Şimdinin Gücünden Alıntılar

..Zihin aslında hayatta kalmanızı sağlayan bir makinedir.O,diğer zihinlere saldırıya da onalara karşı kendini savunma,bilgi toplama,depolama ve analiz etme konularında iyidir,AMA KESİNLİKLE YARATICI DEĞİLDİR.Tüm gerçek sanatçılar, bunu bilseler de bilmeseler de ,bir düşüce-sizlik yerinden,içsel SESSİZLİKTEN yaratırlar.Zihin sonra yaratıcı dürtüyü ya da iç görüyü şekillendirir,ona form verir.Büyük bilim adamları bile yaratıcı hamlelerinin zihinsel bir sessizlik zamanında geldiğini bildirmişlerdir.
…Böylece, diyebiliriz ki bilim adamlarının büyük çoğunluğunun yaratıcı OLMAMALARININ basit nedeni onların nasıl düşüneceklerini bilmemeleri değil,düşünmeyi nasıl durduracaklarını bilmemeleridir.
Dünya üzerindeki ya da bedeninizde ki yaşam mucizesizihin yoluyla, düşünme yoluyla yaratılıp sürdürülmemiştir.Burada açıkça zihinden çok daha büyük bir akıl ve zeka iş başındadır.Nasıl olur da,bir inçin binde biri büyüklüğünde bir insan hücresi,DNA ‘sında her biri 600 sayfadan oluşan BİN kitabı dolduracak kadar bilgi ve talimatlar içerebilir?Biz bedenin işleyişi hakkında daha çok şey öğrendikçe,onun içinde işleyen zekanın ne kadar engin olduğunu ve bu konuda ne kadaraz şey bildiğimizi daha çok fark ediyoruz.Zihin onunla yeniden bağlantı kurduğunda, olağanüstü bir alete dönüşür.O zaman kendisinden daha büyük bir şeye hizmet eder.

20 yorum “Şimdinin Gücünden Alıntılar”

  1. İçsel söyleşimizi durdurduğumuzda dünyayı da durdurmuş olacağız. Don Juan içimizdeki bir yanın ondan korktuğumuz için her daim kilitli olarak tutulmakta olduğunu ve ussallığımızın o yanımızı deli bir akrabamız gibi bir mahzende kilitli tuttuğunu söylemişti.
    Bu durumda, deli akrabanın üzerimize çullanmasını önlemek için tek çare sonu gelmez içsel söyleşileri kendimize kalkan etmekte olduğumuz son kerte anlaşılabilir bi şey.
    O halde, sonsuz iç gevezelik bizi koruyan bi şeyse neden onu bırakmamız ve ikinci dikkate girmemiz öneriliyor?!
    Cevabı sorunun içinde değil mi?
    Kişinin ikinci dikkat hakimiyeti olabilmesi için yeterli erki var ise, birikmiş ise, dünyayı durdurabilir, yoksa iç söyleşiye ve gurdjieff’in değimi ile uyumaya devam etmesi onun hayrına olacaktır.
    *
    Düşünün doğduğumuzdan bu yana ne kadar çok şey gördük, duyduk, okuduk, kokladık ve okşadık. Hatırımızda kalan ise çok ama çok az şey bütünle karşılaştırdığımız takdirde.
    Geçen akşam şöyle bir düşündüm, neden bazı şeyler aklımızda kalmış da diğerleri ortada yok diye. Sanırım bütün bu bilgiler kaydedildiği duygunun yoğunluğu ile orantılı hatırlanabiliyor. Yoğun duygu ile saklanmış olanlar bilinç üstünde ya da bazen pek kaçınılacak şeyse bilinçaltında muhafaza ediliyorlar. Duygu barındırmayanlar ise beynimizin kıvrımları arasında rastgele tutunmuş oluyorlar. Ve kuvvetli bir kıvılcım gelip onları aydınlatana kadar hiç yok gibi oluyorlar.
    Aslında bu, ANDA yaşamaya alışkın olmamamızla doğrudan ilintili geliyor bana. An’da bişeyler olurken biz zihnimizin takılmış olduğu (ciddi ya da önemsiz, farketmez) bi yerde oluyoruz. Dünya bize herşeyi tastamam söylüyor ama ona odaklanacak gücümüz yok.

    DJ’nin söylediği gibi “iç konuşmalarımız” bizi sürekli meşgul ediyor ve aynı zamanda kafayı yememek için koruma kalkanı oluyor J

  2. Sevgili Agnia,içsel söyleşimizi durdurduğumuzda dünyayı durdurmuş olacağımızı, içmizden bunun bizi korkuttuğunu söylüyorsunuz.
    Hemen aklıma şu geliyor:Bizi kotkutan asıl şey nedir?
    Kendini asla tam ve bütün hissetmeyen,doymak bilmeyen, sürekli tamamlanmak arzusuyla oraya buraya saldıran EGO olmasın.E.Tolle,egonun korkuyla beslendiğini ,her türlü korkunun egonun ölüm korkusundan kaynaklandığını,”ölmeden önce ölünüz,ölüm diye bir şey olmadığını görünüz ” diyerek ego ölünce asıl doğamıza kavuşacağımızı söyler. Bu elbette çok aşkın bir durumdur ve özel ‘görevlendirilmiş ‘ insanların işidir diye düşünüyorum.
    Acaba ,zihin egomuza mı hizmet ediyor? Ya da biz buna izin mi veriyoruz?Tolle, zihni havalandırma gürültüsüne benzetir ve o sustuğunda ne kadar gürültü yapıp baş ağrıttığını fark edersiniz der.
    Bu arada Sevgili Agnia,bir yazar olarak sizden ve sitede ki diğer sanatçı arkadaşlarımdan öğrenmek istediğim bazı şeyler var.
    -Sizler, yaratımı meslek edinmiş kişilersiniz. Sıradan insanlarda yaratımlara sahiptir, kuşkusuz;fakat sizler yaratımlarınızı başkalarıyla daha çok paylaşmak ve asıl doğamızı bize işaret etmekle görevli insanlarsınız.
    -Yaratırken ,içsel sessizliği deneyimliyor musunuz? Her şey devreden çıkıyor, siz ve O KALABİLİYOR MUSUNUZ?
    Paylaşırsanız zihnimle değil,kalbimle sizi anlamaya çok hevesliyim. Sevgilerimle..

  3. Egonun ölümü bildiğimiz kendi dünyamızın da ölümü anlamına gelir, geride ne vardır onu pek bilemiyoruz, ufak ufak sezmekle yetiniyoruz şimdilik. Tolle’un ego konusunda söyledikleri gayet doğru ve zaten tüm mistik ve dini söylemler de bunu evvelden beri tekrar edip dururlar.
    Benim dikkat çekmek istediğim ise şuydu; İç söyleşi dediğimiz, zihnimizde susmak bilmeyen konuşma bizim, Toll’un müjdelediği ŞİMDİ ile buluşmamızı engelliyor. Bir başka jargonda Don Huan Matus buna “Dünyanın durdurulması” işlemi der. Dünya nedir ki, neden durdurulmalı ki sorularına cevap aramalıyız.
    Böyle yavaş yavaş, soru cevap gidersek daha hoş olur gibime geliyor.
    Dünya nedir?

  4. “iç konuşmalarımız bizi sürekli meşgul ediyor ve aynı zamanda kafayı yememek için koruma kalkanı oluyor”

    Yok…Müsade ederseniz, ben buna katılamayacağım.

    Konuşmayı bilmeyen insan (primat-insansılar veya herneyse); çoktan çıldırmış olmalıydı diye düşünüyorum. Düşünce-dil bağlantısı oldum olası ilgimi çeken bir konu olmuştur. Pek bi sonuca ulaştığım söylenemez ya neyse…Genelde el hareketlerinin yetkinleşmesiyle düşüncenin doğduğu söylenir. Buna da katılamayacağım.

    Zaten hücre bilgilerimizde yer alan bir eylem olmalı “konuşma yetisi” Hatta bir gün çiçekler böcekler bile konuşmaya kalkakabilirler… Düşünsenize vıdı vıdı konuşan bi saksı… Çekilmez olur bu dünya … (sünger bob ile insan hücresi arasında pek bir fark yokmuş)

    Şaka bir yana, egomu seviyorum ben…Olmasaydı ben olmazdım. Bana yemek yediren, hayatta kalmamı sağlayan, sevgiyi öğreten egomdur. Onsuz bir hiçim ben, Ego özümdür, tam tersine özümün tam olarak ne istediğini bilmiyorum ben, egomu anladığımda hücrelerim bana itaat edecek. Ve bir şeyin durmasına ihtiyacım olmayacak.

    Ego=Yemek yemek
    Yemek yemek = Aşk
    Ego = Aşk

    Aşkla kalınız

  5. Konuşmayı bilmeyen insan (primat-insansılar veya herneyse); çoktan çıldırmış olmalıydı diye düşünüyorum.

    sevgili oikos, primatlardan bu yana çok su aktı 🙂 Tüfek icad oldu mertlik bozuldu ve fakat bu da yanlış değil çünkü ne bildiğinizi bilmediğinizde yaptığınız hiçbişeyden farksızdır. Yani farkındalık için bu bedel ödendi! Hangi bedel? Düşünmek tabi ki 🙂
    Şimdilerde durumu toparlama vakti geldi, primatların bilmeden yaptığını biz bilerek yapmaya niyetleniyoruz.

  6. saat kaç: şimdi,
    nerdesin: burdayım

    bunu bi kitapta okumuştum, adı aklıma gelmedi şimdi, zihni geçmiş yada gelecekte uçmaktan kurtaracak güzel bir formül,zihin oyun sever, böyle bir anda kendinize bu soruları sorup aynı anda yanıtlarsanız, zihin, ANlık olarak zınk diye merkeze geliyor:)

  7. Aslında bu yazıyı tekrar okuduğumda, Don Juan’ın “devamlılığı kırmak” olarak tanımladığı bir kavramı aklıma getirdi. Bu işlem savaşçının “dünyayı durdurması” anlamına da gelir.

    “devamlılığı kırmak”, burada yazıldığı kadar masum bişey değil, eğer insan bu bilgiye vakıf değlse ya da yanında bir mürşidi yoksa son derece tehlikeli bana göre. DJ öğretisinde “uçurumdan atlamak” metaforu da vardır. Ki bana bunların hepsi aynı konuyla ilgiliymiş gibi gelir.
    Açıkçası akıl hastanelerinde birçok “devamlılığı kıran” ve belki muhtemelen kaza ile bunu yapmış olanların çok sayıda olabileceğini düşünüyorum.
    Devamlılık kırılınca ne olur?
    altı milyar insanın ortak iradesiyle ayakta duran bilinen dünya illüzyonunun dışına düşersiniz. Peki ama orada ne bekliyor?

  8. Sevgili Agnia, sanki düşüncelerinizden, illüzyonun sona ermesinden biraz tedirginlik duyuyorsunuz izlemini edindim. Sanki ”düşüncelerim olmazssa benden geriye ne kalır ”gibi hissediyorsunuz şeklinde algıladım. Yanlış anlamış olabileceğim durumunu bir tarafa bırakıp ”dünya illüzyonunun” dışına çıkmayı zaman illüzyonunu da durdurmak olarak anladığımı söylemek isterim.Bakın Tolle bu konuda ne diyor:
    ”Zaman illüzyonunu sona erdirin. Zaman ve zihin birbirinden ayrılmaz.Zihinden zamanı ayırın zihin durur, siz onu kullanmayı seçmedikçe öyle kalır.
    Zihninizle özdeşleşmeniz zamanın kapanına kısılmanız anlamına gelir:bu neredeyse yalnızca bellek ve beklentiyle yaşamaya zorlanmaktır.Bu zihninizin geçmiş ve gelecekle bitmek bilmez bir biçimde meşgul olmasına ,ŞİMDİKİ An’ı onurlandırma ,kabullenme ve onun olmasına izin verme konusunda isteksizliğe neden olur.Bu zorlanma ,bu dürtü geçmiş size bir kimlik verdiği, gelecek de bir kurtuluş, bir doyum vaat ettiği için ortaya çıkar.Bunların her ikisi de illüzyondur.
    Zaman hiç de değerli bir şey değildir.Çünkü o bir illüzyondur. Sizin değerli olarak algıladığınız şey zaman değil zamanın dışındaki tek noktadır:ŞİMDİ.O gerçekten değerlidir.Siz zaman-geçmiş ve gelecek-üzerinde ne kadar odaklanırsanız Şimdi’yi, var olan tek değerli şeyi o kadar çok kaçırırsınız.
    Şimdi neden en değerli şeydir?
    Birincisi,O tek şeydir.O var olan her şeydir.Ebedi şimdiki an,İÇİNDE TÜM YAŞAMINIZIN GELİŞTİĞİ yerdir.O değişmez tek etkendir.Yaşam şimdidir.Yaşamınızın ŞİMDİ olmadığı bir an asla olmamıştır ve olmayacaktır.
    İkincisi ,Şimdi sizi zihnin sınırları ötesine götürebilecek tek noktadır.O sizin sonsuz ve formsuz VAR’LIK alemine tek giriş noktanızdır.
    Benim burada söylediğim şeyin özü zihin tarafından anlaşılamaz.Siz onu kavradığınız anda ,zihinden VAR’LIK haline , zamandan an ‘da mevcudiyete doğru bir bilinç değişimi olur. Birden ,her şey size canlı gelir, enerji yayar, Var ‘lığı yayar.”

  9. Hayır, öyle bir tedirginlik yok, sadece zamanı gelmeden kapıdan geçmenin (kaza ile, bu tür örnekler çok sayıda var), illüzyonda yaşamaktan daha sıkıntılı olabileceğini söylüyorum.
    Şöyle örnek vereyim; eğer uçak kullanmayı bilmeden, otomatik pilotu devreden çıkarırsanız biraz zahmetli olabilir demek istedim…
    Bütün öğretilerde bu uyarı vardır, Jung bile, yerine koyacak daha iyi bişey yoksa hastanın inancını (yanlış dahi bulsanız) kırmayın diye tavsiye eder meslektaşlarına.
    İsterseniz biraz daha açarız konuyu.

  10. Yukarıda ki alıntıda bilinç değişimi ile birlikte Buda’nında vurguladığı Aydınlanma -nirvana – halinden söz ediliyor. İllüzyonun sona ermesi,Var’lıkhaline dönüşten kasıt bir idrak anına ulaşma ve bilincin yükselmesi.
    Siz, zamanı gelmeden bu hale ulaşmanın sıkıntılı olacağını söylüyorsunuz. Kanaatimce hazır olmadan yani farkındalık düzeyinizi yükseltici bir hal veya haller yaşamadan ,tefekkür etmeden kısaca yağ içinde börekken bilinç değişimi ihtiyacı doğmaz. An ‘ ı yaşamaktan kasıt en azından Tolle’nin kastı romantik bir durum değildir. İçini doldurmak gerekiyor korkarım bazı sözcüklerin ve kavramların.
    Var’lık ifadesi ile sanırım Bütün den söz ediyor. Elbette spirütüel deyimle 3. boyut düzeyinde yani biyolojik farkındalıkla birlikte sosyalleşmeye çalışan insan bilinci nirvana halinden anlamaz henüz.Bilinç düzeyi 4., 5. hatta 6. boyuta gelmelidir ki insan kim ve ne olduğu ile ilgili sorular sorsun ,sorularına doğru yanıtlar bulsun nihayi olarakta amaç ve aracın aynı olduğunu anlamakla kalmasın bunu hayatına geçirsin .
    Sizin verdiğiniz örnekte ‘uçak kullanmayı öğrenmeden ,otomatik pilot devreden çıkmamalı’ ifadesi var. Ben diyorum ki insan bilinci bir uçak olduğunu, uçağın nasıl uçtuğunu, pilot olmayı, bir süre uçak kullanmayı denyimlediği aşamalarından geçer. Bir süre sonra otomatik pilotada gerek kalmaz. Çünkü ışınlanmayı,daha da sonraki aşamada zaman ve mekanı aşmayı idrak eder.İşte bilgelerin TAM aydınlanma halinden kasıtları budur diye düşünüyorum.

  11. Sevgili Oikos; farkındalıktan azade,aşkın özümüze (ego) itaat yani “kendiliğindenlik” bir bakıma sünger hücresi (sünger bob! bayıldım…!) ile eşdeğer hücreye sahip olduğuna ve evrimin sürekliliğine içkin oluşa(tanrı çevrimdışıdır) tam inanıştır.
    Sevgili Agnia, bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim farkındasızlığı zaten, “hata” dediğimiz kadere bedel nasıl ödenir? Koklayarak hedefe ulaşan avcı primata hayranlık duyduğumu söylemeliyim. Sizde sezilen yanlış ve doğru kurgusu bir primatın yaşama içgüdüsüydü sadece…Emin olun o farkındaydı ve arogan değildi.
    Devamlılık ve ilüzyon hücrelerimiz için mümkün…Sonsuza…çay ve rakıyla….

  12. zihnin iç konuşmalarının bize kalkan oldugunu biliyorum, anlık zihin durmalarında girilen boşluk yada boşlugun farkındalıgımıza girmesi söz konusu, bu çok çıldırtıcı bir şey olmasada dünyada yapacak şeylerini bitirmemiş, arzularını, isteklerini, beklentilerini gerçekleştirmememiş biri için dunyanın yok olması anlamına geliyorki, hazır olmayan biri için zor bir deneyim, bu beklentiler çok büyük beklentilerde deildir, dondurma yemeyi istemiş ve yiyememişsinizdir, neden?çünkü bir kaç kilo fazlanız vardır, vereyimde öyle yerim demişsinizdir, işte o istek, beklenti olup kalbinize yerleşmiştir:)ve dunyanın bir anda içinizdeki boşluk oldugunu anlarsınız..dondurma yok? dünya yok?..çok basit anlattım ama durum budur..
    dünya benim,
    dünya benim zihnimde,
    zihnim dünyanın içinde,
    dünya zihnimin içinde..

  13. “Devamlılığın kırılması” nı nirvanaya ermek anlamında kullanmıyorum. Pek tabi bilincini o seviyeye getirmiş biri için o durumda nirvana da olabilir.
    Devamlılık, bazen bir trafik kazası, bazen derin bir duygusal darbe, ya da uyuşturucu ile, ya da zikir ya da başka büyülerle kırılabilir ve bunun sayısız örnekleri var çevrede, sizler de görmüş olmalısınız. Eğer hayatta kalabilmişlerse psikiyatrinin daimi konukları haline gelmişlerdir. Dünya illizyonu bize çok büyük yarar sağlıyor, yani biz enerji varoluşuna (belki vakum demeliyim) hazır olmayanlar için. Çünkü burda devamlılık var, mantık dizgesi, nedensellik zinciri kurabiliyor ve üzerimize 0-4 yaş arasında yan gelip kurulmuş olan “dünyanın olması” hatırasını canlı tutabiliyoruz, ki bunu canlı tutabilenler ancak sağlıklı ve normal olarak adlandırılıyorlar.
    Don Juan’ın velinimeti tarafından öğretiye ikna edilme sürecinde bir canavara köle olması hikayesi vardır. Ki üç sene o canavardan ölesiye korkmuş ve kendince çok büyük fedakarlıklara katlanmıştır sırf ona yem olmamak için. Tabi velinimeti, nagualine rastlamamış olsaydı onun sonu ne olacaktı bilemiyorum. Fakat üç yılın sonunda ona aniden bir yansızlık gelir ve evden çıkıp canavarın üzerine yürür, canavar şaşırır, geri doğru çekilir hatta kaçmaya başlar ve az sonra bir sis gibi dağılır!
    Onu üç sene boyunca tutsak eden sadece bir enerji demetidir, onun üzerine canavar kılığını DJ’nın zihni giydirmiştir ve delice korkusuyla baş ucuna dikmiştir!
    Yani canavar aslında yok değildi vardı, ama bizler gibi sürüklenen bi enerji demetiydi, buna canavar yerine aziz Agustus elbisesini, ya da İsa elbisesini de giydirip onunla büyük aşk yaşayabilirdi. Ya da onu olduğu haliyle bir enerji demeti olarak görebilirdi, ki şamanizm öğretisi kişinin şaman seviyesine çıkmasının başlangıcı olarak görür bunu.
    Orada o enerji demetlerinin ortasında, hiçbir nedensellik kurmadan varolabilme becerisi geliştirir uzun süre. Ya da başaramayıp kartala yem olur! (her öğretide farklı terminoloji kullanılsa da asıl olan hep aynıdir, sizler de bilirsiniz)

  14. Sevgili Agnia, dünya illüzyonunun ne yazık ki şu aşamadan sonra bizlere yarar falan sağladığı yoktur. Hayatta kalma mücadelesi, rekabet,kaygı, korku,sanal hedefler koyup sözüm ona bu hedeflere ulaşma çabası, bunu yapmaya çalışırken kendimiz dahil her şeyi kırıp dökmek kime ne yarar sağlar ki?
    Bakın , sizin ‘gelişmiş insan projesi’ diye (yanlış hatırlamıyorsam)bir çalışmanız vardı. Bağışlayın ,biraz uçuk bulmakla birlikte katıldığım çok yönleri vardı. Tabi ,uçuk bulma sebebim henüz oraya ulaşamamam ,hatta anlamaktan bile geride kalmamdan kaynaklanabilir. Ama, bir yerde problem olduğunu fark edebilmek bile bir aşama katetmektir. Hiç değilse o kadarını yapabiliriz değil mi?
    DJ. nin canavar meselinde ,canavarın buharlaşıp yok olması ,insan zihninin nelere kadir olduğunu göstermiyor mu? Sanal canavarlara, sanal savaşlara,ıstıraba, göz yaşına ,acıya neden ihtiyaç duyalım?
    Başarabilirsek,Buda’nın deyimiyle ”ıstırabın sonu ” noktasına yani illüzyonu sona erdirme yoluna gözümüzü dikelim. Fena mı olur,Sevgili Agnia :))?

  15. Fena olur mu? Fakat şu an bakıyoruz ve dünyada ne görüyorsak seviyemiz, kendi arka plan yetimiz, kendi mükemmelimizin bu kadarı karşıladığını görüyoruz.
    İnsanın bir çok merhaleden geçiyor, olaylar ve duygular serisi, ve hatta aynı olaylar spiralin ikinci, dördüncü 110.cu aynı yerden geçişte tekrar ediyor ama asla aynı değil her zaman milimetrik, teğet geçecek denli bir farklı algılamayla geçiyor. Ben de biliyorum ki her noktadan bu oyundan çıkılabilir, çıkabiliyorsan çık, tutan yok deyip gülüyorum. Sizin yukardaki mesajlarınız eğer arasam internette altında kendi ismimle bulabileceğim bir çok mesajımın kopyası gibi baktığımda, bu da çok normal deği mi, muhtemelen sizden epeyce yaşlıyımdır 🙂

  16. Sibernetizm (sanallaştırma sanatı) geçmişten günümüze epey yol almış.İnsanlık her dönem bunu kullanmıştır.Masa ile güneş arasında ilişki kurun desem binlerce benzemez cevap alırım.Herbiriniz kendi yararcılığınız boyutunda cevap verirsiniz.Bana göre tüm ilahi yorumlar kendi bildiklerimiz ile sınırlı kalmayıp hem sibernetiktir
    hem de yararcıdır.Kainatı kim yarattı sorusunun cevabı tüm insanlık için neredeyse aynıdır. Mantığımız için çok yabancı ve hiç bilinmezin cevabı ilişkilendirilemez boyutta olduğundan Cevap doğru kabul edilir.Üstelik bu cevap yararcıdır insanoğlu için ne de olsa bir ihtimal karanlığa gitmeyecektir.

    Din ve İnsan
    İnsan, bilinçsiz ve saf yüreğinde “vicdan” ile dünyaya gelir. Dogmatik bir kavram olan “DİN”i sonradan öğrenir. Karanlığa gitmek yerine, başka yerlere gidileceği kavramı kendisine anlatılır. Bunun için yapması gereken Yalakalıktır. Bu disiplin yeni öğrenen kişinin ruhuna yansıtılır. Böylece “Dogma” akılda yerini alır. Artık insanın kurtuluşu yoktur. Sürekli yalakalık yapmalı ve kendine cennette bir yer sağlamalıdır. Kurban keser, adak adar, insan keser, savaş yapar, kendinden olmayanı dışlar.Öyle ki Din uğruna yapmayacağı şey yoktur. İnsan egosuyla din artık yanyana gelmiştir.Geçmiş ve gelecek yazılacaktır.( “AN” özgürdür.) Bir yandan din çığlıklar atar maksadı güya insanı düzeltmektir (İnsan niye yanlışsa). Sosyal davranışları empoze etmelidir: AHLAK, ayrıca hikayeleri vardır. Bu anlayışta Tanrı bir hükümdardır :Cezalandıran, cennetten kovan cehenneme atan. Üstelik bu dualiteler zinciri dogmatik yapının anahtarıdır.(işte size anahtar açın öte dünya kapılarını) Oysa İnsan seçim yapmalıdır. Seçim sevgiyle sorulur. Ama yürek düal sarsıntılar içindedir. Cesaret mi? Korku mu? … Korku kazanır hep… Dua oku…geçer… Geçmez ama bir türlü korkular… Ölüme çeyrek kala derlerki; Sevgi ışıktır, O na gidiyorsun, ne yazık ki yanına birşey alamazsın zifir karanlıktan başka. Var bazıları, hep derler; Ne biliyorsun? hiç ölmedin ki…doğru! ama bende hiç geri dönen görmedim. (bir anahtar daha, bununla kara delik açılıyor iyi saklayın)

    Bilgi kovalar din kaçar, hızlı da koşar meret, kapitalizm ile hemen uyum sağlamıştır. Sorar insan; Neden böyle? Niye bütün bunlar? “Kader” der beriki…Kader…Yusuf yusuf eder yüreciği o an , yazılmışmıydı herşey? Sorumsuz oluyoruz Yaşasın! Ah! Bir de ellerinde fırsat olsa, bizi bir kaşık suda boğacak karasakallılar olmasa, anahtarın sahibi benim diyor yüzü olmayan kadının kocası…Cennet benim, bana ait! diye haykırıyor avaz avaz.
    Senin olsun diyorum o cennet acizane, tepe tepe kullan…

    Mişon’un kitabı tersten okunuyor zaten…

    Yeniden doğuş!

    Kavramlar…

    Yeniden doğuş!

    Yeni Kavramlar….

    Onlarsız bir hiçsin…bir hiçim…kim çözdü sırları? Ne ben Ne sen, tatlı sohbete ekşi limon sıkmaktan gayri…

    Işık az ayna karanlık gösteriyor.
    Oikos

  17. elbette elbette…tanrının övgüyle yarattığı(!), meleklerin sarmaladığı(!), kendisine cefası sonucu bir öte dünya vaad edilen (!) insan…elbette sevgi doludur(!) ve sizin de kendisiyle o sanal kara parçasına, gökyüzü parseline gitmeniz için telkinde bulunur……cennete gitmeniz için yüzünüzün, saçınızın, bedeninizin bekçisi, tanrısının sadık kulu olur..size tüm telkinlerde bulunur….gerekirse sizi sizin iyiliğiniz için öldürür…sizin iyiliğiniz içindir..ne gerek var anlamaya…dinleyin…okuyun…mırıl mırıl…..”bugün dünya ne kadar da aydınlık bir yer, gökyüzü ne kadar güzel…” demeden…dünya malı…hiyerarşik bir cennet transferi….dünya malı elden ele…falancamız için yardım..filancamızın kardeşliği…..vs.. vs….cennete geldik mi?….ne zaman döneceksiniz gittiğiniz yerden…..PS: elma yemeyin…

    Sevgili Oikos; vicdan-dogma ve din ilişkili yazınız kesinlikle önemli noktalara işaret ediyor. Bilindiği üzere hristiyanlık açıkça tanrının krallığı ifadesini kullanır…diğer dinler bu ilişkiyi daha politik söylemlerle kurar…sizi kabul edecek olan, şunu yapmanızın gerekliliği, bunu katiyen yapmamanız..kurallar-yasaklar silsilesi….sizin deyiminizle AHLAK hikayeleri (bu deyimi sevdim) karanlıkta yazılır..korku hikayeleridir….mutluluk ve özgürlük kurgusu değildir…yasaktır..budanmış hislerin, davranışların, sosyal yaşamı düzenleme yalanı ile işbirlik halidir.. Vergi yasası, trafik kuralları, mesken kullanımı ile ilgili alınmış ortak kararlar, kapalı mekanlarda şapka takmanın nezaket gereği kabul bulmayışı, insanların birbirlerini meta gibi algılamadığı, size yardım etmemi ister misiniz, size saygı duyuyorum, bu sizin kararınız, hayır elbette bize benzemek zorunda değilsiniz, hımmm ne kadar güzel bir tadı var, ne kadar güzel rengi, …………sosyal hayatı düzenlemek için yeterlidir…..sınırlılık fikri ne trajiktir ki insana özgüdür…evini yapar çitlerini çeker…..oyuncaklarını bir sıra dizer…..çemberine yerleşir…burada çıkıp gideceği yer buradan güzel olmalıdır..olmak zorundadır..yoksa buraya tüm bunlar için gelimiş olamaz..olamaz di mi..bir gökdelenin camlarını siler insan…yaklaştım..çalışıyorum…itaatimdir…amen……
    gülümserim…pencereden gökyüzünü seyredip….bugün dünya ne kadar da aydınlık bir yer… derim…..

  18. Nefes almayı deniyorum…..denenmez zaten alınır…hadi ya….doğru nefes tekniklerinin öfke kontrolüne yardımcı olacağı bilgisi..evet biliyoruz bunu…fakat öfkeli değilim ki…..derin nefes alın hanımefendi…..biraz daha….bekleyin…nasıl….nasıl kalbiniz biraz daha iyi mi şimdi…kırgınlığınız hafifledi mi….nasıl…diyorum…nasıl söylenir….sözcükle edim çakışan mıdır…önce hangisi tasarlanır…edimse buna reflex denir…mi…reflexi bir ayrılık olabilir mi…saçma…eline iğne batınca çekersin parmağını…ateş yakınca elini çekersin..reflex bu’dur…saçmalamayı keser misiniz hanımefendi…reflexle terk eder mi insan hiç….saçma….sen öyle san sen öyle san……
    Hiçbir şey bilmiyorsun diyor…hiçbir şeyden haberin yok….aşkımın özgül ağırlığı…gözgöze…gereksizlikten arındırılmış…..bir şey söylemeliyim….elveda nasıl anlatılabilir…..bir imge…bu hisse ait zihnimde tek imge…
    ÇÖL: birlikte çöldesiniz…seviyor da olmalısınız birbirinizi….tam da birinin bir tesadüf eseri çöle ulaşan tek kişilik bi uçağa, planöre, adı her neyse ona, o kaçış, uzaklaşma aracına binip gitmesidir..tam da o an hissettiğin şeydir….öyle olmalıdır….sanırım…sarılıyor….susuyorum….
    BoŞLuK-DoLuluk: sorgusu çoklukla imajla yapılan yoklanan..bilincin derin illüzyonu…..beni seviyor gitmiş olamaz diyorum…ben de gitmiş olamam…gidemem…duruyorum tam da burada çöle çakılı…mevzu diyorum…boşluk-doluluk değildir…bu bir illüzyondur…”bu sandalye boş mu sorusunun yöneltildiği sandalye boştur….sorarsınız..”hayır” dediklerinde nazik ve biraz da görünenin anlamsal tezatlığının yarattığı istemezlikle dönüp gidersiniz…mevzu bu’dur..
    iki parlak şekere tamamlanan gözlerimiz, gözlerimizin kıyısındaki çizgilerle gidilecek çocuk gezegen….seni seviyorum….hem de ne kadar çok….

  19. Bilgisev, felsefenin türkçesi olmalı değil mi? Bazıları için belki fakat cizvit okulunda rahipler bana başka birşey demişti: “Socrates’in annesi Sofia bir ebeydi çocuğum ve Socrates annesine adadı herşeyi, annesi gibi bilgi de bilgiyi doğuracaktır sonsuza”. Zannetmişti belki de… Görüyoruz ki günümüzde bilgi bilgiyi yokediyor. Sibernetik zekanın sonsuz ürünleriyle…

    O parlak ışığıyla yönetiyor kalbimi sevgili eşim, güneşim…
    Boşluğun tezatlıklarında parlıyor. Bu sefer anlamlı bir kör olarak parlak ışığından feyz alıyorum ve ponponu kirlenmiş tavşanın sahte dünyasında kendime şahane bir yer buluyorum. Orada oturuyorum dingin ve esrik…

    Seni seviyorum.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.