Yan başlıkta devam eden tartışma vesilesiyle, başımdan geçen bir olayı aktarmak istiyorum..
Personellerimden birisi, gayet güleryüzlü ve çalışkandı.
Lakin, özürlü kadrosundaydı.
Ciddi iskelet deformiteleri, kemik ve diş problemleri vardı..
Zayıf, incecik, asimetrik bir beden, bacağın biri uzun, diğeri kısa.. yüz hatlarında başka anatomik sıkıntılar, vesaire.. İşte bu bahsettiğim, yirmili yaşlarında genç bir kadındı.
Birgün, çay kahve molası için kafeteryaya geçmek istediğim bir anda, onu bir masada eli yüzü düzgün (hatta gayet yakışıklı sayılabilecek) ama iki lafı bir araya getirirken bile sırnaşmadan duramayan, ve her daim suratına takındığı saldıray abi sırıtkanlığı ve laftan anlamaz yapışkanlığından dolayı “abazanlığıyla meşhur” gençten bi çocukla- otururken gördüm.
Buraya kadar ilgimi çeken bişey yoktu.
Ve ama sonra yanlarından geçerken, şunları işittim;
-Aşkım, bitanem, sen benim herşeyimsin, seni çok seviyorum, senin için çıldırıyorum..(oğlan)
-Ben de seni canım, ben de seni..(kız)
Şimdi zor tabi anlatması..
Daha doğrusu, anlatırken yanlış anlaşılmak da istemiyorum açıkcası.
Zaten devamı da var.
Ama şimdilik merak ettiğim;
Siz olsanız ne geçerdi aklınızdan o an?
Ben mesela, kendi aklımdan geçen ilk şeyi söyleyeyim..
Belki hayatımda, şimdiye kadar yani.. ancak ve ancak bir kaç kez yapmış olabileceğim bir şeyi yaptım ve bir anda müthiş bir öfkeye kapılarak şunları mırıldandım;
-Lan orospunun evladı, abazalık bu kadar mı başına vurdu lan göt!
..filan işte.
(Tabi onlara hiçbirşey demedim, ya da belli etmedim, sadece içimdeki hissiyat buydu yani.)
Akabinde, bir zamanlar benim de yöneticiliği yapmış eski bir büyüğümüzle oturduk ve laf lafı açtı.
Ve onunla konuştukça, daha doğrusu bendeki orospu çocuğu hissiyatına karşı onun sözlerini dinledikçe, kendi kendime şaşırdım ve verdiğim tepki tuhaflaştı, ben de kendimi anlayamadım, vesaire..
Bu kısmını daha sonra paylaşırım.
Peki ya siz olsaydınız, aklınızdan geçen ne olurdu o an?
Bir kaç tane kritirk sorum var gamaroya?
Bu diyalog seni neden öfkelendiriyor?
Ve ilk başta tanımladığın çeşitli fiziksel engellere sahip adamın konuyla ne ilgisi var?
passione d’amor filmini hatirladim nedense
Eğer davranışında sahtelik yoksa (ki anlattığın sahneye bakarak buna karar vermek zor,hikayenin sonrasında ne olduğunu da bilmek lazım), devotee olabilir mi acaba diye düşünürdüm.
Engelli insanlara karşı cinsel olarak meyil hisseden bu konuda kendine engel olamayan bazı insanlar var. Yani ”Karpuzun hamı, topalın ….”atasözü durduk yere çıkmış değil :))
Zoofili ,pedofili gibi şeyler bile insanda var fakat o kadar uç noktalara gitmeden de bunun bir çeşit cinsel yönelim olabileceğini düşünebiliriz..
Eşcinsellik ne kadar doğalsa, devoteeler de bence o kadar doğaldır.
Bi yanlış anlaşılma varsa düzelteyim, fiziksel engelli olan kişi kız, bu kıza “senin için çıldırıyorum” diyen kişiyse gayet sağlıklı ve yakışıklı bir oğlan.
Ben kendimi mikroskop altına yatırıyorum zaten istanbulabazan, ilk anda aklımdan geçen düşünceyi de bunun için paylaştım. Ama sonra fikrim değişti, başka türlü düşünmeye başladım.
Baal, ben olabilecek en kötü senaryoları düşündüm.
Mesela adam çok feci abaza olsun.
Hatta o kadar ki, kör topal, hilkat garibesiymiş (bu ifadem için özür dilerim) umrunda bile olmasın, yeter ki iş olsun.
Kız da tüm bunları bilsin, bilmesin, ya da umursamasın..
İşte böylesi şartlar altında dahi, kriminal bişeyler yaşanmadığı müddetçe, bu tabloya bakıp yalnızca olumlu şeyler düşünmem gerektiğine ikna oldum. (Büyüğüm dediğim eski yöneticimle yaptığım sohbetten sonra)
Anlamaya çalıştığım asıl şeyse, ilk verdiğim tepkinin neden öyle şekillendiği..
Zavallı* kızın incinebilir bilmem nesini yalancı abazadan koruma saçmalığı -gööya- vesaire..
O an için mi dramatik göründü?
Hani.. çocuk mu kandırıyorsun, der gibi…
Ya da nası bi dürtüyse..
Hemen de korumacı..
Niyeyse.
Kötü olan yoksa ben miyim yau?
teyzemin oglu cok yakisikli biri sevdigi kiz degil..
birgün anam yegenine,”oglum sen cok yakisiklisin bu kizi nasil yakistirdin kendine? yegen,teyzecim al gözlerimi bide onlarla bak”der..
gönül ferman dinlemiyor psikolog aciz:)
slm.
Gamaro’nun hissettiği şeyi, gayet iyi anlıyorum ve benzer şeyler hissettim. Öncelikle kızın suistimale uğrayabileceği endişesi duydum. Ancak bunun altında, yakışıklı birinin, engelli birini seveceğine inanamama duygusu olabileceğini gördüm. Elbette yaşadıkları ilişki sıradışı. Ama neticede olağanüstü değil.
Şimdi bir fıkra da ben anlatacağım ama yeri değil. Merak edersen sana özel mesaj atarım gamaro.:)
Çok yakışıklı olup, fiziki olarak kusursuz olup, aptallar olanlar vardır.
Travmaları olan vardır.
Servet avcısı olanlar vardır.
Hümanist olarak bir engelliyi mutlu etmekten doyum sağlayan vardır.
Hümanist ile benzer bir şekilde tanrının kendisini bu işe görevli kıldığını sanan vardır.
Yaşadığım kentte bir belediye başkanı ve okul arkadaşım bir kız istemeye gider. Kızın babası vermez. Tam o arada kız bir kaza geçirir. Kız ömür boyu yatağa mahkum olur. Arkadaşıma kızın babası sorar;
“Hala istiyor musun?”
“EVET” der arkadaşım.
Halen bir yastıkta kocamaktalar…
Keza Fransızların “Kaldırım Serçesi” Edit Piaf’ın yanlış anımsamıyorsam 80 yaşında iken kendisinden 60 yaş küçük bir sevgilisi olur. Sevgilisi daha sonra yapılan bir röportajda onun hayatındaki en büyük aşk olduğunu söyler… Edit Piaf için bunu araştırmaya çalıştım Vikipedi’de onunla yapılan bir röportajdan alıntı buldum:
« – Bir kadına öğüt verecek olsaydınız, bu ne olurdu?
– Sev.
– Bir genç kıza?
– Sev.
– Peki bir çocuğa?
– Sev.»
Yine geliriz Marks’ın sözüne; “Ne var ki şeylerin özü de göründüğü gibi olsaydı, hiç bir türlü bilime gerek kalmazdı!”…
Sanırım gamaro, sorduğun sorunun tek bir yanıtı olamaz. Ancak daha şimdiden tüm yanıtları ortaklaştırabilecek bir psikolojik ya da sosyolojik bir yaklaşımı özetleyebilecek kısa tümceyi ben de merak ediyorum…
Bir bölgede yetişen bir çeşit ağaca fillerin sebepsizce saldırdığı ve onu yıkana dek uğraştıklarını akıl sır erdiremeyen insanlar bunun sebebini araştırdıklarında, bu ağacın topraktaki bütün suyu çekerek fillerin çok sevdiği bir otun yetişmesine engel olduğunu farketmişler.
Şimdi bu fillerin bir taktiği mi yoksa otların yaşamak için filleri kullandığı mı elbette bilinemez. Evren sırlarla doludur.
Aslında ben bu olayı, severdi/sevemezdi ekseninde hiç düşünmedim.
İstemek desek, daha doğru olabilir belki.
Tabi burda, şahit olduğum görselliği tam olarak ifade edemiyorum aslında. Engelli veya özürlü kelimesinin ötesinde bir asimetri vardı orda, ama böyle deyince de bi tuhaf oluyor işte.
Neyse..
İçeri geçtikten sonra yaptığımız kısa sohbeti de anlatayım.
Şirketteki eski yöneticimle kahvelerimizi alırken, “Abi bu nedir yahu?” deyivermiş bulundum.
Neyi kastettiğimi anladı tabi.
Ve biraz da şaşkınca, “neymiş yani, noolmuş?” diye cevap verdi bana.
Ben de nişangahıma yine o çocuğu (herkesin az çok bildiği meşhur oğlanı) alıp, “Tamam yani adam ayaklı testosteron ve pek imkan vs. bulamamış da.. ama onunla olmadı bununla olmadı derken şimdi de şu kıza mı yani?” gibisinden bişeyler mırıldandım.
Eski yöneticim bi an durdu, ve “bırak sen oğlanı” dedi, “asıl kıza bak sen, o ne yapsın?”
Ve yaklaşık olarak şöyle devam etti sohbet;
-Nası ne yapsın?
-Diyorum ki yani, şimdi sen şu kızla yatar mısın?
-Yav ne alakası var?
-Var, var.. yatar mısın yatmaz mısın?
-Yatmam..
-Tamam işte, çalışkan bulursun, sevecen bulursun, melek gibi dersin, bir sürü iyi güzel şey söylersin, ama yatmazsın. Ha bana sorarsan eğer, ben de yatmam.. Ali de yatmaz.. Veli de yatmaz.. Eee, kiminle yatacak o zaman bu kadın??
-(cevap veremedim)
-Sana kaldıysa yani, anca kendi gibi özürlü çirkin birini bulacak ve belki onunla filan..
-Yok ya, öyle de demek istemedim ben aslında..
-İstemedin ama dedin.
-(yine cevap veremedim)
-Onun için bırak bunları.. yok oğlan abazaymış da, kimseyi bulamadığı için özürlü kıza takılıyormuş da, geç bunları.. Sevsin sevmesin, kafalasın kafalamasın, numara yapsın yapmasın, sen bunları düşündüyorsun da o kız düşünemez mi sanıyorsun?
Yani az çok böyleydi işte..
Gerçi yukarda biryerlerde belirtmiştim, bu kısa sohbetin ardından değişti fikrim. Ya da daha doğrusu, aslında böyle bir sohbet olmasaydı bile, sanırım ben de kendi kendime benzer çıkarımlarda bulunabilirdim bir süre sonra.
Ama ilk anda ortaya çıkan ve bir hayli negatif bir mahiyette çalkalanan o duygulanım, bu “önceliği” nerden aldı diye düşünüyorum daha çok.. Siz ne düşünürdünüz diye de ondan sordum zaten.
Eğer kadını tanımıyor olsaydım; erkeğin “para avcısı” olduğunu düşünürdüm. Hatta kadın çok çok güzel değil de alelade (kendine münhasır güzelliği olan) biri olsaydı da sadece o lafı duymuş olmam yeter böyle düşünmeme.
Tanıdığım biriyse ve durum “çalışkan bulursun, sevecen bulursun, melek gibi dersin, bir sürü iyi güzel şey söylersin,” böyle ise sanırım çocuk hakkında kötü düşünmezdim zira kızın beraber olunabilecek biri olduğuna ikna olmuş olurdum.
Tanıdığım biriyse ve sevmediğim biriyse; Bir tanıdığım var engelli değil ama tabiri caizse şişman, çıplak gözle gördüğüm en çirkin yüze sahip ve karakter olarak da son derece itici. Ara sıra kendini acındırmalarına sahit olmasam en ufak bir sempati duymam. Eğer bir erkeği bu kıza “Senin için çıldırıyorum..” dediğini duyarsam; sizin düşündüğünüze benzer şeyler düşünüp bu vatandaşın damacadan önce son virajda olduğu sonucuna varırım.
Eski yöneticinizi de takdir ettim; saygılarımı sunuyorum.
Hmm..
Liberalizm dedikleri buysa..
Komünizm ne oluyo o zaman?
🙂
İnsan hangi duruma veya olaya bakarsa baksın ilk bakışta yüzeysel kalmaya mahkumdur..Bu sana özel bi durum değil..Bu türden asimetrik durumlarla kendi hayatımda ve arkadaş çevremde sık karşılaşmış olmanın verdiği bir ön yargısızlıkla şuan ben böyle değerlendiriyorum.Buna rağmen benzer durumlar görünce,benzer şüphelere kapılmadığımı söyleyemeyeceğim.
Çünkü ilk baş vuracağımız fikirlerimiz hayatın bize tekrar tekrar öğrettiği ve bu şekilde pekişen temel yargılardan oluşur..İnsanın kolaylıkla yalan söyleyen, sahte davranışlar segileyen bir varlık olduğunu kim kaç kere şahit olmamıştır ki?
Sonuçta hiç yanlış şeyler düşünmemişsin..Hatta yüzde doksan dokuzun ilk aklına glecek şeyleri düşünmüşsün..Ve bir istismar kuşkusu hissettiğin için olay pek tabi olarak daha acı görünmüş.
Eski yöneticinizin duruma bakış açısı ise derin değil belki ama ‘hayatın pratiği’ne göre düşüncesi sağlam ve bir ölçüde yerindeliği var.Ama çirkinde olsa insana yakışan duygusal bir ilişki olduğu için senin korumacı tavrını ben onun prgmatik tavrından daha saygın buluyorum.
Konuyla ilgili düşüncem ise gönül işlerinin pek mantıklı çözümlemeler götürmeyeceği yönünde..Ve kimin kimde, ne arayıp ne bulduğunu bilmenin mümkün olamacağını düşünüyorum.
Yani o delikanlıyı sahtekarlıkla suçlamak için, gerçekten ne düşündüğünü bilmemiz gerekir ki, bu mümkün değil.Ancak süreç içerisinde niyeti anlaşılabilir.
O çirkin kızın yerinde güzel bir kzı olsaydı aynı delikanlının düşüncelerindeki samimiyeti ölçebilecek miydik? Yine hayır.
Herkes kendi zihninde paralel bir evrende yaşıyor.Özelliklede duygusal konular öznelliğin iyice tavan yaptığı bir durum.
İmkansız veya delilik gibi görünen şeyler pek ala da samimi olabilir.Ellez’in ve Aktaş’ın yazdıklarından çkarılabileceği gibi bazen tanımak çok önemlidir.
Bence burdaki asıl sorun, güleryüzlü, sevecen, iyi, melek gibi vs.. olarak tanıdığımız (ya da tanımladığımız) bir kadın için, doğru veya güzel olan şeyin ne olduğuna karar verme hakkımızın bulunduğunu düşünerek senaryolar üretmemiz ve duygularımızın da -en azından başlangıçta- bu pradigma içinde şekillenmesi.
Bu tümden kötü ve yanlış mı?
Elbette değil, kişinin sevdiği insanları “istismar” gibi psikolojik yıkım gücü yüksek bir ihtimalden koruma güdüsü, olumlu bir duygudur nihayetinde.
Ama burda, belli bir noktaya kadar ciddiye* alınması normal veya faydalı kabul edilebilecek “istismar” komponentine ilave olarak, daha silik ve hemen farkedilmeyen bir başka kompenent daha var ve bunlar bazen birbiriyle süperpoze olabiliyorlar. (yani sanırsam)
O da şu;
Bu kıza yakışan şey, niye ille duygusal bişeyler olsun ki?
Öngörü neden böyle yani?
Ciddi anatomik problemlerine rağmen sempatik, güleryüzlü, neşeli, çalışkan ya da ne biliim işte “iyi bir insan” (o da ne demekse?) olduğu için filan mı?
Oysa;
-Bak bu vücut benim, gördün mü ne kadar tuhaf ve hep böyle kalacak. Ve bu da bana kur yapan abaza çocuk, aile çaybahçesi muhabbeti yapmıyoruz anasını satiim, felekten bi kaç hafta çalıcaam, üstelik adam da cillop, başlatma şimdi senin iyi insanına! ya da bana neyin yakışıp neyin yakışmayacağına vesaire ulan..
..dese filan.
Zırt.
Dinler bunun için geçersizdir zaten.
Daha önce agnostik yazmıştı;
İnsan, bir öncesi ve sonrası olan ve bu ikisi arasında özlemleri, beklentileri, başarıları, veya içinde kalanlarıyla koskoca bir psikolojik varlıktır.
Ona bir kitabı okutup, bak işte oldun.. diyemezsin.
Etik de bunun için zor.
Sir Michael Philip “Mick” Jagger ve birlikte olduğu kadınlar düşünüldüğünde, anlatılan öyküye benziyen görsel fark gözlenecektir. Ama bu yıldız düşünemiyeceğimiz kadar çok kadının cazibe odağı. Gizem dolu kadın erkek ve öyküsünü akla vurarak değil, hoşgörü ile izlemeliyiz.
O kızın saydığın handikapları olmasa dahi yaşayacağı şeyde duygusal bir takım karşılıklar bulabilmesi bence yakışanıdır.
Yani kız güzel olsa da duygusal birşeyler bulamayacağı bir ilişkiyi tasvip etmezdim.Çünkü temelinde sevgi olmayan herşey yıkıcıdır.Ucunda haz olsa bile böyledir.
Haa normal insanlar nasıl ki ‘yakışan’ı yapmak zorunda değillerse ,handikapları olan insanlarda öyle davranmak zorunda değildirler.Buna hakları var.Orası ayrı bi konu.
Her zaman diyelim o zaman.
Yani tamam..
Pek çok somut, maddi ve psikolojik süreci biraraya getirdiğimizde, “sevgi”yle gelişenler çok daha verimlidir çoğu zaman.
Ama her zaman?
Ya da hiç!
Yakıştıramadıklarımız filan..
Zannetmiyorum.
(Konu ilerledikçe kendimi niye “kötü” hissediyorum, onu da anlamadım)
gamaro,
Sen bir zamanlar diyaliz hastaları ile ilgili bir örnek vermiştin, erken olgunlaştığı konusu falan…
Fiziki kusurlar bazen zekayı tetikleyebiliyor ve kendilerine bir çıkış yolu bulabiliyorlar. Buna karşın, fiziksel olarak kusursuz olanlar, bu kusursuzluğuna güvenerek zekayı hiç işletmedikleri oluyor. Çevremde güzelliği evde kalmalarına neden olan çok kız tanıyorum.:)
Fransız futbolcu Platini, çocukken çok çelimsiz bir oyuncuymuş ve bu durumdan çıkma çabası onun “Tilki” lakabını almasına neden olmuştur ve nihayetinde Fransız Milli takımının başına değin yükselmiştir de… Ama ondan daha gürbüz bir çok oyuncu sanırım aynı kariyere sahip olamamıştır…
“Yöneticinin” söylediği de buna benzer bir şey…
Çirkinler daha zeki olmak zorunda!!…
“(Konu ilerledikçe kendimi niye “kötü” hissediyorum, onu da anlamadım)”
Bazen ayraçlar asıl konudan daha ilginç olabiliyor…
Bu konunun varabileceği ahım şahım bir yer yok da ondan kendini kötü duyumsuyorsun bence.:)
Belki de sen haklısın Aktaş.
Zaten teşvik de yok..
🙂
gamaro senin gönül gözün kör şekerim:PpP
Önyargı ve ötekini başka bir yana itme, Türk insanının en sevdiği şeydir. Buradaki kim derse ki ben böyle bir şey yapmadım; Yalancıdır.
Bu öğretiyi muhafazakar ahlaktan aldığımızı düşünüyorum.
Çabuk yargıla ve öldür.
Gamarocuğumun gözlemine sağlık diyelim. Belki bu teşvikten sayılır 😉
Yazıyı okur okumaz aklıma fizikçi Stephen Hawking geldi. Hawking, 21 yaşında sinir sistemini felç eden bir hastalığa yakalandı, bu nedenle ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Öte yandan beyinsel faaliyet anlamında bir dahi, çok değerli bir bilimadamı.
Her neyse asıl konuyla ilgili kısım, özel hayatı! Hawking, hastalığına rağmen 25 yıl fiziksel anlamda sorunu olmayan Jane Hawking ile evli kaldı. Ancak evliliğin bitmesine de kendisi sebep oldu. Jane Hawking’i hemşiresiyle aldatmıştı.
Bu son derece farklı hikayeyi, terk edilen Jane Hawking “Music to Move the Stars: A Life With Stephan” adıyla da kitaplaştırdı. Alıntı yazım bu kitaba dair…
kız düşünmüyor mu değilde ben erkek düşünmüyor mu diye baktım olaya biraz.bir insanı sevmek başka,arzulamak başka,hem sevmek hem de arzulamak bambaşka.oğlanda kendisi gibi görünen karşı cinsten birine (güzel hatuna) herhangi bir nedenle yetmeyeceği yada yetemeyeceği fikri hakim olduğundan baştan handikaplı olan kızı seçmiş olabilir.hani yakınma sızlanma olursa ilerde bir gün,sen kendine bak diyebilme psikolojisi.
Gamaro,
Şevkini kırmak için söylememiştim…
Senin canını sıkan yer benim de canımı sıkıyordu…
Yetersizlik…
Kendim de dahil; yetersizlik…
Hatta “yetersizlik önergesi veriyorum”; bu konu daha da tartışılmalıdır…
ben olsam ben de aynı gamaro gibi düşünürdüm.
eldeki doneler ve de eşyanın tabiatı itibarı ile bu kaçınılmazdır.
diyebilirim ki kişilerin onda dokuzu bunu düşünecektir.
nedir eldeki doneler?
köpeği, eşeği dahi gözüne kestiren cinsel açlık çeken bir erkek taifesi ile bu erkek milletinin bu haline acımaktan bile çekinen bir dişi taifesi.
malzeme bu!
ben de gamaro gibi düşünürdüm.
ikisinin arasında olan biten adına eski yöneticinin ortaya koydukları elbette akla yatkın.
akla yatkın olması beni bu şekilde düşünmekten alıkoyuyor mu?
hayır!
hala da öyle düşünüyorum.
p.s.
gamaro; olayı nakletme konusunda en ufak bir yetersizlik yoktur.
İşte halkın gücü!
🙂
Şaka bir yana Aktaş, bi kere şunu belirteyim: Orda “yaşanan” herneyse, ben sadece selam verdim ve gülümsedim. Daha başka birşey için kendimde herhangi bir had görmedim. Görmem de zaten. Bunun tek istisnası ne olabilir derseniz.. hani işte gerçekten patolojik ya da “istismar” benzeri birşeye şahit olursunuz da.. mesela hem engelli hem zeka özürlü birine dokunmaya çalışan bir başkası vs.. o zaman evet.
Ama bunun dışındaki tüm ihtimallerde (ki buna, oğlanın abazalığın pençesinde böyle bi kıza yönelmesi ve kızın bunu farketmeyip gerçekten sevildiğini zannetmesi de dahil) kadın-erkek ilişkilerine dair genel geçer ne söylenebilir ya da ne düşünülebilirse, burada da aynısı olmalıdır.. Mı dır?
Bu mudur yani?
Mesela hemen yukarda parantez içinde belirttiğim ihtimale bakarsan, bu aslında, hatta düpedüz “duygusal istismar” olur.
E ama işte olabilir ve hemen her türlü ilişkide oluyor zaten, varsın bu da onlardan biri olsun, hem sen kendin sütten çıkma ak kaşık mısın ki sana ne filan..
Tamam.
Ama kız bahsettiğim ölçülerde “sakat” ve bi anda “öfkelenmemiz” için (içimizden tabi) bir haklılık payı verilecekse, Ali’yle Veli aynı mıdır?
Vesaire..
Görüldüğü üzre sürekli ihtimaller üzerinde konuşuyoruz ve Baal’ın dediği yere geliyoruz: Bilemeyiz.
Evet, bilemeyiz.
O halde: “kötü” olan benim.
Ve aslında, kendime bu soruyu yöneltmek durumunda kaldığım için, bu olayı aktardım.
Ha bi de şu var..
Birgün benim başıma böyle birşey gelirse ve benzer bir bedenle yaşamaya mahkum olursam.. ben ne yaparım?
Valla mizacıma sorunca şöyle bi ses geliyo;
Eşimin veya sevgilimin beni terketmesini isterdim, etmezse zorlardım, hatta çirkefleşirdim ya da baktım yine olmadı, kendim çeker giderdim.
Şimdi ne oldum.
Artist mi, zavallı mı?
Not 1: HoLa’cıım mesaj alınmıştır, teşekkür ederim canım:)
Not 2: Oik0s ne zaman gelecek ve azarlıycak diye bekliyordum zaten. Kendimi kötü hissetmem biraz da bundandı aslında. Ama nihayet geldi ve yazacağını tahmin ettiğim şeyi yazdı.. şimdi rahatladım:)
Stephen Hawking as atheist and Jane Wilde (Hawking) as a christian – they had a big science/religion conflict in her relationship. Stephen Hawking looked down to her as a “little child”, he didnt take her seriously.
The irony is, she stayed with him because also of her christian understanding of love. Although many other women might have left Stephen because of his intolerable attitude toward her, and especially what she represented, she stuck by her husband through everything. It was he who left her for another woman. She tried in vain to reconcile with Stephen—his terms were, he would live at home with his family for part of the week, and the rest of the week he would live ‘with his ladylove’. This was unacceptable to Jane. His selfishness and hedonism had shown through again.
One cannot read her book “Music to Move the Stars” without truly admiring Jane and feeling the struggle that she faced. It is an important work for all people interested in not only science/religion conflicts, but also the human needs that so many of us possess.
Güzel bir konu ve bence de üzerinde tartışmanın devam etmesi, hepimizin bakış açısına katkıda bulunacaktır. Bu tip konularda öncelik, gerçek hayattan örnekler vermekse de sanat da büyük yol göstericidir kanımca. Gamaro’nun son yorumundan sonra “İçimdeki Deniz” filmini anımsadım. Bu filmde geçirdiği kaza sonucu felç kalan yakışıklı bir gencin yaşamı anlatılıyordu, bu adamın çaresizce ötanazi arayışı aklıma gelince ürperdim.
Her insanın, insanca yaşamaya hakkı var, asgari düzeyde kendi ihtiyaçlarını kendisi giderebilecek düzeyde yaşamını idame ettirebiliyorsa sorun yok. Ancak bunu yapamıyorsa, isterse aşık olan biri olsun yaşamının ne anlamı kalır ki! Bu son cümle tamamen benim böyle bir durumda takınacağım tavırdır.
Hawking sizce kendi başına intihar edebilir mi?
Mesela bahsettiğin film gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmıştır..(tam emin olmamakla birlikte öyle hatırlıyorum).Ve o adamda tek başına kendisini öldüremeyecek derecede sakattır.Sonunda sevgilisi yardım etmiştir.Ve bu yüzden yargılanmıştı diye hatırlıyorum.
Zaten kendinizi öldürebilecek fonksiyonları başarabiliyorsanız günümüz teknolojisi ve rehablitasyon imkanları asgari düzeydeki ihtiyaçlarınızı kendinizin karşılayabileceği ortamı sunuyor..Haa buna rağmen intihar edilebilir mi?
Bence hiç uzatmadan ilk fırsatta intihar ölüm seçeneği düşünülmelidir..Bunları düşünmenize uygulamanıza günümüz tıbbının etik anlayışı fırsat verirse.. :))
Mesela bir kazadan sonra kişi gözünü ilk olarak bir hastanede açar.Ve yüklü dozda ağrı kesiciler kişinin kafasıı zaten uyuşturmuştur..Kiş doğal olarak panik içindedir.Çevresinde olup bitenlerin pozitif sounçlar vereceğini iyileşeceğini düşünmeye meyillidir.Zaten kendisini bu yönde süreli direk veya dolaylı bilgi pompalanır.
”everything is gonna be OK honey!!”…
Tıbbın her geçen gün ilerlediği ,sakat kalsa bile yapılacak birkaç düzenlemeyle bundan sonraki hayatının müthiş özgür geçebileceği, hayatına dönüp kaldğı yerden istediği hedflere koşabileceği ,herşeyin zamanla bir düzene gireceği sürekli telkin edilir.
Hasta yatağındaki çaresiz insan bunlara inanır.Çünkü hem inanmak ister, hem de artık gözetim altındadır..İnanmamasına karamsarlığa kapılmasına imkan verilmez.Bütün çevresi ,sevdiği insanlar onu çoktan kutsamaya ve onun için çırpınmaya başlamış olur..
Bunların yeterli olmadığı durumlarda modern tıp anti depresanlarıyla vesair psikotik ilaçlarıyla çaresiz kalmış bu insanın üstüne gider.en acımasız saldırıyı başlatır.
Sonunda kişinin içindeki özgür ruh kontrol altına alınır..Yeni tabutuna alışma süreci gelişir.:)
Hawking gibi yavaş yavaş gelişen durumlarda alışma süreci yine anlattığım mantıkla olur.
önce hasta olduğunu öğrenir.. fakat hala beden fonksiyonları yerindedir..ve sürekli bir umut pompalanması devam eder..araştırmalar yapılıyor..bugün ollmasa yarın bu hastalıkta tarihin tozlu raflarına gidecektir.vs..
Ayrıca bu hastalığa yakalanıpta mesela falanca kişilerde araz ancak şu kadar ilermiştir…filanca durumda belki hastalık bile durabilmektedir…vs
bu masalların avutmadığı noktada alkol veya haplar devreye girer zaman akar..sonuçta kişi bir bakar ki tekerlekli sandalyede oturuyor.
Çok karartmayalım yine de.. “Sol Ayağım” da gerçek. 🙂
Sabah sabah tepe bakış açısı bilmem ne..
Yazıyı sonsuz us’un facebook sayfası üzerinden paylaşımdan kaldırır mısın lütfen sonsuz.
Ayrıca genel olarak, burda yazdıklarımın facebook üzerinden paylaşıma açılmasını istemiyorum. Önce bana sorarsan memnun olurum.
Saygılarr:)