Bir odaya girersiniz ve hiçbir somut kanıt yokken bir şeylerin ters olduğunu hissedersiniz. Yeni tanıştığınız birine güvenmez, yıllardır izlemediğiniz bir sporcunun hamlesini tahmin eder ya da bir iş teklifinin parlak ambalajının altında görünmeyen bir çatlak sezinlersiniz. Sonra da o meşhur cümle gelir: “İçime doğdu.” Peki gerçekten içine bir şey mi doğmuştur, yoksa beyniniz siz fark etmeden devasa bir veri setini tarayıp sonuç mu üretmiştir?
Önseziyi mistik bir sis perdesine hapsetmek kolaydır; onu bütünüyle küçümsemek ise daha büyük bir hatadır. İnsan beyni, her saniye sayısız ayrıntıyı kaydeden olağanüstü ekonomik bir örüntü makinesidir. Ses tonundaki milimlik değişim, yüz kaslarındaki kısa bir gerilim, bir cümlenin gereksiz yere uzatılması, mekândaki alışılmadık sessizlik, geçmişte benzer durumlarda yaşanmış hayal kırıklıkları… Bilincimiz bu ayrıntıların çoğunu tek tek raporlamaz. Fakat bilinçdışı, arka planda çalışmayı sürdürür. Önsezi, çoğu zaman bu sessiz işlemin ekrana düşen kısa bildirimidir.