Bir alış-veriş Merkezinde Gezinirken Geçenlerde…

Geçen gün ismi lazım değil bir alış veriş merkezinde gezinirken tanık olduğum bir olayı paylaşmak istedim. Temelinde hangi düşünceye hizmet ettiğini anlayamadığım bir grup insanın, yere oturup adeta kendinden geçmiş halleriyle karşılaşmak önce ilgimi çekti. Sonra merak edip az daha yaklaştım ne oluyor burada filan diye birden kendimi grubu kontrolde tutan, tutmakla da kalmayan onları sözleriyle bayıltma noktasına getirmiş bir kadınla karşılaştım. Göz göze gelince yüzünde tatlı bir tebessümle bana, hastanelerde sıkça karşılaştığımız, işaret parmağını dudaklarına götüren “sessiz olun” mesajı veren hemşire resimleri misali bir tavır sergiledi. Sessiz oldum elinle işaret ettiği bir yere oturuverdim. İzlemeye koyuldum olanları.

Az çok olayı çözdüm, meditasyon yapıyorlardı. Yere oturmuş bağdaş kurmuş bazıları, bir kaçı da küçük ve zemine oldukça yakın taburelerde ayakları çıplak ve yere basacak şekilde pozisyon almışlardı. Hepsinin sağ elleri alınlarında, sol elleri ise avuçları yukarı bakacak şekilde sol dizlerinin üzerindeydi. Hmmmm diye bir ses çıkartıyorlardı değişik versiyonlarda.

Bir taraftan onları izleyip, bir taraftan da onlara komut veren kadına soracağım soruları zihnimde dolaştırdım. Öyle ya merakımdan girip bir köşeye yerleşmiştim. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi çıkıp orayı terk edemezdim. Neyse birkaç dakika sonra kendinden geçen bu topluluk ayıldı. Hepsi mutlu ve huzurlu görünüyorlardı. Sanırsın hepsi birlikte orgazm olmuşlar o kadar yani=) Teker teker ve ağır hareketlerle oradan ayrıldılar. Bende her giden kadının, yüzüne gözüne izleyebildiğim her noktasına kadar ayrıntı yakalamaya çalıştım. Hepsi gerçekten gülümseyen bir tavır içindeydiler. Hemen beynimde bir şimşek çaktı! Bende yapmalıyım bende böyle bayılmalıyım, o hazzı yaşamalıyım filan diye.

Kadın yanıma yaklaşıp elini uzattı “adım Sevil size nasıl yardımcı olabilirim” dedi. Bende elimi uzattım ve tanıştık. Tesadüfen girdiğimi, o topluluğu görünce de merak edip izlediğimi ve mümkünse bende onlar gibi yüzümde gülücükler atarak oradan ayrılmak istediğimi sıraladım durdum. Kısaca meditasyonu anlattı bana zihni boşaltmanın yanı sıra kendini huzurlu hissetmene, kendinle barışık olabilmene, kendini affetmene faydası olan bir enerjinin açığa çıkması gibi açıklamalarda bulundu. Bilmediğim bir yığın terimlerle konuştu. İstersem bir deneme yapabileceğimizi de söyledi. Serde merak var ya ben hemen ayakkabı çorap anında çıkarttım oturdum yere yoga pozisyonunu aldım. Gözlerimi kapadım ve Sevil Hanım’ın verdiği komutlara uyumlu ne derse yaptım.

Epey bir zaman geçti ama bir türlü o dediği huzura kavuşamadığım gibi, ayrıca zihnimde başka huzurumu kaçıran düşünceler oluşmaya başladı. İçim daraldı, sıkıldım, bacaklarım ağrıdı oturduğum pozisyondan yoruldum, burnuma gelen tütsü kokusundan hoşlanmadım. En nihayetinde gözlerimi açıp “özür dilerim zamanınızı aldım ama deneyeceğim diye, ben bu işi sevmedim” diyebildim. Öyle anlayışlı bir kadın ki bana hiç kızmadı=))) o güleç yüzüyle ağzından şu kelimeler döküldü.

“Bir kerede başarı pek sağlanmaz zaten endişe etmeyin. Kendinizi ve tüm dünyayı affedin”

Nasıl yani? Kendimi niye affedeyim, ya dünyayı? Ne yaptığını bilmediğim bir dünyayı niye affedeyim yahu?

“Bakın” diye devam etti, her şey kendinizi affetmekle başlar. Kadının yüzüne tuhaf bakışlarımdan birini fırlattığımı sanıyorum ki; gülümsemesi kesildi. Teşekkür edip oradan ayrıldım…

Tabi aldı beni bir düşünce, yani sen şimdi yap kötülükleri, kır insanları, dilinin kemiği olmasın, sorumsuzca hareket et sonrada otur bağdaş kur, elini de orana burana koy, kapa gözlerini ve affet kendini olduuuu=)) ya zaten kendini affediyorsan yeniden aynı haltları yapmaya meyillisin demektir bu.

Yok dedim bana göre bir şey değil. Ben kendimle hesaplaşırım, hata olarak değerlendirdiklerimi azami yapmamaya çalışırım, kavga da ederim kendimle, kızarımda, küserimde kendime ama yaptığım hataları affetmem kendimde…

Ayşe ÖZEN

13 yorum “Bir alış-veriş Merkezinde Gezinirken Geçenlerde…”

  1. şimdi ulu us’lar burun kıvırıp, aman ne bu şimdi, vıdı vıdı, yok fifi, yok bizene bundan fln diyecekler biliyorum ama site çok ciddi yazılardn şişti valla azıcık konu dağılsın diye düşündüm:P

  2. güzelmiş. eğlenceli.
    bende kendimden bir örnek vereyim buna yakın.
    geçenlerde bir büyüğüm bana kişisel gelişim kitaplarından birini tavsiye etti.
    “çok harika bir kitap, mutlaka herkesin okuması gerek falan” diye.
    insanın bu tür kitaplardan beklentisi şöyle oluyor genelde: bu kitap hayata dair bana öyle bir mesaj verecekki bu mesajla bende büyük bir aydınlanma olacak, hayatım belirgin bir şekilde değişecek.
    kitabı aldım başladım okumaya. yaklaşık üçte birini bitirdim kitabın, dönüp dolaşıp aynı şeylerden bahsediyor hep.
    “başarmak için kendine güvenmek lazımmış, cesaret lazımmış. yok efendim güç içimizdeymiş, herşey bizim elimizdeymiş” bu ne lan.

    Not: (“bu ne lan” cümlesi bir Cem YILMAZ repliğidir.)

  3. Delişey yazı güzel olmuş, ayrıca denge’nin anlattığı da güzelmiş 🙂

  4. :)))

    himennn (he-man) güç bende yani?

    yahu insanız her dakka güçlü olunmuyor işte, bazen sürünüyorsun yerlerde bazen çıkıyorsun göklere…

    yazı yaşadığım bir kaç saat işte başıma gelenler:))

    teşekkür ederim, sevindim beğenildiğine…

  5. Aklıma başka bir hikayeyi getirdi yazın sevgili delişey.

    İsmini hatırlamadığım bir yazar, bir gün bir ev toplantısında yanına gelen bir heyecanlı bir kadından şu sözleri işitir. “Evreni affediyorum ve kabul ediyorum.”

    Yazar gözlüklerinin üstünden şaşkınlıkla bakar ve…
    “Ne mutlu evrene, ya affetmeseydiniz evrenin hali ne olurdu!”

    Sizin hikayede buna benzemiş, dünyayı affedin. :)) Sanki dünyanın çok şeyindeyiz…

    xenix

  6. “”Bende her giden kadının, yüzüne gözüne izleyebildiğim her noktasına kadar ayrıntı yakalamaya çalıştım” “

    Demek ki yakalayamadığın noktalar olmuş delişey.. Hay Allah napmasın seni :)))
    Affetmek bana sorarsan geçmişi kurcalama demekle aynı şey. Ama bu ne halt yediğini unut değil, sadece bırak hatırlamayı:
    “Olmuş yaw, bitmiş işte. Şimdi ne var ona bakalım”

  7. xenix, hikayeniz harikaydı :)))

  8. xenix,

    he valla dünyanin içi içini kemiriyodu “bu enerji kaynakları beni bir affetse, daha neler yapacam” diye.

    olmayan matematiğimle orantı kuracam ya, ondan ayrıntı arıyorum sevgili nibelunga:)) ee tabi matematik olmayınca ayrıntıyı kaçırdık demekki=)

  9. İnsanı bir ürün haline getirip kendi kendini pazarlama taktiği veren kitapları,uygulamaları takip etmeye çalışıyorum,zira hiçbir şey onların eğlendirdiği kadar eğlendirmiyor beni:)))Bu da yeni bir din gibi,bir tür inanış.Akşam evinde kanepesinde oturmuş,elinde kumandası ile tv izleyen sıradan bir adam kişisel olarak kendini geliştirdiğinde uzaya bile gidebilir bu inanışa göre.Adı üstünde kişisel gelişim,kişisel mutluluk ve arzuları doyurmaya yönelik çalıştığı için de şişirilmiş egolar yaratıp,insanları canavarlaştırmaya çalışıyor.Korkmamak,ürkmemek,insanlık için üzülmemek elde değil.

  10. Bu konuda fikrim değişmemiş. Bu tür enerjiler adeta tapınmak gibi ziyadesiyle. Bir hayal ortamı gerçekliğin dışı v.s gibi algılıyor zihnim. Oysa dış dünyada bir yığın hezeyan seni bekliyor.

    Yok arkadaş dünyayı filan affetmem. Affetmek allaha mahsusmuş ayrıca:)))

  11. Düzenleme butonu yok olmuş!

  12. J. Krishnamurti okuduğum yıllarda (ki epey uzun yıllar adamın öğretisine zihnimi teslim etmiş ve herkesten her şeyden kendimi soyutlayıp uzun uzun okumalar yapmış ve anlamaya çalışmıştım ne denilmek istendiğini.) her şey yolunda gibi görünürken, dünyayı affetmek için çıktığım yolculukta kaybetmediğim bir şey kalmamıştı yıllar sonra. İnsanlar asla affetmiyordu ve sizin affınız onlara yeniden bir kapı açıyor ve yinelenip devam ediyordu affedilmez sui-istimalleri. Kendinize saygınızı, politik duruşunuzu, öz güveninizi, mutlaka gerekli olan egonuzu (süper ego değil) hayır diyebilme iradenizi, kendiniz için (ki bir ölçüde gereklidir bu) var etme isteğinizi v.s. kaybediyor ve gittikçe edilgenleşiyor, alıklaşıyorsunuz.

    Bu zihin hali hem aşırı hassas ve alıngan hem de zorluklara karşı dirençsiz bir zihin halidir.

    Fakat bu dinlerin ve metafizik, mistik guruların, mürşitlerin, şeyhlerin itina ile içine ettiği insanı anlatan sayrıl bir vaziyettir.

    Türklere İslamı kabul ettiren hanların, hakanların, başbuğların temel dayanaklarından birinin de bu konuyla alakalı olduğu biliniyor. O dönem arapların islam dediği barbar, vahşi, saldırgan, yağmacı, talancı politikalarının, yayılmak için halkı motive edebilecek bir nitelik olduğu düşünülüyor ve halka bu din dayatılıyor. Manihezim insanları savaşçı olmaktan uzaklaştırıyor, alıklaştırıyor, edilgenleştiriyor düşüncesiyle islam seçiliyor. İşte bu alıklaştırma, edilgenleştirme, pasifleştirme formülü daha sonra tasavvuf ile yapılıyor ve şeyhler, mürşitler iktidarları için bu yöntemi kullanıyor.

    Tabiki kavgacı, saygısız, nezaketsiz, barbar insanlar olunmasın lakin bunun yolu illede kişisel gelişim masallarından, meditasyon, yoga benzeri yöntemlerden geçmiyor. Ve ayrıca her iktidar biçiminin bir yöntemi vardır değil mi?

  13. ben panteist düşüncedeyim dolayısıyla ateistte sayılabilirim…teistte.

    ve budik öğretilerde ,kimi zaman kuranda benim için make sense oluyor

    meditasyon abanara yapılırsa saçma ve rahatsızlık verici olabilir

    eğer kendiliğinden ve olduğu kadarıyla serbest bırakılarak devam edilirse zihni toparlamak açısından çok faydalıdır

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.