Psikoestetik

Bilgilendirme Seansları I

Danışanlarım randevu alıp geldiklerinde, ilk seansta genel bilgileri veririz. Bu bilgiler, sözel ve yazılı olmak üzere iki başlıkta toplanabilir.

a) Sözel Bilgiler:

Eğitimi hangi seviyede olursa olsun, her danışanımızın bilgilendirilmesi gerektiğine inandığım için, genelde aramızda geçen diyaloglar aşağıdaki gibidir:

  • Merhaba, hoşgeldiniz.

= Merhaba, selamünaleyküm, hoşbulduk, siz doktor musunuz? Randevumuz vardı. Doğru yere mi geldik acaba? (Bazılarımız doktora tüm ailesi ile birlikte gelmeye alışkın oldukları için) kapıyı kapatmayın doktor bey, daha gelecekler var. Veya, sadece sessizlik…

Mümkün olduğunca danışanlarımı birbirleri ile karşılaştırmama prensibinde olduğum için, randevu saatlerim sadece o kişiye ve o aileye aittir. Dolayısyla, danışan veya danışanlarımı öncelikle görüşme odasına değil, salona alırım. Doktor gömleği giymem, masa başına oturmam, karşılıklı koltuklara otururuz. Çoğunlukla rahimsel otorite nedeniyle E.Q. problemli olan danışanlarımın beni de bir otorite figürü olarak kabul etmemelerine itina gösteririm.

3 yorum “Psikoestetik”

  1. Bilgilendirme Seansları I

    Danışanlarım randevu alıp geldiklerinde, ilk seansta genel bilgileri veririz. Bu bilgiler, sözel ve yazılı olmak üzere iki başlıkta toplanabilir.

    a) Sözel Bilgiler:

    Eğitimi hangi seviyede olursa olsun, her danışanımızın bilgilendirilmesi gerektiğine inandığım için, genelde aramızda geçen diyaloglar aşağıdaki gibidir:

     - Merhaba, hoşgeldiniz.
    
     = Merhaba, selamünaleyküm, hoşbulduk, siz doktor musunuz?  Randevumuz vardı.  Doğru yere mi geldik acaba? (Bazılarımız doktora tüm ailesi ile birlikte gelmeye alışkın oldukları için) kapıyı kapatmayın doktor bey, daha gelecekler var.  Veya, sadece sessizlik...
    

    Mümkün olduğunca danışanlarımı birbirleri ile karşılaştırmama prensibinde olduğum için, randevu saatlerim sadece o kişiye ve o aileye aittir. Dolayısyla, danışan veya danışanlarımı öncelikle görüşme odasına değil, salona alırım. Doktor gömleği giymem, masa başına oturmam, karşılıklı koltuklara otururuz. Çoğunlukla rahimsel otorite nedeniyle E.Q. problemli olan danışanlarımın beni de bir otorite figürü olarak kabul etmemelerine itina gösteririm.

     - Şöyle buyrun... (Gösterdiğim yere yerleşir veya yerleşirler.)
    

    Bu andan itibaren siz okurlarım arasında, genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek, ağır bunalımlı (psikoz) veya hafif bunalımlı (nevroz) olabileceğini düşünerek ve sizin benim karşımda oturduğunuzu varsayarak devam edeceğim. Psikoz çok ender rastlanan bir rahatsızlık olduğundan ve genelde hastane tedavisine ihtiyaç duyduğundan, sizin takıntılarınız ve hafif bunalımlaınız olduğunu düşünüyorum. Eski hocalarımızın kullandığı ruh ve sinir hastalıkları uzmanı gibi kavramlar ve psikiyatristlerin deli doktorları olduğu gibi yanlış ve yerleşmiş kanaatler veya ekonomik krizin daha da artırdığı maddi sorunlar yüzünden bana gelmeyi isteseniz dahi gelemediğinizi kabul ediyorum. Kitabımı alıp okumaya başladığınızda karşılıklı oturuyormuşuz gibi hissetmenizi sağlamaya çalışacağım. Takdir edersiniz ki bu oldukça zor olacak. Gök gücü yanımızda olsun… Kendinize uyan bölümü daha dikkatli okuyunuz lütfen.

    Orta yaşlı bir kadınsınız… (kendinizi genç hissediyorsanız bu bölümü dikkatli okumanıza gerek yok. Bir arkadaşınızla veya ailenizle geldiyseniz tabiidir ki görüşme özel odamızda yapılıyor olacak.)

     - Nasılsınız?
    
     = Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız? (Bu sorumuzun cevabı asil ve iyiniyetli hanımefendiler tarafından bu şekilde verildiğinden, ikinci pekiştirme sorusunu soruyorum.)
    
     - Bir sorununuz mu var efendim?
    
     = Benim pek sorunum yok da çocuklar beni çok üzüyor. (Düşünceli ve tereddütsüz.)
    
     - Kaç çocuğunuz var?
    
     = Üç (büyük şehir ortalaması) / altı (kırsal kesim ortalaması).
    
     - Peki, biraz anlatır mısınız sizi niye üzüyorlar?
    
     = Tüm hayatımı onlara feda ettim, saçımı süpürge ettim, yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, şimdi beni yok sayıyorlar.
    
     - Yaa, vah vah, ne yapıyorlar ki?
    
     = Hele şu gelin yok mu, beni hiç istemiyor.  Söylemiyor ama yüzünden anlıyorum.  Yaptığım yemekleri beğenmiyor, yüzünü buruşturuyor yerken, eminim arkamdan da beni çekiştriyordur oğluma...  Eh, yaşlandık artık, oğlum da beni ne yapsın?
    
     - Yok canım, o kadar da değildir.
    
     = İnanın doktor bey, doğru söylüyorum.  Torunumu bile kıskanıyor benden o kem gözlü kadın.  Geçenlerde bir yere gideceklerdi, o cânım bebeği bana bırakacağına komşusuna bıraktı.  Sanki benden iyi bakacaklar...  Yaşlandık işte...  Benim yaptığım yemekleri herkes çok beğenir hala...  Böyle olacağını bilseydim, bırakır mıydım gül gibi oğlumu o cadının eline?
    
     - Niye izin verdiniz evlenmelerine?
    
     = Ne bileyim, o zamanlar çok mazlum gibi gözükmüştü gözüme, erkek çocuk doğurduktan sonra bir değişti ki sormayın.  Görenler kraliçe sanır...  Kasım kasım kasılıyor, burnu havalarda.  O havayı hiç hazmedemiyorum, bir kaşık suda boğasım geliyor bazan...
    
     - Güzel mi bari?
    
     = Ne güzeli doktor bey, ama oğlumun gözüne güzel gözüküyor.  Mutlaka büyü yapmıştır.  Zaten her gün fal bakıyor, büyücü kılıklı arkadaşlarıyla fingirdeyip duruyor.  Allahım ben bunları haketmek için ne yaptım?  O güzelim oğlumu bir görseniz, dünyanın en mutsuz adamı oldu.
    
     - Kızlardan hiç bahsetmiyorsunuz.  Çocukların hepsi oğlan mı yoksa?
    
     = Yok doktor bey, iki de kızım var.  Geçinip gidiyorlar onlar, nesinden bahsedeyim ki?  Yalnız büyüğü bir oğlan bebek doğurdu geçenlerde, görmeyin ne tatlı...  Zaten doğumdan sonra her gün onlardayım.  Damat da anlayışlı, saygılı çocuk.  Tek tesellim bu torun.  O da olmasa yaşamak istemeyeceğim inanın doktor bey.
    
     - Rahim enerjisi erkek sever.  Bu nedenle anlattıklarınız doğal şeyler.
    
     = O da ne demek doktor bey? (Bu sırada yazılı bilgiler bölümünde okuyacağınız dokümanların fotokopilerinden bazılarını veririm danışanıma.)
    
     - Eve gidince bunlara bir göz atıverin lütfen.  (Hanımefendi gözlüklerini takarak meraklı bir tavırla verdiklerimi dakikalarca inceler.)
    
     = Bir şeyler anladım ama siz hep ayıp şeylerden bahsetmişsiniz.
    
     - Rahim öğretisi için seks yorgan altında tutulması ve bahsedilmemesi gereken bir olgudur zaten...  Öyle ya, hayatı boyunca vajinası ile hiç tanışmamış ve sadece rahimsel libidoyu, yani rahimsel hayat enerjisini kullanmaya geleneksel olarak alıştırılmış bir kadın, dişi gücünden ürkecek, tüm hemcinslerinin de kendisi gibi yürüyen bir rahim olmasını arzulayacaktır alt beyin sisteminde, yani bilinçsiz olarak.  Fakat bu sadece sizin için değil, bütün toplum için bir felakettir.  Çünkü rahim enerjisi doğurduğu erkek çocuklarının E.Q.'sunu (duygusal katsayı) düşük bırakarak, kız çocuklarını da yine rahim olarak yetiştirerek toplumun barbar kalmasını sağlayan bir enerjidir.
    
     = Saçmalamayın doktor bey!  Yani biz anne olduğumuz için çocuklarımıza ve topluma zarar mı veriyoruz?
    
     - Tam olarak öyle değil.  Anne olmak farklı, rahim libidosu kullanmak farklıdır.  Bu benim anlattıklarım altı bin yıl kadar önceki Sümer çivi tabletlerinde yazıyor.  Bilgi ağacının bilgisi bunlar.  Daha o zamanlar, vajinal orgazmla bitmeyen seksi hayvani ve doğurganlık amaçlı kabul etmişler...  Daha sonra Tao da bunu ayrıntılı olarak işlemiş ve insanlarının yaşam enerjilerinin sağlıklı kalabilmesi için doğru seksi öğrenmelerini şart koşmuştur.
    
     = Aman doktor bey, seks herşey mi sanki?
    
     - Tabii değil, ama kocaman bir başlangıç, A harfi.  A bozuksa, B, C, D, herşey bozuktur.  Onun içindir ki öğrendikçe pek çok derinlikleri olduğunu anlayacağınız psikoestetik felsefeye A harfinden, yani doğru seks öğretisinden başlamak zorundayız.  Bunalım ve takıntılarınızın pek çoğunun başlangıç nedeni budur.
    
      = Peki neymiş bu doğru seks?
    
      - Ayrıntılarını, eğer doğru tercümelerini bulabilirseniz, Tao öğretilerinde bulabilirsiniz.  Belki de Kuran bunun için, "Bilim Çin'de de olsa gidip bulun" demiştir.
    
     = Ben şimdi o kitapları nereden bulup da okuyacağım, siz bir özet yapamaz mısınız doktor bey?
    
     - Size verdiğim kağıtlarla çok vakit kaybettiğimiz için vaktimiz oldukça daraldı (genelde seanslarımız bir saattir) fakat hatırınız için ve çok önemli olduğundan, bir özet yapmaya çalışacağım:
    

    Enerji seksi, pornografik tuzaklarla öğretilmeye çalışılan şehvet seksinden çok farklı olup, Tao’ya göre gök gücü ile temas için şarttır. Vajinal orgazmı öğrenmeyen bir kadının vücut kapısı, dolayısıyla da beyin kapısı gök gücüne kapalı olduğu için, yer gücünün yani rahim gücünün esiri olur. Dolayısıyla Tao erkeğe boşalma şartı koymaksızın, seksin kadının vajinal orgazmıyla biteceğini anlatır ve klitoris orgazmını yasaklar.

     = Afedersiniz doktor bey, ben bu tıpça terimlerden fazla anlamıyorum.  Vajina ile klitoris deyip duruyorsunuz, nedir bunlar Allah aşkına?
    
     - Haklısınız, bildiğinizi kabul etmekle ben hatalıyım.  Bilgi basitleştirildikçe topluma maledilebilir.  Tıpkı üst beyin - alt beyin gibi.  Klitoris, anatomik açıdan - pardon yine doktorca konuştum...  Klitoris şekil olarak aynen erkeklik organının (buna da tıpta penis diyoruz) ufaltılmış bir modelidir.  Yani kadın cinsel organının (buna da vajina diyoruz.  Kavramlarla anlatımı ne kadar da güçleştirmişler değil mi?) dış dudaklarının üstündeki, kırsal kesimde bızır olarak da adlandırılan çıkıntıdır.  Tao'nun öğretilerinde enerji seksinde doğa kanunlarına uyma şartı olduğundan ve bu kanunlara göre, erkeğin çıkıntıdan, kadının da girintiden haz alması gerektiğinden, klitoris yasaktır.  İlginçtir, Afrika ve Mısır'daki bazı Müslüman kabileleri kadın sünneti denilen bir gelenekle kız çocuklarının klitorislerini kesmeye devam etmektedir.  Elbette çağdaş tıpta böyle bir eylemi tasvip etmeye imkan yoktur.  Fakat bizim rüya analizli çalışmalarımız da Tao'nun bu tavsiyesini tamamıyla desteklediğinden, klitoris uyarımının kadını nevrotik ve cinsel kimlik karmaşalı, pimpirikli ve kımıl kımıl arayış içersine soktuğunu ifade ederek kızlarınıza doğru seksi öğretmeye karar verirseniz, "klitorisle oynamayın ve oynatmayın" tavsiyesinde bulunmanız gerektiğini söyleyebiliriz.  Tabiidir ki artık rahim öğretisinin seksten bahsetmeyi ayıp kabul eden tuzaklarından kurtulmaya başladıysanız.
    
    
    
     = Sizi dinledikçe bu yaşa geldiğim halde bu konuda hiçbir şey bilmediğimi anlamaya başlıyorum.
    
     - Bu sizin kabahatiniz değil.  Geleneksel rahim öğretisi binlerce yıldır "Fahişe vajina, şerefli rahim" olarak devam etmektedir.  Bu konularda politikanın son düzenlediği kongrenin adı bile Üreme Kongresi olmuştur.  Oysa gelişmiş ülkelerde kadının dişi gücüne verilen önem, vajinadaki pilin keşfi için vibratör kullanmaya kadar varmıştır.
    
     = Yapmayın doktor bey, kocası yıllarca önce ölmüş dul bir kadın olarak ben bu yaşta vibratör mü kullanacağım yani...?  Sonra o vibratör de ne ola ki?...
    
     - Dişi pilinin yani dişi libidosunun, hayat enerjisinin vajinada olduğu binlerce yıl önce söylenmiş.  Zaten Tao da kanımca bu eski bilgileri insanların hizmetine sunmuş.  Çok eski, gizemli Mısır öğretilerinde, kaynağını vajinadan alan dişi güce "İsis" demişler ve elinde yıldızlı bir çubuk tutan beyaz giysili bir kraliçe ile sembolize edilmiş; kaynağını rahimden alan anaç güce ise "Anubis" demişler.  O zamanki Mısır dilinde köpek demek ve simgesi de taht...  Şimdi bile rüya dilinde köpek, kurt, çakal rahmi sembolize etmekte.  Rahim enerjisinin hükmedici, karışıcı, besleyici, kollayıcı özelliklerini tahtla nasıl da güzel simgelemişler değil mi?  Ama bu enerji kocayı da çocuklaştırdığı için erkekler ortalama on yıl erken ölürler, tıpkı kocanız gibi.
    
     = Pes doğrusu, kocamın erken ölümünden de mi ben sorumluyum?
    
     - Burada şunu doğru anlamalısınız ... hanım: Sizin şimdiye kadar tanıdığınız üst beyindeki kişiliğinizden bahsetmiyoruz.  Alt beyninizdeki evrensel canlıdan bahsediyoruz.  Tabiidir ki o canlı da evrensel kanunlara bağlıdır.  Dolayısıyla üst beyindeki kişiliğinizin hiçbir suçu yok bu süreçte.  İsimler üst beyindeki kişilikleri anlattığı için isimlerin de bir önemi yok aslında...  Alt beyinden yayılan rahimsel enerji, üstteki kişiliğinizin çoğunlukla farketmediği ve engelleyemediği bir enerjidir, fakat zarar verdiği için çok eski Çin öğretilerinde de siyah enerji olarak kabul edilmiştir.  Eğer rastlama olanağı bulursanız o muhteşem "I-Ching" felsefesinin ambleminde siyah bölümün rahim olduğunu göreceksiniz.  Eğer isterseniz ortadaki yuvarlak beyaz deliğin vajinayı sembolize ettiğini düşünebilirsiniz.  Başka bir deyişle, vajinasını keşfedememiş bir kadın, kaç yaşında olursa olsun, kaç koca değiştirmiş olursa olsun, beyinsel anlamda bakiredir ve de yaydığı alt beyinsel enerji elinde olmayan nedenlerle siyahtır.  Bu siyah enerjiye de çok az adam dayanır.
    
     = Yani ben bu yaşımda hala bakire miyim?
    
     - Şimdi size direkt bir soru sormanın zamanı geldi.  Seks hayatınızda hiç vajinal orgazm oldunuz mu?
    
     = Doğrusu doktor bey, bu açıklamalarınızdan sonra hiç olmadığımı söyleyebilirim.  Zaten bizim beyde de erken boşalma sorunu vardı.
    
     - Üzülmeyin hanımefendi, bu toplumun %99'unun sorunu bu.  Erkekler anacıklarının rahim etkisi nedeniyle çocuk alt beyinli; sünnetin de kastrasyon kompleksini kamçılaması nedeniyle erken boşalmalı, dolayısı ile kadınlarımız da vajinadaki dişi pilini keşfedemedikleri için sadece doğurdukları çocuklar ve patlıcanlı börek tarifleri ile uğraşan rahim enerjili.  İşte toplumu perişan eden kısır döngü.  Oysa her zaman söylerim, dişi gücü yoksa erkek gücü de yoktur.
    
     = Şimdi anlamaya başlıyorum.  Ben dişi pilini keşfedemediğim için alt beynimde kadınlığımla barışık değilim.  Takıntılarımın çoğunun nedeni bu mu sizce?
    
     - Vajinasının dibindeki dişi pilini hiç kullanamamış bir kadın, penisine hiç el atmamış bir erkeğe benzer.  Nasıl ki bu tarz bir erkeğe erkek diyemezsek, böyle bir kadın da kadın değildir, sadece muhteşem bir ana kraliçedir, fakat kadınlığı ile barışık olmadığı için de hep bunalımlı ve takıntılıdır.
    
     = Bu yaştan sonra ben bu dişi pilini nasıl keşfedeceğim doktor bey?
    
     - İşte şimdi sorunun en önemli yerine geldik.  Geleneksel öğretiler nedeniyle size tıbben tavsiye etmek durumunda olduğum vibratöre direnç göstereceğinizden eminim.
    
     = Vibratörün ne olduğunu hala söylemediniz.
    
     - Vibratör penis şeklinde,  vibrasyon yani titreşim yapan bir alet.  Batıda kadınlar bu aleti vajinal orgazm güçlüğü çektiklerinde veya erkeksiz zamanlarında çekinmeden kullanıyorlar.  Her köşe başında açılmış olan seks dükkanlarından, istediği şekil ve büyüklükte olanını rahatça seçip satın alabiliyorlar.  Fakat seksten bahsetmenin günah ve ayıp olduğunu kabul eden geleneksel rahim toplumlarında siz yaşta bir kadına bir vibratör satın alın ve bir fizik tedavi gibi düşünerek vajinanızın dibindeki pili keşfedin demek hiç kolay değil.
    
     = Haklsınız doktor bey, ben öyle bir aleti dünyada kullanamam.
    
     - Oysa eski Anadolu toplumlarında bile bu aletin ahşaptan yapılma, ilkel bir şekli varmış.  Adına da zıbık derlermiş.
    
     = İmkanı yok beni ikna edemezsiniz.  Ben bu aleti kullanmam.
    
     - Böyle diyeceğinizi biliyordum, ısrar etmiyorum.  Ben de geleneklere devrimsel şekilde karşı çıkan ve adı zındığa çıkma tehlikesi ile karşılaşan bir doktor olmak istemem.  Fakat hiç olmazsa baş ucunuza kağıt kalem koyup hatırladıkça tüm ayrıntıları ile rüyalarınızı yazın.
    
     = Bakın işte onu seve seve yaparım doktor bey.  Ben zaten oldum olası rüya yorumlamaya meraklıyımdır.
    
     - Yalnız bizim yapacağımız iş rüya yorum, tabir veya tefsirinden çok farklıdır.  Batıdaki pek çok meslekdaşım gibi "rüya analizi" yani rüya çözümlemesi uygularız.
    
     = Benim rüyalarımı çözümleyeceksiniz de ne olacak doktor bey?
    
     - Rüyalar alt beyin ve şuuraltı sistemlerinin özel bir evrensel sembol diliyle üst beyne verdiği mesajlardır.  Bu mesajlar şu şekilde özetlenebilir: Üst beyne yani farkında olduğumuz üstteki kişiliğe "Hemşerim senin beyninin derinliklerinde şu şu takıntılar var.  Bunları halledemezsen o muhteşem alt beyinsel enerjini sağlıklı olarak kullanamazsın" der rüyalarımız.
    
     = Yani rüyalarım çözümlenirse daha huzurlu, daha enerjik mi olacağım?
    
     -  Kesinlikle evet.  Bana buraya gelemeyecekseniz bile rüyalarınızı yazın ve kimseye anlatıp yorumlatmayın.  Çünkü yanlış bir yorum alt beyninizin takıntılarını artırır.  Hani eski bir deyiş vardır Anadolu'da "rüyalarınızı suya okuyun" diye...  Siz de rüyalarınızı yazın ve kimseyle paylaşmayın.
    
     = Peki bunun ne faydası olacak?
    
     - Şuuraltı ve alt beyin sistemleri rüyayı görür, üst beyin sistemi hatırlar ve yazar.  Böylece en azından alt ve üst beyin sistemleri arasında bir temas kurulacaktır.  Benim bazı danışanlarım uzaklardan bir defter dolusu rüya ile gelirler.  Vakit bulup da onları okuduğumda başlangıç rüyalarındaki takıntıların son rüyalarda yumuşadığını görürüm.  Elbette bu kişilere önceden telefonla rüyalarını yazmaları ve asla kimseye sormamaları talimatı verilmiştir.
    

    = Anlaşıldı doktor bey, rüyalarımı tüm ayrıntıları ile yazmaya söz veriyorum. Eğer para durumum müsait olursa bunların analizi için size kaç seans gelmem gerekecek?

     - Genelde iki, üç seans beyin kapınızın açılması için yeterli oluyor.  Böylece alt beyninizdeki mikro kozmozun farkın avarıyor ve makro kozmos, yani gök gücü ile temas kurabiliyorsunuz.
    
     = İkide bir gök gücü diyorsunuz, vaktimiz kaldıysa son olarak bunu da açıklar mısınız?
    
     - Bakın bu tek seans bile sizin rahimsel sisliliğinizi düzeltmeye başladı.  Bu anlatacaklarım artık kadın erkek farklılığının ötesinde olup, düalistik felsefenin esasıdır, ki bu felsefe binlerce yıldır üst beyinleri sisli olmayan herkesin ilgisini çekmiştir.  Muhteşem kitabımız Kuran'ın besmele kısmının açıklaması ile başlayalım anlatacaklarımıza: "Bismilahirahmanirrahim".  Türkçe mealleri incelediğimizde anlam olarak esirgeyen, bağışlayan Allahın adıyla veya Rahim ve Rahman olan Allahın adıyla anlamının sıklıkla tercih edildiğini görüyoruz.  Allahın 99 isim ve vasfının sadece ikisinin besmelede kullanılmış olması, eğer düşünmesini bilirsek, bize biraz anlamsız geliyor ve araştırmaya devam ediyoruz.  O zaman hayretle görüyoruz ki besmelemiz; asırlardır insanların düşündüğü düalistik felsefeyi ve kutsal üçgeni (trialistik felsefe) özetliyor.  Şöyle ki; Arapçada Bism=İsim, İr=Üstünde demek.  Daha sonra açıklamak üzere Rahim ve Rahmanı aynen alalım ve bu bilgilerle besmelemizi açalım. Bism-ilah-ir-rahman-ir-rahim.  Anlam ne oldu?  Rahim'in üstünde Rahman, hepsinin üstündeki İlah'ın Adıyla...  İşte size Rahim - Rahman düalizmi ve İlahın yani Allahın da hepsinin üstünde olarak yer almasıyla o gizemli trializm...  Daha sonra Mevlana'nın da 6 ciltlik Mesnevisinde defalarca açıkladığı gibi, rahim yere ait, rahman göğe ait bir güç...  Hatta Mevlana Mesnevisinin beşinci cildinde daha da ayrıntıya girerek rahimsel (yere ait) güçleri kendi arasında ateş, su, toprak ve rüzgar olarak ayırmıştır.  Bunların açıklamasını daha sonra yapmak üzere, öncelikle düalistik felsefenin İslamdaki karşılığı olan rahman-rahim karşıt enerjilerinin eski isimlerine bir göz atalım.  Bu isimler de genetik bilgi şifreleri yardımıyla alt beyinlerimizde depolandığı ve rüya analizlerinde de alt beynimizdeki evrensel şifrelere sıklıkla rastladığımız için, bu isimleri üst beyinlerimizin bilmesinde büyük fayda var.  Rahman'ın eski isimleri: Şamanizmde Gök Tengri, Mısır'da Osiris, Sümer'de Niburi-Marduk, Tevrat'ta Binah, Çin'de Yang.  Rahim'in eski isimleri: Şamanizmde Yer Tengri, Mısır'da Anibus, Sümer'de Tianad, Tevrat'ta Şakinah, Çin'de Yin.  Hatta eski felsefelerde kadının anneliğini anlatan rahim gücünün dışında esas kullanması gereken gücün dişi gücü olduğunun ve bunun kullanılmaması halinde seksin sadece doğurganlık amaçlı olduğunun ısrarla belirtildiğini ve bu dişi güce Mısır'da İsis, Sümer'de İnanna denildiğini öğreniyoruz.  Belki de bu dişi gücün karşılığını Kuran, Saliha kadın veya Huri kavramları ile vermiştir.  "Kapıyı geç, cenneti bul, Huri gücü çıksın" anlamında pek çok meal vardır Kuranda.  Dil düzleminde düşündüğümüzde, niçin cehenneme kapı koymamış da cenette koymuş suali aklımıza gelebileceği gibi, cennetin neden sadece erkeklere olduğu gibi ikinci bir soru bunu takip edecektir.  Fakat o muhteşem kitabımız Kuranın ikinci ve rahmani olan dilinden az çok anlamaya başladığımızda (bu, Kuranın Neml suresinde Mantıkut-tayr - Kuş dili olarak tanımlanır) bu soruları sormaktan vaz geçeriz...  Daha sonra rüya analizi seanslarında göreceğiniz gibi, kapı sıklıkla rüya analizlerinde kullandığımız sembol dilinde vajina yerine geçmektedir.
    
     = Yeter doktor bey, kafamı çok karıştırdınız.  Fakat en azından bu konulardaki bilgilerimin çok yetersiz olduğunu anladım.  Daha ayrıntılı ve yeterli bilgileri nasıl toplayabilirim?
    
     - Eski Mısır, Sümer, Çin, Tao, Budizm, Tevrat, İncil ve en önemlisi Kuran...  Arapça bilmiyorsanız bile, Kuran'ımızın Türkçe meallerini mutlaka okumalısınız...  Eğer bu kadar çok okuyacak sabrınız ve vaktiniz yok ise, benim size verdiğim fotokopileri dikkatle okuyun en azından.  Fakat Kuranın Türkçe mealini birkaç defa okumaktan asla vazgeçmeyin.  Çünkü Müslümanlık, aracı kabul etmediği için çok güzeldir.  Bilgileri kitabımızdan doğrudan kendiniz alın.  Zamanla, kullandığı ikinci ve muhteşem rahmani dilin siz de farkına varacaksınız.  Benim size göre tek avantajım, uzun süredir rüya analizleriyle uğraştığım için bu ikinci sembol dili hakkında daha çok bilgiye sahip olmak, en büyük amacım ise bu bilgiyi sizlerle paylaşmaktır.
    
     = Teşekkür ederim doktor bey.  Anlattıklarınızı düşüneceğim, verdiklerinizi ve Kuranın Türkçe mealini okuyacağım ve sizi mutlaka arayacağım...  Hoşça kalın.
    
     - Güle güle ... hanım.  Tekrar görüşmek ümidiyle.
    

    (Bilgilendirme Seansları I için Kaynak: İyileşme Kitabı, Doç.Dr.Nusret Kaya, Sistem Yayıncılık 9. Basım, sayfa 49-60)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Beynin Yapısı

    • Doç. Dr. Nusret Kaya’nın Tempo’daki söyleşisinden…

    İnsanın karakutusu keşfediliyor

    Psikiyatrinin yeni yıldızı ‘beynin yapısı’. Bu karmaşık yapının sırları kimi bağımlılıkların ve sorunların kaynağını ortaya çıkarıyor, sapmaların tedavisinde yeni ufuklar açıyor.

    Çağımızın bir numaralı sorunu, her gün binlerce insanın karşı karşıya kaldığı ruhsal çöküntüler. Giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu gizemli konuda uzmanlar yeni açılımlara yöneliyorlar. Psikiyatrinin geldiği son noktada artık terapilerden ve ilaçlardan daha önemli bir nokta ele alınmaya başlandı, “beynin yapısı”. Tıpkı bir karakutu gibi çalışan, kayıtlar taşıyan beynin, daha doğrusu “alt beynin” çözümlenmesi ve sonuçta gizli noktaların açığa çıkarılması mümkün mü? Psikiyatrist Doç. Dr. Nusret Kaya bunun mümkün olduğunu söylüyor. Rüyaların analiziyle, bu karakutunun kayıtlarına yaklaşılabileceğine, birşeylerin farkına varabileceğimize dikkat çeken Kaya, Tempo’ya psikiyatrinin yeni ilgi alanlarını ve rüya analizlerinin basit yöntemlerini anlattı.

    Tempo: Beynin yapısı psikiyatriyi neden ilgilendiriyor?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: Beyni, üst beyin yani tıptaki ismiyle korteks ve alt beyin olarak bölümlendirmemiz, birçok tıbbi terime boğulmamak ve kolay anlaşılabilmesi açısından en doğru tanımlama olacaktır. Bir de bu ikisinin arasında benim ilkel libido seviyesi diye tanımladığım tabaka mevcut. Korteks bir milimetre kalınlığında, bir kabuk gibi iki beyin yarımküresini kaplar. Biz bu korteks kısmıyla okuruz, düşünürüz, felsefe yaparız, para kazanırız. Bu kısım IQ’nun ölçüldüğü ve beyin hücrelerinin %28’lik bir kısmının kullanıldığı yerdir. İlkel libido seviyesi için “Klasik Freud Ekolü” şuuraltı der. Bu tabakanın tamamında seksüel içerikli takıntılarımız vardır. Üst beyin yani korteks gelişmiş dahi olsa bu tabakada takıntılar varsa insan alt beynin zenginliklerine ulaşamadan yaşar, çünkü bu tabakaya toslar. Alt beyin ise tüm duygularımızın ve içgüdülerimizin kaynağıdır,
    – refleksif olarak iç organlarımızı çalıştırır
    – RNA yoluyla atalarımızdan gelen bilgi şifrelerini depolar.
    Bu kısım beynin %72’lik hücre kullanan ve EQ diye tanımlanan yeridir. İnsanlık tarihinin ne kadar eski olduğunu ve tek bir RNA molekülünün 20 milyon bilgi çipi taşıdığını düşünürseniz alt beynin nasıl bir hazine olduğunu anlayabilirsiniz. İşte ben insanları bu hazineyi keşfe çağırıyorum. Unutulmamalı ki takıntısız şuuraltı ve alt beyin olmaz. Takıntısız şuuraltı kişinin kendi elinde değil, daha çok ebeveynlerinin elindeyken, takıntısız alt beyin atalarının elindedir.

    Tempo: Sorun “ilkel libido” seviyesindeki sorunları aşmak mı?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: Bu tip takıntıların giderilmesi için cinsel enerjinin yani libidonun açığa çıkması, boşalması gerekiyor. Kadınlarımız genç kızlık dönemlerinde klitorisi kullanıyor, olgunluk dönemlerinde ise vajinal orgazmı bir türlü yaşayamadıklarından rahme yöneliyorlar. Çünkü libido açığa çıkmak için kendine bir organ arar, vajinayı bulamadığı zaman iki yol vardır. Ya klitorise yönelir ya da rahme. Kadın klitorise yöneldiğinde ya klitorisin bebeklik koduna döner ve kendini kolej talebesi gibi hissedip öyle yaşar veya klitorisin anatomik olarak erkeğin cinsel organına benzerliği yüzünden, o kodu alır. Bu durumda kadın erkek ilişkisi aslında anne çocuk ilişkisi gibi yaşanır. Kadın, birlikte olduğu erkeğe de çocuk gibi bakar ve öyle davranır. Kadınlar rahim, erkekler ise çocuk alt beyinli olarak kalıyor. Gerçi bir istatistik çıkarmak güç ama ben toplumumuzun %90 gibi bir oranla bu durumda olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kadın cinsel yaşamını doğru yaşayıp, benim dişi gücüm vajinamla erkeğime, rahim gücümde çocuğuma aittir deyip dengeyi kurarsa sorun ortadan kalkar. Erkeğin zevki de kadının gönderdiği bu ‘erkeğim’ koduna bağlıdır.

    Tempo: Alt beyinle ilişki kurmak ve duygusal zekayı geliştirmek nasıl bir fayda sağlayacak?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: %28’lik üst beyin hücreleri hiçbir zaman %72’lik alt beyin hücreleriyle başa çıkamaz. Bunun için biz aslında alt beynimizin hakimiyeti altındayız. İşte, eğer alt beyinde çözülmemiş anneden ve genetik bilgi şifrelerinden gelen olumsuz kodlamalar yani takıntılar varsa o insanın psikolojisi sağlam olmaz. Alt beyin takıntılarımız ortadan kalkınca üst beyinlerimiz yaratıcılığı ve gücü yakalayacak. Çünkü üst beynimiz şekillere bağlı olarak insanlarla hatta diğer canlılarla ‘alfa frekansı’ ile iletişim kurarken, alt beynimiz ‘delta frekansı’ yoluyla yani daha derinden iletişim kurar. İnsanlar arası iletişimde de eğer alt beyninizdeki takıntılar sert değilse, birbirinizi daha kolay anlarsınız.

    Tempo: Alt beyin takıntılarından kurtulmanın yöntemi ne?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: Burada esas olan üst beyni devre dışı bırakıp alt beyne olumlu telkinler yapmaktır. Bu konuda Batı’da psiko-analiz yoluyla, rüya analizi ve serbest çağrışım metodu ile üst beyin devre dışı bırakılarak, alt beyne inmeye çalışılıyor. Doğu’da eskiden beri çeşitli metotlar uygulanmakta, meditasyon, Tao veya Budha ile Konfiçyus felsefeleri. Bir de kaynağını Kuran’dan alan İslam Tasavvufu. Bu öğretilerin tümü evrenin sembol dilini kullanmaktadır. Sembol dili anlatımı ile, ‘alt beynin derinliği’ nin aynı şey olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu dilin diğer adı kuş dilidir. Yunus Emre’nin şiirinde dediği gibi:
    Benim dilim kuş dilidir
    Kimse bilmez benim dilim,
    Ben söylerim ben dinlerim
    Kimse halim bilmez benim.

    Tempo: Rüyalardan nasıl yararlanılır?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: Ben rüyalarınızı yazın diyorum; rüyalarınızı nasıl yazacaksınız. En doğrusu uyanır uyanmaz yazmaktır. Ya da en geç kahvaltıdan önce. Üst beyin tam olarak devreye girmemiş olsun. Çünkü üst beyin devreye girerse yorumsuz olarak yazmak mümkün olmayabilir. Örneğin alt beyin rüyaları çok ilginç rüyalardır. Kişi burada daha önce hafızasında hiçbir kaydı ve benzeri bulunmayan olaylar, yerler ve kişiler görebilir. İnsanlar böyle rüyalar gördüklerinde reenkarnasyona uğradıklarına inanırlar, bu doğru değildir. Bu şekilde 4-5 kuşak önceki akrabasının mezarını bulan ve çok önceki olaylara ilişkin ayrıntıları öğrenenler olmuştur. Kişi rüyasını anlatırken takıntıyı açığa çıkarıyoruz ve ortadan kaldırıyoruz. Çünkü takıntıya konu olan şey realiteyle karşılaşıyor, yani realize oluyor.

    Tempo: Peki alt beyinler de üst beyinler gibi farklı değil mi?
    Doç. Dr. Nusret Kaya: Temelde aynı, spermin yumurtayı döllediği anda tohum beyazdır. Ancak felsefelerden öğrendiğimize göre bu beyazlığın üstüne örülen yedi katman vardır. Fakat anneden başlayarak ortaya çıkan takıntılar bu katmanların siyahlaşmasına sebep olabiliyor. Bir de genetik bilgi şifrelerinden gelen etkiler var tabii. Biz tohumun üstüne örülen bu yedi katmanı geriye doğru dönüp beyazı, o tohum beyazlığını yakalamak amacındayız. O pırıltıyı yakalamak kolay bir şey değil, doğaya uygun yaşamamız gerekli. Onun için ben doğaya uygun bir tedavi uygulamaya çalışıyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.