Dinozorlar kadar yaşadım la celestina ve kemiklerimle fal bakıyor pazaryerlerinde ucube kadınlar….hoşçakal…
Buydu. Sadece bu yazıyordu mektupta. Kağıda kağıttaki özensiz yazıya baktı. Kağıdı dörde katlayıp cebine yerleştirdi. La celestina yine o parka gideriz değil mi demişti. Bunu anımsadı… gitmiş olamazdı… gülümsedi. Kesin buralarda bir yere saklanmış beni izleyip dalga geçiyordur üç kağıtçı!. Elma dersem çıkma elma dersem çıkma.. la celestina oyun bitince nereye gideceksin peki…
SÖZCÜK EVİ III./ Oyun sonu – La Celestina’nın odası
Üç vakte kadar gelmiş olmalısınız yoksa sizi aramak için buradan çıkacağım. Dönüş yolunu bulamama olasılığıma karşın gerekli sözcükleri ve onların yan yana gelerek oluşturdukları anlamlı olduklarından şüphe duyduğum bütünleri ve tüm eksiklerimi yanıma alıp burayı terk edeceğim. Bunun eğlenceli olduğunu düşünüyorsanız bilmelisiniz ki değil. Şimdi bir bakalım elimizde ne var..
Afrika tarihi özet ve elli yılın fotoğrafları
Afrika dansı
kahve pişirme teknikleri ve iyi bir Irısh Coffee’nin sırları
kadın hakları sorunsalı
günün kelimesi: tenha
…….
…….
…….
bu odayı fosforlu kağıtla kaplama fikrini vermeden dahası kaplamadan önce bana bunları anlatabilirdin. Bir de bakmışsın yokum la celestina… diyebilirdin lanet olası…. Sakin olmalıyım. Sakin… nefes, doğru nefes tekniklerinin öfke kontrolüne yardımcı olacağı bilgisi… burundan alıyoruz…. Bekle. Bekle… yavaşca bırakıyoruz. Ve ben de sana bunun çok kötü bir fikir olduğunu söyleyebilirdim.. gülümseyip ne hoş bir fikir demezdim işte. Üstelik sayıların karşıladığından farklı bir gerçeklik ve görecelikle dinozorlar kadar yaşadım da ne demek şimdi.. en son benim daha yaşlı olduğuma karar vermemiş miydik. Burada kalmak istediğimi kim söyledi sana. Butik bir odaya çevireceğim o halde burayı. Üç vakte kadar…. Görürsün. Gerçek acı neymiş Ulysses’in yerini “renginizi keşfedin, uğurlu taşlarınız, günleriniz, otlarınız boklarınız kitapları alınca bakalım ne yapacaksın.. evet böyle olacak kesin. Misi’nin bıyıklarını kesip adını değiştireceğim. Kokumu değiştireceğim. La celestina lütfen yapma diyeceksin. Ama duymayacağım… üç vakit evet sadece üç vakit daha bekleyeceğim..
……
……
……
bu kedinin adı Milord’dur ve bıyıkları yoktur
Uyumlu burçlar kitabı 8. raftadır
Exciting Dominik greyfurtu, yeşil yapraklar, şeftali, vadi zambağı, frezya karışımı iyi bir kokudur
Yazar: Mersseh
Sözcük Evi II./ Gerçeklik Ve Yitirilenin Sürekliliği Üzerine Bir Atölye Çalışması
… Nereye? Whither? Bir hayaletin peşi sıra gitmek de ne ki? Peki, ya onun peşine takılmak onun peşimize takılması, bir an olsun bırakmaması, bizim sürdüğümüz o amansız takibi onun da bize uygulaması haline gelirse? Burada da önde gibi görünen , yani gelecek, önceden geri gelir. Hamlet tam da bir hayaletin peşine takılmaya hazırlandığında (“I’ll follow thee”. Perde I, Sahne IV), Marcellus şöyle der: Something is rotten in the state of Denmark”, kısa bir süre sonra da “Whither”, diye soracaktır o da: “Where wilt thou lead me? Speak; I’ll go no further. Ghost: Mark me (…) I am thy Fathers Spirit.”
( Jacques Derrida- Marx’ın Hayaletleri)
Sular kararıyor. Gece aydınlık bir yüzün çizgilerini belirgin kılarken her şey ismini terk ediyor. Derisinden sıyrılır gibi bir hayvan. Biçimler, cisimler, renkler, kokular ve sesler terk ediyor ismini…. Sabah herkes yerine dönecek… adıyla anılacak. Varlığının sürekliliği adına koruyacak ismini herkes… her şey…. Dönüş yolunu bulamayan, kaybolan, bulmak istemeyen ve dönmeyenlerin dışında…ki biz masal diyoruz buna……Burada bir kaostan çok dışına çıkmak ve dışarıdan bakma deneyimidir istediğimiz. Sözcüklerin, seslerin, tanımların, gerçekliğin….
—ki biz masal diyoruz buna…
Bir varmış ve bir yokmuş’un incecik çizgisini çizen eli tabiatın. İncecik sınırı… adımını at. bir adım daha. Yaklaş. Bak. Neredesin. Heykelin ve suyun ötesinde ışıldayan bu şehirde, bu bitimsiz meydan hissinde bir merkez mi teşkil ediyorsun bilmediğin bir hattın içinde… bir merkezi imliyor şimdi nefes aldığınız yer. Tam o nokta. Gündelik olandan çıkıp buraya gelişiniz… biraz izleyin…,işte; kokular, hisler ve renkler resmi geçidinin sonunda bandosu biçimsizliğinizin. Sizi özgür kılan. Size yabancı ama sizin olan, adlandırılmanızdan çok önceki haliniz. Öyle yürüyorsunuz, diğerlerinin arasında
gözlerinizin, gözlerinizdeki bakışın, duruşunuzun, duruşunuzdaki çizgilerin, sesinizin, sesinizdeki tonların ihtiyaç duymayan hali sıfatlara…. –çünkü biz ne yitirdiysek biliyoruz onların toplamıyız ve bu toplam tıpkı zaman gibi ucu açık bir çizgide ilerleyecekse sonsuz yitirişimizdir bizi sürekli kılan anlar toplamı… siz bunu biliyor olmalısınız… bu yüzden karşı karşıyayız işte. Tanıyoruz birbirimizi güveniyoruz birbirimize ve incitmiyoruz birbirimizi…bir daha hiç olmayabiliriz birbirimiz için….herhangi bir düşün reel ve ideal zemini değil bu..tufandan kurtardığımız, topraktan bulup çıkardığımız hohlayıp parlattığımız değil… hep burada olan şey. Aramızda.. ucu açık çizgide ilerleyen yitirişimiz. Ve karşılıklı isimsiz varlığımıza duyduğumuz sonsuz saygı…. Hoş geldiniz
Ne kadar da benziyordunuz az önce gidene…
Oysa ben birazdan gelecek olandım
Anlıyorum
Biliyorum
Bu korkutuyor mu?
Hayır
Ben en çok ellerimizin içindeki çizgileri seviyorum. Varlığından emin olduğum ve değişmeyecek olan çizgileri…
Bu beni korkutuyor.
Emin olmak mı değişmeyecek olması mı
Farkında olmak ve beraberindeki yanılsama
….
Çünkü biraz sonra, kısacık bir an sonra gideceksiniz ellerinizdeki çizgilerle ve zaman geçecek biraz… yitirmeye devam
edeceğiz. Olmayacak ellerinizdeki çizgiler o çizgileri seven siz ve sevdiğinizi söylediğiniz ben…yani olmamanıza karşın varlığınızın güçlenen sureti.. bir var olma biçimi belki..
Böyle söylemeniz korkutuyor beni
Beni de
Bunu düşünerek yaşayamaz insan
Bunun böyle olduğunu biliyoruz ama
Evet, ama düşünmemelisiniz
O halde devinim daha tehlikeli sonuçlardan
Öyle görünüyor.
İyi bakın kendinize…
Lütfen siz de…
Tekrar görüşmek dileğiyle….
En içten sevgilerimle…..
Sözcük Evi I./Sayıların ilmindeki yerimizi yadsısın imla
“SÖZCÜK EVİNE HOŞGELDİNİZ. LÜTFEN GÜVENLİĞİNİZ İÇİN GİRİŞTE SAYILARI BIRAKINIZ.”
*bilmiyorduk. Başlangıçta eğlenebileceğimiz bir yer gibiydi sözcük evi. Uçucu ve kayıtsız sanıyorduk. Ayşe topu at. Bu küçük bir at. Aylar: ocak, şubat…
-Koridorun başında soldan ikinci oda.
-Teşekkür ederim..
*yürürüm, yürürüm sadece parmak uçlarım değer zemine..(öyle sanırsın.öyle sanırsın.İsa’nın göğe yükseliş sahnesi koridorun sonunda. Duvarda. Saçmalık bunlar. Kimse gerçekten çivileninceye kadar bir çarmıhı önemsemez. Daha kutlu ve ulvi olan hisler, tasvirler ilgilendirir bizi…)
BURADA OYUNCAKLARI SİZ SEÇERSİNİZ AMA BU; OYUNU YÖNETECEĞİNİZ ANLAMINA GELMEZ.
*Sesler geliyor içeriden. Çok derinden. Şeffaf duvarların arkasından. Gözlerimi kapatıyorum. Gözlerimi kapatarak onlara saygı duyduğumu anlamalarını istiyorum. tiz sesler. Engel olamıyorum. duyuyorum bir suç tanığı gibi. Burası Sözcük Evi.
—Sorduğun, sormayı dileyebileceğin her şeyi cevapladım. Bir bıçağın parlak ve kırmızı bir meyveyi ikiye bölerken çıkarttığı esrarlı sesleri duydum. Kalbimin acımadığını söyledim; biraz daha yaklaşabilmen için… Kuytu ormanından parmaklarının ucuna basarak geldin. Şimdi karşımda duruşunu, hiçbir sözcüğe ihtiyaç duymayışını beni kendine benzer kılışınla bile açıklamama izin vermiyorsun. Ve biliyor musun sen de en az benim kadar parçalanmayı hak ediyorsun.
-Burada beklememelisiniz.duyduklarınıza üzülmemelisiniz.Unutmamalısınız ki burası bir getto ya da mabet değildir.Dilediğiniz an camı kırıp burayı terk edebilirsiniz….Dışarıda daha sakin, daha nezih bir hayatınız, butik cümleleriniz olabilir:
—Ne kadar iyi görünüyorsunuz.
—Hiç değişmemişsiniz.
—Ne kadar güzeliz, iyi giyimli, iyi kokuluyuz nokta
—Gerçekliğin sözcük zemini yerçekimsiz. Atmosfer yitimine yakın bir hisle elimizde yassı taşlar sek sek oynuyoruz. Ne kadar uçucu… bu yüzden konuşuyorum. Bu uçucu hafif his ne kadar da güzel, ne kadar da kullanışlı…Gerçekliğin zihnimde kapladığı yerden daha az yer kaplıyor işte harfler ve sözcükler…bir kez de hep birlikte tekrarlayalım neymiş. Gerçekliğin zihnimde kapladığı…..siz katılmak istemez misiniz. Beni gördü işte. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz.
*Gerçeği söylemek gerekirse gerçeği söylüyorum cümlesi aslında hiçbir gerçeklik taşımaz.gerçekten bu konudaki kanaatim bunun mümkün olamayacağı doğrultusundadır.Bu nedenle bana daha fazla şey sormanız beni sözcüklerin nezdinde daha septik biri yapmaktan öteye gitmez.
—sizi gerçekten anlıyorum bir sonraki odada dev boyutlarda bir Derrida maskı yapıyorlar belki bakmak istersiniz.
* bu gerçekten absürd olur. çok isterim çok isterim. Teşekkür ederim.