Çizgimin Canı Sıkkın…

Bir varlığın bir yokluğu olurmuş hep, neye elimi atsam kurutuyorum şu günlerde!

İşte tam bu zamanlarda geçmişin zararlı ağına düşmemek için ben, eski hatıralarla karşılaşmamak adına yolumu değiştirip duruyorum… Bu anda yaşamak, bu ana sahip olmak için hep kazanacak kâğıtlarla oturuyorum masaya. Ama inadına manasız yaşanmışlıklar gelip oturuyor karşıma…
Yeniliyorum…

Sonra bir hay huydur başlıyor zihnimde. En sevimli, en huzurlu bir anıma sığınıp nefes almak istiyorum… Çattt yanlışlıkların sihirli değneği gelip dokunuveriyor omzuma bu kez.

…. Sen yanlış anladın beni!!! Ben aslında….

Dört ayrı mevsimin meyvelerinden yapılmış reçelleri yesem, halen ağzımdaki bu zehir tad gitmemekte ısrar eder mi?

Ne olacak benim halim!

Ruhumun terlerini silecek mendil bırakmadım evde. Sebepsiz ağrılarım geçmek bilmiyor. Hep eksik, hep yarım bir yanım… Tamamlanamıyorum! Bakmayın gülüp hayatı şakaya bulaştırdığıma, sizi kandırıyorum… Bahara, yaza inat hep kış var içimde. Ben aslında donuyorum… Bazen sonu olmayacak sevinçlere bir umut aralayıveriyorum kapılarımı. Kapı açılıyor ama nafile, ne gelen kalıyor, ne giden dönüyor. Bunalıyorum…

Çarpılan, bölünen hayatlardan geriye kalan yaşanmışlıkların şaşkınlığı, yapayalnız odada başım iki avucumun arasında, irademle ben baş başa. Yanı başımda tik tak tik tak hüznüme tempo tutan emektar guguklu saatim…

Sahiden ne olacak benim halim!

Kader, kısmet gibi inanışlara da sığınamıyorum ki; biraz olsun hafiflesin kaygım, kederim…

Durup durup içimde çoktan beri sargılı, iyileşmediği çok belli olan bir yanığı kendi elimle kurcalayıp duruyorum. Kendi kendime canımı yakıp, sonrada acımın dinmesini beklemekten yoruldum ben, çok yoruldum… Korunaklı hissedebileceğim bir yatak, bir kol, bir omuz bulsam daha yanına varmadan kıvrılıp uyuyacağım ayakta, hani o denli yorgunum…

Takılmış plak misali kulağımda bir şarkının yarımcık, anlaşılmaz manasız sözlerini dinleyip, elimde bir kalemle kâğıdın üzerinde oynar gibi belirsiz çizgiler çiziyorum. Çok defa bu halimi yine kendim fark edip, kendime soruyorum.” Ne yapıyorsun?”

“çizgimin canı sıkkın onu gezdiriyorum”…

Böyle işte bir varlığın bir yokluğu oluyor bazen… Düşünüyorum ne olacak benim halim! Sonra sabah oluyor, sonra akşam oluyor, sonra içinde bulunan eşyalardan sahibinin bütün huyunu suyunu, tüm alışkanlıklarını hatta çektiği ızdırap çeşidini görmek mümkün olan bir odanın içinde buluveriyorum kendimi…

Ayşe ÖZEN

14 yorum “Çizgimin Canı Sıkkın…”

  1. Yazı çok güzel ,düşündümde bunları yazabilmenin bedeli ne olmalı acaba ama ne olursa olsun böyle yazabilmek için başagelenlere teşekkür edilir ancak elinize sağlık diyorum her nekadar yaşayan için zor geçen anlar ın ürünü olsada yazılanlar biz okuyanlar için lezzetli tşk ler

  2. sağolun adnan,

    bedeli uykusuz geceler, morarmış göz altları, dışa akıtılamayan gözyaşları…

    bazen gözlerimde iki damla donup kalır akmakla akmamak arası, hani gözümü yumsam akıp gidiverecek, süzülecek yanaklarımdan aşağı… o denli tutulması gerekir ki o yaşın, gözlerde hapsi söz konusudur o an… işte o zaman için söylenecek tek şey;

    ” göz yaşı mahkum gibidir, kendi hapisanesinde parmaklıkları sınayan”…

    ve kalemi kuşanıp ele yazmak yazmak yazabildiğin kadar… kendin kadar…

  3. :))) gerçi bu yazı bu sitede, bu kadar önemli konular içinde uygun durmuyor gibi ama, her yazı da bilgi, ilim içerecek değil ya !!!

  4. Hiç te düşündüğünüz gibi değil en önemli konudur insan ve onu ifade eden duyguları ,bilim teferruat tır bence gerçeklerle kendinde yüzleşemeyenlerin kaçıp sığındıgı kocaman bir balon dur bilim saygılar

  5. aslolan insan deiyorsunuz değil mi adnan? evet insan! içinde iyiden kötüye her rengi barındıran insan…

    iki yüzlü olanda insan, saf saf içi dışında orta yerde dolanan da…

    ben umutluyum halen:)) ufak ufak çiseleyen mutluluklar plasebo etkisi de yaratsa, umutluyum içine gülücük bulaştırıp durduğum hayattan:)

    ne biliyeyim öle işte:)

  6. (…)

    Sonuncu Roma da eskidi
    Taşa kesti Mernuş, Tebernuş, Kıtmir
    Oysa çıldırmanın çağıdır
    Aç sımsıkı çektiğin perdeleri
    Ölümlerle zulumlarla
    Sarsma bedenimi öyle
    Daldığım kan uykudan
    Usul usul uyandır…

    (Gülten AKIN; Mernuşun Türküsü’nden)

    “Taşa kesti Mernuş, Tebernuş, Kıtmir”…

  7. “Bulutlar uçuşur geceleyin
    Ben yağmura deli buluta deli
    Bir büyük oyun yaşamak dediğin
    Beni ya sevmeli ya öldürmeli ”

    Gülten AKIN,

    tanıştırdığınız için teşekkür ederim…

  8. Kitaplığınızda bir Gülten Ana yoksa tüm kitaplarınız öksüzdür…

  9. “Sonra sabah oluyor, sonra akşam oluyor, sonra içinde bulunan eşyalardan sahibinin bütün huyunu suyunu, tüm alışkanlıklarını hatta çektiği ızdırap çeşidini görmek mümkün olan bir odanın içinde buluveriyorum kendimi…”

    Müthiş! yazmalısınız… bir istek gönderebilirseniz, misafir durumundan çıkmama sebep olurdunuz sevgili delişey..:)

  10. Yetkin Tekin,

    nereye istek göndereceğimi bilmiyorumki; sanırım site yöneticileri isteğinize yanıt verecektir. Teşekkür ederim:)

  11. eposta adresini iletebilirseniz davet gönderebilirim.

    delişey eğer siz biliyorsanız, Arkadaşlarını davet et linkinden davet gönderebilirsiniz.

  12. hayır biz bilmiyoruz sonsuzcuğum:)

    göremediğim için her hangi bi adres size pas ettim…

  13. Delisey’im diyorum sana :)) SOooyle guzel bir Delisey klasigi okumaliyim bu aralar.. :)(:

    Bekliyorum 🙂

    G Milat

  14. yazamıyorum ben bi süredir:) şiirlere daldım, çıkamıyorum, onu da beceremiyorum… siparişle olsaydı yazabilmek seni asla kırmazdım:)

    ama ümit var tabi halen:))

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.