NE SAHNEMİZ, NE UFKUMUZ KARARTILAMAZ!

Şehir Tiyatrosu titizlikle kendisinden gizlenen ve apar topar onaylanıp önüne konulan yeni bir yönetmelik nedeniyle 98 yıllık tarihinin en büyük darbesi ile karşı karşıyadır.

Bir yıkım ve ideolojik istila dışında amacının ne olduğu anlaşılamayan bu yeni yönetmelikle İ.B.B. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği ve Yönetim Kurulu sanatsal karar ve yetkilerinin belediye bürokratlarına devri esas kılınmaktadır. Buna göre yıllık repertuarı belirlemek için oluşturulan bir “Edebi Kurul” ile Genel Sanat Yönetmeni’nin oyun seçimleri konusundaki iradesi sembolik bir unsura indirgenmektedir.

Bu darbe yönetmeliğiyle tarihi boyunca görev ve yetkileri idari olan “İ.B.B. Şehir Tiyatroları Müdürlük Makamı” artık yeni görevi gereği “içerik” ile de ilgilenecek ve tüm sanatsal çalışmalardan sorumlu tutularak “toplumun etik değerlerine özen gösterilmesi” ni gözetecektir.

Yeni yönetmelikle Yönetim Kurulu’na Genel Sanat Yönetmeni değil, “Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nın bağlı olduğu Genel Sekreter Yardımcısı..” başkanlık edecektir. Genel Sanat Yönetmeni müdürlük makamının da altında bir kuklaya dönüştürülüp, kurulda seçilmiş sanatçıların yerine belediye memurları oturtulacaktır. Bu yönetmelik, Şehir Tiyatrosu’nun tüm iradesi elinden alınarak belediyelere ait herhangi bir şube müdürlüğü olma yolunda ilan edilen idam fermanıdır. Özgür vicdanlarda kabulü mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki Şehir Tiyatrosu sadece oy veren seçmenlerin değil, vergi ödeyen vatandaşların, izleyicilerin malıdır.

Karartılmak istenen sahnelerle ülkemizin ufkunun da karartılmak istendiğinin farkında olan bizler, özgür ve bağımsız bir sanat ortamında Şehir Tiyatrosu’nun 98 yıllık kültür birikiminin gelecek kuşaklara devredilebilmesi için sağduyu sahibi tüm vatandaşlarımızı, seyircilerimizi, ülkemizin tüm aydın ve sanatçılarını bizlerle birlik olmaya, seslerini sesimize katmaya çağırıyoruz.

AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYARAK İMZA KAMPANYASINA KATILINIZ.
http://www.tiyatrodunyasi.com/imza_kampanyasi.asp

14 yorum “NE SAHNEMİZ, NE UFKUMUZ KARARTILAMAZ!”

  1. “toplumun etik değerlerine özen gösterilmesi”

    Tabi ya, burada da özen gösteriliyor. Uzağa gitmeye gerek yok.

    Sadece “hangi etik” sorusu var. Orada da, burada da…

    Mesela perde arasında mı, perde içinde mi küfür yasak olacak ?

    Tiyatronuzu çok ararsınız.

  2. Perdedeki etikle buradaki etik arasında dağlar kadar fark var. Bi kere burada bir şahsa yönelik küfür etik bulunmuyor. Sahnedeki etik daha farklı. Sen sahneye çıkıp atıyorum ön sıradaki adama, örneğin tipini sikeyim senin demedikçe, (yahut açıkça adını verip gerçek bir şahsa, örn; x sanatçı ya da x kişiye) sahnede ettiğin küfürün sakıncası yok. Burada da ben bu dünyanın a.q. demekle x üyenin a.q. demek arasındaki farkı da kaçırıyorsun. Yine sapla saman karışıyor.

    Cem Yılmaz’ı severiz sevmeyiz ayrı mesele ama bu konuda sahneden söyledikleri bence gayet iyiydi.

    Çoluğumuzla çocuğumuzla geliyoruz diyenlere karşı yaptığı filmlerdeki küfürleri savunuyordu. Uyuşturucu satıcısını örnek vermişti yanlış hatırlamıyorsam. Adam yazıldığı haliyle tam bir o.ç. demişti. Bu adamı küfürsüz konuşturmak gerçeğe aykırı demişti. Örnek verdiği dialogda şöyleydi yanlış hatırlamıyorsam.

    -Mallar geldi mi?
    -Geldi a.q. Malın anasını s…ler.

    Sonra senin çocuk bu adamı örnek alıyorsa onu aldırmakta fayda var da demişti.

    Bir de Türk filmlerindeki sahnelerdem dem vurduğunu hatırlıyorum.
    Sevgilisi tecavüze uğrarken koşup gelen babayiğiti “Alçaaaak” diye konuşturduklarını hatırlatmıştı.
    Tecavüzcü de bunun üzerine diyor ki; “Ne alçak mı? Al yükseğe koydum ne oldu?” deyip işine devam ediyor.

    Küfürsüz gerçekliğini kaybediyor mu? Kaybediyor.
    Bunun yanında soğukkanlı bir İtalyan mafyası karakterini de film ya da oyun boyunca çileden çıkmış şekilde küfürler yağdırırken yazmanız gerçekçi olmayabilir. Çoğunlukla adamlar fevri davranmıyor.

    Belediye, memurlarının birbirleriyle küfürlü konuşmasına müdahale ediyorsa yanında olurum. Şehir tiyatrolarındaki oyunlarda, gerçek bir kişiye yönelmemiş küfürlere (oyundaki karakterler değil) karışıyorsa karşısında olurum.

    Zaten mesele sadece küfür de değil. Sanat üreten yerin yönetimini bürokrata vermek baştan yanlış.

  3. Haluk Bilginer’in Ekim 2011’de Milliyet gazetesinden Asu Maro’ya verdiği röportajda Devlet Tiyatroları’na sert eleştiriler getirmişti…Haluk Bilginer; “Yetkim olsa Devlet Tiyatroları’nı bugün kapatırım. Dalga geçer gibi, müsamere sunuyorlar. Bu kepazeliği herkes tiyatro sandığı için Türkiye’de tiyatro gelişmemiş.”..

    İşte o röportaj:

    Haluk Bilginer;
    Benim en çok canımı sıkan nedir biliyor musunuz?
    Kimsenin Devlet Tiyatroları konusunda herhangi bir şey yazmaması. Hiç kimse “Bu kadar kepazelik olur mu? Böyle bir kurum olur mu?” diye yazmadı Türkiye’de.

    *Yazan oluyor zaman zaman…

    Hani kim?
    Yemin ederim yok.
    Herkesin kurumun yanında olma gibi bir derdi var. O kurum neyse… Yarın kapanacak, biliyorum. Kimse kapatmazsa ben kapatacağım. Çünkü uzun zamandır ölmüş zaten. Hayatı gereksiz uzatılmış, makinede. Makinenin düğmesini kapatacağız, bitecek. Böyle tiyatro olmaz.

    *Düzelmesinin bir yolu yok mu sizce?

    Var, şöyle: Lağvedeceksin.
    Diyelim biri bana yetki verdi, ben bugün lağvederim. Ama yarın bu saatte ulusal tiyatro kurulmuş olur.

    Ve derim ki “Asu hanım, şöyle bir rol var, oyunumuz budur, 6 aylık sözleşme yapmak istiyoruz sizinle, İstanbul’da oynayacak, Ankara’ya turneye gidecek, sonra İzmir, Konya, Sivas, Erzurum dolaşacak, ayda 10 bin lira maaş.”

    Ötekine, “Siz, yönetmenlik yapmak ister misiniz? Siz tasarım yapmak ister misiniz? Çok teşekkürler, sözleşme imzalayalım, buyrun”.

    Bu memurlar nedir ya?

    *Kadrosu olmayacak diyorsunuz…

    Sıfır kadro.
    Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir salaklık bizim ülkemizde var.
    Bu yükü niye taşıyorum? Siz niye taşıyorsunuz? Sizin vergilerinizden ödeniyor bunlar.

    Ben 10 yıldır hiçbir şey yapmamış aktöre 18 maaş her yıl niye veriyorum?

    ……..Devlet Tiyatrosu’nda bilet kaç para? 5 lira civarında.Yanlış biliyorsun, 100 lira. Çünkü 95’ini girmeden vergilerinizle ödediniz. Ve sizin paranızla birileri diyor ki “Ben tiyatro yapmayacağım arkadaşlar, ne yapıyorsunuz? Ben hayatımı verdim bu kuruma, bana rol vermeyin lütfen”. Bunu diyen bir aktör, tırnak içinde.

    10 yıldır hiçbir şey yapmamış bir DT memuru.

    Bir oyunda rol veriliyor, adını görüyor listede, koşa koşa müdüriyete gidiyor, “Siz ne yapıyorsunuz? Ben bu kuruma hayatımı verdim, bana niye rol veriyorsunuz?” diye.

    Bu fıkra değil,
    bu gerçek bir olay, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda cereyan etmektedir. Ve biz hala Devlet Tiyatrosu’nu korumaya çalışıyoruz….” (ENSONHABER.com)

    basbakan erdogan,”..Şehir Tiyatroları’nın özelleştirilmesini teklif edeceklerini açıkladı…”

    slm.

  4. tabi,”istemezük-cü”lere bakarsan kiyamet kopuyor:)fakat isin icinden gelen bilginer ve tarihci bardak´ci vs. göre gec kalinmis..

    Oh yahu, nihayet!

    “…Yarım asır önce yapılması gereken, yani çok geç alınmış bir karardır..

    Darısı,
    devletin himayesinde neredeyse 80 seneden buyana faaliyet gösteren, sağlanan her türlü desteğe rağmen dünya çapında tek besteci yahut yorumcu çıkartamayan
    orkestraların,
    operaların,
    vesairenin başına!..

    Devletin
    ciddî sanatı desteklemesi bir yerde tabii ki yükümlülüğüdür ve bunun yolu da günümüzün Avrupa’sındaki “en fazla koltuk satana en fazla teşvik” uygulamasıdır..

    Şimdi
    bu yazımı okuduktan sonra klavyelerinin başına çöküp bana “Hükümet yalakası!” diye mesaj atmaya hazırlananlara peşinen hatırlatayım:

    Devletin
    kadrolu tiyatrolardan, orkestralardan vesairelerden bir yolunu bulup mutlaka kurtulması gerektiğini şimdi değil, neredeyse 20 seneden buyana hiç durmadan söyledim,
    hâlâ söylüyorum ve yazdıklarımın tamamı arşivlerde duruyor…” (HABERTÜRK)

    slm.

  5. Maaşlı sanatçı olmasın ama kapitalizmin eline de kalmasın sanat. Gişeye göre değil de üretime göre bir değerlendirme yapılsa daha iyi. Hiç olmazsa bankamatik sanatçısı diye bir şey olmaz. Mesela TRT’de belgeselciler var. İş yapmıyor demesinler diye atlıyorlar arabaya, iki köy gezip geliyorlar. Işığımız yetmedi mağarayı çekemedik, ekipman yetmedi oraya çıkamadık diyorlar. Belgesel mi belgesel. Hiç olmazsa ortada bir şey var. Tiyatroda da oyun mu oyun…

  6. sonsuz´un actigi,”NE SAHNEMİZ, NE UFKUMUZ KARARTILAMAZ!..” basligina sanat sever ! forumdasin ilgisiz kalmasi düsündürücü:)

    slm.

  7. Ben de bir terslik var diyordum. Meğer Nejat Uygur’dan ders almış.

  8. Yine beğenmedi. 🙂

  9. xenix,oyuncu ve yönetmen yilmaz erdogan “film arasi dergisi”ne “ters” biseyler anlatmis:)

    (GELENEKLE BAĞI KOPARMAK ASIL DARBEYİ SANATA VURDU)

    “…İran sinemasının kimlik oluşturduğu ve bizim bunu başaramadığımız doğru.

    Ama bizde olan bazı gelişmeler sebebiyle maalesef böyle oldu.

    Onlar bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler.

    Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar.Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı.

    Özellikle de şiirle olan bağları kopmadı; kaldı ki biz aynı havuzdan besleniyorduk, biz aynı insandık aslında.

    Bence bir garip,
    belli ölçülerde anlaşılır belli ölçülerde anlamlı yönleri de olan ama biraz bağnaz bir batıcılık kafası, halkın önüne sunulan yeni bir şeyler uğruna eskiyi tamamen çıkarmak, bir ağacın meyvesinin kökleriyle olan bağını kesmesi anlamına geldi ki aslında en çok darbeyi de sanat yedi bu yüzden….”

    slm.

  10. Nesi ters geldi sevgili bekir? Senin başbakanın hiç tasvip etmediği Kürtçe’den veya Alevi kültürüne cümbüşhane demesinden bahsediyor.

    Hani İslam sanata nasıl bakar onu da biliyoruz. 2 sanat var. Ya Kuran ezberleyip onu okursun veya Kuran yazıp hattat olursun.

  11. *sana ters bisey yoksa bana uyar..
    *benim degil T.C.nin basbakani senin kabul etmemen bu gercegi degistirmez..
    *kürt ve alevi acilimi kemalistler degil muhafazakarlar baslatti bunu da untma..
    *islam´in sanata nasil baktiginin ne önemi var mustafa kemal´in “vahsi ilke”lerinin ürünü degilmi yilmaz erdogan´in elestirdigi ?

    slm.

  12. RTE: Geçen yıl Devlet Tiyatrosu’na harcanan para 140 milyon Türk lirası. Gelir ne? 4 milyon Türk lirası.

    Bir vatandaş: Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 bütçesinden aldığı 3 milyar 819 milyon TL. Gelir, 0 TL.. Rakamlarla konuşacaksak…

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.