Bilim Adamı kime denir?

Bir başka forum konusunda* tartışırken kimlere “bilim adamı” denir üzerine bir konuda yoğunlaşıldı. Ben de bunun üzerine yeni bir başlık açmayı uygun buldum. Özellikle bilim felsefesi öğretimi olmadığından ülkemizde halkın bilimi bir güç ve sevilmesi gereken bir şey olduğunu bilirken özünü anlayamamış olduğunu görüyorum.

Öncelikle kime bilim adamı denir tanımını vermek yerine sizlerin bilim adamı tarifini almaya çalışalım. Bir konu tartışılarak karşılıklı yorumlarla daha iyi anlaşılır. Siz örneğin tarihten günümüze göz attığınızda kimlere bilim adamı dersiniz? Onların özelliklerini nasıl belirlersiniz? Ayrımını nasıl yaparsınız? Bilim adamının sıfatları neler olmalıdır?

98 yorum “Bilim Adamı kime denir?”

  1. Başlığı sevmedim, ayrıştırıcı üstelik… Bilim adamı da ne demek? Bilim sadece adamın elinde mi? Bilim kadını yok mu? Bir tane geliyor aklıma Marie Curie… Bir tane de olsa…

    Bilim insanı daha iyi değil mi? Bıktım artık kadınların bilmediğini vurgulayan konu ve yaklaşımlardan.

    Hayır işte biliyolar kadınlar, hatta çok iyi biliyorlar… Ne yazıkki, üstlerine yüklenen yük yüzünden, bilgileri dağarcıklarında mezara götürüyorlar.

    Araştırma da yapar, deney de… Matematiği de çözer, atomu da parçalar… Öyle yeteneklidir ki; akşam yemeğini evde kalan üç beş malzeme ile ziyafete çevirir. Bilmeye yönelik öğrenme isteğini geliştirir hedefe de çok çabuk gider. Günümüzde her alanda gerek mesleki, gerek bilimsel katılımı olan bu varlık neden halen “bilim insanı” olamaz?

    Neyse bakalım, yorumları bekleyelim… Nitelikler, sıfatlar, ayrımlar v.s…:)

    Başlığı hiç sevmedim ama baştan söyleyeyim:)

  2. Delişey haklı. 🙂

    Bilimadamı, erkekegemen dünyanın kullanımı.

    Aşılması gerek bunların.

    Ama “biliminsanı nedir?” diye sormazdan önce “bilim”i sorgulasak yanıt kendiliğinden ortaya çıkar zaten.

    Evet, soruyu eksiltiyorum: 🙂 Bilim nedir?

  3. Bir olguyu objektif bilgilere dayanarak açıklayan kişiye ben bilim adamı derim.(bilim adamı derken kadınları ayrı tutmuyorum bilim yapıyorlarsa onlarda ‘adam’dır.)

  4. Kastettiğinin bu olmadığını bildiğim halde bu cümle nefret uyandırıcı. Bir kadın bilim yapıyor diye “adam” olmaz. “Adam”ın yalnızca bir cinsiyeti değil, bir üstünlüğü işaret etmesi nasıl bir şey? Yapmayalım bunu.
    Sevgiler.

  5. yorumlar haklı. bilim insanı olmalıdır doğru kullanımı.
    bilim insanı deney yapandır. en geniş tarifi bu olsa gerek.
    bir çocuk 3 mıknatısı bir araya getirerek ne olacağını merak eder bunu da uygularsa o da bilim insanıdır.
    ama asıl sorun şu.
    bilim dediğimiz şey ayrılmalı mı. iki örnek vereyim.
    birincisi fen edabıyat fakültesinde yaradılışın nedenini arayan ve bunun için birçok deney yapan insan(bazıları buna nedenselci bilim diyor)
    diğeri tıp fakültesinde felce uğramış bir insanın nöronlarını yenilemeye çalışıyor.(bazıları buna uygulamalı bilim diyor)
    yani bilim illaki yararlı şeyler mi yapmalı. ben nerden geldiğm sorusunu arayan bir insan bilimci olur mu? çoğu kişi yararı olmayan şeyin bilim olmadığına inanıyor.

  6. Alla allaaa..

    Platon nedir mesela?

    Basbayağı bilim adamıdır yahu.

  7. eee soracaklar tabiii, gamaroyu nası bilirdiniz:)))

    hiç böle bilmezdik, laf aramızda :))))

  8. Bilim adamı lafından rahatsızlık duyan bayan arkadaşlar, trafikte arkanızdan hayvan gibi korna çalan birine “bi siktir git” demiyomu yani?

    Bilim kadını mı? Önce bi s.ktir demiyin lütfen.

  9. Bilim adamı değil BİLİM İNSANI vardır.

    Kendine BİLİM ADAMI payesini biçen sevgili xenix bunu dahi bilmiyor.

    Eğer tüm BİLİM ADAMLARIMIZ!!! onun gibiyse vay halimize.

  10. Dam üstündee saksağan:))))

    Nası bi orantı kurmak bu? erkekler küfürün dik alasını ederkene… bilim adamı filan hehehee

    heee anladım, küfürle bilim erkek işi mi diyo bu arkadaş acaba?
    ya da kadın kadınlığını bilsin mi diyo..
    aaa dur dur diyoki;

    “bi siktir git’i ” nası ortak kullanıyosak “bilimadamı” da böle bi cümlecik diyoo, da…

    yemezler!!!

    bi siktir git demek için, sanırım trafikte arkadan hayvan gibi korna çalan birine ihtiyaç yok!!!

    dimi ama:)))

    Dip not: Hayvanları tenzih ederim. Cümle içinde kullanılan üstteki “hayvan” mecazi anlamda kullanılan hakaret kelimeciği sanırım!!!

  11. Güzel. Bilim adamının kime dendiğini öğrenmeden önce, bilimadamı deyiminin doğru olup olmadığını tartışalım.

    Sonra balıkadama geçeriz.
    Sonra adamsendeci deyimini irdeleriz.
    Devlet adamı, adama dönmek ve adam olmak deyimleri de unutulmamalı.

    Bunların cinsiyet ayırıcı deyimler olduğunu düşünmüyorum.

    Ama makamların isimlerinin değiştirilmesi özellikle cinsiyet ayırıcıdır;

    Doğrusu müdür’dür (müdür hanım veya müdür bey), ama o makama kadın oturduğunda müdire hanım olur ki bu yanlıştır.

  12. offf offffffffffffffff

    🙁

  13. …ve,

    tabiki insanı “insan” yapan özellikler de var:)

    zekası, 3 boyutlu düşüne-bilme yeteneği, konuşabilme kabiliyeti, algısı, vergisi v.s…:)

    amannn kadın bu özelliklerin neresinde değil mi? :)) offf offf halen mi? bu tip düşünce ülkedeki durum gereği mi? diyeceğim konu dine dönecek… ee tam da öyle ama!!!

    cinsellik konusu dışında cinsiyet ayrımcılığına “hayır” efendim. Hayır, hayır, hayır…

    insan hakları
    insan özgürlükleri
    insanın evrimi
    insanın tıbben gereksinmeleri
    insanın sosyal ihtiyaçları
    insanın kültürel ihtiyaçları………………….

    temelde nerede bir ayırım var?

    bırakın artık bu küçük anlamsız ucuz oyunları…

  14. “tabiki insanı “insan” yapan özellikler de var:) “

    İnsandan doğan her canlı insandır. Onun insan olduğunu kabul etmek için başka hiçbir niteliğe gerek yoktur.

    Ancak ona sıfatlar verirken bu yaptığınız işte haklı olabilirsiniz. İyi insan, kötü insan, işe yaramaz insan, hayvan insan gibi.

  15. Vay canına…

    Belli ki hem Delişeyi, hem de Parçuket’i kızdırmışım. Ama böyle bir niyetim olmadığı gibi, sizi neden kızdırdığımı da anlamadığımı söylesem inanır mısınız?

  16. “Belli ki hem Delişeyi, hem de Parçuket’i kızdırmışım. “

    Cıks, yanlış anlamışsın Tuzla. Ama şu an bunu okuyunca birazcık gülmedim de değil yani 🙂

    Ayrıca da benim sana kızdığımı hatta sana cevap olarak bir ileti yazdığımı nerden çıkardığını anlamadım desem bana inanır mısın? :))

  17. Ben de kızmadım. Yani en azından burnumdan duman çıkmıyo şimdilik:)))

    kızmak değil ama son derece ayrıştırıcı ve sadece bir cins üzerine örtülmüş (ki bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum) örtüleri kaldırmak gerekliliğine inanıyorum.

    “adam” ibareleriyle donatılmış bir toplumda yaşayan birey olarak, bu kadarcık tepki de benim pek insanca hakkım sanırım:)

    4ever’i hiç anlamadım tabi bu arada:))

  18. Şu an birazcık mahcup olduğumu söylesem inanı…

    İnanma işini sona erdirip afedersin diyorum 🙂

  19. Royal Society’nin arşivlerinde yapılan başarılı bir çalışma, bilim kadınlarının bilimin gelişmesinde önceden düşünülmüş olandan çok daha fazla rol oynadığını açığa çıkarıyor.

    Bu yıl 350. doğum yılını kutluyan Royal Society’nin ilk üyeleri arasında Isaac Newton, Edmond Halley, Robert Hooke, Thomas Hobbes, Christopher Wren gibi önemli bilim insanları bulunur. Ancak bu yılki seminerler, sergiler ve yayınlardaki kutlamalarda bir hayalet dolaşıyordu. Bu, kurumun saflarındaki bilim kadınlarının tarihsel olarak unutulmuş hayaletiydi.

    Royal Society 1660 yılında kurulmuş olmasına rağmen 1945’e kadar tüzüğünde kadınların bu kuruma üye olmasına izin verilmedi. Sadece 30 yıl öncesinde 1918’de, 30 yaşının üzerindeki kadınlar oy kullanma hakkını kazanmıştı. Başka yerlerde de benzer bir dışarıda tutma anlayışı yerleşikti. Amerikan Bilimler Akademisi’ne 1925’de, Rusya Ulusal Akademisi’ne 1939’da, Fransa Bilimler Akademisi’ne ise ancak 1962’de bilim kadınları üye olmaya başlamışlardı. Marie Curie’nin ikinci Nobel ödülünü aldığı 1911 yılındaki üyelik başvurusu Fransız Bilimler Akademisi tarafından reddedildi.

    Fakat kadınların, birçok çalışma grubunun kritik bir parçası oldukları kesindi. Daha da önemlisi, bilim eğitiminde yalnız çocuklar için değil, gençler ve genel okuyucu için de yeni yöntemler üretilmesine öncülük etmişlerdi. Kadınlar bilimin popülerleşmesi için çeviriler, illüstrasyonlar ve başka birçok hayati katkı yaptılar.

    Margaret Cavendish
    Royal Society toplantılarından birine katılan ilk kadın Margaret Cavendish’di, Mayıs 1667. Bütün erkek üyeler tarafından protesto edildi ve bu tehlikeli deneyim iki yüz yıl daha tekrarlanmadı. Fakat Margaret, İngiliz biliminin aristokrat üyelerinden birinin, William Cavendish’in ikinci karısı olması nedeniyle avantajlıydı.

    Margaret Cavendish, Royal Society üyelerinin kuru, ampirik yaklaşımını alaya aldı; canlı hayvanlar üzerinde yapılan cerrahi deneylere şiddetle karşı çıktı ve kadınların bilim insanlarının üye olduğu derneklerden dışlanmasını eleştirdi. O, Baconcı mekanik ilerleme düşüncesi yerine, Stoacı doktrin tercihini “Deneysel Felsefe Üzerine Gözlemler” (Observations on Experimental Philosophy, 1668) adlı kitabında anlatıyordu.

    Caroline Herschel
    lk kez bir kadın tarafından yürütülen bilimsel bir araştırma programından çıkan yayın uzayla ilgiliydi ve Royal Society’nin Philosophical Transcations isimli dergisinde yayınlandı. Yazı, Royal Society dergisinde Ağustos 1786’da tuhaf bir başlıkla,“Yeni bir kuyruklu yıldız hesaplaması, Bayan Caroline Herschel’den Bay Charles Blagden’e bir mektup, Royal Society Sekreterliği’ne” şeklinde basıldı. Carolin, Uranüs’ü keşfeden, Andromeda gibi galaktik sistemlerin varlığına dair fikirler öne süren büyük astronom William Herschel’in kız kardeşiydi. Ama Carolin’in uzmanlık alanı yeni kuyruklu yıldızlar keşfetmesiydi ve bu dönemde 30’dan az bilinen yıldız varken o bir seferde sekiz tane buldu.

    Jane Marcet
    Kadınlar erkek arkadaşlarından daha geniş bir bağlamda, bilimin yaratacağı eğitimsel olanakları da gördüler. Jane Marcet’in 1806’da yazdığı “Kimya Üzerine – Deneylerle” (Conversations in Chemistry, in which the elements of that science are familiarly explained and illustrated by Experiments) gerçek anlamda bir popüler bilim kitabı sayılabilecek ilk kitap olmuştu. Bu kitabın 15. baskılarından biri ünlü fizikçi Michael Faraday için bilimin heyecan verici kapısını açtı.

    Mary Fairfax Sommerville
    Mary Fairfax Sommerville 1834’de tüm çağdaş fen bilimleri alanlarının (fizik, kimya, astronomi) prensip ve yöntemlerinin ortaklığına dikkat çeken “Fiziksel Bilimlerin Bağlantısı Üzerine” (On the Connexion of the Physical Sciences) adlı kitabını bitirdi. Kitap, Türkçe’ye “bilim insanı” olarak çevirebileceğimiz “scientist” sözcüğünü de türeten William Whewell tarafından olumlu bir gözden geçirme ile yayınlandı. Şaşırtıcı bir şekilde bu kelime 1834’den önce kullanılmıyordu. Bu kitap kısa sürede on baskı yaptı ve yarım yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca bilimsel ilerleme fikrini biçimlendirdi.

    Rosalind Elsie Franklin
    Rosalind Elsie Franklin DNA, virüs, kömür vb. yapılarının anlaşılmasında büyük katkılarda bulundu. Genç bilim kadını, öğrendiği X ışınları kırınım yöntemini kullanarak DNA’nın yoğunluğunu, sarmal biçimini ve başka önemli özelliklerini saptadı. Fakat Rosalind’in DNA sarmalına ilişkin fotoğrafını kullanan ve bu çalışmalarıyla Nobel Ödülü alan James Watson ve Francis Crick, çalışmalarına öncülük eden kişi olan Franklin’den çok, arkadaşı Wilkins’in adını anıyorlardı. Bilim dünyası, uzun bir süre boyunca bu bilim kadının çalışmasının görmezden gelinmesini tartıştı.

    link to haber.sol.org.tr

  20. Kadınlar da var ama… Bilim kadınları. Dolayısıyla bilim insanı demek ayrıştırıcı değil eşitleyici ve bütünleştirici bir ifade olur bence de.

    Konu insan olmaktan ziyade cinsiyet olduğu zaman bilimsellikten bahsetmek doğru olmaz. Çünkü bilim insanı ”nesnel” düşünür, çarpıtmaz, olan’ı olduğu gibi görmek ve objektif yorumlamak sorumluluğundadır. Tersi durumda bilim/milim insanı olunur mu?. Film çevirmek dahi bilmsel bakış açısı gerektirir yahu. Hem bu ülkede Türkan Saylan, Mazzez İlmiye Çığ gibi bilimsel değerler de yetişmiştir.

    valısforevırcım alaka kuramadın ben de 🙂

    Delişey gerekli açıklamaları yapmış. Bu konu, cinsiyetçilik yapıldığı yönünde eleştiriye açıktır ve bilim gibi ”insan” zihninin, (dolayısıyla kadınlardan da söz edilmiş oluyor) herhangi bir cinse özel olmayan yaratıcı alanının nesnelliğine uygun davranılmamış.

    Belkide xenix farklı düşünüyordu 🙂

  21. Tuzlaya katılıyorum.

    Bilim adamı tamlamasında cinsiyet ayrımcılığı görenlerin algıda seçicilik yaptığına inanıyorum. Kimse bilim adamı derken bir erkeği kastetmiyor ama nedense öyle anlayanlar çıkıyor. Kelimelerin tek başına anlamları yoktur onlara anlam veren bizleriz. Ben “bilim adamı” derken bir cinsiyeti kastetmediğim halde bundan cinsiyet ifadesi çıkaranlar belki kendilerine sormalı bu soruyu neden böyle bir anlam çıkardım diye.

    İyi ki Fransızca yazmıyoruz, neredeyse bütün kelimeler cinsiyet içeriyor çünkü.

    Ayrıca wallace da katılıyorum. Cinsiyet ayrımcılığına dikkat edilecekse bu küfürlerden başlamalı. Bilim adamı demek kadını aşağılamaz ama siktir demek kadını aşağılar. Bu ayrıca tartışılmıştı hatırlarsanız.

  22. Tuzlaya katılıyorum.

    Bilim adamı tamlamasında cinsiyet ayrımcılığı görenlerin algıda seçicilik yaptığına inanıyorum. Kimse bilim adamı derken bir erkeği kastetmiyor ama nedense öyle anlayanlar çıkıyor.

    Bilim insanı bilmsel bir konuyla ilgiliyken anlatım, ifade ve üslup konusunda da bilimselliğini korumalıdır bence.

    Kelimelerin tek başına anlamları yoktur onlara anlam veren bizleriz.

    Evet. Lakin fotoğraflar, üslup, anlatım biçimindeki vurgu, verilen anlamın seksisizmle alaka kurulmasına yol açıyor.

    Ayrıca wallace da katılıyorum. Cinsiyet ayrımcılığına dikkat edilecekse bu küfürlerden başlamalı. Bilim adamı demek kadını aşağılamaz ama siktir demek kadını aşağılar. Bu ayrıca tartışılmıştı hatırlarsanız.

    Ama hiç bilimsel düşünmüyorsunuz sevgili xenix 🙂

  23. Ben kendi adıma xenix’in bu tip bi ayrımcılığı kastederek yazdığını düşünmüyorum zaten. Benim derdim bu ayrıştırıcı olduğunu düşünmediğiniz kelimeciklerin, zaman içinde algıyı “adam” kelimesinin üstünlüğüne yöneltmesi. Adamdan bi çok şeyin olup, kadından olamayacağı!!! yok öyle birşey:)

    karşıyım kardeşim!!! istemiyorum allaa allaaa

    xenix’e not: neden Fransızca yazalım? Fransızca yazabilirsek Fransızca anlarız zaten sorun kalmaz değil mi ama:))

  24. Ne yani küfür ederken (üstelik cinsiyet üzerinden) kadını aşağılamış olmuyorsun öfkeni ifade etmiş oluyorsun da “bilim adamı” derken kadını aşağılamış mı oluyorsun?

    Ayrıca TDK sözlükte bilim insanı diye bir şey yok. Bilim adamı var. Bilim adamının içinde de hangi anlamlara geldiği açıkça yazılmış.

  25. Yani diyorum ki delişeyciğim.

    Fransa’da her nesne (örneğin masa) eril veya dişil şeklinde ifade ediliyor. Ama oradan bir kadın çıkıp da “vay efendim masa neden eril, dişil de olsun” demiyor.

    Çünkü cinsiyete takılı değil algıları.

  26. Ne yani küfür ederken (üstelik cinsiyet üzerinden) kadını aşağılamış olmuyorsun öfkeni ifade etmiş oluyorsun da “bilim adamı” derken kadını aşağılamış mı oluyorsun?

    Her iki durum da yanlıştır. Ayrıca TDK bilimsellikte son merhale mi? 🙂

  27. Yahu ben anladım onu xenix. Kaç yıl Fransızca okuduk:)) sorun o değil. Burası Fransa değil, yazdığımız da Fransızca değil, okuduğumuz da, anladığımız da Fransızca değil..:)

    Türkçe de bilim adamı denmemiş mesela değil mi? TDK bile almamış bünyesine:) lakin ben alırım. Bilim insanı olarak değiştirilmesini talep ediyorum. En azından burada, Sonsuz. us da… Bilime değer veren, bilimin ışığında yürüyen zihinleri bir arada tutma becerisine sahip olan bu sitede…

    Lütfen!!!

  28. Delisey’i destekliyorum , bu takinti delilikten geliyor zaten .

    işçilik hesaplarinda adam-saat diye bir terim vardir , bunu da işçi-saat olarak teklif ediyorum.

  29. püfff yine bir kaşık suda fırtına kopmuş 🙂

    Kadının Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair bir inanç varsa ve dil dediğimiz şey son yüz elli yılda oluşmuş bir şey olmadığına göre, içinde ‘adam’ geçen bu benzeri tanımlamaların kadın ve erkek olarak tekrardan ayrıştırılmasına ilişkin tartışmayı şahsen gereksiz buluyorum.

    Ayrıca objektif bilgi derken deney ve gözlemle elde edilenleri de zaten dahil düşündüğümün anlaşıldığını sanıyordum.

  30. Bence bu konuda pozitif ayrımcılık yapılmalı ve bilimle uğraşan insanlara “bilim kadını” denmeli. Yıllarca kadınlar, “adam” kelimesinin altında ezildi, şimdi de adamlar “kadın” kelimesinin altında ezilsin.

  31. Açtığınız parantezden sonra ben yine konuya döneyim.

    Bilim adamlığı mevzusu da tıpkı diğer konular (örneğin gerçek müslümanlık) gibi sulandırmaya çok yatkın bir konudur. Eğer kendi hoşuna giden şeyleri söylemiyorsa, adam isterse Feynman olsun -sözüm ona- bilim adamı değildir.

    Mesela dincilerin çoğuna göre Darwin bilim adamı değildir. Ama Galile bilim adamıdır. Halbuse ikisi de dinin dogmalarına karşı bilimsel teori ortaya atmışlardır.

    Örnekler çoğaltılabilir. Ama bilim adamı kime denir asıl meselemiz bu.

    Mesela sorular şunlar:

    Her akademisyen bilim adamı mıdır? Bilim adamı mutlaka beyaz önlükle laboratuvar da mı durmalıdır? Üniversite okumadan bilim adamı olunabilir mi? Bilim ile sahte bilimi nasıl ayırırsınız? Bilim adamı sadece bir ünvan mıdır? Bilim adamlığı bilgiye mi bağlıdır yoksa düşünme biçimine mi?

  32. Üniversite okumadan bilim adamı olunabilir mi? sorusu ile bilim adamlığı bilgiye mi bağlıdır, yoksa düşünme biçimine mi? sorusu aynı kapıya çıkıyor gibi.

    Düşünme biçimine bağlıdır diyorum, ama yine de bir bilgi birikimi olmalıdır. Bunun için de en uygun yer üniversitelerdir.

  33. Bilim ile sahte bilimi ayırabilmek için de konuyu iyi bilmeli, konuyu iyi bilmek için de gerekli eğitimi almış olmalıdır. Yine üniversiteye geldik.

  34. Şimdi üniversite var, üniversite var sevgili tuzla. Kimisi bilim adamı üretirken kimisi de bilim adamı olacakların bile önünü kesiyor, onları dogmatik bir bakış açısıyla şartlandırıyor.

  35. Oncelikle su gereksiz cinsiyet ayrimina deginmek isterim. Bazi arkadaslarin da dedigi gibi bilim adami bir deyimdir, kadin erkek cinsiyet ayrimi yapmaz. Kadinlara da bilim adami denir.

    Bence bilim adami objektif olmali ve yorum yapmamalidir. Yorumu okuyanlar, elestirenler ve karsi tez one surenler yapar.

    Bu acidan bakinca Hacaloglu’nun bilim adami niteliginin olmadigi, militan oldugu gorulur. Bu yalnizca bir ornek, pek cok ornek bulabilirsiniz.

  36. Tamam ben de ortaya şöyle birşey atıyorum sayın Delişey. Kapıyı tutup bayanı önden buyurmak ve ya restorana otururken önce bayanın sandalyeye oturmasını beklemek, ya da bir garsonun önce masadaki bayana serviste bulunması vs gibi daha bir çok centilmen davranışa da izin vermeyelim.

    Erkekler kadınlara bu ayrıcalığı tanıyınca centilmen oluyor da, bilimadamı denilip ayrıcalık tanınmayınca neden ayı oluyoruz.

    Örnekler çoğaltılır. Lütfen şu Amerikalılar ve İngilizlere de söyleyin günlük dilde “insanlar” kelimesine “men” değil “humans” desinler. Ve şu fransızlara da söyliyin “LE television” kadındır kadın kalacak.

  37. Bilim adamında olması gereken şu özelliklerde hemfikir miyiz?

    • Bilim adamı dogmatik olmamalı. (Bilginin değişebilirliğini bilmeli)
    • Bilim adamı materyalist olmalı.
    • Bilim adamı ölçülebilir şeylerle uğraşmalı ve ölçüler kullanmalı.
    • Bilim adamı mantıksal olmak zorunda.

    Bunlar elbette minimum özellikler. Daha fazla özellik katılabileceği gibi bunlardan çıkarılması gerekenler de olabilir.

  38. Hmmm. peki…

    siz adam adama sohbetinize devam edin. zaten öyle yapmıyor musunuz??? sanırsın kahvehane burası çoğu kez! küfürler havada dolanıyorken bu centilmenliğiniz nerelerdeydi??? yok sayıyorsunuz yok!!! neyse…

    edebiyattan tutun da, felsefe, ilim bilim ne varsa cinsiyet ayrımını sokun sokuşturun filaan:)

    centilmenlikten bahsedin falan…:)

    ben anladım! en eğitimlileriniz de buysa, ne yazarım ne fikrimi beyan ederim…

    amazon devrini bekliyeyim ben en iyisi:))

  39. “sanırsın kahvehane burası çoğu kez! küfürler havada dolanıyorken bu centilmenliğiniz nerelerdeydi??? yok sayıyorsunuz yok!!!”

    Ben de wallace da onu sordu zaten delişey. Küfürler edilirken asıl neredeydiniz?

  40. ee buradaydım xenix bey:) çoğu kez ikaz da ettim bu konuda arşivleri kurcalayın görürsünüz.

    bilimadamı değil.

    dünya kabul etsin ben etmiyorum oldu mu??? etmiyeceğim de:)) muhatabınız benim şu an ve kabul etmiyorum:))

    etmiyeceğim de… burada benim tavrım size, 4evere filan da değil zaten. siz kimsiniz ki kadını yok sayan bu derya içinde? küçük bir damla. ama hiç olmazsa burada us us us değidiğiniz eğitim ile övündüğünüz yerde iyileştirici olaydınız.

    ne kadar iyi niyetliyim dimi ve hınzır olmayan:))

  41. Bwallace in açtığı başlık var siktirin anlamı diye. Oradaki yorumunuzdan hiç de rahatsız olmadığınızı görüyorum küfürden. Ayrıca defalarca söylendi küfür kadını aşağılayan bir dildir diye. Bilim adamı kavramı kadını aşağılamaz oysa.

    Benim anlayamadığım kadını aşağılayan bir dilden rahatsız olmayıp aşağılamayan bir terimden rahatsız olmanız.

    Tartışmalar orada duruyor…

  42. he xenix bey hee… siz haklısınız. 4 ewer de haklı. ben kime ne izah edip kendimi paralıyorum ki? alan razı veren razı… :)))

    ayrıca üstte bahsetiğin konuyu inceledim. bir yıl olmuş. ve ben, tıpkı bu günlerdeki gibi rahatsız olmuşum. tıpkı şimdi yaptığım gibi susmamışım. tıpkı bu şimdiki gibi bir çok yorumun nedenini gereksiz bulmuşum. iyiye anlayışa katkı sağlamayan yorumları anlamakta zorlanmışım…

    ve son olarak…

    bilimadamı olsun sizin olsun…:) bilişe bilişe taklın aranızda…:)) bildikleriniz de sizi aşsın amiin:)))

  43. ” ve ben, tıpkı bu günlerdeki gibi rahatsız olmuşum.”

    Yaa? Gerçekten öyle mi?

    “kadının da bir insan olduğunu üstüne basa basa vurgulayıp, sonrada kadın üzerinden tartışmak bana da garip geldi açıkçası… ha bide kadının da bir insan olduğu vurgusu???

    yani vurgu olmasa kadın insan değil mi? kadının bu vurguya ihtiyaç duyduğunu düşünenleri efesle kınıyorum:)
    kadınında bir insan olduğunu unutmayalım gibi zırvalara illet oluyorum bunu da belirteyim ayrıca….
    bu şeye benziyor eee çiçekte bi canlıdır sonuçta hehhee değil mi ama:)”

    Bana pek aynı görünmedi. Esefle kınadıklarınız gibi davranıyorsunuz bence.

  44. Delişey tamam güzelsin,iyisin,hoşsun süper bilimsel kadınsın vesaire falanda adam olamamışsın.:)))

    üzgünüm dost acı söyler.;)

  45. heee,

    getirip bu konuyla ilişkilendirmen saçma. zira orada başka bişi anlatmak istemişim. ne olduğunu anlayamamış olman ilginç!!!

    ama kendimi savunmak zorunda bırakman da çok saçma, orada ne demek istediğimi biliyorum sende biliyorsun diğerleri de… sapla samanı karıştırmayalım. tabi laf salatası yapıcaz, kim daha uzağa işer meselesi filan yapıcaz değil mi?

    velevki o zaman senin yutturmaya çalıştığın şekilde bir düşünce taşıyarak, ilerde önüme bu şekilde konulacağını düşünmeden aynen ifade ettiğin anlamada yazmış olayım! bir sene geçmiş ve fikrim değişmiş olamaz mı? hata mı bu? senin eski yazdıklarını da okuyorum, daha yakın buluyorum hatta, henüz mekanikleşmediğin zamanlarda yazdıklarından bahsediyorum… değişim şart mı değil mi bilmem lakin,

    kadın emek verecek, araştıracak, uğraşacak, bilecek, insanlığa katkıda bulunacak… “bilimadamı” olacak

    yok hayır olmayacak….

    diğer konu çok başka…

  46. ya neyse tamam. siz istediğinizi düşünün, istediğiniz kırpıntıyı da orta yere koyun paylaşın, hatta 20 bin artı filan alın…

    benim düşüncem üstte yazdığım gibidir. :))

    zihnim psikolojim almıyo diğerini ne yapiim, xenix le 4eweri mutlu edecem diye yalan mı yazayım ???

  47. Delişey kimse bizi mutlu et demiyor sana.

    Ama bilimadamı kime denir diye bi tartışma kopuyor. Bu tartışmaya katkınız bilimadamı vs. bilimkadını üzerinden oluyor.

    Bi dindarın gelip de: “İlim Çin’de olsa da gidip alın” demesi gibi bi saptırma durumu söz konusu.

    Ve hep bu bilimin başına geliyor onu da anlamış değilim. Tanrı parçacığının keşfinin kuranı kerimle ne alakası var di mi? Bu başlığın da “kadın”‘la ne alakası var?

  48. bwallace4ever,

    bırak allasen yaa, sen de benim yazdıklarıma odaklanacağına konuya odaklansana madem! Senin katkın ne peki? bana laf yetiştirmenin dışında ele avuca gelen ne yazdın ?:)

    Bu konuyu bir kadın uzatabilir. bunda anlaşılmayacak bişi yok. lakin siz…:))

    tamam dedim, neyse dedim… konuyu kapatmaya çabaladım buna rağmen fırlayıp duruyorsun ordan burdan ne yapiim ki??? :)))

    ee devam edin bakalım.. bilim adamı kimlere denir:)

    size denmeyeceği kesin de…:)

  49. Bilimle uğraşanlar materyalist olmak zorunda değildir, labaratuvar ortamında materyalist olmaları yeterlidir. Zaten ister istemez öyle olurlar.

  50. Psikologlar kadınların IQ düzeyinin, son yüz yıldır ilk kez erkeklerden daha fazla yükseldiğini belirlediler.

    İlk zeka testlerinin yapılmaya başlandığı yüz yıl öncesinden günümüze dek kadınlar hep erkeklerin beş puan kadar gerisinde kalıyordu.

    Ancak bilim insanları artık bu farkın kapanmakta olduğunu belirlediler.

    Ve nihayet bu yıl, kadınlar ilk kez erkekleri geçti.

    Bu değişimin kadınların aynı anda birkaç işi birden yapabilme yeteneğinden kaynaklanadığı düşünülüyor.

    Bir “dönüm noktası” olarak nitelendirilen bu değişim, IQ testleri konusunda dünyaca ünlü yazar James Flynn tarafından ortaya çıkarıldı.

    Flynn’a göre son yüz yıl zarfında hem erkeklerin hem de kadınların IQ düzeyleri arttı.

    Ancak bu artış kadınlarda daha yüksek düzeyde oldu. Bu durum modern hayatın bir sonucu olarak açıklandı.

    Flynn, “Modern yaşamın çetrefelli hale gelmesi beyinlerimizin ayak uydurmasına ve dolayısıylşa IQ düzeyinin artmasına sebep oldu. Modern yaşamın kadınlar üzerindeki etkisinin sonuçları henüz daha yeni yeni ortaya çıkmaya başladı” dedi.

    Teorilerden birine göre bu durum kadınların çocuk yetiştirmek ve aynı zamanda bir işte çalışmak gibi çok işlev görmesinden kaynaklanıyor.

    Bir başka açıklamaya göre de kadınlar sonunda potansiyel olarak erkeklerden biraz daha fazla zeki olduklarının farkına varmaya başladılar ve artık zekalarını daha sık kullanır hale geldiler.

    Flynn son bulgularını yeni kitabından yayımlayacak.

  51. Kaminendo her bilim adamı biliyorsun laboratuvar ortamında çalışmıyor. Ama haklısın bilim yaparken materyalist olmak zorunda yoksa hafta sonu kilisesine gidebilir veya cuma günü namazını kılabilir.

    Tartışma bilim adamı kimliği üzerine olduğu için onun günlük yaşantısında nasıl olacağını bilemeyiz. Veya ölçemeyiz. Konumuz dışı yani o kısım. (Yani belirttiğin husus diğer özelliklerde de geçerli)

  52. Nerden baktığınıza bağlı !

    En çok da bu lafa bitiyorum ha..

    Yani, doğru tabi..

    Ama bitiyorum da işte.

    🙂

  53. Sen şimdi nerden baktın, onu söyle bakem?

    Ben de iki arada bi deredeye bitiyorum. O da doğru ama harita metod açısından 😉

  54. Nerden mi baktım?

    Bilimiyorum canım, bilimi-yorum.

    🙂

    Bak dikkatini çekerim, bilimsel yorum yaptım !

    Haaa..

    Ama nerden baktığına bağlı tabi.

    Naa’beer?

    :))

  55. Tatlım “biraz farklı bakmayı” denesene…

    🙂

  56. Cevap hakkımı saklı tutuyorum, sevgili bili 🙂

  57. Konu bili -mden epey uzaklaşmış gamaro. Çorbaya tuz olduk biz de. Artık xenix’in affına sığınıyorum 🙂

  58. Nerden baktığınıza bağlı:

    Bili – madamı mı?

    yoksaaa

    Bilim – adamı mı?

    Ben ikisini de görebiliyorum! 😉

  59. Hep söylerim.

    Aristotales bir bilim adamıdır mesela.

    Ama nerden baktığına..

    Pöff:)

  60. “Bilim insanı” doğrudur.

    “Mağara adamı” kesinlikle yanlış değildir.:)

    Not: eşcinsellerden itiraz gelirse şaşırmayın. Bilim oğlanı, bilim lezbiyeni de olmalıdır. Pozitif ayrımcıyım ben 🙂

  61. Piskolog bilimadamı sayılır mı? psikoloji bilim midir?

  62. Elbette…

    TDK’ya göre: Fr. psychologie
    a. (l ince okunur) 1. Ruh bilimi, ruhiyat. 2. Bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütünü: Toplum psikolojisi. 3. Ruhsal. 4. ed. Herhangi bir edebiyat ürününde, kişilerin kişiliklerini belirleyen duyuş, düşünüş, davranış biçimi.

    Aslında, bilim adamı/kadını geyiği yerine BİLİM NEDİR? sorusuna yanıt aransaydı bu soruna gerek kalmazdı, Baal.;)

    Yine TDK, ‘Bilim’in tanımı olarak: a. 1. Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim: “Benim sizden istediğim Türkçe yardım, bazı eski yazılı bilim ve tarih gibi ciddi eserleri bana okumanızdır.” -H. E. Adıvar. 2. Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. 3. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci. diyor.

  63. Bilimin ne olduğunu epey tartışmıştık. Fakat bilimin ne olduğunu bilsek bile bilim adamı ayrımını yaparken bazı sorunlarla karşılaşıyoruz.

    Psikoloji davranışların sebep-sonuçlarını inceliyor, gözlemliyor, ölçüyorsa bilimdir.

  64. Hiç olur mu be aşkısı:)

    Hüdai Çakmak abimizin tanımına göre: Bilim kesin kanıtlarla çalışır ve önce delil sonra sonuç prensibine dayanır.

    Evet, dayanır:)

  65. Fazla dayanırsa, kırar…

  66. Sevgilli BA, ben bu soruyu burada bilimadamı konusuna eklenecek bir tartışma çıkar ümidiyle sadece birazcık gözattığım bir yazıdan yola çıkarak ortaya atmıştım…tdk sözlük tanımıyla verdiğin yanıtı okuduğum halde hemen dönemedim..Çünkü önce psikolojinin bilim olup olmadığını tartışan yazıyı bulup okumam gerekiyordu…yazının linki ise emailimin silinmişleri arasında kaybolup gitmişti.

    Neyse ki google sayesinde araya taraya buldum ve okudum. Gamaro’nun belirttiği gibi psikolojinin bilim sayılıp sayılmadığı konusunda tartışılacak yönler var. Psikoloji fizik ,kimya, biyoloji gibi bilimsel alanlardaki hard core kesinliklerin olmadığı bir pozisyonda ve bilimsellik kriterlerine tabi tutulduğunda sınıfı geçmekte zorlanıyor.

    -açıkca tanımlanmış terminoloji
    -ölçülebilirlik
    -yüksek kontrollü deney koşulları
    -tekrarlanabilirlik
    -öngörülebilirlik ve test edilebilirlik

    bu bilimsel kriterleri psikolojinin %100 sağlaması olayın doğası gereği imkansız..

    psikolojiye bu eleştiriyi yapan kişi Timothy D. Wilson adında bir psikoloji profesörü

    bahsettiğim yazının linki
    link to latimes.com

  67. Psikoloji üç bilgi alanına bağlıdır.

    -Biyoloji, sinir sistemi faaliyetleri (nöroloji) ve zoo-psikoloji yoluyla tabiat bilimlerine.

    -Lengüsitik, pedagoji ve sosyal psikoloji yoluyla toplum bilimlerine.

    -Mantık ve bilgi teorisi yoluyla düşünce bilimlerine.

    Bilimseldir.

  68. Her psikolog bilim adamı mıdır onu tartışalım?

    Psikoloji bilimdir de, şirketlerin pazarlama departmanlarına danışmanlık yapan psikologlar ne derece bilim adamı kabul edilir.

    Seni beni daha fazla tükettirmek için bilinçaltımıza saldıran adamlara ne denir onu konuşalım.

  69. Sevgili Baal, sevgili gamaro yorumlarınız için teşekkürler.

    Aslında aramızda bir psikolog olsaydı daha iyi olurdu. Ne iş yaptığını o daha iyi anlatırdı. Belki bilemediğimiz başka şeyler de vardır.

    Sevgili 4ever, onu hemen her bilim dalı için söylemek olası, bence. Yeter ki şirketler (kapitalistler/parababaları) sömürecek bir şeyler görsünler o alanda.

    Sevgili xenix, gerçi, üniversite konusu yukarıda kapanmıştı ama ben hâlâ diyorum ki; biliminsanları, üniversite ve benzeri ortamlarda görev alırlar. (Elbette istisnaları da vardır.) Bu ortamlarda laboratuvarlardan tut, kütüphanelere kadar, panel benzeri tartışma ortamlarından tut, yayın olanaklarına kadar bilimsel üretim için her türlü kolaylıklar sağlanıyor. Adamların işi bu. 🙂 Türkiye’dekiler 30 yıldır Üniverlise abisi. Bakma sen onlara. 😉

  70. Gamaronun yazdığı kriterleri astroloji bile kendine göre tutturduğunu iddia ediyor ama bilim sayılmıyor?

  71. Aslında burdaki tartışma, (psikoloji üzerinden alevlenen tartışma) neyin bilim olup neyin olmadığından ziyade, bilimlerin sınıflandırmasıyla ilgili.

    Epistemolojik olarak, bilimlerin sınıflandırma ilkeleri, ya bilimlerin inceleme konularının mahiyetine tekabül edecek şekilde “objektif”, veya insanların ihtiyaçları temel alınacak şekilde “subjektif” olabilir.

    Öte yandan, günümüzde bilimleri bir kaç yüzyıl öncesi gibi tek bir çizgi üzerinde sınıflandırmak mümkün değildir.

    Ama nasıl olursa olsun, bilim gücünü bilimsel “genellemeden” alır ve bunu da olgulara dayanarak yapar.

    Psikolojinin de istatistiki olarak anlamlı ve test edilebilir bir “genellemeciliği” vardır.

  72. O halde Marxism’e bilim diyebilir miyiz? Sanki bana tespitleri bilimsel ancak sorunlara getirdiği çözümler bilimsel olmayan ideolojik bi yapıdaymış gibi geliyor.

    Bunu merakımdan soruyorum arkadaşlar, tartışma başlatmak için değil 🙂

    2008, 2009 yıllarındaki sonsuz.us yazılarına falan bakıyorum da Golem’in, Karia’nın bu konularla ilgili aydınlatıcı yazıları var. Keşke teşup’ların falan site oyalayıcı yazılarından ziyade bu arkadaşlar elle tutulur yazılar göndermeye devam etse …

  73. Psikolojiyle astroloji kıyaslanacak olursa ,psikoloji elbette bana göre de daha bilimsel kalır.Teorilerini oluştururken veya çıkarımlarını yaparken psikolog daha maddeye dayalı daha az hikaye içeren,daha çok sebep sonuç zinciri içeren bir çerçeveye sadık kalıyor. Fakat psikologların bilgiye ulaşmada kullandıkları yöntemler fizik,kimya..gibi alanlarla kıyaslanınca yeterince güvenli değil.Bu da bariz birşey.

    Mesela istatistikler üzerinden edilen görüşler ne denli objektiftir tartışılır.Deney setini veya anketleri hazırlayan insanların yaptığı aslında çok büyük karanlık bir bölgenin karşısında durup ellerindeki projektörden çıkan ışığı belli noktaya tutmaktır. Ve kafada hazır bulunan düşünceyi sahada belirgin görünür hale getirmektir. Bütün alternatif şartların oluşturulup gözlenmesi, bütün çelişen bilgilerin sonuna kadar sorgulanıp araştırılması mümkün değildir.Astrolojiyle kıyaslayınca daha sofistike daha akla yakındır…Ama astroloji bile genellemelerde bulunabilir.

    Ben psikologların karşımızda duran karanlık bölgeyle ilgili, bize bilgi sunmadıklarını söylemiyorum.Sundukları bilgilerin resmin bütününü yansıtma kabiliyetinden yoksun olmak zorunda olduğunu söylüyorum.. Psikologlara itibar etmeyelim dediğim de sanılmasın.Elbetteki onlardan öğrendiklerimize ihtiyacımız var.Yaptıkları iş bence de saygıdeğer bir uğraşı, fakat objektifliği tartışmaya her zaman açık kalacaktır.

  74. O halde şöyle soralım;

    Psikolojinin, sizin tahayyul ettiğiniz şekilde bir bilim olabilmesi için, hangi sorulara ne tür cevaplar verebilmesi gerekir?

    Bir kaç örnek soru veya olgu analizi alabilir miyiz?

  75. mesela kaygıyı ele alalım kaygıyı ölçmek ,onu birimlere bağlamak mümkün müdür? senin kaygı duyacağın şeyle başkasının kaygı duyacağı şey mesela aynı şey midir? İkinizde de aynı sonuçları doğurur mu?.Bunlar imkansız şeyler..eğer imkanlı olsaydı pskoloji de fizik gibi bir bilim dalı diye bahsediyor olurduk.

  76. Sanirim tartismalarinizda kavram karisikligi yasaniyor. Belki daha once de yazmistim tekrar ediyorsam affola.

    Statik bir bilimdir, Celik konstuksuyon ve betonarme teknolojidir, muhendislik ise sanattir. Ayni yere kuruacak bir kopruyu 4 muhendis 4 ayri sekilde tasarlar. Su dogru bu yanlis diyemezsiniz.

    Fizik bir bilimdir, elektrik motoru ve kablo teknolojidir, elektrik muhendisligi sanattir. Ayni sistemi 4 muhendis 4 farkli sekilde tasarlar, bu son derece dogaldir.

    Tip bir bilimdir, ilac sanayi ve tip gerecleri teknolojidir. Ama ayni hastaligi 4 doktor 4 farkli sekilde tedavi eder, cunku tedavi sanattir.

    Psikoloji bilimdir, psikolojide kullanilan analiz yontemleri teknolojidir ama psikiyatrist bir sanatcidir.

  77. Kardan adam, psikolog ile psikiyatrist farklı şeylerdir.

  78. Yukarıda 2. mesajımda TDK’nın tanımını özellikle koydum ki, tartışmanın ekseni bilimsel olsun. 🙂

    Bir kısmını bir kez daha alayım: “Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi…”

    Çok çok genel bir tanım ama olsun o kadar…

    Şimdi…

    Bu tanımın içinde “ölçülebilirlik” koşulu var mı?

    Yok!

    Kişiden kişiye değişirlik/görecelik koşulu var mı?

    Yok!

    E… Biz neyi tartışıyoruz? 🙂

  79. Bu ikisi farklidir dogru.
    Ama psikoloji bilimi olmasaydi psikiyatristler olmazdi
    Psikiatri bir sanattir ve psikoloji biliminden yola cikar

  80. Ben de kaygı sorusu üzerinden devam edeyim.

    Daha doğrusu, kısa bir giriş yapayım.

    Anxiete.

    Somatizasyon bozukluğu.

    Psikosomatik.

    Konversiyon.

    Simülasyon.

    Panik.

    Vesaire..

    (ilk aklıma gelenler)

    Her birinin tanımı, tetikleyicileri, alt bileşenleri vardır.

    Sende anksiyete oluşturmayan bir etkenin başkasında anksiyete doğuruyor olması neyi gösteriyor?

    Mikrobiyolojiye geçelim o zaman.

    Bir virüs veya bir bakteri, vücuduna girdiği bazı insanları hasta ederken bazılarını etmiyor.

    Ettiklerini ise, hep aynı tabloyla etmiyor.

    Ama yine de, klinik tablo genellenebiliyor.

    Veyahut ayırıcı tanı..

    Kişi belli fizik muayene bulguları ve lab. değerleri ile geldiğinde, aynı bulgu ve değerlerle ortaya çıkabilecek onlarca farklı hastalık arasından gerçek etkene ulaşmanı sağlayabilcek, ve hekime istatistiki bir anlamlılık içinde doğru tanı şansı verecek bir algoritma.

    Ama bazen, o bile işe yaramayabiliyor. Ve seni palyatif tedaviye zorlayabiliyor. (Palyatif ted: etkenden ziyade semptomlara yönelik tedavi. Hastalığı tedavi edemese vile, hastanın yaşam kalitesini arttırıyor)

    Yani?

    Mikrobiyoloji ve enf. hastalıkları da bir bilim değil mi şimdi?

    Kriter ne?

    Hepimizin koroner arterlerinde plaklar var.

    Plak yırtıldı mı: kalp krizi.

    Niye birilerinin plağı yırtılıyor da diğerlerinin yırtılmıyor?

    Cevap: Makrofaj.

    Her plağın altında makrofajlar var.

    Lakin, kiminde oymaya başlarken plağı, kiminde oymuyorlar.

    Ne diyelim şimdi?

    Kardiyoloji hiç de bilimsel değil bu konuda?

  81. Ölçüm veya ölçülebilirlik var tabi.

    Yani.. özellikle belirtmeye gereksinim duyulmayacak kadar var diyelim:)

    Sorun, ölçüm ve ölçülebilirliğin ne kadar basit veya komplike bir fonksiyonla ifade edilebileceğine yönelik daha çok.

    Kaygıdan devam edelim.

    Kaygı hali:

    -hafif
    -orta
    -şiddetli
    -panik + psikosomatik komponent (+/-)

    Eee, şimdi bunlar -öyle ya da böyle- belirli bir gözlem ve bir ölçüm*ün neticesi değil mi?

    🙂

    Ya da ne bileyim..

    Her biri için ilave kan, kan basıncı, nabız, veya EEG paternleri eklesek.. daha da gelişmiş (veya spesifik) bi ölçüm olmaz mı?

    Ama ihtiyaç?

    Kaygı için de bi glaskow koma skoru mu yapsak?

  82. Biyoloji bir bilimdir..İnsanları tedavi etmek yani ‘sağaltım’ ise biyoloji biliminden farklı birşeydir.Sağaltım bilimsel mantık ve yöntemler kullanılarak yapılabileceği gibi sadece tecrübeyle bile yapılabilir.

    Biyoloji bilimdir dedik, bunu açıklamak için şöyle bir misalden gitmek istiyorum.Mesela mikrop teorisi falanca hastalığın oluşmasına filanca mikrop sebep olur der..aynı mikrop aynı türden başka canlıda hastalığı yaratmıyorsa bu durumunda sebepleri araştırır ortaya elle tutulur maddi kanıtlar konabilir.Kan tahlil edilir önleyici proteinler tespit edilir kanda bulunan bu proteinler yüzünden hastalık yapıcı organizma çoğalamadı hatta yok oldu denilir.Sebep ve sonuç ikiside maddi kanıtlarıyla ortadadır.İşte bu yüzden biyoloji fizik gibi bir bilimdir.

    Bir insanı sağaltmada dolayısıyla tababette esas olan hastayı kurtarmaktır. Mesela pek çok ilacın X bir hastalığı iyileştirdiği bilinir ve kullanılır.Ama ilacın hastalığı nasıl geçirdiği bilinmek zorunda değildir.

    Mesela hasta sıtma ise kinin tedavisi uygulanır.Kinin bu iyileşmeyi nasıl getirdiği tıbbın çözmek zorunda olduğu sorun değildir.Tıp için esas hedef hastanın iyileşmesidir.

    Günümüzde bile tam olarak pek çok ilacın hücre içinde devam edip giden tepkime zinciri üzerinde nasıl bir etki oluşturduğunun bilinmediğini okumuştum.Hücrenin içinde bir kimyasal saat işliyor ve siz oraya orada olmaması gereken bir ajan sokuyorsunuz..Sonuçta bu zincire bir müdahaleniz var.Ve olacakları kontrol etmeniz mümkün değil.Pek çok ilacın yan tesirleri işte bu yüzdendir.

    Yani psikolojinin bilimselliğini kurtarmak için tıp iyi bir örnek değil.

  83. Giderdi.

    Ama bu uzay bilimi (ya da adı her neyse) bilim olmaktan çıkarmazdı.

    Oysa Hypatia bir bilim kadınıydı.

    Ve sahip olduğu mesafe bilgisi, tam da tarif ettiğin gibiydi.

    Güneşe bakınca soluk ve canlı, büyük ve küçük, uzak ve yakın derdi.

    Daha fazlasını değil.

  84. Bir diğer husus;

    Pskolojinin bilimselliğini kurtarmak filan değil.

    Belki de bilimin bilimselliğini kurtarmak.

    Çünkü bilim, neyin bilim olup neyin olmadığı noktasında fizik/ kimya sınavından geçer not alabilme zorunluluğunun ötesinde bir farklılaşma içinde şu son yüzyılda.

    Veya özetlemeye çalışırsam: Evet, o da bilim, ama bu da bilim.

    Vaktim olunca daha ayrıntılı yazmaya çalışırım.

  85. Aydınlanma çağından öncesi dönemlerde, bilim felsefeden tam olarak ayrılamamış ve kendine özgü kalıplarını bulamamışsa, bunun sebebi sadece o zaman ki teknolojinin geriliği değil aynı zamanda bilimsel olanın nasıl olması gerektiği konusunda ve bilim işinin nesnel zemininin herkes tarafından kabul edilir şekilde geliştirilememiş olmasındaydı.Aydınlanmayla başlayarak, bilim felsefi alandan kendini belli kriterler geliştirerek kurtardı.Artık bilim deyince günümüzdeki anlamıyla ve kalıplarıyla anlamamız doğru olur.Hypatia çağına göre bilimadamı sayılabilir.Buna itiraz ettiğim sanılmasın.Ama onun ölçeği bugün bilimsellik için yeterli kabul edilemez..Bazı alanlar için istisna gösterilirse aslında modern çağların falcılığı ve büyücülüğü olmanın ötesinde bilimselliği olmayan pek çok şeyin de bilimin sahasına sızması önlenemez.

    Mesela periyodik cetvel günümz ölçme yöntemleri olmadan yaratılabilir miydi?Bilim için en ince ayrıntısına kadar ölçmek,aynı koşullarda aynı sonuçları tekrar almak, anlatılmak isteneni eksiksiz tam anlaşılır şekilde ifade edecek bir dil geliştirmek hayatidir. Yoksa ortada bilim felan kalmaz.

  86. Ölçüm derken tabi ki ayrıntılı bir ölçümden bahsediyorum..Yoksa iyi, orta ,kötü şeklindeki bir ölçekle ölçemeyeceğiniz bişey olmaz.

    Peki bu ölçekle yapılan ölçüm bilimsel sayılabilir mi?

    Bu ölçümün de bir bilgi değeri vardır ama günümüzdeki bilimsel açıklık standartlarını bu ölçekle asla yakalamazsınız.Mesela uzaydan gelen ışığı uzak,orta ve yakın şeklinde ölçtüğünüzde uzaydaki mesafelerle ilgili günümüzde bildiklerimizin %90 çöpe giderdi.

  87. Aynı koşullarda aynı sonuçları alabilmek için, adı üstünde aynı koşulların aynısını yaratabilmek gerekir.

    Bu bazen, maddenin ve hareketin iç içe geçmiş çok farklı -ve belki sonsuz- formasyonları nedeniyle mümkün olmayabilir.

    Ama olgu ve olgu serileri her zaman vardır.

    Gözleme açıklık ve ölçüm de vardır. (istersen karışla ölç)

    Ve bunların sonucunda genellenmiş bilgi üretimi vardır.

    Psikoloji açısından bu genellenmiş bilgi mahiyetinin şu anki hali, istatistiki olarak anlamlı, yaklaşık/benzer koşullarda test edilebilirliği olan ve tüm bunların ötesinde öngörüde bulunabilme kaabiliyeti taşıyan sonuçlarla doludur.

    İşin ilginç tarafı; kesin ölçüm, en ince ayrıntısına kadar ölçüm gibi bir şartın hiçbir zaman olmadığı gibi, hiçbir zaman da olamayacağıdır.

    Asıl bu ifade, tersinim’in harika tasarlanmış organ tanımıyla örtüşen (veya benzerlik gösteren) bir ifadedir.

    Neye göre mükemmel?

    Bu da neye göre en ince o zaman, neye göre en keskin?

    Yarın birgün titreşen sicimlerin ölçümünü mümkün kılacak bir yöntem peydahalanırsa ne olacak?

    Bugün yapılanlar bilim olmaktan mı çıkacak?

    Ayrıca, kimya veya fizikle -öyle ya da böyle- yüzyıllardır uğraşıldığı için, bu bilimlerin bilim veya bilim felsefesinin aydınlanmış öncesi ve sonrası gibi bir milat yaşamaları ve bu miladın öncesinde “yöntem” ve tanım gereği bilim* olmaktan uzakta kalmış olmaları (veya sayılabilmeleri) doğaldır.

    Lakin, örneğin çocuk psikiyatrisi veya psikolojisi gibi disiplinin hepi topu 50-60 yıllık (ya da belki birazcık daha fazla) bir geçmişi vardır. Yani bu disiplinler, doğum tarihleri itibariyle bu miladın sonrasında ortaya çıkmışlardır zaten. Bunun anlamıysa, neyin bilim olup neyin olmadığı, veya bilimsel yöntem ve prensiplerin olgunlaşıp 2000 yıl öncesine ait yıldız falı-bilim-felsefe karışımı bir bulamaçtan büyük oranda temize çıkıldığı bir çağda büyümüş olduklarıdır.

    Demek istediğim: Prensipte bir sorun yoktur.

    Ama ölçüm teknikleri ve bilimsel dil oluşturma da bilimin bir parçasıdır.

    Bunların hepsi birlikte ve birbirlerini etkileyerek çalışır.

    Yani bişey soracağım hakkaten…

    Siz çocuk psikolojisi denilen şeyin, erişkin psikolojisinden nitelikçe farklı ve bambaşka bir şey olduğunun… ya da daha doğru ifade etmek gerekirse, çocuk psikolojisi denilen şeyin erişkin psikolojisinin bir minyatürü olmadığının nasıl ortaya konulduğunu sanıyorsunuz sahi?

    Zodyak!ın satürne yaklaşmasıyla filan mı?

  88. Hypatia’ya gelince..

    Tersten gidelim.

    Bir nükleer savaş çıktı, geride çok az insan kaldı.

    Alet, edavat, ölçüm, mölçüm, hak getire..

    Ama elimizde kalanlarla yapmaya başlayacağımız o* şey.. yine bilim olacak.

  89. Baştan bir şeyin altını çizmeye çalıştım..Yetersiz olan psikolog değildir.Çalıştığı alan pek çok belirsizliği içerir.Yani psikolojinin günümüdeki imkansızları işin doğası gereğidir.Ve şunu da belirttim. Psikolojiden edineceğimiz bilgi bizim için değerlidir ve ihtiyacımız elbette vardır.

    Psikolojiyle kişisel bir kavgam yok.Yani psikoloji ileride gelişir kendisne yöenltilen eleştirilere cevap verebilir hale gelirse, bilimler arasında hakettiği yeri almasında nasıl bir sakınca olabilir.? Sözlerim günümüzdeki konumu ve karşı karşıya olduğu meydan okumayla sınırlıdır. Sonsuza kadar bu böyle sürmelidir diye bir kural da vaaz etmiyorum. O yüzden bin yıl sonra psikoloji bilimi şurada olur diye dayatmam veya iddiam yok..Benim buradaki çabam bir psikoloji profesörünün kendi alanına yönelttiği eleştiriyi, kendi yorumlarımla örnekleyerek size açıklamaya çalışmaktan ibarettir.

    haa..o psikoloji profesörünün eleştirine tabi ki hak veriyor ve paylaşıyorum.Yani bence doğru bir eleştiridir.

    Fakat burada kimse tarafından psikoloji işe yaramaz birşeydir denmiş olmuyor, psikoloji muğlaklıkları nedeniyle, bilimselliği tartışmalı olmayan fizik, kimya gibi alanlarla kıyaslandığında birincilik kürsüsünü onlarla birlikte paylaşamaz deniliyor.

  90. Bence psikoloji bir bilimdir. Psikolojiye bilim denilmesini doğru bulmayanların bilimden beklentileri farklı olabilir.

  91. komplexleri olmamalı bence.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.