Mağaradan Çıkamadık, Sadece Wi-Fi Bağladık

Platon’un mağara alegorisinde insanlar, arkalarındaki ateşin önünden geçen nesnelerin duvara düşen gölgelerini gerçek sanırlar. Zincirlidirler; başlarını çeviremezler, dışarıyı göremezler, güneşi bilmezler. Modern insan ise zincirlerini paslı demirden değil, parlak camdan yaptı. Bileğinde akıllı saat, cebinde telefon, masasında monitör, salonunda televizyon var. Artık mağaranın duvarı taş değil; yüksek çözünürlüklü, renk doygunluğu ayarlanmış, göz konforu modu açık bir ekran.

İşin komik yanı şu: Eski mağara insanı gölgeleri gerçek sanıyordu çünkü başka seçeneği yoktu. Biz ise başka seçeneklerimiz olduğu hâlde gölgeleri tercih ediyoruz. Dışarıda rüzgâr var, yüz var, koku var, dokunma var, tesadüf var. Fakat biz bir yemeği tatmadan önce fotoğrafına bakıyor, bir şehri gezmeden önce videosunu izliyor, bir insanı tanımadan önce profilini inceliyoruz. Gerçeklik artık yaşanan bir şey olmaktan çıkıp taranan, kaydırılan, beğenilen ve arşivlenen bir şeye dönüşüyor.