Bugüne kadar hep ülke sorunlarından dem vurduk ama elle tutulur hiç bir çözüm üretmedik. Yaptığımız sadece yöneticileri beğenmemek ve eleştirmek oldu.
Ressam gencin hikayesini bilirsiniz. Ustası ona, şehrin en kalabalık meydanında yaptığı tabloyu koymasını ve yanına bir kırmızı boya ile bir not iliştirmesini söyler. Notta, “Hatalı yerleri işaretleyin” yazmaktadır. Akşam geldiğinde resim tablosunda neredeyse her yer kırmızı işaretlerle doludur.
Ustası ertesi gün notu değiştirmesini söyler. “Hatalı yerleri düzeltin”. Akşam olduğunda tabloda hiç değişiklik yoktur.
İşte bizimkisi o hesap, hep siyasileri, iktidarları, yöneticileri, kurucuları, yapıcıları eleştirmek ve onların hatalı yanlarını aramak üzerine. Oysa sıra çözüme geldiğinde veya elimizi taşın altına koymak gerektiğinde ortalıkta görünmüyoruz.
Bu başlığın kuralları –
1- Herkes sadece çözüm önerilerini yazacak.
2- Şikayet veya eleştiri içeren cümleler kurulmayacak.
3- Kimse birbirinin çözüm önerisine müdahalede bulunmayacak, eleştirmeyecek, o konu hakkında bir şey yazmayacak (İkinci bir işarete kadar)
4- Çözüm önerileriniz dilediğiniz serbestlikte ve açıklıkta olabilir.
Kolay gelsin.
başlıgı ülke çözümleri koymuşssunuz…
türkiye ve diğer ülkelerin incelemesini yapın diyorsunuz?
Sadece Türkiye sn. ali k.
Başlıklar hep “Ülke Sorunları” olur ya! Hani sorunları tespit etmek kolaydır. Ona itafen böyle koymuştum. Başka ülkeler bizi ilgilendirmiyor şimdilik. (Elbette başka ülke modellerini kullanabilirsiniz çözümlerinizde)
xenix
türkiyenin tarihsel süreç içindeki evreleri ve bunun kaynaklarını tespit gerekir…
islam öncesi konum ve etkileşim-hareketlilik
islami dönem konum-etkileşim ve hareketlilik
batı ve modernizm dönemi
ana argumanlardır…
mevcut çözümler;tarihsel sürecin evreleri içinde degerlendirilmelidir
ekonomi ve siyaset zihniyeti bunun sonucudur…
toplumsal yapılanmalarda…
salt sorunlar ve çözümler üzerinden bir çalışma yürütmek bu kadar büyük ölçekli bir alanda basit kalan bir çalışma olur.çünkü burda sorundan öte sorunlar silsilesi mevcut.zaten burada çözüme ulaşılamamasının nedeni bu sorunların sıkı bir yumak haline gelmesi ,ortaya atılan bir çözüm başka bir soruna neden olabilir.
kapsamlı bir çalışma gerektiriyor.ama işin entersan yani mantığım beni böyle bir çalışmaya zorlamasına rağmen yaşam denen şey farkına vardığım bu şeye rağmen sürüp gidiyor ve gayet basit bir şeklde….( xenix senin istediğin formatın dışına çıktım ama bunları yazamadan da duramadım)
ilahi xenix, gene gönderme yapmışsın sistemin üzerine:))
anadoluda yaşayan toplumların tarihsel karakterine bakmak gerekir…
iki agırlıklı kardeş toplum vardır…Türkler ve Kürtler…
inanç olarak islam içinde;ehli sünnet ve alevi toplumu…
batının tarihsel kurumsallaşmalarından ayrı kurumsallaşma ürettiler…
cumhuriyete geçişle;bu toplumlar,kültürlerinide taşıdılar…
taşımayada devam ediyorlar..
batıda kapitalist-liberal sistem organize gelişirken anadoluda;batı birikimi modernizmle birlikte ikame edildi….
bence sorun sosyo-kültürel yapı ile ekonomik düzenin muvazeneli birliğini saglamaktan geçiyor…
islam-devlet tanımlamasında,kapitalist gelişim -organizasyon ile osm.nın mirası,batıda uygarlıgı kuran kavramsal altyapı
ile anadolunun ürettigi kavramlar arasında sıkıntılar oluştu…
tabi bütün bunlar insan beyni demektir…
insan beyninde akümülasyonda çelişmeler oluştu…
kurumsallaşmaların beynini oluşturmak her şeyden önemli…
mühim bir konuda;batı kültüründe kökleri bulunan piyasa düzeninin anadoluda;özellikle;türklerin büyük çogunlugu ile,tamamıyla kürt ve alevi toplumunun bu sürecin dışında seyirleri…
piyasa düzeni taraftar ve uygulayıcılarının bu bilinçte olması gerekiyor…
alt yapı-üst yapı birlikteliği olsun…
Elimiz ekmek tutmaya başladı ekmeğimizi kaybetmeyelim diye sustuk
Hapiste susmayan insanları gördüm. Kıçındaki dondan başka bir şeyi ve,
Ziyaretçisi dahi olmayan.
Kim ne derse desin neyi savunursa savunsun ne kadar çözüm önerileri getirirse getirsin tecrübeyle sabit bildiğim tek şey var.
EKMEK.
herşeyden üstün.
Bir aç kalında göreyim ben sizi ….
Bakın açlık neler yaptırıyor. Devlet yıktırıp devlet kurdurur.
Devlet de bunun farkında aç da bırakmıyor tok ta….
Dünyanın birçok ülkelerini gezmiş ve yurtdışında 26 yıl yaşamış bir kişi olarak benim görüşüm Japon modelinin en uygun ve başarılı model olduğudur. Şöyle ki:
Bence bu sistem bize en uygun sistemdir ve bazı aksak yönleri olsa da birçok sorunumuza çözüm getirebilir. Bu sistemi uygulamak için halen geçerli birçok yönümüzden vaz geçmemiz gerekecektir. Dürüstlüğe ve dakikliğe önem vermek, Türkçeye yeniden önem verip yabancı dil eğitiminden vazgeçmek gereklidir. Yabancı tabelalar, ilanlar ve markalar yasaklanmalıdır.
Tepeden tırnağa insan vücudundaki tüm hücrelerin kendi içlerinde ve dışlarındaki tüm ilişkilerin kavranarak, insan vücudunun topluma modellenmesini başardığımız zaman toplumsal sorunların biterek yeniden doğayla başbaşa kalabileceğimizi düşünüyorum. Doğayla ilişkilerde de hakim olmak yerine, doğayla barış içinde olmayı başardığmızda, yenice mutluluğun eşiğine geleceğiz ve bu eşik acının şiirlerinin geride kalacağı eşik olacaktır…
-Sağlıklı bir insanın vücudunda her hücre ve organ kendi gücü oranında çalışır ve ihtiyacı oranında tüketir. İş birliği ve uyum vardır, sömürü yoktur…
Tekilden çoğula her toplumsal yapıya uygulanabilecek bir sistematik insanın kendi bedeninde mevcuttur. Bu yüzden “ilim kendin bilmektir”… Birey kendini bilecek. Grup kendini bilecek. Toplum kendini bilecek. Ülke kendini bilecek. Kıtalar kendini, dünya kendini bilecek… Evren kendini bilecek ki evrenin beyni insandır!… Ben şimdilik bunu biliyorum… Handikaplarımdan kurtulunca daha öteleri de bilebileceğimi öngörüyorum…
1- Eğitim ilk beş yıl sadece düşünmek, düşündüğünü anlatabilmek, kendini ifade edebilmek ve kendini oluşturmak üzerine olmalıdır. Okuduğunu anlama, yazma, düşünce ve fikir üretebilme temelinden sonra, matematik, fizik, sosyal bilimler gibi dersler verilmeli ve zorunlu eğitim 11 yıl olmalı.
2- Üniversiteler tamamen bilimsel temelli olmalı. İşçi, tekniker değil bilim yöntemleri ile düşünen insanlar yetiştirmeli. Lisede meslek eğitimini almalı insanlar.
3- Tam bağımsız Kürdistan kurulmalı ve Türkiye’den ayrılmalı.
4- İnsanların çalıştıkları yerde veya yönetici oldukları yerde hısım, akraba, arkadaşlarının işlerini yapması (yani kısacası torpil) kesinlikle engellenmeli ve yapanlar hemen görevinden alınmalı.
5- Ülkeyi bilim adamları yönetmeli, bunlar içinden de en gönülsüzleri seçilmeli.
xenix
Ülke çözümlerimi? Öyle bir çözüm mü var. Sanmam. Kim çözmüş? Mustafa Kemal Atatürk çözmüş mü? Uğruna şehit olanlar çözmüşler mi? Sistemler çöker yerine yenileri gelir, onlarda çöker onların yerinede yenileri gelir. Gelirler ile giderler dengelenir böylece…. İşin latifesinden baktım ama gerçek bu. Ülkemizin profiline baktığımızda ağzı olan konuşuyor, sözü olan söylenip duruyor, ayağı olan yürüyor taa uzaklara, burnu olan her işe burnunu sokuyor. Sokma akılla, sekme akıl arkadaş olmuş, tekme akıllardan buyruk alıyor. Değme akıllara taş çıkartıyor. Bir kuyuya taş atıyor bin akılsız taşın yerini bulamıyor. Dahasından akılsızlar da peşlerine takılmış bir lokma akıl talep ediyor. Yani bu sorunların çözülmesi için Gerçeğin aklı gerek. Böylesi bir tabloda Ne partiler nede partilerin patilerini giymişler çözüm üretemeyecekler. Halk zaten akılsız çözümün bir parçası konumunda. Artık gerisini düşünmek bile istemiyorum… TEK ÇÖZÜM EGOLARIN KRALLIĞININ YIKILDIĞI GÜNDÜR. O GÜN DE KIYAMETTİR. ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZ OLARAK DEVAM EDER.
görüyorsunuz ki öneri bir öneri ama dikkate almıyor kendini,
tabi ki yönetenler var ve (yönetim ki) yönetilenler
ve tabi ki yönetimi ele geçirmek çözüm öncelikle ; diğerleri zaten çözüm sayılmayacak,
ya da bunu yapmadan (yani yönetimi ele geçirmeden ve bir hukuk ya da adalet sistemi vb. geliştirmeden de çözümsüz ve) yapılması ve olması olası şeyler değiller dolayısıyla bize toplumun doluşmasını-şarj olmasını beklemek ya da gökten zembille indirmek -kalıyor;
hayallerimiz mi ölmüş diyoruz ama değiliz-gerçekçiyiz de;
(dünyanın çarkları karman çorman)
-devletçilik çözecektir sanırım kabaca (toplumu birleştirmek gerekiyor ve umutlamak biraz -yakınlaştırmak , diğerleri hallolur sanırım; travma-travmatik mutluluk ve toplumsal stres
ve stabil -sürdülebilir mutluluk endeksi; toplumsal bölünmeler/ayrışmalar önce bunların üzerine gidilmeli, (Belki kitlesel değerler ve umurlarla ve belki de kültürle bilmiyoruz ama) Tolumsal kurumlar ve ahlak değerleri güncellenmeli, Sanırım bize uygun şeylerde bunlar
bu toplum biraz iyileştirilmeli ve umutlanmalı önce ve mutluluk bir değer olmalı ve paylaşım da; bölüşüm
düşündüm belki güç ve otorite kullanımı da uygun-ahlaklı devlet otoritesi yani/sayılma ve itibar (için); Bu biz de gerekli görülüyor-fazla hayalci olmayalım;
İran’ı düşündüm geçen- Tamam dindar mindar ama şah-şıh mıh felan var ama bu iyi ;Yani bu iyi gibi geldi bi an,
Yani bi şey için başka bi şey, Sebep için sonuç ya da sonuç için sebep önemli gibi oldum bi an
(küresel korunma -özkorunum ve kendinin iktidarı olma önemli/öncelikli sanırım ve bizim batımızda doğumuzda savaş, karmaşa ve kriz)
toplum tarafından sayılan (ve de güçlü görülen-bilenen-tanınan-uyulan ya da) ya da benimsenen egemen bir güç odağına iktidara ve erkeye, -sisteme/dönengece ihtiyacımız var bizim -şimdilik
çözüm önerileri:
1- ZENGİNLİK SINIRI: yoksulluk sınırı ayda kaç lira ise zenginlik sınırı da yoksulluk sınırının yüz misli olarak tespit edilmeli, bu sınırı aşan servetlere devlet el koymalı. ( servet sınırı 1 milyon TL. daha fazla servete devlet el koyar.)
2- TOKLUK SINIRI: açlık sınırı günde 1200 Kcal. tokluk sınırı günde 3000Kcal. bundan daha fazla yemek yemek yasaktır.
3- KENTLEŞME SINIRI: kentlerin nüfusu 2 milyon kişiyi aşamaz, nüfusu 2 milyonu aşan kentlerdeki fazla nüfus, daha az nüfuslu kentlere, kasabalara kaydırılır.
4- İNŞAAT SINIRI: bir kentte 2 milyon kişiden fazlasını barındıracak ev yapılamaz.
5_ CEP TELEFONU SINIRI: bir cep telefonu on yıldan önce değiştirilemez.