Tarih boyunca her zaman toplumun yararına olmak iyi bir şey olarak karşımıza çıkmıştır. Anne-Babalarımız, Dedelerimiz-Nenelerimiz bizden topluma faydalı birer evlat olmamızı istemişlerdir. Başkalarının daha iyi olması için çaba göstermek aslında mantıklı mıdır? Bir insan neden başkasının iyiliğini ister ki? Bunun mantıksal bir tek sebebi olabilir. Bu da topluma olan faydasının ucunun kendisine de dokunmasıdır.
Belki de bu çok basit bir şekilde cereyan eder; sadece içimizden öyle gelmesi, başka bir insanı mutlu gördüğümüzde mutlu olmamızdır. Yani içgüdülerimiz. Ya da yalnızca çocukluğumuzdan beri gördüklerimiz, duyduklarımız yüzünden mutlu olanla mutlu oluyoruzdur(‘Sen’, daha eskidir ‘ben’den; kutsanmıştır ‘sen’, ancak ‘ben’ henüz değil: Bu sebeple sokulmaya çalışır kişi yakın çevresine). Yani belki de bu yöndeki içgüdülerimizi oluşturan aldığımız eğitimdir.
Gerçekten de içgüdülerimizden bağımsız olduğumuzu düşünürsek(hatta belki de öyle düşünmesek de), başkalarının iyiliklerine ihtiyacımız yoktur. !Belki! refah düzeyi yüksek ve seviyeli bir dünya bulmak için bizden öncekilerin toplumsallığına ihtiyacımız olabilir, ama kendi yaşamımız içinde neden başkalarını önemseyelim, bizden önce gelenleri ya da bizden sonra gelecekleri. Artık bizim için bir önemi yoktur bunların. Eğer birer duygusuz robot olduğumuzu hayal edersek,(hatta belki tersini hayal etsek de) asıl ve mantıklı olan bireyselliktir. Fakat bunu “robot gibi olsak da insanlar tek başlarına yaşamlarını sürdüremezler” diye de düşünmemek gerekir. Çünkü asıl mesele bu değildir.
Bir sadece kendini düşünen-insan da hayatına devam etmek için bir işte çalışması gerektiğini bilir toplumsal düzen bu bireysellik içerisinde yine devam eder.Belki de toplum ileri gider, çünkü sadece kendini düşünen-insan kendi için en iyisini isterken bunun için sürekli daha fazla çalışması gerektiğini de bilir. . Belki de farketmeden bu bireysel hayatı yaşamaktayız. Bunu sadece iş manasında değil her manada düşünebiliriz. Sosyal ilişkilerde kendini düşünme bile zararlı olmayabilir, çünkü eğer insan karşısındakiyle paylaştıklarından mutlu oluyorsa bunu her iki insan da kendi için devam ettirir, yani bir nevi içgüdülerini kendi yararlarına kullanmış olurlar.
Bunu dediğim gibi her anlamda düşünebiliriz. Kısacası mantığın insana kendini düşünmesini emrettiginin aşikar olduğunu ve sadece kendini düşünen-insanlardan oluşan toplumun mükemelliğe daha yakın olabileceğini(!belki de!) düşünüyorum(Belki de zaten öyleyiz). Umarım temel fikri verebilmişimdir. Sanırım kapitalist düşüncenin ucuna da dokunuyor söylediklerim. Ama bu düşüncelerimin hiçbirinden de %100 emin değilim. Değerli yorumlarınızı da bekliyorum, zira tartışarak daha iyi bir yere varabiliriz :))))
Burada önemli bir nokta var. Bütünün gücü, bireylerin toplamından daha fazladır. Bu yüzden insanlar sosyalliği keşfedip birlikteliğin gücüne başvurmuşlardır. Bu bireylerin de menfaatinedir. Çünkü topluluğun getirdiği fazla enerji bireylere dağılır.
xenix
Aslında benim demek istediklerimden biri de şu ki; bu bireysellikte dahi bütünün işleyişi devam eder hem de gayet düzenli bir şekilde. Şu anki düzen içinde insanlar sadece kendilerini düşünerek öğretmen olup, doktor olup, yönetici olup yaşamlarına devam edebilirler. Aslında şöyle bir fikrim de var. Belki de herkes zaten herşeyi kendisi için yapıodur farkında olmadan.Toplumun dayattığı sevgi bahanesiyle filan. Bilmem anlatabildim mi. Bu kadar kısa yazılarla bunları anlatmak zor. bi kitap yazmak lazım bu konuyla ilgili :))))
kimse kendinden başka bir şeyi düşünmüyor. işin hoş kısmı da burada başlıyor. kendim dediğimiz şeyin kendimiz olmadığını farketmekten yoksun olduğumuzdan da tımarhane kaçkınlarının tertiplediği bir açık hava panayırı tadında takılıp gidiyoruz. işte toplum dediğimiz de bu panayır oluyor. eğlenceli ama tehlikeli. bir oyun ama ölümüne bir oyun. ister ağla ister gül…
bakırköyde kaldığım zamanlar çok düşünmüştüm.hangimiz içerde hangimiz dışarda diye.dünya delilerin olsaydı şu an yaşanacak yer olurdu.dünya akıllıların elinde olsaydı da yaşanacak yer olurdu.durum odur ki dünya yarım akıllıların elinde.yarım akıl, kendini doğru sanan akıldır.malesef ki dünyanın %98 i yarım akıllıdır.
Böyle bir yargıya nasıl vardınız şaşırdım doğrusu. Sadece kendini düşünen insan egoist bir mahluktur ve diğer insanlara topluma bu insandan hiç bir yarar gelmez. Sadece kendini düşünen insanların oluşturduğu bir toplum düşünsenize? O toplum ilerleyebilir mi?
Kapitalist batı düzeninin öngördüğü insan işte buydu. Yani sadece kendi çıkarını düşünen egoist bir insan. Ama ne oldu? Bu düzen günümüze kadar geldi. Bir yere kadar yükseldi. Dünyanın en büyük sermaye birikimini ve teknolojisini oluşturdu. Ama sonuç ne? Maneviyattan ve moral değerlerden yoksun bir uygarlık, bir teknoloji, bir bilim, insanlığın yararına olabilir mi? Nitekim olamadı. Bu teknoloji ve bilim 20. yüzyılda ve hala günümüzde insanlığa geçmişinde hiç yaşamadığı savaşları, ölümleri, acıları yaşattı! Bireysellik, sadece kendini düşünme Batı toplumlarına has bir davranış biçimidir. İslam toplumlarında, bizim toplumumuzda görülmez. Ama biz de üzüm üzüme baka baka kararır özdeyişine uygun olarak onlara benzer olduk günümüzde.
Eğer bu toplumda yardımlaşma, sosyal dayanışma olmasaydı, bireysellik hakim olsaydı bu toplum çoktan çokmüştü!
Tasavvuf konusunda da belirttiğim gibi sadece kendini düşünme nefsin en büyük hastalıklarından biridir ve Allah tarafından yasaklanmıştır. İslama göre nefs hep ben!, ben! bana, bana, der. Yani Rabbena, hep banaaa! Böyle bir insan dünyaya, paraya düşkün insan demektir. Halbuki din tam tersini emreder. Kendinden fazla diğer insanları düşünmeyi emreder. Bir arkadaşınla bir yerde kalıyorsan iki yatak varsa daha iyisini arkadaşına teklif et, ver der. Yolda yürürken yolda bir taş görsen, birinin ayağına takılır diye onu kaldır der. Din sürekli başkalarını düşünmeyi toplum yararına olmayı emreder. Eğer herkes böyle düşünürse, böyle düşünenlerin oluşturduğu bir toplum geri kalır mı?
link to geocities.com
Carlebee bunu çözmen zor birşey değil.Vicdanın hangi şekilde rahat oluyorsa o şekilde devam et:)
haklısın venüs :)). ama sadece işn felsefesiyle uğraşmak hoşuma gidiyo. Aslında kesin bir sonuca varacak olsam onu uygularım ama bu, felsefe gibi çok da kesin olmayan bir dalda mümkün gözükmüyor :)))
@kutadgubilig
Öncelikle yazdıklarımı daha iyi anlamaya çalışmanızı öneriyorum. Ben işin mantıksal boyutundan aklımdan geçen fikirleri paylaşıyorum. Yazdıklarım sadece bir fikir, emin olduğum bir şey yok ama sadece mantıklı mı anlamaya çalışıyorum. Eğer bu konuda bir yardımınız olursa sevinirim.
kutadgubilig ! Toplumun çoktan çökmüş olduğunu düşünüyorum .bu zamanlarda son demlerimizdir.
neden bukadar kesin ve büyük laflar ediyorumun sebebine gelince ;insan sanırım ki yaratılışı gereği özünde kendini düşünür.kendini düşünür ki kalıtımını sürdürüp aktarabilsin .savaşları buyüzendir.o sebeple kendini düşünmek doğaldır .fakat kendini düşünme şu noktalarda farklılaşır ve farklılaştırılır.kişi kendini düşünürken aslında ne ister ? kişinin isteklerinin ,hedeflerinin değişimi doğru orantılı olarak davranışlarına yansır.Ve bu istekler ,hedeflerin hırsı çevresini yerle bir etmeye yeterlidir.bir kadın çocuk sahibi olmak adına seçtiği erkek için diğer dişilerle kavga edebilir.peki zenginlik adına kimlerle kavga edip ezmek gerekir?doktor olmakmı istenir ,hastaları iyileştirmek mi?
kısaca tüm bunlar gerçekte ne istediğimizle ilintilidir.ve şuna inanıyorum ki ;işini en iyi şekilde yaptığın takdirde zaten topluma hizmet eder.eğer çoğunluk bunu kavrayıp yaparsa zaten toplumun enerjisi tavan yapar .tavan yapan toplum enerjisi bu konuda yetersiz bireylere onlar istemsede bu enerjiyi verir ve onları yukarı çıkarır.
iş bu ki şuzamanda bu yok .
bahsedilen bu konu bence bir yerden “iyilik ve kötülük” noktasına temas ediyor.malum İyilik-kötülük nedir soruları bilgi kuramının derin uğraş alanıdır.Ancak insanoğlu sezgisel bile olsa bu kavramlara en azından kendi üzerinde hakimdir.Yani iyiliği tam olarak tanımlayamasakta onu hissediriz. peki bu hissiyat nasıl oluşur? bu hissiyat yaşam tarzı , yetişme tarzı , prensiblerimiz vb bir çok etkenden etkilenmektedir ancak yinede iyiliğin arkasındaki bu etkenlerin en İYİSİ üzerine düşünebiliriz zaten bu düşünüz iyiliği anlamlandırır.konuyu daha iyi açıklamak bir durum üzerinde ki davranış biçimlerini inceleyen bir örnek vercem.
GERÇEK İYİLİK NEDİR ?
Adamın biri ıssız bir yerde bir gölette boğulmak üzereymiş
1.tip davranış: bu şekilde davranan kişi beni ilgilendirmez diyerek adamı kurtarmamış
2.tip davranış: bu şekilde davranan kişi adamı sevap işlemek adına kurtarmış
3.tip davranış: bu şekilde davranan kişi bir gün benimde başıma gelebilir düşüncesiyle adamı kurtarmış
4.tip davranış:bu şekilde davranan kişiegolarını tatmin etmek için adamı kurtarmış yani yaptığı şeyden zevk aldığı için
5.tip davranış:bu şekilde davranan kişi hiç bir şey düşünmeden adamı kurtarmış yani refleks olarak
şimdi siz karar verin bu kişilerden hangisi iyilik yaptı?
Spinoza felsefesi sorularınıza geniş ve derinlemesine yer veriyor ve buraya hepsini alıntılamak hem zor hem de doğru olmaz fakat sorunuzun Spinoza’ya göre yanıtı yine şöyledir:
bence iyilik noktasında aklımızı fazla kurculamaya gerek yok .çünkü bu noktada ister istemez kendi çıkarlarımızı referans almak durumunda kalırız , yani bu bence menfaatçilik olur.ancak şu var ki telepati yapmak toplumun iyiliği noktasında gerçekten faydalı ama dediğim gibi birey açısından bu yöntemin farklı yansımaları oluşabilir.
belkide gerçek iyiliğe ,iyilik kavramı anlamını yitirdiğinde ulaşıcağız
neden kendinizle çelişiyorsunuz anlamadım. siz az önce
dediniz. hemen ardından bunun menfaatçilik olduğunu söylüyorsunuz. “telepati” yapmak demişsiniz sanırım “empati” olacak bunun topluma yararından bahsetmişsiniz.
Bahsettiğiniz konu üzerine felsefesini kurduğu için yine Spinoza ile devam etmek gerekecek -ki bu aynı zamanda benim de düşündüğümdür:
“
PS: Yaşamsal çıkar da tıpkı “menfaatçilik” adı ile “ego” gibi yanlış yaftalanmış görünüyor.
öncelikle yanlışımı düzeltiğiniz için teşekkür ediyorum . telepati yazarak yanlış kelime kullanmışım.empati olmalı
yazımda kendimle çeliştiğimi söylüyorsunuz.ilk yazımdaki “düşümmek” ifadesinden dolayı .ancak ben orda hislerimizin kaynağının düşünce olduğunu ifade etmiyorum ,hisselerin oluşma sürecini, düşünmeyi kastediyorum
sizce ,kendini toplum için feda eden insanlar erdemsiz miydi?
galiba islam toplumları da kapitalizmle yönetiliyor
“aklın gereği olan davranış”ın erdemli olduğunu söylemiştim. Felsefede (ve kimin felsefesi olduğuna göre değişen) tanımlar sözkonusu. Erdem için Spinoza; “aklın gereği” davranıştan bahsediyor.Açık bir ifade. Benim fikrime gelince Spinoza’ya katılıyorum. Sorunuzun düşünceden çok duygulanıma atıfta bulunduğunu düşünüyorum.
KALLIKES: Erdem, güçsüzün işine gelendir.
SPINOZA: Erdem akla uygun davranmaktır.
VOLTAIRE: Erdem, benzerine iyilik etmektir.
HUTCHESON: Erdem bir eğilimdir, iç güdüdür.
ARISTIPPOS: Erdem, haz almada ölçülü olmaktır.
ORIGENES: Erdem, Tanrı karşısında ölçülü olmaktır.
Joseph BUTLER: Kişinin kendi kendinin yargılamasıdır.
GEULINCX: Erdem, Tanrı’nın düzenine boyun eğmektir.
Immanuel KANT: Erdem bir içgüdü işi değil bir akıl işidir.
Max STIRNER: Erdem, kendi isteklerime benim uygunluğumdur.
SCHOPENHAUER: Erdem denmeye değer tek eğilim acımaktır.
BERKELEY: Erdem, sonsuz güçlü ruhun idrak ettirdiği bir fikirdir.
LEIBNIZ: Erdem bir zorunluluktur şu halde erdemsizlik mümkün değildir.
Samuel CLARKE: Erdem nesnelerin doğal niteliklerine uygun davranmaktır.
SARTRE: Hiç bir şey kişi oğlunu, kendinden, kendi benliğinden kurtaramaz.
Friedrich NIETZSCHE: Erdem, insanın insanüstüne ulaşmak için harcadığı çabadır.
KONG FU TSEU: İnsanın amacı iyi ve uzun yaşamaktır. Bunun içinse erdem gerekir.
GOTAMA: İnsan yüreğinden yaşamak isteğini çıkartmalıdır, ancak yok olarak acıdan kurtulabilir…
KSENOFANES: Varlık her şeydir. Değişiklik görünüşten ibarettir, gerçekte değişen hiçbir şey yok.
Francis BACON: Erdemler ülkesini yöneten Süleyman Evi bir başka adıyla Altı Günlük İşler Koleji’dir.
DESCARTES: Erdem düşünce ölçüsünü kullanmaktır. İyi sandığımız şeyleri işlemekte gösterdiğimiz karardan ibarettir.
MACCHIAVELLI: Sözünde durmak büyük bir erdemdir, ama bütün büyük işleri sözünde durmayanlar başarmışlardır.
EMPEDOKLES: Devinim bir gerçektir ama oluş diye bir şey yoktur. Sevgi sonunda tiksinmeyi yenecektir. Sevgi Tanrı’dır…
HERAKLEITOS: Evren, yaratmayla yok olmanin sonsuza kadar birbirini kovalamasıdır. Herşey ancak karşıtların kavgasından
doğar…
MAHAVIRA: İnsan, hiçbir canlı varlığa kötülük yapmadan yaşamalıdır. Çok sıkı bir perhiz yapmalı, mümkünse çıplak gezmelidir. Aç kalarak ölmek en büyük erdemdir.
PARMENIDES: Varlık eğer var olmaya başlamışsa, ya bir varlıktan ya da bir yokluktan çıkıyor demektir. Üçüncü bir oluş düşünülemez. Varlık eğer bir varlıktan çıkıyorsa, kendi kendini doğurmuş oluyor ki bu da yeni bir şey olmaması demektir. Varlığın yokluktan çıkması akla uygun değildir. Varolan değişmez. Çünkü değişmek ya bir varlığa ya da bir yokluğa geçmek demektir. Bu kuruntudan ötürü akıl için bir birlik olan evren, biz insanlara ikililik olarak görünüyor…
MONTAIGNE: Biz insanlar, kendimizi kötülemede gösterdiğimiz zekayı hiç bir yerde göstermeyiz. Kafamızın o herşeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü öldürmeye kastettiği av kendi kendimizdir. İnsanı öldürmek için gün ışığında geniş meydanlar ararız. İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev onu öldürmesini bilmekse bir çok erdemleri içine alan bir şereftir.
SOKRATES: Tek kesinlik, erdem bilgisindedir. Erdem öğrenilir. Kişiler bilmedikleri için kötüdürler. Erdem birdir, bölünmez, ayrılmaz. Erdem insanın kendini bilmesi, tanımasıdır.
erdem deliliktir.
deli
sorumun düşünceden çok duygulanıma atıfta bulunduğu kısmen doğrudur.bence erdemin arkasında düşünceden çok duyguları aramalıyız.erdemi ,sadece akıl uğraşı olarak yorumlarsak sınırları ayarlayamayız.oikos bir çok filozofun erdemle ilgili görüşlerini iletmiş(bunun için teşekkürler) ama dikkat edersek ne kadar farklı tanımlar olursa olsun belli bir sınır mevcut .
eğer ki biz erdemi salt akıl uğraşı olduğunu idda edersek örneğin yaşamsal çıkarla menfaat kavramalarını birbirine karıştıra biliriz.örneğin 10 milyon doları olan bir kimsenin 10 milyon dolar daha kazanma hırsını sizin açınızdan değerlendirirsek bu adam akla uygun davranıyordur dahası bu adama davranışının temelini sorsak belkide (tuhaf olmayan bir şekilde) yaşam mücadelesi cevabını verebilir.yani adam akla uygun davranmıştır o halde bu adam erdemli midir?
sonuç olarak bence iyilik – erdem olgularının temelini salt akılda görmek toplumsal benciliği var eder
@toro
“sonuç olarak bence iyilik – erdem olgularının temelini salt akılda görmek toplumsal benciliği var eder” işte benim de demek istediğim tam olarak. Bundan dolayıdır ki duygularımız-içgüdülerimiz hayatı toplumsal açıdan daha yaşanabiir kılar.
şunuda söylemeliğim ki bu noktada salt akıl bizi ve toplumu bencil kılmanın yanında doğal olarak acımasız da yapacaktır
Yani salt akıl , acımasızdır.
benimde demek istediğim tam bu noktada devreye giriyor.aklını neye kullanıyorsun arkadaşım?üretimime mi?üretim nedir?ne hale gelmiştir?
aklını olduğu gibi bırak , duygularının sesini duy. demek istediğim bu . dikkat edersen aklı değil salt aklı eleştiriyorum
aklınızı bırakın.hafifçe itin boşluğa.gerisi yer çekiminin işi.
Hüseyin Aktaşın son yorumunu okuyunca bireysellik ve alternatif görüşleri üzerinde googleda bir bakınayım dedim ve kısmet bu ki yine sonsuz.us dan bir sayfa çıktı karşıma. Bu konuyu da konuşmamız gerekiyor.
Bireyselliğini kazanmamış veya yaşamamış bir birey, toplumsal sorumluluk alabilir mi?
Benim son yorumum yokki…:)
“Bireyselliğini kazanmamış veya yaşamamış bir birey, toplumsal sorumluluk alabilir mi?”
“Toplumsal sorunluluk” alabilir…
Başka bir başlıktan son yorumun. (Ya da şöyle söyliyeyim ben okuduğum senin yazdığın son yorum du.)