Evrenin bir simülasyon olabileceği fikri, modern çağın mağara alegorisi gibi: Platon’un gölgeleri bugün yerini piksellere, idealar dünyası da bir tür kozmik işlemciye bırakmış durumda. Üstelik bu düşünce yalnızca bilimkurgu masalarının üzerinde dolaşmıyor; kuantum fiziğinin bazı tuhaf deneyleri de bu hayale yakıt taşıyor. Özellikle çift yarık deneyi, evrenin ancak bakıldığında sahneyi yükleyen bir oyun motoru gibi çalıştığı iddiası için en sık çağrılan tanık. Peki gerçekten öyle mi? Yoksa kuantum dünyasının garipliğini, bilgisayar çağının metaforlarıyla fazla mı süslüyoruz?
Çift yarık deneyinde ne oluyor?
Deneyin özü basit, sonucu huzursuz edicidir. Elektron, foton ya da başka kuantum parçacıkları iki dar yarıktan geçirilir. Eğer parçacıklar klasik anlamda küçük bilyeler gibi davransaydı, arkadaki ekranda iki çizgi görmemiz gerekirdi. Fakat ölçüm yapılmadığında girişim deseni oluşur; yani parçacık, dalga gibi davranmış görünür. Daha da ilginci, hangi yarıktan geçtiğini anlamaya çalıştığımızda girişim kaybolur ve iki çizgiye benzeyen klasik bir dağılım ortaya çıkar. Sanki evren, bakmadığımız yerde olasılıkları açık tutuyor, baktığımızda ise tek bir sonuç seçiyor.