Her Şeyi Bilenlerin Çağı: İnternet Bizi Nasıl Cahil Bırakıyor?

Bir zamanlar cehalet, bilgiye erişememekti. Kütüphane uzaktı, kitap pahalıydı, hoca suskundu, arşiv kilitliydi. Bugün ise cehalet, her şeyin elimizin altında olmasıyla başlıyor. Parmak ucumuzda ansiklopediler, dersler, makaleler, tartışmalar, belgeler, görüntüler ve sonsuz yorum var. Fakat tuhaf bir şey oldu: Bilgi çoğaldıkça bilgelik artmadı; aksine zihinlerimiz, pazar yerinde yolunu kaybetmiş bir keşiş gibi sersemledi. Buna epistemolojik çöküş diyebiliriz: Bilginin yokluğundan değil, aşırı varlığından doğan hakikat kaybı.

İnternet bize yalnızca bilgi sunmaz; bilgiye benzeyen şeyler de sunar. Veri, kanaat, propaganda, reklam, uzmanlık, komplo, deneyim, öfke ve eğlence aynı ekranda yan yana durur. Bir bilimsel makaleyle, gece yarısı yazılmış bir sosyal medya tiradı aynı görsel ağırlığa sahip olabilir. Zihin, bu kalabalıkta güvenilirlik hiyerarşisini kaybeder. Eskiden soru şuydu: Ne biliyorum? Şimdi soru daha ürkütücü: Bildiğimi sandığım şey neyin kılığına girmiş?

Bilgi Bolluğu Neden Cehalet Üretir?

Çünkü insan zihni sınırsız değildir. Dikkatimiz bir krallık değil, kuşatılmış bir sınır karakoludur. Her bildirim, her sekme, her önerilen video bu karakola saldırır. Bilgi bolluğu, zihni özgürleştirmek yerine onu sürekli karar vermeye zorlar: Buna inanmalı mıyım? Bunu okumalı mıyım? Bu kişi uzman mı? Bu veri güncel mi? Bu görsel sahte mi? Sonunda yorgun düşeriz. Yorgun zihin hakikati aramaz; rahatlatıcı olanı seçer.

Burada psikolojik bir gölge de vardır. İnsan yalnızca doğruyu bilmek istemez; kendini doğru tarafta hissetmek ister. İnternet, bu arzuya mükemmel bir ayna tutar. Algoritmalar bize dünyayı değil, eğilimlerimizin parlatılmış bir maskesini gösterir. Kişi araştırdığını sanır, oysa çoğu zaman kendi inançlarının yankı mağarasında tur atar. Böylece bilgi edinme eylemi, hakikate yaklaşmak yerine kimlik inşasının bir ritüeline dönüşür. Ben kimim? Hangi kabileye aitim? Hangi öfkeyi paylaşmalıyım?

Epistemolojik çöküşün en sinsi yanı, kendini aydınlanma gibi sunmasıdır. İnsan yüzlerce başlık okur, onlarca video izler, sayısız yorum tarar ve sonunda şunu hisseder: Konuya hakimim. Oysa çoğu zaman yalnızca konuya maruz kalmıştır. Maruz kalmak ile anlamak arasında uçurum vardır. Bir savaş alanının haritasına beş saniye bakmakla orada strateji kurmak aynı şey değildir. Bilgiye temas etmek, bilgiyi sindirmek değildir.

Mutlak Cehalet: Her Şeyi Görüp Hiçbir Şeyi Kavrayamamak

Mutlak cehalet, hiçbir şey bilmemek değildir. Daha korkuncu şudur: Bilmediğini bilmemek. İnternet çağında kişi o kadar çok kırıntı toplar ki kendini ekmek sahibi sanır. Biraz nörobilim, biraz ekonomi, biraz tarih, biraz kuantum, biraz mitoloji… Zihin bu parçaları bir kolaj gibi birleştirir; ortaya dünya görüşü değil, süslü bir sis çıkar. Sis ise tehlikelidir, çünkü içinde yürüyen kişi hem kördür hem de ilerlediğini zanneder.

Bu noktada felsefenin eski ama keskin kılıcı geri dönmelidir: ayırt etme gücü. Sokrates’in bilgeliği, çok şey bilmesinde değil, bilmediğini fark edebilmesindeydi. Bugün bize gereken de dijital Sokratesçilik: Her içerik karşısında küçük ama ölümcül sorular sormak. Kaynak ne? Yöntem ne? Çıkar ilişkisi var mı? Karşı görüş ne diyor? Bu bilgi bende hangi duyguyu kışkırtıyor? Öfke mi, gurur mu, korku mu? Çünkü duygu, hakikatin kapısını açabilir; ama çoğu zaman sahte anahtar da olabilir.

Çözüm internetsiz bir manastıra kaçmak değildir. Bilgi denizini kurutamayız; yüzmeyi öğrenmeliyiz. Daha yavaş okumalı, daha az paylaşmalı, daha çok doğrulamalıyız. Bazen bir konuda fikir sahibi olmayı ertelemek, çağımızın en radikal erdemidir. Her şeye anında tepki veren insan, düşünmez; yalnızca yankılanır.

Sonunda mesele teknoloji değil, ruh disiplinidir. İnternet bir büyüteçtir: Merakımızı da büyütür, kibrimizi de. Hakikati arayan kişi, bilgi kalabalığının ortasında içsel bir sessizlik kurmak zorundadır. Çünkü gürültünün içinde en zor duyulan ses, gerçeğin sesidir. Ve belki de çağımızın en büyük bilgeliği şudur: Her şeyi öğrenebilirsin, ama önce neyi bilmeye değdiğini öğrenmelisin.

Bir yorum “Her Şeyi Bilenlerin Çağı: İnternet Bizi Nasıl Cahil Bırakıyor?”

  1. Günümüzde gerçekten herkes her şeyi çok biliyor. Bu yüzden zaten bu kadar cahillik.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.