OYUN

Bir roman yazdınız..

Adını seçin.

Yönetmensiniz ve bir film çektiniz.

Adını seçin.

Ya da müzisyen, albümünüz hazır.

Adını seçin.

Ve nasıl bir kapak/afiş tasarımıyla..

Sunmak isterdiniz.

Çizin.

Hepsi sizin.

Not: 25 kelimeden fazlasını yazdığım halde minimum 25 kelime uyarısı vermesi çok ilginç.

Senin için çıldırıyorum..

Yan başlıkta devam eden tartışma vesilesiyle, başımdan geçen bir olayı aktarmak istiyorum..

Personellerimden birisi, gayet güleryüzlü ve çalışkandı.

Lakin, özürlü kadrosundaydı.

Ciddi iskelet deformiteleri, kemik ve diş problemleri vardı..

Zayıf, incecik, asimetrik bir beden, bacağın biri uzun, diğeri kısa.. yüz hatlarında başka anatomik sıkıntılar, vesaire.. İşte bu bahsettiğim, yirmili yaşlarında genç bir kadındı.

Birgün, çay kahve molası için kafeteryaya geçmek istediğim bir anda, onu bir masada eli yüzü düzgün (hatta gayet yakışıklı sayılabilecek) ama iki lafı bir araya getirirken bile sırnaşmadan duramayan, ve her daim suratına takındığı saldıray abi sırıtkanlığı ve laftan anlamaz yapışkanlığından dolayı “abazanlığıyla meşhur” gençten bi çocukla- otururken gördüm.

Buraya kadar ilgimi çeken bişey yoktu.

Ve ama sonra yanlarından geçerken, şunları işittim;

-Aşkım, bitanem, sen benim herşeyimsin, seni çok seviyorum, senin için çıldırıyorum..(oğlan)
-Ben de seni canım, ben de seni..(kız)

Şimdi zor tabi anlatması..

Daha doğrusu, anlatırken yanlış anlaşılmak da istemiyorum açıkcası.

Zaten devamı da var.

Ama şimdilik merak ettiğim;

Siz olsanız ne geçerdi aklınızdan o an?

Ben mesela, kendi aklımdan geçen ilk şeyi söyleyeyim..

Belki hayatımda, şimdiye kadar yani.. ancak ve ancak bir kaç kez yapmış olabileceğim bir şeyi yaptım ve bir anda müthiş bir öfkeye kapılarak şunları mırıldandım;

-Lan orospunun evladı, abazalık bu kadar mı başına vurdu lan göt!

..filan işte.

(Tabi onlara hiçbirşey demedim, ya da belli etmedim, sadece içimdeki hissiyat buydu yani.)

Akabinde, bir zamanlar benim de yöneticiliği yapmış eski bir büyüğümüzle oturduk ve laf lafı açtı.

Ve onunla konuştukça, daha doğrusu bendeki orospu çocuğu hissiyatına karşı onun sözlerini dinledikçe, kendi kendime şaşırdım ve verdiğim tepki tuhaflaştı, ben de kendimi anlayamadım, vesaire..

Bu kısmını daha sonra paylaşırım.

Peki ya siz olsaydınız, aklınızdan geçen ne olurdu o an?

İnanç?

Herhangi bir peygamberle aynı devirde yaşasaydınız ve onun tebliğine şahit olsaydınız, ona inanmanızı ve bu adam doğru söylüyor demenizi sağlayan şey ne olurdu?

Aslında bu soru bile, soruya konu edilen özneyi (yani bizi) tarihselliğinden soyutladığı için irrasyonel bir muhteviyat kazanıyor biraz, farkındayım.

  1. yüzyıl sahabilerini veya müşriklerini, 14 veya 20 asır evveline götürmek ve o günün insanıymış gibi muhakemede bulunmalarını beklemek saflık olur.

Tabi hal böyle olunca, şöyle bir soru daha beliriyor ister istemez:

E hadi o zamanın insanı anlasın diyeydi, sembolikti, vesaire..

Peki ya 20. veya 21. yüzyıl insanı neden bir peygamberi hak etmez?

Sıkıntı nerde?

Tekrarlamaya gerek var mı?

Şu güzelim, bilgi dolu (:) modern insan, nası bi hikmetle ve en yenisi 1400 yıl evveline ait bir yazılımla davet edilir hak yoluna?

Tercüme, fıkıh, kelime kökü, sahih hadis, zart, zurt.. Bu tür parazitleri saymıyorum bile.

Biz niye hak etmiyoruz yahu, Peygamber Tanju veya Nebi Berkant aracılığıyla tanrının şu çağda bize seslenmesini?