- Dil çeşitliliği korunmalı yerel ve bölgesel dillere önem verilmeli
- Diller, ulus veya bölge çapında ortak sözcüklerden birleştirilmeli
- Ulus çapında ortak bir dil seçilmeli herkes bunu bilmeli ama anadilini de yaygınlaştırabilmeli
- Dünya genelinde tek bir dil seçilip, o dil konuşulmalı
- Bütün dillerden güzel sözcükler seçilip ortak bir dil yaratılmalı
- Bu konuda başka bir düşüncem var
- Hiçbirini seçemiyorum, başka bir düşüncem de yok.
Konu güzel;
Acaba Türkiye sınırları içinde kaç dil konuşuluyor.?
Öz Can,
Dil çeşitliliğini korumak için neler yapılabilir?
Küçük gruplar (köy, bölge, aşiret, kabile vs) kendilerine yeni bir dil oluştursunlar mı?
Veya bu kadar çeşit dile ne gerek var. Tüm dünya tek bir dili konuşsa daha güzel olmaz mı? Dil’in amacı anlaşmak değil mi?
xenix: Öz can’ın sorusuna da yanıt vermeli birileri herkes konuşulan dillerden bildiklerini eklesin bence. Lazca, Kürtçe, Zazaca belli başlı olanları sanırım.
Dil çeşitliliğinin korunmasından yanayım. Kültür zenginliğinin ana kaynağı dildir diye düşünüyorum. Bu zenginlik içerisindeki güzel paylaşımların doyumu hiç bir şeyle kıyaslanamaz.
Uluslar kendi dillerini korumak isteyebilirler,o ulusa ait olan edebiyat gibi yazılı metinler,bizim türkülerimiz örneğin, kaybolmasını istemeyiz.Diğer taraftan dünya genelinde herkesin bildiği ortak bir dilin olmasını kesinlikle isterim.Bu ingilizce olabilir,farketmez ama olmalı.
Dilleri birleştirme kendiliğinden gelişirse ne ala. Ama baskılarla unutturulmuş dillerin insanları incinmişliklerini, hüsranlarını gelecek kuşaklara aktarır. Atalarımızın konuştuğu dili bilmesek de içimizde bir hüzün kalır. Eskiler konuştuklarında bir şeylerin sonlanmış olduğunun resmine baktığımız hüzün. Ve belki daha karmaşık bir his.
Aile bağıma göre ben bir melezim. Türk-Kürt karışımı. Atalarım Zazaca konuşurlarmış. Çocukken aile toplantılarında- rakılı türkülü toplantılardı- saz çalınır, Türkçe ama daha çok Zazaca türküler söylenirdi. Şimdi çoluk çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden hep birlikte olduğumuz bilgelik hikayelerinin anlatılıp o yanık türkülerin, ağıtların söylendiği günleri özlüyorum.
Babam İstanbul’a geldiğinde Türkçe bilmiyormuş. Çok zorluklar çektiğini anlatır dururdu. Ne kadar anlatsa yaşadıklarını anlamak bizim için kolay değildi. Bir kadın ona “merci” demiş, babam çok uzun bir süre bunun ne demek olduğunu düşünmüş. Tabii babam bu kelimenin Türkçe olmadığını da çok sonra öğrenmiş. Sözün kısası, zorluk çekmeyelim diye bize Zazaca öğretilmedi. Ancak aile toplantılarında, düğünlerde, kınalarda Zazaca dinledik, ağıtlarda. En içli, en derin olanlar da Zazaca olanlardı. Anlamazdım ama yüreğimi en çok onlar yakardı. Karmaşık birtakım acılar, birtakım derin mevzular o dilin söylenişinde, yankısında bizi yakalardı sanki. Teyzelerim, kuzenlerim Zazaca konuştuklarında onları anlayabilmek, Zazaca da onlarla konuşabilmek isterdim.
yasadigim sehir Augsburg
Münich´e yakin..
nüfusu 280 bin
48 irktan insan yasiyor..
yani
48 farkli
dil
kültür
inanc arti almanca..
hicbir
dil
kültür
inanc yasak degil..
yani
hayattan onay alan evrensel bir uygulama
darisi ülkemin basina..
slm.
Sorun da senin onayladığın anlayışın bu ülkede kendisi gibi olmayanları ötekileştirmesi, reddetmesi, tanımaması sorunudur.
Hep aynı politik manevra ve aynı samimiyetsizlik. İyi de etnik azınlıkları tanımayanlar Cumhuriyeti savunanlar değilki, senin savunduğun anlayış bu Ülkede kendinden, kendi doğrusundan başka hiçbirşey tanımıyor. Birkez olsun gerçeği söylemek binlerce mantık kombinasyonu kullanarak, üzerini örtmekten daha kolay aslında.
Yabanci yazdi;
“..İyide etnik azınlıkları tanımayanlar Cumhuriyeti savunanlar değilki…”
!?
buyur
sana cevabi “genc alevi”ler versin;
(Cumhuriyeti savunan) “…Kemalizm’le birlikte hareket eden Aleviler ise
bu (Cumhuriyeti savunan) kesimden hiç itibar görmedi,
mağdur oldu,
olmaya devam ediyor.
Aleviler,
sadakatle yanlarında yer aldıkları “Cumhuriyeti savunan” Kemalistlerce
hep
öteki
ve
“iç tehdit” kabul edildi…..”
unutma
tarih
yalan söylemez
tarihe
yalan söyletilir..
ama
yatsiya kadar..
slm.
yasadigim sehir Augsburg
Münich´e yakin..
nüfusu 280 bin
48 irktan insan yasiyor..
yani
48 farkli
dil
kültür
inanc arti almanca..
hicbir
dil
kültür
inanc yasak degil..
yani
hayattan onay alan evrensel bir uygulama
darisi ülkemin basina..
Bir zamanlar yahudileri öldüren Almanya… Tıpkı yahudileri öldür diyen islam gibi.. Ortak özellik bu…
Söylemiştim bir daha söylemeliyim.
Eğer Almanya’da düzeni değiştirmek üzere örgütlenen bir grup; Dindar veya herhangi bir karşıt: Bu halde Almanya’nın kendini nasıl koruyacağı söz konusu bile olamaz. Kısaca Almanya kendine karşı pasif olan diğer 72 millete kendi hukukuyla cevap verebilir. Aktif olmadıkları sürece tabi..
Bu basit mantığı bilmezden gelip öfkeni alamanya üzerinden kusman içinde barındırdığın o müthiş insanlık dışılığı görünür yapıyor.
Aleviler,
sadakatle yanlarında yer aldıkları “Cumhuriyeti savunan” Kemalistlerce
hep
öteki
ve
“iç tehdit” kabul edildi…..”
Bu saçmasapan, mesnetsiz, gerçekdışı tespitlerini yandaşlarına söyle.
Tarihi saptıran korkunç bir yalan bu…
Aleviler sistemli bir şekilde sizin gibiler tarafından yokedilmiştir. Kendilerine muhafazakar diyen, biz sünniyiz diye övünen moron ruhlu insanlar tarafından…
Hiçbiri kemalist değildi. Kemalistlerin arasına sızmış örümcek kafa ordusu ve onun yetiştirdiği senin gibi cehalet simsarlarının işiydi ve hala öyle…
Öyle ki…
Daha geçen gün bakanınız demeç veriyor : Biz din dersi değil, ahlak kültürü dersi veriyoruz…
Topunuz aynısınız… Lanet olsun sizlere…
Agnostik yazdi;
“…..Bu saçmasapan, mesnetsiz, gerçekdışı tespitlerini yandaşlarına söyle.
Tarihi saptıran korkunç bir yalan bu…
he he
ne o
kutsal-in adina uydurulan “sözlü ve uygulamali” yalanlar bir bir ifsa edildigi icin mi öfkelendin ?
ne o
“lanet” falan ?!
pek
caresiz buldum seni..
herneyse
konuya dönelim..
belli ki
dindar´lara duydugun öfke/kin/nefret gözünü kör etmis
yoksa
sacmasapan
mesnetsiz
gercekdisi
saptirma olarak degerlendirdigin
O “tespit”in
genc alevi-lere ait oldugu gözünden kacmazdi..
sen
medeni
ve
objektiv olabilseydin
genc alevi sitesine girer onlarin senden daha BICKIN bir kemalist ve musatafa kemal hayrani olduklarini anlardin..
E “genc alevi”ler kalkip ATA´larina iftira edecek degil herhalde..
sana
bir
tavsiye
lanet okuyacagina hayati oku ha AT gözlüklerini cikarmayi da unutma..
slm.
Dün gece zapping yaparken TRT 2 de denk geldiğim;
Adlı çok güzel bir film vardı.
Zaman ayırıp izlemenizi isterim.
Diller le ilgili düşüncenizi etkileyecek bir film.
Öz Can,
Katliam barbarlığının hangi zihniyetle anıldığını da söyler aynı tarih. Hatta işin nasıl olduğunu anlamak için bu Ülkede yaşıyor olmak yeterli zaten. Oruç denilen saçmalığı hala dayatan, namaz denilen çarpık anlayışı hala dayatan, türban denilen yobaz anlayışı hala dayatanların, ezan denilen çarpık yorumlayışı hala dayatanların tarfındaki barbarlığın yanında Cumhuriyet ile anılan olumsuzluklar, telafi edilecek hatalar olabilir yalnızca. Cumhuriyeti sahiplenen anlayış dönüp kendini sorgular. Fakat İslam diye öğretilen arap milliyetçiliği her daim barbardır. Bunun için şu kadarcık bir açılım yeterli bence; Türkiyedeki Diyanet destekli İslam anlayışı, kendi yorum biçiminin yanlışlığını örtebilmek için potansiyel tehlike gördüğü her anlayışı yok etmek ister. Fırsat bulursa Cumhuriyettir hedef, yine fırsat bulursa inancı farklı yorumlayan bir anlayıştır. Şimdi sen türban savunusu yapacaksın, geleneksel çarpık anlayışa oynayacaksın beri taraftan Cumhuriyet, Aleviler, Avrupa v.s. eline nasıl bir malzeme geçerse kullanacaksın.
Sahtekâr demek hafif sanırım bu duruma. O halde inançla ilgili bir argümana baş vurup ‘iblis’ in vücut bulmuş hali’ demeli sana.
Yatsıya kadar mı? Doğru bence de yatsıya kadar.
Yabanci yazdi;
“..Fakat İslam diye öğretilen arap milliyetçiliği her daim barbardır.
Türkiyedeki Diyanet destekli İslam anlayışı,
kendi yorum biçiminin yanlışlığını örtebilmek için potansiyel tehlike gördüğü her anlayışı yok etmek ister….”
ya arkadas
1-osmanlidan seyhul islam makamini bire bir devralan mustafa kemal
2-yerine diyaneti kuran mustafa kemal
3-diyaneti devletin kontrolüne alan mustafa kemal
4-osmanlinin günümüze tasidigi “muaviyenin islam yorumunu” virgülüne dokunmadan birebir devam etmesine onay veren mustafa kemal
5-diyaneti devlet bütcesiyle destekleyen mustafa kemal
simdi
diyaneti kuran belli
gercek islam yerine muaviye islami ögretilsin isteyen belli
amaci belli..
peki
tenkit ettigin seylerin müsebbibi atatürk yerine niye isin kolayina kacip yalniz diyaneti sorgulayip duruyorsun bakiim ?
yemiyo dimi tabi yürek ister..
slm.
Eğitim dili ulusal olmalı. Onun dışında dileyen dilediği dili konuşabilir.
(Ebubekirin üstüne çok gitmişsiniz, her başlıkta gevelemeye başlamış)
)kapa parantez
acparantez yazdi;
“..Eğitim dili ulusal olmalı. Onun dışında dileyen dilediği dili konuşabilir….”
bak
ne güzel dimi
size göre gerici
özal
kemalist yasaklari deldi
yine
size göre gerici
tayyip
kemalist yasaklari tümden kaldirdi
simdi
atip tutuyorsunuz..
peki
özal ve tayyip bu cagdisi kemalist yasaklari kaldirmadan akliniz nerdeydi ?
not:
acparantez´in görüsüne katiliyorum “Eğitim dili ulusal olmalı. Onun dışında dileyen dilediği dili konuşabilir”…
slm.
Anladım, son peygamber RTE’nin M. Kemal ATATÜRK kadar akıllı olduğuna inanıyorsunuz ve de. Yahu iki cümleyi bir araya getiremeyen, vasıfısız bir adamdır RTE.
Şİmdi anlamadığım şudur; Hem geleneksel çarpıklığın ötesinde biri olup hem de geleneksel çarpıklık üzerinden zekerinin keyfine at koşturan bir vasıfsızı savunmak nasıl bir meziyettir?
Arkadaşım sen çarpıklığın ötesinde misin yoksa, çarpıklığın, çarpıklığının çarpıtılmasıyla sorumlu cemaat müridi mi?
Gayet basit. Türban ve tesettür anlayışı çarpık bir anlayış mıdır yoksa değil midir? Türbanla ilgili net bir şey söyleyemiyorsun. Öyle bir yazın yok. Ama diyorsun türbanı da reddetmiyorum çünkü onlarında seçimlerini yaşayabilme hakkı vardır. Eyvallah da böyle söylemek şu demek oluyor; Kemalistlerin de kemalist olarak yaşayabilme hakkı vardır. Şimdi birine karşı anlayışlı olup ötekine karşı tepkisel olmak anlayışlı olunanı savunmaktadan başka bir sonuca varmaz. Savunuyorum ama politik manevralarımı yapabilmek için gizlemem gerekiyor sonucuna da varır. Peki RTE kimdir? Peki o kişiyi bu kadar savunmak neyi onaylamaktır?
Yemiyor değil mi? Özü sözü bir olmak öyle kolay bir var oluş değildir tabi.
Not: Seviyeye göre argüman kullanmamışım o nedenle düzeltmeliyim. Yemiyomu birader he.
Farklı diller kültürel zenginliktir. Bence korunmalıdır. Ama içinde bulunduğumuz çağın gereklerini de düşünürsek, farklı kültürlerle diyalog kurmamız, bilgi alış-verişi, bilgisayar kullanımı, internet.. vb. ortak bir dil kullanımı gereklidir. Bu yüzden ikinci bir dil öğrenimini gerekli görüyorum.
Okullarda yabancı dil öğretimine biraz daha önem verilmeli. İlköğretimi bitiren biri kendini idare edecek kadar, yabanci bir film izlediğinde anlayacak kadar yabancı dil kullanabilmeli.
Hatırladığım kadarıyla;
Bill Clinton eşi Hillary ile birlikte Çin’ i ziyaret edeceklermiş. Çinli devlet yöneticisi İngilizce bilmediği için ona bir kaç cümle öğretmişler.
One demişler ki;
– Karşılaştığınız zaman “How are you? demelisin. Oda sana “I’m fine and you?”der. Sende “too, me.” demelisin.
İki devlet yöneticisi karşılaşmışlar. Bill Clinton’ın yanında Hillary de varmış.
Çinli yönetici söyleyeceğini karıştırıp:
– Who are you? demiş.
Bill durumu anlayıp:
– I’m Hillary’s husband, demiş.
Çinli de ezberlediğini söylemiş.
– Too, me.
11 yıl önce Ahmet Kaya, “Kürtçe şarkı yapıyorum” deyince çatal bıçaklı saldırıya maruz kaldı. Neredeyse linç ediliyordu. Hayat hep tokat atmak için gelir, alın işte şimdi Kürtler mahkemelerde Kürtçe savunma talebinde bulunuyorlar. Talep, şimdilik reddediliyor. Ama gelecekte ne olur, ne biter kimbilir… Formül şu; hayat=paradoks
Ned benim için o formüle bir de “kaos”u ekle, tam olsun. Artı komedidir yaw. TRT Şeş diye bir kanal da kurmadı mı!? Neymiş, bırakın tüm inançları, tanımlamaları, yanlışlama ve doğrulamaları hepsinin yerine yarın başka bir şey gelecek.. Valla billa 😉
too me değil, me too olmalı.
Her dil bir renktir…
Türkiye’de de çok dil konuşuluyor yani renkli bir ülkedir Türkiye. Fakat bu diller bir dönemde yasaklanmıştır bu sebeble yeni nesil ana dilini çok iyi bilmezler(genellikle)…
Türkiye’de karşılaşdığım diller şunlardır Kürtçe(Kurmançi, Zazaki, Sorani lehçeleriyle), Lazca, Arapça(Türkiyedeki yörelerine göre lehçeleri bile var), Süryanice, Rumca, Ermenice, İngilizce(bkz Didim vs yerlerde yerleşik İngilizler var), Rusça(genellikle Türkiyeden birileriyle evlenenler), Kazakça – Özbekçe – Kırgızca – Türkmence…
Her insan kendi dilinde eğitim alabilmelidir bence.
Misafir (doğrulanmadı) tarafından Salı, 07/12/2010 – 15:27 tarihinde gönderildi.
Bende kurmancim.
Ned inde yazdığı gibi Kürt-Türk karışımı.
Ama Kürt değilim.
Kürt çenin Bütün lehçelerini anlar fakat telaffuzda zorlanırım.
Farklı Diller bence bir ülkenin kültürel mirası ve zenginliğidir.
(Mesela Lazcayı çok öğrenmek isterdim.)
Teşekkürler misafir ve ned ..
Öz Can,
HALA SAÇMA SAPAN XENİX İN AMERİKADAKİ GERİZEKALILAR SINIFINDA YAPILAN ANKET SORULARI DEVAM EDİYOR EGONU HALA TATMIN EDEMEDIN ANLAŞILAN XENIX ICINDE GIZLI KALMIS SEYLERI BOYLE ANKETLERLE DEGILDE YAZILARINA DOKSENDE BIZDE SINIR OLMASAK.SELAMLAR
sayın öz can, o yazıyı yazan misafir arkadaşımdı… teşekkürünüzü ileteceğim kendisine.
kurmanç olup kürt olmamanızı anlayamadım. açıklarsanız memnun olurum.
Kırmanç/kurmanc
Annem Erzincan kökenli, Babam Sivas.
Tunceli Dersim katliamından sürülen Koçgir aşiretindeniz.
(Büyüklerimin anlatımından çıkardığım sonuç.)
Önce sizden Kürt’ler kimdir?
Bunla ilgili bir açıklama alsam ve bunun üzerinden devam etsek. Olurya bende yanlış biliyorumdur.
Öz Can,
yanlış biliyorsunuz diyemem açıkcası.
youtube’a kürt tarihi yazıp izleyin. benim söyleyeceklerimden pek farklı şeyler değiller…
fakat eğer kurmanç’sanız kürtsünüz bence. niye olmadığınızı sormuştum…
Yanlış biliyor olabilirim.
Çünkü bu konu ile ilgili hiç bir araştırma yapmadım. Ve açıkçası gerekte duymadım.
Önerdiğiniz You tube’da, net te ve başka kaynaklardan araştırma yapıp akabinde neden Kürt Kimliğini benimsemediğimi söyleyebilirim.
Ya da,
evet benim Kökenimde Kürt’müş fakat bu bize anlatılmadığından bu konuda eksik bilgilere sahipmişim diye de söyleyebilirim.
Bu konuda bana müsade ..
Öz Can,
Dil bir kişinin ihtiyacını bir başkasına bildirmek için oluşturduğu bir araçtır…
…eğer basit bir hayat yaşıyor iseniz ihtiyaçlarınız basit olacaktır…bu nedenle basit bir dil kullanırsınız. 250 kelime bile size yeter. (basiti: bayağı manasında almayınız…bildiğiniz basit)
Eğer yoğun ve detaylı bir yaşam biçiminiz var ise kullandığınız dil gelişme gösterecektir. Kullandığınız dile özel terimler ve özel ifadelerden oluşan jargonlar, literatürler eklenecektir.
Daha geniş bir pencereden bakarsak eğer, endüstri ve sanayisi gelişmiş olan milletlerin dilleri daha gelişmiştir…her yenilik beraberinde kendi jargonunu/literatürünü getirecektir.
Kebap bizim buraların icadı olduğu için Kebap İngiltere de de kebaptır Rusya da da…Hamburger onların icadı olduğundan da buralardaki adı hamburger…İnterneti bizden biri icat edip adına “kompbağlantı” diye bir isim uydursaydı…İnternet in adı bu olurdu.
Dili milli bir mesele haline getirmek yüzlerce aşağılık kompleksi içeren duygularımızdan sadece biridir.
dil bir iletişim aracı olmalı ve olabildiğince az kelimelerle konuşulmalı.Dünya standartlarında bir dil oluşturulup bu konuşulmalı .Dil milliyetçiliği körükleyen en önemli unsurdur.İnsanların kardeşçe yaşamasına karşı potansiyel tehtittir
katılıyorum fatihe, tek dil olmalı, kutsal kitap çevirilerindeki sorunlarda ortadan kalkar böylece:)
»
Sauın zizou;
Tesadüf eseri neden Kürt lüğükabül etmediğimi buldum,
Ağağıdaki bilgiler bunu göstermekte.;
“Alevi Kürtler’in Etnik Kimliği Üzerine Tartışma” başlıklı yazısında Bruınessen şöyle yazıyor:
“Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in varlığı bir çok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır.
Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.”
Bruınessen’in yukarıda yazdıklarından şu sonuçlar çıkıyor:
a) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in neredeyse tamamı ibadet dili olarak Türkçe konuşuyorlar;
b) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in çoğu Türkçe aşiret adları taşıyorlar;
c) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in bu ikili kimlik belirtileri Kürt milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin kendilerinin kaygıları yönünde ilgisini çekmiştir.
Bu yazılanlardan bazı çıkarsamalar yapmak gerekirse;
Aleviliğin Türkler’le tanışması İslam’la tanıştığı yıllara yani 10.-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilik’le tanıştığı yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış.
Türkler’in Anadolu’daki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlı’nın Kürdü ya da Ermeni’yi Türkleştirmesi olasılığı yok.
Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmen malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınması daha büyük olasılıktır
Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe’den Kürtçe’ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir” dedikten sonra; “yalnız bir tek büyük Dersim aşiretinin, Balaban’ın Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir. Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad” diyor.
Bu tespitten de; Balaban aşiretinin Türk olduğu, Alevi olduğu ama buna karşın Zazaca konuştuğu anlaşılıyor. Yani; Zazaca’yı sonradan öğrenen bir Türk aşireti olduğu savı doğrulanıyor.
Yan evde tadilat yapılacakmış…bizden de izin aldılar;
“Vereceğimiz rahatsızlıklar olacak müsaade ediniz”
…filan.
İmzaladım…
…buyrunuz yapınız.
Bizim yana bakan duvarın sıvasını indirdiklerinde güzelim begonyaların moloz altında kamasını gören sevgili eşim tam manası ile dellendi…
…bir hışım gitti;
-Ne yaptınız siz, buraya naylon açacaktınız…neden önlem almadınız…
…bendeniz geride bıraktığımız yıllarında birikimi nedenli de azıcık dırıltısından bıkkın olduğumdan, şarladığı inşaat ustasının halini görmenin vicdanıma eziyet olabileceğinden de emin olarak, oralı dahi olmamayı tercih ettim.
“Olan olmuş…bağırır çağırır rahatlar…yenilerini ekeriz”
…şeklinde bir düşünce ile kendi gazımı kendim aldım.
Almasına da hanım bir geldi dellenmesi iki iken beş olmuş.
-N’oldu?
-Ne dediğini anlamıyorum Türkçe bilmem dedi…
-Ve bunu Türkçe söyledi öyle mi?
-Evet…
Eşim yabancı uyruklu…oldukça haklı olduğu bir nedenden dolayı öfkeli…önlem almadınız, önlem alın bahçenin kalanına da tecavüz etmeyin gibisinden bir nedenden dolayı gidiyor…
…aldığı cevaba bakın.
Aldığı cevap bendenizin zülf-i yare dokundu yani…
…çıktım bahçeye;
-Şu küreğin sapını alır bir tarafına sokarım…
…dedim ve ekledim:
-Bu dediğimi anladın mı?
Dedi:
-Anladım.
-Şimdi in oradan aşağıya ustabaşını çağır…
…çağırdı.
-Bunu bu bahçede görürsem ne inşaatınız biter ne de işiniz…ev sahibine de bildirdim. Gereği yapıldı.
Dil ihtiyaç meselesidir…
…siyasi mesele olur ise, başka yerlere sıçratılır ise işler değişir.
Türkçe nin resmi dil olduğu bir ülkede başka bir dil öğrenir de sokağa çıkarsan ikinci sınıf muamelesi görürsün…İngilizce nin resmi dil olduğu bir ülkede başka bir dil öğrenir de sokağa çıkarsan keza öyle.
İnsanların senin dilinle derdi yoktur…
…söyleneni anlıyor cevap verebiliyor musun ona bakar.
-Beşiktaş şubesinden stok fazlasını al getir?
-Anlamamışem…
Deppiği yersin!
bakın öz can bey. türkiye’nin türkleştirme politikasının oyununa geliyorsunuz. osmanlı türk düşmanı değildi, yanlış dillendirmeyin lütfen.
önce türk profilini araştırın o zaman. çin kaynakları ve orta asya türklerine bakarsanız, türkiye’de özünü yitirmeyen türklerin çok az olduğunu görürsünüz. zaten görünüş olarak ben türküm demeniz çok zor.
aşiret isimlerine gelelim. bu da bir politikaydı, büyük aşiretlere verilen türkçe soy isimlerinden sonra aşiret isimleri de bu yönde değişmiştir. mesela bedirhaniler cumhuriyet sonrası çınarlar olmuştur. şehir isimlerinin türkçeleşmesi, ad-soy adın türkçeleşmesi vs hep devlet faaliyetidir.
alevilik sanki yanlış yorumlanıyor… alevilik bir din veya yaşam felsefesi olabilir, ama bir millet – bir ırk değildir.
kürt-zaza diye ayrım yapmak da apayrı bir yanlış zaten. kurmanç ve zaza farklıdır ama kürttür ikisi de. kazaklar ve türkmenler gibi düşünün.
herneyse; kurmanç’sanız, kültürünüz kurmanç kültürüyse, düğününüzde halay varsa vs kürtsünüz. kurmanç olup kürt olmamak tamamen kavram hatası oluyor. insanım ama omurgalı değilim demekle aynı şey.
sayın hola, depiği yersin lafınız -kusura bakmayın ama- terbiyesizce. türkiye’nin her vatandaşının diline, kültürüne saygı duymak zorundasın. adam o bölgeye gittiyse türkçe bilmek zorunda, haklısınız ama kendi bölgesinde istediği dili konuşur. türkiye bu vatandaşlarını kabullenmek zorundadır. zaten ingilizce eğitimin olduğu, rusça tabelaların olduğu bir ülkenin kendi vatandaşının dilini bu kadar aşağılaması gerçekten çok ilginç.
Dil bilme sorunu yaşadığınız bir ülkede yaşam mücadelesi verirseniz ne demek istediğimi anlarsınız…
Bence siz de oyuna geliyorsunuz sn. zizou. Erzincan, Tunceli civarından tanıdığım çoğu alevi aile kendi soy kayıtlarından o bölgeye 200-400 yıl öncesi yerleştiklerini söylüyorlar. Çoğu padişahtan uzağa göç etmek zorunda kalmışlar. Hatta bazı aileler balkanlar üzerinden o bölgeye gelmişler. (Bunları kendi dedelerinin tuttuğu kayıtlara dayanarak söylüyorlar.)
Hatta bazıları anadolunun çeşitli yerlerinde kalan kendi soyundan olan köylere dahi ulaşmışlar. (çift taraflı kayıtlar)
İnsanlar yerleştikleri bölgenin kültürünü 1 kuşakta kaparlar. Bu yüzden halay varsa kürtsünüz demeniz biraz ilginç olmuş. Bugün İstanbulda rap yapıp söyleyen bir sürü çocuk var ama hiç biri amerikalı zenci değil.
Cumhuriyet sonrası kürtleri, türkleştirme çabaları olmuş olabilir, ama alevileri kürtleştirme politikaları da şimdi başlamış gibi görünüyor. Çünkü benim o bölgeden tanıdığım alevilerin çoğu kürt olmadıklarını biliyorlar.
Hayır zizou, Osmanlı tam anlamıyla Türk düşmanıydı… Bu olgu Osmanlı’nın diğerlerini sevdiği anlamına gelmez. Osmanlı’nın yurttaşlarına yaklaşımı KUL’luk düzeyindedir fakat içlerinden TÜRKMEN olanları özellikle diğerlerinden ayırmış ve onlara eziyet etmiştir. Osmanlı Selim ile ilk dönem din anlayışını bırakmış ve keskin sünni anlayışa geçmiştir. Anadolu’nun tüm halkları bu geçişten rahatsız olmuş ve çeşitli ayaklanmalar olmuştur. Bu ayaklanmaların dozu ve şiddeti sonraki yıllarda saray çevresinde türk düşmanlığını körüklemiş ve Kanuni dönemine gelindiğinde herhangi birine “Türk” demek küfretmek anlamına gelir olmuştu. Bu aynı zamanda sarayın anadolu’dan kopuşudur, Anadolu’nun bu denli yalnız, sahipsiz, imarsız oluşunun ana sebebi de budur.
Bu arada kendi bölgesi derken ?
Burası oldukça ilginç değil mi?
Burası da benim bölgem mi demeliyim onu söyle…
Aşağılayan falan yok…
…kaldı ki izlenilen politikalar herkesleri salak yerine koymaktan başka bir işe yaramadığı gerçeği itibarı ile çooook daha aşağılık…
…dolayısı ile aşağılayıcı bir politika.
Kürtler, Kürtçe eğitim aldılar, Kürtçe tv izlediler, Kürtçe şarkılar söylediler, Kürtçe filmler seyrediyorlar diyelim…
…Türkçe leri git gide daha da yok olacak.
Zaten doğru dürüst yoktu…daha da olmayacak.
Kürtlerin özgürlük sorunu çözüldü mü yani?
Özgürlük ve de bağımsızlık böyle mi elde edilir ya da sağlanır?
Adam oradan bas bas bağırıyor:
-Özerklik istiyk…
…bir sonraki merhale nedir?
-Bağımsızlık isterik lo.
Kürt, Türkçe dilinden daha da uzak kalarak Kürtçe bilmeyen özel ya da tüzel kişilerle iletişimi nasıl kuracak?
KPSS, ÖSYM ya da ne bileyim çeşitli alanlarda başarılı olmak için gerekli olan iletişimi nasıl sağlayacak veya kuracaklar?
Bir müsessese sahibinin müesseseden beklentisi cirodur…
…ciro da üç ya da altı ay veya yıllıktır…
…yani meblağ/zaman.
Zaman içinde verimliliği engelleyen ne var ise onu yok edecektir…
Aha o deppiğin nedeni ondandır lo…
Bu iş “press nine for English” in yanına yani sekize de Kürtçesini eklemek ile çözülmüyor…
Benim bahsettiğim aleviler kendi kayıtlarını tutmuşlar ve ne olduklarını biliyorlar. 500 yıl öncesinden bahsediyoruz, 60-70 yıl öncesinden değil.
Türk değilim diyene Türksün demek de, Kürt değilim diyene Kürtsün demek de yanlıştır. (Siz birinci yanlışı devlet politakası olarak gösterip, ikinci yanlışı kendiniz yapıyorsunuz.)
kazakistan 2 dille yönetiliyor, herhangi bir iletişim problemleri yok. bu kadar yeni bir ülke bile başarmışken türkiye de başarır elbet.
yurtdışında yaşamışlığım var sayın hola, merak etmeyin.
sayın sonsuz, oyuna falan geldiğim yok. halay lafının geçtiği cümleyi bütünüyle alın. onu alıp raple ilişkilendirmek saçma olmuş. yazdığımı bütünüyle okuyan yok sanırım. ya da parça parça değerlendirmek hoşunuza gidiyor.
ordaki insanların türkleştirilme sebeblerinden birini daha söyleyeyim isterseniz. en büyük 2 kürt isyanından biri dersimde çıkmıştır. bunun önüne geçilmek istenmiştir.
sayın agnostik, kendi bölgesinden kastım: doğduğu köy, aslının alanı. ayrıca türk düşmanı lafını çok emin bir şekilde nasıl söylüyorsunuz ki? tarafsız bir kaynak önerirseniz ben de okumak isterim.
Kazakistan’ın SSCB den ayrılması ile oluşan bir durumdur o. Hadi ikinci bir dil daha edinelim maksat özgürlük olsun diye olmadı. Kaldı ki devlet katında dil sayısını iki değil dört yapsanız ne olur ki…matbu evraklarla tabelalarla bu iş bitiyor mu…
…millet anlaşamadıktan sonra.
İletişim kuramayan çoğunluk oluşmasının önünü açmaya açılım demekteler de…
…aslında beter kapanım oluyor.
Türkçe bilmeyen sadece Kürt müdür ki…
…bu ülkede Türkçe bilmeyen on binlerce yabancı uyruklu var.
Hepsi de harıl harıl Türkçe öğrenmeye çalışıyorlar.
Devlet de harıl harıl Kürtçe, Arapça yayın yapmakta.
Ucuz oy manevraları bunlar.
Yukarıda birisi yazmış…Almanya da her dil serbest diye.
Külliyen yalan!
Vatandaşlık için kolayca anlaşacak seviyede Almanca şartı koydular…
zizoU yazdi;”…türkiye’nin türkleştirme politikasının oyununa geliyorsunuz…”
haklisiniz ama yalniz o mu tabiki degil..
gecmis
yok
fark
yok
tek örnek
tek millet
tek adam
tek dil
tek tarih
tek ideoloji
tek hayat tarzi
degistirilmesi düsünülemez,teklif edilemez RENKsiz bir RÜYA..
fasizm de böyle bir sey iste..
slm.
Türkleştirme politikasının oyununa gelmeyin
Buyrun bize gelin.
geçmiş yok——————1400 yıldan öncesi yok
fark yok———————-müslümanlar arasında
tek millet———————ümmet
tek adam———————muhammed
tek dil————————-arabic
tek tarih———————-1400 beri gelen ülema tarihi yorumu
tek ideoloji——————-islam
tek hayat tarzı————–erkek : iş/ev
kadın :dört duvar arası
kadın için tek giyim tarzını unutmuşsun : çarşaf
(bak kadınları hep unutuyorsun oysa ki yüz sefer söyledim)
“özgürlük böyle birşey işte”
slm
…di mi ama.
Çöl kültürü mesela…cıvıl cıvıl.
Arap milleti…rengarenk.
Dinci ülkeler…yıldır yıldır.
Bunların tarihleri…efsanevi.
Şeriat yönetimleri…kopya edilesi.
Liderleri…örnek alınası.
Yaşam biçimleri…gidip gelinmeyesi.
Kalleşlik…yok.
İnsan hakları…çok.
Adam satma…bulamazsın.
Fırıldaklık…tek tük, onlar da hapiste.
Dünyadaki yerleri…kıskanılası.
Ekonomileri…öffff öfff…1 IQ 1 Euro…sırtı yere gelmez…
Ebubekir kendi oturduğu dalı kesmiş.
Vahy böyle bişey işte.
)kapa parantez
kisaca forumdas galatali,HoLa ve acparantez yaptiklari alakasiz “KIYAS”karsilastirmalarla “söyleyecek sözü olmayan”larin tipik örnegini sergilemis oldular..
arkadaslar,madem bir “KIYAS”karsilastirma yapiyorsunuz bari elmalarla armutlari karistirmayin dimi..:)
yani
siz simdi ciddi ciddi mustafa kemal´in yanlislarini savunmak icin 1400 yillik argümanlardan medet mi umuyorsunuz ?
hakkaten ayip..
yahu
“YANILMAZ” ata-nizi savunabilmek icin O´nun cagindan yada günümüzün uygar dünyasindan verebileceginiz mantikli,ayaklari yere basan bir örneginiz yok mu ?
yazik valla billa..
hadi canim dersinizi iyi calisin da gelin yok öyle üc kurusa bes köfte..
isinizi kolaylastiracak bir ölcü vereyim;
ülkeler/toplumlar arasi karsilastirma yaparken mesela osmali-yi kendi döneminin almanya-siyla, türkiye-yi de günümüzün almanya-siyla karsilastirmaniz gerekir ki sapla saman birbirine karismasin E bu kiyagimi unutmassiniz herhalde..:))
farkli örnek;
sapka kanunu
ne alakasi var bir milletin ileri veya geri gitmesiyle ?
sekilci bir yaklasim degil mi bu ?
osmanli bati karsisinda eziklik icindeydi tabi bir osmanli subayi olan mustafa kemal de bu komplex devam etti..
boslugu(komplex) doldurmak icinde tango yapmalar,bati tarzi eglencelere özendirmeler vs.
(bir ara forumda malum kisilerin benimle raki muhabbetine dalmalari gibi..:) bu “biz artik osmanli gömlegini cikardik sizin gibi batili olduk” deme cabasindan baska birsey degil..
simdi
toplumun mevcut kimliginden utanan mustafa kemal ve kadrosunun bir “türk nation” yaratmak icin basvurdugu yüzlerce örnekten iki misal;
1-mimar sinan,osman gazi gibi osmanli büyüklerinin mezarlari acilip kafataslari ölcülürken mustafa kemal hayatta idi ve bu IRKCI sacmaliklara engel olmadi..
2-m.e.bozkurt söyle diyordu;”Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır” (Anadolu gazetesi 18 Eylül 1930) ve tc´nin ilk adalet bakani IRKCI-lik yaparken mustafa kemal ses cikarmadi ?
vesaire… vesaire…
bir an icin tersini düsünelim..
mesela;
1930´larda kürtlerin sayica daha kalabalik oldugunu farz edin ve bir “kürt nation” icinde
türklerin eritildigini
türkcenin yasaklandigini
evlatlarinizin okullarda “ne mutlu kürdüm diyene, varligim kürt varligina armagan olsun” diye BAGIRTIldigini hayal edin ne o rahatsiz mi oldunuz? (dini ve azinliklar mevzusu na daha girmedik bile)
sözü bile var;”igneyi kendine cuvaldizi baskasina batir”..
(yanlis anlamalara meydan vermemek icin söylüyorum,yapilmis olan ve halen yapilmakta olan haksizliklar elbetteki pkk gibi bir terör örgütün fasizan siddetini mesru kilmaz)
evet
mustafa kemal samimi biriydi hayati DIN-le/ISLAM-la/KIMLIKLER-le kavga etmekle gecti bir “türk nation” yaratmak hedefiydi”fakat bin yil yasacagini ZANettigi “ilke”leri tüm zorba dayatmalara ragmen bir asir dahi dayanamadan “evrensel inkilap” ile tuz buz oldu..
rüzgar eken firtina bicer..
slm.
HoLa yazdi;”Dili milli bir mesele haline getirmek yüzlerce aşağılık kompleksi içeren duygularımızdan sadece biridir…”
“18 Ağustos 1934’te toplanan II. Türk Dil Kurultayı’nda TDTC’nin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu (TDAK) olarak değiştirildi.
Kurultaya Sovyet İlimler Akademesi’nden Prof. Samoiloviç “Cuci ulusu Edebi Dili” ve yine aynı akademiden Prof. Meşçanifo “Dilin Neşvünema Tarihi” adlarıyla birer tebliğ sunmuşlardı.
Azerbaycan delegesi ahmet Caferoğlu “Rus Dilinde İlk Tür Dili Yadigarları” başlıklı tezini sunarken konu dışına çıkınca
Mustafa Kemal salonu terk etmiş,
TBMM ve Kurultay Başkanı Kazım (Özalp) Paşa da konuşmacının sözünü keserek kürsüden indirmişti.
Kurultayda bundan böyle sunulacak teliğilerin ‘Öztürkçe’ olması konusunda karar alındı.
İlk
Öztürkçe sözcükleri de Atatürk bizzat türetmeye çalıştı.
Bugün Türkçeye yerleşmiş olan
er
subay
kurmay
genel
özel
evrensel
kutsal
ısı
ergenlik
kıvanç
gibi sözcükler onun buluşuydu.
İşte Atatürk’ün ilk türkçe konuşması Atatürk’ü bir de böyle anlamaya çalışın..
Mustafa Kemal Öztürkçe işini öyle önemsemişti ki,
kimi konuşmalarında ve yazışmalarında bu sözcükleri kullanmaya başlamıştı.
Örneğin
3 Ekim 1934’te İsveç Veliahtı Güstav Adolf onuruna verilen yemekte yaptığı şu konuşma tamamıyla Türkçe köklerden yeni bir dil yaratılabileceğini kanıtlama çabası gibiydi.
“Bu gece yüce konuklarımıza,
Türkiye’yi uğur getirdiklerini söylerken, duyduğum tükel özgü bir kavançtır.
Burada
kaldığınız uzca,
sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.
İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.
Ancak
daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.
Avrupa’da
iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak balysak,
önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu…”
Peki,
sonunda ne oldu?
Falih Rıfkı Atay Çankaya’da bunca çabadan sonra varılan sonucu şöyle anlatıyordu:
“Bir akşam Atatürk sofra bittikten sonra benim yanı başındaki iskemleye oturmamı emretti.
‘Dili bir çıkmaza saplamışızdır,’ dedi.
Sonra: ‘bırakırlar mı dili bu çıkmazda?’ Hayır,
ama ben de işi başkalarına bırakmam. Çıkmazdan birn kurtaracağız,’ dedi.
Nihayet Ahmet Cevat Emre
Atatürk’ün “İki şeyde inkılap olmaz: Dilde ve musikide!” dediğini kaydedecekti… (RotaHaber.com)
HoLa hakli..
slm.
benim için söyleyecek sözü yok diyemessin
nedenide söz 1919 da söylenmiş
ben arkasında duruyorum o sözün
yani sözüm o sözler
yaralı olan sizlersiniz
o yüzden bu kadar çırpınmalar
halisünasyon görmeler,
biz rahatız, aç tavuk hikayesi
senin gibiler için geçerli
ama elbet yağma yok
hele 3 kuruşa 5 köfte asla yok
sizi gidi hazır lopçular sizi ,tüm tarih boyunca
“ya allah bismillah allahu ekber”
diye geldiniz ,o kiralık aklınızlada koca cumhuriyeti alıcam
sanıyorsunuz öylemi. yapma Ebubekir müthiş hazımsızlık yapar,mide bozar
mazallah,bütün kazancınızı doktor parası yaparsınız.!!…
demek günümüzden söz istiyorsun al sana günümüz
tv net ten piriniz kadir mısıroğlu anırıyor
“bütün kemalistleri taksim meydanında asacağız”
yavaş as…
yılbaşı gecesi alternatif yılbaşı 6 saat dön baba dönelim
mahmut esat bozkurt”u tanımamışın
o sözün cımbızla çekildiğinide anlamamışın
çok görmem
emperyalistlere kiraya verilen akıldan başka
birşey beklemek çok safdillik olur.
bak bende kibarca mesajın sonuna
slm
yazıyorum.
siz simdi ciddi ciddi mustafa kemal´in yanlislarini savunmak icin 1400 yillik argümanlardan medet mi umuyorsunuz ?
hakkaten ayip..
yahu
“YANILMAZ” ata-nizi savunabilmek icin O´nun cagindan yada günümüzün uygar dünyasindan verebileceginiz mantikli,ayaklari yere basan bir örneginiz yok mu ?
yazik valla billa..
hadi canim dersinizi iyi calisin da gelin yok öyle üc kurusa bes köfte..
Bu çocukça yazının tersi mümkündür:
siz simdi ciddi ciddi muhammedin yanlislarini savunmak icin 88 yillik argümanlardan medet mi umuyorsunuz ?
hakkaten ayip..
yahu
“YANILMAZ” peygamberinizi savunabilmek icin O´nun cagindan yada günümüzün uygar dünyasindan verebileceginiz mantikli,ayaklari yere basan bir örneginiz yok mu ?
yazik valla billa..
hadi canim dersinizi iyi calisin da gelin yok öyle üc kurusa bes köfte..
galatalı bende onu diyorum iste
sizin saatiniz 1919 da durmus mustafa kemal “dogma”ya karsiydi ne yapsin seni ?
slm.
Ebubekir, dogma dediğin kurtuluş savaşımı? İnan sana nasıl cevap vereceğimi şaşırıyorum,
bazen çok aklı başında lakırdılar ediyorsun,bazende müthiş çuvallıyorsun.
İşte buda o çuval lakırdılardan biri
benim saat ilerliyor durmadı
1919 bizim, bu bizimin içinde sende varsın sen farkında olmasan bile,
kazanımlarımızın başladığı tarih dolayısıylada korunması gereken tarih,
ve kesinlikle dogma değil tamamen bir gerçek, sen aslında dogma nedir bilirsin
tekrarın anlamı yok.
Ebubekir, ben çök zamandır burda olan biri değilim yeniyim. Fakat sen epeydir
buradasın eski forumları okudukça senin adını öğrendim. Söylemek istediğim şu;
Sana babandan bile belge, bilgi getirselerde, sen dediğim dedik çaldığım düdük diyorsun.
O yüzden sana şu şundandır bu bu yüzden böyle olmuştur diye uğraşmanın bir alemi yok
nasıl olsa abes bir söylemle karşındakini yalanlamaya vakit bulacaksın.
M.Kemal yaşamıyorki beni istese bile bir şey yapamaz.
Onun naciz vucudu çoktan toprak oldu
fakat kurduğu cumhuriyeti ilelebet yaşatmak bizim görevimiz.
biz düzgün, namuslu, ahlaklı, verdiği söze sadık insanlar,
ahdimizin arkasında duruyoruz.
bu size oralardan saatimiz dürmuş gibi görünüyor, gerçekle dogma arasında
bocalayanların zaten bunu algılamasını beklemiyorum.
Büyük Atatürk”te bunu bildiği için bu görevi verirken “damarlardaki asil kan” dan
bahsetmiş.
gene uzmanlığını konuşturup konusu başka olan bir söyleşiyi buraya getirdin
kutlarım…
iyi geceler…
Öyle bol gülücükle sinir uçlarının zıpladığını saklayamazsın ebubekir. Yazdığın yazı yüzüne çarpılınca birden gülme ikonlarıyla kurtarmaya çalışmışsın.
Bol gülme ikonu kullananın psikolojisini anlamak zor değildir.
)kapa parantez
denizde kum burda psikolog..:))
haydi hayirlisi..
slm.
Senin psikolojini ve sinir uçlarının zıpladığını anlamak için psikolog olmaya gerek yok ebubekir.
Pokerdeki gibi blöf yapıyorsun, görülüyor. Elini göster dendiğinde 1400 yıl öncesinden bir rua çıkıyor sadece. Sonra da mızmızlanıyorsun tabi.
)kapa parantez
BİR CİNAYETİN ARAÇLARI VE ANATOMİSİ
Tevfik Taş
“Bir cinayet varsa eğer, katil/ katiller de vardır.
Ama önce bir noktaya değinmem gerekiyor. Bugünkü, Hürriyet sanal gazetesinde, Ahmet Kaya’nın fotoğraf albümü yayımlamış: link to fotoanaliz.hurriyet.com.tr
Durdum.
Gülümsedim.
İğrendim.
Korktum.
Acıdım.
Acıdım.
Acıdım.
Gazetenin albüme koyduğu başlık da çok ilginç… “Ben yandım siz yanmayın allah aşkına.”
Sözler, sanatçının sürgünlüğünü anlatmaya çalıştığı şarkılarından birnden alınmış…
İrkildim.
Mide bulantısıyla lavoboya seğirttim.
Korktum.
Gidip yeniden elimi yüzümü yıkadım.
Acıdım.
Bir cinayet varsa yalnız maktülle değil, katilleriyle de vardır.
Bir cinayet var.
Kürt sanatçı Ahmet Kaya 16 kasım 2000’de ve Paris’te değil, 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği ödül töreninde öldürülmeye başlandı.
Cinayet ilk orada işlendi.
O gece Ahmet Kaya özetle şöyle dedi:
“Ben bu ödülü İnsan Hakları Derneği, Cumartesi Anneleri, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkı adına alıyorum, teşekkür ediyorum. Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klipi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum”
İlk bağıran Serdar Ortaç mı oldu? Bunun için kayıtlara yeniden bakmak gerek. Ama ilk kışkırtmayı onun sesinden duyduk.
Sonra özür diledi Ortaç. Ama ben nedense bir sahicilik göremedim. Çünkü ‘özür dilemek’ dediğimiz, o bir anlık kusurdan, bir anlık öfkeden pişmamlıkla sınırlı olunca bir kandırmacadır. O kusurun, o öfkenin nedenlerini kapsamadıkça, bu nedenleri gidermeye, onarmaya, insanileştirmeye yönelik olmadıkça, özür bayağılık, sıkıntılı bir anı atlatmak için sığınılan bir yerdir. Böyle olunca o bir anlık öfkeden, kusurdan da pişmanlık duyulduğunu hissettirmez insalara…
Serdar Ortaç’ın ne ırkçılığından, ne ırkçılıktan gelen kazancından vazgeçtiğini gören oldu. Sedar Ortaç, yol açıcılarından biri olduğu Ahmet Kaya cinayetinin berrakça, hakça, halk nezdinde anlaşılması için de herhangi bir çaba göstermedi.
Ahmet Kaya’yı bir şubat gecesi, çatal bıçak sesleriyle, pavyonda, kerhanede bile söylenmeye utanılacak küfürlerin eşliğinde öldürdüler.
Ahmet Kaya cinayeti, ırkçılığın halk katmanlarına yayılma biçiminin bir prototipi oldu.
“Sünnetsiz pezevenk” diye bağırıyordu Şenay Düdek.
Özür diledi.
Kimden, Ermenilerden, Rumlardan ya da diğer Hıristiyanlar dan mı?
Ahmet Kaya’ya küfretmek için, bir inancın bir özelliğine tutunan bu insanın özürünü biz şimdi nasıl algılamalıyız?
Sayın Şenay Düdek’e “Ahmet Kaya’nın sünnetsiz olduğunu nasıl bildiğini” soran olamdı. Sormak gerekir; öyle ya, bu pratik bir bilgidir. “Bu bilgiyi nasıl elde ettiniz?”
Ama esas yeniden sormak gerek, Düdek’in özrünün nasıl bir sahiciliği vardır. Biz insanların bir özrü, bir bağışlanma isteğini sahici saymak için gereksinme duyduğumuz hangi etkinliği, hangi insani davranışı göstermiştir.
O gece, şimdi benim burada yinelemeye terbiyemin el vermediği küfürler eden ve o cinayetten sonra hiç sesi çıkmayan Müge Anlı’nın sesi, Van’daki depremden sonra yeniden çıktı. Herhangi bir iyilikle değil. Katıldığı bir caniliğin üzüntüsüyle değil, deprem felaketini yaşayan insanlara “Oh olsun” anlamına gelen seslenişlerle haykırdı…
Çok insan kızdı Anlı’ya. İnsanların çoğu, böyle bir yüzle, yüz yüze yaşamayı sevmeyeceği için kızdı belki. Ama demek ki, Anlı’nın, Ahmet Kaya’ya küfrederken taşıdığı zihin yapısı, kindarlık, ırkçılık bir anlık öfkenin işi değilmiş demekten kendini almıyor insan.
İğrendim.
Ama anladım.
“Atın bu adamı… Kovuuuun… Vatan haini bu…” diye bağırıyordu film yapımcısı Tunca Yönder.
Kovdular.
Ahmet’in ve sevgi değer eşi Gülten Kaya’nın oturduğu masaya çatal bıçak fırlatarak, kovdular.
“Hayvan oğlu hayvan” diye bağırıyordu kadın. “Yürekli bir televizyoncu yok mu, size laf söyledi beyler, hepiniz böyle oturacak mısınız?” Kabadayısını arayarak inletiyordu ortalığı kadın… Adı, Nezihe Kazancı, Kanal 9 televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni.
Cinayet tek kurşunla, bir hançer darbesiyle işlenmedi.
Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde yaptığı konuşmadan dolayı Ahmet Kaya’ya, TCK. 169 ve 312. maddeleri gereği 10.5 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Bilinçle. Sindire sindire, sistematik olarak işlendi cinayet. Çünkü ırkçılık bir sistematikle işler insanların beyinlerine…
Ben böyle bir yazıyı yazmazdım. Ahmet Kaya öldükten sonra, sözcükler hep aynı yere çıkacağı için susmuştum.
Yazmazdım böyle bir yazı, eğer katillerden en büyüğü, hiçbir şey olmamış gibi, onun fotoğraflarının altına “Tarafsızca” şeyler yazarak, öldürdüğü insanı bir de böyle tekmelemeseydi. Yazmazdım inanın, katil, halkın unutkanlığına bu denli güvenerek öldürdüğünün “Ruhunu şad etmeye” yeltenmeseydi.
Yazmazdım, o gazete, o “Kılıç balığının öyküsünü” böylesine kötüye kullanıp ölümüzü böyle ince bir adilikle dürtmeseydi.
Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999’un gecesinde tam olarak öldürülemedi. Orada güçleri yetmedi. Ahmet, bu saldırganlıklara, mahkeme salonlarına alışkındı.
Sonrası var.
Böyle bir olaydan sonra, basında haberler çıkması normaldir. Çıkmalı da. Ama bir haberin doğru olup olmadığını soruşturacak bir kurumun olmadığına inanmamız için her şey yapıldı. Her şey yapıldı ve Ahmet Kaya’yı öldüren silahların arasına yalan silahını da kattılar.
Bugün Ahmet Kaya’nın albümünü yayımlayan Hürriyet gazetesi 14 Şubat 1999’da manşetten bir fotoğraf yayımladı:
Bir Kürdistan haritasının üstüne, Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını yerleştidiler ve o haritaya Ahmet Kaya’nın fotoğrafını monte ettiler. Haber, Ahmet Kaya’nın 1993’te, Berlin’de PKK için bir konser verdiğini duyuyordu.
Ertuğrul Özkök’ün manşeti şöyleydi:
“Ayıp ettin gözüm”
Haber yalandı. Örneğin fotoğraf söz konusu edilen konseri değil, Kürdistan’ı gösteriyordu. Fotoğraf montajdı, sahteydi. Haberin yalan, fotoğrafın sahte olduğu kanıtlandı.
İnsan olan insana iğrenç gelmez mi?
Durmadılar.
İşkence tezgahını kurmuş çalışıyorlardı:
Aynı gazete, 20 Temmuz 1999 günü “Vay Şerefsiz” manşetini attı. Manşetin altındaki haber, Ahmet Kaya’nın Münih’teki konseriyle ilgiliydi.
Haber, parçalayıcıydı. Küfür ediyordu.
Hürriyet’in binasının duvarlarına da astığı yayın ilkelerinden biri şöyledir:
“Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan lakap ve ifadeler kullanılamaz.”
Bu gerçek yalan aklında zerre kadar insanlık olanı tiksindirmez mi?
Ve bu haber sanatçıya, ülkesinde yaşama yollarının tümünü kapattırdı. Şöyle ki, Ahmet Kaya o manşetlerden sonra, ülkesinde yaşamaya devam etseydi. Sevgili Hırant’tan önce öldürülecekti.
Türkiye’de, İstanbul’un bir caddesinde basitler basidi bir saldırgana sıktırılan kurşunlarla değil, ama Paris’te sürgünle öldürüldü.
Bir gazete, bir insana saldırmak için, delil yaratır, sahte belge, söz, fotoğraf yayımlarsa bir soran olur değil mi? Basının bir kurumu, ülkenin bir yargı merci bunu yapan gazeteye bir şey söyler diye beklemek çok insanca elbette.
Ama…
Basın Konseyi’nin başındaki adam, aynı zamanda yalancı gazetenin başyazarıydı. Oktay Ekşi…
Ekşi 14 Şubat 1999 tarihli Hürriyet’te şöyle yazdı:
“Ciddiye alsan değmez. Çünkü hançeresinden çıkan sesin ona para kazandırmasından başka, insan olarak hiçbir ‘‘artı”sı olmadığı fizyonomisinden akan bir tip.
Ara sıra ekrana yansıyan görüntüleri zaten, türkü söylemeseydi kötü bir bar fedaisi olurdu dedirtiyor.
…
Zemzem kuyusuna karanlık bir gecede işemek var, gazetecilerin bol olduğu bir yerde aynı haltı karıştırmak var.
O elbet ikincisini seçmiş:
…
Adını anmayı dahi bu sütun için bir zül saydığımız bu yaratık kardeş ise kardeşliğini bilmekle yükümlüdür.”
Alâ!
“Zemzem kuyusunu gece karanlığında kirletmeyi tercih eden” Oktay Ekşi bugün CHP’nin milletvekili.
Tuhaf değil mi?
Tam böyle soracaktım ki vazgeçtim.
Oktay Ekşi’nin yeğeni Ekrem Ekşi, 12 Eylül’ün işkencede öldürdüğü ilk devrimcidir. Yoldaşımdır. Yeryüzü durdukça yoldaşımızdır. Ekrem, göğüs kemikleri kırılarak, vücudu paramparça edilerek öldürüldü.
Ekrem’in, Oktay Bey’in yeğeni olmasının belki hiçbir önemi yok, kimi insan için kanı bağı yeterince önemli olmayabilir. Bu anlaşılır bir şeydir. Ama Oktay Ekşi, işkencede insan öldürenlerin dünyasında yedi ekmeğini, altın kravat iğnelerini o dünya verdi ona. İşkencede akan kanlarla beslendi kendisi de gazetesi de.
Şimdi mebus.
“Yaratık” demişti Oktay Ekşi, Ahmet Kaya’ya; tuhaf değil mi?
Değil.
Oktay Ekşi için sandığa oy atan insanlara, ‘Ellerinize bir kez daha bakın’ demek geldi aklıma. Vazgeçtim. Ben yazarken bile irkiliyorum diye herkesin böyle olması gerekmez ya!
Cinayet katilsiz işlenmez.
Emin Pazarcı, Fatih Altaylı ve daha niceleri.
Bu adamların her satırında küfür vardı; nefretin katmerlisi vardı.
Var.
“Başkaldırıyroum” şarkısından başlayın Ahmet Kaya’nın; çünkü üzüntü, keder insanın zihnini büzüştürür. İsyan ve sevinç inasanın yaşama kudretini artırır.
Gazeteler, Ahmet Kaya’nın,bugün öldüğünü yazıyor.
İnanıyor musunuz?”
ahmet kaya’y ı severdim nurlar içinde yatsın.
fakat kürtçe anadil mücadelesi gereksizdir ve çok geç kalınmış bir milliyetçilik ruhudur.
bugün türkiye’de türkçe’den çok ingilizce avantaj sağlar.yani benim türkçe biliyor olmam,inilizce biliyor olmamdan daha mühim değil.
hal böyle olunca bir de kürtçe’yi düşünün…anadilin kürtçe oldu ee?türk denmedi de “türkiyeli”dendi.ee?
hayat standartın çok mu yükseldi…?ne değişecek acaba?
insanları anlayabilmek ne mümkün 🙂
Marxist teoriye göre ulusu ulus yapan en önemli unsurlardan biri, belki de en önemlisi dil birliğidir. Marxist değilim ama ben de aynı fikirdeyim.
Bence Atatürk gibi entelektüel bir dahi’nin de Marx’ı okumamış incelememiş olmasına imkan yok. Ve onun doğru taraflarını aldı ki Türk Dil Kurumunu kurdu ve Türkçe’ye çok önem verdi. Nedir ulusal dil birliği? Çok basit resmi dildir. Yani eğitim dili ve devletin dilidir.
Cumhuriyetin Kürtlere karşı maalesef bu dil konusunda ayıbı olmuştur. İnsanlar Kürtçe isim koyamamış çocuklarına, kürtçe müzik vb. şeyler yasaklanmıştır. Oysa herkes anadilini öğrenmek de serbesttir. Ama devlet hastanesinde doktora gidince, derdini Türkçe anlatmak zorundasın. Doktor, Kürtçe, Zazaca vb. bilmek zorunda değil. Aynı şekilde mahkemedeki yargıç ulusal dil ile konuşur. Bunların pazarlığı zırvalıktır.
Ebubekir Bey, Almanya’da doktora derdini hangi dilde anlatıyorsun? Kürtçe mi? Türkçe mi?
Sağlıcakla kalın.
sn kambur kerim;
ne türkçe cumhuriyet dönemi türkçesi,ne de kürt sorunu cumhuriyet dönemi’nde ki sorun…
marks’ın tespitleri bilimseldir.ancak sosyolojik temelli bir bakış açısına sahip değilsek “marksizm”çözüm üretemez.
cumhuriyet dönemi,ulus devletler dönemi idi.bir imparatorluk kalıntısından yeni bir devlet kuruldu.önceleri “ümmetçilik-mümin kardeşliği”olan ortak kimlik yerine “milliyetçilik”ortak kimlik oldu…dönem dünyanın bütününde “ulus devletler”dönemiydi.
günümüze gelelim.küresel semaye’nin küresel medya aracılığıyla şırınga ettiği yeni ahlaki normlar ve rasyonelini uygulayacağı yeni insan modeli yaratılmış.
bu yeni insan modeli dinine,diline,geleneğine kısacası eski kurumlarına bağlılığı zayıflatılmış “küresel kültüre has”yeni insan.
bugün türkiye’de türkçe konuşmanın,”türk”olmanın kişiye verdiği bir paye yok.
artık türklüğe,kürtlüğe göre değil “para karşısındaki konumumuza göre”paye alıyoruz.
kürtçe anadil olsun mu?olsun.
“türk”demiyelim türkiyeli diyelim.
eee?getirisi ne?
gecikmiş bir milliyetçilik ruhu derken kastettiğim budur.
sonra devam edelim 🙂
Dil meselesinde öncelikli mesele ihtiyaçtır. Ahmet Kaya, “sadece Kürtçe şarkı söyleyeceğini” ifade edince çatallı lince uğratılmıştır. Yoksa “Türkiye’nin ana dili Kürtçe olsun” şeklindeki bir söylemini duymadım. Siyaset, Kürt meselesini çözmeden de bu ana dil konusu tartışılmaya devam edecek. Bazı Kürtler tarafından gündeme getirilecek. En baştan farklılıkları sindirebilmiş olsaydık, belki insanlar Kürtçe şarkı söylemek için yanıp tutuşmayacaklar, nihayetinde de bu mesele konuşulmayacaktı.
ned
çok haklısın..ahmet kaya “nefret cinayetine”kurban gitmiştir.kürtçe klip hazırlayıp bu klibi yayınlamak istemekten daha doğal ne olabilir?
yaşanılan linç gecesi sonrası(ki o gece ahmet’e destek veren tek kişi mehmet aslantuğdur),emniyet tarafından sürekli ifadesi alınmak için çağırılan,soruşturmalarla kovuşturmalarla bunaltılan ahmet kaya türkiye’yi terketmiş ve “kahrından ölmüştür”.
bizim tarihimiz insanlık ayıplarıyla dolu…
mustafa balbay gibi eline kalemden başka birşey almamış insanlar “tam teşebbüs darbe girişimi”suçundan yargılanıp tek hücreli odalarda tutuluyorlar.
çarpık siyaseti,çarpık sosyal yapı’yı cumhuriyet devrimleri adı altında gizlemek çok daha büyük bir yanlış.
kürtçe’nin anadil olup olmamasının kürt vatandaşına kazandıracağı gecikmiş bir milli hevesten başka birşey değildir.
feodal bölge’de kürtçeyi anadil olarak eğitim alıp ta ömrünün sonuna kadar “ırgat”olmayı kabul eden bir kürt vatandaşının hayatında ne değişecek acaba?
önceleri “dinler”aracılığyla gizlenen ekonomik dengesizlik şimdiler de “etnik kökenlerle”gizleniyor.
aklı başında olanlar yutmuyor tabii.
güneydoğu’yu bir kenara bırakalım.
istanbul’da yaşayan ve iyi eğitim alan bir türk bireyin meslek hayatı’na atılırken,gene aynı şehirde yaşayan ingilizce’yi,ispanyolca’yı iyi konuşup yazabilen fakat daha az eğitim almış birey kadar şansı yoktur.
türkçe’nin ya da kürtçe’nin bu dilleri konuşabilen insana verdiği paye “ben türküm”ya da “ben kürdüm”diyebilmekten başka birşey değildir.
reel hayat milliyetçi hezeyanların çok üzerindedir artık…
küresel kapitalist sistem budur.
gürcü kökenli bir aileye mensubum.üst kimlik olarak “türküm”demekte bir sakınca görmüyorum.
gürcüce ya da kürtçe anadil eğitim olabilir…hatta lazca çerkezce vs…
boş işler bunlar:)
ilk beş’i ve sonra diğer ikisini de düşündüm;
hepsi gibi; bi ölçü de;
bu nasıl olacak-olur-bilmem ama;
diller yaşamalı ama sanki ortak bi insanlık dili de olmalı gibi; bu değilse bile bol tercüman ya da bunun gibi bi şey; işaret dili gibi; evrensel; tüm insanlığın bildiği-anlaştığı ve anlaşabildiği; Ama belki de birbini tanımayan insanların anlaşmaması güzel , Düşündüm de bi an; Farkl ıbi anlaşma ve çağrışım; Ve belki de aslında (bir ölçü de) anlaşıyorlar-anlaşabilirler; Sadece siyaset konuşamazlar belki;
link to isiklidusler.blogspot.com.tr