Telefonun ekranı karanlık bir ayna gibidir: Ona bakınca çoğu zaman kendimizi değil, bizden ne istendiğini görürüz. Bir bildirim yanar, başparmak hareket eder, zihin küçük bir kapıdan içeri çekilir. Sonra bir video, bir yorum, bir öfke, bir arzu, bir karşılaştırma… Günün sonunda insan kendi hayatını yaşamış gibi değil, bir algoritmanın rüyasında figüranlık yapmış gibi hisseder.
Carlos Castaneda’nın metinlerinde geçen savaşçı figürü, romantik bir kılıç kahramanı değildir. O, dikkatinin nereye aktığını izleyen, alışkanlıklarının hipnozunu kırmaya çalışan, kendini otomatik tepkilerin elinden kurtarmaya uğraşan kişidir. Castaneda’nın dünyası elbette tartışmalıdır; antropolojiyle mit, gözlemle kurgu, içgörüyle edebiyat birbirine karışır. Fakat bu karışımın içinden çıkarılabilecek güçlü bir psikolojik araç vardır: farkındalığı stratejik bir disiplin olarak kullanmak.
Dijital çağın görünmez büyücüsü
Bugünün büyücüsü pelerin takmaz; öneri motoru yazar. Seni tanır, ama seni özgürleştirmek için değil. Hangi başlıkta durduğunu, hangi yüz ifadesine zayıf olduğunu, hangi tartışmaya kızdığını, hangi yalnızlık saatinde alışverişe yaklaştığını bilir. Algoritmik sistemler kötü niyetli olmak zorunda değildir; amaçları çoğu zaman basittir: daha fazla süre, daha fazla etkileşim, daha fazla veri. Fakat insan zihni için bu basit amaç, karmaşık bir kuşatmaya dönüşür.
Castaneda’nın savaşçısı burada işe yarar. Çünkü savaşçı, ilk olarak düşmanı dışarıda değil, kendi dağınıklığında arar. Dikkatinin yağmalandığını fark eder. Bir uygulamayı suçlamadan önce şu soruyu sorar: Beni buraya çeken iç boşluk neydi? Sıkıntı mı, onay açlığı mı, kaçma isteği mi, görülme arzusu mu? Bu soru rahatsız edicidir; ama dijital iradenin kapısı da tam buradan açılır.
İrade kas değil, yön verme sanatıdır
Modern kültür iradeyi genellikle sertlik sanır: Kendini zorla, dayan, bastır, kazan. Oysa savaşçının iradesi daha inceliklidir. İrade, dikkatin hangi dünyayı besleyeceğine karar verme yeteneğidir. Bir şeyi izlediğinde yalnızca zaman harcamazsın; onun gerçekliğine enerji verirsin. Sürekli felaket haberleriyle beslenen zihin dünyayı tehdit olarak görmeye başlar. Sürekli kusursuz bedenlerle karşılaşan benlik kendi bedenini hata gibi algılar. Sürekli kısa videolarla yaşayan dikkat, uzun düşünceyi çöl sanır.
Bu yüzden dijital irade, ekranı terk etmekten ibaret değildir. Ekrana hangi bilinç haliyle girdiğini bilmektir. Savaşçı telefonu eline aldığında kendine küçük bir niyet koyar: Ne arıyorum? Ne kadar kalacağım? Buradan hangi ruh haliyle çıkmak istiyorum? Bu üç soru, sıradan bir kullanıcıyı bilinçli bir gezgine dönüştürebilir. Çünkü niyetsiz zihin, başkasının niyetine kiralanmış zihindir.
Kişisel tarihini silmek, veri gölgeni görmek
Castaneda’nın ilginç kavramlarından biri kişisel tarihi silmektir. Bunu geçmişi inkâr etmek olarak değil, kendini tek bir hikâyeye mahkûm etmemek olarak okuyabiliriz. Dijital dünyada kişisel tarihimiz yalnızca anılardan oluşmaz; arama kayıtları, beğeniler, duraklamalar ve satın almalarla örülmüş bir veri gölgesi vardır. Algoritma bu gölgeye bakarak bize kim olduğumuzu fısıldar: Sen bunu seversin, buna kızarsın, bunu satın alırsın, burada kalırsın.
Savaşçı bu fısıltıya hemen inanmaz. Kendi dijital yansımasını sorgular. Önerilen içeriklerin kader olmadığını bilir. Bazen bilinçli olarak alışkanlık zincirini kırar: Aynı saatte ekran açmaz, aynı tartışmaya girmez, aynı öfke yemini yutmaz. Merakını geri alır. Çünkü merak, algoritmanın yakıtı olmaktan çıkıp bilincin pusulası olduğunda insan yeniden genişler.
Pratik bir savaşçı protokolü
Bu yaklaşım mistik olmak zorunda değildir; son derece pratik olabilir. Gün içinde birkaç kez ekran öncesi duraklama yapılabilir: üç nefes, bir soru, bir seçim. Bildirimler azaltılabilir; çünkü her bildirim küçük bir emir kipidir. Sosyal medya için zaman pencereleri belirlenebilir; çünkü sınırsız erişim çoğu zaman sınırsız dağılma demektir. Haftada bir dijital sessizlik uygulanabilir; zihnin kendi sesini yeniden duyması için.
En önemlisi, kişi sıkıntıdan korkmamayı öğrenmelidir. Sıkıntı, algoritmanın en sevdiği av alanıdır. Oysa sıkıntı bazen ruhun yeniden örgütlenme odasıdır. Boşluk hemen doldurulmazsa, içinden fikir, duygu, yas, yaratıcılık veya hakiki arzu çıkabilir. Savaşçı boşluğu öldürmez; onun başında nöbet tutar.
Sonuçta dijital çağda özgürlük, teknolojisiz bir mağaraya kaçmak değildir. Özgürlük, cebimizde taşıdığımız parlak labirente uyanık girebilmektir. Castaneda’nın savaşçısı bize şunu hatırlatır: Asıl mesele dünyayı kontrol etmek değil, algının kapısında nöbet tutmaktır. Çünkü dikkat neredeyse, hayat orada kurulur. Ve dikkatini geri alan insan, kendi kaderinin ekran parlaklığını da yeniden ayarlamaya başlar.