Ahlak’ın kaynağı nedir?

  • Din
  • Vicdan
  • Toplum
  • Menfaat
  • Doğa
  • Otorite
  • Diğer (Belirtiniz)

37 yorum “Ahlak’ın kaynağı nedir?”

  1. Ahlak’ın kaynağı nasıl menfaat olabilir? Bu %50’ye dahil olanların yorumlarını merak ediyorum. Neden menfaat olduğu düşünülüyor?

  2. Ahlakin kaynagi temelde insandir. Insanin olmadigi yerde toplum, din, yonetim, gelenek-gorenek, orf vs gibi kavramlarin gorulemeyecegi oldukca aciktir. Fakat bu her insanin ayni ahlak anlayisina sahip olacagi anlamina gelmez.

    Insanlarin bir arada yasamak zorunda olmasi ve yaratilan toplumlar icindeki diyalektik etkilesimler de ahlakin olusumunda onayak olur. Bunlarin icinde kulturel etmenler en basta sayilmasi gerken unsurlar olsa da, din ve siyasi kurallarin da etkisi yadirganmamalidir…


    Suradakibaslikta ahlakin ve ahlaki degerlerin uzerine tartismistik. bu ve benzeri konular surekli olacaktir, cunku insan surekli kendisine topluma ayak uydurma sifati altinda yeni ahlaki degerler olusturacaktir…

    G Milat

  3. “otorite” dedim…
    “Yönetim” diye bir şık olsaydı daha şık olurdu…
    Belki yönetim sözcüğü de “vicdan” ile kesişen noktalar içerir ama “ahlakın” kaynağı insanın kendisini ve çevresini yönetme ihtiyacıdır. Başlangıçta yönetme ihtiyacından doğan resmi toplumsal yasalardır. Sonrasında, içselleştiği ve kamu vicdanında yer bulduğu oranda resmiyetten düşerler. Ama yakamızdan düşmezler… Sonrasında da bu yüzden iki yakamız bir araya gelmez olur… Daha sonrasında bu yüzden cinayetler bile işlenir… Garip bir durum… Onsuz olmaz, onunla da olmaz… Çünkü toplumsal alana “talip olan” her türlü düşünce, kendine uygun bir yasalar silsilesi sıralamak zorundadır ve bu yasalar bir süre sonra o düşünce sistemine özgü ahlakı da oluşturmak zorundadır…

    Sorun sanırım, kişisel gelişimi, kişisel gelişime dayalı olarak da toplumsal gelişimi engellmeye başlayan yasa ve yasa kalıntılarının hayatımızdan çıkarılıp atılma zorluğunda. Çünkü alışkanlıkların yenilmesi, kalıntıların giderilmesi, yok edilmesi çok zor olmaktadır….

    “Alışkanlık en sinsi hastalıktır, yavaş yavaş sarar insanı ve sonra teslim alır” (Qrianna Fallaci)
    “Teslim alan” ve “teslim olanın” olduğu yerde aslında ahlak da ölmüştür ama “cenazeyi kaldıracak” adam da kalmamıştır çoktan… Ahlak ile yaşanan çelişki budur…

  4. hüseyin aktaş gibi benim cevabım da “otorite”oldu…

    ahlak’ın temelinde maddi yapı vardır.üretim ilişkileri,iş bölümü farklılaşmaları bir toplumun maddi yapısıdır ve kültür denilen değerler sistemi de bu maddi yapının haklılaştırılması için üretilmiştir.

    hz musa’dan beri ahlaklılığın ölçüsünü(semavi dinler ile) koyan kurallar olmuş ve bu kurallar toplumun çeşitli kesimlerince hep çiğnenegelmiş.

    tarih boyunca bütün toplumsal sistemler,sistemin aksamadan işleyebilmesi için,kendisine olan tepkileri akıtacak bir kanal bulmak zorunda kalmıştır.yani “ahlaksızlar”sınıfı tanımlaması yapmıştır.

    demek ki ahlak;otorite/iktidar/egemenler tarafından belirleniyor.bugün için kapitalist ahlak söz konusu.çünkü toplumsal formumuz kapitalist.

    sonsuz us,sunduğun diğer seçenekler içinde kısaca bişey söyleyelim:

    ahlakın temelinde doğa/vicdan da var tabii…fakat insan “genetiğe”indirgenemez.diğer canlı türlerinden farklı olarak doğayla etkileşiminde araya “kültür”koyuyor çünkü…

    menfaat ise ahlaklı değil ahlakçı bir bakışın ürünü…

    bir toplumda nimet ile külfet dağılımına göre ahlaklı ahlaksız ayrımı daha kolay görülebilir.çünkü çok açıktır ki nmetten daha çok pay alanların “ahlaklı”olması,diğerlerine göre çok daha kolaydır.

  5. Ahlakın en temel kökenin sayın Aktaş ve sayın zensen’in belirttiği gibi otorite ve yönetimin aksine biyoloji olduğu görüşündeyim ve başka bir yazıda bunu dile getirmiştim. Ahlakın çeşitliliği ve dayatılması (yani idealist yönü) otoriteye bağlı oluyor gözükse de insan ahlaka biyolojik olarak meyillidir.

    Keza insanın kendisinin ahlak yoluyla bir bütünlüğe ait hissetmesi, hayatındaki belirsizlik durumunu bertaraf etmesine yardımcı olur. Bu da aslında beynin hoşlanmadığı o belirsizlik durumunu biyolojik olarak bertaraf eder(bunu bizzat beynin kendisi ister).

    Ahlaksız bir birey bile beyninin stres seviyesini azaltmak için farklı farklı yollar deneyecektir. Örneğin egemen olmak, dominant olmak vs … Boyun eğmenin tersi de aynı amaca hizmet eder. Seratonin seviyesini arttırıp beyindeki stresi azaltmak. Bir biyolog veya nörolog olmadığım için bu sadece okuduklarımdan edindiğim nacizane görüşlerim. Ahlaka karşı insanın biyolojik zaafı, bana daha inandırıcı ve daha temelli geliyor açıkçası.

  6. Ben menfaat’i işaretledim. Menfaat, çıkar yoksa ahlak da yoktur. Ahlakın kaynağında olan bence kişisel çıkarımızdır.

    Ayrıca şıklar hep birbirine bağlı.

    Menfaat otoriteyi doğurur. Otorite toplumsal yaşamı, toplumsal yaşam gelenek görenek yasaları ayrıca dinleri ve vicdanı doğurur.

    xenix: Takiplerim

  7. Ahlakın kaynağı Vicdandır, ama Muhammed-i vicdan, onun kaynağı ise Hz. Muhammed’in (S.A.V) gönlüdür.
    Kainatın yaratılmasında önce Hz. Muhammed’in Nuru yaratıldığı için o vicdan Kainattan önce var olmuştur.
    Tabii ki maddi alemi referans alanlar için değil. Müslümanlar için .

  8. Ahlak iyi bişeydir ne Müslümana özeldir ne Hristiyana ne inançsıza.

  9. Elbette iyi birşeydir, ama İslam tüm dinlerden önce var olan bir düşünce ve bir fıtrat yani doğal bir davranış şeklidir.
    Dolayısı ile ; sizlerin özel olarak Hristiyan , Müslüman vb olarak ayırdığınız şeyler insana aittir. ve insana ait olan fıtridir, yani insanidir. Bu ise islamidir. İnançsızın bu denkelmedeki yeri ise insan olduğunun ve fizik yasaları gibi bazı Fıtri yasalara tabi olduğunun farkında olmamasıdır.

    Sözlerimden tahmin edeceğiniz gibi insan tabiatının Fıtratı yani yaratılışı demek İslami demektir.
    Bu Müslümanlık dininin ötesidir. Bu yaratılış demektir.
    İslam; insanı yaratan tarafından gönderildiği için Fıtridir.
    Yani insana ait olan demektir.

  10. İnsana, varoluşa ait olanın herhangi bir inanışa ait olduğunu da söylemek ciddi bir mantık hatasıdır.

  11. Haklısınız !!!!!!

    Ancak İslam bir inancın ötesindedir, Ayrıca İnanç var , inanç var…
    Her inancı bir tutmayınız…

    Bu yazıyı gördüğünüze dair bir inancınız yoksa, bu yorumu nasıl okuyabilirsiniz ?

    Gözlerinize ve gördüklerinize inanmıyorsanız tabii ki ….
    İnanç kavramını sizin algıladığınız gibi algılamadığımızı bilmiyorsunuz sanırım ?

  12. İnanç kavramını mı algılıyoruz inancın kavramdan öte olduğunu söylediğiniz durumu mu. Yine mantık hatası var.

  13. Bu hatalar inanç dışında da var. Örneğin inançsız olan ve ahlakı inanca bağlayan kişiler de şunu söyler; bacak arası ahlak anlayışı (ya da bekaret) öğretilmiş bir ahlak anlayışıdır. İnsan sanki hastadır buna önem verdiği için ya da hakiki olanı idrak edemiyordur. Oysa bu da mantık hatasıdır. Çünkü burada mutlaklık vardır. Fakat ben inancın kavramdan öte olduğu konusunda mutlaklık göremiyorum. İnancı ruhsal bir disiplin ve daha sakınımlı bir yaşam için gerekli gösteriyorsa inançlı kişi buna katılabilirim.

  14. Hayır !! İnanç kavramı , “kavramdan öte durum”, bu kavramdan sonra gelen bir çıkarım sadece …

    İnanç bizce “görmektir ” bu görmek illaki baş gözüyle veya 5 duyuyla veya bunlardan türemiş soyut kavramlarla olmaz, bu durum yukarıda saydığım duyu ve soyut kavralarla yapılan gözlemlerle olmayana ergi yöntemi ile , gözlemlerin değil , duyuların olmadığı durumun değerlendirilmesi ile olur.
    Olmayana ergi , gözlemlenenin olmaması durumunun soyutlanması olduğu halde gözlemler kalıp gözlemleyen duyuların olmaması durumunda çıkarılacak farlı bir algı penceresi ile mümükün olur.

    Bu durum duyular olmadığı için tekrar kelimelere dökülemez, ancak yine algılanabilir bir durumdur sonuçları subjectiftir. Yolu öğrenilirse kişisel olarak deneyimlenebilir.
    Bunun için ; öncelikle kendi BEN ‘inizi görmelisiniz.
    Kural basit ve tektir.

    Kural şu; görebildiğin şey sen değilsindir.
    Bu kurala bağlı kalarak kendinizi tarif edin.

    Bundan sonra diğer olguları tarif edin….
    Ve herşeye o pencereden bakın…

    Bu görmede gözlemleyen olmaz.
    Gözlemlenen vardır…

  15. İnanç ruhsal olandır. İnsan da ruhsal dünyasının yönetiminde hareket eden bir canlıdır.

    Fakaat çıkarılan sonuçlar ve yönelinen hedefler çok önemlidir.

    Örnekse Diyanet, günümüz iktidarı ve varılan sonuçların toplumdaki etkileri.

    Öz, saf olandır saflığı kirletmeden kavrayabilmek ender görülen sonuçlardandır.

  16. “Hayır !! İnanç kavramı , “kavramdan öte durum”, bu kavramdan sonra gelen bir çıkarım sadece …

    İnanç bizce “görmektir ” bu görmek illaki baş gözüyle veya 5 duyuyla veya bunlardan türemiş soyut kavramlarla olmaz, bu durum yukarıda saydığım duyu ve soyut kavralarla yapılan gözlemlerle olmayana ergi yöntemi ile , gözlemlerin değil , duyuların olmadığı durumun değerlendirilmesi ile olur.
    Olmayana ergi , gözlemlenenin olmaması durumunun soyutlanması olduğu halde gözlemler kalıp gözlemleyen duyuların olmaması durumunda çıkarılacak farlı bir algı penceresi ile mümükün olur.

    Bu durum duyular olmadığı için tekrar kelimelere dökülemez, ancak yine algılanabilir bir durumdur sonuçları subjectiftir. Yolu öğrenilirse kişisel olarak deneyimlenebilir.
    Bunun için ; öncelikle kendi BEN ‘inizi görmelisiniz.
    Kural basit ve tektir.

    Kural şu; görebildiğin şey sen değilsindir.
    Bu kurala bağlı kalarak kendinizi tarif edin.

    Bundan sonra diğer olguları tarif edin….
    Ve herşeye o pencereden bakın…

    Bu görmede gözlemleyen olmaz.
    Gözlemlenen vardır…”

    Alıntıdaki son kısım özellikle İslam’dan bahsetmiyor ama. Bütün öğretiler hatta felsefi akımlar bunu söyler. O kadar genel bir farkındalık durumu ki herhangi bir inancın tekelinde olmayacak ve bunu söyleyen herhangi bir kişinin kendi algılayış biçimini inanç üzerinden hakim kılamayacak kadar.

  17. “Öz, saf olandır saflığı kirletmeden kavrayabilmek ender görülen sonuçlardandır.”

    Pardon. Ben buradan sonrasını yaşıyor olduğum bir hal olarak değil birktirdiğim bilgi olarak sözcüğe döküyorum. O nedenle susuyorum. Umarım aynı netliği gösteriyorsunuzdur!

    İdeal diye bilinenlerin farklı ifade edilişi üzerinden diyalog geliştirmek kör dövüşü gibidir.

  18. İlginç bir sonuç çıkıyor.

    Demek ki Atatürk’de Muhammed kadar derin bir farkındalığın içinde olan akıl idi.

    Fakat siz bundan hiç sözetmediniz, sanırım!

  19. O nedenle, sadece Muhammed ve İslam diyenlerin çıkardıkları bu taraflı sonucun içindeki mantık hatalarına dikkat edilmeli derim!

  20. Kaynağı insandır.. Ortaya çıktığı yer ise, insanın insan ile ilişkiye girdiği toplumdur.

    İnsanın doğasından kaynaklanan bir takım biyolojik özelliklerinin ahlaka etkisi olduğu gibi, çevresel faktörlerden kaynaklanan durumlardan dolayı da sıkça insandan insana, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklik gösterir (Kapitalist üretim ve tüketim tarzının kendi insan tipini yaratması durumu buna örnek olabilir)

  21. “Kaynağı insandır..”

    BAzı canlı türlerinde de (örneğin bonobo) ahlak kuralları vardır.

  22. “Bu durum duyular olmadığı için tekrar kelimelere dökülemez, ancak yine algılanabilir bir durumdur sonuçları subjectiftir”

    Nasıl yani subjektif? Hem sen bu cümleyi kur, sonra da islam inancın ötesindedir de. Sübjektif çıkarımlarınızı nesnelleştiriyorsanız sizin yaptığınızın Hitlerin yaptığından bi farkı olmaz. O da subjektif üst ırk görüşünü nesnelleştirmişti hatırlarsanız.

    Sangre bence de yanılıyor. Ahlak kültürden kültüre değişse de bu yüzeyde gerçekleşen dalgalanmalardır. Davranışsal bir durum değil, biyolojik bir durumdur.

  23. Ahlaga farkli bir anlam yukluyorum,

    Doga dedim , dogru ve dogayla ve tum evrenle en uygun uyum icinde olan davranislarin ahlakli oldugunu dusunurdum.

    Dusunme ve davranma armonisi gibi bir seyler ..

    Dindarlarin bir cogunda bulunan Dincilerin hicbirinde olmayan bir vasif .

  24. “Bazı canlı türlerinde de (örneğin bonobo) ahlak kuralları vardır.”

    Doğrudur.. Bu ifade benim yazdığıma radikal bir itirazdan ziyade, bir ekleme olabilir ancak.

    Teknik olarak, ”Neocortexi gelişmiş canlılardır” demiyorum da, insandır diyorum.. Türler arasındaki farklı ahlak anlayışlarını tartışmaya açmayacağımıza göre, pek bir şey ifade etmiyor bu durum.

    “Sangre bence de yanılıyor. Ahlak kültürden kültüre değişse de bu yüzeyde gerçekleşen dalgalanmalardır. Davranışsal bir durum değil, biyolojik bir durumdur.”

    Yanlış anlamadıysam, ‘dalgalanma’ derken şunu kastediyorsun; Tüm insanlarda ‘aynı’ ahlak anlayışı vardır, çünkü biyolojik olarak aynı doğaya sahiplerdir.. İnsandan insana veya toplumdan topluma değişen ahlak anlayışlarını bir ‘sapma’ olarak değerlendirmeliyiz.. Dalgalanma derken, bu tür bir ‘sapma’ durumdan bahsediyorsun sanırım.

    Eğer bunu kastediyorsan, ben kesinlikle katılmıyorum.. Ahlak kavramı aynı zamanda sosyal bir kavramdır.. Evrensel, tüm insan türünde geçerli olan bir ahlak anlayışı yoktur.

    Biyolojik nedenlerden kaynaklanan ve bize ‘nasıl davrandığımızı’ söyleyen ahlak anlayışına, biz ‘betimsel ahlak’ diyoruz.. Fakat ‘nasıl davranmamız gerektiğini’ bize söyleyen, bunun için de sosyal ilişkilere ihtiyacı olan ahlak anlayışı ise ‘normatif ahlaktır’.

    Normatif ahlak her zaman biyolojik etkilerle açıklanmaz.. Örneğin bir takım biyolojik nedenlerden kaynaklanan ‘menfaat, çıkar’ gibi kavramların üzerine ‘sorumluluk, ’empati’ gibi kavramları koyabilir.

  25. …kesinlikle; otoritedir.

    Ahlak denilen kavram güçlünün başkaları üzerinde yaptırım uygulama adına konmuş bir dizi geliştirilmiş kurallar silsilesinden başka bir şey değildir.

    Doğa, toplum, insan ya da ne bileyim din olsaydı, ahlak, toplumlara ve kişilere…hatta aynı kişinin farklı yaşına ve dönemlerine göre başkalık göstermezdi.

    Otoritedir.

    Ahlak birilerinin ahlaksızlık diye dayattığının sözüm ona aksini yapıyormuş gibi görünmesidir.

    Diğer bir deyişle ahlaksızlık belirler ahlakı!

    Doğada ahlaksızlık var mıdır acep?

  26. Ahlağın kaynağı dindir bence,

    vicdan, toplum, menfaat, otorite…dinin içerisinde, hangisini ararsan var.

    Hep anlatılır ya, rivayete göre;

    İslamdan önce,
    insanlar kızlarını diri diri gömerler, şarap içerler, fuhuş vardır, her türlü ahlaksızlık vardır..vs. falan diye.

    Muhammed gelince, herkes güzel ahlaka büründü;))

  27. E din de bir otorite değil mi…

    …büyücü, şaman, peygamber ya da ne bileyim cin, min, tanrı vs diye ortaya atlayanın üretip başarılı olması ile oluşturduğu otoritenin borazanını üfürmesi değil midir?

    Yukarıdaki listeye kerizleri de eklemek lazım…öyle ya ahlakın kaynağı otoriteden ziyade kerizlerdir desek nesi yanlış olur?

  28. bende aynı şeyi diyorum..

    din; en büyük otorite;)

  29. insanların istek ve davranışları hakkında hüküm verirken, kendisine ait olan gözlük çerçevesinden bakmak ve bu gözlük çerçevesi içinde kalanları onaylamak, kalmayanları karalamak ve reddetmek… Bendeki çağrışımı bu ahlağın! etrafımda gördüğüm bu!

    verilen şıklar doğrultusunda,tam olarak kaynağı nedir oturtamadım beynimde. verilen şıkların bir çoğundan ahlak besleniyor evet.

    madem böyle bir kavrama ihtiyaç duyulmuş ve oluşturulmuş o halde, ahlak dendiğinde benim görmek istediğim insan onuruna saygı, adil olabilme, değerlere ve duygulara gösterilen özen olmalı:)

  30. 🙂 gözlüğü kafaya takmalı… ama miyop olunca zorlanır insan tabii:))

  31. eee hadi gelmedi eksilerr:)) oo çok geç kalıyorsun ama!

  32. “Bendeki çağrışımı bu ahlağın!”

    Ahlak kelimesine ek geldiği zaman, ‘k’ harfi yumuşayıp ‘ğ’ olmaz.

    Nasıl ki ‘hukuk’ kelimesine ek getirildiğinde ‘hukuğun’ değil de ‘hukukun’ olarak yazılıyorsa, ahlak kelimesi de ‘ahlakın’ olarak yazılır.

  33. İnsan olmadan otorite veya din nasıl mevcut olabilir???

    Temelde kültürü de ahlakı da otoriteyi de dini de yaratan insan değilse nedir?

    G Milat

  34. sangre,

    düzeltme için sağol:)

    bu iyiliğini hiç unutmayacağım.

  35. En güzel ahlak kapitalist ahlak

    Viski, kadın, eğlence, kayak

    Sana hep kıyak hep kıyak

    Beni de davet eder utanmaz

    Senin hakkın bi temiz dayak

    Bizde de dayak mizaca uzak

    Bağırsağımdan çıkanın varlığı

    Senin varlığından kıyak

    Onda böceğe gıda var

    Midemi bozuyor sendeki ahlak.

    Yabancı…

  36. Sizlere bir BELGESEL tavsiye edebilirim:

    “Mondo Cane”

    …1962 -63 ve -64 yıllarında yayınlanmıştı.

    Film haline de getirilmişti.

    İtalyan bir yapımcısı vardı…

    Oscar da aldıydı yanlış hatırlamıyorsam…

    Bi izleyin yahu…

    …yumuk yumuk ellerinizin parmaklarınız yamulmaz ya…

    …bi izleyiniz.

    EVRENSEL AHLAK dediklerinin nasıl da ossuruktan tayyare olduğunu sizlere çatır çatır anlatmaz ise taksim meydanında 15 kere mööööö leyeceğim…

    …Hintliler beni peygamber etmez de sağ kalırsam…

    …sevinir çibik çalarsınız.

    Fena mı?

    Bi izleyinizLütfen!

  37. Sayın Sangre yanlış anlaşıldım sanırım,

    Ahlakın kökeninden bahsediyorsak burada biyoloji, daha doğrusu biyolojik ihtiyaçlardan konuşmalıyız. Ahlakın otoriteye bağlı olması veya kültürden kültüre değişmesi gibi konular sadece ahlakın niceliğini veya çeşidini değişime uğratır. Temelde ahlaka boyun eğen insan biyolojik mekanizmalarındaki stres durumunu bertaraf etmeye çalışan insandır.
    Bu stres ile başa çıkmanın ahlaktan başka yolları da vardır. Diğer bir değişle şöyle söylenebilir. Ahlaka yönelim opsiyoneldir. Ancak temeli biyolojiktir. Deneyimlediğimiz eylemler ise onu dallanıp budaklandırır, çeşitlendirir vs…

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.