“Kürt dili, Türkçeye oranla daha yerleşikliğe çok daha önce geçmiş bir dil ve kültürdür.Bu nedenle Türkçe den daha geniş bir kelime hazinesine sahiptir. Fransızca bir sözcüğün karşılığı Türkçe bulunamadığında Kürtçe,yada farsça karşılığına bakıldığını çevirmenler sık sık anlatır. Kürt dili son 90 yıldır baskılandığı ölçüde gerilemiştir bu doğrudur. Ancak Türk dilinden daha bilimseldir. Felsefe dili bakımından türkçeden fersah fersah ileridedir.
Tahir Ozan”
Bir gruptan Tahir beyin yaptığı bir yorumdur. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bir dilin bilimsel olup olmadığı nasıl ölçülür, nasıl anlaşılır? Türkçe ile Kürtçe karşılaştırılğında hangisi daha bilimsel hangisi daha felsefidir?
Kürtçe bilmiyorum o yüzden karşılaştırma hakkında bir yorumum olmaz.Ama iki dilin bu şekilde karşılaştırılması bana göre doğru değil..Her dilin kendine göre bazen avantajlı bazen dezavantajlı tarafları olur..Bu durum birini diğerine üstin kılmamalı diye düşünüyorum.Bahse konu olan hangi dil olursa olsun.O dile yeterince fırsat verilir ve üzerinde yeterince çalışılırsa ifade edilemeyecek hiçbir şey olmaz.
Bilimsél dil diyé bir şéy olduğunu sanmıyorum.. Bazı dillér daha zéngindir sadécé.
Bu durum dilin né daha éski, kadim olmasıyla ilgilidir, né dé daha çok kişinin konuşmasıyla, bir çok dévlétin bu dil ilé kurulmasıyla ilgilidir.. Örnéğin İngilizcé Türkçé’yé göré daha zéngin bir dil olduğu için, bilimsél térimlérin bir çok Türkçé karşılığı bulunmaz.. Bu yüzdén İngilizcé öğrénmék zaruridir.. Tam émin olmamakla birlikté Almanca’da da aynı durumun söz konusu olduğunu düşünüyorum.
Bilimsel dil ne la 😀
bu soru bilimsel mi ?
toro bana mı soruyorsun?

hayır sana değil başlıktaki soruya, dilleri “bilimsellik” olarak sınıflandırmaya çalışmak ne kadar bilimsel.
her dille bilim yapılamaz mı? yada öyle bir dil varmıdır ki o dili konuşanlar bilime vakıf olamaz mı?
bilimin dili matematik diye biliyorum.
tarihde latinceyi bilim insanları uzlaşı sağlamak için bilimin ifadesi olarak kullandılar, çok bilimsel olduğu için mi?
Yani..
ben de senin düşündüğünü başka bir üslüpla göstermek istedim. Şuna benzemiş soru martılara simit atmak bilimsel mi? 😀

Burada “bilimsel dil” vurgusundan kastedilen, her hangi bir dilin dünyanın içinde bulunduğu bilimsel gelişmeleri, o dilin kendi olanakları içerisinde karşılayacak sözcük haznesine sahip olup olmadığıdır.
Söz gelimi İngilizce bu gün için dünyadaki her alandaki bilim kollarında geçerli bir dil olabilirken her hangi bir kabile dili bu düzeye çıkamaz. O kabile dilinin zaman içerisinde enternasyonal bir düzeye erişemeyeceğini söylemek değildir bu. Dilin sahipleri enternasyonal ilişkilere dahil oldukça o dil de eğer “dil doğuran bir dil” ise, bu gelişme olasıdır…
Bir başka anlamda “bilimsel dil” yine vardır; Her hangi bir konunun edebi olarak anlatımı, tiyatral olarak anlatımı, resim, yontu, müzik ile anlatımı bir “dil” oluşturuyorsa, elbette bir konunun “edebi” olduğu kadar “bilimsel” bir anlatımı da vardır. Bu anlatım mecaz, imge, metafor gibi anlatım araçlarına olabildiğince başvurmadan “nesnel” bir anlatımı ortaya koyar…
Kürtçe için sorulan ise, Kürtçenin bir eğitim dili olma talebi vardır. Bu talep tartışılırken, Kürtçenin bilimin her alanda ulaştığı gelişmeleri kendi içerisinde özümleyip kendi insanlarına aktarıp aktaramayacağı tartışmasıdır konu. Örneğin “biyoloji müfredatı” Kürtçeye çevrilebilir mi? Ya da genetik mühendisliğinin müfredatı Kürtçeye çevrilebilir mi?
İlk öğretimden ibaret değil çünkü “anadilinde eğitim”. Tüm akademik alanları işgal ettiği gibi, bu alanların asıl olarak ekonomiyi, siyaseti, hukuku, askeriyeyi kapsaması söz konusudur…
Acaba bilen var mı Irak’ın kuzeyindeki özerk okullarda eğitim dili nedir?… Nereye kadar yol almışlar?…
Ben Kürtçe bilmesem de, Kürt coğrafyasındaki hayata bakarak temelden tavana yürüdüğümde, Kürtçenin henüz enternasyonal düzeyde bilimi karşılayabileceğini sanmıyorum. Hatta “sanmıyorum” bir yana, karşılamayacağını biliyorum diyebilirim. Ancak bu şu demek değil; Kürtçe asla bir eğitim dili olamaz! Bu demek değil. Olabilir ama bunun olabilmesi kendine ait bir ekonomiye sahip olmaları ile gelişebilecek bir olgudur. Aşiretler düzeyinde kalmış bir feodal yaşamın üretebileceği sözcük sayısının kimya labaratuvarını gezerken neyi nasıl karşılayacağını kim anlatabilir? Kimse! Ancak hiç bir zaman anlatamaz diye kim iddia edebilir? Yine hiç kimse bunu söyleyemez…
Bir kaynaktan değil kendi düşüncelerimi aktarıyorum.
Bir lisanın kelime sayısının çokluğu, cümle içinde yüklemin nerede kullanıldığına göre değişkenlik gösterir; elbette lisanın geçmişi de kültürel zenginliğine katkıdır ancak bir lisanın kelime sayısı “kültür seviyesine” ölçüt değildir.
Cümle içinde yüklemin yeri başta olan lisanlarda (Arapça ve İngilizce en belirgin örnekler) yüklem cümle başında anlamı hemen belirlemek ve farkı hemen ayırt edilen bir biçimde göstermek durumundadır. Bu durumda birbirinden farklı yüklem kelimelerine çok sayıda gereksinim duyulur ve bir sürü farklı kelime üreten mekanizma açığa çıkar, sözlük kalınlaşır.
Türkçe gibi yüklem sonda olduğunda, sondaki yükleme ulaşmadan önce cümlenin içinde yönlendirme yapacak birçok yardımcı öğe, aynı yüklemi birçok yöne gidebilen seçenekli biçime getirir.
Çok kelimeli değil, yine çok amaca hizmet eden, baştaki seçeneklerin değişkenliğine göre çok yere giden, “değişken yapı” oluşmuş olur. Yüklemi sonda Türkçe cümlenin TÜMÜ için anlamı belirlenmiş “Değişken tek bir kelime” de denilebilir. Cümlede amaç, anlamı aktarmaktır amaç mekanizma değildir.
Bu bağlamda Türkçede her bir cümle, yeni kelime üretme gereksinimi olmadan kelime haznesinin ucu açık yapısını oluşturur. Az ve öz kelimeler, sonda kullanılan yüklem ile cümlenin uzunluğuna bağlı olarak sonsuz zenginliğe kapı açar, her yere kolaylıkla çekilerek götürülür. İnce bir sözlük bu kolay ve esnek yapı için yeterlidir ve kelime sayısı kültür seviyesine kıstas değildir.
Bu yapısı ile Türkçenin sakıncalı yanı, uzun cümlelere ve zor anlaşılır derin anlamlara kapı açmasıdır. Bu zor ve sakıncalı oluşu yanında farkı fayda getirir. Zaten yüklemi farklı yere koymak, yandaki kabileden farklı olarak rekabet yapmak içindir; farklı düşünce biçimi farklı gelişim yaratılmasına sebep verecektir.
Türkçe felsefe açısından hem iyi hem de felsefenin doğruluğu açısından elek niteliğindedir. Yanlış felsefeye izin vermeyen “sonda yüklemli” temel yapı, felsefe çeşitliliğine doğruluktan yana olmak ile zorluk çıkarır, zorunlu bırakır.
Türkçenin en sıra dışı özelliği lisanı kullanma becerisi yaş ile paralel arttığı için yaşlıların düşünce aktarma ortamında ağırlıkları hemen yer edinir duruma gelmekte ve fark edilir biçime geçen deneyim değer kazanmaktadır.
Türkçe yaşlılarına değer veren bir toplum oluşturur ve Türkçenin toplum üzerindeki etkisi BİRLİK İÇİNDE HAREKET ETME GÜDÜSÜ içinde bırakır. Gençler hemen bir ayrım yaratacak yetiye kolayca gelemez, toplumda birey olarak kabul edilmek zorlu bir süreçtir ve Tük insanları yaşlandıklarında birlikten yana olgunlukları, Türk birliğini süreçte pekiştirdiği gibi SONUÇTA DA pekiştirir. Osmanlıyı imparatorluk yapan Orta Asya’dan göç eden Türklerin Müslümanlık ile karşılaşarak İÇE KAPALI BİRLİK YAPILARINI DIŞA AÇMALARIDIR. Yunus Emre başlangıcı, Mevlana bunun lideridir (Ne oldu da bu birlik bozuldu, yazılarımda var, konudan saptırır)
Lisan Akıl türlerine yüklemi bir yere koyma zorunluluğu ile üç seçeneklere şekil verir. Yüklem ya başa, veya değişken ortaya veya sona gelecektir. Temel üç akıl (düşünce) biçimi vardır. Bilgi inanılarak oluşur düşünce biçimini inanç biçimi olarak da eşleştirebiliriz. Bunun açıklamasını bu yorumun peşine kopyalayarak bir diğer tartışmadan parçalayarak buraya getireceğim.
Temel olarak kabul edilmesi gereken mantık; düşünce, tıpkı lisanında olduğu gibi tek yapı değildir. Bugün dünyada kolaylaştırma yapmak amacıyla tek lisana geçilse büyük bir “düşünce kaosu” ile insanlık çıkmaz içine sokulur. Üçlü yapı bir birini tamamlaması içindir.
Yeri ZORUNLU OLARAK üç seçenekli yüklem, ortak düşünce yapısının üçlüden birlik olduğunu bilerek görev dağılımı ile paylaşmalıdır. Üçünü de konuşamadığımızı ve üçlü düşünemediğimiz için, düşünce veya akıl türlerinden birine sahip olabilme zaafında olduğumuzu bilerek ORTAK AKLIN mükemmel yapısını oluşturma farkındalığı oluşturulabilir.
Lisanda üç yüklem yapısı olduğu gibi düşünce ve inançta (birlikte akıl denilebilir) temel üçlüler birbirini tamamlar ve üçlüler birliktir. Gerçek zorunlu üçlü ayrımın birliğidir; ikilik bir üçüncü belirsiz ile bağlıdır (benim üç daireli temsili resimim bu ilişkinin şeklidir). Buraya kopyalayacağım yazılarda bu üçlülerin uyuşma veya uyuşmama eşleşmelerinde neler olduğuna da değiniliyor. Buradaki mantık ile tarihte olan değişimlerin temel yapısı daha rahat anlaşılmaya başlanıyor.
–
Gelelim yüklemi ortada değişken olan Kürtçeye.
Kürtçe dışa açılan birlik döneminde kardeşimiz olan lisandır. Kardeş, deli dolu ve Almanca gibi ortada olan yüklemi ile aklı bir oyana bir bu yana giden “KIVRAK DÜŞÜNCE YAPISINA” sahiptir. Kıvrak düşünce gücüne sebep veren akıl türünü, elektrik mortuna benzetebilirsiniz; iki uç arasında gidip gelerek güç üretir; bir tarafa bağlı olmamanın avantajını kullanır, oluşturur.
ŞARK ZEKÂSI Türklerin değil Kürtlerindir. Kürtler çok zekidir ama bu zekâ kendilerine de zarar veren bir güçtür. Şark zekâsının iyi olması yanında bir o kadar, kendine zarar veren kötü yanı tabansızlığıdır, gücü de oradan gelir.
Şark zekâsı, oturacağı temel, TUTUNACAĞI bir taban ister.
Kıvrak düşünce yapısı geçmişte kendini anlamıştır ki BİRLİK yapısı oluşturmaya uyun değildir. Bu sorunun doğal çözümü Türklerle birlik içinde yaşayarak çözümlenmişTİ.
Bu da kıvrak şark zekâsının çözüm buluşudur ve de doğrudur.
Biz değil, Kürtler bizimle yaşamaya karar vermiştir diyebiliriz. Biz de Şark zekâsından faydalanarak Osmanlı için birliktelik oluşturma açılımını geliştirdik. İki taraf için de faydalı KARDEŞÇE birliğin temeli BUDUR. Sorun, sonuçta durumum nasıl kalleşçe olduğudur, birazdan kardeşlerin kalleş olmadığını anlarsınız. UMUT VAR.
Türkler de, zeki kardeşlerine kucak açacak dışa açık yapıya Müslümanlık ile geçtiklerinde, ortak değer olarak Müslümanlık belirlenmiştir. Bir sebep ve simge belirlemek gerekirken gerçek sebep ve karşılıklı ilişki temeli bilinmemekteydi. Lisanda yüklemin yeri bugün bile farkında olunmayan bir etmenken o dönem bunun fark edilmesini ve sebebin veya birleştiren simgenin doğru belirlenmesini bekleyemeyiz. Simge Müslümanlık oldu ama gerçek ve temel sebep bu değildi. Temel sebep, abi kardeş ilişkisidir. Ağabey “Türkler büyük” anlamında değil; Kürtler abi olsun fark etmez ama “sondaki yüklem” temel oluştururken birlik temeli Türkçeden gelmektedir.
Türkçe ile düşündüğüm için kendime Türk diyebilmekteyim. Birçok Kürt vardır Kürtçe bilmez, Türkçe düşünür, bu Kürtler Türk’tür ve kardeş olduğumuz ırkın temsilcileri değildir. Ana lisanı Kürtçe olmayan bir Kürt ile PKK BDP sorunları konuşulmamalıdır; sebebi, Kürt’ü temsil eden saf kan yani yüklem farkı ortadan kalkınca konu çözümsüzlük ile sürmek durumundadır.
Şark zekâsı, gereksinimi olan tutunacağı taban ilişkisi olmadan konuşulacak konu yoktur; ortada bilinmez bir çatışma varken Kürt ile Türk anlaşamaz.
Bu durum ne ŞARK ZEKÂSINA ne de TÜRK BİRLİĞİNE TABAN OLAN AKLA yakışmamaktadır.
Durumun bir benzer yapısı, Almanya’da Almancayı ana lisan olarak öğrenmiş Türk gençlerinde vardır. Benzer çaresizlik biraz konuşmaya başladığında ortaya çıkmaktadır.
Kürt kardeşlerimizle bugün içine girilen çözümsüzlük, sorunu bu noktadan başlayarak Osmanlının neden çöktüğüne kadar gider. Bir imparatorluk önce durmuş ve sonra çökmüştür ama neden çıktığı da bilinmemektedir. Tıpkı, Kürtlerle Türklerin kardeşlik ilişkisinin doğal ve gerçek ilişkiye dayandığını bilmediğimizi gibi. “Bi şekilde öyle olmuş, boş ver” diyerek umursamadığımız için bilmediğimiz tabanlar çökünce, dibe birlikte çöküyoruz.
Terör bu karşılıklı çöküştür.
Günümüzde olan sorun kendimizi bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Kürtler deli dolu tabansız zekâları ile bizlerle tabandan başlayan bir kaderi paylaştılar, ancak onlara vaat ettiğimiz geleceği kendi sebebimizi bilmediğimiz veremedik. Vaat ile anlaşma anlaşılmasın, birlik içinde varlığımız vaadimizdi.
Bir işletme kuruldu, sonra neden çöktüğü anlaşılmadı, ismi değişti başından çok sorunlar geçti, abi kardeşimin aşından kesti ve kardeşler birbirine düştü” tablosu durumumuzu anlatmaktadır. Ortada suçlu yok, kalleş de yok. Terörün sebebini bilmiyoruz; birleşen kardeş ayrılmak istiyor. Bilmesi ve hatırlaması veya düşünmesi gereken NEDEN BİRLEŞTİĞİDİR.
Terör haklı değildir, muhatabı olan Türk tarafı, ne oldu neden oldu sorularıyla çaresizdir, mağdurdur; ortada büyük bir çözümsüzlük ve BİRLİK içindeyken gelen hayal kırıklığı vardır. Sorun kendini bilmek ile çözülecek.
Kendini bilmek adam olmaktır dünyaya adam olmayı, Türk Kürt demeden şark zekâsı ve tabanı Türk birliği ile tanıttık. Kendimize gelmek zorundayız. Görüntüde Avrupa’nın da desteklediği gibi Kürt tarafı haklı gözükmektedir ancak asıl olanların sebebini kimse bilmemektedir, kalleş yoktur; Kürt Türk ayrımı her iki kardeşinde elindeki gücü, Avrupanın beklediği gibi kaybetmesi demektir. Elbette artık sorun belirsiz değil, öğrendiniz.
YAKINDA KÜRTLERLE TERÖR AKILLANARAK BİTECEKTİR.
Ağabey kardeşi, kardeş ağabeyi ayrı ayrı kendini bilerek anlayacak, geleceklerini tekrar BİRleştireceklerdir.
Kürt’e ana lisan Türkçe YASAK olmalıdır; düşünülenin (bilimsel dil vs.) tam tersini söylüyorum, gelişim döneminde Kürt’e Türkçe yasaklanmalıdır. Kürtün ikinci lisanı Türkçedir. Ana lisanı Türkçe yapılan Kürt bozulmuş işe yaramaz olmuş olur.
Şarkın zekâsını yeniden elde etmek istiyorsak elimizdekinin kıymetini bilmek durumundayız. Unutmamalıyız ki birlik ÜÇLÜDÜR.
Bu sefer gerçeği bileceğiz. Birlik simgesini göstermelik Müslümanlık ile değil, inanç gerçeği ile GELİŞEN BİRLİK oluşturacağız; hem de tüm dünya ile birlikte.
Klasik bir hedef: Dünyayı ele geçireceğiz… Bu sefer güç ile değil GELİŞİM ile, örnek olarak.
Bunu yapmak için Şark zekâsına gereksinimimiz var ve Şark zekâsının da kendine gelmeye.
en eski
en güzel
en zengin
en bilimsel “dil” üzerinden yapilagelen milliyetcilik iste..
onu bunu birakinda ingilizce masil oldu da evrensel bir “dil” haline geldi ?
slm.
kelime haznesi üzerinden bilimin yapılabilirliği ilk bakışta mantıklı gelebilir ama bu gerçekten düz mantık. bir etkisinin olabilirliğini tartışmıyorum. düşünce hızı , söyleme hızından çok daha fazladır yani önce düşünce gelir, düşünceyi ifade ederken önce kelimeleri kullanmayız. bunun için ki hiç dil bilmeyen bir insanda düşünebilir. eğer ingiliz değilsen (öyle olsan bile) salt kendi dilinle bilim yapıyor olmazsın , bilim noktasında diller kaynaşır, çünkü has olan insan zihnidir.
Bilimsel dil neden olamasın ki? Elbette olabilir.
Bir dil özelliklerine göre, yapısına göre, bilimselliğe yatkın olabilir, edebiliğe yatkın olabilir, sanata yatkın olabilir.
Bilimsellikle ve dil ile ilgili kriterler belirlenebilirse (-ki belirlenebilir) dünya dillerinden hangilerinin bilimselliğe daha yatkın olduğu da bilinebilir.
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>
bu bilimsel dil tartışmaları ne kadar nesnel? mesela şöyle sorayım, uygarlık tarihinde kullandığı dili yüzünden bilimde geri kalmış bir halk var mı? her şey böyle çok güzel çok terakkiperver giderken kullandığı lisan yetmeyince çattadanak gelişim bitiyor.. birden çocuklar okuduğunu anlamaz, anladığını anlatamaz oluyor gibi.. var mı böyle bir hadise?
dediğin doğru ve şöyle geliştirmek gerekiyor.
Düşüncemizi önce dediğin gibi yapar ve sonra ifade ederiz. İfade edildikten sonra “İNANILARAK BAŞLAMIŞ” soyut düşünce somutlaşmış, artık somut BİLGİ olmuştur ve bu somut düşünceyi bir diğeri alıp geliştirecektir. Bu iletişim süreci döngüsel bir yapıya dönüşür ve düz mantıktan çıkarak etkileşim içinde AKIL döngüsü başlar.
Konu, sadece birimize ait olmayan AKIL döngüsü başladığında bu etkileşim, yüklemi üç yerden birine koyarak aktarmak zorundadır. Fark edilecek ki akıl, türler olarak gerçekte üçe bölünmek duruunda kalıyor; başka türlü aktarma ve dolayısı ile GELİŞTİRME olanağı yok. En gelişmişi şu demek de böylelikle saçma, özellikleri farklı (sözünü ettiğim yazıyı buraya kopyalacağım).
BAşta dediğin gibi soyutken o ilk somutlaşmış düşünceyi (bilgiyi) kullanarak yapılan düşünce şekli artık yüklemin yerine göre üç türden biriyle sürmek zorunda ve bu bir döngü (yoksa bilgiyi kullanamaz, akıl gelişimi de olmaz). Lisanlar bu döngüsel yapıdır ve bütün döngüseller senin dediğin gibi “gerçekte doğru” ama “doğru gerçekte” döngüsellik eğri; gerçekte doğru olan döngüsellik aklın tek doğrusuna göre kafa karıştırıyor.
Yolu bir olan aklımızın temeli döngü veya eğri değil Tek Doğrulu gerçeğe aykırı Ruh. “Sınırlı sonsuz” döngü demektir ama lafın içindeki çelişkiye ve anlaşılması gereken HATAya bakın, “SINIRLI SONSUZ”; bu iki kavram yan yana gelemez ama anlıyorsunuz ki bu gerçekte doğru olmuş döngü, daire, çember demek. Kitabımda Doğru kavramının İLK tanımı var.
Dediğin gibi, “dili olmayan Ruh’un” gerçekte uyması gereken kurallar zinciri, tek aklın üçlü bir yapıda döngüsel gerçeğe dönüşmesine sebep oluyor. Onun BİR olduğunu artık anlamak zorundayız.
Bizi inandıran Ruh’umuzdur.
Sence hangisi doğru, “gerçek doğrumu” yani döngüsellik mi yoksa düz “doğru gerçeği” mi. Doğru gerçeğin altındaki düz mantığı benimsemediğin için soruyorum, çevrende her şey bu düz mantıktan gelerek döngüselleşmiş ve temeli o kadar basit ama artık düz olmayan, eğrilerek döngüselleşmiş “gerçek doğruLAR”. “Doğrular” artık tek değil çok doğru olmuşLAR; biz, çok doğrulu hat agerçeğinde yaşayan Tek Doğruya bağlı gerçeğiz. Akıl ve bilgi “göreceli doğrulu” gerçekte Seçeneksiz Doğrunun kanıtıdır.
Düz mantık döngüsel gerçekte işe yaramıyor gibi gözüküyor ama aklımız düz bile değil, tek ve gerçek bile olmayan Ruh’un Doğruluğu ile, BİR olan DOĞRU ile yönünü buluyor.
Zekâyı aynı yola sokan ruhumuzun tek doğrusu.
Aklın Yolu Birdir.
“Her şeyin çözümü teoriler…” tartışmasında AKIL BİRLİĞİ konusunun devam ettiği bir yazım var “İNAT”, buraya bağlantılı. Elbette orada, başka bir akış içinde yazıldı; akışa değil, üçlünün birliğine yoğunlaşarak okunabilir.
Böyle bir dil olduğunu sanmıyorum. Bilim adamları birbirinin dilini tam olarak anlamasa bile, formüllerle, el hareketlerinin desteğiyle çok rahat anlaşabilirler. Hele doktorlar, bütün tıbbi terimler ve isimler Latince olduğundan rahatlıkla ilişki kurabilir. Mutlaka bir bilim dili ararsanız Latince ve Sanskritçe diyebilirim
Her dilde bilim yapılabilir tabii Amerikayı yeniden keşfetmeyecekseniz eski dilleri kullanmak zorundasınız. Bütün dünya bilim alanında gelişmenin öncülüğünü yapmış olan Yunanca ve Latince sözcükleri kullanır. Eski Arap, Türk ve İran alimleri ise Hintçe sözcükler kullanmışlar.
Dünyanın en zengin dili Arapça bilim açısından orta çağı yaşıyor. Arapçanın üçte biri büyüklüğündeki İngilizce ise batı uygarlığının küreselleşmesinin öncülüğünü yapması nedeniyle küresel bir dil haline geldi.
İngilizcedeki Latin kökenli sözcükleri atarsanız geriye ilkel bir kabile dili kalır. Örnekler (parantez içindekiler Latincedeki karşılıkları):
Any (Ogni) – Interruption (interrotto-interrompere), precision (precisione), analogy (analogia), digital (digitale = parmak hesabı), February (febbraio), market (mercato), vine (vino), female (feminile), terminate (terminare) ve daha binlerce.
Aynı şey Türkçe, Arapça ve tüm öteki diller için geçerlidir.
İnsan beyni, olmayan bir sözcük karşısında yeni sözcük mü üretir yoksa başka bir dilden hazır mı alır bilemem. Bu konuda dilciler epey çalışma yapıp bir şeyler söylemişler ama dikkatimi çeken bir şeyi paylaşmak isterim:
İtalyanlar da ara sıra kavga edip birbirlerine hakaret edebilir, hatta öldürebilir. Ama hiç küsmezler, zira İtalyancada bizdeki anlamında küsmek sözcüğü yoktur. Ağır hakaretlerden iki saat sonra sanki bir şey olmamış gibi sarmaş dolaş kahve içmeye gidebilirler. Bu bilime uyarlanamaz.
Bir dilin bilim dili olması başka bir şey bilimselliğe yatkın olması başka bir şeydir. Elbette bilimsel olması kelime haznesinden çok cümle ve anlam yapısı ile ilgilidir.
Mesela beyin Türkçe cümleleri anlamak için iki defa işlem yapıyor. (diğer dillere göre iki kat fazla da diyebiliriz) Bu avantajlı mı dezavantajlı mı tartışılır ama dillerin düşünce ile ilişkisini bildiğimize göre dilin yapısı da bilimselliğe yatkınlığı verebilir diyorum hala inatla.
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>
Türkün Gücü kafamızı karıştıran, artık inandırıcı gelmeyen bir anlam barındırır ve sordurur; “Gücümüz neydi?”, “Niye şimdi gücümüz yok”, “Niye onlar güçlendi” veya “önce neden güçsüzdüler“. Türk’ün Gücü için farklar neden kaynaklandı ve değişiklik yaratan etmenler neydi?
Hemen aklınıza, Osmanlıda Türkün Gücünün dünyaya yayıldığı dönem ve onu durduran etmen “Bilim” gelecek, cevap Doğru ama… “Bilim” nereden çıktı? Galileo dünyayı hem kendi hem de güneşin çevresinde dönen yuvarlak yapınca mı? Evet… Galileo’nun güneşin çevresinde dönen dünya tetiklemesi neye benzeyerek “Bilime” sebep vermiştir.
Dünyada etki zannedilen Bilim aslında tepkidir.
Soyutta tekilleşme birlik duygusu ile Osmanlının “soyut gücüydü”. Güç soyut olamaz zaten türkün gücü güçten farklıydı.
Etkinin tepkisi farklı bir gerçeğe dönüşerek kendini ters yapıda gösterir. Soyut ise tepki somut olacaktır.
Osmanlının gücünü aldığı “Birlik” anlayışı tasavvuf olarak tekilleşmiş bir kavramdır. Soyutta tekilleşme etkisinin tepkisi somutta tekilleşmedir tetikleyen Galileo ile birlikte sonuç, somutta tekilleşme olan Bilimdir.
“O zaman bilim bizim eserimiz” dedirtecek bir sonuç çıkarmanın anlamı yok ancak etki tepki yapısını anlayarak karşılıklı görevleri yerine tekrar koyma dönemi gelmiştir; herkesin rolünü bilmesi ve doğru oynaması gerekmektedir. Bu bir ZORUNLULUKTUR.
Roller yerine oturduğunda “Türkün gücü, güç değil Gelişimdir” demeye başlayacaksınız.
Türkün gücü birlikti ama gelişti ve bu gelişim, durmaması gereken insanlık Gelişiminin tetikleyicisidir.
Galileo’dan çok önce bireysel değil KİTLESEL bir tetiklenme insanlığı Anadolu’dan vurdu. Bu etki Orta Asya’dan Gelen Türklerin “Birlik” yapısı ile Arabistan’dan gelen EVRENDE BİR’LİK ARAYAN Müslümanlığın buluşması ile gerçekleşti. Etkisi, hiç bitmedi, dinmedi, eksilmedi ama ne olduğunu da anlamadık.
Osmanlı’da başladı, sonra Avrupa’ya geçti, geçerken etki-tepki değişimi ile “SOYUTTA TEKİLLEŞME” tasavvuftan, “SOMUTTA TEKİLLEŞME” bilime dönüştü. Bu arada Osmanlı’yı çökertmeden önce DURDURDU Avrupa’yı güçlendirdi, dünyaya yayıldı ama gücün nereden geldiğini anlamamış insanlık Gücü geliştirecek ve Gelişime dönüştürecek ANA kaynağı bilmiyor. Galileo’dan sonrası ve Osmanlı’nın Duraklama döneminin başlangıç tarihlerine bakınız.
Büyüyen Güç eğer gelişmezse sonunda kendini YOK eder.
Gelişmesi tıkanmış Güç insanlığı yok etmek üzerdir; kaçınılmaz olarak YOK edecektir. İnsanlığın GELİŞMEYE, veya başlamış gelişimin sürmesine gereksinimi vardır.
Türklük Müslümanlık öncesi güçlüydü, ırktı ve “somut birlikti” daha sonra Türk daha da güçlendi ama gücünden dolayı değil geliştiği için. Etki TEKİLLİĞİ başlatan Kur’an’dır, Türk Müslüman olup GELİŞTİ. Tekilliğin ilk şekli soytutta başaldı yer değiştirerek somutlaştı; şimdi döngüselleşerek sürmelidir. Yani Gelişim somut Güce bilim ile dönüştükten sonra tekrar gelişmelidir. Dönmesi için “Başın Sona” bağlanması gereklidir.
“Türk gibi güçlü” lafı zor tanımlanan Gelişimin Güç ile karıştırılmasından gelir.
Türkün birlik gücü, Müslümanlıktan sonra çevresine yayılarak gelişmiştir. Çok sonra “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü yürekten söyleyen, Müslüman olduğunda Türk Irkından vazgeçen ve ırkının lisanından kaynaklanan BİRLİK özelliğini dünya ile paylaşan bir millet ne dediğini anlatamamakta ama kalbinden dediğini “Doğru” olarak bilmektedir.
Anadolu’ya gelen Türk Birliği ve “Evrende Birlik peşindeki Müslümanlık” birleştiğinde ne o güne kadar süren Müslümanlık ne de Türk ırkı kalmıştır. Neler yok olmuştur ve yerine neler oluşmuştur bunları anlamak ve taşları doğru rollere koymak gerekmektedir.
Türk Güçlü değil Gelişendir ama sonra Durdu ve sonra çöktü. Şimdi Türk dünyada varlığını idare edendir, niye ve nasıl idare ettiği MUCİZEDİR. Atatürk ile anlaşılabilir.
Lisan ve cümlenin içinde yüklemin sadece üç yere konulabilmesi yine yol gösterecek. Gerçekte hep üç seçenek var gibi gözükse de Doğruluk için aslında üçü tek seçenek.
Bunların Kürtlük ve Kürt dili ile bağlantısı evliliğimizdir. Çocuk olduktan sonra boşanmak, yanılgıdan, gerçeği inkardan ibarettir. Terör, aile içi şiddetimizdir. Hem terörü hem de aile içi şiddeti, hem Anadolu’da hem evde bitireceğiz; EĞER KENDİMİZİ TANIRSAK.
Devamında blok yazılar gelecek, hepsini birden koyup okunması zor olmasın diye 4-5 parçada vereceğim.
İlgilendiğiniz için teşekkür ederim.
Kaan, Türkün gücü diye ayrı bir başlık açsan? Daha iyi olmaz mı?
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>
Haklısın
Ama KÜRT’ün gücü olacak.
Bunlar doğru mu yanlış mı tam değerlendiremem ama, dil konusuna bu yaklaşım tarzı ilginç. Üzerinde durmak gerek…
iki dili anadilim gibi bilmeliyim ki bi de tarafsızlık ve objektivite için iki milettende olmamalı ve her ikisine de doğmamalı ve hatta herhangi birine taraf olabilecek bir yakın millete de
hintli felan olmak lazım ve tesadüfen çocuklukta iki dilide iyice kanıksarca öğrenmek düşünmek konuşmak felan lazım
bilimsel bilgi lazım önce
doğu dillerine değil ama batı dillerine açık türkçeyi savunurdum bunu o dilleri bilmesem de yapardım gene bi öngörü olarak
örneğn sanskrit gibi matematik bir dil var ve insalığın geçmiş kültür ve bilgelik mirası upanişad gibi metni ortaya koyuyor
kültürü biliyoruz zaten
dildeki anlam yuvaları ve yatakları ve belirtmeleri ya da konuşulma dili kimliği bunlar derin
sadece sözcük haznesi de değil bu
kültürel miras ve kullanan kültür ve anlam bütünlüğü de önemli
uygun grup her boktan dile anlam ve az kelimeye de gereksel anlam yükler ve felsefelendirir felsefesini yapar
tabi ki dil matematik yapı ile düşünce felsefesini geliştirir ancak
dili değil kültürü ve insan grubunu onu kullanan ölçmektir bu bu bunlar saçmalıktır senin araban benim arabam gibi
-dil hakkında hiçbir fikriniz yok-nokta -bu da son cümlemiz olsun?
bir dili milli-milleyeti milleti felan savunacak değilim ama -hiçbir fikriniz yok bakışlarınız ters
başka bir neler yapıcağını bilemem ama bu dilin neler yapıcanı az çok biliyoruz ve bunu kisme bilmiyor (ya da az kişi ve) ve bu kitaplara ya da nesillerde aktarıcak değil şeyler ve az sayılan deneyimleyici bunu öğrenip görüp göçecek
felsefe melsefe ben o lafla uğraşmam ben bu dilin ne olduğunu biliyorum sadece bu
başka dili bilmiyorum ve sanırım her dil gibi bu da sonsuz yapar ve işlevlidir
-dil bi yerde araç haline gelir buna alışın her ne kadar bu etkili de olsa?
saçma saçma sadece saçma
matematik öbekleri, anlam öbekleri ve berleştirme yapıları ya da öbekleri ile dil işlevselleşebilir ve binlerce hatta milyarca kelimece tüme
anlam gereksinim duyarsa merak etmeyin
bu dilin neler yaptığını gördüm nokta
iki dili anadilim gibi bilmeliyim ki bi de tarafsızlık ve objektivite için iki milettende olmamalı ve her ikisine de doğmamalı ve hatta herhangi birine taraf olabilecek bir yakın millete de
hintli felan olmak lazım ve tesadüfen çocuklukta iki dilide iyice kanıksarca öğrenmek düşünmek konuşmak felan lazım
bilimsel bilgi lazım önce
doğu dillerine değil ama batı dillerine açık türkçeyi savunurdum bunu o dilleri bilmesem de yapardım gene bi öngörü olarak
örneğn sanskrit gibi matematik bir dil var ve insalığın geçmiş kültür ve bilgelik mirası upanişad gibi metni ortaya koyuyor
kültürü biliyoruz zaten
dildeki anlam yuvaları ve yatakları ve belirtmeleri ya da konuşulma dili kimliği bunlar derin
sadece sözcük haznesi de değil bu
kültürel miras ve kullanan kültür ve anlam bütünlüğü de önemli
uygun grup her boktan dile anlam ve az kelimeye de gereksel anlam yükler ve felsefelendirir felsefesini yapar
tabi ki dil matematik yapı ile düşünce felsefesini geliştirir ancak
dili değil kültürü ve insan grubunu onu kullanan ölçmektir bu bu bunlar saçmalıktır senin araban benim arabam gibi
-dil hakkında hiçbir fikriniz yok-nokta -bu da son cümlemiz olsun?
bir dili milli-milleyeti milleti felan savunacak değilim ama -hiçbir fikriniz yok bakışlarınız ters
başka bir neler yapıcağını bilemem ama bu dilin neler yapıcanı az çok biliyoruz ve bunu kisme bilmiyor (ya da az kişi ve) ve bu kitaplara ya da nesillerde aktarıcak değil şeyler ve az sayılan deneyimleyici bunu öğrenip görüp göçecek
felsefe melsefe ben o lafla uğraşmam ben bu dilin ne olduğunu biliyorum sadece bu
başka dili bilmiyorum ve sanırım her dil gibi bu da sonsuz yapar ve işlevlidir
-dil bi yerde araç haline gelir buna alışın her ne kadar bu etkili de olsa?
saçma saçma sadece saçma
matematik öbekleri, anlam öbekleri ve berleştirme yapıları ya da öbekleri ile dil işlevselleşebilir ve binlerce hatta milyarca kelimece tüme
anlam gereksinim duyarsa merak etmeyin
bu dilin neler yaptığını gördüm nokta
benim bile anlamadığım kelimelerimi gördüm,
çocuğuma benim bile öğretmediğim duymadığım ve duydurmadığım tdk ya da günlük konuşma dilinin içermediği kelimelerin daha iki yaşındayken türetilip-kurgulanış coşkusunu ben yaşadım
kulaklarımla duydum
deneyim benim
felsefeniz ve dillerinz sizin olsun klimilğiniz
tüm bunlar dille ilgili olmayabilir anlam dile yığdırır ya da tersi ama bunu savunamam ama bu dili biliyorum
ve olanları olacakları da gördüm
eğer biri bana (dille ilgili olarak) aşağıdaki açıklamaları yapsaydı buradaki düşünme payını elbette anlamazdım
dil bir düşünme aracı olarak ya da anlatma aracı olarak zorlanmadıkça anlaşılamaz
dili üstünlemek değil dilin yeteneğini keşfetmek, anlamın
anlamsal karşılamaların değil elbet dili aşan bir anlamanın, yeteneğin
dili aşan bir anlama dili geliştirir
dili aşan bir anlama dilin yeteneklerini de
kavramsal düşünme dilin yetenekleri
kavramlar sözcüklere hapsedilmiş
insan zihnindeki anlamalar kelime yüzeylerini kaplar mı?
insan kavramları bileştirir ve çözer ve insan düşünür
ve insan ilk gözlem yaptığında düşünmekteydi henüz dile belenmemiş insan -henüz dil öğrenmemiş insan olarak gözlem yapmaktaydı ve dil ona sonradan öğretildi bütünleştirildi
bir sağırın gözlem yetisi ve bir sağır bile kelimelerle düşünür-ona bir sağır dili ve biz kelimeleri öğretebilirsiniz -görsellerle
hiç dil-alfabetik öğrenmemiş bir insanla bile kelimelerle yapay anlaşılabilir ve bir çok dil var
başka bir zihin halinde kendini tamamen yeniden yapılandırabilen bir araç
objektif kriterlerle ve sonsuz kriterle dil ölçülmelidir eğer ölçüm?
felsefe yani felsefe nedir? bir dil nasıl?
dil kendini parçalar-bir dil neyle ölçülür bilmiyorum -doğaç anlam yetisi mi?
bu dilin kullanım olanaklarını gördüm çözdüm/denedim ve bir ölçüde de keşfettim hepsi müthişti-sınırlanmamış ve kendini
bu dilin felsefesi diyor ki bu dili yaşatın ve öğretin
eğer başka dilin felsefesi de bunu diyorduysa ? anlamlıdır da
bu dil sözcük emmiyor ya da kolay emmiyor- kendi kalıpları
kendileştirmeli ya da kendi karşılığını üretmelidir? bu doğal değil midir? dışardan başkalaşmış kalıp!
cumhuriyet sözcüğüne bakan çocukları gördüm!
çağrışımsız boş tabulaya bakışlarını
örn. cumhuriyet sözcüğü yerine özyönetim ya da (kendindenyönetim-vs.vs. sonsuz karşılık düşündüm)
şimdi ne gördüm?
şimdi çocuğa demişler ki atatürk hakkında sen ödev resim topla getir
bilgi-şiir
şimdi bu yönet
şimdi kızım oğlum ülkeler var- sınırlar var farklı diiller ve insanlar var
padişahlar ve krallar vardı, Tek insanlar dünyayı ;(ya da ülkelerini) o yönetiyorlardı ve insanlar bir şeyler yaptı ve bunları değiştirdiler
(Yani örnek bu ama benzer biçimde gelişmiş bir benzer süreci anlatmayı deniyoruz içinden anlatıyorum -oldu bu tam yakını ama neyse -kelimeler değişik olabilir)
(İşte insanlar birbiriyle savaşıyor -savaşırlar hep yaparlar bunu ve (bu çıkmaz sokak ben çocuğa ne anlatıcağım şimdi)
(şimdi her şey karışıyor işte- ben çocuğa ne anlatacağım- neden ülkeler var- diller var-dinler var -sınırlar/renkler var- savaşlar var -herşey girift )
cumhuriyet diye bi şey var- Bu krallıkların ve padişahların yönetmesinin bitip insanların kendini yöneticek insanları oylayarak seçmesi ve meclis-parlamentıo denilen bi yere göndermesi orada kendilerini yöneten/yönetecek yasaları o insanlara yaptırması gibi bir şey)
şimdi devlet diye bi şey var o kadar kafam karıştı ki
neden çocuğu okula gönderme zorumluluğu mesela neden kurallar uyması ve ödev yapması
yer gök yarıldı karayı yakı kakı seçtim
böyle yasa yapmış insanlar böyle uyguluyolar bu dünyada işler böyle yürür bu dünyada -ya da ülkede- düzen böyle
değiştirmek istiyosan büyü de
büyü de öğren -büyü de çalış büyü de oku-büyü de kendin gör hep gözlerinle gör anla
—
ama cumhuriyet sözcüğüne bakıyorum hala
çocuğun bakışını hssettim , kavramasız bakışını ve çağrışımsız duyuşunu anlam ifade etmeyişini derinden ve sertçe ve nabızlıca -iyi- hissettim birden
aklıma görev doldu-sorumluluk birden koşarca aklım oldu benim yerinde duramaz şimdi ne yapmalı zamana mı satmalı bunu
bir değişim istencesi ile dünyayı güçlüce sarstım kafamda delirdim birden
istencimin bulutunu ve ışınını isteğimi ve farkedişimi insanlara gönderen bir ışın sinir bulutu ve tepki düş hayal ettim -düşünsel tepkiler saçtı mtabi istençler -istenceler de (nolucak yerimde kendimi yedim tabi bu ne boktan iş diye
öyle olsa nolur böyle olsa nolur koldaş)
kavrama doğurmuyordu
çağrışım/çağrışma içermiyordu -kelimenin anlamasını tabana oturtamıyordu ve müfredat kitap-dünya-düzen hepsine ..okim lan oldum işte
içi boştu ne kadar anlatsandı bunu anladım
bunu tüm yabancı kavramlarda ben yaşadım
izmleri ve yabancı sözcükleri kavramaları sevmedim-anla mdoldrumadı bende , bir yapay çağrışı mve yenidne bulutlandırma
sevemadim ve kapitalizm felan dahil hiçbir dışlama/oluşturma kavrama bana uymadı -yer yapı değil
arapça sözcüklerde başka bir renk ton doku hissesiyorum mesela ve nazik zorunluluk kullanıyorum onları mesela
anlam çağrışımı ve parlama eksikliği var onarlda benim için -parlama karanlığı eksik parlatma