Evrim tartışması

‘Evrim tartışmasını’ yeniden başlatıyorum
Yiğit Bulut yazdı..

15.07.2009 07:22

“HAYATINDA en çok ‘tepki ve katkıyı’ hangi yazınla aldın”
diye sorarsanız, hiç düşünmeden şu cevabı veririm: Evrim
sorgulamalarımla!

Sevgili dostlar, Türkiye’de “evrim karşıtı ve taraftarının” ne kadar çok olduğunu “yazdığım evrim yazıları ve yaptığım konuşmalar” sonrasında gördüm, daha doğrusu yaşayarak öğrendim…

Gördüm, öğrendim ama “akıllanmadım”! Tartışmaya doymadım!
Aslında daha açıkçası; sizlerden gelenlerin, “farklı bakış açılarının” tadı “aklımın bir köşesinde” hep kaldı… Ufkumu açtınız…

Konunun daha çok tartışılmasını istediğim için kaldığım yerden devam etmek ve sizlerin görüşlerini de öğrenmek amacıyla, son yıllarda konu hakkında kaleme aldığım notların bir özetini “evrim manifestom” adı altında sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce şunu belirtmek isterim: “Evrim” olarak kullandığım kavram “evolution”u yani “gelişimi” ifade etmiyor. Burada “evrim” kelimesini “rastlantısal başlangıç ve sonrası gelişim” için kullanıyorum. Daha açık yazayım; “mükemmel sonuçların, rastlantısal olabileceğine” inanmıyorum!

Detaylara gelince…
İşte çalışmalarımın özeti…
Evrim manifestom…


1 – Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların, atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Felaket sınırında “dolaşan”, matematiksel olarak “olması ihtimali” yüksek olan böyle bir kaza asla gerçekleşmez! Matematiksel olarak “mümkündür” ama olmaz. Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1000 km gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar. Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır. Bunun “evrimle ne alakası var” diyeceksiniz. Hemen arz edeyim: “Evrende en küçük bileşenlerde bile” ne kadar mükemmel bir uyum olduğunu, daha açıkçası tesadüfün sadece “bir kelime” olduğunu anlatmak için bu girişi yaptım…

2- Bu noktada soralım: Elektrondan başlayarak “tesadüfün” ana denklem içinde yer almadığı bir mekanizma içinde canlı organizmaların ve daha sonrası oluşan “mükemmel varlık” olan insanın ortaya çıkması, hatta daha basit soralım, tek hücrenin “bir zekânın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bize” dönüşmesi sizce olanaklı mı? Matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok! Bu gerçeğe, “dünyanın oluşumu”, “yerçekimi” gibi kanunların da oluşumunu ekleyin. Tekrar ediyorum: Böyle bir ihtimal yani “mükemmel bir dünya ve içindeki biyolojik sistem”, matematiksel olarak “ifade edilemez”. İmkânsız!

3- Peki “evrim” ile “rastlantısal başlangıç ve sonrası gelişim” arasında ne fark var? Çok fark var! Evrim “süreklidir”, her yerdedir ve “bilinçli bir zekânın yaradılışı başlattığı” süreç içinde “iyiye ve güzele doğru” evrim veya “tekâmül” maddi-manevi anlamda devam eder. Bir sistemi kurarsınız, bileşenlerini “tasarlarsınız”, sonrasında sistemin işleyişi sırasında karşılıklı etkileşimle “yeni sonuçlar” ortaya çıkabilir. Bu da “evrimdir” ama “yaratıcı bilinci” inkâr etmek gerekmez. Aynı mantık sosyal sistemlerde de geçerlidir. Sistem “evolution-evrim” geçirmek ve bileşenlerin “ihtiyaçlarına” uymak zorundadır. Evrim veya tekâmül engellenir ise “birikmiş evrim devrim” getirir! Psikolojide “biriken ama hayata geçemeyen” dinamikler “auto-destruction” olarak karşımıza çıkar. Kural kesindir; makro ve mikro her denklemde geçerlidir. Şimdilik duralım; çok geniş bir konu.

4- Evrim sadece yaşayan organizmalar için geçerli olamaz. Dinamik sosyal sistemler de “evrim” içinde yoğrulur, şekillenir. Fransız Devrimi, sosyal-ekonomik-politik sistemin “halkın düşünce dünyasının evrimine, gelişimine ayak uyduramayan” bir yapının, yani “engellenmiş” evrimin “devrimi” getirmesidir. Engellenmiş “evrim” her zaman “devrim” değil bazen de “devrim” süsü verilmiş “darbeler” getirir. Suni evrim kıvamındaki darbeler “evrime giden toplumu” yakar. Aynen 12 Eylül gibi! Bu darbeler sivil ve askeri kaynaklı olabilir. Toplumun “evrimi” çerçevesinde onu “kapsayamayan” sistemler “kırılır”!

5- Canlı-cansız bütün sistemler “sürekli evrim” halindedir. Evren “dışa doğru genişlemeye” yani evrimine devam eder. Bu inkâr edilemez. Ama bu evrim “ilk yaratılış sırasında” konan “kuralların içinde kalır”. Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla “öngörebildiğimiz” bu yapıya “düzen”, sıçramalara da “düzensizlik” deriz. Burada konuyu biraz daha açayım: Kuantum teorisi “lineer olmayan” yani bizim “idrak kapasitemize göre” olmaması gereken ama “her seferinde şaşmadan” olan olayları açıklamada önemli bir adım atmış ve aslında “kaos” dediğimiz her şeyin bir üst algılamaya göre “kozmos” olduğunu ispat etme yoluna girmiştir. Bütün ihtimaller aynı anda gerçektir ama her seferinde sadece “olması gereken seçenek” hayata geçer! Elektron her zaman yolunu bulur!


6- Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve “bizim içinde bulunduğumuz” algılama ile “logaritmasını yazamadığımız” her olay, “üst algılama seviyeleri” için rahatlıkla görülebilecek mükemmel “matematik”, “sebep-sonuç” denklemlerine göre işler. Algılayamadığımız “bölümler” için herkes kendine göre “mekanizmalar” kurar. Kimi “kuantum” der, kimi “Bundan sonrasına sadece inanılır, sorgulanmaz” der. Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki “matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç” yasaları kesindir ve “elle tutulabilir, kâğıda dökülebilir” hale gelebilir. Bir mühendis “statik hesabı” kâğıda döker, bir çocuk oraya sadece “duvar” diye bakar!

Sevgili dostlar, konuyu “teknik detaya” boğmadan, oldukça “sade” ele almaya ve sizlere aktarmaya çalıştım. Daha doğrusu, yukarıda sadece “tartışmayı başlatmak” adına son yıllarda “yazdıklarım ve konuştuklarımdan” bir “temel” kurdum, üstüne son yorumlarımı ekledim. Bu daha başlangıç. Kavramları “tanımlamaya” ve bir tartışmanın “ana çizgilerini” oluşturmaya çalıştım. Ben “ana kartlarımı” açtım. Şimdi sıra sizde, katılın, birlikte yürüyelim.

29 yorum “Evrim tartışması”

  1. Araştırmalar gösteriyorki bazı oluşumlar evrim teorisi inancına birebir otururken bazı oluşumlarda aniden var olma yada sıçrama şeklinde ortaya çıkmıştır. Buda şöyle bir görüşü desdekler ki evrim hem vardır hem yoktur. Kainatın kendisinde ise değişim ve hareketlilik devamlılığını koruyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Yiğit Bulut’un yazısına bazı ekler ve yorumlar getirmek isterim:

    1. Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların, atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Felaket sınırında “dolaşan”, matematiksel olarak “olması ihtimali” yüksek olan böyle bir kaza asla gerçekleşmez! Matematiksel olarak “mümkündür” ama olmaz.

    Nedeni elektronların spin sahibi oluşlarındandır. Spin deyince elektronun bir topaç gibi döndüğünü düşünün. İki topacın aynı yörüngede bulunabilmeleri için farklı Kuantum sayılarına sahip olmaları gerekir. Spin de +1/2 veya -1/2 olabildiğinden iki farklı Kuantum sayısı olarak zıt yönde dönen elektronları tanımlar. Yani, yörüngede çarpışmazlar derken ancak farklı Kuantum sayıları varsa bulunabilirler. Aynı kuantum sayılı bir elektron yörüngede kalamaz ve fırlatılır. Durumu böyle algılayınca “kaza olmaz” veya “çarpışmazlar” demek basite indirgemek olur.

    1. Tek hücrenin “bir zekânın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bize” dönüşmesi sizce olanaklı mı? Matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok!

    “İhtimal yok” demek de o kadar kolay değil. Çünkü evrilen canlılar milyonlarca yıl içinde bugünkü duruma geldiler. Neo-Darwinizm görüşüne göre sistemler (canlı veya cansız) kritik bir sayıya veya duruma ulaşınca aniden veya çok kısa sürede değişime uğrarlar. Bu değişim artı veya eksi yönde olabilir. Ortama uyum sağlayanlar yaşamlarını sürdürürler, uyum sağlayamayanlar yok olurlar. Yani, matematiksel olarak değişim olanaklıdır. Mükemmel dediğimiz insan sadece son 2 veya 3 milyon yıldır yer yüzünde dolaşıyor. Oysa ki canlılar yer yüzünde 2 Milyar yıldır varlar. Sadece Dinazorlar dahi 50 Milyon yıl varlıklarını sürdürdüler. Ama uyum sağlayamayıp yok oldular.

    1. Süreç içinde “iyiye ve güzele doğru” evrim veya “tekâmül” maddi-manevi anlamda devam eder.

      İyi-kötü ve güzel-çirkin ayırımı insanın yapmış olduğu bir ayırımdır. Dinazorlar ne iyi idiler ne de güzel ama çok uzun süre dünyanın tek hakimi idiler. Uyum sağlayan sistemlere “evrimleşti” diyoruz bu söz “değişti” anlamında kullanılıyorsa doğrudur. Çünkü her varlık değişir. Ama, “tekâmül etti” yani “gelişti” anlamında kullanıyorsak yanlış bir tanım yapmış oluruz. İnsanlar kendilerini gelişmiş sanıyorlar ama bir kuş gibi uçamazlar, at kadar hızlı koşamazlar, balık gibi yüzemezler. Sadece akıl denen yetileri sayesinde tüm bu davranışları sergiliyorlar. Çünkü alet yapıyorlar. Alet yapmak zorunda kaldılar. Eğer alet yapmasalardı çoktan yeryüzünden silinirlerdi. Nitekim, bazı insansı türler alet yapamadıkları için yok oldular. Örneğin, Neadertal insanı bundan 25-30 bin yıl öncesine kadar vardı ve alet yapanın karşısında tutunamadı.

        1. ve 6. noktalarına itirazım yok.
    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Bilgisev hocamın itirazlarına ve yorumlarına ilaveten bende 5 ve 6. maddeye yorumlarımı yazayım.

    Ama bu evrim “ilk yaratılış sırasında” konan “kuralların içinde kalır”. Evrim konan kurallar içinde kalır öngörüsü doğru olamaz, çünkü evrim değişen şartlara göre belirlenir. Burada belirlenir derken biri tarafından değil tabiki, değişen şartlara uyum açısından ele almak lazım. Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla “öngörebildiğimiz” bu yapıya “düzen”, sıçramalara da “düzensizlik” deriz. Düzen dediğimiz şey bizim zihnimizin ürünüdür. Doğada düzen falan yoktur, hele mikro ölçeklere indiğinizde bu düzensizlik çok daha fazladır. Biz zihnimizce bişeyleri kategorize edip düzenli hale getirmeye çalışıyoruz çünkü başka türlü deyim yerindeyse kafamız basmıyor. Burada konuyu biraz daha açayım: Kuantum teorisi “lineer olmayan” yani bizim “idrak kapasitemize göre” olmaması gereken ama “her seferinde şaşmadan” olan olayları açıklamada önemli bir adım atmış ve aslında “kaos” dediğimiz her şeyin bir üst algılamaya göre “kozmos” olduğunu ispat etme yoluna girmiştir. Kuantum teorsinin böyle bir iddiası olduğunu ilk defa duydum. Kuantum teorisi yaşadığımız evreni açıklamaya gider sadece, onu kozmosa başka üst boyutlara bağlamaya değil. Bütün ihtimaller aynı anda gerçektir ama her seferinde sadece “olması gereken seçenek” hayata geçer! Elektron her zaman yolunu bulur! Olması gereken değil, “olasılığı yüksek olan” demeniz daha doğru olur. Kuantum teorisini, matematiğin “olasılık” bölümünü incelemeden determinist düşünce sisteminizle biraz zor idrak edersiniz.

    6- Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve “bizim içinde bulunduğumuz” algılama ile “logaritmasını yazamadığımız” her olay, “üst algılama seviyeleri” için rahatlıkla görülebilecek mükemmel “matematik”, “sebep-sonuç” denklemlerine göre işler. İşte anlaşılması en zor bölüm. Evrende aslında sebep-sonuç yoktur. Sebep-sonuç ilişkisi insan zihninin bir ürünüdür.Algılayamadığımız “bölümler” için herkes kendine göre “mekanizmalar” kurar. Kimi “kuantum” der, kimi “Bundan sonrasına sadece inanılır, sorgulanmaz” der. Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki “matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç” yasaları kesindir ve “elle tutulabilir, kâğıda dökülebilir” hale gelebilir. Bir mühendis “statik hesabı” kâğıda döker, bir çocuk oraya sadece “duvar” diye bakar! Matematiksel olarak kağıda dökülebilmesi determinist olmasını gerektirmez. Olasılık, rastgelelik, bunlar da matematiksel olarak kağıda dökülür ama indeterministtir.

    Aslında vaktim olsa, ilk maddeyi de tekrar ele almak isterim. Bunları kime yazdığımı bilmiyorum, Yiğit Bulut’a bu yazdıklarımız gider mi bilmiyorum. Ama sevgili kutadgubilig, eğer evrimle ilgileniyorsanız bu sitede bu konuda yazılmış en az 10 konu ve bir sürü yorum bulabilirsiniz. Eğer yetmezse, size kitap, internet sitesi, bilimsel makalede önerebilirim.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Tesadüfün olmadığı fikrine kapılması ilginç geldi bana. Tabii tesadüften ne anladığı da önemli. Sanırım insanların Kuantum Mekaniği anlamakta ki en büyük sorunları tesadüf kavramı ile ilgili oluyor.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Tartışmalar hep yarım bırakılıyor? Neredeyse bütün açılan başlıklar yarım kaldı…

    xenix: Tartışma hevesimiz kursağımızda bırakılmasın 🙂

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. syn kutadgu bilig

    Evrim konusuna el atmışsınız. Bir şekilde kendi düşüncelerenizi meydana getirmiş ve onlara ikna olmuşsunuz. Fakat düşünceleriniz maalesef inancınızın esiri olmuş ve onun dışına çıkamamışsınız. Bu yüzdendir ki evrimin bazı hatta çoğu tarafına el atamamamış ucuna gelmeden hatta başlamadan o tarafı hakkında düşünmeyi bırakmışsınız.(İslamiyet inancını kendi kafanızda sınırlamışsınız gibi geldi bana, bu sınırlara hiç gerek yok. Dinen de sakıncalı değil faydalı olduğunu düşünüyorum.) Dolayısıyla bir konuda yorum yaparken herhangi bir ideolojiye bağlı kalmadan yorum yapmamız daha doğru olur diye düşünüyorum.(Kafanızdaki ideolojiyi silin, bir şeye inanmayın demiyorum. Bunu açıklamak için Nietzche’den bir alıntı yapacağım: ” Ruhunuz; fakirlik, kirlilik ve acınası bir rahatlıktan ibaret değil midir? Sahiden, kirli bir nehirdir insan. Kişinin kirlenmeden bir nehri içine alabilmesi için derya olması gerekir. Burada anlatmak istediğim şey, insan herhangi bir düşünceye olan inancını başka bir düşüncesine olan inancıyla birleştirmeden de düşünebilmelidir . Kirli nehrin kendini kirletmesine izin vermemelidir.(Burada kirliyi sadece kötü manasında da algılamamak gerekir herhangi bir düşünce seli olarak algılarsak daha doğru olur diye düşünüyorum.))

    Bu benim öğütümdür, tarih boyunca ideolojilerin insanoğlunu geriletmesinin(ya da ilerletememesinin) nedeni de budur. Şu anki İslam aleminde veya Orta Cağ Hristiyan aleminde olduğu gibi.Bu yüzden de Nietzche’nin sözü dikkate değer.

    Saygılar …

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. Şu uçcuz bucaksız evrende herşey çok mükemmel , herşey çok mükemmel yaratılmış.İnsan mı ? O zaten en mükemmel, o kadar mükemmel ki mükemmel işler yapıyor .Örneğin mükemmel bir atom bombası yapıyor ve mükemmel bir şekilde binlerce insanı imha ediyor. Şimdi kafam karıştı doğamı mükemmel , insan mı mükemmel , bombamı mükemmel ? Yoksa tanrı mı?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. Hamamböcekleri ile kısa bir hikayem var. Hamamböcekleri şu anda yer yüzünde bulunan en eski canlılardan biridir. Çok dayanıklıdırlar. Kafalarını kesseniz bir hafta yaşarlar. Bir üremede milyonlarca yumurta bırakırlar. Açlık, susuzluk, güneşsizlik onlar için dert değildir.

    Ama asıl hikaye bu değil. Hamamböcekleri genellikle bir yıl önceki zehirlerden etkilenmezler. Onları bir yıl öldürürsünüz, ertesi yıl o ilacı deodorant olarak kullanırsınız. İşte tam bu noktada konuya “evrim” karışır. Bu değişikliği iki türlü gören insanlar vardır. Birinci kesim bu olaya evrim der. İkinci kesim ise Allah yeni sürüm hamam böcekleri yarattı der. Öykünün finali ise benim, ikinci kesim insana hiç rastlamayaşımdır.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. osmanlı 600 yıl dünyaya hükmetti onlarda islam dı neden şimdiki islamı söylüyorsunuz bir mimar sinan muhteşem bir mimar dır ben inşaat mühendisiyim bizim derslerde senin gibi inançsız hocalarımız bile gelmiş geçmiş en iyi mimar diyorlardı mimar sinan için bunu da unutma batı yani avrupa çin ve islam medeniyeti üzerine kuruldu canım benim bunu araştırırsan görürsün gerçi inançsızlardaki yobazlık kimsede yoktur o kitapları daha okumadan safsata ilan ederler. bu arada benim aklıma takılan bir soru sorayım insan için bilmem kaç milyon yıl geçti de canlılar insan oldu diyorsunuz ki insan gerçekten şu anda evrende var olan en mükemmel canlı peki neden bu kadar yıl geçti bir televizyon bir telefon bir bilgisayar bir araba bir cep telefonu bir buzdolabı ne bilim bir sürü şey var yani vb şeyler neden var olmadı yani canlı bir mekanizma için ortam oluştuda şartlar oluştuda neden bunlar (ki bunlar insana göre daha basit şeyler diyelim ) için şartlar oluşmadı lalbuki bir buzdolabı için gereken şartlar ve evreler insan için gereken şartlardan ve evrelerden çok daha kolay ve basittir . sizlerin bahsettiği ne biliyormusunuz önümde mermer bir masa var sizler diyorsunuz ki bu mermer masa şartlar oluşursa (bu şartlar da bilinçli bir şekilde nasıl kendiliğinden oluşacak bilmiyorum o da ayrı mesele) kaç milyon yıl sonra bir buzdolabı olablir .evet işte tamda sölemek istediğiniz bunun gibi birşey size bir tavsiye gidin sokakta gördüğünüz bir ilkokul çocuğuna bunu anlatın heralde sizi ömür boyu susturacak bir cevap verecektir .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Bence mühendisliği bırakıp, buzdolabı tamircisi olmalısınız.

    Böylece onların üremediklerini, yeni nesiller bırakmadıklarını anlama şansını yakalarsınız.

    )kapa parantez

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Şimdi aklıma şöyle bir şey geldi.

    Günümüz dünyası bilindiği gibi fiziksel ve ruhsal açıdan belli bir aşamadan geçiyor. Ve bu geçiş aşamalarında görülen, algılanan belli değişimler var. Örneğin bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması, hatta ve hatta ortadan kalmış olması söz konusuyken, başka yeni tür bitki ve hayvan türlerinin ortaya çıkışı söz konusu. Şimdi buna göre bu yok olan hayvanlar ve/veya yok olmadan ardında bir ara geçiş formu bırakmadan tamamen yok oluyorlar. Yeni çıkan yeni türlerin de aniden ve bir bütün olarak ortaya çıktığı düşünülürse bir evrim söz konusu değil diye düşünüyorum.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. rinda türlerin aniden ve bir bütün olarak ortaya çıktığını düşünmen yanlış olur uzun zaman içinde çevre koşullarına kendilerini adapte edebilip üreyebildikleri sürece bir çoğalma söz konusudur ki bunuda her türün başarmasını beklemiyor biliminsanları.doğanın gereği güçlü olanlar (ki güç değişime uyum sağlamadırda aynı zamanda) uzun yıllar sonunda bir topluluk oluşturabilirler.
    ayrıca bulunmuş ve sergilenen birçok geçişfosili bulunmaktadır.fakat bunlar çoğunun kafasında şekillendirip görmek istediği türden mitolojiye esin kaynağı olmuş fantazi canlılar olmayacaktır.
    Yok olan bitki ve hayvan türleri insan tarafından tahrip edilmiş alanlarda görülüyor ki insanın nederece zararlı olduğunu bu noktada daha iyi anlayabiliriz ,çünkü bu türlerin uyum sağlayabilecek hiç alanları olamıyor.yani doğal bir süreç içinde değiller.etrafında gördüğün kaç şey doğal ki bu canlılar dönüşebilsinler veya yaşayabilsinler?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. 1-Malum yiğit bulut evrim konusundaki görüşlerini yazısıyla sınırlamadı ve üç haftadır bu konuda program sunuyor.Bu programları izlediniz mi bilmiyorum ama biraz bahsedeyim:ilk progamda Harun yahyacıları ve harun yahyayı konuşturdu,ikinci programda evrimi savunanları ve son programda da iki görüşü savunanları Bunlardan şunun için bahsettim ,her programında diyalektik bir yöntem uyguladığını savundu(tez-antitez-sentez) ama ne hikmetse birinci programa antitezle başladı?
    2-Bu progaramda dikkatimi çeken bir nokta şuydu : yaratılışçılar teorilerini(?) açıklamada saat ,araba,vb (yukarda da bir dolap mevzusu vardı) yapımını örnek verdiler.
    Evrimci görüş tüm canlıların gen benzerliklerinden bahsederken ,yaratılışçı biyolog yine bu yönteme başvurarak bir apartmanlar örneği verdi:”tek katlı binalar var,beş katlı binalar var ,gökdelenler var ama hepsi aynı malzemeden yapılıyor ve hepsini bir yapan var” Bu örnek gerçekten çok güzel bir örnek ama yaratılışı desteklemek için değil , evrimi desteklemek için.Şöyle ki bu yapıları yapan ,süreci tarihsel olarak incelersek tek katlı yapıları yapmadan önce gökdelenleri yapabilirmiydi? Tek katlıyı yaptı,yapı ve teknik hakkında tecrübeler edindi beş katlı binalar yaptı, beş katlı yapılar hakkında yeni şeyler öğrendi ,kimi eski teknikleri eledi yeni bilgiler edindi bilgiler gelişti ve gökdelenler yükseldi .Bu bilinç gelişimini doğaya borçludur , doğanın izin verdiği ,sınırladığı unsurlar bu bilinci belirler.Bu bilinç doğanın kendisidir. Dışardan paket paket bilinç tasarlanıp beyne mi yerleştirildi .İşte evrimin mantığında da bu bilinç yani doğa vardır

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Kim bu yiğit bulut diyordum. Evet programların bir kısmını seyredince, evrimle uzaktan yakından ilgisi olmayan birisi olduğunu anladım. Yazarken biraz daha bilimsel terimler kullanmış ta, programda berbattı. O programlarda dikkatimi çeken bir şey de harun yahya tayfasının durmadan “Allah var” şeklinde slogan atmasıydı. :)) Konu evrim teorisi, adamların sloganı “Allah var”. Sanki derin bir şüphe içindeler de kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar gibi.

    Sevgili rinda, tespitleriniz yanlış malesef. Her canlı aslında bir araformdur. Araformu ne olarak düşünüyorsunuz bilmiyorumda, DNA da moleküler düzeydeki değişiklikler büyük farklılıklara yol açar. Bu yüzden iki tür arasında yarısı öküz, yarısı insan gibi şeylere ancak mitolojide rastlarsınız. Biyolojide değil.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. evrim kuramı ,komplex bir kuramdır. Derin bir bilgi birikimi ve uzun düşünüşler sonucu bu kuram gerçek manasıyla anlaşılır (tabi bu kurama inanmanızı etkilemez çünkü o noktada devreye mantık giriyor).Maalesef komplex yapısından dolayı önüne gelen bu kuramı kendince çürütüyor.aslında çürütmüyor bu komplex yapının içinde yapıyı bir bütün olarak algılayamadığı için kayboluyor Peki önüne gelen neden bu kuramı kendi basit düşünüşleri çerçevesinde çürütmeye çalışmakta ,onların diliyle bu kuram çok mu saçma ? İşin aslı şu ki bu kuram onların zoruna gidiyor , kendilerine bir hakaret olarak algılıyorlar ,sonuçta bu kuram bütün kötülüklerin anası haline gelerek fantastik hikayelerde yer buluyor .Ama yinede şanslıyız ki görecelik kuramı bunları yaşamıyor yani kendi kutsal unsurları görecelik kuramına değinmemiş

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. evrimin olmasını tanrının yokluğuyla özdeşleştiren kişlerin bu bağlantıyı neden yaptıklarını görmek gerekiyor.nasıl olurda evrim varsa tanrı yoktur?evrimin olması bilakis tanrıyı yüceltir .

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. İnsanlık tarihi yeniden yazılacak

    Böylece yüzlerce yıldır ders kitaplarında okutulan insanın evrim süreci de tarihin en büyük darbesini yedi.

    Güncelleme:09 Eylül 2009 13:02

    Modern insanın atası olan Homo Erektus’un bilinenden 800 bin yıl önce Afrika’dan Avrasya’ya göç ettiği ve orda geliştikten sonra yeniden Afrika’ya dönüp Homo Sapiens haline geldiği ortaya çıktı.

    Gürcistan’da bulunan kemikler ve aletler, bu insanların modern insanın beyninin 3’te biri büyüklüğünde beyne sahip olduğunu, iki ayak üzerinde koşabildiğini, avcılık ve toplayıcılık yapabildiğini, 1.44 ile 1.50 arasında boya sahip olduğunu gösteriyor.

    Independent gazetesinin manşet haberine göre Gürcistan’da bulunan bazı kafatası kemikleri, “İnsanoğlunun evriminde tek beşik Afrika’ydı.” tezini çürütecek. Buna göre başkent Tiflis’e iki saat mesafede bulunan 1 milyon 800 bin yıllık bu kemikler, 800 milyon yıl sonra Afrika’dan dünyaya yayılan homo erectus’tan çok daha primitif bir insan türüne işaret ediyor. Bu veriden yola çıkan bilim adamları, insanların atalarının Afrika’dan çıkıp, önce Avrasya’ya göç ettiğini söylüyor. Orada uzun bir evrim sürecinden geçen atalarımız, daha sonra yeniden Afrika’ya dönüp, günümüzden 1 milyon yıl önce de ikinci bir göçle dünyaya dağıldılar. Bir bilim adamı, bu buluşun önemini “İlk Avrupalıların beşiği Gürcistan’dı.” sözleriyle özetledi.

    mynet.com

    link to geocities.com

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. “Iblis cinlerdendi..Ben onlari ne göklerin ne yerin yaratilisinda,hatta ne de KENDIlerinin yaratilmasina SAHIT/TANIK tutmadim”(kef/50/51)

    EVRIM..
    sihirli tas..
    dinsizler dindarlari vurmak,dindarlar da dinsizleri karalamak icin kullanir..

    Allah böyle dilemis öyle olmus problem nerde?
    yada Allah evrim teorisine inananlarin,inandigi sekilde yaratmis burda ki sorun nerde?
    sonucta her iki kesim de bu isin arkasinda bir gücün oldugu noktasinda birlesiyorlar..
    O gücün isimlendirilmesinde ki ayrilik hangi gercegi örtebilir?
    benim inandigim Allah ister dindarlarin inandigi gibi,
    isterse dinsizlerin kabul ettikleri gibi yaratmis olsun Qur´an müdavimleri icin sorun yok..
    imanim da katiyyen bir sarsilma olmaz..
    cünkü O´.. “OL” der ve olur..O´nun icin o bir AN bizim icin milyarlarca yil´a tekabul edebilecegini unutmamak gerekir..

    Merak bu ya;
    Allah´in evrim-le yaratim yaptigi yarin aciga cikarsa,
    “Allah evrim gibi sacma birsey yapmamistir”diyenler
    ne düsünürler?

    Qur´an,
    Canlilari bir tek nefs´ten yarattim der
    sudan der
    sonra ayirdim der
    uzun süre insan olarak anilmadiniz der
    sonrada adem varedip halife ettim der..

    milyarlarca yil süren bir olusum süreci,
    O´nun tarafindan bakinca aslinda bir “AN” seviyesine düsüyor..

    O´nun “OL” deyince dilediginin aninda olmasi diger sözleri gibidir yani laf degil
    “eylem” dilidir..

    bence Qur´an icin EVRIM bir problem degil..
    problem baskalarinin..
    o yüzden bunca yaygara..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Ben sizin evrim teorisini desteklemediğinizi düşünüyordum. Yanılttınız beni, ve de şaşırttınız.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. Gani Bayer
    Bilim ve Ütopya
    Genel Yayın Yönetmeni

    Yiğit Bulut, İsmet Berkan, Mehmet Altan, Harun Yahya ve Diğer Şarlatanlara Yanıt
    “Sokal Vakası”

    1996 yılında Amerika’da entelektüelleri derinden sarsan bir olay oldu.
    Literatüre Sokal Vakası olarak geçen entelektüel skandalda Fizikçi Alan Sokal, saygın Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text´e, baştan sona saçmalıklarla dolu bir makale gönderdi.
    İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazdığı makalede, son yılların meşhur kuramcılarından bol bol alıntı yaptı.
    Modaya uygun şekilde yazısına Aydınlanma eleştirisi ile başladı; fizik, matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz etti ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum olduğunu savundu.
    Yazı dergide yayımlandı; bazı çevreler Sokal’a övgüler dizdiler.
    Sonra ne oldu dersiniz?
    Sokal bunun bir aldatmaca olduğunu, makaleyi tamamen uydurduğunu açıkladı.
    Söz konusu olay, popüler ve akademik basında fırtınalar kopardı, tartışmalara yol açtı.
    Alan Sokal, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor ve bu kuramcıların yazdıklarının anlaşılmazlığının, içeriğin derinliğinden değil, gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını iddia ediyordu.
    BİZİM “ALAN SOKAL”LAR KİM
    Bu olayın hedefindeki kişiler kadar bir derin düşünsel birikim ve etkiye sahip olamamakla birlikte ülkemizde de bilimin kavramlarını; bu kavramlara ilişkin en ufak bir bilgileri olmadan kullanan kişiler ile karşılaşıyoruz.
    Günümüz medyasında bilimsel kavramları, tanımlandıkları alanların dışına çekerek siyasi ve maddi çıkarlar uğruna kullanma alışkanlığı giderek yaygınlaşıyor.
    Bazı kişiler bu kavramları köşe yazılarında kullanarak okur üzerinde etki bırakma peşindeler.
    Bu kavramlar arasında özellikle “Kuantum” son yıllarda fazla revaçta oldu.
    Kuantum fiziğinin terimlerini yanlış bağlamda kullanarak yapılan yanıltıcı, aldatıcı ve hatta beyin yıkayıcı yayınlar bazen topluma zarar verebilecek düzeyde olabiliyorlar.
    Bu yanıltıcı girişimlere karşı toplumu uyarma görevi yine bilim adamlarına düştü. Bu yayınlardaki çarpık mantığı gözler önüne sermek ve biraz da amaçları hakkında toplumu uyarmak bilim adamlarına düştü.
    Konunun vehametini göstermek için Bilim ve Ütopya Dergisi eylül sayısındaki Prof. Dr. Bekir Karaoğlu’nun yazısından bir bölümünü aşağıda sunuyorum:
    MEDYADAKİ ÜÇ KATEGORİ
    “Kuantum konusunda medyadaki yayınları incelediğimde, bunların 3 grupta toplanabileceğini gözledim. Bunları sırayla ele alalım:
    1. Komedyenler:
    Bu kategorideki yazarlar, bu sıfatı kendi yazılarıyla hak ediyorlar, o gülünç yazılarına benim fazla bir şey eklememe gerek kalmıyor. İşte size birkaç örnek:
    İsmet Berkan: “… belgenin üzerindeki imzanın o albaya (Dursun Çiçek’e) ait olması belgenin ne gerçekliğini kanıtlıyor ne de sahteliğini… Yani şu an ki durum, kuantum fiziğindeki meşhur Schrödinger’in kedisinin durumu gibi.” (1)
    Yiğit Bulut: “Türkiye Kuantum günlere gebe: … Schrödinger’in kedisi için, bütün ihtimaller aynı anda var olur; kedi ya ölü ya diri ya da hem ölü hem diridir… Kısacası; her şey aynı anda mümkündür… Türkiye de artık Schrödinger’in kedisi gibi çok olasılıklı bir kutu içinde! 23 ay içinde “gerçek” tekilliğe çökecek ve bir sonuç, bir “Türkiye” ortaya çıkacak!”(3)
    Önce, neden Schrödinger kedisi paradoksunun böyle konulara uygulanamayacağını açıklayayım: Bir kere, kutunun içinde dinamik bir mekanizma var: Kutu içindeki radyoaktif düzenekle, zehirli şişe % 50 ihtimalle kırılacak (veya kırılmayacak) ve sonunda kedi ölü (veya diri) olacak. Yani, kutunun içinde, kediyi ölü veya diri kılacak bir düzeneğiniz olmalı.
    Şimdi, sen Albay Dursun Çiçek’in belgesini kutu içine koysan ne olur, koymasan ne olur? O imzayı, kutu içindeyken, sahteye veya hakikiye çevirecek dinamik bir mekanizman var mı? Yok. Belge nasıl girdiyse (sahte veya hakiki) elbette öyle çıkacaktır.
    Bunlar, bilinmez bir durumla karşılaştıklarında hem ak hem kara diyebileceklerini söylüyorlar ve kuantum teorisini de buna şahit gösteriyorlar.
    Oysa, teoride böyle bir şey yok.
    Teori, herhangi bir ölçme sırasında çıkabilecek tüm sonuçları sıralar ve bunların her birinin gerçekleşme ihtimalini hesaplayıp size verir. Ölçme sonucunda bu olasılıklardan sadece biri gerçekleşecektir, ikisi birden değil. Ama, henüz ölçme yapmamışsan (burası önemli), “sistemin durumunu tüm bu olası sonuçların belli oranda bir karışımı gibi düşün,” der. Bunun bir realitesi yok, ispatı veya doğrulanması söz konusu olamaz, zaten bu yüzden kuantum teorisinin bir aksiyomu olarak alınmıştır.
    Bu yazarların bilmedikleri konularda böyle uluorta yazabiliyor olmalarını, çokbilmiş görünme hevesleri ile açıklamak yanlış olur. Asıl, bu yazarları o köşelere oturtan iradeye bakmanız gerekir.
    Kapitalizmin küreselleşme aşamasında bu irade artık sınır tanımıyor, her şey maksimum kâr amacına hizmet etmek zorunda.
    Bunlara yazılarıyla hizmet eden geniş bir köşe yazarı kadroları var. Ama bu köşe yazarlarının her daim okunmaları, hep gündemde kalmaları gerekiyor.
    İşte bilim, sanat ve kültür kavramları da, içleri boşaltılarak, bu yazarları okunur kılacak birer tüketim malzemesi oluyor.
    2. Tüccarlar
    Bu gruptakilerin kuantum kavramlarla uzaktan yakından ilişkileri yok, sadece “kuantum” kelimesinin cazibesiyle müşteri çekip, kısa yoldan para kazanabilecek tezgâhlar peşindeler. İşte birkaç örnek:
    “Kuantum Düşünce Tekniği ile hakkınız olan mutluluğu elde etmek, sahip olmak istediğiniz her şeyi kazanmak ve tüm bunları kalıcı kılmak sizin elinizde…
    Tüm bu sorunlar için iyileşmeye yönelik destekleyici teknikleri İçeren Kuantum İyileşme Çalışması’na katılmak üzere lütfen bizi … nolu telefonlardan arayarak kayıt yaptırınız.” (3)
    “Kuantum Liderlik Konferansı 5 Mayıs 2008 İstanbul Conrad Otel’de gerçekleştirilecek. Teması; ‘Gelecek 20 yılda şirketiniz ve siz sektörde ve kariyerinizde nerede olmayı planlıyorsunuz?’ ‘Nasıl ebedi şirket olunur?’… Katılım bedeli: 1 kişi 399 Euro + KDV.” (4)
    Bu sektör o kadar kârlı olmalı ki yurtdışından da uzmanlar kuantum saadet dağıtmaya geliyorlar: “Kuantum uzmanı İstanbul´a geldi: ABD’li kuantum fiziği uzmanı, ‘Dr. Kuantum’ lakaplı Dr. Fred Alan Wolf, ‘Kuantum Düşünce Tekniği’ hakkında bilgi vermek üzere İstanbul´a geldi… Wolf, katılımcılarla gerçek hayattan örnekler vererek deneyimlerini paylaşacağını ve ‘deneyimsel öğrenme metodu’ ile başarıya ulaşma yolunda gereken tüm yetilerin günlük hayatta nasıl uygulanacağının ipuçlarını vereceğini söyledi… Semineri düzenleyen … şirketi Biletix´te satışları devam eden 800 YTL’lik biletlerle izlenebileceğini belirtti.” (5)
    Fakat, bu ticaretin yurtdışındaki düzeyi elbette biraz daha yüksek: Dr. Wolf gerçek bir fizikçi; kuantum teorisiyle uğraşırken hayat hakkında geliştirdiği kendi fikirlerini insanlarla paylaşıyor. Bunları kuantum teorisinin buluşlarıymış gibi sunmuyor.
    Mesela, bir soruyu bakın nasıl ustaca savuşturuyor: “Bir basın mensubunun, ‘Zamanda yolculuk yapmak mümkün mü?’ sorusuna Wolf, ‘Yapılması zor olan bu gibi şeylerin, kullanılacak bazı teknikler ve farklı yer-zamanlarda bulunabilme yeteneğine sahip olunmasıyla zihinsel olarak gerçekleşebileceği ve kendisinin de bunu yapabildiği’ yanıtını verdi.”
    Dr. Wolf zamanda yolculuğu somut olarak yapabildiğini söylemiyor, zaten söyleseydi bilim camiasındaki itibarını çoktan kaybederdi. O da para ve şöhret peşinde, ama ince bir köprüde yürüyor.
    3. Beyin Takımı
    Bu gruptaki yazarlar da ikiye ayrılıyor: Birinci alt gruptakiler, kapitalizmin küreselleşme felsefesini ve propagandasını iş dünyasına yayabilmek için kuantum kavramını kullanıyorlar. En faal olanları Mehmet Altan ve Soros’un Türkiye temsilcisi TESEV’in başkanı Can Paker. Birkaç örnek vereyim:
    Mehmet Altan: “… Çünkü bu Newton’un makro düzeydeki anlatımının tamamen tersi, kontrol edilemeyen, karmakarışık, basit olmayan, nedenselliği anlaşılamayan, hareket yasalarını saptayamadığımız kaotik bir yapı ortaya çıktı… Bir kontrat sistemine dayalı iktisadın da bu açıdan ırgalandığı bir dönemdeyiz. Bunun üstesinden gelebilmek için yaklaşımı Quantum düşünce modeli olarak belirtiyorlar… Quantum düşünce modeli nedir, aslında bu kaotik bir yapıda yol almayı sağlayan bir yöntem, bir modeldir. Daha sadeleştirilmiş anlamıyla iş adamları için, herkes için geçerli… A’dan , B’ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de belirgin değil. Onun için de her adımda bütün bu bilgi toplumu, enformasyon toplumu, kavramdan eğitimde sezgiye geçmek dedikleri hadise her adımda bütün mevcut yapıyı ve enformasyonu, bilgiyi yeniden değerlendirip B’nin tanımını, gideceği yolu yeniden tespit etmek. Tabi iktisatta da bütün bu dengenin dışında bu kadar belirsiz bu kadar kural dışı atom altı parçacıklarının işleyişine tabi bir iktisadi yapı bunun bilimsel olarak teorize edilmesi, kavramlaştırılması ve nihayetinde diğer kuşaklara öğretilmeye başlaması noktasından ise uzağız.” (6)
    TESEV Başkanı Can Paker ise, 2008 yılında yaptığı bir konuşmada “…Küreselleşme sürecinde, Newton fiziğinden kuantum fiziğine geçişin sosyal bilimlere de aktarabileceğini…” belirttikten sonra, kuantum fiziğinin belirsizliklerini sosyal bilimlere aktararak yaptığı tespitlerden yola çıkarak, “… merkezi planlamaya ve uzun dönemli programlar oluşturmaya karşı cephe alınması,” ve “Bugün bireyin öne çıktığını, bireyin beklenmedik ve alışılmadığa yönelik sezgileri oluşturması gerektiğini” ileri sürüyor: “Bazı şeyleri önceden planlayıp, atılacak adımları öngörmek yerine, bunlar etkileşim nedeniyle imkânsızlaştıkça bazı patternleri anlamak önemli.”
    Böylece, küreselleşme felsefesini iş dünyasına benimsetme, onları doktrinleştirme çabası içindeler. Arkalarındaki gücün sunduğu maddi imkânlar da geniş.
    Ama, bunların da kullandıkları “kuantum” kavramının içi boş. Bir düşünün: Kuantum teorisi halen atom çekirdeklerinin karmaşık yapısını zor bela açıklamakla meşgul iken, senin küresel kârını artıracak hangi bilimsel çözümleri verebilir?
    Keza, onun fiziki evren problemlerini çözerken kullandığı yöntemler arasından, senin küreselleşme amaçlarına uygun olanları seçip keyfince yorumlayabilecek otoriteyi nereden alıyorsun? Eğer böyleyse, gel, ben sana o fizik yöntemleri arasından “merkezi ve uzun vadeli planlamayı” destekleyen 3-5 tane bulabilirim.
    İkinci alt grupta Harun Yahyacılar var
    Bunlar da modern fizikteki yeni kavramların klasik Newton fiziğinde açtığı gediklerden içeri, kendi metafizik ve dinsel görüşleriyle girme gayreti içindeler. Bir örnek vereyim:
    (Harun Yahya’nın “Materyalizm yıkıma uğramış, yok olmuştur” adlı makalesi): “80 yıl süren insan zekâsının gerçekleştirebileceği en ilginç ve hassas deneylerden sonra kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış olan kuantum fiziğine karşı hiçbir karşıt görüş yoktur…
    Koşulsuz olarak tek gerçek şeklinde kabul edilmiş Newton fiziğinin getirdiği en temel kavramı, mutlak madde kavramını ortadan kaldırmıştır. Eski fiziğin destekçileri, maddenin tek ve gerçek varlık olduğuna inanan materyalistler, kuantum fiziğinin getirdiği ‘maddesizlik’ gerçeği karşısında gerçek bir bocalama yaşamışlardır. Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak zorundadırlar.”
    Harun Yahya takma adını kullanan birden fazla yazarın ortak bir yöntemleri var: Bilim adamlarının görüşlerini özetlerken dürüst davranmıyorlar: onları eksik ifade ediyor, anlamlarını çarpıtıyor veya onlara, hiç söylemedikleri şeyleri söyletiyorlar. Böylece, okuyucuyu istediği kıvama getirdikten sonra, kendi görüşlerini bilimsellik sosuyla bulayıp sunuyorlar.
    Bu çarpıtmayı yukarıdaki alıntıda kolayca görebilirsiniz: Daha 1905 yılından beri, yani Einstein E=mc2 denklemiyle kütlenin enerjiye dönüşebileceğini gösterdiğinden beri, bilim adamları maddenin mutlak olduğuna inanmıyorlar, madde ve enerji birbirine dönüşebiliyor. Keza, 1926 yılından beri, kuantum teorisiyle madde ile dalga arasındaki duvar da kalkmıştır. Yani, “maddenin tek ve gerçek varlık olduğuna inanan” kimse yok. Bu kadar kaba bir çarpıtma olur mu, bunlar hâlâ 19. yüzyılda mı yaşıyorlar?
    Ayrıca, tüm bu modern yaklaşımlar, yine fizik bilimi içinde kalarak devam etmekte, deneyle doğrulandıktan sonra kabul edilmektedir.
    O halde, “Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak zorundadırlar,” ifadesi de ne oluyor? Bilim adamlarının cevabını tahmin edebilirsiniz: “Teşekkürler, ben metafizik almayayım!”
    Aslında bunun tamamen tersi bir durum söz konusu: Eskiden metafizik konusu olan pek çok soru, günümüzde modern fiziğin ilgi alanına girmiş durumda.
    Mesela, “Kütlenin kaynağı nedir?” sorusuna artık kuantum alanlar teorisi cevap verebiliyor: Kütlesi sıfır olan kuarklar ve gluonlardan yola çıkarak proton veya nötronun nasıl kütle kazandığını açıklayabilen teorimiz var.


    Sonuçta, medyada ciddi bir kuantum bilgisi yok, her grup Schrödinger kedisi paradoksu gibi kulak çelen bazı kuantum kavramları kendi amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Kimisi kapitalizmi yüceltmeye, kimisi belli bir dinsel dünya görüşünü yaymaya çabalıyor.
    Bütün bu çabaları bir yerde, “Canım, basın özgürlüğü var, bırak istediğini yazsın.” deyip geçebilirdik. Ama, bu grupların en tehlikeli işlevi şurada: Bunlar, bilinçli olarak, bilimin kitleler gözündeki itibarını düşürme çabası içindeler.
    Pervasızca şunu ifade edebiliyorlar: “Ey insanlar! Bilimin sadece teknolojisini kullanın. Onun sizlere evren, dünya, toplum, siyaset vs. konusunda söylediklerine inanmayın! Her konuda nasıl düşünmeniz gerektiğini sizlere ‘biz’ söyleyeceğiz!”
    Böylece, sahip oldukları gazete ve televizyonlarıyla, kendi görüşlerini insanların beynine her gün, tekrar tekrar çekiçle kazıyorlar. Sade bir vatandaş, her gün ve her gazetede bu yalanları gördükçe ne düşünür? Elbette, sonunda bunların doğru olduğuna inanacaktır.
    Bilim adamlarının gerçekleri, böyle çikolata soslu formüllerle sunabilecek imkânları yok. Onların uyarılarını yalın bir dille ben şöyle ifade edeyim:
    Eğer, kitleler rehavet içinde bunlara kapılırlarsa, bilim süzgecinden geçmemiş fikirlerin ve ideolojilerin peşinden giderlerse, gelecek kuşakların kölelikten başka kaderleri olmayacaktır. (BİLİM VE ÜTOPYA)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. Sevgili Xenix, Demişsiniz ki;

    ”Evrim konan kurallar içinde kalır öngörüsü doğru olamaz, çünkü evrim değişen şartlara göre belirlenir. Burada belirlenir derken biri tarafından değil tabiki, değişen şartlara uyum açısından ele almak lazım.”

    Yani evrim değişen çevreye uyum sağlar, adapte olur kısacası….

    ”Düzen dediğimiz şey bizim zihnimizin ürünüdür. Doğada düzen falan yoktur, hele mikro ölçeklere indiğinizde bu düzensizlik çok daha fazladır.”

    İşte.. Burda çok büyük bir mantık hayatası yaptınız… Oratada bir düzen yoksa neden değişen çevreye uyum sağlayan (düzenli) bir evrim var?
    Hani düzen dediğimiz şey bizim aklımızın ürünüydü?…
    Ahh korkarım evrimde bizim o küçük kafacığımızın ürünü…

    Yani ortada düzen var, evet kesinlikle var… Ve şunuda anlamış değilim mikroda birçok düzensizliğin olduğunu söylüyorsunuz… İyide o kadar düzensizlik aslında bir araya gelerek bir düzeni oluşturuyor… Yani bir puzze gibi.

    Aslında bu konu üzerinde tartışmakta çok komik… Yani Düzen olsun, olmasın… Bu Tanrıyı yani ALLAHI etkilemez… Çünkü ALLAHIN bir şeyi yapması için düzene de ihtiyacı yoktur. ama O yinede biz anlayalım diye bir düzen koymuş ortaya…

    Sakın yine zihnimizin ürünüdür demeyin.. Bakın evrimin bile bir düzenli ürünü var…. Ve ister zihnimin ürünü olsun, ister olmasın… Bu da hiçbirşeyi ilgilendirmez. Biz insanların zihni buna göre programlanmışsa bırakalım başka kurallarıda zihnimizin kurallarına göre bakalım… 😉

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Değişen çevreye uyum sağlayıp adapte olan şey “evrim” değil, evrime konu olan canlılardır, öncelikle bunu düzeltmek lazım.Ayrıca evrimin herhangi bir türü özellikle imal etmek gibi bir amacı da yoktur.Su akar kayayı oyar,ama ne kaya kendisini yontsun diye suyun altına yatmıştır, ne de su onu yontmak için kayanın üzerinden akmıştır.

    Belki söylediğiniz gibi, evrim o küçücük kafacığımızın bir ürünü olabilir, ama yeryüzündeki canlılığın kökenlerine yolculuk yapmak isteyenlerin binebilecekleri bir başka gemi de maalesef yoktur.

    Biyolojik bir big-bang var da biz mi bilmiyoruz?

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Düzen aynen gamaro’nun verdiği örnekteki gibidir. Taş atarsınız gider bir noktaya düşer. Bu bir düzeni göstermez, atılan bir taşı ve düşen bir noktayı gösterir. Siz bunu düzenliydi oraya düşmesi dersiniz bir başkası oraya düştüğü için siz düzenli birşey sanıyorsunuz der.

    Düzeni düzensizliği Allah ile ilişkilendirmiyorum zaten. Allah düzensiz sistemleri de sevebilir.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. Eski yunandaki ilkel materyalistler de bazı şeyleri bilemiyorlardı.Örneğin neydi gökleri gürletip yağmuru yağdıran, ya da depremleri olduran şey, çözemiyorlardı.Ama en azından yöntemsel olarak doğru bir duruşları vardı ve bu süreçleri Tanrıça Hera’nın kocası ile falan ilişkilendirmeye de çalışmıyorlardı.

    Peki benzer durumlar için sizin öneriniz nedir?

    Mesela yaşamın kökenini,yeryüzündeki canlılığın ortaya çıkışını ve gelişimini anlayabilme derdinde olanların yapması gereken ne olmalıdır size göre?

    Tarih bundan 500 milyon yıl kadar önceydi, ve ilk memeli grubu gökten zembille yeryüzüne indi..HEPİ TOPU BU MU YANİ??

    Biraz ironik olacak ama, daha evrime gelmeden çözmeniz gereken kocaman bir “gemi” sorunu var sizde.Bir gemi tasarlayın ki, içerisine yeryüzündeki bütün canlılardan birer çift sığsın..Allah kolaylık versin..

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. xenix adlı arkadaşım allah dediğin şeyi nasıl ispatlıyorsun? sürekli sanki somut bir gerçekmiş gibi vurgluyorsunda.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  26. Quran
    Allah´in gerçeklikle takdir edilemediğini söyler..

    Allah´i
    gerçeklikle takdir edememek temelde sadece müslümanlarin sorunu değil insanliğin bir sorunudur..

    takdir ettiginiz bir şeye
    Allah
    Yehova
    God
    Brahma
    Ulu Manitu (vs.)
    gibi adlar vermeniz önemli değil gerçekte..

    Önemli olan
    herhangi bir ad verdiğiniz ve “yaratıcı” dediğiniz bu şeyi nasil ve ne kadar takdir ettiginizdir..

    Ehli Sünnet milleti
    kendilerinden başkasina pek sicak bakmayan bir Allah takdirine
    sahip..

    Yahudi milleti
    kendilerinden başkasına pek sıcak bakmayan bir Yehova takdirine sahip..

    Hristiyan milleti
    kendilerinden başkasina pek sicak bakmayan bir The God takdirine sahip..

    Ateism milleti
    kendilerinden başkasina pek sicak bakmayan bir Universal Prensipler ölcüsüne/takdirine sahip..

    gerçekte
    ölcüler/takdir bireyseldir..

    Bir bireyin ölçüsünü/takdirini doğru kabul etmek
    kisinin kendisine ihanet etmesidir..

    O´nun adı ne mi?

    Allah = El-lehu “O” demek zaten..
    Sadece “O”..

    slm.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  27. Sn. yalancı_zerre, okumuyorsunuz galiba yazıları?

    (ebubekir milleti,
    kendinden başkasına pek sıcak bakmayan bir vahiy takdirine sahip :)) (umarım alınmazsın) )

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.