………..9876
Kapıyı iyi giyimli bir kadın açtı bize. Evde yoktun çünkü ışıklar yanıyordu hem de
Hepsi…
Mutfaktan reçel kokusu geliyordu…(YERBÖCEK sonraları vişne kokusu
olduğunu söyleyecekti duyumsadığımızın.)
Kadına seni sormadım, kadın bize hiç gülümsemedi.
Lunaparktan çaldığımız çarpışan otoyla o kenti terk ettik. …
YERBÖCEK içindeki ilk cini o vakitler düşürmüştü bir mevsimden diğerine uzarken
Zaten rüyalarımız eksilmese ikimiz de fark etmeyecektik.
CESEDİN BAGAJDA ŞARKI SÖYLEDİĞİNİ İLK DUYDUĞUMUZDA ÖLDÜĞÜMÜZÜ DÜŞÜNDÜK
VE BU BÜYÜK BİR HUZURDU.
Büyük naylon torbalarda ağzı sıkı sıkıya bağlanmış gülüşler bekliyordu az ilerdeki çöp bidonlarının yanında. Bir çöpçü değse ölecekti. Patlamaya hazır, pimi çekilecek gülüşlerdi. Bagajdaki ceset git gide sinirimizi bozuyordu. Zaten seni bulamamıştım ve sol gözüm sürekli kanıyordu. YERBÖCEK sürekli içiyor içtikçe daha çok arabaya çarpıyordu. Lunaparktan çalınan çarpışan oto hayatımızın bir lunapark olduğuna inanmıyordu.
Her kent girişinde biraz daha terleyen CESET ŞARKI SÖYLEMEYİ BIRAKIP AJANS HABERLERİNE GEÇTİ…
………ölü sayısı artıyor
Görevlilerin kimlik tespit çalışmaları ise aralıksız devam ediyor.
AVCUMDAKİ KELEBEK ÖLDÜ YERBÖCEK…….
Kent girişlerinde kimlik kontrollerimiz yapılırken sürekli içiyorduk aslında bunda bir sorun yoktu fakat görevli sürekli uykusunu yüzümüze bulaşltırıyordu ve biz kan kokuyorduk bu yüzden. Bizi ve bagajdaki cesedi ele verecek olan buydu. Görevli, şişman, sivilceli ve karbon kağıdından yapılmış çocuklarını anlatırken YERBÖCEK bir diğer cini düşürmüştü o vakitler. Görevli ayakkabılarımıza dikmişti gözlerini…
Evet! İzlemiştik o filmi çünkü afişini çok beğenmiştik ayrıca sinemada ölenler hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Arka koltukların birinde bırakılan kurşun askerle de bir ilgimiz yoktu. Zaten YERBÖCEK başını omzuma dayamıştı bu yüzden ileri derece miyoptuk. Kimseyi kandırmıyorduk. Ayrıca kilisedeki İsa tasvirinin yüzüne o bıyığı çizenler de biz değildik. Ama tüm bunlar neden soruluyordu üstelik gölge boylarımız daha fazla kısalmadan gidecek bir gece düşü bulmalıydık kendimize. Görevliye üzerinde gergedan resimleri olan bir takvim hediye ettik ve biz hızla olay yerini ve anını terk edip bize sorulanları dişlerimizin arasında çiğnerken takvimin yıllar öncesine ait olduğunu çok sonra fark edecekti ters dönüp düzünü unutmuş ve cengaverlik masallarıyla büyümüş o adam…
Uzun bir yolculuktan arta kalan kirli çoraplarımızı otobüs şoförüne verdik ve o bunu kirli, kötü kokulu bir düş sandı…
BİR MERYEM TASVİRİ ÖNÜNDE GÖZLÜK CAMLARINI PARLATMIŞTIN, BUNU BÖYLE ANIMSIYORUM ŞİMDİ…
Ben tarif edemiyorum hakkaten..
Kitabınızı sabırsızlıkla bekliyoruz Marrseh.
William Burroughs’un yazdığı Yumuşak Makine kitabında okumuştum böyle fantastik dili bu kış.
yazınızı okurken; farklı konu ama benzer dil beni yine şaşırttı. ben okurken gözünde canlandıran biriyim. böyle yazılar okuduğumda darmadağın oluyorum :))) teşekkürler kalıplaşmış hayallerimizi kırıp yeni ve farklı hayalleri önümüze koyduğunuz için …
Özlemiştik 🙂
ilginiz ve mahcubiyet uyandıran sözleriniz için teşekkür ederim. Kitap için yeterli okur sayısına ulaştığımı (minimum 1kişi) hatta bu sayıyı aştığımı daha önceki bir yazımda farketmiştim. Aslında var bir taslak fakat fotoğraf çekmek-çektirmek gibi bir şey bu. Donması, zamanda sabitlenebilmesi için son haline karar vermeniz gerekli oysa çekiştirmek sürekli sağını solunu kıpır kıpır tam da bana göre…çekiyoruumm, peynir de marsseh:) Yumuşak makine isimli kitabı henüz okumadım. ilk fırsatta ve “kötülüğün şeffaflığı”ndan sonra okumaya çalışırım ve sevgiler sana sevgili peyote…
“Kitap için yeterli okur sayısına ulaştığımı (minimum 1kişi) hatta bu sayıyı aştığımı daha önceki bir yazımda farketmiştim. ”
Artı bir (+ 1) daha diyelim Sevgili Marsseh 🙂
Şimdi tam da şimdi… Bizi aynı yerde toplayan o devasa şemsiyenin açılmış kanatları altında, kenarlarından sallanan kırmızı beğeni butonuna çoookça asılıyorum…:)
Evet marsseh, biraz daha acele etmenizi rica ediyoruz:)
Yazıyorsunuz ve varsınız.
Lakin bir kitabınızın olmaması dünya kütüphaneleri için kayıp.
Rab İsa size ve ailenize uzun ömür versin:)
Acele et Marsseh “ölü sayısı artıyor” 🙂
Yayınlamadıklarının tamamının müthiş olduğunu söyleyebilirim.
“Güneşim” diye söylemiyorum, dünya çapında başarılı olacağını biliyorum.
Seni seviyorum:)
yani öyle ki insanın bir 20 gün yaşamı bu boyutta sonlandırıp yemeyip içmeyip bu karmaşa ve bitimsizliğe son veresi geliyor…öyle bir cesaret verme durumu yani…tekrar teşekkür ederim ayrı ayrı…aslında düşününce örneğin; YERBÖCEK sizinle paylaşmayı isteyeceğim onlarca bölümden oluşuyor ve fakat bölümlerin bazıları el yazısı ile oluşturulmuş (hatta büyük kısmı) durumda…bazıları kopuk kopuk küçücük kağıt parçalarında…çok fena yani:) diğer yandan sanatla uğraşan insanların sanata yakınlığı ve yatkınlığı yordanırken önemli ölçütlerden birisi; kişinin “yaratma coşkusu” duyup duymadığıdır. sanırım bu coşku bende bir parça fazla:) zira geçmişte yazmaya başladığım bir şeyi oturup düzenleyip tamamlamayı bile zaman kaybı olarak görecek kadar kaba, miskin ve vandal biriyim…deniyorum cidden…çok sıkıcı olmakla birlikte deniyorum. Madem konu benim miskinliğim e söyleyip kurtulayım; bazen şöyle derken buluyorum kendimi: “oh ölüyorsun mis gibi, derleyip toplayıp basıp yayımlıyorlar”:) siz düşünün yani…tekrar teşekkür ediyorum çok naziksiniz ve cidden mahçup oluyorum dünya edebiyatı falan…o sizin güzelokurluğunuz….
PS: ben de seni seviyorum Gökyüzüm