Bir insanı tanımak için eskiden onunla uzun yürüyüşlere çıkmak, aynı masada oturmak ve suskunluklarını dinlemek gerekirdi. Bugün ise birkaç tıklama, konum geçmişi, gece yarısı yapılan aramalar ve bir alışveriş sepeti çoğu zaman daha hızlı sonuç veriyor. Fiziksel bedenimiz sokakta yürür; dijital gölgemiz ise aynı anda düzinelerce platformda dolaşır, iz bırakır, tercih yapar, tahmin edilir ve paketlenir. Üstelik bu gölge, çoğu zaman bizim kendimize anlattığımız hikâyeden daha ayrıntılıdır.
Dijital iz yalnızca paylaştığımız fotoğraflardan oluşmaz. Bir videoyu kaçıncı saniyede kapattığımız, hangi haberde biraz daha uzun durduğumuz, haritada hangi rotayı seçtiğimiz, uyku uygulamasını ne zaman açtığımız, hatta yazıp göndermediğimiz bazı mesajların davranışsal ritmi bile anlamlı veriye dönüşebilir. Tek başına önemsiz görünen parçalar, algoritmaların elinde bir araya geldiğinde şaşırtıcı derecede canlı bir portre çizer. Bu portre yaşımızı, ekonomik durumumuzu, kaygılarımızı, politik eğilimlerimizi, ilişki ihtimallerimizi ve satın alma zaaflarımızı tahmin etmeye çalışır.