Aramızda yabancı kültürlerle tanışıklığı olan bir hayli insan var.
Kategorik olarak çok anlamlı bir yaklaşım olur mu bilemiyorum ama ben yine de sormak istedim; İşi ya da hayatının bir gereği olarak farklı ülkelerde ve farklı kültürlerle birarada yaşayan/yaşamış olan arkadaşlarımızın dikkat çekici bulduğu ve – sosyal, ekonomik ya da siyasi olmaktan ziyade daha özelinde ve insana dair olarak- paylaşmak istediği hususlar var mıdır?
Mesela ben, bir dönem Alman Kültürüyle bir hayli içli dışlı olmuş birisi olarak, on yaş altı Alman çocukları ile bizim çocuklarımız arasında bazı önemli farklılıklara şahit olmuştum. Bu farklılıkların benim için en dikkat çekici olanlarından birisi Alman çocuklarının doğa ile olan uyumu ve bütünlüğü duygusuydu.
Alman çocuklarının toprak, taş, su, çamur, ağaç, ot, yaprak, börtü, böcek ve tabiata ait diğer pek çok canlı/cansız varlıkla olan ilişkilerini göz önüne getirdiğimde, onların doğa ile olan uyumunu ve şartsız iletişimlerini, hatta sadece doğa içerisindeki nötr duruşlarını dahi çoğu kez şaşkınlıkla, ve biraz da iç çekişle seyrettiğimi ifade etmeliyim. Temas.. topyekün temas ederek büyüyorlar.
mesea bende çoçukluğumun ilk 12 yılını dillerini bile anlamadığım doğu kökenli bir mahallede geçirdim .annem kardeşimle beni daha bir itinayla büyütürdü.onların arasında her zaman mutlu yaşadık.kültür ne kadar farklıda olsa anılarım hep mutluluğu getirir gözümün önüne .o zamanlar herkese kardeş gözüyle bakılırdı.sonradan öğrendik kürt neymiş laz neymiş….pikniklerimizde paylaşımlarımız dahada yükselirdi kimse kimseyi kırmazdı.çok iyi hatırlıyorum evimizin etrafında yabancılar gezdi diye komşu abiler sabaha kadar etrafta gezmişlerdi bize zarar gelmesin diye..istanbulun eski sokaklarında böyleydi yaklaşımlar …komşuluk bir başkaydı ….dostluk bir başka…bak yine hüzünlendim…. şimdi öyle mi ? hiç de değil bence .çocuklarımızı oyun oynarken bile gözümüzden ayıramıyoruz.kimsenin umrunda bile olmuyor herkesin insafına kalmış duyarlı olmak. neyse konunun özünden uzaklaştım ama bana böyle duygular çağrıştırdı yazdıkların………
Var, şu ithal “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” deyişini söyleyenlerden de, biliçsizcesine bile olsa, pis pis gülümseyerek savunanlardan da nefret ediyorum.
Bize öğretilen kadarını yaşıyoruz. Ayırımcılık öğretilirse onu yaşıyoruz, sevgi öğretilirse onu yaşarız, doğallık öğretilse onu yaşarız. Ama bizim toplumda paylaşımlar öğreti üzerine kurgulanmamış gösteri üzerine kurgulanmış.
Bayram gösterisi, başarı gösterisi, ben gösterisi…Kurgulamalar benlik üzerine taa baştan başlatılmış… Şimdi günümüzde batının bize öğrettiği birşey var. Biz kimdik, kimiz, neydik, neyizi sorgulamayı belkide…Onlara bakarak ne kadar doğallıktan uzak gösteriş meraklısı bir toplum olduğumuzu görüyoruz şimdilerde. Özellikle Yalan canavarları haline gelmiş siyasilerden tutun, Bin başlı canavar medyaya, basına kadar bunu gözlemleyebiliriz.
Ben aborjinlerle yaşamayı çok isterdim yada köyümde çıplak ayaklarımla doğaya koştuğum anlara dönebilmeyi çok isterdim. Ama dönüş yokki bir kere paylaşıyorsun öğreniyorsun öğretiyorsun. Lütfen artık öğretelim birbirimize sevmeyi şekilsiz sevebilmeyi öğretelim. Kendimize yabancılaşmadan hepimizin insan olduğunu insan sevgisi ile dopdolu olduğumuzu….
Ben de bir ara sizin gibi aborjinlerin yaşantılarına merak sarmıştım. Avustralya’dan gelen bir arkadaşıma sordum, medeniyet ölçütlerini sormuştum, nasıl insanlardır diye?
Bana şu cevabı verdi: barlada içip içip, bol bol kavga çıkartıyorlarmış…
İnanmıyorsanız sizler de sorabilirsiniz….
Aynı durum kızılderililerde de yaşanmıştı. Eğer içip kavga çıkarıyorlarsa (ki bunu ilk defa duydum) doğrudur. Çünkü bu tür toplumları doğadan uzaklaştırıp alışık olmadıkları bir yaşam biçimine girdiklerinde tepkilerini bu şekilde dile getiriyorlar. Kızılderililerde aynı şekilde içkiye alıştırılmışlardı.
xenix
Bir ucu çocukluksa eğer bu döngünün, diğer ucu da yaşlılık ve ölüm.
Seksen küsür yaşında ve son dönem akciğer kanseri olduğu halde ülkesinden binlerce kilometre uzağa ve bir başına tatil yapmaya gelmiş orta Avrupalıları gördükçe..Ve her akşam dans edecekler daha deutsche schlager eşliğinde..
Cesaret mi dediniz? Bence ölümden en çok korkanlar bizleriz.
Bir başka başlığa ithafen;
Dini eğitim ve çocuk.
Mesela müzik..
Resim..
Tiyatro, edebiyat..
Veya genel olarak sanat..
Doğa…
Hayvanlar..
Temas..
Alın müslümanın* çocuğunu ve bakın.
O çizgisiz zihnin güzelliği başka nelerin yokluğuyla piç edilebilirdi acep?
1988 yılında yerleştiğim İtalya’da ilk günlerde gördüğüm bir olayı unutamam. Genç bir hanım arabasını park edip aceleyle indi. Biçimsiz park etmişti, arkasından gelen adam biraz ileri ya da geri almasını rica etti, böylece o da park edebilecekti. Bayan hızla uzaklaşırken “El freni yarım kapalı, bir tampon atıver” dedi. Adam da bir öne bir arkaya tampon attı ve yerleşti.
Aynını ben de İstanbul’da denemeye kalktım, az daha dayak yiyecektim. Türkiye’de tampon aracın süsü için kullanılan bir aksesuar sayılıyor. “Tamponumu çizdin ulan” sözünü çok kez işitmiştim.
İtalya’ya gelen Türk’leri en çok etkileyen olaylardan biri Türkiye’de bulunmayan bir hoşgörüdür. İtalya gibi dini inancın hayli yüksek olduğu bir ülkede, TV kanallarında, dini alaya alan, yerden yere vuran programları da izleyebilirsiniz. En koyu dindarlar bile bunları gülerek izler. Eski ve yeni tarihleriyle de alabildiğine alay edebilirler. Bunlardan hiç kimse gocunmaz, alınmaz. Lafa gelince hoş görümüz sonsuz.
Önemli özelliklerinden biri de İtalyancada küsmek sözcüğü yoktur, bu yüzden bu kavramı tercüme edemezsiniz, dolaylı olarak anlatmanız gerekir. Çalıştığım ofiste bir gün iki arkadaş bağıra çağıra, birbirlerine küfürler ederek ağız dalaşı yaptılar. Tamam artık, bundan sonra arkadaşlıkları bitti diye düşünüyordum. İki saat sonra kahve makinasının başında sarmaş dolaş, kahkahalarla gülerken gördüm. Yalnız Sicilya’da durum biraz daha farklıymış. Uzun yıllar Arap işgalinde kalınca kötü etkiler almışlar.
Araba fetisizmi ve sismis ego konusunda Ruslar Turklerle yarisir .
Eski pusku , pas icinde bir tampona hafifce dokunsaniz dahi adam telafi talep eder.
Ayni gerekceyle degil sanirim. Para koparmaya bakiyor olabilirler.
Ruslarin hosgorusu hakkinda bilgim yok