Keçiler ne şekilde kaçar!

Kendine inanmış biri olarak, beni tutuklamayı kes toplum. Beni tutuklama, bırak da ben kaçayım!!! Şu ezici bakışları çek üstümden toplum. Şu yargılama durumuna bir mola ver ve düşün, veyahut yok et şu sistemi yaaa, lütfen! İlk defa mı karşılaşıyorsun sanki benim kadar sana uyumsuz biriyle? Ne olmuş yani; geleneksel toplum kurallarını çiğniyorum diye, ağır ağdalı ahlak takıntım yok diye, dinin talimatı dışında yaşama isteği taşıyorum diye beni infaz mı etmen gerekiyor toplum??? İstemediğim bir ilişki yörüngesinde dolaşmam mı gerekiyor. Sevmediğim bir insana itaat mi etmem lazım? Benden bağımsız, benim menfaatimi korumayan bir sisteme boyun mu eğmem gerekiyor? Ne diyorsun sen, ne diyorsun toplum? Sağlıklı ilişkiler mi dedin toplum? Sosyal hayatta uyum mu dedin? Yahu ben bilmiyor muyum dönüp duran dolapları bu anahtar kelimeciğin içinde (sağlıklı…)?

Hangi sağlıklı ilişkiyi göstereceksin bana? Toplumun en sağlıklı ilişkisi nedir? Aile dediğimiz toplumun yapı taşı bile oyun düzen içeren bireylerden oluşuyor çoğu kez. Ben senden korkuyorum toplum!!! Kadın olduğum için biraz daha fazla korkuyorum! Ne hukuk sisteminde, ne medeni kanunda, ne anayasanda bahsettiğin hak hukuk sadece göstermelik biliyor musun? Ben biliyorum ama, bilmekten öte yaşıyorum…

Dağdaki çoban keçileri otlatırken uyumuş, keçiler susamış ve su aramak için yola koyulmuş. Çoban uyanıp ta keçileri göremeyince köye doğru koşmaya başlamış ve feryat etmiş “keçileri kaçırdım, keçileri kaçırdım…” . Bir süre sonra ortalık birbirine girmiş, eee keçilerin değeri çobanın canından fazla! Köyün ağasından çekinen çoban, keçileri kaçırdığını söyleyerek dağa doğru kaçmış ve bir daha dönememiş bulunduğu yere. Susuzluğunu gideren keçiler ise bir süre sonra bulundukları her zamanki alana teker teker gelmişler. Ahali keçilerin yerinde olduğunu görünce, aslında çobanın keçileri değil, aklını kaçırdığı konusunda hemfikir olmuşlar…

Ben biliyorum, sağlıklı bir toplumda nasıl birey olunur. Bunu yaşamak ve model olmak istiyorum ama bir bakıyorum ki; keçiler yok ortada!

Delişey,

15 yorum “Keçiler ne şekilde kaçar!”

  1. İnsanın duygu ve düşüncelerini mertçe ortaya koyması onu delişey yapıyorsa bu iyi bir şey.

    Çoğu zaman, dünyadaki ve ülkemizdeki bu düzenin akıllısı veya kurnazı olmaktansa ben de delisi olmayı yeğlerim.

    Delişey; yine de yüreğindeki sevgiyi paylaşacak birilerini her zaman yanında bulacaksın. Hiç şüphem yok buna.

    Aşkla, sevgiyle, güzellikle ve (biraz) delice kal ;-))

  2. teşekkür ederim…

    göründüğümün dışında olmayacağımdan da şüphe duyulmasın. 🙂 sildim üzerimden düşüp içinde debelendiğim çamuru, aldım elime savaş baltalarımı… yenebilir hayat beni ara ara ama mağlup edemeyecek:)

  3. -Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir.-

  4. sende kendimi goruyorum demistim 🙂

  5. Sevgili Baal,

    Damla kendini tamamladı, dağ taş korksun artık:))

    ve Sevgili Mor,

    bende kendini görmek! bu durumda ne diyebilirim bilmiyorum ki:)) meşakkatli bir hayat var önümüzde demekki:)

    teşekkürler, yorumlarla düşüncemi, durumumu destekleyen varlıklara…

  6. Sesli düşünür müsünüz bazen?

    Az önce bu yazıyı okurken sesli düşündüğümü fark ettim..

    Ne yazsaaaaam, ne yazsam… Toplumsal baskıdan girseeem.Hummm yok yok olmaz.Hiç canım istemiyor. Peki ya Delişey’in kaçan keçilerinin onun o güzel gönlüne diye başlasam.Hayır, hayır.onu ne kadar sevdiğimi zaten biliyor.Burada yazmaya gerek yok.. Bir kitap okumuştum Catcher in the Rye diye.. Ondan mı bahsetsem.. Olur mu ki??

    Olmuyor…

    Keçileirmi toparlayıp bir şey yazamıyorum…

  7. Yeterli dozda antidepresanla; keçiye de, kuçuya da, topluma da “amaaeeaan” diyebilmek özgürlükse; özgürüz ikimiz de :))

  8. “… ama bir bakıyorum ki; keçiler yok ortada!”

    Bir baba, bir çocuk, bir de eşek… Gidiyorlarmış… Köyün birinden geçerken köylüler demiş; “Şunlara bak, hiç akıl yok bunlarda, eşeğe bineceklerine yayan yürüyorlar.”…

    Köyü çıkarken baba ile çocuk eşeğe binmişler. Bir başka köyde şu konuşmayı duymuşlar: “Bunlarda da hiç insaf yok ikisi birden eşeğe binmişler”…

    Diğer köyde şöyle söylenmiş: “Şuna bak koskoca adam eşeğe binmiş, küçücük çocuğu yayan yürütmeye utanmıyor”…

    Diğer köyde:”Bu çocukta da hiç terbiye yok, kendisi eşeğe binmiş koskoca babasını yayan yürütüyor”…

    Şehre yaklaşırken baba ile çocuk eşeği sırtlamışlar beraberce: Şehirliler durumu görünce basmışlar kahkahayı: “Bunlar da amma salakmış ha, eşek bunları taşıyacağına bunlar eşeği taşıyorlar”…

    Şimdi kim “eşek” acaba?
    Kendi düşüncelerine güvenemeyen el aklı ile hareket edenler…
    “Bu da benim fikrim” diyemeyenler…
    Sonsuz.us’un aforizmaları arasında şöylesi bir söz okumuştum:

    “Çevrelerine uymak icin kendilerini yontanlar, tükenip giderler.” (R.HULL)

    Üstün Dökmen:

    “Yola çıkınca her sabah,
    Bulutlara selâm ver.
    Taşlara, kuşlara,
    Atlara, otlara,
    İnsanlara selâm ver.
    Ne görürsen selâm ver.
    Sonra çıkarıp cebinden aynanı
    Bir selâm da kendine ver.
    Hatırın kalmasın el gün yanında,
    Bu dünyada sen de varsın!
    Üleştir dostluğunu varlığa,
    Bir kısmı seni de sarsın.”

    Kendine değer ver, çevresiz olmaz, ama yalnızca çevre ile olmaz. Yalnızca kendinle de olmaz. Sen çevrenle birlikte sen olmalısın. Ne çevrenin içinde kaybol, ne de çevreyi yok say… İnsan içi ile dışının çatışmasından doğar. Bu çatışma bazen barışa, bazen savaşa, bazen ateşkese dönüşür. Her koşulda kendine ait bir kararın olmalı; işte tüm mesele bu!…

  9. mor’a:

    Geçenlerde bir evde konuk idik. Evin sahibi eczanede çalışan bir delikanlı. O anlattı:

    • Adamın biri sık sık ishal oluyormuş, doktora gitmiş, doktor ilaç yazmış ama eczaneci yanlışlıkla “anti-deprasan” vermiş…

    Sonra sormuş arkadaşının biri adama: “Nasıl oldun?”
    Adam yanıtlamış: “Valla devam ediyor ama kafama takmıyorum artık”:)

    Antideprasan deyince:))

  10. Aynen öyle oluyor valla Hüseyin bey dünya yıkılsa sanki başka bi dünya bulurum gibi geliyo halay çekesim var sürekli :))

  11. anti- depresandan muaffım çok uzun zamandır. burada ayrılıyoruz birbirimizden mor:)

    anti – depresan kullandığımda ben, ben olamıyacak kadar değişiyordum zira… Ve maalesef ” amaaeeaan” diyememenin zorluğudur dışıma taşan. amann demedim, diyemedim!!!

    ben “hayır” diyorum sadece:))

  12. Sevgili zeytin:)

    “Bir kitap okumuştum Catcher in the Rye diye.. Ondan mı bahsetsem.. Olur mu ki?? ”

    hmm. olabilir bak bu! kitap denince akan sular durur bende biliyrsun:)

    Hüseyin Abi,

    her zamanki öğreticiliğinden pay almak sevindirici. Anlattığın örnek gülümsetti:)

    “Valla devam ediyor ama kafama takmıyorum artık”:)”

  13. Orda tıkanıyorum işte kendin olmaya çalışmak mı dışına taşarak, içinden yanarak; yoksa kendini başka biri gibi sanarak uyumak mı hayata 🙂 Sanırım “Hayır” diyebilmek daha cesurca hayır derken kayıplar olur seçimler olur ama herşeye rağmen “sen” olursun.Benimki bir kaçış.. bu yüzden seni destekliyorum delişey yola devam dağ taş kalmasın önünde 🙂

  14. Sevgili mor,

    aslında bi dönem bende kaçıp dururdum. amma sonra sordum:

    delişey huuu,
    hayat sana ne getirdi?

    incik boncuk…

    kime kime dağıttın?
    hiç kimseye…

    eee niye?
    kime dağıtayım bee..

    kara kediye,
    hee iyi kedi nerde?

    ağaca çıktı,

    ağaç nerde?
    balta kesti..

    hmm. iyi bakalım peki balta nerde?
    suya düştü.

    su nerde
    öküz içti

    iyi halt etti.. peki, öküz nerde?
    dağa kaçtı görmedin mi?

    yok yahu görmedim! iyi de ben dağı da göremedim:))

    göremezsin elbette
    dağ, yandı bitti kül oldu şekerim….

    heee ee öyleyse !!!

    ee öyleyse kaçacak dağ da yok. her şey birbirini tüketip duruyor. yok ediyor, ama sen var olmak istiyorsun bi yandan.. ee ne olacak peki.

    hmm. demekki kaçmayacaksın:))

  15. ee tabi ben kaçmıyor olma kararını vermiş olsam da “keçiler ” kaçıyor arada:))

    konuyu toparlayabildim bu cümle ile umarım. Toplum bi kendine gel yahu!!!

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.