Küçük Prens ve kendini beğenmiş adam-5

İkinci gezegende kendini beğenmişin biri oturuyordu. Küçük Prens’i uzaktan görünce:
– Ha, ha! İşte hayranlarımdan biri ziyaretime geliyor, diye bağırdı.
Öyle ya, kendini fazla beğenen insan, dünyada herkesi kendine hayran sanır.
– Günaydın, dedi Küçük Prens şapkanız ne garip!
– Selam vermeye yarar. Beni alkışladıkları zaman, şapkamı çıkarır, selam veririm. Ne yazık ki buralara uğrayan yok.

Küçük Prens:
– Ha, öyle mi? dedi, ama anlayamadı.
– Ellerini çırp!
Küçük Prens ellerini çırptı. Kendini beğenmiş adam da alçak gönüllü bir tavırla şapkasını çıkarıp selam verdi.
Küçük Prens de:
“Burası kralın gezegeninden daha eğlenceli bir yer” diye düşündü ve alkışlamaya başladı. Kendini beğenmiş, şapkasını çıkarıp yine selam verdi. Bu oyun beş dakika böylece sürüp gidince, Küçük Prens’in canı sıkıldı:
– Peki, şapkanızı aşağıya indirmeniz için ne yapmalı? diye sordu.
Ama öteki bu soruyu duymadı bile, onun gibi kendin ibeğenmişler yalnız alkışları duyarlar.
– Bana çok mu hayransın? diye sordu.
– Hayran olmak ne demek?
– Hayran olmak, benim, gezegenin en güzel, en iyi giyinmiş, en zengin, en zeki adamı olduğumu kabul etmektir.
– İyi ama gezegeninde yapayalnızsın!
– Ne olacak, hatırım için, bana hayran ol.
Küçük Prens omuzlarını silkerek:
– Peki, dedi, sana hayranım. Ama ne işine yarayacak?
Sonra da kalktı gitti. Yolda: “Büyükler amma da tuhaf insanlarmış” diye düşündü.

Hiperekspleski – Abartılı Şaşkınlık Tepkisi, Katılaşmış Adam Sendromu –Kök Hastalığı

Çünkü her şey, her yerde, her zaman şok edicidir.

Kendinizi Sınayın

  • Kolay şaşakalır mısınız?
  • Yüksek sesler sizi gereğinden fazla mı irkiltir?
  • Kaslarınız sizi felç edecek kadar kasılır mı?
  • O ses neydi?

İç Ses

Bu kızı ilk buluşmada Kont Drakula’nın Kanlı Dehşet ve Çılgınlıklar Evi’ne götürmen çok iyi bir fikir. Daha önce denediğin ve hiç de iyi sonuç almadığın Fransız bistrosundan sonra iyi bir değişiklik olacak. Fotoğrafçıda çalışan şu kızıl saçlı hatunu bistroya götürmüştün ve yandaki masada oturan çift şampanya ısmarlamıştı. O şampanya şişelerini açmadan önce garsonların seni uyarması gerekiyor. Tanrım, kızıl saçlıyı gerçekten şoka uğratmıştın. Kuru temizleme faturasını sana ödetmeyi kabul etseydi bari.
Sonra tuvaletten dönerken metrdotel ansızın yanından geçmişti. Bu da ortalığın karışmasına yetmişti. O güne dek hiç kimse bir adamın aniden donup, yanlamasına Grand Marnier soslu suflenin içine düştüğüne tanık olmamıştır.
Sonra escargots’nun (Fransa’da en beğenilen yemeklik salyangoz) ne olduğunu keşfettiğin gün var. Tanrı aşkına, bunu mönünün bir yerinde belirtmeleri gerekir.
Neyse. Kont Drakula’nın Kanlı Dehşet ve Çılgınlıklar Evi müthiş olacak.

Ring the bell!

YOKYER’de KAPIları ve onunla ilgili olanları zevkten dörtköşe okumaktayken, birden aklıma eski bir anı geldi.

Sanırım 89 yılıydı, ilk kez İngiltereye gidişimdi. Hesabımdan para mı çekecektim ya da başka bişey, bir banka şubesine girdim (ingilterenin bankacılık sistemi bizimkinden geriydi o sıralar, bilmem biraz geliştirebildiler mi). Baktım bankolar boş, ama sahiden boş, ne müşter ne çalışan var. Bi tanesine gidip nazikçe beklemeye başladım. İçerlerde dolaşmakta olan bi görevli bankoya yaklaşmaksızın uzaktan bana seslendi “ring the bell!”.

Öyle aval aval bakındım, nasıl yani? Kimse bana aldırmıyordu. Ben de bir zil aranayaım bari dedim. Şubenin kapısından çıktım, oralarda çalacak bir zil arandım. Ve bi tane vardı, ona bastım. Yanındaki süslü kapı hemen “tık” dedi otomatik açıldı. Yukarı doğru çıkan merdivenlere şaşırarak baktım. Çıksa mıydım acaba. Kapıda bank the vs vs gibi süslü ve uzun bi yazı vardı.

Şöhretin Bedeli;)

Akçay’da bir kafe de oturuyoruz.

Karşı masada, 40 yaş civarında bir çift ve 11-12 yaşlarında çocuklarıyla, bizim masayı işaret ederek konuşuyorlar.

Özellikle bayanın, çocuğun kulağına eğilip, bizim masayı da parmağınla göstermesini de kaçırmıyoruz.

Eşim dayanamadı, bana;

-Bu kadın niye seni işaret edip gülüyor falan?

-Bence masayı işaret ediyo..

-Hayır seni işaret ediyo.

-Hayatım, beni niye işaret etsin ki?

-Ben de bunu soruyorum.

-Yaa.. her yerde bi halt çıkarıyorsun, belki senin arkadaşın..

-Arkadaşım olsa bana bakar, ayrıca kalkar gelir, dimi ama..o kadar da salak değiliz…

-Ne yani, salak ben mi oldum şimdi?

-Evet, salak gibi davranıyorsun…

-Yahu! naptım şimdi ben?

-Daha napcan, salak gibi davranıyorsun..