Önce basit tanımına bakalım:
Estetik, değer teorisi ya da aksiyoloji adı verilen felsefenin bir dalıdır. Duygu ve beğeninin yargılanması olarak da geçen duyusal-duygusal değerleri inceler. Sanat felsefesi ile yakından ilişkilidir.
Güzel olan ve güzellik hakkında ya da güzelllik değeri ve güzellik yargısı felsefe tarihinde her zaman değerlendirmeler söz konusudur. Bu bağlamda hemen her felsefe eğiliminin açık ya da örtük olarak estetik bir bölümü de olduğu söylenebilir.
Bu açıdan bakıldığında estetiğin evrensel olup olmadığı, kişiden kişiye değişen bölümlerini nelerin etkilediği veya size estetik gelen şeylerin neler olduğu konusunda bu başlık altında konuşalım.
Kadim tarihten bu yana, insanların algıda zorlandığı en temel şeylerden biri, tamamen kendileri ile ilgili olan bilgisizlikleridir.
Seksensekiz (seksi sözcüklere bayılırım) kollu bir ahtopot gibi, doğru bilgiyi, etik davranış şekillerini, estetik değerleri kapıp, sindirmek için çabalarken, çevremizdeki bu ruhumuzun gıdası olan besinler, ahtapotun ihtiyacı olan gerekli kollarına gidemez çoğunlukla. Bazı kollar açken diğerleri obez olur ve her iki durumda da bu hem kendimize, hem çevremize işkence olarak yansır.
İşin zor yanlarından birisi de; estetiğin ruhu gizlidir ve çoğu zaman onun ”kötü” olduğu düşünülür ki, işte bu da kendimize ait olan bilgisizliğimizin temel ürünüdür.
Nezaket sözcüğünü düşünürken aklımıza zeka sözcüğünün gelmesi estetik değerlerimize soylu bir özellik katar mı? Evet.
Dinci, çileci, dayatmacı, sahte mükemmelikler vahy eden, vicdan çalan dogmalar soysuz ve estetikten yoksun mudur? Evet.
Mesela;
El yazması bir Kuran size estetik geliyor mu?
(Biraz değerlerimizi ve estetik anlayışımızı masaya yatıralım)
Ey görünüş, gösteriş meraklısı estetik ararken bataklığa saplananlar; sözlerimi iyi dinleyin!
Kötülüğün sembolü, her türlü fenalığın atası olmuş, milyonlarca insanı; olmayan, olamayan, hele bizim aklımızı hiç algılayamayan, cüce bir Tanrı’nın, vicdana sığamayan, ağır bir akıl hastalığının ürünü gibi ortaya çıkmış, allanmış, altınlanmış kitaptan mı bahsediyorsunuz?
Afrodit HIV kapmış/ kollarını açmış, yatakta yan yatmış/ Kondomsuz kalmış biçareye/ Estetik ne demek?
Anladım demek istediğinizi ve öfkenizi. Size estetik gelen kendi ideolojiniz dahilinde olan şeyler. Veya içinde dinsel öğe barındıran yazı, resim, heykel vs gibi şeyler estetik anlayışınızın dışında kalıyor.
Meselaa burda Kambur Kerimin yorumlarını estetik bulmadım 🙂
Bugün geçerli olan estetik anlayışı eski Yunan estetik anlayışının devamıdır. İnsanoğlunu binlerce yıl etkileyen estetik kavramlar oluşmasının en büyük nedeni onlardır. Bir Milo Venüs’ü, bir Afrodit heykeli, Hermes, Apollon heykelleri insanlarda ilk estetik duyuların uyanmasına neden olmuştur.
Güzel kadın Milo Venüsü’ne benzemeli, güzel erkek te Apollon’a. Başka kültürlerin hiçbiri insan oğlundaki estetik duyularını bu kadar kökten etkılememiştir. Ne piramitlerdeki resimler, ne İran, Hint ve Çin minyatürleri ve heykelleri insanoğlunun belleğinde, gelecek nesillere taşıyacağı estetik duyusuna ait izler bırakmamıştır.
Zaman zaman bu estetik anlayışına karşı çıkanlar da olmuştur. Örneğin Boccaccio, bundan yüzyıllar öncesi şöyle söylemiş: İnsanların her zaman güzel şeylere gereksinimi yoktur. Bazan aşağılık şeyler de yapmak isterler, ahlaksız hikayeler anlatmak, küfretmek, argo kullanmak gibi. Ve Boccacio bildiğiniz gibi, o güne dek tabu sayılan cinsel öykülerini bu tez üzerine oturtmuş ve Decameron Geceleri adlı ünlü kitabında derlemiştir.
Özellikle son yüzyilda epey alternatif estetik anlayışları sunuldu. Geçen yüzyılın başlarında Fransa’da bir dizi heykeltraş, daha toplu kadınları model olarak kullandı. Kolombiya’lı sanatçı Botero, alabildiğine şişman insanların resimlerini ve heykellerini yaptı.
Bunların etkileri görülmeye başlandı. Artık güzel kadın deyince ince belli olması beklenmiyor. Hatta itici bile sayılıyor. Bir dereceye kadar kalınca belli kadın güzel sayılıyor. Yine de klasik güzellik anlayışı geçerliliğini korumakta. Erkekler eş seçerken bu klasik güzel kadın imajını arar. Kızlar da aynı şekilde…
Yeni bir ekol yaratma iddiasında olan Hint sinemasının dilberleri, Hint kadınının güzelliğini sergilemek yerine, hep bu klasik güzel görüntüsünü taklit ederler. Gözlerine de ya mavi, ya da yeşil lens takarlar. Dış görünümleri ise Hintliden cok Avrupalıdır.
Benzeri durum Afrika ülkeleri ve öteki Zenciler için de geçerlidir. Afrika’lı kadın beyaz olmanın yollarını arıyor. Bir Michael Jackson’ın beyaz olmak için harcadığı olağan üstü çabayı küçümsemeyin. Bir siyah için bir tutkudur beyaz olmak.
Estetik deyince de insan neslinin estetik cinsi akla gelir; Kadın. Bir ulusun, bir ırkın gelişmişliğini kadınlarına bakarak ölçebilirsiniz. Güzellik zekayı da beraberinde taşır. Güzeli güzel yapan onun beynidir. Ne yaparsanız yapın, beyin özürlü bir insanı güzelleştiremezsiniz. Oysa zeki insanlar çirkin bile olsalar, bir kaç nesil sonra güzelleşirler. Bakmayın siz aptal sarışın fıkralarına. Onlar yalnızca fıkra tiplemesi, gerçek değil.
Güzellik yarışmaları salt somut güzellik yarışmaları değildir. Bu yarışların arkasında yatan gizli soyut gerekçe, ırkların ve ulusların barışçıl boy ölçüşmesidir. Güzel kadın, ırkının güzelliğini zekasını ve gelişmişliğini temsil eder. Tıpkı spor karşılaşmalarının salt somut spor yarışması olmadığı gibi.
Bir ülkenin gelişmişliğini ve gelişme potansiyelini ölçmenin en garantili, şaşmaz ve sağlam ölçüsü o ülkenın kadınlarının güzelliğini ve spor alanındaki başarılarını ölçmektir. Özellikle de kadın sporcuları… Çünkü gelecek nesiller onların eseri olacaktır. Geri kalmış ülkelerin kadınları da çok güzel olabilir ve onlar da sporda başarı kazanabilirler. Bu onların potansiyel gelişme yeteneklerinin göstergesidir. Tıpkı cumhuriyetin ilk yıllarında Türk kadınının dünya güzeli seçilmesi gibi…
Çağdaş estetik anlayışına en büyük darbeyi, günümüzde Amerikalılar vurmaktadır. Bu darbe bir devrim değil, evrim şeklinde geliştiğinden çarpıcı etkisi henüz görülmedi. Kanımca hiç bir zaman çarpıcı etkisi olmayacak, yavaş ve yumuşak bir geçiş olacak. Elli yıl önce başlayan çalışmalar ciddi sonuçlar vermeye başladı, bir elli yıla kalmaz yepyeni bir estetik anlayışına sahip olabiliriz.
Bu yeni güzel bir melez. Hem beyaz, hem sarı, hem siyah, hem her şey, hem hiç bir şey. Bu yeni güzel ne Çinli, ne Amerikalı, ne Fransız, ne Rus, ne Afrikalı. Bu yeni güzel hem Çinli hem Amerikalı, hem Fransız, hem Rus, hem Afrikalı.
Yeni güzel çok güzel değil, sıradan biri. Onda bir Alman ya da Tirol kadınının insanın içini ürperten muhteşem bacaklarını, bir Japon kadınının dokunmaya kıyamayacağınız kusursuz sırtını, bir Vietnam kadınının kelebek kadar zarif ellerini ve ayaklarını, bir Holanda kadınının “gel beni öp” diyen güzel omuzlarını, bir Türk kadınının yürek çarptıran harikulade göğüslerini, ya da bir İbo kadınının bir metre önden giden rehber göğüslerini, bir İngiliz kadınının oya gibi işlenmiş zarif yüzünü ve duru cildini, bir İran kadınının derin ve anlamlı bakışlarını, bir Fin kadınının sarı saçlarını, bir Rus kadınının masmavi gözlerini, bir Tayland kadınının kuğu boynunu, bir Tunus kadınının öpülesi dudaklarını ve bir Biafralı kadının havada kanatsız duran kalçalarını bulamazsınız.
Yeni güzel bir tanrıça değil, kanatsız peri değil, rüyaların kadını değil. Yeni güzel olağan üstü güzel de değil, sıradan biri. Ama onda bir İtalyan kadınının egoizmini, bir Arap kadınının mutsuzluğunu, bir Afgan kadınının umutsuzluğunu, bir Maori kadınının sefaletini, bir Darfur kadınının zavallılığını, boyunsuz bir Güney Amerika kadınını, bir Çinli kadının edilgenliğini, bir Moğol kadının düşük omuzlarını, bir Mısırlı kadının kişiliksizliğini de göremezsiniz.
O bir tanrıça değilse de onda bir Yunan kadınının içi gülen ışıltılı gözlerini, bir Yahudi kadınının öz güvenini, bir İskandinav kadınının bağımsızlığını, bir Latin kadınının albenisini, bir Zenci kadının hayat fışkıran derisini, bir İsviçre kadınının ciddiyetini, bir Çingene kadınının boş vermişliğini, bir İrlanda kadınının yaşama sevincini ve bir Anadolu kadınının paylaşımcılığını bulabilirsiniz.
Bu yeni güzelin adı “Gelecek”.
Not: Bu vesileyle Türk kadınlarına sitem etmeden geçemem. Henüz yeni yetme yaşındayken Türk kızları güzel göğüslerini saklayacağım diye kambur durmaktan, daha 20 sine varmadan kambur oluyorlar. Ben kadın olsaydım onları saklamak yerine kimbilir kaç erkeğin gözünü kör etmiştim… Analar babalar, kızlarınızı yanlış eğitmeyin lütfen. Bırakın doğanın onlara lütfettiği bu muhteşem abide ile gurur duysunlar.
Ben bir estetim. Güzel şeyleri severim, elimde degil. Bundan dolayı suçluluk duymuyorum. Aksine estet olduğum için memnunum. Etrafımda güzel şeyler, güzel insanlar olsun isterim. Baktığım tablo, okuduğum roman, izlediğim film, dinlediğim müzik, yürüdüğüm yol, oturduğum ev, sevdiğim kadın, çocuklarım güzel olsun isterim. Ve istediklerim hep oldu. Etrafım hep güzel şeylerle sarılı.
Bana kalırsa estetik kavramı maddenin özünde, hatta atom çekirdeğinin tözünde vardır. Ve madde, koşulların elverişli olduğu her fırsatta kendini güzelleştirir. Zira güzellik tanrısal bir veridir, doğanın özünde saklıdır ve maddenin bizzat içinde mevcuttur.
Bu nedenle bir kara çalı güzel bir güle dönüşür.
Bu nedenle bir su damlası altıgen bir kristal haline gelip kar olarak yağar.
Bu nedenle kristaller, elmaslar oluşur.
Bu nedenle kelebek kanatları böyle güzel olur.
Bu nedenle kuşlar dans ederek flört ederler.
Bu nedenle sekiz oktava ulaşan seslerden oluşan müzikleri dinleriz.
Bu nedenle dans ederiz.
Bu nedenle şiir yazarız.
Bu nedenle resim yaparız.
Bu nedenle güzel konuşmaya çalışırız.
Ne var ki hastalıklı toplumlarda ve hasta ruhlu kişiliklerde güzelliğin yerini çirkinlik alır. Güzel insanların yerini kara sakal, güzel giyimin yerini kara çarşaf, güzel müziğin yerini arabesk, güzel dansın yerini göbek havası, güzel konuşmanın yerini küfür, güzel yazmanın yerini argo alır. Böyle toplumlarda artık estetik ve kültürel hiç bir şey bulamazsınız. O toplum tanrıya inandiğini sansa da bu tür estetik dışı davranışıyla tanrısına ya da doğasına küfretmektedir. O toplum bir politik görüşe sahip olduğuna inansa da, kaybetmeye mahkumdur. O toplum doğaya ters düşmüştür, şu ya da bu şekilde yok olmak ya da şekil değiştirmek zorundadır.
Güzellik ne kadar tanrısal ise, çirkinlik te o kadar şeytansıdır. Bu sağlıksız durum doğaya terstir ve düzeltilmesi gerekir. Bir estetin kimseye zararı dokunmaz, aksine faydası dokunur. Ama çirkinliğin zararı herkese ve tüm insanlığa dokunur. Tedavi edilmesi gerekir.
Günün birinde eğer “neden yaşıyorum?” sorusunu yanıtlayabilirseniz, bu aynı zamanda “estetik nedir?” sorusunun da yanıtı olabilir.
Hay Allah, bu yazıyı yazarken neden kadınları bu kadar çok sevdiğimi anladım. Estetikler de ondan! Neyse öğrenmenin yaşı yokmuş.
Kıssadan hisse: Güzele bakmak sevaptır.
bir erkek bana bir kadın kadar estetik gelmez
burdan gidelim; (bir yargı ya da önerme)
salt portre izlersem örneğin (karışık bir deneyde -salt kadın değil ve s/b(siyah beyaz) olsun ve her yaştan karışık)
sanırım kadın kadar erkek (ve belki de çocuk yaşlı vb.) gözlemleyebilirdim;
renkli olsaydı sanırım genç yaş gurubu ve kadın gözlemim artardı
sarı bana mor kadar çekici gelmez mi? bilmiyorum