GÜÇ MÜ HAK MI?

Güç, hak…
Hangisi hangisinden doğar?
Hak mı güçten doğar, güç mü haktan doğar? Güçlü olan mı haklıdır, haklı olan mı güçlüdür? Ya da hiç biri mi?
Yani sondan baktığımızda, hak emekten doğar. Ama emek çabasının temeli de güce dayalı değil midir? Hakkı korumak için güç gerekir. Güç kullanmak için de haklı olmak gerekir.? Bir dolu soru var.

Evet, güç ve hak konusunda neler söyleyebilirsiniz?

25 yorum “GÜÇ MÜ HAK MI?”

  1. Forumu açtıktan sonra gezerken, bir Arap ataözü ile karşılaştım:

    “malik’in (hakim sınıfın) sözü, sözlerin de malikidir”

    Tıpkı bunun gibi işte, “hakim olan haklıdır” diyor bir anlayış…
    Örneğin, 1071’de Türkler Anadolu’ya girerlerken haklı mıydı güçlü müydü?
    Haksız idilerse şimdi geri mi dönsünler? Bunu kim belirleyecek? Güç mü hak mı?…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  2. Hüseyin,

    Gücün kadar haklısındır. Hep böyle olagelmiştir. “İyi! tanrı” hep güçlüden yana olmuştur. Kalanlar için güçlüden iane istenir.

    İşin temel kabullenemez durumu ise gücü tanrıya devretmektir; Gasp yapılır, Güç alacağını almıştır. Hak iddiası güce atfedilirken aniden “tanrı böyle isteyivermiştir” denilip devir teslim töreni gerçekleştirilir. Geri dönüş yoktur artık… Toprağını koruyamayan zavallılar için ağıt yakacak biri bile bulunamaz. Yer değiştirme gerçekleşmiştir. Merakımız burada başlar (aslında hiç başlamamıştır.) Tanrı hoşnut mudur ? Torunların torunu için hak “kan” ile sulanmıştır. Kimse “kimindi?” sorusunu artık sormaz…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  3. Hep böyle olageldiğini, tarihi incelerken görüyoruz oikOs. Gücü toparlayan ister birey, isterse sınıf kendi hukukunu yazagelmiş.
    Peki bundan sonra nasıl olacaktır?
    Gelecekte nasıl olacaktır?
    Doğmamış çocuğa don biçmek olmaz elbet ama, biraz düş jimnastiği yapmak yararlı olacak gibi…
    Söz yalan, güç gerçek… Güç arta kalan, söz havalanan… Gerçeğin sözü sildiği gibi, güç de hakkı siliyor… Her gerçeklik kendine uygun sözü söylerken, her güç kendine uygun gördüğü ve hakim olduğu “parçayı” hak kabul ediyor…

    Bu sorunun günümüz koşullarında, uygun ölçüler içerisinde ortaklaşılmış yanıtı, bir çok toplumsal soruna yaklaşırken iyi bir anahtar olacaktır diye düşünüyorum. Ulusların kaderini tayin hakkından tut, bir diğer forumda tartışılan Ayasofya’nın ne olması gerektiğine kadar… Çok geniş bir yelpazede…

    Dur bakalım forum katılanları ne diyecekler?….

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  4. Objektif (doğanın gözünden) bakıldığında HAK diye bir şey var mı ki??

    Bence hak dediğimiz şey kendi oluşturduğumuz subjektif bir yargı. Bir şeylerin hak olduğuna inanıyoruz, hepsi bu. İnançtan öte hak yok evrende.

    (Ama güç için aynı şeyleri söylemeyiz.)

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  5. Hakkın irade ile bir ilgisi var mı? Hak dediğimiz şey “öğretilmiş bir sanı” sadece. İnanç.

    Eğer hakkı, yaptıklarımızın sonucu veya ektiğimizi biçmek gibi kastediyorsanız irade ve eylemlerimizin sorumluluğu bakımından o zaman düşünülebilir. Fakat bu seferde hak arayışına ihtiyaç kalmaz. Yani eğer ne ekersek onu biçiyorsak, neyin hakkını arıyoruz ki daha?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  6. güç’ün de hak’ın da hayata geçmiş biçimleri yanıltıcı olabilir. Uygarlığın geldiği yerde baktığın, ölçüt aldığın paradigmalar bu iki kavrama anlam biçmeye yarayabilir. Güçlü ve haklının fonunda yine iyi ve kötü paradigması vardır; insanlık tarihinin algılanış paradigması da budur sanki…
    kesin olan hak’kın ne oduğu, haklı’nın kim olduğu değil, haklı olmanın güç verdiğidir. Haklı olmanın temelinde yanlışlık olması güç vermesini engellemiyor.
    kesin olan güç’ün ne olduğu, güçlü’nün kim olduğu değil güç’ün nasıl kullanıldığıdır. Güçlü olmanın temelinde zayıflık olması bile hayata geçmiş gücün sonuçlarını etkilemiyor.
    güç somut, hak soyut kaldığı sürece birbirlerini bütünleyen iki çelişki gibi görünmüyor. Güç ve hak arasında genel geçer söyleyebileceklerimizin dışında başka iletişimler var gibi görünüyor.

    ( konuyu ilk okuduğumda tarihi öğretmen edip kolayca yanıtı bulup sorunun sınavını geçeriz diye düşündüm ama bu Aktaş’ın zekasına saygısızlık olurdu)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  7. İnsan iradesi “doğanın gözü” içerisinde değil midir xenix?…
    Aram, iltifatına mazhar olmak hoş, teşekkür ederim…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  8. İlginçtir güç hak yada haksızlık tanımıyor. Güç kimdeyse haklı bir anda o oluveriyor. Hayatın gözünde haklı yada haksız olmadığı gibi haklı olamaya biraz fazla çalışan güçlü oluveriyor. Bu ne yaman çelişki!!!

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  9. Hakkın çoğu zaman gasp ile başlaması, haklılık psikolojisinin de aslında bir gasp güzellemesi olduğunu düşündürmüyor değil.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  10. Hüseyin,
    Bu konu aynı ölüm gibidir. Hani ölüm sonrası belirsizlik veya hiç ölmeyecek gibi yaşamak gibi…

    Güç her yer değiştirmede kendi doğasını kullanır. Oraya buraya işemiştir. Tıpkı bir aslan veya karıncalar gibi; diğerleri giremez. Yer artık onundur. Evrim gerçekleşene kadar…

    Spinoza’ya göre iki birey bir araya gelirse güçler birleşir ve daha çok hakka sahip olurlar. (demokratik gözüküyor değil mi?) Daha fazla kolektif birleşim doğa üzerinde daha fazla hak demektir. Kolektif olurlar zira aynı temel korkuları ve güvensizlikleri paylaşırlar. (Nereye kadar ?)

    Ve bana göre Hüseyin diğer tüm eylemler (Özgürlük – Hak gibi) birer kavramdan öte değeri olmayan yanılgılar dizinidir. Hala işediği yerde dolaşan, aynı yere pisleten ve sonra tekrar yiyip tekrar pisleten varlıklarız.

    Çoklugun gücü kavramsallastirmasi, Spinoza’nin bizim için tasidigi degerin billurlastigi yerdir: politik bedenin sahip oldugu gücün, çoklugun gücünden ayirt edilemezligi. Spinoza’nin dert edindigi politik mesele (Machiavelli’de oldugu gibi), çoklugun sahip oldugu arzularin askin bir iktidar tarafindan nasil maniple edilecegi, nasil yönetilecegi degil, çoklugun, doganin içsel zorunluluk yasasini anlayarak kendi arzularini nasil yönetecegi ve bu anlamda nasil özgürlesecegidir. Spinoza bize, modern özgürlük kavraminin tersine, pozitif bir özgürlük kavrami sunar.

    Burayı eleştirirsek, spinoza’nın hayalci olduğunu söyleyebiliriz. İnsan doğasının oto-programı tüm bu politik söylemlerin (felsefeci burada politika yapıyor) dışındadır ve dışında kalacaktır. İnsanın temel sorunu kavramlara atfettiği yabancı değerlerdir. Hürriyeti, toplumun kolektif kısmı tarafından kısıtlanmadığı müddetçe herhangi bir politik problemin kendisi değildir. Demokratik katılımcılığı ise bir sonraki tecavüzcünün ne zaman geleceğiyle orantılı bile değildir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  11. Güncel yaşam içerisindeki algıların, ifadelerin, tanımların çok dışında şeyler var demekki… Örneğin “hak diye bir şey yoktur, yalandır” diyen arkadaşlar, öyle sanıyorum ki, güncel yaşam içerisinde, “haksızlık bu”/ “sen hangi hakla bu işe karışıyorsun” / “sana ne kardeşim, hakkımı arıyorum” gibi çıkışları olabilen arkadaşlardır…

    Konu çok mu ürkütücü ya da yanlış yapmaktan korkutucu? Bir çok arkadaş yazmadı da.
    Evet düşünmeye başlayınca zaman zaman bir girdap içinde buluyor insan kendini. Ancak ben hak kavramının yalan olduğunu düşünmüyorum. Güç kadar gerçek olduğunu düşünüyorum… (Yalan da gerçektir aslında…)

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  12. Sevgili Aktaş. Ben hakkın yalan olduğunu söylemedim. Bir inanç şeklinde oluştuğunu söyledim. Fiziksel bir şey değil. Zihinsel bir şey.

    Elbette haklı olduğunu düşünmek insana güç katar. Tıpkı diğer inançların insana güç katması gibi. Şehit olma inancıyla savaşan askerlerin güçleri kat kat artar. Dava inancıyla beslenenlerin de gücü artar. Ama güçlü olmak için bir yöntem olsa da haklılık; “evren seni ayıklarken” inancına bakmaz, gücüne bakar.

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  13. Eğer grubun çoğunluğu senin ölmenin bir hak olduğunu düşünüyorsa, bunun adı hak olacaktır. Çoğunluk gücü ve kendi olağan hakkı’nı oluşturmuş olacaktır.

    Denir ya; Hak verilmez alınır. Nasıl? Gücü oluşturunca…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  14. Haklı olan güçlü olmayabilir, güçlü olan da haklı olmayabilir, ikisi arasında bence bağlantı yok.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  15. Verilen örneklerde bence güçlü olan hakkını almıyor, haksızlık yapıyor.
    Güç hakkı siler noktasına da katılmadığımı söylemek istiyorum. Öyle olsaydı Sokrates’ı idama mahkum eden Atinalılar bugün haklı, Sokrates haksız kabul edilirdi. Binlerce yıl sonra güçlülerin infaz ettiği Sokrates’ın, güçsüz ve haksız olduğunu hangimiz iddia edebilir.

    Hak nedir konusunu kısa ve öz olarak Galileo’nun: “Ben desem de demesem de dünya dönüyor.” sözü ile açıklayabiliriz sanırım. Hak ve haklı olmak bence böyle birşey.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  16. Hergün ve belkide her saat başı, meydana gelen bir olay kesiti ile, konuya dahil olursak eğer, “TRILİNK” buna çok güzel bir örnek teşkil edebilir.

    Poker oynayan ve epey bir ütüldüğünü gören mafya babası,
    ortada hayli bir para biriktiği an da; karşı tarafın restini görür..
    Karşı taraf, “FLOŞ” der ve elini açar.
    Mafya babası da, bir elinle belindeki tabancayı çıkarıp masanın üstüne koyarken,
    bir taraftan da elindeki beş benzemezi açar ve “bu da TRILİNG” der. Masanın üstündeki tüm paraları önüne çeker.

    Şimdi, hak mı? güç mü? gibi, sarmal bir konuymuş gibi duran, ama cevabı çok basit olan bu konudaki örneklere basitce bakalım.

    ABD, hergün bir yerlere “TRILİNG” der.
    Ruslar, hergün bir yerlere “TRILİNG” der.
    Hitler bir zamanlar, hergün bir yerlere “TRILİNG” demiş.
    Osmanlı bir zamanlar, hergün bir yerlere “TRILİNG” demiş.
    İngilizler bir zamanlar, hergün bir yerlere “TRILİNG” demiş.
    Kenan Evren de bir zamanlar, “TRILİNG” demişti.
    Ve bu örnekler çoğaltılabilir.

    Belki de tarih boyunca “HAK’ kını güce çeviren, tek bir kişi ve ulus çıkmış; Kim mi?

    Tabiki; M.KEMAL ATATÜRK ve onun ulusu…. Fakat bu örneğe, “istisnalar kaideyi bozmaz” demek lazım.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  17. Teşekkürler Statik:)
    Şu konuyu bir toparlayayım, bir şeyler yazıp bırakayım diyordum, vaz geçtim, bir süre daha bekleyeceğim…
    Hemen koparmamak gerek, bu “kavun” daha çok mineral toplayacağa benzer:))

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  18. …Üzülünce hapı yutmuşsunuz demektir. İşte bu yüzdendir ki iktidarlar yönetilenlerin üzüntülerine ihtiyaç duyar. Endişe hiçbir zaman zeka ya da canlılık kültürünün oyunu olmamıştır (…) Öyle kudretsiz insanlar vardır ki; işte tehlikeli olanlar onlardır. işte onlardır gücü, iktidarı ele geçirenler. Ve kudret ve iktidar mefhumları birbirinden o kadar uzaktır ki, iktidar insanları, iktidarlarını sadece başkalarının üzüntüsü üzerinde kurabilen gayrı muktedirlerdir. İktidarlarını başka türlü inşa edemezler. Üzüntüye ihtiyaç duyarlar. Kölelerden başka kimse üzerinde hakimiyet kuramazlar. Ve kölelik tam anlamıyla kudretin azalması rejimidir. Sadece üzüntü sayesinde hükmeden , gücü bu şekilde elde edebilen; sadece “nedamet getirin”, “birinden nefret edin”, “nefret edeceğiniz kimse yoksa kendinizden nefret edin” diyerek düzen kuran insanlar vardır (Spinoza üzerine onbir ders-Gilles Deleuze, Kabalcı yay. sayfa: 40,70,71. eXlibRis/oik0s)

    Marsseh: Bugün bu cümlelerin altını çizdim…Spinoza’ya göre üzüntü herhangi iki nesneyi ya da iki ruhu bir olmaktan alıkoyuyor. Spinoza, tüm üzüntüleri bizi “eyler kılan” potansiyeli azaltan neden olarak görüyor…ve düşününce “üzüntü” gerçekten iktidarın vazgeçilmez argümanı…mutluluk ve kahkaha yerine sonsuz mağduriyet, gözyaşı ve üzüntü….fakat; Spinoza iktidar -bir anlamda güç sahibi- olanları aynı zamanda gayrı muktedir buluyor -eyleyemeyen-burası bence bir “güç ve hak sorgusu” için önemliydi…katkı olsun diye…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  19. Mesela İzmir, İstanbul yunanlıların hakkı mı?

    Van, ermenilerin hakkı mı?

    xenix

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  20. İnsanın, kendinden daha az gelişmiş hayvanları yeme hakkı, gelişmiş ülkelerin kendinden daha az gelişmiş ülkeleri sömürme hakkı ile benzeşir mi?

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  21. xenix güzel bir soru sormuş. Yanıt olarak; “Tıpatıp aynıdır” desen şimdi, herkes “olur mu öyle şey” diyecek…
    Ama garip bir şekilde, insanların farkına varmadığı bir şekilde aynı öyle oluyor.

    Ya da bu dünyayı dışardan gözetleyen bir göz bu dünyada olanları bir diğer dünyaya aktarırken, ne derdi acaba?

    Sanırım şöyle aktarırdı:
    Öncelikle bu dünya dönüyor!
    Dünyanın içinde ise dünyalar dönüyor!
    Her hayvan bir diğer hayvanı yiyebiliyor. Her hayvan bazı bitkileri yiyebiliyor. Daha güçlü olan daha zayıfı yiyor.
    Bir de ülkeler diye bir sürü var. Her ülke kendinden zayıf olan ülkeyi yiyor.

    Yani doğada hak yok güç var. Bazı hayvanlar kendini korumak için hak diye bir sözcük uydurmuşlar, bu sözcüğün büyüsü ile bir arada durmaya çalışıyorlar. Bir arada olmayı başarınca güç de kazanıyorlar… Ama bu kez de onların arasında gücü eline geçiren diğerlerini yemeye başlıyor. Her şey bir anda tersine dönüyor, bir şeye karşı olan, bir süre sonra karşıtına dönüşüyor…

    Bu hep böyle sürecek mi acaba, yoksa bir çaresi bulunacak mı?
    Bu başlık bu soruya yanıt arıyor!…

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  22. Her güçlü ülke kendini tanrının sözü, kılıcı, uygulayıcısı, adalet dağıtıcısı gibi görmeye başlar. Tıpkı her insanın tanrıdan dolayı kendini hayvanlardan üstün görmesi gibi.

    xenix: Takiplerim

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  23. Murphynin altın kuralı: Altını olan kuralı koyar.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  24. “Hakkın irade ile bir ilgisi var mı? Hak dediğimiz şey “öğretilmiş bir sanı” sadece. İnanç.

    Eğer hakkı, yaptıklarımızın sonucu veya ektiğimizi biçmek gibi kastediyorsanız irade ve eylemlerimizin sorumluluğu bakımından o zaman düşünülebilir. Fakat bu seferde hak arayışına ihtiyaç kalmaz. Yani eğer ne ekersek onu biçiyorsak, neyin hakkını arıyoruz ki daha?”

    Çok vahşice görünse de gerçeğin böyle olduğunu düşünüyorum ben de. Hak kişisel bir inançtır.

    Güçlü olan gücü kadar haklıdır, gerisi stratejik atışlardır gücü verimli kılmak için.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.
  25. Güç mü, hak mı? sorusu kolay bir soru değil. Cevaplamak için de çok kazmak gerekiyor.

    Ben buna nicelik mi nitelik mi sorusu da diyorum. Nicelik daha somuttur, daha kolay ölçülebilir, daha kolay gözlenebilir. Etkisi doğrudan ve güçlüdür/sarsıcıdır. Nitelik ise zor görünür, zor bulunur, zor ölçülür, ama uzun vadede hep kazanır.

    Düşündüğüm sistemde
    1. Fiziksel
    2. Duygusal
    3. Zihinsel
    4. Ruhsal/inançsal (inançlar çerçevesiz düşüncelerdir)

    gibi bir yapı var. Bu yapıda da alt basamakların gücü ve etkisi doğrudandır ve açıkça görülebilir. Ama üst basamaklar alttakileri yönetirler. Fiziksel olan o an için güçlüdür ama gücü giderek azalır. Hak veya adalet, denge ile aynı şeydir, ve herşey eninde sonunda dengelenir. Bu etki, baştan sıfırdan başlasa bile (doğada gözlemlendiği veya gözlemlenemediği gibi) zaman içinde giderek güçlenir, hatta etkisi üstel olarak artar denebilir.

    Basit bir örnek ilişkiler konusu. Baştan fiziksel olan dikkat çekicidir, ama uzun vadede inanç/düşünce/duygu bazında uyuşamıyorsanız, fiziksel olanın etkisi artık giderek daha az anlamlı olmaya başlar.

    Üst basamak altı yönetir dedim. İnançlarınızın çizdiği çerçevenin dışına çıkamazsınız, düşünceleriniz hep bu çerçevenin içinde döner. Duygular da zihinsel ile fizikselin etkileşimi ile doğuyor gibi.

    Nitelik veya denge/adalet/hak ne zaman ve nasıl ortaya çıkar peki. Varlıkların bakış açısı ne kadar fazla bütünlük taşırsa/taşımaya başlarsa o oranda ortaya çıkar. Bilinç geriye gitmez. Herzaman ileri gider, gelişir. Geriye gidiyor gibi gözükenler sadece geçmişte atladığı yerler için boşluk doldurmadır. Böylece bilinç her zaman daha bütüne doğru gidecek. Böylece de dengeye/niteliğe.

    Bütünlüğün son noktası herşeyin bir (ve sonsuz) olduğunun farkına varılmasıdır. Bir’den daha bütün birşey yok. Eğer herşey aynı şeyse, başkasına yapılan şey kendime yaptığım şeydir. Ben sadece bakış açım ve izleyebildiğim etki-tepki zinciri tekrar bana ulaşmıyor sandığım için, ve kendimi varolup sonra yokolup gidecek bir varlık sandığım için bunun farkında değilimdir.

    Reply link does not work in your browser because JavaScript is disabled.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.