…
Ayna, sonuçta, bir ütopyadır; çünkü yeri olmayan yerdir. Aynada kendimi olmadığım yerde görürüm, yüzeyin ardında sanal olarak açılan, gerçekdışı bir mekanda görürüm, oradayımdır, olmadığım yerde, kendi görünürlüğümü bana veren, olmadığım yerde kendime bakmamı sağlayan bir tür gölge: Ayna ütopyası. fakat gerçekten var olduğu ölçüde, ayna aynı zamanda bir heterotopyadır; kendimi orada gördüğümden, bulunduğum yerde olmadığımı aynadan yola çıkarak keşfederim… ( Michel Foucault, Özne ve İktidar-“Başka Mekanlara Dair” Ayrıntı yay. (2005), sayf:295/exlibris:marsseh)
…
Benim çalışmalarım daima belleğe bağlıdır. Bütün yaşadıklarım belleğimde saklıdır. Ancak tarih de bir hazinedir. Bize aittir. tarihte olmuş her şey bize aittir, ortak mülkiyetimizdedir. İnsanoğlunun acı ve aşk içinde ürettiği her şey içimizdedir ve en büyük hazinemizdir. Benim de bütün yaptıklarım, yaşadıklarım ve çektiklerim hazinemdir. Bu kişisel hazineyi sanatta somutlaştırdığımızda, görselleştirdiğimizde ve aktardığımızda, bu formlarla yol alabiliriz; onlar sayesinde sınırları kapatmayıp açabiliriz… (Elvan Zabunyan, Sarkis-Ondan Bize-Yapı kredi yay., 2009/exlibris:marsseh)
Özne; iktidarın önerdiği, “işe yarar-gerekli” bulduğu yasal şartları kabul etmemişse “kişisel hazinelerinin geleceğinden” sorumludur. Böyle bir yasal prosedür mevcut değilken kişinin “hazinelerine” (-ki burada bu değimin karşıtı olarak kiergsschatz (savaş ganimeti)ni kullanmak durumunda kalacağım) ulaşma hakkı engellenmiş, kişi olumsuz söylemlerle katkısının “realitesine” atıf yapılacakken provake edilmişse ortada bir gasp söz konusudur ve bu çoklukla iktidar eliyle yapılır.
Site yönetimi değerli bir yazarı ile olan krizini yönetememiş dahası bizi burada biraraya getirdiğini düşündüğüm değerleri hiçleyerek “zorba” bir tutum sergilemiştir. Mekanın kollektif bir bellek ile inşa edildiğini bir çocuk bile tahmin edebilir ancak burada kişinin yani öznenin mekanı “tahrif etme” davranışının bir kendiliğindenlik olarak özgürlüğünün, “öznenin intihar hakkının” saklı ve saygı değer oluşunun gerçekliğini ve değerini kabul etmeme davranışınızı-davranışımızı “ama biz…”diyerek açıklayamazsınız, açıklayamayız.
Orta malı, ortak malımız vs. gibi söylemler zorbadır ve ancak ütopik yapıların inşasında kullanılabilir. Diğer yandan bellek mekanları çoklukla heterotopyalardır. Doğası yıkıcı ve akışı bozandır. Bireyin “hayır” hakkını birkaç gündür izlediğim ve özür dileyerek söylemeliyim ki çocukça bulduğum yöntem ve gerekçelerle engelleme çabası sitenin eski bir üyesi olarak beni hayli üzdü. Dahası, yazarı bu noktaya taşıyan nedenler yapıcı bir şekilde tartışılmalı belki de.
Bu durumun üzülerek izlediğim ve insan doğasından, her türlü kollektif yapıdan hızla bir kez daha nefret etmemin nedeni olan bir diğer yanı da; “kendini ya da aynadaki görüntüsünü yok ederek dolayısı ile zaten olmadığı ancak olmadığından emin olarak bulunduğu yeri de doğrulamayı başararak yaşayan özne’ye “bunu yapma, çünkü; hani o dillere pelesenk “biz”i üzersin, eksik oluruz demek yerine “sen dilediğin yere gidersin ancak biz senin olanı gasp ederiz çünkü onları verirsek geride kalan anlamsızlaşır” demek trajikomiktir ve ile bir kez daha provakasyon içerir. Kanımca hanımlar beyler; zira heterotopik yapılar tam da bu ayrıksı gerçeklikleri ile ütopyadan ayrılırlar ve ben ütopyayı hiç sevmem.Görüşümdür.