Bahsettiğim terimler hayatın bir çok alanı için kullanılabilir fakat benim kastettiğim yazı dili. Ortaokula giderken Reti’nin Satrançta Büyük Ustalar, Modern Görüşler kitabını çok derin bir analizle okumuştum. Ve fark ettim ki derslerde yazdığım kompozisyonlar ve metinler tıpkı Reti’nin cümleleri gibi uzun.
20 li yaşlarda Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü okumuştum ve yine yazılarıma yansıdı hemen tarzı. Her sözüm, her cümlem aforizma havasına bürünmüştü.
Kısa bir süre sonra Sagan, Hofstadler, Adams bir çok yazardan daha etkilendim ve yazım tarzım da buna bağlı olarak değişti.
Aslında bir insanın ne okuyup okumadığı veya nasıl okuduğu yazım stilinden ve içeriğinden hemen kendini belli ediyor. Zamanla da değişiyor.
Merak ettim sizler stil bakımından kimleri örnek aldınız.
Yazı dili deyince..
Kimse doğrudan birilerini örnek almıyordur diye düşünüyorum.
Bu bir birikiş olabilir daha çok, belirişi zaman içinde farkedilen..
Ve hatırı sayılır bir değerler toplamı var aslında burda.
Ben kendi adıma Agnostik’in hayranıyım misal.
Çoğu zaman özeniyorum ona.
Marsseh için de sevgili Poetic Edda’nın yazdıkları vardı bi ara.. Dünya çapında bir kalemi olduğunu söylememek için hiçbir neden görememem bir yana, özeniyorum demek için bile tereddüt ederim.
Farabi’yi özlüyorum.
Xenix’i de seviyorum ama fazla matematiksel buluyorum, Sagan’a katılmıyorum:)
Ve yabancı.. ki onun için ifade etmiştim bi ara; yazmaya başladımı, yolunu bulan su gibi akıyor kelimeleri..
Delişey armoni öğrenmeye çalışan bi piyano öğrencisi..
Hola..yorumsuz, Masal’sa grup yorum gibi:)
Nibelunga ise kırmızı gözlü ağaç kurbağası yeşili hala..
Lafın kısası;
Yedi-sekiz yılın ardından ilk kez burda yazmaya başladım, ve burda yazdıklarıma bakınca burdakilerin daha çok şekillendirdiğini görüyorum beni.
Ama en güzel “yahu”yu kim söyler deseler misal..
Cevabım belli:)
Yazın dilinde üslubun oluşmasında o kadar çok etken var ki. Kişinin öğretimi, eğitimi, okuduğu ve etkisinde kaldığı yazarlar ve eserleri, büyüdüğü, yaşadığı yerin kültürü ya da farklı yerlerde bulundu ise farklı kültürlerin etkileşimi…
…ailesi, dönemin siyasi, politik ve ekonomik etkileri, sansür kuralları, kanunlar, teknoloji…
Hemingway ve Steinbeck okumaya bayılırdım. Realist olmaları oldukça etkilerdi beni. Zaten gözümüzün önünde olan biteni okuyucuya anlatmalarına bayılırdım.
🙂
Birine “üslubunu tarzını değiştir, gözden geçir” demenin ancak ahmaklık ile açıklanbileceğini düşünüyorum.
Vaayy..
Sevgili Hola için, altında yorumsuz yazan resimlere benzer deyişim yaşamdan onay alıyor sanırsam:)
Felsefeye lirik dokunuşlar atan; Gaston Bachelard, Deleuze, Sartre beni etkileyenler arasında ilk sırada diyebiliriz.
Kötü bir film denilen, “Barbarella” beni etkileyen olayların başında gelir; Uzayın bir köşesinde tensel birleşmeyi binlerce yıl önce terketmiş ultramodern! topluluk içindeki farklı ucube! Barbarella’yı anlatıyordu. Çok daha sonra Marki de Sade’ın bilinmeyen mevsimlerinin aşk’la dolu yansımasından bana kalan; “seks, insan, makina(modernleşme) arasındaki düşünsel derinlikti.
Günümüz dünyasında, bağlantılar kuramamanın politik basitliğiyle yorulmuş microsoft çocuklarının ışıksız çabalarını eleştiriyoruz. Yol arkadaşları yok, klavye dokunuşlarıyla gece dostluklarının çağını özetliyorlar. Üstelik dostlarını! ekrana hapsetmekten haz duyarak bulanık sularla sevişiyorlar.
Üslup olarak ilk sırada İüdex, Gamaro, Marsseh, Oikos, Yabancı var.
Bir de Ferrasini satan bilge var, yaşamdan tam onay almış güdük bilge… Buralarda biryerde olmalı, elma dersem cıkar mı ?
Okumayı sevdiğim halde yanlış kitap seçimleri yüzünden bir üslup edinememiş olduğumu görüyorum kendimde. gamaro iyi tespit etmiş (her zamanki gibi) iki yıldır okuduğum şeyler milli eğitimin ders kitapları belki de bu yüzden hiç bişi yazamıyorum. yazdıklarımı bende okuyamaz haldeyim:)))
Almaya merakım var okumaya zamanım yok:) kütüphanemde 1000’e yakın kitap var tüm mahalle, eş dost faydalanıyor ben zaman bulamıyorum iyi mi? Ahmet Ümit’in tüm kitaplarını okudum ama. Yılmaz Özdil’i okurum kitap gibi yazar adam:) Üstteki yorumlardan da kopya çekicem sözz… Ah bir zamanım olsa…
Burada yazı ve yorumlarından etkilendiklerim gamaro, Hüseyin Aktaş, Hola, Marsseh,xenix (her ne kadar yazdıklarını iki kere okuyup anca anlasamda) Red sonja mahlasının yazılarını da okuyorum eskilerdendi sanırım.
Yorumlarını gördüğümde uğramadan geçmediklerim G Milat, Baal, aç parantez, sangre, stalker, köyün delisi, Kaptan Mossey, haa bir de kerim abi vardı:)
şiirlerini okuyup hasetimden çatladığım tek kişi ise sevgili Yabancı:)) Bir gün onu geçebilir miyim??? 🙂
Çook çalışmam lazım çookkk…
Çok pardon oik0s’u unutmuşum hemen geri dönüp ekledim:) yorumlarını severim.
Ben de bir süredir okuyamaz, yazamaz, yorumlayamaz bir haldeyim. Bişey oldu, bişey bütün zihnimi kapladı ve ele geçirdi lakin şikayetçi değilim. :))
Birikiyordur, taşacağı an gelir
Çekiniyordur, coşacağı an gelir
Düşünüyordur, aşacağı an gelir
Yorulmuştur, doğrulacağı an gelir
Durulmuştur, bulanacağı an gelir 🙂
Yazılmayan üyelerimizden bir kaçını da ben sayayım.
Agnia mesela, ya da bilgisev.
Nanik atak, nibelunga, gencer, deli, İüdex, Kaplumbağa.
Aslında düşününce daha çok geliyor aklıma.
Ühüüü..bir dolu yazar, yönetmen, oyuncu sayılabilir. Amma siteden gidelim bari geleneğe uyalım. Öncelik caanım Gamaro’da elbette. Yaw demiş ki “cevabım belli”! Ne belli, Mihri mi? diyorum. Bizim orada “Ne şiş yansın, ne kebap” derler buna 😉
He anacım diyom ki gamaro tehlikeli bir adamsı, herkesin içine yavaş yavaş sinen kimyasal silah gibin… Tatlı zehir. Etkilenmeden okumak çok zor. O yüzden az okuyorum 😉
xenix’in günlüklerine hastaydım, kalemine yansıyan mizahına hastayım.
Marsseh’in havai, innkeeper’ın kısacık kalemlerini eğlenceli buldum.
İüdex’in güldüren yazılarını beğendim, yeri boş kalmış, özlüyorum.
Bazı arkadaşların da yorumları hem zeka dolu, hem ince. Cevabım belli 😉
Delişey, çok fazla devrik cümle kuruyorsun.. Bu da haliyle okunmanı zorlaştırıyor.. İstersen yazdıklarını düzelterek bir kaç örnek vereyim;
”Okumayı sevdiğim halde// yanlış kitap seçimleri yüzünden bir üslup edinememiş olduğumu görüyorum kendimde.”.. Okumayı sevdiğini söyledikten sonra başka bir konu anlatmak istiyosun.. Bu yüzden ‘halde’ kelimesinden sonra virgül koyman okunmanı kolaylaştırır.. En sonda kullandığın ‘kendimde’ kelimesi ise gereksiz.. Zaten yüklemden önce kullandığın için cümle devrik hale geliyor.. Fakat hiç kullanmasan daha iyi olur.
”gamaro iyi tespit etmiş (her zamanki gibi)// iki yıldır okuduğum şeyler milli eğitimin ders kitapları belki de// bu yüzden hiç bişi yazamıyorum.”.. Cümleye büyük harfle başlamaman ayrı bir sorun zaten.. Fakat cümleyi bitirdiğin zaman nokta koymamak gibi bir huyun var.. Gamaro’nun tespitinden sonra ‘nokta’ koyabilirsin.. ‘Belki de’ ifadesini cümlenin en başına aldıktan sonra ve cümleyi biraz daha düzelttikten sonra ‘ders kitapları’ diyerek o cümleyi bitirebilirsin.. ”Bu yüzden” ile başlayan cümleyi ise 3. cümle olarak yazman gerekiyor.
“Almaya merakım var (ama) okumaya zamanım yok”.. Bağlaç kullanmak lazım 🙂
“kütüphanemde 1000’e yakın kitap var// tüm mahalle, eş dost faydalanıyor// ben zaman bulamıyorum iyi mi?”.. ‘Var’ diye yazdıktan sonra ya noktayı koyarsın, yada konuyla doğrudan ilgiliyse ‘virgül’ veya ‘ama, fakat’ gibi bağlaçları koyup diğer cümleye bağlarsın.. Benim önerim yukarıdaki 3 yere de nokta koyman yönünde olacaktır.. Ayrıca ‘1000’ gibi sayılarda daha kısa bir şekilde ‘bin’ kelimesini, ‘bulamıyorum’ kelimesinden sonra da virgül koymanı tavsiye edebilirim 🙂
“Ahmet Ümit’in tüm kitaplarını okudum ama”.. Bağlaç hiçbir zaman sonda olmaz.. Ya en başa koyacaksın (bir cümleyi diğerine bağlarken, noktadan sonra cümleye başlarken değil), yada hiç koymayacaksın.
”Yılmaz Özdil’i okurum// kitap gibi yazar adam:)”.. ‘Okurum’ dedikten sonra cümle bitmiştir.. Başka bir cümleyle bağlamak istiyorsan da virgül koymalısın.
”Üstteki yorumlardan da kopya çekicem sözz”.. ‘Çekicem’ kelimesi yüklem.. Ondan sonra bir kelime getirmek cümleyi devrik hale getiriyor.. ‘Söz’ kelimesi cümlenin en başına koymalısın.. Sonrasında ise virgül olmalı.. ‘Söz, üstteki yorumlardan da…” gibi…
”Red sonja mahlasının yazılarını da okuyorum// eskilerdendi sanırım.”.. Yine iki cümleyi bağlama sorunu 🙂
vs vs vs.. Çoğu zaman benzer yerlerde hata yapmışsın.. Bu durum da sende bir nevi alışkanlık olmuş.. Biraz dikkat ettiğin zaman kolaylıkla düzeltebilirsin 🙂
Bu arada konunun dil bilgisi olmadığını, anlatım tarzı/üslup olduğunu biliyorum.. Fakat senin öncelikle düzeltmen gereken, dolayısıyla okunmanı kolaylaştıracak unsur ise yaptığın dil bilgisi hatalarını tekrarlamamak olacaktır.. Bunun dışında kendini ifade edebilme noktasında her hangi bir sorunun olduğunu düşünmüyorum 🙂
Sangre:))
art niyetsiz, bilgiye yönelten, yapıcı eleştiriye ne denir!! allah seni başımdan eksik etmesin:P
Dip not: dil ve anlatım sınavından aldığım en düşük not “80-85” peki ben yorum yazarken neden okunamayacak derecede hatalar yapıyorum? yazılı düşündüm:)
Sitede eskiden herkesin yorumlarını okurdum. Sonra, bu vakit kaybına bir son verdim. Zaten bu sıralar projeler, organizasyonlar, iş ve okulla uğraştığım için pek zamanım da olmuyor. Haz aldıklarımı okuyup gerisini geçiyorum. Takip ettiğim yazarlar var elbette. Bunların arasında fikirdaş olmadıklarım da mevcut:) İsim vermek zorunlu değilse geçeyim bu kısmı.
Ortaokul sıralarından beri üslubu, derin kavrayış ve anlatış yeteneğiyle aklımda olan E.Hemingway, yazım dilini roman olarak en çok beğendiklerimdendir. O, bir elmanın yenme sahnesini anlatırken, sizin dilinizde hafif bir mayhoşluk olur ve dişlerinizde de kokusunu duyumsarsınız. Onun dışında, Zelda Fitzgerald, Thomas Stearns Eliot, J.D. Salinger, Joenne Greenberg, A. Giddens, C.Bukowski ve daha yazdıkça artacak olan koca bir yazar/şair listesi aklıma geliyor. Ahhh Yılmaz Odabaşı, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Cemal Süreyya, Neruda, N.H.R., Ahmed Arif, Nesimi vs gibi şairleri unutmamak gerek.. Neyse, belli ki uzayacak bu liste 🙂
Yazarların dışında ressamların da üslupları beni cezbedebiliyor. Bunların en başında F.Kahlo var. Bir müzede resimleri sergilenmişti. Gidip gördüğümde direkt olarak gözlerimin içine baktığına yemin edebilirim 🙂 Sürrealist ressamların üslübu kendilerine has ve büyüleci bence..
Van Gogh ve impressionism de sevdiklerimden. Hatta bir ara bu ressamlar ve akımlar konusunu açsam iyi olacak. Burada uzun uzun yazıp konuyu da dağıtmak istemiyorum.

Zeytinciğim,
üstteki dil bilgisi öğretisinden sonra edindiğim bilgi çerçevesinde ahkam kesmiyeceğim elbet. lakin, büyük usta Cemal Süreya gibi bir değerin soy ismindeki “y” harfinin birini yok etmek gerekiyor. asla ukalalık değil inan. sadece içim cız etti:)
bu arada sangre hocaya da bir öneri :
öğretinin içinde dil bilgisi hatası var en azından bir tane:)) yeniden bir incelemeni öneriyorum…
“istiyosun..” “istiyorsun” :)) r harfini yutmuşsun:)))
hatta incelersem daha da bulmam mümkün, bir tane de gereksiz bağlacı yakaladım “ise”…
düzeltelim mi hocam? hazır işim yokken:)))
“Bu arada konunun dil bilgisi olmadığını, anlatım tarzı/üslup olduğunu biliyorum.. Fakat senin öncelikle düzeltmen gereken, dolayısıyla okunmanı kolaylaştıracak unsur ise yaptığın dil bilgisi hatalarını tekrarlamamak olacaktır.. Bunun dışında kendini ifade edebilme noktasında her hangi bir sorunun olduğunu düşünmüyorum :)”
hemen bakıyoruz;
“Fakat senin öncelikle düzeltmen gereken, dolayısıyla okunmanı kolaylaştıracak unsur ise yaptığın dil bilgisi hatalarını tekrarlamamak olacaktır.. ”
şu şekilde daha anlaşılır olduğu kanaatindeyim:)
“Fakat, senin öncelikle düzeltmen gereken ve dolayısıyla okunmanı kolaylaştıracak olan unsur, yaptığın dil bilgisi hatalarını tekrarlamamak olacaktır..”
noktalama da iki değil üç olmalı(…)
sevgiler,
haa tabi bir de soruyorum şimdi kendime:
“ne oldu rahatladın mı delişey?” yok valla bende değişen bişi yok. delişey mi delişey… nereden bakarsan bak her yerden aynı:)))
Delişey “öğreti” ne demektir?
Fena halde “provoke” olmuş durumdayım:)
“Fakat” (ama) bağlacından sonra “virgül” olur mu?…
Delişey’i hepten körleyivermeyin bakalım…
Fakat fakata virgülü ben attım:)) oysaki atılmamalı. Fakat/ama bağlaçlarından sonra atılmıyor.
yazarken kural gereği virgül hem ayraç hem duraksamayı belirlediği için fakat bağlacından sonra yazılmaması gerekiyor. fakat konuşurken fakat dediğimiz de duraksıyoruz. kısaca yazarken ile konuşurken farklı oluyor.
benim hatam yazı dili ile konuşma dilinden ortaya karışık bir şeyler çıkarmam. ne yapiim yaa benim de tarzım bu demekki:)) bundan keyif alıyorum.:)
öğreti, bilgililerin öğrendiklerini, bildiklerini düşünceleri doğrultusunda ortaya dökmesi değil mi? yani aklımda bu kalmış. yanlış mı ki? şimdi gugıldan kurcalasam ne diye, o zamanda kızıyosunuz ordan burdan bakıp yazma diyee aaaa ne yapcam ben nerden öğrenicem. herkesin hatası olur olamaz mı? :)) ee var da zaten bakın görüyoruz işte:)))
Öğreti yoğrulduğun hamurdur, sevgili Hüseyin:) Aslında sensindir.
“Hayat Meninas’in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso’nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso’nun resmine bakıp, Meninas’in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek.”
link to emresururi.com
Zaten ben dil bilgisi kurallarına harfiyen uyduğumu söylemedim :)) .. ”Yazdıklarımı ben de okuyamaz haldeyim” dediğin için, hazır işim yokken sıkça yaptığın bazı hataları yazayım dedim 🙂 .. Benim gözüme en sık çarpan hata, iki cümleyi birbirine bağlama sorunu ve yüklemden sonra bir kelime yazıp o cümleyi devrik hale getirmen… (Üç nokta koydum bak bu sefer :))
Bulduğun hatalarda haklısın.. Aktaş’ın düzeltmesi de doğru.. ‘Fakat’ bağlacından sonra virgül olmaz.. Zaten bu bir bağlaçtır, cümlenin başında olması da doğru değildi.. Burada da hatalı bir yazım yapmışım.
Aktaş, ”provoke” diyerek bana laf dokundurduğunu biliyorum.. Şimdilik görmezden gelmeyi tercih ediyorum ama farklı bir yana çekerek devam ettirdiğin taktirde sonuçlarına katlanman gerekiyor.
Şimdilik sadece ‘saygılar’ diyorum.
hmm. sangre, harfiyen uymadığın kuralı delişeye uydurmaya mı çalıştın:)))
ayrıca ben o cümlede milli eğitime laf atmıştım. ders kitaplarındaki anlamsız, gereksiz içten içe öğrencilerin ufkunu kapatma çabalarını imla hatalarım olmasına rağmen anlayabilmiştim.
neyse değişim önce insanın kendinden başlamalı ilkesine güvenmeli deyip yola revan olayım:)
Hayır, gerçekten çok fazla imla/dil bilgisi hatası yaptığın için yazılarını okumakta zorlanıyorum.. Hazır bu konuda sen de fikrini beyan etmişken, insanlık yapıp hangi noktalara önem vermen gerektiğine dair fikrimi beyan ettim.
Ama hata yaptım sanırım.. Bilsem, boş zamanımı başka bir şey yapmakla harcardım.. Kusura bakma, bu kadar şey yazıp seni de yordum.. Bundan sonra görünmez olman daha iyi.
Yabancı kelimeleri yazıldığı gibi mi okumalıyız, okunduğu gibi mi yazmalıyız?
Ah be Nibu..
Yorgunluktan uykusuzluktan rakuna döndü gözlerim, gel gör ki yeryüzü hala sakin:)
Rakun mu? İyiymiş, ya ağaçkurbağasına dönseydi ! 😉
(dinlenik ol ve müsterih. :*)
Vaeyyyyt:)
Sabah gelirken gördüm ama…
Bi şoför kardeş yazmış arkaya;
Gözlerimden anlamıyorsan, alt yazı geçemem yüreğime..
He he:)
Sangre:
bir açıklama yapmam gerekiyor ki; bu sürtüşmelerden hoşlanmadığımı ve içinde olmak istemediğimi anlatabilmek için. Son derece iyi niyetle yapılmış bir yorum bile çoğu kez farklı yöne çekilebilmekte. Neden? Mimiksiz bir durum hakim yazılara zira!!!
Yazı dilini kullanabilmek harikulade bir yetenek. Öğrenimle ilgili bir unsur. Bende sanırım bu yetenek sınırlı. Yorumlarda pek dikkat etmeden (imla/ v.s) yazabiliyorum. Çoğumuz aynı şeyi yapmıyor mu? Eklenti yaptığım yazılarda daha dikkatli davranıyorum:) Kaldıki “ben usta bir yazarım” diye bir kaygı da gütmüyorum…
Şurada eş, dost bildiğim insanlar arasında öğrenmeye yönelik ve aynı zamanda hep beraber eğlenceye dönük yorumlar yaptığımızı düşünüyorum. Yabancı bir ortam gibi gelmiyor çoğu kez burası bana. O yüzden rahat olmak istiyorum. İki soluk alıyorum v.s… Şimdi bir yorum yaparken aman du bakiim noktayı nereye koysam, haa virgülü unutmuşum hay aksii!!! demek istemiyorum.
Peki yorumlarda bu denli dikkatli olamadım diye yazamayacak mıyım? Yazmamalı mıyım? Elbette hayır… Burada senin tarafıma gösterdiğin ilgiye (boş zamanında benim hatalarla dolu yorumumu düzeltme çabandan bahsediyorum) elbette teşekkür ediyorum. Lakin bunun ironik bir yaklaşım olmadığını nereden bilebilirim? Yazılarımın hatalarla dolu olduğunu söyleyip, diğer yandan okumaya çalışman da ayrı bir gariplik. Nasıl yanı seviyor musun yazdıklarımı? Bunun için mi bu uyarıların. Eğer öyleyse yeniden teşekkür ederim:)
İki yıldır yazılarımı okumakta zorlandığını söyleyen tek kişisin. Tek kişi bile olsa bunu elbette dikkate almalıyım. Öğrenme konusunda inatçı biri değilim. Beni düşündüren, bu kadar takibinde olduğum bir okuyucunun bu uyarıyı daha farklı anlatmaması. Bu şekil bana pek samimi gelmedi açıkçası!!!
Ya çok seviliyorum, ya da burada tanımını koymakta zorlandığım bir durum var:))
Bak ben de zaman ayırıp yazma gereği duydum, üstelik çok yoğunluk yaşadığım bir günde…:)
Bi de dinci tipo sıtayl var o en güzeli.
Bol üç nokta, gereksiz parçalamalar, cümleyi alakasız bir yerde kesip enter ile alt satıra geçme huyu… üç kelime bi paragraf, hissedeceksin fısıltıfıkları vesaire..
🙂
Fazladan bir “y” çok şey değiştirir. Bunun bir hikayesi var, ne kadar doğru bilemiyorum. Hatırımda kaldığınca anlatayım. Cemal Süreyya(iki y’li) üniversite yıllarında bir kıza aşık olur. Arkdaşlarından birisi olan Sezayi Karakoç ile bir iddiaya tutuşurlar. Bahsi geçen kızı kim ilk önce elde ederse diğeri soyisimini değiştirecektir. Süreyya–>Süreya olacak, Karakoç–>Karkoç olacak…
Anlaşıldığı üzere Süreya hem bir “y”yi hem de aşık olduğu kadını kaybetmiştir. Gönlüm buna hiç bir vakit razı gelmedi. O nedenle sürekli çift y’li yazarım Cemal üstadın soyadını. Ne kadar dikkat etmeye çalışsam da, elimden iki y kayıveriyor:)
Bir başka konuda da yanlış anlaşılma var gördüğüm kadarıyla. Delişey birazcık sinirlenmiş:) Yerim balımın siniriniiiiiiiiii :)) Onu sinirlendirenleri gebertirim; fakat bu kez siniri birazcık yersiz olmuş :)(: Sangre’nin art niyet olmadan yaptığı düzeltmeyi -benim bildiğim Delişey- alınmadan hoşgörürdü. Ters ve hassas bir vaktine denk gelmiş sanırım. Veyahut böyle bir düzeltmenin özelden yapılmadığı için kızmış da olabilir. Bilemiyorum. Özelden yapsaydı bu kadar kızmayabilirdi belki de..
Hepimizin yazım yanlışları, dil bilgisi ve anlatım bozukluğu konularında hataları var. Burası Türkçe Dil Bilgisi derslerinin verildiği bir yer değil, normaldir. Yazarın ne demek istediği anlaşılır olduğu müddetçe, yazım yanlışları beni gocundurmaz. Ancak kendime yakın gördüğüm insanların -kendimce- yazım yanlışlarını da istemeden düzeltirim. Bunların en başında -de, -da bağlacı geliyor. Bu, benim Türkçe’yi hiç yazım yanlışı yapmadan kullandığım anlamına gelmez. Onlar da yeri geleince beni düzeltir. En az yanlışla yazmak, yazıyı akıcı hale getirir.
Anladığım kadarıyla Sangre de Delişey’i kendisine yakın görmüş, birazcık da Delişey’in serzenişinden destek alıp düzeltivermiş. Arada parazitlerin türemesi konuyu biraz gerginleştirmiş; lakin iki tarafı da tanırım. Her ikisi de gayet neşeli ve art niyetten oldukça uzak insanlar. İçleri neyse dışları da aynen öyledir.
Umarım bu tartışma farklı boyutlara çekilip dallanmaz. 🙂 Yapmayın efendiler, size birazcık çikolata vereyim de barışın falan gibi şeyler söyleyiveresim geldi de.. Delişey’ime ayrıca elma şekeri hihihi… Neyse… Abartmayın bakimmmm hııımmm:))
Gençliğimde (çook eskilerden falan) şiir yazmışlığım oldu.O zamanlar Özdemir Asaf okumak ve sonra tekrar tekrar okumak benim gönlümü zihnimi ruhumu doyuran tek şeydi.Şiirlerim de onun yansıması gibiydi 🙂
Bana okumayı öğretmen olan annem öğretti ve ilk kitaplarımı annem aldı, daha sonra evimizin kütüphanesinde annemle babamın 69lu yıllarda okudukları kitapları okumaya başladım.
İyi yazı lezzetli bir yemek gibidir keyifle doyurur insanı, tatmin eder.
Sonsuz.us un tüm yazarlarını büyük bir açlıkla okuyorum.Burada çok şey öğrendim.Çok eğlendim , çok kırıldığım da oldu ama hepiniz güzelsiniz…
Neydi? seviyorum ama koşulsuz! İnadına spiritüel 😛
Sonsuz.us’da çaylak sayılırım:)
Öğreneceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Her girişimde heybem dolu ayrılıyorum.
Burada üslubu ve birikimiyle ilk göze çarpan üyeler: gamaro, Hüseyin Aktaş, xenix, hola, oik0s diyebilirim ve zamanla da bu liste bende uzaya bilir.
Bu arada eklemek isterim ki;
Delişey azimli ve şirin, hissettirmek istediği duygu karşı tarafta yerini buluyor.
Masal, sonsuz semalarında fırtınalar estiren tanrıça:)
Mor, koşulsuz sevginin en çok yakıştığı ve azimle pembe baloncuklarını havlandırmaktan vazgeçmediği için takdire şayan:P
Peyote ve kaptan mosey, güzel tespitleri olan az ve öz yorum yapan:)