Legion ve diğerleri

Legion, bu yılın en ilginçlerinden biri fakat izlemek için sağlam olmak lazım, psikolojik anlamda sarsıcı ve yorucu. Pek çok bilgiyi bir araya getirmişler, gerçi yapım olarak bana biraz ucuz geldi ama kurgu az rastlanır ilginçlikte. Bu arada Laniakea’nın bir sahnesini hatta bikaç sahnesini ödünç almışlar gibi. İkinci bölümde CC’nin özetleme disiplinini işliyor.

Dördüncü ve özellikle beşinci bölümde bütünüyle, bizim urban shaman konseptinde işlediğimiz Garden Tiki kavramını görselleştiriyor.

*

Aramızda Casus Var –Burn After Reading

Bu filmi herhalde 2008 de izlemiş ve beğenmiştim fakat bikaç gün önce kuzenin ısrarı ile yeniden seyredince harika bir yapım olduğuna karar verdim hatta keşke bu senaryoyu ben yazabilseydim diye imrendim.

Film, Alkolik olduğu gerekçesiyle CIA’deki işinden kovulan analist ajan Ozzie Cox’un büyük hayal kırıklığı ile giriştiği anılarını yazmasıyla tam bir kara komediye dönüşmesini anlatıyor. Yönetmen bize, kişiler olarak, saygın olması gereken kurumlar olarak çok yüzlü yaşamlarımızı, kendini yüceltme eylemlerini ve tüm bunların çerçevesinde kapitalist rüyanın sistem eleştirisini hem çok sert hem de çok yumuşak diyebileceğim -isim koymakta zorlanıyorum- bir biçimde anlatıyor.

Oyuncu kadrosu da bir alem! Çok zengin çok: Brad Pitt ,  George Clooney ,  John Malkovich ,  Tilda Swinton ,  J.K. Simmons

Israrla öneririm.

*

Devamını oku “Legion ve diğerleri” →

The OA efsane bir dizi olmaya aday

Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım.
Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı?
Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn…
Bütün günüm Alejandro ile geçti, öğleye kadar kitabını (Psiko-Büyü) okudum, öğleden sonra El Topo ve Holly Mauntain filmlerini izledim, bugünlük bu kadar, yarın kısmetse yakın tarihe gelirim, sanırım son filmi La danza de la realidad…
Not: Özellikle kuzey ay düğümü Boğa olan kovaların tanışması gereken bir şahsiyet
Önceki 2 filminden sonra oldukça yakın tarihli, 2013 yılında yönettiği La Danza de la realidad filmi ile bilinçaltından, rüyalardan bu gerçekliğe anlaşılabilir şeyler getirebilmeyi başarıyor Alejandro. Kendisinin akrep güney düğümü iki saatlik filmin her karesinde seçilebiliyor. Çarpıcı sahneler var. kendi küçüklüğüne dair bir çeşit biyografik film de denilebilir ama bana göre tam bir psiko drama, psiko büyü performansı olarak işlev görüyor. Ben beğendim
*
The OA efsane bir dizi olmaya aday görünüyor.
TOA dizisinin ilk sezonunu bitirdim, toplam 8 bölüm. Ne kadar yavaştan almaya çalışsam da her şey gibi o da bitti. Bir gutup olarak başka bir boyuta -bilinçli olarak- gitmenin öyküsünü Castaneda’dan sonra en iyi anlatan kurgu bence bu dizi.
Westworld büyük ve ilginç bir yapım olmasına karşın 13th floor filminin modern bir tekrarını andırdığı için üzerimde büyük bir etki bırakmadı fakat TOA türünün bence İncepton gibi ilk görsel örneği -zaten ikisi de Castaneda’nın başlattığı fikri görselleştiren kurgular- olarak sarsıcı bir etki yaratıyor. İnception filminden çıktığımda 4 saat ayağım yere basmamıştı! Bu dizide de oldukça sarsıntılı geceler geçirdim.
Ezber bozan bir tanecik yetişkin olması bile tüm gidişatı değiştirip dönüştürüyor. Bu hikayede öğretmenin kilit bir rolü var. OA onu görmeye ilk gittiğindeki sahneyi hatırlıyor musunuz? Kadın nasıl da ezberindeki öğretmen repliğini söyleyen bir roldeydi, gözünü bile kırpmıyordu! OA gülümseyerek ona dokundu ve gizli dille numarayı kesmesini söyledi(söylediği böyle değildiama enerjisi buydu) ve öğretmen anında silkindi ve robot kimliğinden çıktı… ve bir daha da dönemedi. tüm kurgu boyunca gurubun kısmen biz izleyiciler tarafından bile müsamaha görmesi bu yiğit kadın-öğretmen sayesinde oldu. Bu da yetmedi, 50.000 dolarlık çekini gözünü kırpmadan yoldan çıkmış genç üyeyi geri almakta kullandı! hangimiz bunu yapabilirdik? Böylece tam zamanı gelidiğinde beş kişi olabilmeyi mümkün kıldı. Seyrederken hep içimden Allah razı olsun senden yiğit kadın diye hislerle dolup taştım. O kadın olmasa o çocuklar gurubun disiplinle bir araya gelmesini sağlayamazdı. düşünsene olabildiğince garip bi işe kalkışmışsın ama yanında öğretmenin de var, nasıl bir güven gelir çocuğa.
 Castaneda’ya kitaplarını film yapmak için Hollywood büyük paralar öneriyormuş ama O Don Juan’ı Anthony Quinn’in oynamasını istemediği için kabul edemediğini söylemiş. Bunlar bizzat Alejandro ile bir otel odasında konuşulmuş. Castaneda Alejandro’ya birlikte film yapma önerisinde bulunmuş. Heyecanla proje yapmaya başlamışlar, tam o sırada Castaneda’nın karnına ağrılar girmiş ve ishal olmuş, Alejandro’nun da karaciğerine ve sağ bacağına şiddetli ağrılar saplanmış.Acıyla odanın ortasında yerlerde süründüklerini söylüyor. Alejandro bir taksi çağırıp Castaneda’yı oteline bırakmış. Kendisine de sonrasında büyücü-şifacı Pachita tarafından karaciğer ameliyatı yapılmış. Üç gün yataktan çıkamamış ve kalktığında Castaneda’yı aramış ancak gittiğini öğrenmiş. Onu bir daha görmemiş, hayat bizi ayırdı diyor.
Sonuç olarak Castaneda’ya filmini seyretmek nasip olmadı. Bence TOA’yı izlese beğenebilirdi. Hem Anthony Quinn de yok :)))
Sibel Atasoy
https://blog.sonsuz.us/what-remains-ile-hafta-basi/

Gerçekten o rüzgar mı?

“O anda aniden çıkan bir rüzgar bana çarptı ve gözlerimi yaktı. Söz konusu bölgeye baktım. Kesinlikle olağanüstü bir şey yoktu.
“Hiçbir şey göremiyorum” dedim
“Az önce hissettin” diye cevap verdi Don Juan Matus
“Ne? Rüzgar mı?”
“Sadece rüzgar değil” dedi sert bir şekilde. “Sana rüzgar gibi gelebilir çünkü sadece rüzgarı biliyorsun.” CC
 
Bu bizim her gün başımıza geliyor fakat farkında değiliz. Tanımlanmış olanlar; stabil, güvenli bir ortam yaratıyorlar evet, teşekkürler ve fakat bunun karşılığında özgürlüğümüzü sınırlıyorlar.
Her şeyin bedeli var.
Hiç bir şey göründüğü gibi olmak zorunda değil.
Mutlaklık iddiasıyla savaşıp durmak bize ne getirip ne götürüyor?
Daha dün ben bakınca şimşek hızıyla kaçan bir gölge gördüğümü söylesem bana iyi bir nöroloji uzmanı mı önerirsiniz?
Görüyor musunuz dipteki şüpheyi?
Ben görüyorum.

What Remains ile hafta başı

 What Remains,  4 bölümlük kısa bir İngiliz polisiye dizisi. Ardı ardına izleyince dört saatlik bir maraton oluyor. Agatha Christin’in modernize edilmişi gibi bir tat bıraktı. Gerçekten çok güzeldi. İngilizlerin dizi ve filmlerde güzel kadın yakışıklı erkek tasasına düşmeden sıradan insanlara benzer oyuncular, fakat çok iyi oyuncular kullanmaları hep dikkatimi çeker. Acaba bunun sebebi nedir diye düşünürüm, belki de kendilerine çok güveniyorlar. Diyaloglar mimikler her şey doğal. Ah bir de şu tuhaf aksana evrilmeselerdi 🙂
Bu hikayede tam da Agatha stilinde önce bir bir suçlandırılan sonra tekrar bir bir boşaltılan, ana olaya bağlı ve bağımsız gelişen dramları izliyoruz, senarist de çok iyi, ser verip sır vermiyor. Eski bir ev, dört saat boyunca gıcırdayan tahtalar, ingiliz tuhaflıkları ve aşırı şiddet olmayışı da etkin oluyor tabi.
*
Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım.
Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı?
Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn…
Bütün günüm Alejandro ile geçti, öğleye kadar kitabını (Psiko-Büyü) okudum, öğleden sonra El Topo ve Holly Mauntain filmlerini izledim, bugünlük bu kadar, yarın kısmetse yakın tarihe gelirim, sanırım son filmi La danza de la realidad…
Not: Özellikle kuzey ay düğümü Boğa olan kovaların tanışması gereken bir şahsiyet
Önceki 2 filminden sonra oldukça yakın tarihli, 2013 yılında yönettiği bu filmle, bilinçaltından, rüyalardan bu gerçekliğe anlaşılabilir şeyler getirebilmeyi başarıyor Alejandro. Kendisinin akrep güney düğümü iki saatlik filmin her karesinde seçilebiliyor. Çarpıcı sahneler var. kendi küçüklüğüne dair bir çeşit biyografik film de denilebilir ama bana göre tam bir psiko drama, psiko büyü performansı olarak işlev görüyor. Filmdeki baba kendini yüksek ideallere bağlı zanneden bir rol (Alejandro’nun gerçek babası) ve film -geri planda onun şifası için bir performans- onun kendi içindeki Stalin’i Şilinin diktatörünü bulup onları yakmasıyla bitiyor denebilir. Diktatörlük rol modelini en çok eleştirenlerin onu kendi içlerinde bulacakları gün kaçınılmazdır. Bu şifaya olanak veren olaylar hep simgeler yoluyla açıklanıyor filmde, özellikle annenin tüm film boyunca SADECE şarkı yoluyla konuşması ve şamanik yöntemleri buna hiç bir isim koymadan doğası gereği önermesi ve uygulatmasını çok beğendim.
*
The OA efsane bir dizi olmaya aday görünüyor.
TOA dizisinin ilk sezonunu bitirdim, toplam 8 bölüm. Ne kadar yavaştan almaya çalışsam da her şey gibi o da bitti. Bir gutup olarak başka bir boyuta -bilinçli olarak- gitmenin öyküsünü Castaneda’dan sonra en iyi anlatan kurgu bence bu dizi.
Westworld büyük ve ilginç bir yapım olmasına karşın 13th floor filminin modern bir tekrarını andırdığı için üzerimde büyük bir etki bırakmadı fakat TOA türünün bence İncepton gibi ilk görsel örneği -zaten ikisi de Castaneda’nın başlattığı fikri görselleştiren kurgular- olarak sarsıcı bir etki yaratıyor. İnception filminden çıktığımda 4 saat ayağım yere basmamıştı! Bu dizide de oldukça sarsıntılı geceler geçirdim.
Ezber bozan bir tanecik yetişkin olması bile tüm gidişatı değiştirip dönüştürüyor. Bu hikayede öğretmenin kilit bir rolü var. OA onu görmeye ilk gittiğindeki sahneyi hatırlıyor musunuz? Kadın nasıl da ezberindeki öğretmen repliğini söyleyen bir roldeydi, gözünü bile kırpmıyordu! OA gülümseyerek ona dokundu ve gizli dille numarayı kesmesini söyledi(söylediği böyle değildiama enerjisi buydu) ve öğretmen anında silkindi ve robot kimliğinden çıktı… ve bir daha da dönemedi. tüm kurgu boyunca gurubun kısmen biz izleyiciler tarafından bile müsamaha görmesi bu yiğit kadın-öğretmen sayesinde oldu. Bu da yetmedi, 50.000 dolarlık çekini gözünü kırpmadan yoldan çıkmış genç üyeyi geri almakta kullandı! hangimiz bunu yapabilirdik? Böylece tam zamanı gelidiğinde beş kişi olabilmeyi mümkün kıldı. Seyrederken hep içimden Allah razı olsun senden yiğit kadın diye hislerle dolup taştım. O kadın olmasa o çocuklar gurubun disiplinle bir araya gelmesini sağlayamazdı. düşünsene olabildiğince garip bi işe kalkışmışsın ama yanında öğretmenin de var, nasıl bir güven gelir çocuğa.

Devamını oku “What Remains ile hafta başı” →

Bilginin damgalar halinde saklanması

“Bilgi çok boyutlu haldeki enerjidir. Her şey mümkündür, çünkü her şey değiştirilebilirdir.” Diyor Kryon. Bu ifade kuantum bilgimizle de örtüşüyor ve zaten nüfuz etmeye çalıştığımız Lemuryan Huna bilgisiyle de tam olarak tutarlı.

Bilginin damgalar halinde gezegenin kristal ızgarasında saklandığını da söyler Kryon ki beni oldukça heyecanlandıran bir durumdur bu çünkü ölümle ilgili hislerime tercüman olur. İnsan öldüğünde onun ruh olarak tanımlanagelen bölümü bu gerçekliği terk eder ama onların ömür bilgisinin damgası ve bildikleri her şey – bilinçleri, bilgelikleri, bilgileri – Kristal Izgaraya gider ve orada kalır. Bu durum tam da Toltek bilgeliğinde Don Juan’ın üstüne basarak belirttiği; Kartalın sıradan insanın ölümünde onu yuttuğu ile ilgili uyarıya denk düşer. Ona göre insan bu durumdan ancak henüz yaşarken bilgilerini dışarı verir ve tam olarak bu yükten kurtulursa -ölmeden ölürse- kaçınabileceğini ve özgürleşeceğini anlatır. Çünkü Kartal-kristal ızgara-, o insandan edineceği yaşam bilgisini zaten o hayattayken emmiştir ve o boş olarak öldüğünde artık o varlığa ilgisi kalmaz.

Olayın hikaye ediliş biçimindeki fizik kanunu görebilmek lazım. İşin bu kısmını fizikçilere bırakıyorum.

O halde, ölülerle konuşan, onların hayaletlerini gören kişiler, medyumlar, durugörür ve falcılar aslında başka bir yerde/gerçeklikte yaşamaya devam eden bütünsel bir varlıkla değil, onun kristal ızgaraya bıraktığı damgalarla irtibat halindedir. Tıpkı tüm bilgilerin gelişmiş bir bilgisayara depolanması gibi ölen kişi kendini geride, kristal ızgarada bırakmıştır. O yaşarken her ne olduysa öldüğü anda işlem bitmiştir, artık o sadece bir kayıtlar, damgalar bütünü olarak donuk biçimde kalır. Kaydettiğiniz bir film ya da müzik gibi hiç bir değişiklik ve gelişmeye açık olmaksızın sadece otomatik tekrardan ibarettir. Bu konu çok sevdiğim Hiçi Destanı üçlemesinde oldukça anlaşılabilir biçimde işlenmişti. Ne zaman konuya geri dönüp yeni bir anlayış derinliği kazanıp kazanmadığımı test etmek istesem otomatik olarak aklıma gelir 🙂

11695037_852480258176808_8749921566976398796_n

Bilinci zenginleşmiş bir insanla mal mülk anlamında zenginleşmiş insanların durumlarında benzerlikler var! Bilincin zenginliği; damgaları henüz yaşarken dışarı salmayı ve nötürlenmeyi gereksiniyor, bunun için çeşitli metotları yıllardır yazarım, uygulamaya da çalışırım. Örneğin Castaneda kültündeki ÖZETLEME, Nithyananda’nın BÜTÜNLEME, Hawaii Huna bilgisinde Ho’oponopono isimleri altında yer alan uygulamalar gibi. Aslında Hristiyanların günah çıkarma ritüelinin bile temelinde bu olgu yer alıyor olabilir.

Siz hiç zengin ailelerin fertlerini internet arama motorlarında aramayı denediniz mi? Denerseniz hiç bir kayıt bulamayacaksınız çünkü onların izleri profesyonel biçimde hemen yok edilir, korunma amaçlı olsa gerek. Onlar adeta hiç yaşamamış gibidirler!

İnternet kayıtlarının uzun yıllar ve büyük bir enerji harcanarak saklandığını biliyoruz, ne kadar da gezegenin kristal ızgarasını andırıyor değil mi? Zaten insan hep tanrısal yaratımları taklit ederek teknoloji üretmiyor mu? 🙂

Bana ilginç gelen, öldüğümüzde bu gerçekliği terk edip giden ve adına ruh(!) denilen parçamızla ilgilendiğimizin yüzde biri kadar bile ızgaraya kapılan yanımızla ilgilenmiyor oluşumuz. Oysa ruh gelişip değişebilen bir şey bile değil, tanrısal bir uzantı, bir öz. Kişisel değil, üstelik ruhun herhangi bir sorunu yok. Sorun burada, bilincimizde, bedenimizde, gezegene bıraktığımız damgalarda!

Devamını oku “Bilginin damgalar halinde saklanması” →