yarattı. Yere, sizi sallar diye sabit
    ….. ……………………..dağlar koydu.
    YA-SİN………….40-) Ne güneşin aya yetişip çatışması, ne de gecenin gündüzü geçmesi
    (Harf) ……….gerekmez. Her biri ayrı bir yörüngede yürürler.
    MÜLK…………….5-) Andolsun ki biz, yeryüzüne en yakın olan göğü kandillerle donattık.
    ……………………………Bunları, şeytanlara atılacak şeyler olarak yarattık.
    “ ………………….3-) …işte, gözünü göğe çevir de bak! Bir çatlak görebilir misin?
    SAFFÂT…………6-) Yakın göğü süslerle, yıldızlarla donattık. (Saffât : Saf saf, sıra sıra)
    FUSSİLET………9-) Siz, yeryüzünü iki günde yaratanı mı inkâr ediyorsunuz?
    ……………………..12-) Allah bu surette iki gün içinde yedi gök vücuda getirdi.
    KAF ……………….6-) Üstlerindeki göğe bakmazlar mı?…onda hiçbir çatlak yoktur.
    “… …………………38-) Andolsun ki biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi altı günde
    …………………………….yarattık ve biz bir yorgunluk duymadık.(25/59)
    KAMER……………l-) Kıyamet yaklaştı ve ay ikiye ayrıldı. Onlar bir mucize görünce hâlâ yüz
    ……………………………çevirirler ve “Sürüp gelen bir büyüdür,” derler. (Şakk-ül kamer : Ay’ın
    ……………………………ikiye bölünmesi)
    HÂKKA………..16-) Gök yarılır ve bitkin bir hale düşer. (Hâkka : Kıyamet)
    NUH……………..16-) Aralarında ay’a nur vermiş, güneşi de kandil gibi asmıştır.
    NEBE……….. ….6-) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları onun için direk olarak kılmadık mı?

    İşte bu ayetler cahilliğin aynasıdır. Tanrının kendi yarattığı evrenden bihaber olması ilginç tabi…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  247. dikkat ederseniz sn. şeref bu dini konulardan hangisi ele alınırsa alınsın yapılan açıklamalarda bilmem kaç tane kitap tavsiye edilir, bazı ilahiyatçıların ismi zikredilir, kurandan birkaç ayet buklesi takdim edilir, ama genelde dönüp dolaşılıp “efendim o dönemde öyle olması gerekiyor” duya bağlanır.
    aradan 1400 yıl geçmiş kurandan ayetler okuyorsun birşey anlamıyorsun, “haram aylar çıkınca kafirleri bulduğunuz yerde öldürün” ifadesinin ne kadar insanlık dışı olduğunu düşünüyorsun. bir peygamberin, evlatlığının karısıyla evlenmesi için ayet gelmiş olmasının şaşkınlığını yaşıyorsun.
    kutsal bir kitap öyle olmalı ki; değil 1400 yıl, 1.400.000 yıl bile geçse okuyan herkesin (çoban da dahil) gayet kolaylıkla anlaması ve herkesi sevgiye, güzele, barışa, dostluğa, kardeşliğe v.b. sevketmesi lazım.
    kuranı anlamak için başka insanların tefsirlerine ihtiyaç duyulması bence yaratıcıyada hakarettir. yani tanrı ne demek istediğini anlatamamış bu konuda din alimlerinin açıklamaları gerekiyormuş. ne malum o din alimlerinin %100 doğru izah yaptıkları. zaten görüyoruz işte televizyonlarda; çıkıyor iki ilahiyatçı, aynı konuda biri hanya diyor öteki konya.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  248. Sen varya en ateistten daha daha ateşli ateistsin, şu nickini değiş bari!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  249. bir şeyler anlatmayın lafımdan kastım şudur:
    cevap vermek yerine, bir şeyler (belirsizlik ibaresi) anlatıyorsunuz. anlatacağınız şeylerin bana cevap olmasını istiyorum.
    işaret dili kullanmak da anlatmaya girer, anlatmak yalnızca dille olmaz. şakanızda da hata var malesef.
    kur’an o dönemki olaylara göre gelen vahylerden oluşur. yani bağımsız bir kitap değildir, evrensel olamaz. eğer evrensel olsaydı, herkes tarafından rahatça anlaşılabilinir – bütün dünyaya hitap eder – her hangi bir kültüre veya millete bağlı olmazdı. kur’anın anlaşılabilinir bir kitap olmamasını evrensellik olarak görmeniz beni şaşırttı.
    gelelim peygamber yeniliklerine.
    kan davası bitmemiştir, günümüz müslüman ülkelerinde devam etmektedir.
    faizin bitmediğini anlatmaya gerek yok zaten.
    içki, kumar, zina, hırsızlık devam etmekte. müslüman ülkelerde daha yaygın olduğu gözlemlenmektedir.
    en zayıf, hala zayıftır. açlık sınırı altında yaşayan insan sayısına dikkat çekmek isterim.
    kölelik kaldırılmamıştır, bütün köleleri azad edin diye bir ibare de kur’anda yoktur.
    güç, kuvvet ilkesi devam etmiştir. adalet güce göre sağlanmıştır, tek taraflıdır.
    kur’an kanun kitabıdır, tanrısal kanunları ifade eder.
    dinime ve milletime gelirsek. müslümanlıktan sonra ateist olmuştum. sonra agnostik görüşlere sahip olduğumu hissettim fakat bir paradoks düşüncesinden sonra tekrar ateist oldum. hala daha da ateistim. ben kürd’üm, kürtçe’nin zazaki lehçesine sahibim. bunu sorma sebebinizi yazarsanız sevinirim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  250. Misafir!,

    Bir fikrin, bir görüşün, temellendirdiğin bir yansıman varsa yaz. Yoksa zırvalara karnımız çoktandır tok…

    Mesela yukarıda yazılı ayette; Şüphe yok ki biz, dinlenesiniz diye geceyi karanlık, gündüzü çalışasınız diye aydınlık yarattık. denmiş.

    Soru basit; evrensel olduğu söylenen bu kitap norveç’de, helsinki’de ve kuzeykürenin bir çok yerinde 6 ay gece, 6 ay gündüz olduğunu biliyor mu? Zira oralarda yaşayan arkadaşlar bu kuran ayetine göre altı ay uyuyup altı ay çalışacaklar demektir ki bu da felakettir. İşte bu tip realiteler şüphesiz ayetlerin zırva olduğunu gösteren en gerçek delillerdir.

    Ayetleri yaratanın evrensel bir tanrı değil de bir çöl tanrısının olduğu apaçıktır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  251. Din karşıtı birinin din konusunda fetva vermeye kalkmasında kasıt vardır. Ey Müslümanlar tuzağa düşmeyin. Bu tiplerin amaçları doğruyu aramak filan değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  252. sayın salihxyz, şaka mısın arkadaşım?
    şu çocuksu yorumunuza bakar mısınız ya? amacınız nedir sizin? bize tip diyorsunuz da, siz ne tip bir adamsınız? ha zaten bu kadar insan akılsız, bir siz akıllısınız… uyarıya bak, peh… ne kadar dar görüşlü, ne kadar tozlanmış beyine sahip olduğunuzu öyle ulu orta yerde belli etmenize gerek yoktu yani. onu öğrenmeden de yaşayabilirdik…
    lütfen biraz saygılı olun, işinize bakın.
    biz buna benzer lafları en son ilkokulda söylemiştik…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  253. Agnostik,
    Şayet, 6 ay gece-6 ay gündüz olmasaydı bizler gecenin ve gündüzün değerini bundan daha iyi nasıl bilebilirdik.
    Dünya nüfusunu çok azının yaşadığı kuzey kutup bölgelerin yaşamak hayatı devam ettirmek çok zor olan yerler. Gecelerin ve gündüzlerin art artta gelmesi büyük bir nimet olarak düşülmelidir. Gece ve gündüz arasındaki insan fizyolojisi çok farklı reaksiyon gösterir. Bunu en iyi olarak gece çalışan işçilerde ve çocuklarda görebilir. Gün ışığıyla, hipotalamus arasında doğrudan bir ilişki olduğu ispatı nettir.
    İnsanlar az sayıda da olsa geçimlerini veya hayatlarını devam ettirmek için 24 saat karanlık olan yüzlerce metre derinlikteki madenlerde veya böyle yerlerde çalışmak veya yaşamak zorunda kalabiliyor.
    Ayet, gece ve gündüzün önemini- değerini anlatmak için öğüttür.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  254. @kseniks
    senin için önemli mi bu? Ne dense denilsin.
    Anlamazsınız.

    İslamı yaymak içn desek! Anlayacak mısın?
    Kadınları kollamak için desek. Anlayacak mısın?
    Anlamayacaksın…

    Takma kafanı bunları…
    Gününü gün et…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  255. Gecelerin ve gündüzlerin art artta gelmesi büyük bir nimet olarak düşünülmelidir

    İnsan fizyolojisinin, yaklaşık 5 milyar yıldır devam eden gece-gündüzlü dünya üzerinde oluştuğu varsayılmazsa,
    “e balıklar içinde ne hikmettir ki dünyada su var yoksa işleri zordu”, dememiz an meselesidir dikkatinize

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  256. “Soru işaretlerinden nefret edelim, noktayla ünlemi her daim tek geçelim, aman ha müslüman kardeşlerim oyuna gelmeyelim. (kardanadam bile yapamayan adam, amanadam)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  257. konun sizle ilgisi yoktu,
    Dini tanımayan ve karşıtı olan birileri ile dini bir meseleyi tartışmanın anlamsızlığı vurgulamak için yazmıştım. Bazı dindar insanlar açıklama yapmaya çalışıyor, gayret ediyorlar. Onları uyarmak ihtiyacı hissettim. Sende iyi biliyorsun ki müslümanlar kardeştir. Bazılarının sorunu itikatla, ona dövmenin haram olduğu anlatmak mantıklı gelmiyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  258. “gamaro???!!!”

    üç tane soru işareti kullanmak suretiyle “yok canım, ben de severim aslında soru işaretlerini” benzeri bir imaj yaratılmak istenmiş sanırım, lakin akabinde sıralanan üç adet ünlemle birlikte tekrar öze dönüldüğü kanaatindeyim.

    (Saygı üzerine çok forum açıldı burda salihciğim. )

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  259. Dürüst yazmaya çalışıyorum, lafı eğmeden bükmeden. Şayet düzgün bir yerde duruyorsanız acı vermemeli…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  260. Heyt be, diyosun ki yani; şimdi de renkli oyun hamuruyla eğlence saati:)

    Tabi tabi, mesela”yansıtma” diye de bi savunma mekanizması vardı di mi ?

    (bu makamdan da devam edebiliriz elbet, yeter ki sen iste salihxyz)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  261. İNSANLAR BİLMEDİĞİ ŞEYE DÜŞMANDIR…

    Sevgili Denge;
    Sevgili zizoU;

    • Bir Türk, doğup büyüdüğü ülkede türkçe de okusa bir eğiticiye, bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Kaldı ki siz bir vahiy dinini anlamak istiyorsunuz ve “İlahiyatçılara (teologlara) ne gerek var?” diyorsunuz? Oysa ingilizce bir şiirin çevirisini bile yapsanız aynı manayı alamazken, bizler Kur’an’ın hem Arapça çevirisini hem de yorumunu okuyarak kanaat belirtiyoruz.
    • Eğer Kur’an’ı anlamak istiyorsanız bir metot takip etmelisiniz. Defalarca yazdım, önemi yok bir daha tekrar edeyim: Kur’an’ı ne kadar anlamak istiyorsanız hem o kadar araştırmalı, okumalısınız hem de inisiye/manalarının size açılması için kalbinizi önce kötülüklerden arındırmak için bir başlangıç yapmalı, bir adım atmalı ve devam etmelisiniz. Bunun dışında okumakla herkes ne anlıyorsa, siz de onu anlarsınız.
    • Hasan el-Basrî, Hallac-ı Mânsur, Ahmet Yesevî, Muhyiddin-i Arabî, Gazalî, Mevlânâ, Yunus Emre, Niyazi Mısri v.s Onlar da Kur’an okumuş ama bizden çok daha farklı şeyler anlayıp farklı konumlarda 1.000 yıldır isimlerinden bahsettirmişlerdir. Belki onlar kadar anlamamız zordur ama hiç değilse ihtiyacımız kadar anlamaya gayret etsek bu bile bizlere yeter.

    • Kur’an ayetlerinin çoğu, durduk yere inmemiştir. Bir olay, bir vakıa, veya müslümanların yahut da gayri müslimlerin Hz. Peygambere bir sorusunun karşılığı olarak inmiştir. Buna ilahiyat dilinde “Nüzul sebebi,” denir, yani iniş sebebi. Kur’an-ı anlamak istiyorsanız nüzul sebeplerini de bilmeniz gerekir. Yok eğer ben helale harama dikkat ederim, ibadetimi de karınca kararınca yaparım diyorsanız anlamların derununa inmenize gerek yoktur. Lakin, hem anlamak ister hem de araştırmazsak Kur’an da değil ama bizde bir eksiklik var demektir.

    Diyorsunuz ki;
    ” “bir peygamberin, evlatlığının karısıyla evlenmesi için ayet gelmiş olmasının şaşkınlığını yaşıyorsun”

    • Bu ayetin nasıl ve neden indiğini biliyormusun? Bilmediğini düşünüyorum. Çünkü bilsen yorumun böyle olmazdı. İzninle ben anlatayım sana. İslam gelmeden önce araplarda şöyle bir adet vardı; Araplar da erkek evlat kızlara karşı daha önemli ve kutsaldı. Çünkü işini gücünü çekip çevirir, yeri gelince kan davası için düşmanlarını öldürür v.s. Fazla erkek evladı olmayanlar fakirlerden para karşılığı erkek evlatlık alırlar öz evlatlarından farklı muamele etmezlerdi. Malları ve çoklukları ile öyle övünürler ki mezara gider ölülerini bile sayarak birbirlerine sayıca üstün olma bakımından baskı sağlamaya çalışırlardı. Erkek evlat çok önemliydi ve evlatlıklarının karılarını kızları gibi görürlerdi. Ama babaları öldüğü zaman üvey anneleri ile de cinsel ilişkiye girmekten veya onunla evlenmekten imtina etmezlerdi.
  262. Şu saçmalığa bakarmısın? Evlatlığının karısını kızın gibi gör, üvey annenle cinsel ilişkide bulun veya evlen.

    • İslamiyet şu uygulamayı getirmiştir. Birbirlerinden şu veya bu sebeple ayrıldıkları zaman kendi kanından olmayan birisi ile evlenebilirsin ama üvey anne ile asla evlenemezsiniz.
  263. Hz. Peygamber oğlu ve akrabası olmayan birinin boşanmış eşi ile evlenmiştir.
  264. Hz. Peygamber Zeyd’in babası da değildi, akrabası da.

    • Hz. Peygamber utanç verici bir iş yapmamış, sadece Arapların utanç verici bir geleneğini yıkmıştır.
  265. – Sen kalk akraban bile olmayan bir şeyi kendine haram kıl, ama üvey annenle cinsel ilişkiye girmekten ya da evlenmekten utanma! Hayâ etme.

    • Diyorsunuz ki Kur’an o çağa değil, bu modern çağa söylemeliydi!
    • Bugün tarih olarak 09.12.2010.

    • Gökten biizlere bir vahiy dini insin ve muhataplarının tamamı 3.510 yılında yaşayacak insanlar olsun.

    • Böyle bir dine çok mu ihtiyacınız var?

    • Kaldı ki Kur’an, 700 lü yıllarda yaşayan insanların dili ile de konuşmuş, 2010 lu yıllarada hitab etmiş, 10.000 li yıllarda yaşayacak insanların da öğreneceği çok şey var onda.

    • Kur’an sadece okumakla anlaşılacak bir kitap değildir.

    • Kalbinizi kötülüklerden, kin ve ihtiraslardan, hırstan, dedikodudan, şehvetten, hak yemekten, haram yemekten arındırmazsanız manaları size açılmaz. O İlahi sırlar bazılarının imanını, bazılarının da küfrünü artırır.

      – Kulakdan dolma bilgilerle, ön yargılarla hareket etmemek gerekir sevgili Denge ve sevgili zizoU!

    • Sizin neye nasıl inandığınız beni çok fazla ilgilendiren bir şey de değildir. Lakin bizler insan olarak müslüman da olsa, kâfir de olsa birbirimizin iyiliğini istemeliyiz. Ben de bu mantıktan hareketle birşeyler yazmaya, karalamaya çalışıyorum.

    • Yoksa yeryüzündeki bütün insanlar inkar da etse Cenab-ı Allah’ a bir zararları dokunamaz, yeryüzündeki bütün insanlar îman da etse bir faydaları dokunmaz.

    Son olarak deriz ki;
    – “İyilikler de kötülükler de BUMERANG gibidir. Er veya geç insanın kendisine döner.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  266. sayın şeref bey, bilgilerim kulaktandolma değil, okuyarak – araştırarak öğrenilmiş bilgilerdir. bu saygısızlığınız hiç de hoş olmadı. ben sizinle saygılı bir biçimde konuşuyorum ve söylediklerinize değer veriyorum ki tavsiye ettiğiniz kitapları aramaya koyuldum. lakin, pişman ediyorsunuz adamı.
    verdiğiniz cevaplar monotonlaşmaya başladı.
    kur’an’ın sebeblere göre inmesi bana ters geliyor. sonsuza kadar insanları tatmin edecek bir kitap olması için tanrının (daha önceden çıkacağını bildiği) sorulara da cevap vermesi gerekirdi. ayrıca bütün şartlardaki insanlara hitap etmeliydi. herneyse, bu görüşümü anlamamakta ısrarcısınız zaten.
    ha bu arada… ahmet yesevi’yi fazla tanımıyorsunuz sanırım. yaşadığı bölgeyi 2. mekke ilan etmiştir + yaşadığı bölgedeki insanlar onu 2.muhammed olarak biliyorlar, onun mucizeler gösterdiğini vs bir sürü hurafeyi anlatıyorlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  267. Şayet, 6 ay gece-6 ay gündüz olmasaydı bizler gecenin ve gündüzün değerini bundan daha iyi nasıl bilebilirdik.
    Dünya nüfusunu çok azının yaşadığı kuzey kutup bölgelerin yaşamak hayatı devam ettirmek çok zor olan yerler. Gecelerin ve gündüzlerin art artta gelmesi büyük bir nimet olarak düşülmelidir. Gece ve gündüz arasındaki insan fizyolojisi çok farklı reaksiyon gösterir. Bunu en iyi olarak gece çalışan işçilerde ve çocuklarda görebilir. Gün ışığıyla, hipotalamus arasında doğrudan bir ilişki olduğu ispatı nettir.
    İnsanlar az sayıda da olsa geçimlerini veya hayatlarını devam ettirmek için 24 saat karanlık olan yüzlerce metre derinlikteki madenlerde veya böyle yerlerde çalışmak veya yaşamak zorunda kalabiliyor.
    Ayet, gece ve gündüzün önemini- değerini anlatmak için öğüttür.

    Müthiş saçmaladığın için seni o madenlere göndermek lazım. Belki çocuk aklın başına gelir. Gecenin ve gündüzün nimetlerinden mi bahsediyor bu ayet ? Hani bahseder haklısın derim veya yaşamın devamlılığında(fotosentez vs..) gece ve gündüzün önemini belirtir gene tamam… Adam gece ve gündüzün biz uyuyalım ve çalışalım diye varedildiğini söylüyor yahu. Kısaca zırvadan ibaret olan görüşünü dile getiriyor buna karşın sen Hitler’in kitabı meinkamp humanist bir kitaptır diye yorum getiriyorsun. Bu kadar uzak ve ilgisiz bir yorum analitik zekayla yapılmış gözükmüyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  268. Lütfen kırılmayın!

    • Kulaktan dolma bilgiler deyimi bir genelleme idi. Şahsınıza ait ukelalığımı da bir hata olarak kabul edip lütfen bağışlayın. Bazen ben de düşüncesizce hareket ediyorum, özür dilerim.
    • Ahmet Yesevi Hazretlerinin 2. Muhammed olarak anılması sizi yanıltmasın. Diyenlerin hatasıdır. O güzel insan Hz. Peygambere o kadar saygılı idi ki: Hz. Peygamber dünya üzerinde 63 yıl yaşadı diye 63 yaşından sonra ter altında yaşadığı rivayet edilir. Hz. İsa’ ya Allah deniyor diye ona tavır almamız yanlış olur. Sadece Allah’lığına itiraz ederiz.

    • Hz. Hızır’ın yaşadığına,

    • Hz. İsa’nın diri olarak Allah katında bulunduğuna itiraz ettiğimiz gibi.

    • Yukarıda yazdıklarımı da “Kur’an’da yazıyor, niye itiraz ediyorsun?” deme. Kur’an da öyle bir şey yazmıyor, sadece yorum yapılıyor.

      Selamlar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  269. İkinci komedi ise şeref yücel in saçmalaması …

    Kan davası varmış… Peygamber bitirmiş… Ne zaman ? Sorsan tamamı biz müslümanız diyen ve içimizde yaşayanlar neden bitirmemiş? Onca imam onca cami onca öğreti… SONUÇ ? Koca bir SIFIR… Demek ki öğretici bir kitap değil… Demek ki öğretileri insan doğasıyla uyumlu değil…

    Üçüncü komedi ise üvey anne evlat ilişkisi … Sorsana TÜRKLERDE bu adet varmıymış ? İslam öncesi veya sonrası…

    Y O K T U… Ve hiç bir zaman olmadı… O zaman bu ayetin Türkler üzerindeki etkisi nedir ? Araplar ise hala babasını bile yapar… Ne değişmiştir o bölgede ?

    Verdiğin örnek bile ne kadar güdük bir akılla düşündüğünün en güzel ispatı… Bir de bizlere “iyi ve “kötüyü” anlatacakmış… Çok güldüm canım…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  270. Yazdıklarıma itiraz hakkınız sonsuza kadar geçerlidir.

    • Ama itirazınız “Yaratılıştan muhalefet!” gibi olmasın lütfen!

    Bu, şu demektir:
    – Bazı insanlar vardır sanki daha anasından doğar doğmaz Allah; “Ey kulum! Kim ne derse desin sen aksini söyle!” diye alnının ortasına bir mühür vurma tabiri vardır. Siz de onlardan biri iseniz, doğrusu işim çok zor!

    • “Hangi kan davası” falan diye sıralamışsınız. Veda hutbesini okursanız hangi kan davası olduğunu öğrenirsiniz. Ama “Veda Hutbesi” nin de öncesi vardır.

      1- Öldürülen kızının intikamını mı aldı? Hayır! Katilini affetti.
      2- Çok sevdiği amcası Hz. Hamza’nın intikamını mı aldı? Hayır ! Affetti.
      3- İşkenceyle öldürülen müslümanların intikamını mı aldı?
      4- Kendisini taifte taşlayanlardan,
      5- Bedir’de şehitlerin organlarını bile dışarı çıkarıp atanlardan,
      6- İslam’ı tebliğ ediyor diye iki kızını boşayanlardan,
      7- Kendisini doğup, büyüdüğü memleketinden sürenlerden,
      8- Kendisini öldürmek isteyenlerden intikam mı aldı?

    Bunlar da size çok komik geldimi Sayın: Agnostik?

    • Bugün müslümanlarda kan davası varsa, “Niye kan davası var?” diye Peygamberi mi suçlayacağız?
  271. Komedi dediğiniz şey bu mu? Eliniz değmişken doyasıya kahkaha atsaydınız!

  272. Ayrıca; “Türkler’de üvey anne ile ilişki kurulmuyordu,” diye konuyu o günkü Türkler’le alakasız bir şekilde ilişkilendirmişsiniz.

    Sayın: Agnostik;

    • Kur’an, Orta Asya’daki Türk’lere indi de benim mi yanlış biliyorum acaba? (Evrenselliğinden bahsetmiyorum)
    • Varsa böyle bir şey, biz de öğrenelim lütfen!
    • Böylelikle sizi daha fazla güldürmüş olurum!..
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  273. zizoU yazdi;
    “kur’an’ın sebeblere göre inmesi bana ters geliyor….”

    -ya ters degilse ?

    “sonsuza kadar insanları tatmin edecek bir kitap olması için tanrının
    (daha önceden çıkacağını bildiği) sorulara da cevap vermesi gerekirdi….”

    -ya verdiyse ?

    “ayrıca bütün şartlardaki insanlara hitap etmeliydi…………..”

    -ya hitap ettiyse ?

    soruya
    karsi soru oldu
    konuyu daha bir acmak ve detaylandirmak icin devam ettirmek isterseniz tabi..

    cevabinizdan evvel kücük bir not düsmek isterim..

    sayin zizoU,
    Qur´an bize elcilerin gönderildigi yada icine dogdugu toplumun mesaja tepki gösterdiklerini,”ata dini/ilke”den ayrilmak istemediklerini anlatiyor..

    bu nokta
    mesajin anlasilmasi icin cok önemli bir ipucu bence..

    “..Gerçekten Biz
    -atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk
    -ve
    -doğrusu Biz
    -onların izlerine (ilkelerine) uymuş kimseleriz..” (zuhruf/23)

    “..Siz ikiniz
    -bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (ilke/yol) dan çevirmek
    -ve
    -yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?
    -Biz
    -sizin ikinize inanacak değiliz…” (yunus/78)

    “..Ben size
    -atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam
    da mı?”
    -Onlar da demişlerdi ki:
    -“Doğrusu biz
    -kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız.” (zuhruf/24)

    “..Onlara
    -Allah’ın indirdiklerine uyun denildiğinde
    -derler ki
    – Hayır
    -biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız
    -Şayet şeytan
    -onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı ?..”(lokman/21)

    “..Onlara
    -Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin denildiğinde
    -Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter derler
    -Ya ataları bir şey blimiyor ve hidayete ermiyor idilerse?..” (maide/104)

    “..Ya atalarının aklı bir şeye ermez
    -ve
    -doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (bakara/170)

    iste

    gelenek
    ata´ya bagimlilik
    islam cografyasini batakliga/kaosa ceviren ata dini/ilke..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  274. sayın bekir, ben zaten okudum onları.. tüm dünyaya hitap etmiyor çünkü; eskimoları, aborjinleri vs kapsamıyor. agnostik’in söylediği olay da bir nevi kanıttır.
    cevap vermediği şeyler de var. sigara mekruhdur mesela. o kadar zararlı bir nesne neden günah değil. alkolden daha zararlıdır benim gözümde.

    sayın şeref, problem değil fakat lütfen biraz dikkat edin.
    ahmet yesevinin yaşadığı yere gidip türbesini gördüm. hatta bahsedilen yerin altındaki yerini de gördüm. insanlar ona sürekli yiyecek içecek sağlarlarmış, o da yerin altında yazı yazarmış. el yazmalarını felan görmek harikulade.
    o bölgedeki yesevi saygısı çok üstün. neredeyse ilahlaştırmışlar. o bölgenin orijinal diliyle yazılmış kaynaklardan da bir tane okudum. tahmin bile edemeyeceğiniz kadar bağlılar yeseviye. türbesinin yapılış öyküsü türkçe olarak da vardır galiba, onu okuyun yetecektir. bulamazsanız ben size yazacağım. mesela yesevinin ışınlandığını felan söylüyorlar… oraya gitseniz inanamazsınız gerçekten.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  275. Bu dindaşlara kim anlatacak merak ediyorum.

    Kuran’ın ahlakı getirdiğini savunurken konunun bölgesel olduğunu neden anlamak istemezler. Bugün ÇİN bir milyardan fazla nüfusuyla müslüman olduğu için mi ensest ilişkiden uzaktır. Mozambik’te, güney amerikanın vahşi ormanlarında, avustralya yerlilerinde, tüm hristiyan dünyada ensest mi yaygındır ? İslama veya başka semavi dinlere yanaşmamış insanlar ahlak yoksunu mudur ? Bu sorular çoğaltılabilir. Sorulara değil de o bölgelere baktığımızda o insanların da islam vesaire olmadan günlük hayatlarını yönettiğini, kendi toplum kuralları içinde bir güzel yaşadığını görürüz. Hatta bana kalırsa islam dünyasından daha da ileri, doğayla uyumlu yaşadıkları tespit edilmiştir. Bugün müslüman ülke vatandaşlarına diğer ülkeler teminat göstermeden kredi açmaz. Bunun nedeni o yüce kitap değildir der durursunuz. Sorun kitapta değilmiş onu anlamayan insanlardaymış. O zaman neden bir türlü kendini anlatamamıştır. Birileri onu anlar! ve hep anlatır! anlatır da değişen hiçbir şey olmaz. Ne yeryüzünün islam tarafında değişen birşeyler olur ne de hiç ilgisi olmayan tarafta…

    Yukarıda Agnostik’in çok güzel betimlediği gibi asla anlatamaz ve hiçbir zaman da anlatamayacak zira kitap doğayla uyumlu değildir. Doğayı AHLAK ile açıklayan tüm kitaplar ölüme mahkümdür. Evrensel boyutta ahlak hem çok çeşitli hem de görecedir. İslam bu evrensel bütünlüğün uzağında kendine bir yer bulmaya gayret ettikçe güdük kalacaktır.

    Özellikle Ebubekir zoraki çırpınışlarla (Niye ki?) kuran’ı evrensel noktalara koyma çabalarına devam etse de durum ümitsizdir. İnsanlık son yüzyılda bambaşka kazanımlar elde etmiştir ve bu kazanımların kutsal kitaplarla yakından uzaktan bir bağı yoktur. Buna rağmen güya modernist ve sözde reformist dindaşların kitabı son çağların kazanımlarına denkleştirme çabaları da oldukça güdük ve sonuçsuz gözüküyor. Eğer kazanımlar kitaba bakılıp yapılsaydı dünya buna kayıtsız kalmazdı fakat bildiğiniz gibi tutarsız yorumlarla kitabı yeni değerlere denk getirme uğraşları evrensel ve hümanist durmuyor.

    Doğayla uyum nedir sorusunun cevabını başka bir başlık açarak vermek iyi olur kanısındayım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  276. zizoU yazdi;
    “tüm dünyaya hitap etmiyor çünkü; eskimoları, aborjinleri vs kapsamıyor.
    cevap vermediği şeyler de var. sigara mekruhdur mesela. o kadar zararlı bir nesne neden günah değil. alkolden daha zararlıdır benim gözümde..”

    1-Qur´an sigara-dan bahsetmez,sigaranin mekruh(tercihe bagli yasak) kabul edilmesi ictihadidir..

    o cagda yetkili organlar ictihad ederek sigaranin mekruh/tercihe dayali yasak/ olduguna karar vermisler..

    yasadigimiz
    cagin yetkili organlari gec de olsa sigaranin sagliga verdigi zarar veya sebep oldugu hastaliklarin devlete getirdigi agir maliyet düsünülerek sigaranin kapali alanda icilmemesi (mekruh) gerektigi ictihadinda bulunmuslardir..cagimiz baya geri kalmis sayilabilir..:))

    2-Qur´an bir cok ayetinde “ey insanlar” diye hitap eder irk/kavim ayrimi yapmaz erdemli insan olmanin sarti irk degil takva oldugunu söyler..

    peki

    eskimo ve oberjinlerden bahsetseydi
    sigara günah olsaydi

    kabul edermiydiniz ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  277. yuh konuyu açan arkadaşım hangi buhariyi okuyosun sen ? cogu yalan konuyu kitleyin.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  278. sadece kuran a bakarak ne anlayacan ? namazi neden 5 vakit kılıyosun kuranda vaktimi yaziyor.kurban kesin diyor gunu sekli yaziyormu hergun kessek batar herkes.ilmin cismin ne ?sitede cok ilimsiz cahilller var ya

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  279. oikos yazdi;
    “Özellikle Ebubekir zoraki çırpınışlarla kuran’ı evrensel noktalara koyma çabalarına devam etse de durum ümitsizdir…”

    anlatamiyorum (gamaro,düz yaziyi anlamayan..demisti) mazur görün..

    evet

    “kuran’ı evrensel noktalara koyma çabalarına” öyle bir derdim yok ben sadece dünyanin geldigi “evrensel nokta” Qur´an ile örtüsüyor diyorum..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  280. Duygusal bakıldığında herşey herşey ile örtüşür de din ile doğa bir türlü örtüşmez.

    Mesela SANAT ?
    Hangi islam sanatı örtüşmüş ?

    Mesela ZAANAT ?
    Hangi islam zaanatı örtüşmüş ?

    Bana “Çin porseleni”, “İran halısı”, “Türk çinisi”,”Bohemia camı” benzeri herhangi bilinen arap işi söyleyebilir misin?

    Hurma ve zemzemden başkaca üretimi olmayan arap’ın içi boş kitabıyla nasıl dünyayla başedeceğini söylersen sevinirim. Lafla peynir gemisi yürümez sen de bilirsin…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  281. Misafir yazdi;
    “sadece kuran a bakarak ne anlayacan ?…”

    senin anlayamadiklarini mesela..

    **

    “namazi neden 5 vakit kılıyosun…”

    nerden biliyon ayni safta mi durduk ?

    **

    “kuranda vaktimi yaziyor…”

    yazmadigini nerden biliyon ?

    **

    “kurban kesin diyor gunu sekli yaziyormu hergun kessek batar herkes…”

    -anlasildi sen kuran cahili kalmissin

    -evet yaziyor

    -yazmistim tekrar edeyim “kurban sadece hacca gidenler üzerine bir yükümlülük farkli uygulamalar gelenekdir Qur´an´i baglamaz..

    cok bilmis misafir,
    ibadet niyetiyle olmasa da ihtiyac nedeniyle türkiyede ve dünyada milyonlarca hayvan bogazlaniyor türkiye´nin yada dünyanin bu nedenle batacagini düsünüyor isen sitede bir hayli mevcut olan üniversiteli cahiller gurubundan olmalisin..

    sadece
    70/80 yil sürecegin bir ömür icin yani senin protein ihtiyacin vs. karsilansin diye kac koyun kurban edilmek mecburiyetinde hic düsündün mü ?

    ilmin cismin ne ?

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  282. oik0s yazdi;
    “Hangi islam sanatı örtüşmüş ? Hangi islam zaanatı örtüşmüş ?………”

    aslinda

    “islami sanat/zaanat” diye bir kavram yoktur cünkü sanat/zaanat dine göre degil ülkelere ve kültürlere göre farklilik gosterirler..

    dolayisiyla
    islam sanati yerine -islam ülkelerinde sanat/zaanat- ifadesi daha isabetlidir..

    mesela

    emevi
    selcuklu
    osmanli da vs. sanat/zanaat gibi.

    mesela

    fatih sultan mehmet kendi portresini yaptiran ilk osmanlı padisahi oldugu söylenir..

    mesela

    mimar sinan
    mozart
    da vinchi vs. eserleri tüm halklar tarafindan begenilir ( din/irk/dil farki aranmaz) taktir edilir..

    **

    “..Bana “Çin porseleni”, “İran halısı”, “Türk çinisi”,”Bohemia camı” benzeri herhangi bilinen arap işi söyleyebilir misin?……..”

    iste
    senin evrenselligin bu kadar
    islama olan “kin ve öfke”nden dolayi evrensel bir konuyu götürüp arap´a bagliyorsun ya pes dogrusu ya arap´dan bana ne,sana ne..

    nedir bu arap takintisi anlamadim gitti..

    yahu
    arap müslümani yapmadiysa türk,hind,iran vs. müslümani yapti o dediklerini demek islam “sanat/zanaat” düsmani olsaydi arap müslümanlarinin yapmadigini iddia ettigin”sanat/zaanat”i onlarin da yapmamasi gerekirdi dimi..

    oikos,
    arap zengin
    hayal edemiyecegin kadar zengin o nedenle kendi yapmiyor,yapmaya tenezzül bile etmiyor ama dünyanin en son teknolojisini parayi bastirip aliyor,yaptiriyor E
    züürtler de cenesini yoruyor..

    elalemin
    yaptiklari yada yapmadiklari seni ilgilendirmez
    kendine gel
    mahallene bak
    evinin önünü süpür
    ve
    seksenyedi yillik kemalist,cagdas türk´ün sanat ve zanaat´in dan örnekler ver,ver de arap´tan farkin neymis bi görelim..

    “Lafla peynir gemisi yürümez sen de bilirsin…”

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  283. “sadece kuran a bakarak ne anlayacan ?”

    Demek ki, Allah, haşa peygamberin sözlerini kitap yapıp, sonra Kuran’ı ona uydurun, ona göre yorumlayın demeyi unutmuş! Bizim dinimizde ball gibi bozulmuştur, bunun tek nedeni de Kuran’ı ölülerin arkasından okunacak, sadece musikisinden yararlanılacak, anlaşılmaz(Nasıl olsa birileri okuyup anlamış onlara uy işte!), eksik(!),recm ile ilgili bir ayetinin yenerek yok edildiği(Buhari de yazar bu),bir kitap olarak görme hatasıdır..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  284. Kardeşim bu arap veya diğer müslüman ülkeler ıvırı zıvırı tamamı kuran’a bakmış da ne üretmiş . 1400 yıldır ürettiği tek şeyi söyle… Gasp yapmış üstüne 20 hatun alıp bi güzel yan gelmiş yatmış… Kuran’dan öğrendiği buymuş demek ki. Allah allah, üstüne cennet gerisi… Zırva…

    Buna osmanlı da dahil saymadığın tüm islam dünyası da dahil… Osmanlı’nın gasp ettiği ermeni, rum, yahudi, çek, macar, rus çalışırken sen ne yaptın yahu ?

    NE YAPMIŞ osmanlı ? Gasp ettiği anadolu’da zaten mevcut bizans sanayisini ne kadar ilerletmiş ?

    Hadi Türkiye’ye cumhuriyet geldi yapamadı peki kardeşim ya diğer müslüman ülkeler ?

    Bir tane söyle… Bir tane buldukları bilimsel keşfi , patentini aldıkları yaptıkları tek şeyi söyle…

    Fizikte, kimyada, enerji dalında, biolojide bir keşif söyle yahu…

    KURANA bakamamışlar ondan galiba…

    İşkembeden laf yapmak kolay… AKP ve imanlı! adamları mı yapacak ? Hadi ordan ancak çalar onlar. Bkz. TOKİ… (neden özelleştirilmedi?)

    Sana bi soru soruldu… Dediler ki sen almanyadaydın… Özgürlükler ülkesi (senin deyiminle) neden orada yapamadın kardeşim söylesene hadi sen yapamadın bi tane imanlı göster yapmış yapabilmiş…

    Ne demiş Namık Kemal …. Hahaha…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  285. bakın ebubekir bey, herkesi aynı görmekten vazgeçin…
    benim aklıma yatsaydı bu din, evrensel olsaydı, kabul edebileceğim bir(veya daha fazla) tanrı kavramını içerseydi ben de mensup olurdum..
    cevaplarınız hep dolambaçlı, ayrıca arap hayranlığınız var sanırım.
    bana göre kur’an gerçekten evrensellikten yoksun bir kitap.
    inanmamamdaki en büyük etken bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  286. Yabancıları gözlerinde devleştirip,
    milletine yabancılaşan kardeşlerime ithaf ederim…

    • Belki işinize yarar diye siteden alel acele topladıklarımı görüşlerinize sunuyorum. Pazartesine kadar;
      – Hoşçakalın.
    • Dostçakalın…

    CAHİT ARF

    • 1910da Selanikte doğan Cahit Arf Yükseköğrenimini Pariste, Ecole Normale Superieurede tamamladı.Galatasaray Lisesinde matematik öğretmeni, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde doçent adayı olarak çalıştı.1938 yılında Göttingen Üniversitesinden doktorasını aldıktan sonra da İstanbul Üniversitesindeki görevini sürdürdü.1943te profesör, 1955de ordinaryüs profesör oldu. Bu arada Maryland Üniversitesinde misafir profesör olarak çalıştı ve Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçildi. 1962 yılında İstanbul Üniversitesinden ayrılarak bir yıl süreyle Robert Kolejde öğretim üyeliği yaptı.1964-1966 yıllarında Princetonda Institute for Advanced Studyde araştır-malarını sürdürdü. California Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak bulundu.1967 yılında yurda dönerek Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümünde çalışmaya başladı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Bilim Kurulu Başkanlığında bulundu, ve bu kuru- mun kurulması ve gelişmesi yönünde emek harcadı.1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi nden kendi isteği ile emekli oldu.1985-1989 yılları arasında da Türk Mtematik Derneğinin baş- kanlığını yürüttü, ayrıca TÜBİTAKın ” Doğa Turkish Journal of Mathematics” ile “Turkish Journal of Mathematics” adlı dergilerinde yayın kurulu üyeliklerinde de bulundu.Ölümüne dek TÜBİTAKın Marmara Araştırma Merkezinde ve Bebek-İstanbuldaki evinde matematik çalış- malarını sürdürdü.Ölüm tarihi 26.12.1997 dir. 1939 yılında yayınlanan ilk araştırması ile başlayarak Ord. Prof. Dr. Cahit Arf , cebir, sayılar kuramı, elastisite kuramı ve analiz gibi matematiğin değişik dallarında yaptığı çalışmalarında özgün ve kalıcı sonuçlar elde etmiştir.Matematik yazınında “Arf değişmezleri” , “Arf halkaları” gibi sözcüklerle bugünde de karşılaşılır.1948de İnönü Armağanını, 1974de Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Bilim Ödülünü kazanan Ord. Prof. Dr. Cahit Arfa 1980 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi, 1981 yılında da Orta Doğu Teknik Üniversi-tesi Onur Doktorası vermişlerdir.Arf, 1988de Mustafa Parlar Bilim ve Onur Ödülünü, 1989da da Ege Üniversitesi Şükran Plaketini almış, 1933de Türkiye Bilimler Akademisinde Şeref Üyesi olmuş, 1994de Fransa` dan “Commandeur des Palmes Academiques” nişanını almıştır.
    • Cahit Arf’ın Almanya’da ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal’da 1939 yılında yayımlanmış olan ilk çalışması, Göttingen Üniversitesi’nde, 1938 yılında hazırladığı son derece parlak olan doktora tezidir. Cahit Arf’ın Almanya’ya gelmeden önce düşündüğü ve proje haline getirdiği çok kapsamlı bir problem vardı: Çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak. Bu amaçla Göttingen’e gitti ve orada ünlü matematikçi Hasse’nin doktora öğrencisi oldu. Hasse’ye projesinden bahsetti. Hasse, problemi önce özel hallerde çözmesini salık verdiğini, bunun üzerine birkaç ay gibi kısa bir süre Cahit Arf’ın hiç gözükmediğini ve o süre sonunda problemi tamamen çözüp kendisine getirdiğini 1974′te yine Silivri’de bir Cebir ve Sayılar Teorisi toplantısında anlatmıştı. Bu olay Cahit Arf’ın üstün matematik yeteneğini göstermenin yanı sıra daha Göttingen’e gelirken matematik bakımından ne kadar olgun olduğunu da göstermektedir. Cahit Arf bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü bugün dünya matematik literatüründe ve kitaplarda Hasse-Arf Teoremi olarak geçmektedir. Doğum: Bayburt 1922 Ölüm: Miami 25 Ekim 2003

    Prof. Dr. BEHRAM KURŞUNOĞLU

    • Doğum: Bayburt 1922 Ölüm: Miami 25 Ekim 2003
    • Albert Einstein’ın genel görelilik kuramının elektromanyetizma ile birleştirilmesi üzerine çalışmalar yapmış bir fizikçidir.
    • Ankara Üniversitesi ve İngiltere’deki Edinburgh Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından fizik doktorasını gene İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde tamamlayan Kurşunoğlu, Albert Einstein ve Erwin Schrödinger ile birlikte simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerinde önemli çalışmalarda bulunmuştur. Genç yaşında dünya fizikçileri arasında saygın konum kazanan Prof. Kurşunoğlu, 1965 yılında Miami Üniversitesin’deki Teorik Araştırmalar Merkezi’nin kurulmasında rol almış, 1992’de kapanmasına kadar bu merkezde bulunmuştur. Daha sonra araştırma kuruluşu Global Foundation’ın direktörü olmuştur.
      Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu, 1950’li yıllarda Atom Enerjisi alanında çalışmalarını Türkiye’de sürdürmüş ve aynı zamanda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun kurucu üyesiydi. Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı’na danışmanlık yapmış, bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum Fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini” ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınıyordu. 1964 yılından beri organize etmekte olduğu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınan Kurşunoğlu, 2003 yılında Miami de vefat etmiştir.
  287. 1953 yılında araştırmalar yapmak üzere Amerika’ya Cornell Üniversitesine gitti. Einstein’in daveti üzerine evine gitti. Orada Einstein’le aralıksız 2 saat görüştü. Einstein’ın Behramoğlu’na Gönderdiği Davetiyede şunlar yazıyordu: ”İkimizden biri muhtemelen doğru. Senin teorin benimkinden daha kapsamlı. Fakat zaman gösterecek.”

    Prof. Dr. OKTAY SİNANOĞLU

  288. 25 Şubat 1935’de İtalya’nın Bari kentinde doğdu. Ortaöğrenimini burslu olarak okuduğu Ankara Yenişehir Lisesi(Bugünki TED Koleji)’ni birincilikle bitirerek tamamladı. Kimya Mühendisliği eğitimini ABD Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley’de aldı ve burayı da birincilikle bitirdi. Ertesi yıl(22 yaşında) MIT(Massachusetts Institute of Technology)’den yüksek kimya mühendisliği derecesi aldı. Daha sonra tekrar Berkeley’e döndü ve zamanın ünlü kuantum kimyacılarından K. S. Pitzer ile yaptığı doktorasını iki yılda tamamladı. 1960’da ABD’nin en iyi üniversitelerinden biri olan Yale’de yardımcı profesör olarak göreve başladı. Bir süre Harward’da ziyaretçi profesör olarak görev yaptı. 26 yaşındayken Yale Üniversitesi tarafından “son 300 yılda batının en genç profesörü” olarak tanıtıldı. 1962’de Yale’de assosiye profesörlüğe terfi etti.
    Aynı yıl Türkiye’ye gelip Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni(ODTÜ) ziyaret etti. ODTÜ Mütevelli Heyeti tarafından sadece Oktay SİNANOĞLU’na mahsus olmak üzere “danışman profesör” unvanı verildi. Türkiye’de Kuramsal Kimya Bölümü’nü kurdu. Eğitim dilinin Türkçe olması için uzun uğraşlar verdi. 1963 yılında ise “Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı” adıyla bilinen çalışmalarıyla Yale’de Kimya bölümüne profesör oldu. 1964’te yine Yale’de ikinci kürsüsüne, “Moleküler Biyoloji”ye profesör olarak atandı. 1966’da Tübitak Bilim Ödülü’nü, 1973’te Almanya’nın en önemli bilim ödülü olan Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü’nü ilk kazanan kişi oldu. 1975 yılında Oktay SİNANOĞLU’na özel olarak, ilk ve tek “Türkiye Cumhuriyeti Profesörü” unvanı verildi. 1978’de TDK tarafından yayımlanan “Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü”nü hazırladı.

  289. Yaptığı bilimsel çalışmaların sonucunda, dünya genelinde pek çok üniversitede seminerler verdi, sayısız ödüller aldı, çeşitli önemli bilimsel kurullarda kurul üyesi, konuşmacı ve davetli olarak bulundu. Birkaç uluslar arası bilimsel derginin editörlüğünü ve danışma kurulu üyeliğini yaptı. Çeşitli ülkelerde iki kez nobele aday gösterildi.

  290. Türkiye’de ise bilimin gelişmesine büyük destek ve katkı sağlayan Oktay SİNANOĞLU, farklı dönemlerde ODTÜ ve Boğaziçi üniversitelerinde danışman profesörlük ve kendisinin kurduğu ODTÜ Kuramsal Kimya Bölümü’nde fahri başkanlık yaptı. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’ndeki profesörlük görevinden yaş sınırında(67) emekli oldu. Yale’deki hayat boyu olan iki kürsülü profesörlük görevini “emeritus professor” unvanına çevirterek Türkiye’deki çalışmalarına yoğunlaştı. Şu anda da çeşitli ülkelerde bilimsel araştırmalarına devam etmekte olduğu biliniyor

  291. AHMET CEVDET PAŞA

    • 1823-1895) 19. yüzyıl Türkiye’sinin önde gelen bilim ve devlet adamlarındandır. Asıl adı Ahmed’dir ve Cevdet mahlâsını, İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şâir Süleyman Fehim Efendi’den almıştır.
      1839 yılı başlarında, büyükbabası tarafından tahsil görmesi için İstanbul’a gönderilmiş olan Ahmed Cevdet Paşa, burada kısa sürede kendini göstermiş ve devrin önemli bilim adamları olan Hâfız Seyyid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vidinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivi Hoca Şakir Efendi’den nakli ilimleri, Miralay Nûri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sâbit Efendi’den de hesap, cebir ve hendese gibi akli ilimleri tahsil etmiştir.
  292. Ahmed Cevdet Paşa’nın bilim tarihi açısından önemli olan yapıtı “Takvimü’l-Edvâr” (Dönemlerin Takvimi, 1870) adını taşır. Bu yapıtında Ahmed Cevdet Paşa, Şemsi ve Hicri takvim ilkelerini temele alan yeni bir takvim önerisinde bulunmuştur. Eser iki amaçla kaleme alınmıştır: Birincisi, yazarın kendi deyimi ile “Lisân-ı türki ilim lisânı olamaz diyenlere lisânımızın her şeye kâbil olduğunu ve bu lisân ile her fenden güzel eserler yazılabileceğini” göstermek, ikincisi ise yeni bir takvim önermektir.

  293. Bu yapıttan anladığımız kadarıyla, Osmanlı Devleti’nin başlangıç dönemlerinde seneleri kameri, ayları şemsi olan bir takvim kullanılmış ve maaşlı askerlerin maaşlarına karşılık gelen gelirler ise kameri aylar itibariyle toplanmıştır. Ancak bu durum hazinede bir takım zorluklar ortaya çıkartmış ve hazine açık vermeye başlamıştır.

  294. Bu ve buna benzer nedenlerle, Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında, Müneccimbaşı Tâhir Efendi, Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye âzâsından Vartan Bey, Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne hocalarından Miralay Vidinli Tevfik Bey, Rassâd Kombari ve Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye memurlarında Şehbazyan Efendi’den oluşan bir komisyon kurulmuş ve bu komisyonun ulaştığı sonuçlar bir mazbata ile sadrazama sunulmuştur. Ancak bu öneri her nedense uygulamaya konulmamıştır. İşte, bu komisyon tarafından önerilen takvimin esaslarını, Ahmed Cevdet Paşa tarafından Takvimü’l-Edvâr’da anlatılmıştır.

  295. Ahmed Cevdet Paşa’nın önerdiği takvim aslında, şimdiye kadar yapılan takvimler içerisinde en duyarlısı olan Ömer Hayyam’ın İsfahan Gözlemevi’nde tertip ettiği Celâli Takvimi’nden başka bir şey değildir. Yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, bu yapıtın en önemli yönlerinden birisi, Türkçe yazılmış olmasıdır.

  296. Ahmed Cevdet Paşa’nın Türkçe’nin bilim dili haline gelmesine büyük önem verdiği ve bunu gerçekleştirmeye çalıştığı görülmektedir. Ona göre, Osmanlı lisânının aslı Türkçedir; fakat Farsça ve Arapçadan pek çok kelime alındığı için, üç dilden oluşan bir dil haline gelmiştir. Osmanlıca yalınlaştırılmalı, eserler açık bir dille yazılmalı, yeni terimler bulunmalıdır

  297. ORDİNARYÜS PROF. KERİM ERİM

    İstanbul Yüksek Mühendis mektebi’ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye’ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı’na getirildi.
    1940 – 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne bağlı Matematik Enstitüsü-’nün başkanlığını yaptı. Türkiye’de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim’in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
    Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne – 1928

    ALİ KUŞÇU

      1. yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur’un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey’in (1394-1449) doğancıbaşısı idi. “Kuşçu” lakabı buradan gelmektedir.
    • Ali Kuşçu, Semerkand’da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmi (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır.
  298. Ali Kuşçu bir ara, öğrenimini tamamlamak amacı ile, Uluğ Bey’den habersiz Kirman’a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey’e armağan etmiş ve Ali Kuşçu’nun kendisinden izin almadan Kirman’a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.

  299. Ali Kuşçu, Semerkand’a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevi’nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmi’nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey Zici’nin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey’in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand’dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanına gitmiştir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacı ile Fatih’e elçi olarak gönderilmiştir.

  300. Bir kültür merkezi oluşturmanın şartlarından birinin de bilim adamlarını biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih, Ali Kuşçu’ya İstanbul’da kalmasını ve medresede ders vermesini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine, Tebriz’e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul’a geri döner. İstanbul’a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu’yu karşılayanlar arasında, zamanın ulemâsı İstanbul kadısı Hocazâde Müslihü’d-Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır.

  301. İstanbul’a gelen Ali Kuşçu’ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya’ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu, burada Fatih Külliyesi’nin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiştir.

  302. Ayrıca İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu’nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler olağanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafında da izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu’nun derslerini takip etmiştir. Nitekim etkisi 16. yüzyılda ürünlerini verecektir.

  303. Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için “Fethiye” adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer’in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir.

  304. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır.

  305. İBNÎ SÎNA

    • Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.
  306. Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı’nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.

  307. İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles’in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu.

  308. İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir.

  309. İbn-i Sinâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Ancak, İbn-i Sinâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan “el-Kânûn fî’t-Tıb” (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir.

  310. Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

  311. İbn-i Sinâ’nın söz konusu eseri incelendiğinde, konuları sistematik bir biçimde incelediği görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn-i Sinâ, cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiştir.

  312. Gözle de ilgilenmiş olan İbn-i Sinâ, döneminin seçkin fizikçilerinden İbn-i Heysem gibi, Göz-Işın Kuramı’nı savunmuş ve üst göz kapağının dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiş hastalıklar hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur.

  313. NASİRÜDDİN TUS-İ

    Türk-İslam ilim dünyasının, özellikle gökbilimi ve bugünkü modern geometrinin gerçek önderidir. Doğu ve Batı ilim dünyasında “Maraga Rasathanesi” diye bilinen rasathaneyi kurmuştur. “Ziyc’i İlhani” (İlhani Yıldız Katoloğu) onun başkanlığında hazırlanmıştır.

    SABİT BİN KURRA (821 – 901)

    Oklid Elementler adlı eserine yazdığı şerh dolayısıyla batı bilim dünyasında “Türk Öklidi” olarak tanınan ve bugünkü Elemanter Acometrenin gerçek önderi olan Sabit Bib Kurra Harrran’da (Urfa) doğmuştur.

    TAKİYÜDDİN (1526 – ?)

    Osmanlı gökbilmicisi ve matematikcisi. Uluğ Bey’in Zic’inin düzeltilmesiyle görevlendirilmiştir. Yeni bir Zic hazırlayabilmek için Tophane sırtlarında bir gözlemevi yaptırdıysa da bu gözlemevi yıktırılmıştır. Gözlemlerde kullanılmak için birçok alet yapan (yıldızların yüksekliğini ve açıklığını ölçen bir alet, yıldız tutulumunu ölçen bir alet vb.) Takiyüddin “Hükümdarların Zayiçesi İçin Gözlem Aygıtları” adlı bir kitap yazmıştır

    Türk ve Müslüman Bilim Adamlarının sadece bir kısmını aşağıya aktaralım.

    Ali Bin Abbas : ( ? – 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.

    Ali Bin İsa : ( 11. yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.

    Ali Bin Rıdvan : ( ? – 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.

    Ali Kuşçu : ( ? – 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir.

    Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.

    Battani : ( 858 – 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.

    Beyruni : ( 973 – 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb’un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.

    Bitruci : ( 13. yüzyıl ) Kopernik’e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.

    Cabir Bin Eflah : ( 12. yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.

    Cabir Bin Hayyan : ( 721 – 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.

    Cahiz : ( 776 – 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.

    Cezeri : ( 1136 – 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..

    Demiri : ( 1349 – 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir … Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.

    Dinaveri : ( 815 – 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.

    Ebu Kamil Şuca : ( ? – 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.

    Ebu’l Fida : ( 1271 – 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.

    Ebu’l Vefa : ( 940 – 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.

    Ebu Maşer : ( 785 – 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.

    Evliya Çelebi : ( 1611 – 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

    Farabi : ( 870 – 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.

    Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 – 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır fatihin kendi icadı olan ve adı “şahi” olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..

    Fergani : ( 9. yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.

    Gıyasüddin Cemşid : ( ? – 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.

    Harizmi : ( 780 – 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa’ ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.

    Hasan Bin Musa : ( – ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..

    Hazini : ( 6 – 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.

    Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.

    Huneyn Bin İshak : ( 809 – 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.

    İbni Avvam : ( 8. yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.

    İbni Battuta : ( 1304 – 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.

    İbni Baytar : ( 1190 – 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.

    İbni Cessar : ( ? – 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.

    İbni Ebi Useybia : ( 1203 – 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.

    İbni Fazıl : ( 739 – 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.

    İbni Firnas : ( ? – 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.

    İbni Haldun : ( 1332 – 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.

    İbni Hatip : ( 1313 – 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.

    İbni Havkal : ( 10. yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.

    İbni Heysem : ( 965 – 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.

    İbni Karaka : ( ? – 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.

    İbni Macit : ( 15. yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.

    İbni Rüşd : ( 1126 – 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.

    İbni Sina : ( 980 – 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör’ e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.

    İbni Türk : ( 9. yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.

    İbni Yunus : ( ? – 1009 ) Galile’den önce sarkacı bulan astronom.

    İbni Zuhr : ( 1091 – 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa’da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.

    İbnünnefis : ( 1210 – 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.

    İbrahim Efendi : ( 18. yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.

    İbrahim Hakkı : ( 1703 – 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.

    İdrisi : ( 1100 – 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.

    İhvanü-s Safa : ( 10. yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.

    İsmail Gelenbevi : ( 1730 – 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden.

    İstahri : ( 10. yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.

    Kadızade Rumi : ( 1337 – 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.

    Kambur Vesim : ( ? – 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch’dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.

    Katip Çelebi : ( 1609 – 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.

    Kazvini : ( 1203 – 1283 ) Ortaçağın Herodot’u müslümanların Plinius’u , astronom ve coğrafyacı bilgin.

    Kemaleddin Farisi : ( ? – 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.

    Kerhi : ( ? – 1029 ) İslam Matematikçilerinden.

    Kindi : ( 803 – 872 ) İbni Heysem’e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.

    Kurşunoğlu Behram : ( 1922 – ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır.

    Lagarî Hasan Çelebi : ( 17. yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.

    Macriti : ( ? – 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.

    Mağribi : ( 16. yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü’l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.

    Maaşallah : ( ? – 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.

    Mes’ûdi : ( ? – 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.

    Mimar Sinan : ( 1489 – 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.

    Muhammed Bin Musa : ( 9. yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.

    Mürsiyeli İbrahim : ( 15. yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.

    Nasirüddin Tusi : ( 1201 – 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.

    Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.

    Ömer Hayyam : ( ? – 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.

    Piri Reis : ( 1465 – 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb ‘dan önce bilen ünlü denizci.

    Razi : ( 864 – 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.

    Sabit Bin Kurra : ( ? – 901 ) Newton’ dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.

    Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 – 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

    Seydi Ali Reis : ( ? – 1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

    Şemsettin Halili : ( ? – 1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.

    Şihabettin Karafi : ( ? – 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.

    Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 – 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.

    Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.

    Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..

    Zerkali : ( 1029 – 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.

    -Abdüsselam : ( 1926 – 19 ) Pakistanlı Fizik Bilgini İlk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı.

    Ahmed Bin Musa : ( 10 yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.

    Akşemseddin : ( 1389 – 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet’ in Hocasıdır

    Ali Bin Abbas : ( ? – 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.

    Ali Bin İsa : ( 11 yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.

    Ali Bin Rıdvan : ( ? – 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.

    Ali Kuşçu : ( ? – 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir.

    Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.

    Battani : ( 858 – 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.

    Beyruni : ( 973 – 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb’un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.

    Bitruci : ( 13 yüzyıl ) Kopernik’e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.

    Cabir Bin Eflah : ( 12 yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.

    Cabir Bin Hayyan : ( 721 – 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.

    Cahiz : ( 776 – 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.

    Cezeri : ( 1136 – 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..

    Demiri : ( 1349 – 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir … Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.

    Dinaveri : ( 815 – 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.

    Ebu Kamil Şuca : ( ? – 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.

    Ebu’l Fida : ( 1271 – 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.

    Ebu’l Vefa : ( 940 – 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.

    Ebu Maşer : ( 785 – 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.

    Evliya Çelebi : ( 1611 – 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

    Farabi : ( 870 – 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.

    Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 – 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır fatihin kendi icadı olan ve adı “şahi” olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..

    Fergani : ( 9 yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.

    Gıyasüddin Cemşid : ( ? – 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.

    Harizmi : ( 780 – 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa’ ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.

    Hasan Bin Musa : ( – ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..

    Hazini : ( 6 – 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.

    Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.

    Huneyn Bin İshak : ( 809 – 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.

    İbni Avvam : ( 8 yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.

    İbni Battuta : ( 1304 – 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.

    İbni Baytar : ( 1190 – 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.

    İbni Cessar : ( ? – 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.

    İbni Ebi Useybia : ( 1203 – 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.

    İbni Fazıl : ( 739 – 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.

    İbni Firnas : ( ? – 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.

    İbni Haldun : ( 1332 – 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.

    İbni Hatip : ( 1313 – 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.

    İbni Havkal : ( 10 yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.

    İbni Heysem : ( 965 – 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.

    (Ortaçağın yetiştirdiği en büyük İslam fizikçisi İbn Heysem’dir (965-1040) Batılıların Alhazen adıyla tanıdıkları Ebu Ali el-Hasen ibn-Heysem’dir.965′te Basra’da doğdu;asıl büyük araştırmalarını Fatimilerden El-Hakim zamanında Mısır’da yaptı. Kahire’de 1040′da öldü. İbn Heysem, büyük bir fizikçi olduğu kadar matematikçi ve filozoftu, ışık konusu idrak ruhiyatındaki araştırmaları onu şüpheciliğe götürdü.

    Işık konusuna ilişkin olan Kitab-ül-menazır ’ı yalnız Doğu’da değil, daha sonra birçok Latince çevirileriyle Batı’da Roger Bacon ve Witello’nun fizik araştırmaları üzerinde etki yapmıştır. Eskilerin sandığı gibi ışığın gözden çıkıp eşyaya gitmek suretiyle görme fiilinin olmadığını, tam tersine eşyadan bize ışğın gelmesiyle gördüğümüz (s: 270) öngörüsünü yerleştirdi.Gözün ilk ilmi tavsifini yapan odur. Seleflerinden çok daha ilme ve gerçeğe yakın olan bir görme telakkisi vardı. Hava içerisinde kırılma olayına ilişkin dahice araştırmalar yaptı. Tek ve çift gözle görmeyi tefsir eden bilimsel açıklamalar verdi. Karanlık bir odayı ışığın davranışlarını inceleme araştırmalarında ilk kez kullandı. İbn Heysem’in Kitab-ül menazır’ı sonradan Kemaleddin Ebu’l Hasan Farisi (öl: 1320) tarafından şerh edilmiş ve tamamlanmıştır. Onun çalışmaları özellikle üstadı tarafından temelleri atılmış olan küresel bir yüzeyde kırılma ve yansıma, karanlık oda vb. deneyleridir.

    İbn Heysem’in Orta Çağ’da Latinceye çevrilmiş birçok eseri vardır. Enrico Narducci’nin eseri (1871′de İtalyanca yayımlanmış) bu çeviriler hakkında zengin bilgi verir. Büyük Batı fizikçilerinin yetişmesinde bu çevirilerin doğrudan doğruya etkisi olmuştur. Roger Bacon, onu üstad diye tanımakla birlikte bazı noktalarda aşmaya çalışır. Fakat John Pecckam’ın (1813-1874; H1228-1291) Perspectiva communis’i İbn Heysem’in yetersiz bir özetinden başka bir şey değildir.

    Witello da üstadını asla aşmış değildir. Bütün araştırmaları İslam aliminin uğraştığı olayların sınırını geçmediği gibi yöntemine de hiçbir yenilik getirmemiştir Bununla birlikte onlar Batıda modern fizik araştırmalarına başlangıç sayılabilir. Alimin bir de Menazil-ül-hikme adlı eseri vardır ki burada çekimden, sukut hadiselerinden, yoğunlaşma ve havanın yoğunluğundan söz eder.New York Üniversitesinden Draper’e göre İbn Heysem’de evrim fikirinin ilk tohumları sezilmektedir.

    (H.Z.Ülken, İ. Düşüncesi, s: 270-271) )

    İbni Karaka : ( ? – 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.

    İbni Macit : ( 15 yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.

    İbni Rüşd : ( 1126 – 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.

    İbni Sina : ( 980 – 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör’ e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.

    İbni Türk : ( 9 yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.

    İbni Yunus : ( ? – 1009 ) Galile’den önce sarkacı bulan astronom.

    İbni Zuhr : ( 1091 – 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa’da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.

    İbnünnefis : ( 1210 – 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.

    İbrahim Efendi : ( 18 yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.

    İbrahim Hakkı : ( 1703 – 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.

    İdrisi : ( 1100 – 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.

    İhvanü-s Safa : ( 10 yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.

    İsmail Gelenbevi : ( 1730 – 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden.

    İstahri : ( 10 yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.

    Kadızade Rumi : ( 1337 – 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.

    Kambur Vesim : ( ? – 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch’dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.

    Katip Çelebi : ( 1609 – 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.

    Kazvini : ( 1203 – 1283 ) Ortaçağın Herodot’u müslümanların Plinius’u , astronom ve coğrafyacı bilgin.

    Kemaleddin Farisi : ( ? – 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.

    Kerhi : ( ? – 1029 ) İslam Matematikçilerinden.

    Kindi : ( 803 – 872 ) İbni Heysem’e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.

    Kurşunoğlu Behram : ( 1922 – ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır

    Lagarî Hasan Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.

    Macriti : ( ? – 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.

    Mağribi : ( 16 yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü’l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.

    Maaşallah : ( 72? – 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.

    Mes’ûdi : ( ? – 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.

    Mimar Sinan : ( 1489 – 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.

    Muhammed Bin Musa : ( 9 yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.

    Mürsiyeli İbrahim : ( 15 yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.

    Nasirüddin Tusi : ( 1201 – 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.

    Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.

    Ömer Hayyam : ( ? – 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.

    Piri Reis : ( 1465 – 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb ‘dan önce bilen ünlü denizci.

    Razi : ( 864 – 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.

    Sabit Bin Kurra : ( ? – 901 ) Newton’ dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.

    Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 – 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

    Seydi Ali Reis : ( ?-1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

    Şemsettin Halili : ( ?-1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.

    Şihabettin Karafi : ( ? – 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.

    Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 – 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.

    Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.

    Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..

    Zerkali : ( 1029 – 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir

    link to superalem.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  314. Yabancıları gözlerinde devleştirip,
    milletine yabancılaşan kardeşlerime ithaf ederim…

    Bilimin müslümanı,hırıstiyanı,milliyeti olmaz.Saçmalamayın artık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  315. oikos yazdi;
    “Hadi Türkiye’ye cumhuriyet geldi yapamadı..”

    bu
    bir itiraftir güzel bir baslangic devami gelir umarim..

    **

    “peki kardeşim ya diğer müslüman ülkeler ?
    Bir tane söyle…
    Bir tane buldukları bilimsel keşfi , patentini aldıkları yaptıkları tek şeyi söyle…
    Fizikte, kimyada, enerji dalında, biolojide bir keşif söyle yahu…”

    forumdasimiz sunny ve seref yücel cevap vermis anlayana sinek saz,anlamayana davul zurna az..

    Sn.oikos,
    farkli zaman ve sartlarda toplum yada bireyin neleri basardi,neyi yanlis yapti bilmek ve bundan ders cikarmak cok önemlidir..

    peki
    devami gelmiyorsa?

    yani
    dogdugunuz toplumun ilerisine gitmek,sinif atlamak,ezber bozmak,ilklere imza atmak gibi bir derdiniz yoksa?

    bu durumda
    elde ettiginiz bilgilerin anlami nedir?

    dolayisiyla
    hayat icinde uygulama bulamayan her bilgi bir yüktür..

    evet
    sizin bize sundugunuz deger,deger bile degildir eger bir deger olsaydi uygar dünya onu taklit eder sizde uygar dünyayi taklit etmezdiniz..

    kimse kimseyi kandirmaya calismasin artik yeni bir gün,yeni seyler söyleme zamani..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  316. farabi yazdi;
    “Bilimin müslümanı,hırıstiyanı,milliyeti olmaz..”

    dogruya dogru..

    ebubekir yazdi;
    “……aslinda
    “islami sanat/zaanat” diye bir kavram yoktur cünkü sanat/zaanat dine göre degil ülkelere ve kültürlere göre farklilik gosterirler..

    dolayisiyla
    islam sanati yerine -islam ülkelerinde sanat/zaanat- ifadesi daha isabetlidir..

    mesela
    mimar sinan
    mozart
    da vinchi vs. eserleri tüm halklar tarafindan begenilir ( din/irk/dil farki aranmaz) taktir edilir…”

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  317. zizoU yazdi;
    “benim aklıma yatsaydı bu din, evrensel olsaydı, kabul edebileceğim bir(veya daha fazla) tanrı kavramını içerseydi ben de mensup olurdum..”

    -demokratik cumhuriyette tercih hakki mahfuz isteyen inanir isteyen inkar eder..

    **

    “cevaplarınız hep dolambaçlı..”

    nasil yani ?
    merakimi gidermek icin bir örnek lütfen..

    **

    “ayrıca arap hayranlığınız var sanırım…”

    ZAN ediyorsunuz peki kanit ?

    **

    “bana göre kur’an gerçekten evrensellikten yoksun bir kitap..”

    no problem
    size göre öyle bana göre degil..

    **

    “inanmamamdaki en büyük etken bu..”

    elbette
    kararlarimiz/tercihlerimiz illa bir nedene baglidir nitekim insan karar ve tercih hakki oldugu icin sorumlu..

    saygi duyuyorum..

    **

    “ön yargı gırla gidiyor…”

    ithaminiz´a üzüldüm cünkü dogru degil..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  318. sanki inanacaktınız şeklindeki sözünüz, bir önyargıdır benim gözümde. o yüzden önyargı gırla gidiyor demiştim. niye inanmadığımı az cümleyle anlattım. söylediğim laflarda “bence, bana göre, sanırım” gibi laflar kullanmamın sebebi, bu lafların ‘bana göre’ söylemler olmasıdır. tahmin veya görüş belirtiyordum yani. saygı duyuyorum demenizden dolayı teşekkür ediyorum. dolambaçlı laf sözüm genel bir sözdür. oturup biraz objektif şekilde okursanız, anlayacaksınız. sorular ve cevaplarına bakın lütfen.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  319. muhammetin evliligini tartışırken insanların bilmedigi bi konu göze çarpıyor araplarda kızların yaşı adet gördükten sonra sayılmaya başlıyordu o tarihlerde yani 11 yaşında filen adet görse 17 yaşında filen evlenmiş oluyor tabiki ben onaylamıyorum çünkü en yakın arkadaşının ebubekirin kızı yanı onun çocuklugunu biliyor ve büyük bir ihtimal ona küçükken amca abi diyor gerçi 12 kere evlenmiş hiçbir evliligi mahsum görünmüyor şansımıza soyu yürümemiş bide onun torunlarıyla uyraş dur

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  320. Evet! Sızlere göre herşey kuranda yazıyor ama 1400 yıldır aynı kafayla yaşıyorsunuz. Madem her şey kuranda var bilim adamlarına, doktorlara, mühendislere,.. okullara, üniversitelere vs. ne gerek var?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  321. Bazi cahiller ateist veya deistlerin asilsiz iddialarindan ötürü, cevap veremedikleri icin, Hadis-i Serifleri inkar ediyorlar. Ya hu siz kim din konusunda yazi yazmak kim? Hatta cevap vermek kim? Hadis-i serif inkarcilarinin (ateistlere cevap veremedikleri icin) uyduruldugunu iddia ettikleri o kadar hadisin akla ve mantiga uydugunu ispatladik ki, anlatamam.

    Cahil diyorum ancak samimiyetinizden de süphem yok. Ancak, yolunuz yanlistir. Önce güzelce dininizi ögrenin. Hadis-i seriflerin aciklamalarina bakin, sonra anlamiyorsaniz muteber bir hocaya sorun. Evvela yapilmasi gereken budur.

    Örnegin, hadislerin 200 yil sonra yazildigi iddiasi… 200 sonra yasayan Buhari ve Müslim bu hadisleri nerden biliyormusmus da, söylemismis de… Yani bu kadar cahilce bir yorum olabilir mi? Yas kac arkadasim? 200 yil sonra yapilan islem; tedvin ve tasnif idi. Daha evvel yaziya gecmisti zaten. Hatta Sahabilerin bile sahifeleri vardi. Örnegin Sahifetü’s-Sadıka veya Sahife-i Sahiha Sahabilerin yazdiklaridir.

    O dönem cok yazma olayi yoktu ve bazi istisnalar disinda ve belirli bir zaman zarfinda yasak idi. Cünkü o dönemde yasayanlarin bircogu okuma-yazma bilmiyordu. Bilenlerin bir kismi da gerektigi kadar bilmiyordu. Bu yüzden “ezberleme” yöntemi secilmis ve bu tesvik edilmisti. Zaten Kur’an’in ezberlenmesine verilen önemde bundan kaynaklaniyordu. Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) bosuna özel katipleri ve hafizlari yoktu. Belirli bir metod izleniyordu.

    Söyle bir iddia da var: “Milyonlarca hadis Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) 23 yilda nasil söyledi, bu mümkün degil” diyenler var. Oysa her hadis, illa söz ile olmaz, bazen fiil ve bazen tasdik ile hadis özelligi kazanir.

    Hadis kitaplarinda olan her rivayet hadis-i serif degildir. Bazen Ashab’in söyledikleri veya fiileri yer alir. Bunlari lügat manasi hadis olsa da; “eser, haber” vs. gibi özel tanimlari vardir. Zaten Buhari’de ayri ayri olarak yalnizca 2761 hadis vardir. 1 hadis-i serif durumuna göre 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve daha fazla bölümde tekrar tekrar kaydedilmistir. Zira bir hadis, 2, 3, 4, 5 veya daha fazla “ayri” meseleler ile alakalidir.

    Yani 1 hadis-i serif, “Namaz” ile ilgili babta yer alirken, ayni zamanda “Edep” babinda da yer alabilir, bu durumda 1 hadis-i serif Sahih-i Buhari’de 2 kere yer almis olur. Böylece hadis-i serif sayisi dogal olarak artar ve tekrarlarla sayi 9082’e ulasir.

    6 hadis-i serif kitabindan olusan “Kütüb-i Sitte” Hadis Külliyati’nda sadece ve sadece 7300 hadis-i serif var.

    Biraz arastirin ve Hz. Ayse (radiyallahu anh) validemizin evlilik yasini cikarin. Araplarda, kizlarin yaslari ergenlik cagindan itibaren sayiliyordu. Illa cevap veremiyorsunuz diye, hadisleri inkar etmek dogru degil

    Samimiyetinizden süphem yok, ama Sünnet ve hadissiz din de olmaz. Arastirin, kitap okuyun, ögrenin, ondan sonra elinize kalem alin. Yani “200 yil sonra yasayan Buhari ve Müslim bunlari nerden biliyordu” diyen bir insanin, eline kitap alip okumasi bir yana; arastirma yaptigina dahi inanmiyorum. Nerde kaldi yazi yazmak.

    Fesubhanallah, ne günlere kaldik. Kusura bakmayin biraz sert yazdim ama bazilarinin gercekleri yüzünüze vurmasi lazim.

    Vesselam.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  322. ey gidi eyyyyyy hehehheehhehee saygı duymak ıstıyorum ama…………
    madem dinler doğru veya islam dini hak din tanrı eliyle yazdı neden günümüz diliyle yazmadı ??
    bahsettiğiniz tanrı gelecekten bihabermiydi ki hehehe
    asırlar öncesı gerçekleşen birkaç olayın birileri tarafından yazıya dökülmesi tastamam.
    ne hikmetse her dinin kutsallığı belli bölge ve kişilere hitap etmiş, ötesi “peygamber” dedikleri bir şahıs etrafında pervane olmuş herkes ve herşey bu sizcede garip değil mi…
    haa muhammed mi 🙂 tabi tabi o zaten kadınlar ortada kalmasın diye aldı yanına onları… dullardı çünkü. ama kendisi öldüğünde,
    dul kalan eşi kimseyle evlenemezdi hahahahahaha
    ne yazık ki +ları çok az dinlerin – ler her zaman daha fazlaydı…
    dinlerin birbiriyle savaş halleri, insanlara dayatmaları adil olmayan kuralları ; kölelik hangi dinde yoktu ki…
    gerçi din faktörü dışındada eşitsizlik sözkonusu bu yaşamda.. hayvanlar aleminde güçlü güçsüz olayı birbiyle beslenme olayı,
    insan alemınde güçlü güçsüz, varlıklı yoksul, sağlıklı engelli gibi örnekler hep kafamda soru işaretidir.
    dersen ki bu bir döngü olmak zorunda,
    derimki; bunu yaratabilen kudret birbirine yem etmeden de düzenleyebilirdi sistemini.
    bu bir test miki hehehehe ; hiç de adil değil. ve mantıklı da değil.
    biz cennete-cehenneme mi gideceğiz; (bir söylentiye göre cehennemden tekrar cezası bıttığınde cennete gıdecek) zaten ordan geldık bu kargaşa nedir….
    dersen ki cennetteki sen değildin adem ve havvaydı”
    bende derim ki; o halde onlar suç işledi onları cezalandır..
    ve gereklimiydiki hem bizi yaratman hem şeytanı yaratman bize rakip, sebep gösterip bunu yaşatman…

    toparlarsam ne midir?
    şudur:
    bir yaratan var , kişimi güç mü cisim mi ışık mı , ses midir bilinmez(bizim algımızın dışında olabilir) ama emınımkı o basıt kıtaplarla zamanını harcamamıştır din kitabı gibi 🙂 olsa olsa menfaatini düşünen birileri yazmıştır.
    örneğin zamanında insanları kendıne köle eden kutsal kilise papazları rahipleri gibi birileri, yada hac adını koyduları bir mekana
    insanların akın ettirip gelir sağlamak ısteyen biri de olabilir 🙂

    peki bu bizi vareden kitap yazmadıysa ne yaptı?
    🙂 bizi var etti ve yaşıyoruz. ne mi olacağız ? hiçbirimiz bilemeyiz. bilen biri olduğu anda sistem çöker. işin gizemi kimsenin ne olacağını bilememesinde.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.