Işınlanınca Gerçekten Sen mi Gidersin, Yoksa Ölümün Kibarca Paketlenmiş Hali mi?

Kuantum ışınlanma deyince zihnimizde hemen mavi ışıklar, titreyen makineler ve bir köşeden ötekine kahramanca sıçrayan bedenler belirir. Oysa fizik biraz daha soğukkanlıdır: Kuantum ışınlanma, bir parçacığın kendisini bavula koyup başka yere göndermek değil, onun kuantum durum bilgisinin başka bir parçacığa aktarılmasıdır. Üstelik işin en rahatsız edici tarafı şudur: Bu aktarım sırasında orijinal durum yok edilir. Yani evren, fotokopi makinesi gibi değil, daha çok acımasız bir noter gibi çalışır: Bir kopya çıkarır, ama aslı imha ederek.

Buradan insan meselesine sıçrayalım. Diyelim ki gelecekte bedeninizin, beyninizin, anılarınızın, sinaptik örüntülerinizin ve hatta sabah kahvesine duyduğunuz o tuhaf sadakatin eksiksiz haritası çıkarılıyor. Sonra bu bilgi Mars’ta yeniden inşa ediliyor. Dünya’daki bedeniniz ise işlem gereği yok ediliyor. Mars’ta uyanan kişi sizin çocukluk anılarınızı hatırlıyor, sevdiğiniz şarkılarda aynı şekilde hüzünleniyor, eski mesajlarınıza aynı utançla bakıyor. Peki o kişi siz misiniz?

Benlik Bir Madde mi, Yoksa Bir Desen mi?

Bu sorunun kalbinde iki büyük sezgi çarpışır. İlki şunu söyler: Ben bu bedenim. Hücrelerim değişse de bir biyolojik süreklilik içinde var olurum. Kalbimin ritmi, sinir sistemimin elektrikli fısıltısı, yaşlanmanın alnıma yazdığı çizgiler benim dünyaya atılmış imzamdır. Bu bakışa göre ışınlanma, ustaca düzenlenmiş bir cinayettir. Mars’ta uyanan kişi size çok benzeyen biridir; hatta sizi sizden iyi taklit eder. Ama sizin bilinç ışığınız Dünya’da sönmüştür.

İkinci sezgi ise daha cüretkardır: Benlik madde değil, örüntüdür. Bir şarkı plakta, dijital dosyada ya da canlı performansta var olabilir; önemli olan taşıyıcı değil, düzenlenmiş bilgidir. Eğer zihinsel örüntünüz eksiksiz biçimde taşınıyorsa, belki de siz gerçekten devam ediyorsunuzdur. Beden, benliğin kutsal tapınağı değil, geçici bir donanımdır. Ne var ki bu fikir de huzurlu değildir. Çünkü bir desenin kopyalanması, onun öznel karanlığını da taşır mı? Mars’taki kişi, kendisini siz sanmakla kalmayıp gerçekten sizin içsel devamınız mıdır?

Burada sahneye kuantumun ünlü no-cloning ilkesi girer: Bilinmeyen bir kuantum durum kusursuzca kopyalanamaz. Işınlanmada orijinal durumun yok edilmesi teknik bir ayrıntı değil, doğanın kimlik konusundaki sert üslubudur. Evren sanki şunu der: Aynı anda iki tane aynı tekillik yok. Bilgi aktarılabilir, ama çoğaltılamaz. Felsefi açıdan bu, kopya ile devamlılık arasındaki gerilimi daha da büyütür. Çünkü eğer orijinal yok edilmezse, Mars’ta bir siz ve Dünya’da bir siz kalır. Hangisi gerçek olurdu? İkisi de aynı geçmişe sahip, ama işlemden sonra ayrı gelecekler yaşayacak. O halde geçmiş tek başına kimliği garanti edemez.

Jungiyen bir yerden bakarsak, benlik yalnızca hatıraların arşivi değildir; gölgeyle, arzuyla, korkuyla, tamamlanmamış hikayelerle örülü bir süreçtir. İnsan bir nesne değil, kendini sürekli kuran bir dramadır. Işınlanma bu dramayı bir anda dondurup başka sahneye taşır. Fakat tiyatro devam ederken oyuncu mu değişmiştir, yoksa dekor mu? Cevap, bilincin ne olduğuna dair en derin karanlığımızda saklıdır.

Belki de asıl korkutucu olan ölüm değildir; ölümün anlaşılır bir son oluşudur. Işınlanma ise son ile devam arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır. Size şu vaadi verir: Acı yok, yolculuk yok, bekleme yok; sadece bir yerde kapanıp başka yerde açılacaksınız. Ama kapandığınız anda kim açılacak? Bu soru insanın içindeki savaşçıyı uyandırır. Çünkü savaşçı yalnızca dış düşmanla değil, kendi benlik yanılsamasıyla da yüzleşir.

Sonuçta kuantum ışınlanma bize teknolojik bir mucizeden fazlasını gösterir: Kimliğimizin sandığımız kadar sağlam bir kale olmadığını. Belki biz bir madde sürekliliği değiliz, belki de yalnızca akıp giden bir bilgi nehrinin anlık kıvrımıyız. Ama nehir başka yatağa taşındığında aynı nehir midir? Cevap vermeden önce dikkatli olun. Çünkü bu soru, bir gün bilet gişesinde karşınıza çıkabilir: Mars’a tek yön ışınlanma, indirimli.

Çocuklarımız Geleceğimizdir -4

Önceki 3.bölüm için tıklayınız

Ölüm, bilinenden bilinmeyene AYRI olma algısından BİRLİK olasılığına geçiş yaptıgımız bir başlangıç inisiyasyonudur. Tüm ölümler, hayatın bize getirdiği armaganlardan vazgeçmemizi gerekturir.
Parçalanma, şamanların inisiyasyon niteligindeki klasik deneyimidir. Anadolu mistizminde ÖLMEDEN ÖLMEK, Toltek bilgeliğinde geçmisın silinmesiyle bilinen dunyanin çökmesi, insan kalıbını yitirmek olarak ifade edilmiştir.

Türk şamanlığındaki parçalanma ve şamanın yanlızlaşması konusu için tıklayınız

Hawaili Kahuna Hale Makua’nın gözlemlerine göre; savaşçılığın pozitif kutupluluğu ikna, nagatif kutupluluğu ise zor kullanmaktır. Nagatif, kötü anlamında değildir, o da hayat derslerini öğrenmemizi sağlar fakat sıklıkla ZOR yolundan gidenlerin zarafet ve güzelliği kaybettikleri görülmektedir. Urban shaman konseptinde güzelce açıklanmıştır bu konu, tıklayınız

Bizler çocuklarımızın hayata karşı tutku duymalarını istiyoruz. Onlara maddesel dünyada satın alabileceklerini aşan içsel zenginliği nasıl bulacaklarını öğretmek istiyoruz.
Çocuklarımıza DOĞAnın güzelliğini ve bize hayat veren toprağı,havayı,suyu,güneşi ve ağacı nasıl onurlandıracaklarını öğretmek istiyoruz. Anneler başta olmak üzere bu küçük filizleri geleceği kurmak için duyarlı, barışçıl bireyler haline getirmenin sevinçli yollarını bulmak ve uygulamak hepimizin üzerine düşen mutlu bir sorumluluktur.
İnsanlığın eski negatif kitle rüyasından uyanma olanağının, şimdi ve ilk kez mümkün olduğu pek çok yerli şamanın görüşüdür.

Devamını oku “Çocuklarımız Geleceğimizdir -4” →

Bir Köprü Olarak Yaratıcı çalışmalar

Önceki paylaşım, 2.blm için tıklayınız

Şamanik sanatın müzikle birlikte iş gördüğü ve iyileşme için kullanıldığı tüm coğrafyalarda görülmüştür. Kumaşların (halı-kilim vs) dokunuşunda kullanılan renkli desenler aslında kumaşa işlenen İKAROlardır. İkaro, hemen tüm şamanik oluşumlarda “iyileştirici şarkı” olarak işlev gören bir kelime. Şamanlar, tıpkı müzisyenin notaları okuması gibi parmaklarını bu desenler üzerinde gezdirerek onları son derece güzel melodik bir sesle müzik formunda söyleyebilirler. Bu işlem yaptıkları şifa seansının önemli bir kısmıdır.
İkarolar, bir kazağa ya da atkıya, hatta bir yemeğe bile işlenebilir! Bunu biliyor muydunuz?

Bir İKARo örneği seçtim burada size: ikaro healing songs

Kuna şamanları, hastalarin ruhunun kayıp parçalarınin bedene geri dönüşünü sağlamak için UCHO dedikleti bebeklerden yaparlardı. İkarolar gibi, ucholar gibi cesitli yontemlerle şifalanmak icin bizler de şamanik sanat çalışmaları yapabiliriz. Resim, çizim, oymacılık, iğ ile iplik eğirmek, seramik ya da taşlarla sanat aracılığı ile gizemle bağlantı kurabiliriz. Tüm bu uğraşları yaparken sevgi, barış, güzellik gibi sözcükleri söylemek duşünmek guzel parmaklarimızdan bu enerjilerin yaratılmasina katkida bulundugumuz objeye enerji olarak akar ve oraya yerleşir. Bu tamamiyle meditatif bir hal yaratır.
Navajo yerlililerinin GÜZELLİKLER İÇİNDE YÜRÜ diye bir deyişi vardır. Tabi abrah kadabra sözünü de anımsatir bu yani KONUŞTUĞUM ŞEKİLDE YARATIRIM .

Dağların zirvesindeki dumanın dağıldığı gibi
Ruhumdaki her bir karanlık sis de aydınlansın tanrım.
-iskoç duası

Vücuttaki armoniyi/ahengi yaratmak

Urban Shaman 2. seviye şöyle başlar:
Vücuttaki armoniyi/ahengi yaratmak.
Hastalık, savaş ve çatışmanın bir sonucuyken,
İyileşme buradaki barış ve armoninin sağlanmasıdır.
Bu öğretide tüm hastalıkların bir stres tarafından oluşturulduğu düşünülür.
Şifa ile ilgili tüm Hawaii sözcükleri enerji akışının sağlanması çağrışımı yapar ve stres bağlantılı gerilimi serbest bırakmak anlamına gelir.

Stresin yol açtığı tüm gerilimlerin, salıverme ve gevşeme döngüsünü tamamlayamadığında ilgili kaslarda depolandığını ve hastalık adı verilen sonucun böyle ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse stresten uzak duralım diyebilir miyiz? Bunun mümkün olmadığını preshamanlar biliyor 🙂 Çünkü bu dünyadaki her şey strese sebep olur, kötülüğünden yanlışlığından değil sadece limitsiz -tanımsız- bir şeyin daracık bir kapta yer bulma uğraşıdır varlık aleminde olmak. O halde Stres-gerilim-salıverme-rahatlama döngüsünün bozulmaması hayatidir biz insanlar için. Her insan kendisine en uygun gevşeme yolunu/yollarını bulur, daha önemli olan bunu yaşadığı sürece periyodik olarak yapabilme -nefes alma gibi- kararlılığını sürdürebilmesidir. Şu haber linkindeki gibi bir mekanizmadan bahsediyorum, ayrıca tüm organlarımızın kas yapısının olduğunu da akılda tutmak lazım. Psoas Kasıyla ilgili esinlendirici şu yazıya göz atmak isteyebilirsiniz, tıklayınız.

Stresin kaynağı dirençtir. Hawaice ismi Ku’e, ayrı durmak anlamına gelir.

Naturel direnç, yürüdüğün yolun, yaslandığın duvarın seni taşıması gibidir. Yaratımdan gelen fiziksel limitler gibidirler. Değişikliğe ve adaptasyon esnekliğine açık olması şartıyla her şeyin yerli yerinde durması ve kendi işlevlerini yerine getirmesi, sağlıklı, doğal bir direnç göstergesidir.

Ancak İnsan, naturel olmayan dirençleri de geliştirmiş durumdadır.

4 ÇEŞİT DİRENÇ VAR: Fiziksel, duygusal, mental ve spiritüel

*

direnc-karikatur

 

Devamını oku “Vücuttaki armoniyi/ahengi yaratmak” →

Ruhun Anatomisi

“Ölüm iyileşmeyi başaramamak değildir.Hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Bir çok insan duygusal ve psikolojik fırtınalardan iyileştikten sonra şifa bulmuş olarak ölebiliyor.” Ruhun Anatomisi

Başarmak-başaramamak, holistik düşünce biçiminin tartışmalı bir konusu olarak varlığını sürdürmekte.
Zihnimize ait bir mekanizma her durumu kazanmak/kaybetmek ya da iyi ve kötü gibi iki kutupta görmekte ısrar ediyor. Birinin bedeni bir hastalıktan iyileşemediğinde ya da öldüğünde, yeterince gayret göstermediği gibi lineer bir sonuca varılabiliyor.
Bilinçlenmenin hedefi ne ölümü atlatmak ne de hastalıklara karşı bağışıklık kazanmak. Amaç yaşam esnasında ekstra yükleri mümkün mertebe boşaltabilmek, huzurlu mutlu anlar yaşayabilmek ve hem yaşarken hem de ölürken hafif olabilmek.

*

Bir iyileşme planımız olmadığında destek ve şefkat olduğunu düşündüğümüz şeyin bağımlısı olma riskiyle karşı karşıya kalıyoruz.

15541043_1361220763899672_2136554679061114001_o

*

Devamını oku “Ruhun Anatomisi” →