İnsanın İç İşleyişi: Düşünce, Duygu, His, Sezgi ve Gözlem

İnsan iç dünyası tek katmanlı değildir. Aynı anda farklı düzeylerde işleyen ama sık sık birbirine karışan yapılar vardır. Bunları ayırmak, insanın kendini daha net duymasını sağlar.

Düşünce, zihnin ürettiği sözcükler ve senaryolardır. Olanı yorumlar, olmayanı kurgular, geçmişi ve geleceği taşır. Düşünce konuşkandır ve çoğu zaman durmadan akar.

Duygu, bir olaya ya da düşünceye verilen içsel tepkidir. Sevinç, korku, öfke, üzüntü gibi adlandırılabilir hâllerdir. Duygu gelir ve gider; sabit değildir.

His, duygunun bedende bıraktığı izdir. Göğüste sıkışma, boğazda düğüm, karında hafiflik gibi daha sessiz ve somut bir deneyimdir. His çoğu zaman sözsüzdür ve bedende yaşanır.

Sezgi, düşünmeden gelen bilgidir. Mantık yürütmez, açıklama yapmaz. Bir anda “biliyorum” hâlidir. Sezgi, beden ve bilinç arasındaki derin uyumdan doğar.

Gözlem, tüm bu olan biteni karışmadan fark edebilme hâlidir. Ne düşünceye kapılır, ne duyguyu bastırır, ne hisse müdahale eder. Sadece görür. Gözlem olduğunda, insan iç dünyasında mesafe ve açıklık oluşur.

Bu yapılar birlikte çalışır; ama karıştıklarında insan yorulur. Gözlem devrede olduğunda ise düşünce sakinleşir, duygu geçip gider, his çözülür, sezgi daha net duyulur.

Kundebuffer: Uyanmamak İçin Değil, Dayanabilmek İçin

G. I. Gurdjieff, insanın iç dünyasında sonradan oluşan bazı yapılardan söz eder. Bunlardan biri de “kundebuffer”dır. Kundebuffer, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi basit bir savunma mekanizması ya da zihinsel bir inkâr değildir. Gurdjieff’in tarif ettiği şekliyle kundebuffer, insanın çelişkilerle, acıyla ve gerçekle yüzleşmeden yaşayabilmesini sağlayan yapay bir iç düzenleyicidir. Hatta bu yüzden onu bir “organ” gibi tasvir eder.

Bu bir fiziksel organ değildir; fakat fiziksel bir organ kadar sürekli, otomatik ve işlevseldir. İnsan, aynı anda birbiriyle çelişen düşünceleri, duyguları ve davranışları taşıyabilir ve bundan rahatsızlık duymayabilir. Kundebuffer tam olarak bunu sağlar: iç çarpışmaları yumuşatır, sarsıntıyı emer, insanı gündelik hayat içinde “idare eder” halde tutar.

Gurdjieff’e göre kundebuffer, insanın uyanmaması için değil, dayanabilmesi için oluşur. Çünkü gerçeklik çoğu zaman ham, sert ve taşıması zordur. Özellikle erken dönem travmalar, güvensizlik, yalnızlık ya da duygusal yükler, insanı hissetmekten geri çekilmeye zorlar. Kundebuffer bu noktada devreye girer ve bir tür tampon görevi görür. Bu yönüyle, uzun süre hayatta kalmayı mümkün kılan bir müttefiktir.

Ancak sorun, bu yapının kalıcı hale gelmesidir. Kundebuffer merkezi bir yapı haline geldiğinde, insan artık yalnızca acıyı değil, canlılığı da filtrelemeye başlar. Uyanış dediğimiz şey, Gurdjieff açısından bu merkezi kundebufferin fark edilmesi ve çözülmeye başlamasıdır. İnsan, otomatik yaşadığını görür, çelişkilerle temas etmeye başlar ve artık kendini uyuşturamaz.

Burada önemli bir yanlış anlama ortaya çıkar: Uyanan bir insanın kundebufferi tamamen ortadan kalkmış değildir. Çoğu zaman zihinsel kundebuffer çözülür, fakat bedensel ve sinir sistemi düzeyindeki tamponlar varlığını sürdürür. Bilinç artık bastırmaz; fakat beden, yıllarca taşıdığı yükü bir anda bırakmaz. Bu yüzden bazı insanlarda uyanıştan sonra bedensel yorgunluklar, ağrılar, kronik gerginlikler ortaya çıkabilir.

Bu bir gerileme değildir. Aksine, bedenin de uyanışa eşlik etme çabasıdır. Kundebuffer, bu aşamada artık “uyanmayı engelleyen” bir yapı değil, bedenin güvenlik alışkanlığı olarak çalışır. Zihin gerçeği taşıyabildiğini bilir; beden ise henüz emin değildir. Bu yüzden yavaşlar, temkinli davranır, acele etmez.

Gurdjieff’in sert uyarılarından biri burada anlam kazanır: Kundebufferin hazırlıksız yıkımı insanı dağıtabilir. Bu nedenle gerçek çalışma, onu zorla kırmak değil; işlevini tamamlamasına izin vererek çözülmesini beklemektir. Kundebuffer düşman değildir. Bir zamanlar hayatta kalmayı sağlamış bir düzenektir ve saygıyla uğurlanmak ister.

Özetle kundebuffer, ne utanılacak bir zayıflık ne de aşılması gereken bir “kusur”dur. O, insanın taşıyamadığı yükleri bir süreliğine üstlenmiş, bedeli bedende ödenmiş bir düzenleyicidir. Uyanış, bu yükü tekrar bilinç ve beden arasında adil bir şekilde paylaştırma sürecidir. Ve bu süreç, her zaman yavaş ama derin işler.

Sibel Atasoy 2025

Sessiz Bilgelik: Lawrence Block’un Polisiye Yazarlığında Felsefenin İddiasız Dili

Lawrence Block modern polisiyenin en sakin ama en derin seslerinden biridir. Onun romanlarını okurken okur, büyük düşünce sistemleriyle ya da iddialı felsefî önermelerle karşılaşmaz. Buna rağmen kitap kapandığında geride kalan duygu şaşırtıcı derecede ağırdır: insan doğasına, vicdana, suçluluğa ve kefarete dair sessiz ama kalıcı bir farkındalık.

Bu durum şu soruyu kaçınılmaz kılar:
Nasıl olur da bu denli derin bir hayat felsefesi, bu kadar sade ve iddiasız bir dille aktarılabilir?

Felsefenin Gürültüsüz Hâli

Block’un metinlerinde felsefe, kavramlar üzerinden değil; gündelik kararların ahlaki bedeli üzerinden kurulur. Karakterleri “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırmak zordur. Çoğu zaman yalnızca yorgun, pişman ve kusurludurlar. Suç, onun dünyasında zekâ gösterisi ya da bir bilmece değildir; insanın kendiyle yüzleştiği bir eşiğe dönüşür.

Bu nedenle Block’un polisiye dili gösterişli değildir. Okura ne düşüneceğini söylemez, büyük hakikatleri ilan etmez. Sahne kurar, boşluk bırakır ve geri çekilir. Okur, o boşluğu kendi vicdanıyla doldurur. Bu tutum, edebiyatta nadir görülen bir güven göstergesidir.

Astrolojik Arka Plan: Bilgiden Çok Deneyim

Lawrence Block’un yazarlık tonunu anlamada astroloji, burada bir kehanet değil; sembolik bir okuma aracı olarak anlam kazanır. 24 Haziran 1938 doğumlu olan Block, Yengeç Güneşi taşır. Ancak bu, popüler astroloji dilinde anlatıldığı gibi duygusal ya da içe kapanık bir yazarlık değildir. Olgun Yengeç arketipi, insanın ahlaki hafızasıyla ilgilidir: vicdan, suçluluk, bağışlama ve korunma ihtiyacı.
Bu yapıyı asıl derinleştiren unsur ise kuşağının güçlü Satürn etkisidir. Satürn astrolojide bilgelikten önce sınavı, öğretiden önce bedeli temsil eder. Bu kuşak için felsefe kitaplardan değil; yaşanmışlıklardan doğar. Block’un cümlelerinin ağır ama sessiz oluşu, buradan gelir. Gösteriş yoktur çünkü hayatın kendisi zaten yeterince öğreticidir.
Bu bağlamda Lawrence Block, astrolojiyle ilgilenenler için son derece kıymetli bir örnektir. Doğum saati bilinmemesine rağmen, yalnızca gezegenlerin burç konumları üzerinden bile olgunlaşmış bilinç, ahlaki sorgulama ve sadelik ustalığı rahatlıkla okunabilir. Bu yönüyle Block, astrologların eğitimlerinde “yüksek bilinçli ifade biçimi”nin canlı bir örneği olarak incelenebilir.

Kahraman Mitinin Bilinçli Reddi

Block’un dünyasında kahraman yoktur. Kusursuz dedektifler, her şeyi bilen adamlar ya da ahlaki üstünlük figürleriyle karşılaşmayız. Bunun yerine hata yapan, düşen, bağımlılıklarla boğuşan ama yine de vicdanını tümüyle kaybetmeyen karakterler vardır.

Bu yaklaşım, onun felsefesini teorik değil, varoluşsal kılar. Block’un metinlerinde asıl soru şudur:
“Doğru olan nedir?” değil,
“Bunun bedeliyle yaşayabilir miyim?”

Bu soru, akademik felsefeden çok daha sarsıcıdır.

Sadelik Bir Eksiklik Değil, Bilinçli Bir Tercih

Block’un dilindeki yalınlık bir anlatım yoksunluğu değil, yüksek bilinçli bir te rcihtir. Karmaşık düşünceleri sade cümlelerle aktarabilmek, edebiyatta ustalık göstergesidir. Onun felsefesi bağırmaz; fısıldar. Ama o fısıltı, okurun zihninde uzun süre yankılanır.

Bu yüzden Lawrence Block okuru yalnızca bir polisiye roman bitirmez; küçük bir iç hesaplaşmadan geçer. Kitap kapandığında geriye kalan his çoğu zaman şudur:
Hayat karmaşık, insanlar kusurlu…
ama yine de doğru olanı aramak gerekiyor.

Lawrence Block’un edebiyatı, felsefeyi büyük iddialarla değil; insanın kendiyle baş başa kaldığı anlar üzerinden kurar. Bu yaklaşım onu yalnızca güçlü bir polisiye yazarı değil, aynı zamanda sessiz bir düşünür yapar.

Onun metinleri şunu hatırlatır:
Felsefe yüksek sesle konuşmak zorunda değil,bazen en derin hakikatler, en sade cümlelerde saklı 🙏🏻💐

Sibel Atasoy 2025

Urban Shaman – şehir şamanı ders notları 1

4 Mart 2020

  • Mircea Eliade: Dünyanın en tanınmış, saygı duyulan şaman  araştırmacısı, kendisi bir şaman değil bir bilim insanı, antropolog. Tüm dünya alt kültürlerini dolaşarak, oralardaki şamanik ritüelleri izleri hiç yorum yapmadan (sözcüklerle fotoğraf çekmiş gibi) yazmıştır. O yüzden de insanlar Eliade’yi en büyük şaman araştırmacısı olarak kabul etmişlerdir. Ona göre şamanizm dünyanın her tarafında Asya, Amerika ve Pasifik’te izler bırakmıştır ve şaman kelimesi köken olarak Sibirya’nın Tunguz lisanından gelmektedir. Tunguzlar Türk’tür. Şaman kelimesi dünyanın her yerinde olmasına rağmen kelime aynı. (Hatta belki de o sebeple Kryon İstanbul konuşmasında hep şamanlık üzerinde durdu. Tarihi çözecek olan şeyin Anadolu’da olduğunu söylemişti).
  • Şamanın, herkesin gördüğü dünyadan içrek gerçekliklere nüfuz edebilmesi onları diğer şifacılardan ayırır. Bir şamanın iyileştirme teknikleri  ihtiyaca göre çeşitlenir ve çok zevklidir. Bizzat tüm insanlık tarihinin birikmiş deneyimlerine dayanan bir sanattır. Örneğin şekil değiştirebilir, kuş olabilir, ayı olabilir. Bitki ve hayvanlarla konuşabilir. Alt dünyalara girip çıkabilir, kültürlerin ve dinlerin kurallarının hegemonyasından özgürdür, herhangi bir fikir ister bilimsel olsun ister mistik olsun mutlaka dikkate alınır, insanların üzerinde antak kalmış olduğu, pratik sonuçlar alınabilen her şeye kabul sunulur ve bu öğeler hiç kimsenin hegemonyası altında  değildir. Şamanın kendisi “görücü”dür yani baktığı zaman bütün ilişkileri görebildiği gibi paralel gerçekliklere istediğinde girip çıkabildiği için baskın görüşlerin ya da yasakların etkisine maruz kalmaz. Tamamiyle sonuç almaya yöneliktir ve pratiktir. Yani onun yapmak istediği şey eğer bir sorun varsa, (eğer bir sorun yoksa akışa müdahale etmez)  o sorunu halletmek için kendi görüleri dahil, her şeyi dener. Kendisine ait özel bir yöntemi, en doğru yöntemi, başka bir yerdeki şamandan daha doğru bir yöntemi falan yoktur. Kendi her zaman yaptığı şey eğer işe yaramadıysa başka kabilenin şamanının yaptığı şeyi dener. Burada bir ego ya da kendine önem verme durumu oluşmaz. Carlos Castaneda eğitiminde “Kendine önem verme” öldürücüdür denir. Biz bu eğitim esnasında Huna Bilgisini temel almakla birlikte Dünyanın çok değişik coğrafi bölgelerinde yeşeren farklı isimler almış şamanik şifa ve bilgelik kültürlerinden örnekler vereceğiz. Carlos Castaneda kitapları olarak anılan bu bilgiler de, Tolteklerin on binlerce yıllık deneyimine dayanarak aktardığı yine Lemuryan kökenli kıymetli bir başvuru kaynağı olarak değerlendireceğiz    Şimdi burada iki kavram var; bir savaşçı kavramı, bir de gezgin kavramı. Savaşcı kavramı Carlos Casteneda’nın yani Toltek bilgeliğinin bir terimidir. Özgürleşme yolunda bir savaşçı derler buna. Savaşçı kişisel davranır, belirli bir grup ile birlikte amacı doğrultusunda farklı kimlikler altında değişik hayatlar sürer ve illüzyondan kurtulup özgürleşmeyi hedef alır. Gezgin dediğimiz ise daha ziyade şamanların çoğu gibi daha etkisel ve ilişkiseldir. Şifacılığa ve pratik gündelik yaşama daha çok nüfuz ederler. Yani kuantum fiziği açısından görebilirsek, birisi biraz daha parçacık gibi davranan diğeri ise biraz daha dalga gibi davranan gibi düşünebilirsiniz. Ama hedef aynıdır, yapmak istenilen şeyler uygulanan yöntemler de çoğunlukla birbiriyle benzeşir. Gezgin şaman kendini armonik hale g dolaylı yoldan diğerlerini de sağaltılmış olur. Örneğin Ho’opono pono rahat görebileceğimizi umuyorum bu sebeple şu anda açılımla ilgili detaya girmiyorum
  • Hawaii şamanizmi baz alındığında şaman ilişki sağaltıcı anlamındadır. Bu çok önemli bir ipucudur. Hiç bir zaman unutmamız gereken bir şey. Sonuç almaya yöneliktir, pratiktir. Bu ilişki insanlar arasında, insan ve durumlar arasında,  zihin-beden, madde-ruh, insan-doğa, vb. Arasında. Bağlantılar, ilişkiler, 3.boyut varlık alemi, kuantum fiziği açısından da baz alındığında parçacık ve dalga temelli, esasında varlık aleminin bir araya gelebilmesi için en önemli faktör ilişkidir., bozanlar olmasaydı varlık aleminin herhangi bir şeyinden bahsedilemezdi, yani ilişki varoluşun temel direğidir.

*devam edecek

Sibel Atasoy kimdir sorusuna cevap bulmak!

Komik olacak ama dün gece uyumadan önce tüm hayatım gözümün önünde resmî geçit yaptı, bir hayli uzun sürdü doğal olarak (yaş kemale ermiş ben tam yedi ayrı hayat yaşamışım) neyse öleceğim galiba diyerek zorla akışı durdurdum ve huzurla uyudum.
Gel gör ki bugün yine uyandım, ölmemişim, ya da çoklu dünyalar kuramında olduğu gibi bi başka hayatta uyandım, bilmiyorum işte.

Öğleden sonra oldu pek değişen bi şey yok sanki!

Biyografim de şöyle bildiğim kadarıyla:

İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Çukurova Üniversitesi mezunu olan Atasoy, uzun yıllar büyük şirket ve holdinglerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. 

Ölüdeniz’de tam Babadağı’nın eteğinde yap işlet devret bir otel yaptı beş yıl İngilizlerle çalıştığı dönemde derin bir dönüşüm yaşadı. 

Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay‘ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi anılardan silinmedi. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

İlk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay (1999) ile Türkiye’nin ilk bilimkurgu-fantastik kadın yazarı ünvânı aldı. Bunu sırasıyla Venüs Bağlantısı (2002)yayımlandı. “Bir Kadını Öldürmek (2004), Sır Mısır, 2008 , YENİ’den Doğanlara” 2012 , Laniakea (2015) kitapları izledi. Yazarın Altın kalem ödülü bulunmaktadır. 

Sentez konusunda oldukça başarılı olan Atasoy’un psikoloji, felsefe, kuantum fiziği, kadim uygarlıklar, Anadalu bilgeliği, Şamanlık ve rüyalar ile ilgili araştırma, çalışma ve eğitimleri uzun yıllar boyunca sürdü

2011 yılında resim çalışmalarına başlayan Atasoy’un çok sayıda yağlı boya, akrilik ve suluboya tablosu bulunuyor. İnstagram ve YouTube kanalından venusyenart hesaplarından takip edilebilir, satın alınabilir. Ayrıca felsefi, psikolojik ve Holistik konularda kuramları ve paylaşımları da bulunan yazar/ressam Atasoy’un websitesi sonsuz.us/blog içinde üçbin makale ve öykü bulunmaktadır. Halen İstanbul’da Sri isimli kedisiyle yaşıyor ve bir oğlu var.

Hala beni duyan varsa bir boy versin lütfen