tırnak içinde cahiliye dönemi

Ne zamandır şu “cahiliye devri” tanımlaması üzerine kafa yoruyorum.

Arabistan tarihini pek okuma fırsatım olmadı, daha doğrusu onu okumaya sıra gelmedi, başka şeyler daha öncelikliydi.(Ayrıca arap yarımadasının Muhammed öncesi yüzyıllarına ait yeterli ve güvenilir tarihi kaynak var mıdır, onu da bildiğimi söyleyemem)

Ama biraz da sezgilerime güvenerek söyleyebilirim ki, bu “cahiliye dönemi” atfı sanki dünya tarihçileri arasında ortak kabul görmüş bir tanım olmaktan ziyade, islamın kendi “resmi tarih tezinin” ideolojik bir parçası…gibime geliyor diyeyim.

Kız çocuklarını diri diri gömmek ve benzeri başka bazı sosyal uygulama ve alışkanlıkların (eğer doğru iseler tabi ki) dönemin arap kültüründeki karşılıkları gerçekten de “cahiliye” ile mi izah edilmelidir, yoksa başka birşey midir, ben açıkçası emin değilim.

Mesela eski mısırda ve yanılmıyorsam Roma’da da kız ve erkek kardeşler birbirleriyle sevişiyor ve evleniyorlardı. Ama çoğu kez tanrı soyunun ve kanının saflığının korunması ya da benzeri “yaptırımlarla” (yani bir tür “ilahi kanun” gereği) kendi döneminde gayet meşru ve yasal kabul edilen böylesi durumlar ve uygulamalar için ben daha hiç bir tarihçinin “cahiliye” ya da “sapkınlık ” gibi bir tanımlamada bulunduğunu okumadım.

Gel gör ki, islam tarihçileri kendilerinden önceki arap dönemini böyle tanımlamakta hiç bir sakınca görmüyorlar.Onlar görmesinler, orada bir sorun yok da…böylesi bir yakıştırmada sakınca bulmayan başka ne kadar insan ve tarihçi var, ben aslında onu merak ettim.

(Ayrıca kız çocuklarının diri diri gömülmesi “rutin” olarak uygulanan bir işlemse, bu toplum kendi soyunu devam ettirecek yetişkin ve doğurgan kadınları nasıl ya da nereden bulacaktır, o da ayrı bir muamma.)

Ama ben şimdilik çok da bilgili olmadığım bir konuda daha fazla ileri gitmeyeyim ve yorumlarıyla katkıda bulunacakları bekleyeyim.

52 yorum “tırnak içinde cahiliye dönemi”

  1. kız çocuklarının diri diri gömülmesi olayı benim de kafamı karıştıran şeylerden biriydi.
    özellikle vurgulanan bir vahşet söz konusu…
    “diri diri gömmek”….
    sezgileriniz olası bir gerçeği işaret ediyor olabilir gamaro..
    ben de ilgisi/bilgisi olanları okumak isterim doğrusu…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Nedeni İslamiyet’in tebliği edilmemiş olmasıdır. İnsanlar insan yapımı nesnelere yani putlara tapıyor, batıl inançlar halkın arasında kolgeziyor ve ahlak yapısı bozulmuştur. Bu şartlar tarif edilirken cahiliye kelimesi kullanılmıştır ve İslam dininden önceki arap yarım adasındaki toplumsal ve ahlaki yapıyı ifade etmektedir.


    Fakat islamla birlikte de cehaletten kurtuluş gelmemiş. Cahiliye dönemi denildiği zaman genelde islamdan önce, arapların nasıl yaşadıkları üzerine bir sürü bilgiye ulaşılıyor.

    Evet islamın kendi resmi tarih tezinin bir parçası ve bu parçayı kullanarak islamın meşrulaştırılması var. Yıkarda ki ifade de putlara tapmak, batıl inanç gibi vurguların son bulup islamın gelmesiyle ilgili sözü edilen ‘cehaletten kurtuluş’ da tartışmalıdır. Cehalet dolu bir dönem bitmiş ve cehalet dolu yeni bir dönem başlamış. İktidar farklı ama. İnamayanı öldürmek, recm etmek, kadını dövmek gibi çeşitlendilçe karın ağrıtan bir sürü emir nasıl olurda cahiliye diye tanımlanan bir dönemin üzerine ışık tutmuş aydınlanma dönemi sayılır anlamış değilim. Bende bu konuda çok fazla ansiklopedik bilgiye sahip değilim ama internette bununla ilgili islami bilgiden öte bir şeyde bulamadım.

    Efenim islamdan önceki dönem cahiliyeydi neden çünkü islam yoktu. Eee. ee si islam geldi huzur geldi. alla alla. Kanını içtiniz milletin ve baskıyla zulümle dayattınız sonra neymiş arapların aydınlanma çağı islamla başlamış.

    Mesela dünya da aborjinler adıyla yaşayan insanlar vardı, sonra kızıl derililer vardı, sonra afrika yerlileri vardı. Hepsi de güneşe, doğaya adeta ritüeli hatırlatırcasına övgülerde bulunurlardı. Onlara islam gelmemiş yani aydınlamamışlar diyelim ama bu insanlar kadınlarına saygı duyan, dünyayı bilgece kucaklayan, zihinsel potansiyellerini geliştirmiş, muhteşem kabileler ve topluluklarmış.

    Şimdi islamla gelen aydınlama neyi getirmiş cahil araplara? Sorgulama, kabul et, boyun eğ, itaat et, buna inan, böyle yaşa, bunu doğru bil faşizmini getirmiş.

    Birde işin islamla gelen güzel ahlak tarafı var ki aman efendim o insanlar keşke totemlere inanarak yaşasaymış, huzurlarını bozmasalarmış dedirtiyor.

    Merakına çok fazla ışık tutamadım sanırım gamaro..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Gelen gideni aratırmış desene sen şuna.

    Şaka bir yana, eğer durum gerçekten böyleyse bence pek bi vahim.

    Yani bize asırlar boyu “arabistan tarihi” diye anlatılanlar – özellikle anlatılmasa bile kafamıza “gerçekmiş” gibi sokulanlar- aslında tarih filan değilmiş, bilakis tarih diye yutturulan kutsal metinlermiş.

    Yani “isa’ya kitap indi, o da tahrif edildi, aha da budur işte hristiyanlığın hali” demenin bir başka şekliymiş.

    Neyse, biz gene de bekliyelim, belki birileri çıkar ve gerçekten okunabilecek bir kaç kitap önerir bize ,arap tarihini biraz da tarihçi gözüyle görüp anlamamıza yardımcı olsun diye.

    Ama birşey diyeyim mi..

    Şimdi bu da “kek” çıkarsa…ve bu kekin altından da, iddea edilenin aksine sosyal ve kültürel dokusu zengin, ve de olgun bir arabik ahali fırlarsa…

    Yok, yok, ben buna da hiç şaşırmam.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. merhaba konu o kadar ilgimi çekti ve başlığını görünce o kadar heyecanlandım ki. çünkü benim de eskiden beri kafama takılan bir konuydu ve islamiyet öncesi arap toplumu ve özellikle de bu toplumda kadının yeri konularında ciddi ve tarafsız kaynaklara ulaşmak istiyordum. bu konu başlığından ve beraberinde getirdiği tartışmalardan belki bu gibi kaynaklar çıkar dedim. ben de çok bilgiye sahip değilim ama islam peygamberinin ilk eşi hatice’nin mekkenin çok önemli bir ticaret erbabı olması, büyük saygı görmesi üzerinde düşünülmesini öneriyorum. kızların diri diri gömülmesi olayları gerçekten yaşanmışsa altında yatan başka şeyler olabilir. tartışmanın gidişatına göre başka şeyler de yazarım sanırım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Gamaro, Peygamberler her zaman toplumun en bozuk olduğu en sapıttığı zamanda gelir. İslamın geldiği zaman da Dünyanın en karanlık olduğu bir zamandır. Cahiliye dönemiyle ilgili elbette bir çok kaynak bulunabilir. Çok gizli bir dönem değil.

    Sonra İslamın kötülemeye neden ihtiyacı olsun zaten yeterince kötü bir dönem. Sonra eğer cahiliye dönemi İslamdan daha iyi olsa insanlar neden İslama girsinler? Özellikle fakir ve ezilmiş insanlar.

    Bütün Dünya tarihinde olduğu gibi bütün cahiliye dönemlerini iki cümle ile özetlemek mümkündür: ZULÜM VE SAPKINLIK. Hakkın, adaletin ortadan kalktığı kuvvetlinin zayıfı ezdiği, bir zulüm rejiminin hakim olduğu bir dönemdir Cahiliye dönemi.

    Bu dönemin karekteristik özellikleri şunlardır:

    -Zengin ve asil insanların hükmettiği ve fakir ve zayıf insanların ezildiği
    -İnsanların Allahı bırakıp kendi elleriyle yaptıkları sahte İlahlara taptığı..
    -Dinin ticarete araç olarak kullanıldığı(Mekke dışından gelen Tüccarlar, kervanlar, ziyaretçiler Kabeyi ziyarete, tapınmaya geliyorlar ve böylece Mekkeliler için bir ticaret kapısı oluyordu..
    -Erkek egemenliğinin ve kadınlara zulmün aşırı derecede olması..Kadınların hiç bir hakkı yoktu, mal gibi alınıp satılıyor, erkekler tarafından fahişe muamelesi görüyor ve cinsel meta olarak sonuna kadar sömürülüyordu.
    -Kız çocuklarının, hepsi değil bazılarının, diri diri toprağa gömülmesi adeti..Aileler her kızını gömmezdi. Neslin devamı için ölümden kurtulanlar da vardı elbette. Bu konuda Bilinmeyen ünlü Türkler başlıklı konumun başlarında İslamın ilk şehitlerinden Hz. Sümeyye’nin ölümden nasıl kurtulduğu ile ilgili videosunu izleyebilirsiniz.
    -Kabilecilik, kavmiyetçilik yani aşırı milliyetçiliğin çok yüksek olması. İnsanlar felanca kabileden olmakla, filanca aileden olmakla aşırı derecede övünüyorlar ve bu yözden birbirleriyle sık sık savaşlar yapıyorlar ve çoğu zaman kanlı bıçaklı yaşıyorlardı.
    -Asabiyet vardı. Yani kendiyle övünme, ailesiyle, kabilesyle övünme, kendini üstün görme, başkalarına meydan okuma, kızgınlık, kabalık vs.
    -Para, mal, nesep yani soy asilliği her şeydi. Parası, malı olmayanlar insan yerine konulmazdı. Parası olan, Asil olan zenginler toplum içinde itibarlı idi ve bunlar kendileriyle övünürlerdi. Zaten Hz.Muhammedin Peygamberliğini kabul etmemelerinin en büyük nedeni; Bu fakir, malı olmayan, okuma yazma bilmeyen Muhammed nasıl bizim gibi zengin ve asil insanlara peygamber olabilir düşüncesiydi! Çünkü ilk müslüman olanlar Hz.Ebubekir ve Hz.Osman hariç hep yoksul ve malı olmayan ezilen insanlardı ve kölelerdi. Bu zenginler bu zayıf insanları Peygamberin yanında görünce Peygamber olduğunu iddia eden kişinin ancak fakirleri yanına çekebildiğini görüp kendilerini o fakirlerle aynı yerde oturmaya layık görmediler ve Peygamberi kendi ekonomik sistemlerine bir tehdit olarak gördüler. Bütün mesele bu.

    Bu kötü özellikleri daha da çoğaltabiliriz ama bu kadar yeterli sanırım. Peki hiç mi iyi özellik yoktu? Birazda bu iyi özelliklerden bahsedelim;

    Cahiliye döneminde EDEBİYAT, ŞİİR çok gelişmişti. Arap dili yüzyıllardır gelişerek mükemmel bir hale gelmiş Arapça hiç bir noksanlığı olmayan bir dil haile gelmişti. Bütün dillerde yabancı kelimeler ve düzeltmeler olduğu halde Arapça içinde hiç bir yabancı kelime yoktu, saf ve kelime zenginliği ve gramer açısından ve fonetik okunuşu açısından mükemmeldi.

    Araplar içinde büyük şairler çıkmış, şaheser şiir eserleri ortaya koymuştular. Bu güzel şiirler Kabe’nin duvarına güzelliklerine göre sırasıyla asılıyordu.

    Yani İslam, Kuran geldiğinde Arapça dili çok gelişmişti, edebiyat çok ileri ve üstündü. Yaratıcı’nın Kuranı ve Peygamberi Arap toplumu içinde göndermesi Arapça’nın bu üstün edebiyat özelliklerinden dolayıdır. Bu Yaratıcının meydan okumasıdır. Çünkü Kuran bütün bu şatafatlı, üstün edebiyat eserlerine meydan okumuş ve bütün zamanın şairleri Kurana benzer bir şiir yazmakta aciz kalmışlardır ve Kuranın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır.

    Kuran’da Arapça dışında tek bir kelime yoktur! Arapça bu kadar üstün ve mükemmel bir dildir.

    Hz. Muhammedin, Bu sitede özlü sözler içinde de olan “Sözde büyük bir tesir vardır…” sözü de bu gerçeği dile getirmektedir.

    Dolayısıyla Edebiyat ve şiirde bu kadar ileri gitmiş bir toplumun, cahiliye dönemindeki bu çirkinlikleri ve zulümleri nasıl yapabildiği asıl tartışmamız gereken şeydir! Demekki insanoğlu güzel söz söylemekle, dilini güzel kullanmakla medeniyeti yakalayamıyor! Medeniyet bu değil.

    Cahiliye döneminin ikinci iyi özelliği diyebileceğimiz gerçek, Arapların kahramanlığa ve soy, nesep devamına önem vermeleriydi. Yani kahramanlık, yiğitlik üstündü. Teke tek dövüşülürdü. herkes kendi soyunu, geçmişini bilirdi. Soy geçmişi önemliydi..

    Şimdilik yazabileceklerim bunlardır.

    Hz.Muhammedin gerçek hayat hikayesini özet olarak okumak isterseniz size önerebileceğim yeni bitirdiğim bir kitap var: “Muhtasar İslam Tarihi SİYER-İ NEBİ(Peygamber Efendimizin hayatı)” Yazarının adı yazmıyor. Fazilet Neşriyattan çıkmış.

    Kitap çok güzel, hiç ayrıntıya girmeden özet olarak Peygamberin zamanında ve daha sonraki halifeler zamanında yaşanan olayları özet olarak anlatıyor çok sürükleyici ve hiç sıkmıyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Okurken sanki Peygamberin yanında, onun arkadaşı gibi hissediyorsunuz kendinizi! Ve onun yüceliğini bir kez daha derinden hissediyorsunuz. Bu kitabın girişinde Cahiliye dönemi ile ilgili kısa da olsa bilgiler de var.

    Ayrıca Hz.Osman ve Hz. Ali dönemlerindeki fitneleri, olay ve iç savaşları ve Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi ile ilgili olayların nedenlerini merak ediyorsanız Ömer Rıza Doğrul tarafından yazılan ve gerçek olaylara dayanan, bir belgesel tadında “KANLI GÖMLEK” adlı çok sürükleyici, ödül almış muhteşem romanı okuyabilirsiniz. Hatırlatayım yazar Ömer Rıza Doğrul İslamcı bir yazar değildir, Kitabı yanılmıyorsam 1940’lı yıllarda yazmıştır. Eski CHP milletvekillerinden biridir. Meraklısına duyurulur. Kitap piyasada var.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. Cahiliye dönemini anlatan islam dışı kaynak bulmak zordur. Tam da dediğiniz gibi o dönemin cahiliye dönemi olduğunu iddia eden islamdır. Bunu da yapmak zorundadır yoksa insanlar şöyle düşünmezdi:

    “Peygamberler her zaman toplumun en bozuk olduğu en sapıttığı zamanda gelir. İslamın geldiği zaman da Dünyanın en karanlık olduğu bir zamandır.”

    Elbette bir “din” ayakta durmaya çalışmak zorundadır. Bunun içinde kendisinin diğer dinlerden, inançlardan üstün olduğunu durmaksızın dikte etme eğilimindedir.

    Ama benim sezgilerim farklı yönde. En azından “Çağrı” filminde seyrettiğim islam öncesi bir arabistan var. Zengin, ticaret yapan kadınların olduğu, Mekkenin yönetiminde söz sahibi kadınların olduğu bir dönem. İslamdan sonra yönetici bir kadın var mı? Ya da zenginliği mevzu bahis bir kadın? (İslamdan sonra kimse zengin olmuyordu artık gibi bir düşünceniz yoktur umarım)

    İslam dışı kaynak bulmak çok zor. Bu konuda sezgilerinize güvenin.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Çok tav olurum şu “cahiliye devri” lafzına,

    Gören de islamın akabinde fezaya çıktı sanacak bedeviyi,halbuki Arap aynı Arap,harap aynı harap değişen hiç bir şey yok,

    Kız çocuklarının gömülmesi hadisesinin gerçek olduğunu düşünmekle beraber bu adetin bize ittirilmeye çalışıldığı gibi yaygın değil aksine çok küçük bir grup/kabile tarafından uygulanan ve aslında kendi içlerinde bile haz edilmeyen bir ritüel olduğunu seziyorum,

    Her halukarda bu vahşi törenin bertaraf edilmesi yerinde bir hüküm,ancak toprağa gömülmekten kurtardıklarını çarşafa ve dört duvar arasına gömmekten de imtina edebilmiş olsaydı o daha bir makbul olabilirdi…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. ilginc bir tartisma,

    M.Ö. beşinci yüzyılda kadim Yunan’da, herşeyden, hatta kendi varlıklarından ve kendi dışlarındaki varlıktan bile kuşku duyan bir grup türeyerek bu acaip fikir ve inançlarını ortaya atmaya başladılar.

    Sofist düşüncenin gelişmesi bir süre Yunan tefekkürüne galebe çaldı.

    Lâkin Sokrat, Eflatun ve Aristo gibi bilgeler aracılığıyla bu düşüncenin hayatına son verildi.

    Zira onların polemiklerini açığa çıkararak sofiste hastalığını bitirdiler.
    Aristo, mantık bilimini toparlayarak insanlığa gerçekçi bir düşünce sistemi sunabildi.

    Zikredilen bilginler insanlığın düşünce birikimine değerli hizmetler sunmuş olmalarına rağmen çok geçmeden “bilinmezcilik” adı altında bir başka ekol ortaya çıktı ve gerçekliği inkar mektebi, Piron (Phyron)
    (MÖ 365-275) eliyle mutlak kuşku mezhebine dönüştürülmüş oldu.

    Fakat o da pek uzun sürmedi ve tarihe gömüldü.

    Şeyhurreis ve ondan sonra Sadrulmüteellihin gibi İslam filozoflarının bu konuda etkileyici açıklamaları vardır.

    Meraklıları bununla ilgili olarak
    “İslam Felsefesinde Bilmek” isimli kitabımıza bakabilirler.

    Batının
    son ayağa kalkışında kuşku ekolü “bilimsel görünüm”le bir kez daha ortaya çıktı ve Batının bir grup filozofunun himmetiyle, felsefenin sağlam binasına bir kat daha çıkmak yerine yine bu binayı yıkmaya çabaladılar.

    Maharetleri şuydu ki,
    heryerde kuşku ve tereddütten sözediyorlardı ve Furûğî’nin ifadesiyle, “İngiliz filozoflarının hüneri, o zamana kadar inşa edilmiş olan felsefenin yüksek binasını, yerine bir şey koymaksızın yıkmaktan başka bir şey değildi.”

    Şüphenin
    kesin bilgiye (yakîn) giden yolun güzergahı olduğu ve insanın ancak kuşku duydukça kesin bilgiye ulaşacağından bahsetmenin yeri burası değildir.

    Fakat şüphe, kesin bilgiye köprü olduğu takdirde güzeldir.

    Kavramsallaştırırsak, şüphe güzergah olmalı, ikametgah olmamalıdır.

    Ama
    ne yazık ki bu grubun şüphesi, bir güzergah ve geçit değil, ikametgahtı.

    Kuşkucu
    düşüncenin doğurduğu bir başka hastalık da, en küçük bir delil ve dayanağı olmaksızın ortaya fikir atmaktır.

    Ne zaman kendilerine “Kanıtınız nedir?” sorusu sorulsa derler ki,
    “I think (sanırım)”.

    İyi de neden böyle düşünüyorsunuz?
    Hangi dayanakla?

    Delil ve dayanak sorusu yasaktır!

    Şeyhurreis şöyle der:
    “Birisinin sözünü delilsiz ve dayanaksız kabul eden kişi,
    insanî fıtrattan kopmuş demektir.

    ” Fakat ne yazık ki bu hastalık (delilsiz fikir öne sürmek),
    bir dizi hamasi konuşmayla zaman içinde yaygınlaşır.

    Oysa ki Kur’an’ın mantığı şudur:
    “De ki: Delilinizi getirin!”

    Görüşün özeti

    Gerçek şu ki,
    Suruş görüşünü açıklarken ihtilaf ve çelişkilere düşüyor.
    Bu nedenle de görüşünün çevresini belli bir noktada toparlayabilmek ve bir tek nazariye haline getirebilmek mümkün olamıyor.

    Bir diğer ifadeyle,
    hem nalına, hem mıhına öyle vuruyor ki bir noktaya itiraz etseniz hemen oradan kaçabiliyor. Burada, serdettiği görüşü birkaç başlıkta nakledeceğiz.

    1. Şairlerin tecrübesi gibi bir tecrübe

    Suruş şöyle diyor: Vahiy ilhamdır.
    Bu, şairlerin ve ariflerinki gibi bir tecrübedir.
    Gerçi Peygamber onu daha üstün bir seviyede tecrübe eder.
    Günümüz modern zamanlarda vahyi şiirin metaforlarından yararlanarak anlıyoruz.
    Nitekim Müslüman filozoflardan biri, vahyin şiirin üstün derecesi olduğunu söylemiştir.

    Tahlil

    Bu nazariye yeni bir görüş değildir.
    Hatta Mekke müşrikleri de Kur’an’ı böyle yorumluyor ve diyorlardı ki: “Nasıl ki İmrulkays, ilhamın ışığında bazı mana ve lafızlar yaratıyorsa Muhammed de aynı yolla ayetlerin anlam ve lafızlarını üretiyor.”

    Açıkça
    görülüyor ki onların “şiir”den kastı, manzum şiir değildir.
    İster nazım, ister nesir kalıbında olsun insanın tefekkür yoluyla bulup çıkardığı ve tahayyül ettiği şeylere şiir diyorlardı.

    Kur’an bu görüşlerini naklediyor ve onu eleştiriyor:
    Ve:
    “Biz, hiçbir mecnun şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?” diyorlardı. (Saffat 36)

    Kur’an yine şöyle buyurur:

    Yoksa onlar, “Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz.” mu diyorlar? (Tur 30)

    Bazen Kur’an’ı üç yolla izah ediyorlar ve onu Peygamberin düşüncesinin ürünü sayıyorlardı.

    Kimi zaman şöyle diyorlardı:
    “Darmadağınık düşünceler”.

    Bazen diyorlardı ki,
    “Allah’a yalan isnat ediyor”.

    Nihayet şöyle diyorlardı:
    “Kendi hayallerini bu şekilde dile getiren bir şair”:

    Onlar:
    “Hayır, bunlar karışık rüyalardır;
    yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir” dediler. (Enbiya 5)

    Kur’an, bu görüşü eleştirirken şöyle der:
    O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz. (Hakka 41)

    Onlar,
    Peygamberi şairlerle aynı safa yerleştirmişlerdi.

    Bu makalede bahis konusu ettiğimiz Suruş’un görüşü de bundan fazlası değildir.

    Her ne kadar “daha üstün seviyede” dese bile esas itibariyle aynı menşeden kaynaklanmaktadır.

    Eğer
    şairlerin kendiliğinden, peygamberin ise Rububiyet makamından ilham aldığını söylüyorsa, bu durumda, bu ikisinin birbirine atıfla zikredilmesi aykırı bir referans gösterme şeklidir ve netice itibariyle muhal bir benzetmedir.

    Bu bir yana,
    bu görüşün delili nedir?
    Acaba bu görüşe dayanak olacak bir kanıt var mıdır?
    Maalesef bu söyleşi, baştan sona, ispat için hiçbir delil gösterilmeksizin bir dizi tasavvur ve kavramın artarda sıralanmasından ibarettir.

    Kur’an,
    söylendiği gibi, üstün seviyede sayılarak da olsa bir şiir düşüncesi kabul edilse, acaba neden benzeri bir sure getirilmesi için meydan okumuştur?

    Hangi şair ömrü boyunca meydan okuyup şöyle diyebilir:
    Kıyamete kadar bir tek kişi bile çıkıp benim dizelerime benzer bir şiir ortaya koyamaz!

    Burada görüşün sahibine şöyle söylenebilir:
    Kur’an hakkındaki bu yorum ve izahınız, bir tür şiir tecrübesinden başka bir şey değildir.

    Yani
    arkasında herhangi bir gerçeklik olmaksızın bu düşünceyi kendiniz geliştirmiş, zihin sayfanıza düşürmüş ve kaleme döküp dile getirmiş oluyorsunuz.

    Eğer gerçekte şiir,
    şair ve bu saftakiler ölümsüz bir değerden yoksunsa sizin sözünüz de aynı kırattadır.

    *

    1. Peygamber Kur’an’ın yaratacısı ve üreticisidir

    Başka bir konuda da şöyle diyor:

    “Şiir metaforu bu noktayı açıklamada yardımcı olabilir.
    Peygamber tıpkı bir şair gibi, dışarıdan bir gücün onu etkisi altına aldığını hisseder.

    Ama
    gerçekte -veya ondan bile üstün, o halin ta kendisi-
    Peygamberin şahsı her şeydir: Yaratıcı ve üretici.

    Bu
    ilhamın içeriden mi, yoksa dışarıdan mı olduğu tartışmasının gerçekte burada anlamı yoktur.

    Çünkü vahiy zemininde iç ve dış arasında farklılık ve ayrım bulunmamaktadır.”

    Tahlil

    Bu kelimeler ve cümleler, görüş sahibinin,
    Kur’an’ı Peygamberin (sav) deruni şahsiyetinin tecellisi olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

    Teknik tabirle buna “vahy-i nefsî” deniyor.

    Peygamberler
    konu olduğunda vahyi içsel şahsiyetin tecellisi olarak izah etmek,
    ilkin müjdeci gruplar, yani keşişler ve oryantalistler tarafından ortaya atıldı.

    Hepsinden çok
    Dermenghem bu sahada epey toz kaldırmış biridir.

    O, çocukça gayretlerle istiyordu ki Kur’an için bazı kaynaklar göstermek istiyordu.

    Bunlardan biri de deruni şahsiyetin tecellisi fikriydi.

    Ortaya attığı nazariye hakkında şöyle yazmıştı:
    “Muhammed’in deruni aklı, ya da bugünkü tabirle onun batıni şahsiyeti, şirkin temelsizliğini anlamıştı.

    Peygamberlik
    makamına ulaşmak için Allah’a ibadete yöneldi ve Hira mağarasında ibadet için inzivaya çekildi.

    Orada
    vicdanındaki iman yüksek derecelere ulaştı, düşüncelerinin ufku genişledi ve bakışaçısı iki katına çıktı.

    Bu
    aşamada öylesine güçlendi ki halkı hidayete ulaştırmak için gerekli liyakati elde etti.

    Kesin bilgiye (yakîn) erişinceye dek sürekli düşünce halindeydi.

    İşte bu,
    Allah’ın onu insanlığa hidayet için gönderdiği peygamberliğin ta kendisidir.

    Bu bilgiler ona gökten inecek şekilde ve bu hitabı Yüce Allah Cebrail aracılığıyla göndermiş olarak görünüyordu. “ (Muhammed’in vahyi, s. 86)

    Şairlerin
    hissettiği ile peygamberlerin hissettiğini birbirinden ayıran,
    Suruş’un konu etmeye gerek görmediği şeydir.
    Şairler, ilhamın kaynağını içsel, peygamberler ise ilhamın kaynağını dışsal görürler.

    Fakat ne yazık ki bu çok önemli ayrım noktasını Suruş hayli basit ve sıradan kabul ediyor ve şöyle diyor:
    “Bu ilhamın içeriden mi, yoksa dışarıdan mı olduğu tartışmasının gerçekte burada anlamı yoktur.” Halbuki bu ilham arasındaki bariz farklılık tam da buradadır.

    Felsefi meselelerde ve irfan konusunda elleri pek güçlü olmayan kişiler, bu iki tür ilham ve iki tür his arasındaki sınırı birbirinden ayıramazlar.

    Bu
    nedenle Rasulullah’ın zamanındaki müşrikler de bu iki hissiyatı arasındaki farkı kavrayacak güçte olmadıkları için dışarıdan ilham alan birinin nasıl olup da insanları hidayete ulaştırmaya memur edildiğini düşünüyorlardı.

    Kur’an bu düşünceyi onların ağzından şöyle nakletmektedir:

    “İnsanları ikaz et ve inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler dediler ki, hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz!”
    (Yunus 2)

    Muhalif gruplar
    tüm zamanlarda “Muhammedî vahiy”le mücadele etmek için bazı izahlar ve tasavvurlara öne sürdüler.

    Ama
    bu geçersiz izahlar ve yorumların tümünün mahiyeti bütün zamanlarda birdi, aynıydı.

    Günümüzde de
    Ebu Cehil ve Ebu Süfyanvâri töhmetler,
    yakıştırmalar,
    onlarınkinin aynısı yorumlar ve ikazlar
    sadece elbise değiştirerek,
    yeni ürünmüş gibi ve bilimsel araştırma adı altında takdim edilmektedir.

    Çev: Kenan Çamurcu

    *

    fikri takip.com sitesinde tartisilan faydali ve ilginc konu basliklari;

    Kelâm-ı Muhammed: Kur’an’ın oluşumunda Peygamber’in üretici rolü
    Nübüvvet harmanını ateşe vermek (1) / Abdullah Nasri
    Peygamberlik harmanını ateşe vermek (2) / Abdullah Nasri
    Peygamberlik harmanını ateşe vermek (3) / Abdullah Nasri
    Peygamberlik harmanını ateşe vermek (4) / Abdullah Nasri
    Suruş’un iddiası Budizm’in etkisi altında / Hamid Rıza Mezahiri Seyf
    Suruş artık dinî ıslahçı değil / Ali Rıza Kâiminiyâ
    Günümüzün renkli edebiyat aynasında cahiliye düşünceleri (I) / Cafer Subhani
    Günümüzün renkli edebiyat aynasında cahiliye düşünceleri (II) / Cafer Subhani
    Muhammed’in (sav) mucizesi “kelam-ı Muhammed” mi?
    Kur’an nasıl bir kitaptır? / Kenan Çamurcu
    Muhtevaya suret giydirme sorunu: vahiy nasıl tecelli ediyor? /
    Kenan Çamurcu

    *

    Muhammed´in dogdugu toplum ile ilgili genel bilgi edinilebilecek BI kitap;
    “mezhepler tarihi”M.E.Zehra(islam hukuk profesörü)

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Merhaba,
    Merhaba,
    Arkadaşlarımız eleştirilerin de kısmen haklılar. Çünkü uygulanan İslam ile gerçek İslam arasında çok fark var. Maalesef dindar diye geçinen insanlarımızın bir kısmı gelenekçi mutaassıp. Örnek vermek gerekirse İmam olup millete vaaz veren eniştem kadınlar için şöyle der: Kadının kocası üzerindeki hakkı yedireceği bir lokma ekmeğidir. Başka bir hakkı da yoktur! Bu mu İslam inancı ? tabi ki değildir. Ya doğrusu ne? Doğrusu şu: Peygamber şöyle buyurur; “sizin en hayırlınız eşine hayırlı olandır” Ama maalesef peygamberimizin asırlar önce belirlemiş olduğu durumdan bu gün hala çok uzağız. Sonra da insanlarda haklı olarak soru işareti oluşuyor. Hani hikayede köle yapılan davete şöyle cevap vermişti; eğer İslam, Ömer’in diniyse kabulümdür. Ama sizin dininizse ben yokum. Konuya benzer olarak Muhammed Esed’ in “Medine Yolunda” adlı kitabında özetle şöyle bir hadise geçer. Müslüman aşiret reisi Muhammed Esed’e der ki;” Senin hal ve hareketin İslam’a çok yakın, neden Müslüman olmuyorsun? (Muhammed Esed Yahudi bir din adamının oğlu olup Müslümanların arasında yaşayan ancak henüz Müslüman olmayan Yahudi bir gazeteciydi) Esed derki; size bakıyorum, yaşantınıza bakıyorum, okuduğum ve anlamaya çalıştığım İslama benzemiyor. Bu nedenle tereddüt ediyorum…
    Selam ve saygılarımla

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Su akar..
    Xenix, bildiğimiz gibi Hatice bizzat kendisi, küçük-büyükbaş hayvan ticareti yapan ve peygamberle evlendikten sonra da ticarete devam eden, döneminin zengin tüccarlarındandı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Eve gelirken aklıma bir soru takıldı. Sözde “cahiliye döneminde” arap yarımadasında dinler arasında hiç bir savaş oldu mu? Biliyorsunuz hristiyanından, yahudisine, putperestinden, zerdüştüne bir çok din barından mekke, medine ve diğer şehirlerde tarihe geçmiş hiç savaş var mı? Yoksa bu adamlar kendi aralarında barış ve huzur içinde yaşıyorlar mıydı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Kahvede taş çalan filan oldumu, bi de mekke idmanyurdu ibrahimsporgücüne yenilirse bir iki tatsız hadise filan oluyomuş, ama çok büyütecek şeyler değil diyolar. Benim bilgim bu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Amaaaan cahiliye dönemiymiş, pöh. Duyanda sanır, cahiliye dönemi bitti enteliye dönemi başladı ve bedevi fezaya çıktı.:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. İSLAM ve İSLAM ÖNCESİ TARİHİ

    • Öncelikle Rahmetli Muhammet HAMİDULLAH (Doğum: 19 Ocak 1908 Haydarabad. Ölüm: 17 Aralık 2002 Florida)’ ın 2 ciltlik eseri olan İSLAM PEYGAMBERİ isimli eserini tavsiye etmekle başlıyorum. İlk cildi hemen hemen İslam öncesi tarihine aittir. Hz. Peygamber üzerine abartısız sîyer yazanların da başında gelir.
    • TABERİ (Ebu Cafer Muhammed bin Cerir-üt TABERİ)

    • 4 Cilt. Taberi Tarihi. Kitapyurdu Yayınları.

    • Îbn Kesîr (1301-1373) , döneminin tefsir, hadis ve tarihçisi.

    • İbn Kesîr, yalnızca bir tarihçi değil,aynı zamanda büyük bir fıkıh ve hadîs bilginidir. Bu bakımdan îslâm düşüncesinin tarih, fıkıh, hadîs ve tabakât konularında çok değerli ve orijinal eserler telif etmiştir. Başlıca eserleri şunlardır:

      1. el-Bidâye ve’n-Nihâye fi’t-Tarih: Genel tarih niteliğinde olan bu eser, kâinatın yaratılışından başlayarak ibn Kesir’in hayatının son günle­rine kadar geçen olayları anlatır. Ayrıca Gazalî’nin öz geçmişini içeren temel kaynak eserdir.
      2. el-Bâis’ül-Hasîs Şerh İhtisar Ulûm’il-Hadis: İbn Salâhın Ulûm’ül-Hadîs isimli eserinin özetidir.
      3. et-Tekmîl fı’Ma’rifeti’s-Sikât ve’d-Duafâ ve’1-Mecâhîl: Hadisteki güvenilir, zayıf ve bilinmeyen ravîler ile ilgili önemli bir eserdir.
      4. el-Hedyü ve’s-Sünen fi. Ahadisi’l-Mesânîd ve’s-Sünen: Câmiü’l-Mesânîd diye de bilinen bu eser, Ahmed İbn Hanbel’in Müsned’i, Bezzâr, Ebu Ya’lâ ve İbn Ebu Şeybe’nin eserleriyle Kütüb-i Sitte’yi bir­leştirerek bölümlere göre tanzim eder.
      5. Ehâdîsu’t-Tevhîd ve’r-Redd Alâ’ş-Şirk: Tevhîd ve şirk konusun­daki hadisleri inceler.
      6. el-İctihâd fi Talebi Fadaîlil-Cihâd: Cihadla ilgili konuları incelemiştir.
      7. Tabakâtu’ş-Şâfiîye: Şafiî fakihlerin hayatından bahseder.
      8. Edillet’üt-Tenbîh fi Fıkhi’ş-Şâfîîyye: Şafiî fıkhına dair konuları ele alır.
      9. Menâkıbu İmâm eş-Şâfiî: İmam Şafiî’nin menakibinden bahse­der.
      10. el-Ahkâm alâ Ebvâbi’t-Tenbih: Fıkhın ahkâmından bahseden bu eserini tamamlayamamıştır. Sadece hacc bahsine kadar olan kısmı incelemiştir. Tefsîrinde bu eserine pek çok atıflar yapmaktadır.
      11. Müsnedu’ş-Şeyhayn: Halifeler Ebu Bekir ve Ömer’in Müsnedlerini ele alır.
      12. Muhtasar Îbnu’l-Hâcibın: İbn Hâcib’in bir eserinin muhtasarı­dır.
      13. Şerhu’l-Buhârî: Tamamlanamamış olan bu eser, İmam Buharî’nin Sahîh’inin şerhidir.
      14. Fedâilu’l-Kur’ân: Kur’ân’ın faziletlerine dair olan bu eser, tef­sirinin sonunda yer almakta olup, Kur’ân’m faziletlerini anlatmakta­dır.
      15. Tefsîr’ül-Kur’ân-Azim: Rivayet tefsirlerinin en muteberlerin­den birisidir. İbn Kesîr, gerçek anlamda bir rivayet tefsiri olan bu eseri­ne, zaman zaman dirayet tefsirlerinden alıntılar yapmış ve bazen kendi görüşlerini de eklemiştir

    • İBN BATTUDA (1304 – 1369) Rıhlet-ü İbn Battûta (Battuda seyehatnamesi)
      Tüm zamanlarin en büyük gezginlerinden birisi olan ibni Batuta söze böyle basliyordu. Öyle birini düsünün ki, 21 yasinda yollara düserek, 29 yil boyunca durup dinlenmeden iki kitayi dolassin, yaklasik 125.000 km. yol yapsin. Batuta, Marko Polo’nun üç kati daha fazla dolasti ve günümüzdeki cografya ile 44 ülkeyi gezerek, bugün Paris’te Bibliotheque Nationale’da saklanan 640 yillik el yazmasi ünlü kitabini yazdi.
    • İBNU’L-KELBİ’ nin kaleme almış olduğu “Kitabu’l Asnam, * Prof. Dr. Suad Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyyet, Kayıhan Yayınevi, 1987, Müşriklerin inançları ve Kaynakçası.

      • İngilizce Vikipedi Arap mitolojisi maddesi
    • Jeremy Black & Anthony Green, Gods, Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia (ISBN 0-292-70794-0)
    • İbnu’l Kelbî’nin Kitabu’l Asnam’ı (evangelik Hristiyan bir site tarafından yayımlanmış çevirisi

    • AHMET VEHBİ ECER

    1- İmanla ilgili kırk hadis (Çeviri). Niğde, 1960

    2- İmanın akıl ve ilimle münasebeti. Ankara, 1963 (Diyanet İşl.Bşk.lığı yayını)

    3- İslâm mezhepleri tarihi (Prof. Dr. Avni İlhan ve Prof. Dr. Mustafa Öz ile birlikte). İzmir, 1977.

    4- Türk din bilgini Matüridî. Ankara, 1978.

    5- İslâm mezhepleri tarihine giriş, Kayseri, 1980.

    6- İyilikte yarışmak, Kayseri 1983 (Televizyon konuşmaları).

    7- Üç Tebliğ, (Vehhabiler – İbn Sina – Mekke Şerifleri). Kayseri, 1985.

    8- İslâm Tarihi dersleri, (Metod – Kaynak – İlk Devir). Kayseri, 2000, 2.Baskı, Erciyes Üniversitesi Rektörlük yayını.

    9- İslâm Tarihi dersleri II (Dört Halife dönemi). Kayseri, 2000, 2. Baskı. Erciyes Üniversitesi Rektörlük yayını.

    10- Lâiklik, Din ve Türkiye, (Prof. Dr. Ü. Günay ve Prof. Dr. Harun Güngör ile birlikte). Ankara, 1997.

    11- İlk Osmanlı Kadısı Dursun Fakih, Kayseri, 1995, Küre Belediye Başkanlığı yayını.

    12- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ve Feteva-yı Ali Efendi maddesi. Türkiye Günlüğü Dergisi’nden. (Sayı: 46) Ayrı basım, 1997.

    13- Atatürk’ün din ve İslâm dini hakkındaki görüşleri. Kayseri, 1998

    14- Toplumsal Değişme, Tasavvuf, Tarikatlar ve Türkiye. (Prof. Dr.Ünver Günay ile birlikte), Kayseri, 1999, Erciyes Üniversitesi Rektörlük yayını.

    15- Tarihte ve günümüzde İhvan Ül-Müslimin Örgütü. Kayseri, 2. Baskı. Erciyes Üniversitesi Rektörlük yayını.

    16- Tarihte Vehhabi Hareketi ve etkileri, Ankara, 2001, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) yayını.

    17- XIII. ve XIV. Yüzyıllarda Kayseri Kültür ve Tarihi. Ankara, 2001, Kayseri İlâhiyat Bilimleri Araştırma Vakfı yayını.

    18- ‘Dinimiz İçin Dilimiz, Kayseri, 2001.

    19- Zararlı Dinî Faaliyetler ve Amaçları, Kayseri, 2004.

    20- İslâm Tarihinde üç olay, Kayseri, 2004.

    21-‘Barelviyye Mezhebi, Kayseri,2007

    22- Milli Kültürden Milli Birliğ

    BERNARD LEWİS (1916)

      1. ^ [Yves Ternon, Freedom and Responsibility of the Historian: The Lewis Affair, in Richard G. Hovannisian, ed., Remembrance and Denial: The Case of the Armenian Genocide (Detroit: Wayne State University Press, 1999), pp. 243.]
      2. ^ Bernard Lewis The Emergence of Modern Turkey, New York 1966, s. 350 ve Bernard Lewis The Emergence of Modern Turkey, 3. baskı, New York 2002
      • Edward W. Said: Orientalism. New York 1979, (S. 314-320)
      • Ismail Küpeli: Was ging schief beim ‘Untergang des Morgenlandes’? Eine exemplarische Sichtung der Geschichtsdarstellung von Bernard Lewis. München, 2006 (E-Book)
    • Ammianus Marcellinus Antakya doğumlu Romalı tarihçi. 322-400 yılları arasında yaşamıştır. Bize ulaşan tek eseri: (Ammianus Marcellinus, Rerum Gestarum Libri (Accursius, Augsburg)
  15. İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRK KÜLTÜR TARİHİ. Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL

  16. İslam Kültür Atlası. Luis FARUKİ.
  17. İslam Tarihi. Asım KÖKSAL. AKÇAĞ Yayınevi. 18 cilt.
  18. CEVDET PAŞA. Kısas-ı Enbiya V.s

  19. Muhammed Abid El-Cabiri. Tarihçi değil ama arap islam kültürü hakkında objektif bir felsefeci.

  20. Taassup ve Devlet : İslam tarihinde İbn Haldun teorisinin parametreleri. (doktora tezi metni)
    – Bilim Felsefesine Giriş (iki cilt)
    – Çağdaş Arap Söylemi : Eleştirel analitik bir araştırma
    – Arap Aklının Oluşumu
    – Arap Aklının Yapısı
    – Arap Siyasi Aklı
    – Arap Aklını Eleştiriye Giriş
    – Kültürel Mesele
    – Arap İslam Uygarlığındaki Aydınlar, İbn Hanbel’in sıkıntısı, İbn Rüşt’ün felaketi
    – Çağdaş Düşüncedeki Sorunlar (Evrensellik, uygarlıkların çatışması, ahlaka ve hoşgörülülüğe dönüş, demokrasi ve değerler sistemi, felsefe ve şehir)
    – İbn Reşid : Siret ve düşünce 1998
    – Arap Ahlaki Aklı : Arap Kültüründe değerler sistemine yönelik analitik, eleştirel bir araştırma
    – Kur’an’a Giriş
    – Kur’an’ın Anlaşılması : Nüzul tertibine göre açık tefsir

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Eh zaten sorun burda başlıyor sayın Yücel. Biz İslam öncesini, müslüman olmayan tarihçilerden dinlemek istiyoruz. 😉

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Hz.Muhammed’e peygamberlik inmeden önce ki dönem cahiliye dönemi olarak tanımlanıyor. Yani bir bakıma Hz.muhammed’te cahiliye döneminden nasibini almış. Kuran’da açıkça yazıyor zaten. Şura 52.i ayetinde “İşte böyle sana da emrimizden bir ruh vahyettik.Sen Kitap nedir,iman nedir bilmezdin. Keza Duha 7 .i ayetinde de “Seni sapmış bulup doğru yola iletmedi mi ?
    Bu husus sanırım gözden kaçıyor. Daha açık bir deyişle ; Hz.Muhammed 40 yaşına kadar cahilliye döneminin tüm özelliklerini bizzat yaşamış olmuyor mu bu durumda. Kafamı kurcalıyor ne zamandır bu husus. Eğer cahilliye dönemi şartları bu kadar kötüyse, haşa Hz. Muhammed’te bu şartları yaşamamışmıdır ? Kuran’ı esas alırsak nasıl algılamalıyız.
    Kafam çok karıştı ! Daha fazla bilgisi olanlar açıklarlarsa sevinirim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. bu ve benzeri konularda benimde bi zamanlar kafam karışıktı. Kuran ı okursam kafamdaki tüm karışıklıkları gideririrm dedim. ama hepten oldum karmakarışık.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. örneğin insan eti yiyen bu arkadaşlar cahiliye dönemi kapsamından sayılmıyor mu?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. “Ölümü göster sıtmaya razı et”

    …çöl ulan bu:

    Peygamber bile olursun.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Misafir

    Eğer tanrı insanı yaratmışsa, kaderini ve karakterini belirlemişse… Ve insan bi türlü tanrının istediği gibi olamamışsa buna karşın bir sürü peygamber GÜYA yollanmışsa ve hala insan yanlışsa ve cezalandırılması gereken bi yaratıksa;
    Bu TANRILIK suçudur ve insan bundan muaftır. Kendi düsen ağlamaz.

    Öte yandan insanın tanrıya karşı yalaka olması gerektiği (yani iman etme gereği) bütün bu saçmalıklara tuz biber eken en önemli unsurdur; Tanrının yalakaları sevme istenci insanın o büyük coşkusu ve yaşam sevgisiyle hiç bağdaşmayan bir garabet biattır.

    Adem ve havva’nın tanrıya karşı gelişi kendi özgürlüklerini tanrıya rağmen elde edişlerinin oskar’ıdır. Bu oskar’ı insanın elinden alamayan zavallı tanrı ise geçmişin küllerinde uydurma bir efsaneden başka birşey değildir.

    İşte dincilerin uyanıkça kullandıkları bu zavallı tanrıdır. En büyük günahkar onlara göre kendileridir. Bu günahı bizlerle izaha çalışmaları ise kendi zavallılıklarıdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. On numaralık bir yorum olmuş, Agnostik’e hürmetler.

    Ama hiçbi etkisi olmayacak… Birisi çıkıp efendim siz külli irade ile cüzzi iradenin farkını bilmiyorsunuz diye bi köşeden başlayacak. Hiçbişey olmayacak.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  28. oskarlık bir yazı olmuş seninkide.
    bu Adem-havva olayı tam oskarlık dediğin gibi. başka bir konuda bununla ilgili özellikle ebubekire sormuştum, kendisinden cevap gelmedi.
    tabiki kimse buna cevap vermek zorunda değil ama buradaki mantıksızlığın da içinden çıkamıyor kimse.
    yapılabilen tek açıklama: Adem-havva nefislerine yenildiler.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  29. Agnostik yazdi; (büyük harfler bana ait)

    Eğer

    tanrı
    – HAYVANI- yaratmışsa, kaderini ve karakterini belirlemişse…

    Ve

    -HAYVAN-
    bi türlü tanrının istediği gibi
    -INSAN-
    olamamışsa

    buna karşın bir sürü peygamber GÜYA yollanmışsa ve hala
    -HAYVAN- yanlışsa

    ve

    cezalandırılması gereken bi yaratıksa;

    Bu

    TANRILIK
    suçudur
    ve
    -HAYVAN-
    bundan muaftır…”

    büyük harflerle yazdigim sekilde anliyorsan ne ala yoksa kafatasi icindeki oscarlik ! beynini
    bi ayar yaptir..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  30. Hz. Muhammed cahiliye devrinde yaşamış olmasına rağmen, cahaletin tozuna toprağına bulaşmamıştır. Kendisi çok güvenilir birisiydi ve Muhammed-ül Emin diye anılırdı. 25 yaşına kadar bekar olmasına rağmen hiç bir iffetsizliği görülmemiştir. Hz.Hatice ile evliliğinde ise; evlilik teklifini Hz. Hatice yapmıştır. Asla putlara tapmamış, başka dinlere meyletmemiştir. Cahiliye devrinde yaşayan Ebu Bekir de cahiliye adetlerinden uzak kalanlardandır.
    Konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanız için Hz. Muhammed’in hayatını okumanız sanırım faydalı olacaktır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  31. Bir Adem Havva dır gidiyor…

    Hadi Adem i anladık da Havva nereden çıktı…

    …Kuran da Havva var mıdır?

    Neresinde?

    (Parantezi içine eklenen Havva lar sayılmaz…)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  32. Şura 52.i ayetinde “İşte böyle sana da emrimizden bir ruh vahyettik.Sen Kitap nedir,iman nedir bilmezdin. Keza Duha 7 .i ayetinde de “Seni sapmış bulup doğru yola iletmedi mi ?
    Bu durumda O zaman Kuran “haşa” yanlış anlatıyor . Ya kuran’ı kabul edeceğiz yada onun dediğini kabul etmiyeceğiz. İşte bu sorunun cevabını arıyorum. Kafamı karıştıran da bu zaten.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  33. Sn. Misafir;

    “İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilimiyordun; ama şimdi onu dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu göstermektesin.” (Şura, 42/52

    Peygamberler genellikle “Tevhîd inancı” irfanıyla doğarlar. Onlardaki fıtrî duygu çok daha gelişkindir; yani din ve Allah duygusu onlarda daha parlak bir düzeydedir. Hiç bir peygamberin, nübüvvet döneminden önce de puta taptığı, bâtılı savunduğu görülmemiş ve tesbit edilememiştir. Ezelî kalem onları “peygamber” kaydederken, cahiliyet kirlerinden de temiz ve nezîh kalacaklarını yazmıştır. İlgili 52. âyetle, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) nübüvvetten ve kitaptan önceki yılları tasvir edilerek, iki madde halinde özetleniyor: Kitap ve imân hakkında muhteva ve şartlarına; plân ve esaslarına uygun bir bilgisi bulunmadığı bildirilerek, Onun bilgisinin bütünüyle ilâhî vahye dayandığı belirtiliyor.

    “Seni yol bilmez halde bulup, yol göstermedi mi?” (Duha, 93/7)

    Yani sen, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatler ve şeriatlardan gafil ve yol arayan bir yitik halinde şaşkın iken, Rabb’ın seni bulup seçerek hidayet buyurmadı mı? Verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek doğru yolu göstermedi mi?

    Hz. Muhammed (asv), peygamber olmadan önce, ayetteki deyimiyle bu konuda “yol bilmez bir halde”ydi. İşte Yüce Allah Kur’an’ı göndererek onu bu durumdan kurtarıp yolunu aydınlattı; ona hem varacağı hedefi hem de o hedefe nasıl varacağını öğretti. (bk. Razi, Mefatih; Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)
    (Sorularla İslamiyet)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  34. İslam öncesi arap toplumunda sadece bir kabilede kızlar gömülürdü. Sözde cahiliye döneminin sembolü olan bu hareket ne zaman Kuran ile yasaklandı dersiniz?

    İslamın gelişinden 2 ay, 3 ay, yoksa 1 yıl sonra mı?

    Hayır 8 yıl sonra!

    Peki şarap ne zaman yasaklandı? İslama ivme kazandıran Hamza’nın ölümünden sonra çünkü kendisi şarabı çok severdi.

    Fark ettiniz mi? Sözde “Cahiliye Dönemi” arapları çok hoşgörülü değil miymiş?

    Düşünsenize biri çıkıyor sizin tanrılarınız palavra diye sürekli sövüyor. Bunu 10 yıl boyunca yapıyor ve o kişinin kılına bile dokunulmuyor. Ancak sonradan siyasi açıdan daha yararlı olacağı için Medine’ye gidiliyor.

    Bugün Mekke’ye gitseniz Allah falan yok Muhammed de peygamber değil deseniz Mekke meydanında değil 10 yıl 10 dakika yaşayabilir misiniz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  35. Söz konusu insanların inancı olunca.
    Aslan kesiliyorsunuz ya çok şey demiyorum.
    Zorla değil, inanmayın. ama aşağılama görüyorum çoğunlukla.
    Ha bu site prim yapıyor, ve bakıyomda Dine hep bel altından vuruyorsunuz.

    Din iki kavramdır ya inanırsın. ya inanmazsın. bitti .

    Ha bu arada Size bir sepet yumurta gönderdim.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  36. “Din iki kavramdır ya inanırsın. ya inanmazsın. bitti .”

    Kuran’da mı yazıyor. Keşke dediğiniz gibi olsa.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  37. “Din iki kavramdır ya inanırsın. ya inanmazsın. bitti .”

    Din de üç kavram var benim bildiğim.

    1) Ya inanır ve soru sormayı bırakırsın

    2) Ya da inanmaz ve soru sorarsın

    3) İnanmazsan kafana kafana çakarız haberin olsun.

    1. kavram sizin için elbette bir şey ifade etmeyecek.
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  38. 1.kavram + 2.kavram=3.kavram (1 ile 2 yi toplayınca 3 yapmış) :))

    1. kavram

    1.Sorularını önceden sorarsın, cevapları teorik ve pratik yaptırımları,itikadi,ameli,ibadi her ne ise seni tatmin ederse.
    inanırsın. Soru sormayı bırakırmısın o senin bileceğin şey.

    1. kavram
      2.Sorduğun sorular din denen olgunun teorik ve pratik hükümleri veya vaatleri hoşuna gitmez.
      inanmazsın. Genede Soru sormak istiyorsan sen bilirsin.

    Ama bu şu demek değilir. Herhangi bir inancı benimsemiş insanları Alaycı bir tavırla, kendi rızaları dahilinde kabul ettikleri
    inancı yani sizin (Dogma) dediğiniz şeyi kelime oyunları ile hırpalama hakkı veriyormu.

    Bu soruyuda ben size soruyorum.

    Lugatça

    Kavram (Kavramak fiilinden) Tutmak,yakalamak,Kapsamak gibi bir şey bunuda ben uydurmuş olum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  39. Bendeniz şu “bel altı vuruyorsun” ağlaşmalarından bıkkın bir ateist olarak şunu dile getirmek istiyorum.

    “İnancın” ile “inandığın şey” aynı mıdır?

    Önce bu sorunun cevabını kendi kendinize veriniz…

    …dünyada yüzlerce hatta binlerce din var…bir o kadar da tanrı var.

    Bir ateist bunların tamamını reddediyor.

    Demek ki neymiş, ateistin reddettiği senin inancın değil, binlerce tanrı ve binlerce dinden sadece biri olan bir dini reddediyor.

    Sen evrende bulunan her şeyin o dinin ve tanrının etrafında dönüyor sanıyor ya da inanıyor olabilirsin…bunu reddedene laf sokuşturmaya kalkmak kibirliktir…

    İnandığın dini reddetmesi, saçma zırva ya da ahlaksız bulmasının senin inancı ile alakası ne?

    Bunun neresi kibir?

    Bir kişinin ateist olduğunu nasıl anlarsınız…Cevabı basit….Anlayamazsınız.

    Ama o lanet soruyu sorarsanız;

    -Neden dine ve tanrıya inanmıyorsun?

    …size bir cevabı olacaktır.

    -Sana ne

    …dememesi de sadece kibarlıktan.

    Sormakla kalsa iyi…

    …dinci başlıyor kendi dininin içinden evrenin sırlarını çözmeye.

    🙂

    Bir ateistin ateist olduğu alnında yazmaz…

    …sen dürtersen anlarsın ancak.

    Öyle değil mi?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  40. “Bir ateistin ateist olduğu alnında yazmaz…

    …sen dürtersen anlarsın ancak.”

    Vaybe ne çok Ateist varmış. Ateism Gizli bir Din Galiba

    Ateism hedef tahtasına dinleri koyup yok saymakla, bir nevi kendini ona alternatif veya onun yerine
    ikame etmeyimi amaçlıyor veya öylemidir?

    Hemde tüm dinleri yok sayarak!

    Netice itibari ile bir Din diğer dinleri kendine rakip olarak algılar, kitleleri kendi inanışına çeker.
    Örneğin Biz Müslümanlar Hiristiyanların etki alanına girip Hâq din olan islama davet ederiz dinimiz bunu bize emrediyor.
    Ateistler de Tebliğ çalışmalarını din ve inananlar üzerinden yürüttüğü için bana dinsiz bir dine davet var gibi geliyor.

    Kendi argumanımı güçlendirmek için bir örnek daha veriyorum.

    Bir Ateist sadece inanmadığını söyleyebilir ve hiç bir gerekçede öne sürmez bunun için bir arguman bile geliştirme
    gereği duymaz, bunu anlayabilirim.

    Ama teistler ne yapıyor.
    İnandığımız Tüm değerleri anlamsızlaştırmak için çok büyük bir çaba sarfediyorlar.
    1.Kitabımızla alay edip kendi kitaplarını yazıyorlar. yazsınlar ama bizimkisine takıp yazmaları olay burda işte.
    2.Her teist kendisi bir peygamber ve tanrı gibi
    3.Tüm vakitlerini din sahasına girip orada kendi dinlerini meşrulaştırmak için kendilerince akli ve mantiki. çelişkiler
    bulmaya çalışıyorlar.

    Devam edecek.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  41. ben şu ateizm “kelimesini” kullanmanın tanrı ve yaratılma gibi hadiseleri bir onur meselesi şeklinde algılamaya alışkın pek çok müslüman için hala ve herşeye rağmen çok özel bir keyif kaynağı teşkil ettiğine inanıyorum.

    Örneğin konuşma dilinde ateissstlerr şeklinde bir vurgu yapılırken gerçekleşen ağız içi hareketlerine baktığımızda,
    “i” harfiyle birlikte dilin önce üst çene dişleri ve damağın birleşim noktasına doğru ani ve ivmeli bi hareket başlatması, ama son anda tekrar yavaşlayıp hareketin bütününü bir vur-kaç eylemi olmaktan çıkararak asıl temasın dil ve ilgili damak bölgesi arasında nispeten daha geniş bir alanda ve adeta kontrollü bir yay veya keyifli bir ezme hareketi şeklinde tezahür etmesi neticesinde oluşan issstt sesini takiben, kapalı bir mekanda esas duruşa geçen bir bölük askerin postal sesini andıran etkili bir son vuruşla “lerr”.

    Ben tüm bu bileşik hareketlerin özel ve keyif verici bir fizyomekaniğe sahip olduğunu düşünüyorum. Mesela ateistler değil de fabulozocular olsaydı kelime, bu kadar keyif vermezdi kanaatimce.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  42. Kim size ateist olduğundan dem vurarak dininiz hakkında laf söyler ki? Kaldı ki tebliğ etmeyi kendine iş edinenden geçilmemekte. “Neden inanmıyorsun” dediğin bir deist ya da ateistin ne cevap vermesini bekliyorsunuz?

    Dinlere ve tanrılara karşı sevgi, saygı gibi methiyeler mi?

    Ateist din ya da tanrılardan birini saygı duyulası olarak görse zaten bir din ya da tanrı inancı geliştirirdi.

    Bir dincinin bir ateistten dinler ve tanrılar hakkında olumsuz nameleri duymasının birincil nedeni dinini, inancını orada burada satmaya kalkmasıdır…

    …bunu yaptıkça olumsuz tepkiler alabilirsiniz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  43. Agnostik yazdi; (büyük harfler bana ait)

    Eğer

    tanrı
    – HAYVANI- yaratmışsa, kaderini ve karakterini belirlemişse…

    Ve

    -HAYVAN-
    bi türlü tanrının istediği gibi
    -INSAN-
    olamamışsa

    buna karşın bir sürü peygamber GÜYA yollanmışsa ve hala
    -HAYVAN- yanlışsa

    ve

    cezalandırılması gereken bi yaratıksa;

    Bu

    TANRILIK
    suçudur
    ve
    -HAYVAN-
    bundan muaftır…”

    büyük harflerle yazdigim sekilde anliyorsan ne ala yoksa kafatasi icindeki oscarlik ! beynini
    bi ayar yaptir..

    slm.

    Ebubekir müthiş ince yobazlığıyla karşı yazı yazmış. O günlerde kaçırmışım bu inciyi…

    Bakın burada çok önemli olgular var.

    Birincisi diğer insanı “HAYVAN” olarak ele almak… Bu düşünceye göre :İnsan bir hayvandır ve mutlaka tanrı tarafından güdülmesi gereken bir yaratıktır.

    Diğer dedim zira kendilerini muaf tutarlar. Diğeri ÖTEKİDİR, kendi gücüyle, kendi zekasıyla, kendi iradesiyle tutunamayan; tanrıya muhtaç bir zavallıdır. (Burada aslında yazımı teyid ediyor). İşin ilginç yanı tanrı ortada olmadığından onun yerine karar verici gene bu papaz-imam takımı ve onların yardakçılarıdır.
    Yardakçılar (ebubekir gibiler), kendi pozisyonlarını verdikleri ahlaki söylemlerle güçlendirirler. Kötü olan diğeri kendisi tarafından güdülmelidir. Böylece GÜDÜCÜ olarak toplumda yer bulurlar. Oldukça basit olan bu iş gerizekalı bir cahil tarafından bile yapılabilir. Kendinin ne olduğunun hiç bir önemi yoktur. Direk diğerinin duygu dünyasında dolanırlar. Oralarda gezinip onları rencide ederler. İşleri budur. Kemalizmi sürekli kötülemesi gene aynı sebeptendir zira yapılacak en kolay iş birini RENCIDE etmektir. Bu kaynaktan beslenirler. Ve ben ONLARDAN İĞRENİRİM.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  44. hep söylenegelmiştir: islam öncesinde arap toplumu şöyle kötüydü, böyle kötüydü. insanlığın hali çok berbattı falan fişman.
    insanlık tarihi boyunca ne zaman tüm dünya insanları sevgi-kardeşlik-barış içinde yaşamışki?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  45. Cahiliye döneminde üvey evlat, öz evlat gibi görülüyor ve evladının eşiyle evlenemiyormuşsun. Ahlaki açıdan üvey evladın öz evlattan ayırt edilmemesi çok güzel diye düşünülür elbet.

    Sonra ne olduya Allah bunun gereksiz birşey olduğuna karar vermiş ve üvey evladın öz evlat gibi olmadığı ilan edilmiş. Böylece kötü bir cahiliye dönemi adeti de yıkılmış bu şekilde!

    Ama ayet yollamak yetmez bunu iyice oturtmak lazım. “Muhammed seni üvey oğlun Zeyd’in eski eşiyle nikahladık. Zaten üvey oğlun da oğlun sayılmaz, nikah düşer” tarzı Ahzab ayeti inmiş. Muhammed de bu zor görevi emir icabı yerine getirmek zorunda kalmış ki bu cahiller öğrensinler üvey evlatlarının eski eşiyle evlenebileceklerini.

    Evrendeki çok kritik bir konu böylece çözülmüş.

    Buyrun diyanetin çevirisi “AHZAB 37. (Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.”

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  46. “Cahiliye Dönemi” tanımlaması,yanlı bir tanımlamadır..”Doğru” bilginin ayrıştırılıp insanlığın lehine sunulamaması ve “Bilgi karmaşıklığının” belirli “eller “egemenliğinde sürdürülmesi,dönemi diyebiliriz ki bu durum zaten her asırda olagelmiş ve olagelecek bir durumdur..Şu yaşadığımız dönem de bile,düşünce ve/veya inanç gruplarına göre değişen “cahiliye” dönemleri vardır. İslam öncesi cahiliye dönemi var idi İslam gelince ?sona erdi demek yanlı bir yaklaşımdır..İslam,ilk insan yaratılışından itibaren başlayan bir sistemdir.Bir ilkedir.Evren yada evrenler içinde varolan varlıkların,yaratılış felsefesine uygun yani “İLKE” ye uygun varoluş amaçlarına hizmet etme doğrultusunda hareket etme “doğruları”içerir..İnsanlık tarihinde gerek ilahi ? denilen gerek ise insani ? denilen DİN ? anlayışlarına bakarak yanlı ve yanlış yaklaşımlar olmuştur..İslam,Elçi Muhammed ile gelmiş “din” değildir ..Günümüz anlayışında ki din olgusu ile gelen yeni bir sistem yoktur..”Cahiliye denilen ?” O tarihteki bu yakıştırmanın aynısı ve daha da ileri düzeyde bugün yaşanmaktadır..Bu durumda bu döneme ikinci cahiliye dönemi desek olur mu?..Elçi Muhammed; “İLKE” ye inanmayı “akledenlere” uyarıcı ve anımsatıcı olarak gelmiş bir insan elçidir..Bir dönem kapatma veya yeni bir dönem başlatma gibi bir düşünce ile ortaya çıkmamıştır..Elçi yaşarken de,elçiden önceki yaşam tarzını sürdüren ve sürdürmekte ısrarlı olan topluluklar vardı ve Elçi ile beraber onlarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir..Çok AZ insan topluluğu Elçinin “İLKE” anlatımına katılmıştır..Çoğunluk yine bildiğiniokumuştur yaşam tarzlarında..Bu durumbugün de aynıdır..Öyle ise cahiliye dönemi devam etmektedir.?..Saygılarımla…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  47. O öyle değildir, bu böyle değildir, şu şöyle değildir…

    Yav böyle kocaman paragraflar yazıp da hiçbişey anlatmadan konuyu bağlamış görünmek (fiyonklu kurdelesi de var) nası bir hedonizm acep?

    İslam ilk insanın yaratılışından itibaren başlayan bir sistemmiş… Kim diyor? Yine kendisi… Antropoloji nerde, tarih-kültür nerde, animizm filan neye göre? Yok ama öyle işte öyle (Bu nasıl bir paranoyadır, hem makro hem mikro ölçekte nasıl bir diffüzyon kapasitesiyle sırnaşır anlamak mümkün değil.)

    İnsanlık tarihinde gerek ilahi gerek insani DİN anlayışlarına bakarak yanlı ve yanlış yaklaşımlar oluşmuşmuş… Bakın ne diyor uzman efendi; insanlık tarihi… ha şimdi sen daha bir üst paragrafta antropolojinin vesairenin ağzına ver, sonra da gel böyle gerine gerine de ki; efenim insanlık tarihine bakaraktan.. Osur allah osur deyince de bozuluyolar sonra, yok efenim saygı filan yokmuş vesaire.. (Bunun yakın gelecekteki versiyonunun nası bişey olacağını da muhtemel bir senaryo eşliğinde söyleyelim mi; evrim efenim evrim. Çok yakın bir gelecekte, gerek moleküler biyolojik çalışmaların detaylı mikro analizleri gerekse diğer yan disiplinlerin katkısıyla evrim en sofu dinciler tarafından dahi inkar edilemiyecek bir HÜVİYET kazanacak. Peki o zaman ne olacak dersiniz? E işte o zaman da başka misafirler çıkacak, efenim kuranda ifade edilen insan-varlık-canlılık ilişkisi aslında katı değişmez bir gerçeklik değildir, yok efenim işte bu tarih boyunca yanlış anlaşılmıştır, aslolan YARATIM İLKE’sidir, kuran İLKE’yi belirtir gerisine karışmaz- mez-mız filan diyerekten caka satacak… Ha ama başka nolcak, önceki misafirlerin dedikleri de yanlarına kar kalacak:)

    Muhammed sözüm ona arap coğrafyasına tanrı sözünü indirirken (neydi.. hah tamam, doğru bilgi ile yanlış bilgiyi birbirinden ayrıştırıp karmaşıklığa ve egemen ellerin bilmem neyine ne ederken -böyle söyleyince daha bi afilli oluyo herhal-) sormak lazım tabi; dünyanın daha başka neresinde nasıl bir bilgi karmaşası vardı da, tanrı hepsini bir kenara ayırıp çölde hayat bulmuş bir kaç arabik ahalinin göreli “ahlaksızlığı” üzerinden ve son olarak seslenme ihtiyacı duydu bütün insanlığa? Niye bu peygamberler hep orta-doğu’dan çıkar? Uzak doğu topraklarında, orta asya’da, ya da henüz keşfedilmemiş ve nerdeyse 1000 (bin) yıl daha keşfedilmeyecek olan amerika ve avustralya’da yaşayan inkası azteki aborjini niye bu müthiş İLKE’den bihaber? Uyarı ve anımsatıcılık da herkes için planlanmamış galiba, he?

    Sahibimiz kim? TANRI..

    Bir insanın algılarını şakşakçı bir “köle” mantığıyla eğitip şekillendirmesi çok enteresan bir duygu olmalı.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  48. Amerika..Avustralya..İnka..Aztek..Aborjin..Dünyanın her yerinde “İLKE”yi anlatan ve yaşatan “Elçi”ler gözlemlenmiştir..Gidin bu topluluklara sorun..Olmadığını siz yani size göre antropolojik vs açıdan bize açıklayın da biz “doğru”ları sizden öğrenelim.. Sadece görüşleri “makaraya” sarıyorsunuz..temelsiz karşı çıkışlarınız var..Bu sözleri de çıkışlarınızı yapın…Burada birşeyler paylaşma gibi bir düşünceniz yok sizin….her kelimeye çıkışlar yapabilirsiniz…Sizin “Tanrı”nız bu “sistemi” onaylıyor sanırım..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  49. Evet, bu da diğer bi osuruk; efenim onlara da elçiler gönderilmiştir.

    Hatta senin bunu söylemene bile gerek yoktu misafir, zaten ben de defaaten yazmıştım. Hani şu çantoizm çuntoizm neydi misal? Efenim onnar da allah rabbimizin uzakdoğuya gönderdiği elçiler aracılığıyla yaydığı dinlerin bozulmuş halleridir yane kesin. (Buyrun bi antropolojik cik cik daha, yattığı yerden tarih yazıyo ya eleman, atış serbest tabi.)

    Ben burada ne yapıyorum biliyor musun?

    Tam olarak şunu yapıyorum: İlk bakışta öylesine söylenip geçilebilecek ve söylenip geçildiği haliyle fazla dikkat çekmeyecek tonla dinci zırvayı büyüteç altına alıyor ve soruyorum; nasıl yani?

    Ve bu nasıl yaninin ardından kurcalıyorum. Tek başıma da yapmıyorum bunu, kim ki neyi nasıl anlar, buyursun birlikte kurcalayalım diye ayrı bir başlık haline bile getiriyorum.

    Sonuç mu?

    Bak kendin yazmışsın işte: MAKARA.

    Evet makara, yani hakkaten doğru bir tespit bu, accık kurcaladığın, orasını burasını acıcık yokladığın her türlü dini zotturi ancak böyle bir imaj oluşturuyor zihinde : Makara.

    Hemi de kaç tane… Bak sayalım; cennet makarası, cehennem makarası, şeytan makarası, cin makarası, büyük tufan makarası, tahrif edilmiş kitaplar makarası, fısı mısı tısı. (Her biriyle ilgili olarak açılmış başlıklar var, buyrun siz ordan devam edin, eğer etmezseniz namertsiniz vesselam, bi de sizden duyalım neymiş bu kendilik bilinci olan şeytan, loko-küroid tufan, ipek elbise tomurcuk meme vesaire?)

    Aborjinler ne zaman keşfedildi yavrucum? 16. yüzyılın başı.. Ha şimdi sen diyorsun ki; kesin onlar da elçi aldı… (Üfür babam üfür.) E tamam anasını satiim, hadi onlar da aldı… peki ya son durum? Yani son peygamber ve son vahyi getiren kim? Muhammed… Ha şimdi toplama çıkarman varsa Muhammed’in ölümüyle avustralyanın keşfi arasındaki süreyi bi hesapla bakiim. Ne çıktı: nerdeyse bin yıl. ( neymiş? 1000 yıl) ..Heee… demek ki allah rabbimiz son ve asıl ilkeyi bütün insanlık için gönderiyor, ama bir kısım insanlık için de (örn. aborinkaztek’ler) 1000 yıllık bir rötarla ve çok daha başka bişeyler planlıyor. Muhammed son peygamberse bu adamların son 1400 yıldır herhangi bir peygamber/vahiy vs. almaları mümkün mü? (değil tabi, itirazı olan?)

    Eeee, hadi önceden aldılardı, peki ya sonra?

    Minimum ondört asır boyunca up-datesizler yani…isa’yı musa’yı zaten hiç duymamışlar (Burdan da anlıyoruz ki antropolojinin sırları var yane herşey göründüğü gibi değil filan)

    Bak ne diycem..

    Git bi aborjin bul ve de ki ona;

    –ya seydi, yaklaş da evrenin sırrını dinle..

    –geldim neymiş hele bi söyle.

    –muhammeden resullullah !

    –Yok, bize böyle bi bilgi iletilmedi.

    İlgili diğer başlıklara da bekleriz.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  50. İnsanın elini atıp kurcaladığı her türlü dini zotturinin altından, ancak ve ancak Kadir İnanır’ın yıllar önce gel çakışalım türünden mesajlarla taciz ettiği bi kadına hitaben söylediği mealde; “efenim yok öyle bişey, ben sadece seyirciye ve sanata karşı sorumluluğum gereği o hamfendiyi rolüne motive etmeye çalışıyordum” benzeri osuruktan “makaralar” çıkıyorsa eğer… Ve böyle tonla zırvaya rağmen yine, hala ve inatla ilahi sevgiden sadakatten vs. açılıyorsa bütün sözler..

    O zaman evet, bu kesinlikle Stockholm Sendromu.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  51. Şu dil mevzusunu da unutmayalım tabi, bi tane dinci çıkıp da cevap vermiyor nedense.

    Dil dediğimiz şey nasıl oluştu acep?

    (Hani topunuzun çin’de de olsa gidip alacağı bişey var ya, ha işte ondan, yani antropolojik olaraktan filan?)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  52. “Amerika..Avustralya..İnka..Aztek..Aborjin..Dünyanın her yerinde “İLKE”yi anlatan ve yaşatan “Elçi”ler gözlemlenmiştir..”

    Neymiş bu “İLKE” ve kimmiş bu gözlenen “ELÇİ”ler.

    Kaynak? Salla babam salla… (Burda yemezler)

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  53. “Kaynak? Salla babam salla… (Burda yemezler)”…burası neresi…?..İlim adamları ? yeri mi ?..Sizler sadece itiraz..itiraz ve eleştiri..Bakıyorum da sadece kendi”din”inizi yayma çabasındasınız…Elinizde açıklyacak hiçbir veri yok ve sadece karşı atışma ve olurolmaz saldırı cümleleri..İşte siz….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  54. Misale kaynak soruyorlar verdiği cevap:

    “.Sizler sadece itiraz..itiraz ve eleştiri..Bakıyorum da sadece kendi”din”inizi yayma çabasındasınız…Elinizde açıklyacak hiçbir veri yok ve sadece karşı atışma ve olurolmaz saldırı cümleleri..İşte siz….”

    Çevirisini yapalım.
    Elimde açıklayacak hiç bir kaynak yok, salladım. Ama şimdi üstelemeyin diye kıvırmaya çalışıyorum.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  55. Misal salağı, gözlemlenmiştir diye yazan sen isen soruya cevap verir şunlar bunlar gözlenmiştir dersin. Değilsen yine cevap verebilirsin, mesajın burda çıkar bizler de okur değerlendiririz. Ama sen ne yapıyorsun? Sıçmaya bokun yok, çamura yatıp osuruyorsun.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  56. Gözlemlenmiştir…miş.

    Hemen alalım gözlemlerinizi, kimmiş bu “gözlemlenmiş” elçiler?

    Neyse ya neyse..

    Gözlem, gözleyen, gözlenen.. Tabi bunlar hep bilimsel kavramlar (hani gözleme açık olma meselesi filan) o bakımdan en sevdiğim hadis-i şerif’in klavuzluğunda devam edelim bakalım, işin aslı neymiş.

    İlim çinde de olsa alınız (lakin konu biyolojiyse evrime- mevrime aldanmayınız)

    ilim çinde de olsa alınız (lakin embriyoyla oynamayınız)

    İlim çinde de olsa alınız (lakin filolojiye aldırmayınız) (dil meselesi canım:)

    ve şimdi de son bomba; ilim çinde de olsa alınız, lakin antropolojiye kanmayınız.

    Ha bi de ne der bunlar: Efenim Galileo da dünya şeyeder demiş ama kilise de bilmem naapmış…(arsızlıkta son nokta)

    Bir misafirin yazdığı gibi, ve bendeniz de tekrar etmekte büyük bir faide görüyorum; “Dincinin eline bilimi vermeyin, verirseniz titer”

    🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  57. “Evrendeki çok kritik bir konu böylece çözülmüş..”

    Ha ha ha, hay ağzına sağlık satranç kardeş:)

    Evet evet, müminlerin evlatlıklarının eşleriyle evlenebilmeleri mevzusu evrensel ölçekte müthiş bir önem arzettiği için bizzat Muhammed tarafından ve hem de uygulamalı olarak çözülmüş. (Di mi ama? Mesela şöyle bir ayet hayal edelim: “Ey müminler, sizlerden kim ki köle veya cariye sahibidir, derhal azad etsin onları ve yenilerini almanız da bundan böyle yasaklanmıştır, hepiniz rabbinizden gelmişken bir insan nasıl bir başkasının sahibi olabilir, şüphesiz ki bu sözümüzde sizler için büyük bir mana vardır” Var mı böyle bir ayet? Yok.. Ama ne var; ya muhammed, hanımlarının gönlünü edicem diye bizim sana helal kıldıklarımızdan niye el çekersin… falan var:)

    Neyse, ben yine de biraz farklı düşünüyorum bu konuda. Onu da bi örnekle açıklemeye çalışayım.

    Efenim birgün odamda oturuyordum, yaşadığım yerin önde gelenlerinden birisi geldi ve bişey rica etti. Dediğine göre, hemen dibimizde yardıma muhtaç gariban bir aile vardı ve bu ailenin zeki ve akıllı kızı öyle ya da böyle bir işe girip çalışırsa yine kendisi gibi gariban olan anasıyla birlikte (babaları zaten mefta) biraz nefes alabilecekti.. İş istiyordu yani kız için.. Neyine? E tabi ki hayrına.. Neyse işte böyle üç beş dakka geçti, sohbet çay kahve faslı.. ardından e gelsin bari dedim, en azından bi göriim, nedir aklı zekası becerisi vs.. İşimize yarar mı, yabancı dil var mı, bilgisayarla arası nasıl, diksiyonu, önceki iş deneyimleri, tırım pırım.. Adam da dedi ki; zaten burda dur çağırayım… hemen ardından da çıkardı cebini aradı.. Lakin keşke aramaz olaydı.. Salak daha ararken yanlışlıkla hoparlöre bastı, onu düzeltmeye çalışırken de karşı taraf telefonu açtı;

    –Nerdesin SEN?!

    Valla duyduğumuz bu ses.. hani nası diyeyim, hiç de gariban değildi yani:)

    Bilakis son derece agresif, sinirli ve hafiften de.. he he:)

    İki dakka geçti kız odadaydı… Anam ne gariban ne gariban, annatmak mümkün değil… Ama sonradan öğrendik tabi, asıl gariban olan anasıymış, kız o kadar değilmiş filan, muhahaha:)

    Neyse sadede gelelim;

    Yahu bu nedir be kardeşim, tamam seninki de can sen de tit de, ama gariban titen hayırsever amca modunda takılmak niye?

    Ne gerek var… ne gerek var.. ne?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.