
İlkokuldan beri “neden tek tanrıya inanıyoruz” sorusuna hep şu örnek verilirdi din hocaları tarafından. “Nasıl bir köyde iki muhtar olmazsa, bir ailede iki reis olmazsa veya bir ülkede iki başbakan olmazsa iki tanrı da olmaz. Çünkü bunların birinin dediğini diğeri onaylamayacak aralarında kavga edeceklerdir.”
Bu örneklerin ve buna inananların dayandığı iki temel var. Birincisi tek bir otoriteye bağlı olma isteği. İkincisi ise tanrıları insanlar gibi görmeleri. Yani buna inanan veya bunu savunan insanların tanrıları tıpkı insanlar gibi kavga edip, sorun çıkarabilen, (nasıl bir üstün bilinçse artık) öfkelenip küsebilen tanrılar hayal ediyor ki böyle bir şeye olasılık tanımıyor.
Düşünün mesela varsayınki iki tanrı var. Ve bunların ikisi de geçmişi geleceği görebilen, üstün bilinçleri sayesinde her şeyi bilen varlıklar. Nasıl oluyor da bir insan bunların kavga edeceğini veya anlaşmazlığa düşeceğini düşünebiliyor?
Belki mitolojik öykülerde tanrıların birbiri ile kavga etmelerini okumak insanlarda “demek ki çok olunca kavga ediyorlar” şartlanması doğurmuş da olabilir.
Fettoş bu konuda şöyle demişti bir seferinde; Birden çok tanrı olsaydı, yerler ve gökler fesada girerdi.
🙂
Bu muhteşem izahati bir kenara bırakacak olursak; semavi dinlerce tasavvur edilmiş kişisel* tanrıların (yani düşünen, konuşan, emreden, haber yollayan, ödüllendiren, cezalandıran, ve tüm bu tasvir içinde doğal olarak bir kendilik bilinci bulunan tanrıların) tarihselliğinde yatan şey, krallık öyküleridir. Zaten semavi dinlerin tanrı’larına bakıldığında, bir kral’ın hemen hemen bütün özellikleri görülebilir.
Bununla birlikte, dinler tarihi açısından benim asıl ilgimi çeken ve en tuhaf bulduğum karakterler ise: peygamberler.
Güç istencinin doruk noktası olan bu kurumun, sadece ve sürekli ortadoğu topraklarında şube açmış olması dikkate değer bir husus.
Öte yandan, politeist/ pagan kültürlerde tanrılık kavgası şeklinde tarif edilebilecek bir durumun, yeryüzünde hemen hiçbir savaşa sebebiyet vermemiş olması da ayrı bir enteresan. Örneğin hemen her kültürde bir savaş tanrısı vardı, ama bunlardan hiçbirisi savaşın ulen diye mesaj çekmez veya hedef göstermezdi, ama savaşa gidilirken ondan yardım istenirdi.. gibi. Zaten az yukarda sözünü ettiğim krallık öykülerini daha da geriye götürdüğümüzde, politeisit iklimdeki her bir tanrı da, tıpkı kendi topraklarında hakim ve mutlak olan, ama aynı zamanda yeryüzünde tek olmadığını bilen ve diğer krallarla öyle ya da böyle bir denge politikası gütmek zorunda olduğunun farkında olan bir kral tipolojisine uyar.
Yanisi;
Tanrılar çok iken, bırakın yerlerin ve göklerin fesada girmesini, belki de hiç olmadığı kadar rahat ve huzurluydu yeryüzü ve gökyüzü.
Tanrıların işi tanrı ve tanrıçalarlaydı.
Zeus mesela.. hiç duydunuz mu sahi, gidin şunları şunları şurda kıstırın da gebertin filan dediğini?
🙂
Ne zaman ki peygamberler çıktı.. Mertlik bozuldu:)
benimde bir vaazdan hatırladığım anekdot var:
insan vücudunun normal sıcaklığı 36,5 civarındadır.
eğer üç beş tanrı olsaymış biri 30 derece, biri 40 dereceye işte efendim biride 50 dereceye bağlamak istermiş ve bu durumda sıcaklık farklılıklarından dolayı adam çatlar gidermiş. 🙂
Tek tanrıya inananların da aslında inançları çok tanrılı dinlerden evrilmiştir. Melekler ve şeytan bunların en büyük kanıtıdır.
Sözüm ona tek güce inanır ama kötülüklerden şeytan sorumlu, can almalardan melek sorumlu, doğa olaylarından başka bir melek sorumlu, falan filan…
Eee ben ne anladım şimdi bu tek tanrıdan?
Gerçek tek tanrı inançları yine uzak doğudan Tao benzeri inançlardır.
Farkindaligin Karanlik Denizi Tanri zannedilebilirmi ?
E ben de biliyom canım, lakin teknik yazınca anlamayanlar olduğu için, şöyle-oldu böyle oldu edebiyatı içinde anlattım.
🙂 Elbette… Bildiğinizi biliyorum.
Benim yanıtım size değildi zaten… Konunun ayakları yere bassın diye çaba gösterdim. Bahanem de yazınız oldu. Teşekkürler…
Ben de gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla -hşşşş- yaptıydım zati, sevgili BA:)
Hani nası desem, tersinden düşündüm bi an..
🙂
🙂 Annaştık
Tarihin ilk dönemlerinde ortaya çıkan mitler ve fantastik imajlar (tanrılar, efsanevi kahramanlar, büyük olaylar) değişik tabiat ve toplum fenomenlerinin genellenmesi ve açıklanması çabası idiydi muhtemelen.
Bu konuda Marks; “Bütün mitolojiler, tabiat kuvvetlerini muhayyileyle bertaraf eder, birbirine bağımlaştırır ve oluşturur.” der. Yani Marks’ın deyişiyle mitoloji, tabiatın bilinçsiz* olarak artistik yeniden yaratılmasıdır aslında. Burada tabiat, sadece doğa değil, içinde toplum da olmak üzere maddi olan herşey anlamındadır. (Örneğin antik toplumdaki dünya görüşlerinin pek çok yanları da mitoloji’de ifadesini bulmuştur)
Mitolojik imajların, çeşitli branşlarda ve sanatlarda sıkça ve halen kullanılmasının altında, belki de -ya da bana göre- doğayla birlikte toplumun bu yeniden yaratımının artistik mirası yatmaktadır.
Kim demiş çok tanrı olmaz diye, politeizmi seviyorum:)
Neden çok tanrı olamaz?
Bu soru niye negatif ?
Neyse buyrun cevap:
Bilindiği üzre Habibbingötesahip’in islam öncesi 9 karısı ve 5 cariyesi vardı.
İslam sonrası gene 9 karısı ve 5 cariyesi vardı.
Bişey değişti mi?
Değişmedi…
Demek ki, fazla tanrı göz çıkarmıyomuş.
Birde hani “ya varsa” cılar var ya… Onların hesabına göre çok tanrıya inanmak doğru tanrıyı tutturma olasılığını arttıracaktır, böylece cennet daha da garanti olacaktır. 🙂
Benim düşünceme göre, eşik değer 1. Eğer bir tane tanrı gerçekten varsa, sonsuz tane tanrı da olabilir:))
“No god is better than any god” – 11:00 in this video
“Güç istencinin doruk noktası olan bu kurumun, sadece ve sürekli ortadoğu topraklarında şube açmış olması dikkate değer bir husus. ”
Ekonominin (tarım + ticaret) ve sosyal sınıfların ilk yeşermeleri orada oluyor da ondan.
“Mezopotamya’nın verimli toprakları…” filan. 🙂
Hatta “cennet” bile oralarda ilkin. “Paradise”, Fırat ve Dicle ile birlikte okunduğunda ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Zaten önceleri oralar da “çok tanrılı”. Olimpos uzak değil. Zeus, komşu canım. 🙂
Dinlerin evrimini sosyal sınıfların evrimiyle birlikte incelediğimizde bu soruların yanıtını kolaylıkla verebiliriz.
Xenix’in ifadesiyle;
Şeytan, sorumlu melek, zebani, in-cin vs. varken ne anladım ben tek tanrılı din’den denmesinde haklılık payı vardır.
Ya da şöyle soralım: Bunlar niye var?
Azrail olmadan can alınmıyor mu mesela?
Ya da boru üfleme, iklimsel faaliyetler..
Bilimum mesaj taşıyıcı varlık..
Sorgu melekleri..
Neden varlar?
🙂
Saf monoteizm gösteren herhangi bir din pek yoktur yeryüzünde.
Artık sekreter denmiyor, malum..
Yönetici asistanı filan.
Daha kibar kaçıyor:)
Farkındalığın Karadenizi…güzel bir ifade…
Okuduğum mitolojiler ve dini kozmogoniler içerisinde en çok Sabiiliğin tanrı ve yaratılış hikayesini beğendim.Bana göre, yaşadığımız hayatı ve fiziksel evreni yani dünyevi olanın alegorisini çok uygun şekilde anlatıyor..Üstelik iki zıt tanrı anlayışı mantık açısından bakarsak daha çok soruyu başarıyla cevaplıyor ve herşeye hakim tek tanrı düşüncesinden üstündür.
TEK “tanri” yerine COK “tanri” (politeizm) güzellemeleri manidar halbuse “tanri yok,din kaka” Y di bu zevata göre Eh buda bi gelisme sayilabilür..
evrim kardes evrim sise de durdugu gibi durmuyor:)
slm.
Yalnızca beynimizde bile milyarlarca hücre yaşatıyoruz ve hergün yine milyonlarca hücre öldürüyoruz. Üstelik her insan biricik, kesinlikle bir eşi, özdeşi yok ancak benzerleri var, aynı çok Tanrılı dinler zamanı gibi.
Sağlıcakla, sevgiyle kalın.
Ebubekir, sizi kraldan çok kralcı gördüm:))
Zaten putperest olduğum seçtiğim nickten belli olmuyor mu?
Rabbim sana da hidayet eylesin ebubekir.:))
eyvallah..
putperest (zuhruf/87-yunus/31) “yaratici”yi inkar etmiyor umarim rabbin duani kabul eder..
slm.
Neden tek Tanrı olamaz ise, aynı sebepten 🙂
Kimse böyle bir şey demedi ebubekir. Seninki biraz çakma olmuş. Orjinali “Allah yok, din yalan” dır onun. Yani her şey de tahrif edilmez ki…
Esasında en güçlü,en yaratıcı tanrı Ba’al dir.Ortadoğu zamanında çok zengin,bilimde kültürde dünyanın geri kalanından çok ileri bir konumdaydı..Bu vaziyet birilerinin gözünden tabi ki kaçmıyordu…”Ne yapalımda bu zenginlikleri ele geçirelim.”diye planlar kuran dış mihraklar vardı..Ve çareyi insanların kutsalını bozmakta,onları hakyoldan çevirmekte buldular..Çünkü kudreti ve merhameti geniş Ba’al ve tanrılar katının kutsal üyeleri bu insanların yanındayken kimse onlara güç yetiremez..Zarar getiremezdi.Bu sebeple bir plan yaptılar..Ortadoğunun en zayıf kabilelerinde israiloğullarını maşa olarak kullanıp, Ba’al ve onun efendiliğini yaptığı tanrılar katına karşı insanların aklına küfrü sokmaya başladılar…Türlü söz oyunlarıyla,türlü hileli hikayeleriyle gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştılar.Kimi zaman zor da uygulayarak tanrılar katının kutsal varlıklarına ve efendimiz Ba’al’e saldırdılar.Ba’al ve onun katında saygı gören diğer tanrıların mabetlerini yıktılar.Rahiplerini öldürdüler.Tanrılara hakaret ettiler.Kutsallara dil uzattılar…İnsanlar ise bu baskılara zaman içinde boyun eğerek hak yoldan uzaklaştılar..Bunun üzerine rabbimiz halkına küstü..Kendi çocukları onu birer birer menfaatleri için terkederken nasıl küsmesindi?..
Ve tanrılar cennetinin efendisi, yüce rabbimiz şöyle buyurdu.
”sabah ilk ışıklarıyla göğü dolduran güneşe ve yağmuru hasretle bekleyen kuru toprağa and olsun ki, bundan böyle sizi dünyanın en aşağılarından kılacağım..çocuklarınız savaşlarda biribirini öldürecek,siz hiç huzur göremeyeceksiniz..tarlalarınızda mahsulleriniz kuruyacak ve fakat siz ırmaktan akan suyla onu sulamayı beceremeyeceksiniz…kentlerinizi ve mülklerinizi yabancılar işgal edip yağmalayacak..sizler çaresiz kalacaksınız çocuklarınıza ekmek bulmakta,süt bulmakta zorluk çekeceksiniz…yabancı milletler kadınlarınızı küçük düşürecek siz başınızı başka tarafa çevirip görmezden geleceksiniz…bundan böyle esirgememi ve yardımımı görmemeyeceksiniz.!!”
İşte o günden beri ortadoğu eski ihtişamını kaybetti.Yalancı peygamber ve yalan dinlerin elinde oyuncak oldu.İnsanlar tövbe edip, göklerin gerçek efendisine ve tanrılar katının yüce varlıklarına yüzlerini dönene kadar da bu lanet böyle devam edecektir.
İşte sevgili ebubekir,asırlardır saklanan gerçek budur.Artık gerçeği sende öğrenmiş bulunuyorsun.
Neden Çok tanrı olamayacağı konusunda yeni üyelerimizin düşüncesi nedir?
ah ah o öykülere daha iyi bir baksan sadece zevk için savaş çıkaran ares kendisine saygı göstermeleri için dehşet saçan zeus insanları organik makineler olarak gören hepiatus insanlar ölümden doğmuştur diye geçiyordu gılgameş destanında bu yüzden bu kadar çok ölüme sebeb oluyoruz maksat savaş geri kalan tarihçilerse başlık atma derdinde olunca bu hep olur
neden çok, tanrı olamaz?
tanrı çok-çok tanrı olur
çok az’a az da çok’ ilişkindir; ikisi birbirine bağlı ve bağımlıdır;
az olmadan çok çok olmadan az olamaz;
tanrı hem az hem çoktur
çokta olur az da olur;
çok’u tanrı seçersek çok tanrı olur;
ama bir’e oy veriyoruz;
her neyse bütünde bir’dir; bölünmüş en küçük ya da nitelik/nitelikli birim de bir’dir;
parçalar bütüne, bölümler de öyle ilişkindir;
bir’dir derken herkes parça sanır;
çok parçalı ya da çok parçadan oluşmuş bi dir’dir, bütün(leyen) bir bir’dir;
—
neden çok tanrı olamaz?
bu sorunun soruluş biçimi ya da ifadesi ya da insanların anlamaları ve beklentileri de düşünelerek çok farklı cevaplar ve sunular oluşturulabilir;
başlangıç;
var edilmemiş varlık ya da kaynak;
kaynağın varlık olarak yansıması ya da varlık yansıtması-türetmesi-oluşturması;
(ki muhtemelen kendi içine)
(ki muhtemelen gerçeklik oluşturma)
burada tanrı nerede-nereye ve nasıl konumlanmalıdır;
olgu olarak tanrı yoktur çünkü kaynak tasarımsızdır ve var edilmemiştir, yaratılmamıştır açıkçası; (ki buna tanrı denir-derler)
tanrı gerçekliği türeten şey neden ya da olgu ve ya da nasıl sorusunun yöneldiği ya da yansıdığı öznedir;
özne olmaktan arındırılırsa olgudur,
ya da nasıl neden gibi soruların cevabıdır;
ve aslında bu cevaplar tektir ya da tek gerçeğe ilişkindir, tek açıklmaya
(ki tüm bunlar muhtemelen niteliğe ilişkindir, ilişkin yansımalardır)
işte bu nedenlerle de çok tanrı olamaz; çok açıklama belki
bunun dışında tanrı;
belleğin başlaması ya da gerçeğin-gerçekliğin başlamasına ilişkin öge ya da tüm gerçekliğin bütün olarak sebebi/nedeni ya da yasaları ve devinimi ya da tüm kendisi gibi düşünüşler geliştirilebilir;
ama sonuç şuraya varır;
devinen şeyin-bu şeyin içinde oluşmuş ve ortaya çıkmış bi nedendir;
bi kaynak varsa kaynak içinde onu ortaya çıkarmıştır;
bi bilinç varsa bilinç onu içinde ortaya çıkarmıştır; ve bilince ilişkindir;
ya da gerçek ve yanılsama/yansıtma içine ortaya çıkmış bi görüngü ya da algıdır tanrı;
nedenin kendisi olmaz çünkü neden yoktur, başlamanın kendisi olamaz çünkü başlama yoktur, başlatmanın kendisi olamaz çünkü başlatma yoktur;
tasavvufta örneğin vahdet ve kesret kavramları belki buna ilişkindir
vahdette kesret
ve kesrette vahdet;
bunun dışında küntü kenz kavramı;
kendi suretini görmek/kendini gözlemlemek için yansıyan bilinç
yaratıcının ilk durumu ve kavramı ya da neliğine ilişkindir;
yaratmamış yaratıcı henüz yaratıcı değildir-se sorgusu örn,
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik
Allah ile burda birleştik
Nokta-i amaya girdik birleştik
Sırr-ı Küntü kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini Rahman eyledik
Aşikar olunca zat ü sıfatı
Kûn dedik var ettik bu semavatı
Birlikte yarattık hep kainatı
Harabi