KÂİNAT (EVREN)

Yerler, gökler, güneş yıldızlar, gezegenler ve bütün yaratıklar Allahu Teâlâ’nın yarattığı bütün varlık âlemi.

Günümüz ilmî araştırmalarına göre Evrende milyarlarca galaksi vardır. Samanyolu da bu galaksiler arasındadır. Den yapılı kızgın bir gaz kütlesi olan Güneş de Samanyolunu oluşturan milyarlarca yıldızdan biridir. Çapı 1.393.000 km. olup Dünyamıza uzaklığı 149.600.000 km. dir. Güneşin ışığı bize sekiz dakikada ulaşmaktadır. İri bir gaz fırınına benzetilebilecek olan Güneş, saniyede 600 milyon ton hidrojeni helyuma dönüştürür. Yani bir saniyede binlerce hidrojen bombası patlamakta, hidrojen atomları helyum hâline dönüşmektedir. Güneş sistemi, henüz sayısı tam netleşmemiş gezegenlerden oluşmaktadır. Bunlardan iç gezegenler grubunda; Merkür, Venüs, Dünya ve Merih bulunmaktadır. Bundan sonra Asteroidler’in doldurduğu bir boşluk yer alır. Daha sonra da; Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton’dan oluşan dış gezegenler grubu bulunur. Aslında Güneş küçük bir yıldız olup dünyaya yakın olduğu için büyük görünür. Güneşten milyonlarca defa daha büyük yıldızlar vardır. Dünyamıza öyle uzak yıldızlar vardır ki, ışıklarının bize gelmesi için aradan yüzyıllar geçer. Bizim Samanyolumuzun komşusu Andromeda Nebula’sının kütlesi milyarlarca güneş kütlesine eşittir. Çapı ise 60 bin ışık yılıdır.

Milyarlarca yıldızdan her birinin ayrı ayrı gezegenleri ve uyduları bulunduğu gözönüne getirilirse bir galakside trilyonlarca gökküre olduğu söylenebilir. Yalnız Palamar’daki Hale teleskopunun görüş alanı içinde bir milyar nebula olduğu düşünülürse Evrenin büyüklüğü hakkında az çok fikir sahibi olabiliriz.

Evrende her şey hareket halindedir. Ancak yıldızlar galaksileri ile, uydular da yıldızları ile birlikte döndükleri için birbirlerine olan mesafeleri ve sistem içindeki yerleri pek değişmez. Güneş de kendi ekseni etrafında, bütün gezegenleri ve uyduları ile birlikte Samanyolu etrafında ve ayrıca, Samanyolu ile beraber evrende dönmektedir.

Hiç şüphesiz bu uçsuz bucaksız kâinat, Yüce Allah’ın eseridir. Nasıl ki basit bir elbiseyi düşünürken, onu diken bir terzinin olduğunu; bir bina gördüğümüzde, onu yapan bir ustanın bulunduğunu biliyorsak, kesin olarak biliyor ve inanıyoruz ki; Evreni, Evren içinde galaksileri, galaksiler içinde Samanyolunu; Samanyolu içinde yıldızları, yıldızlar içinde Güneşi ve diğer gezegenlerle birlikte Dünyamızı; Dünyamız içinde dağları, denizleri, nehirleri, ormanları, bitkileri, hayvanları, ormanları, bitkileri, hayvanları ve insanları yaratan yüce bir Rab vardır.

Kur’ân-ı Kerim ve Kâinat:

Kur’an-ı Kerim’de Evrenin yaratılışından, göklerden, gezegenlerden, yıldızlardan söz eden ve bunlar etrafında insanı düşünmeye, ibrete sevkeden pek çok âyet vardır. Bunlardan bazılarını sıralayalım: “Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel iş işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur…” (Hûd, 11/7)

“İnkâr edenler gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi?” (el-Enbiyâ, 21/30)

“Allah gökleri gördüğümüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir” (Lukman, 31/10-11).

“Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bak, bir çatlak görebilir misin?” (el-Mülk, 67/3)

“Gökleri ve yeri yaratan, yukarıdan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve Güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah’tır” (İbrâhim, 14/32-33).

“Geceyi ve gündüzü, Güneşi ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bu yörüngede yürür ” (el-Enbiyâ, 21/33).

“Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O’dur ki ‘ol’ dediği gün hemen olur; sözü gerçektir” (el-En’âm, 6/73).

“Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir” (el-Bakara, 2/29).

“Güneşi ışıklı ve ay’ı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O’dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır, bilen millete âyetleri uzun uzadıya açıklıyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için âyetler (ibretler) vardır” (Yûnus, 10/5-6)

“Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır” (el-Ankebût, 29/44).

Sıraladığımız âyetlerde “Bütün canlıların sudan meydana getirildiği” belirtiliyor, “duman halinde olan gök”den bahsediliyor. Anlaşılıyor ki Arş, kâinat yaratılmadan önce su üstünde idi. Yüce Allah diriliği ve canlılığı bu sudan meydana getirdi. Bilimsel araştırmalar bugün canlıların susuzluğa dayanamadığını gösterir. Çünkü bir su molekülü vücutta 7-14 gün kalıyor, sonra atılıyor ve yerine canlılık sağlayacak yeni su iyonları alınıyor. Bir hücrenin sağlıklı olması da çevresindeki su iyonlarının dengesine bağlıdır. Böylece canlının, fonksiyonunu yerine getirmesi demek olan diriliğin temel şartının şu olduğunu Kur’ân âyeti bize 15 yüzyıl önce haber vermiş oluyor.

İhtimal ki evren bir zamanlar sıvı haldeydi. O durumda ne kadar kaldığını Allah bilir. Sıvı, daha sonra gaz durumuna dönüştü. Böylece evrenin aslı gaz kütlesi haline geçti. Yüce Allah, bir patlama ile Evrenin oluşumuna yeni bir şekil verdi. Bu patlama sonunda Güneşten çevreye ateşten toplar savruldu. Dünyamız da bu alev toplardan biri iken milyonlarca yıl soğuma aşamasından geçti, zamanla ağır maddeler dibe çöktü, Dünya çekirdeğini oluşturdu. Bazı ilim adamlarının tahminlerine göre yükselen gazlar su buharına dönüşerek yağmur halinde yağdı, denizleri meydana getirdi. Âyetlerde de belirtildiği gibi Cenâb-ı Hak hava, su, toprak gibi unsurlara bugünkü özelliğini verdi; ısısını, dönüş hızını ve eğikliğiyle atmosferini insan ve diğer canlıların yaşayışına elverişli hale getirdi. Nitekim: “… Ardından yeri düzenlemiştir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir” (en-Nâziât, 79/30-31) âyeti buna işaret etmektedir. Ayrıca bu âyetteki”Yeri düzenlemiştir” ifadesi lugat bakımından incelendiğinde bunun elips şeklinde olduğu anlaşılır. Çünkü buradaki düzenlemek anlamındaki”dehâ” kelimesi “devekuşu yumurtası” anlamına da gelmektedir ki bu kuşun yumurtası elipse en yakın şekil olarak bilinmektedir. Diğer taraftan “Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O’dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar” (ez-Zümer, 39/5) âyeti de dünyanın yuvarlaklığına açık bir delildir. Buradaki “dolamak” kelimesi “küre şeklinde sarmak” demektir.

“Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler… ” (en-Neml, 27/88). Bu âyette yeryüzünün kendi ekseni etrafında dönüşü kesin olarak açıklanıyor. Çünkü ilmi bir gerçektir ki, dağların bulutlar gibi yürümesi yeryüzünün dönüşüne bağlıdır.

Diğer bir âyette de “Allah sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları meydana getirdi” (en-Nahl, 16/15) buyruluyor. Bilimsel incelemeler göstermiştir ki, dağlar kaynamakta olan bir kazanın kapağı gibidir. Bu sayede yeryüzünün merkezindeki alev yığınları yukarı çıkamamaktadır. Üstelik dağların ağırlığı zelzelelere karşı da bir paratoner gibidir. Şayet dağlar olmasaydı yeryüzü devamlı bir sarsıntı geçirecekti, üzerine nehirlerin kurulması mümkün olmayacaktı.

Meallerini nakledeceğimiz şu iki âyette ise Güneş sisteminin hareket ettiği, gezegenlerin de birer yörüngede döndükleri açık bir şekilde belirtilir:

“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir” (er-Rahmân, 55/5).

“Güneş de yörüngesin de yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez, gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler”(Yasin, 36/38-40).

En’âm sûresindeki bir âyette de hava basıncına işaret edilir:

“Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslâmiyet’e açar, kimi de saptırmak isterse göğe yükseliyormuş gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar…” (el-En’âm, 6/125).

Bilindiği gibi her yüz metre yükseklikte hava basıncı bir derece azalır ve yükseklere tırmandıkça nefes almakta güçlük çekilir. İşte yukarıda mealini okuduğunuz âyet bu ilmî gerçeği ifade ediyor, üstelik âyette göğe yükselmek deyimi kullanılarak uzay çağındaki gelişmelere de işaret ediliyor.

Hiç kuşkusuz şu âyetlerde de çekim kanununa işaret vardır:

“Gökleri gördüğümüz gibi direksiz yükselten Allah’tır” (er-Râd, 13/2)

“Allah gökleri gördüğümüz gibi, direksiz yaratmıştır” (Lukmân, 31/10).

“O, göğü yükseltmiştir, tartıyı (dengeyi) koymuşlar” (er-Rahman, 55/7).

“…Buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü Allah’ın tuttuğunu görmez misin?” (el-Hacc, 22/65).

Yukarıdaki âyetlerde açıkça belirtilen denge ile yükseltme ve tutmadan maksat itme ve çekme kuvvetidir. Böylece göğün düşmeyecek şekilde korunması Allah’ın verdiği çekim kanunu ile gerçekleşmektedir. İnsanları ve diğer varlıkları yeryüzünde tutan da Allah’ın koyduğu çekim kanunudur. Bu kanun olmasaydı insanlar ve diğer varlıklar Evrenin boşluğunda dağılıp parçalanırdı.

Bâzı âyetlerde geçen “yedi kat gök” ifadesi ise bir çok açıklamanın yanında günümüz bazı bilim adamlarınca şöyle açıklanmaktadır:

  1. Birinci gök: Dünyamızın Güneş sistemiyle birlikte bulunduğu uzay mekânı.

  2. İkinci gök: Galaksimizin bulunduğu uzay mekânı.

  3. Üçüncü gök: Galaksi grubumuzun uzay mekânı.

  4. Dördüncü gök: Galaksi gruplarının ortaklaşa düşünüldüğü Evrenin merkez radio-manyetik mekânı.

  5. Beşinci gök: Kuasarlar (yıldızlar doğuran tohum deposu yıldızlar)ın bulunduğu Evren mekânı.

  6. Altıncı gök: Kaçan yıldızların bulunduğu genleşen Evren mekânı.

  7. Yedinci gök: Bunun dışındaki evrenin sınırsız sonsuzluklarını temsil eden Evren mekânı (bk. Haluk Nurbaki, Kur’an-ı Kerim’den Âyetler ve İlmî Gerçekler, III, 14-15)

Yüce Allah Evrene ve Evren içinde Dünyamıza öyle bir düzen, öyle bir denge vermiştir ki, en küçük bir değişiklik halinde tüm gezegenler birbiriyle vuruşur, canlılar dünyasından hiç bir iz kalmazdı.

Şu âyetler bu dengeye açıkça işaret eder:

“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır” (el-Kamer, 54/49)

“Onun katında her şey bir ölçüye göredir” (er-Râd, 13/8).

Kur’ân’da işaret edilen bu ölçüyü ilmî gerçeklerle açıklayalım:

  1. Dünya kendi ekseni etrafında saatte bin mil yapar. Eğer böyle değil de saatte yüz mil yapacak kadar dönseydi, gündüz ve gece şimdi olduğundan daha uzun olurdu. Bu takdirde bitkiler gündüz yanar kavrulur, geri kalan olursa uzun gecede onlar da donardı.

  2. Dünyamız Güneşten o kadar ölçülü uzaklıktadır ki, bizi tam ısıtmaktadır. Eğer Güneşin bu sıcaklığı (hidrojen patlamalarının helyuma dönüşmesi) yarı yarıya azalacak olsa soğuktan donardık, yarısı kadar fazla olsa yanardık.

  3. Dünyanın 23,5 derecelik eğik durması mevsimleri doğurmakta, kıtaların birer buz parçası haline dönüşmesini önlemektedir. Bu eğiklik şayet iki derece fazla ya da iki derece noksan olsaydı yeryüzünde yaşama imkânı kalmazdı.

  4. Ay dünyamıza şimdiki noktasında ellibin mil ötede olsaydı yeryüzünde, med-cezir (gel-git) olayları çok müthiş olurdu ve bütün kıtalar günde iki kere su altında kalırdı.

  5. Eğer yeryüzünün kabuğu bugünkünden bir miktar daha kalın olsaydı bitkilerin yetişme imkânı kalmazdı.

6 Dünyanın çevresindeki atmosfer tabakası biraz daha ince olsaydı, bizden uzakta yanıp parçalanan binlerce meteor, dünyamızın her bölgesine çarpar ve her yeri yakardı.

  1. Bundan yaklaşık yüz yıl öncesine kadar insanlar ısınma ve enerji ihtiyaçlarını odunla karşılıyorlardı. Şayet kömür ve petrol çıkmasaydı bugün ormanlardan iz kalmayacak, dünyamız yaşanmaz bir duruma gelecekti. Halbuki Yüce Allah yeryüzündeki tüm insanlara yetecek ölçüde kömür ve petrol vererek insanlığın imdadına yetişti. “Göklerde ve yerde neler var, bir bakın” (Yunus, 10/101). Ve “O, yeşillikler bitirmiştir, sonra da kapkara kupkuru hale getirmiştir” (el-A’la, 87/4-5) âyetlerinin yeraltı zenginliklerinden kömür ve petrole işaret ettiği söylenir.

  2. Yeryüzündeki elementler Allah tarafından insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Meselâ silisyum, potasyum, demir bileşiklerinden biri bile yeryüzüne verilmeseydi insanlık çok sıkıntıya düşerdi.

  3. Fizik kanunları yüksekten düşen bir cismin gittikçe hızlandığını söyler. Buna göre kilometrelerce yukarıdan dökülen yağmur suları dünyaya birer mermi gibi inmesi gerekirdi. Bir sağanağın yeryüzünde ne var ne yoksa tahrip etmesi, kafataslarımızı delip beyinlerimize işlemesi gerekirdi. Halbuki yüce Allah’ın koyduğu eşsiz düzen ve kanunla göklerden inen yağmur damlaları bizi okşarcasına akar gider ve ölüm yerine hayat, felâket yerine bereket getirir.

10 Yeryüzünü kaplayan bunca bitki, fotosentez yolu ile bize oksijen hazırlamakta; havanın terkibini, yaşayabilmemiz için gerekli dengede tutmaktadır. Şayet havadaki karbon miktarı daha fazla olsaydı canlılar için solunum zorlaşacaktı.

Gözlerimizi etrafa çevirip dikkatle baktığımızda atom çekirdeğinden hücreye, hücreden insan beynine, tohumdan ağaca, kum zerrelerinden kâinatın en uzak köşelerindeki galaksilerle kadar her şeyde ayın ölçünün geçerli olduğunu görüyoruz. İşte bir, her şeyi yoktan vareden Yüce Allah’ın, kâinata yerleştirdiği hassas düzen ve dengedir.

Kur’an-ı Kerim sık sık evrendeki ilâhî dengeyi hatırlatarak “akıllı insanlar için bunda ders ve ibret olduğunu” belirtir ve onları insana çağırır.

Hüseyin ALGÜL

Ana Tanrıça MA-devam

Konu Başı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=2064

Medeniyet ve Dil

İlk tarım ve insanlığın yerleşik düzene geçmesiyle paralel dil yetkinliğin artması sanal bir tarih olan MÖ.8000 olarak belirlenir. Benim şahsi görüşüm hazar denizi civarlarında bir yerde bir kavim veya iq derecesi yüksek biri tarım yapmayı başarmış kavmini zamanının ötesine taşımış böylece dil ve din ikilisi yozlaşma sürecini başlatmıştır. Tüm yozlaşma sürecinde değişmeyen bazı noktalar vardır:

1.Coğrafi adlar
2.Dinsel özler (yaratıcıya olan hayranlık gibi)
3.Özel isimler

Buna göre ölçüt olarak alacağımız şey nedir? Ölçütmüz Ma (toprak ana) tanrısına tapan ve o dili konuşan gruptur.

Önerme 1 : Bu kavimden bir çok kavim türemiş dil yozlaşmıştır.
Önerme 2 : Bugün bile kullandığımız kelimeler olabilir.

Her ikiside doğrudur.

Örnekler : Kaan ile Kenan arasında ilişki nedir ?
Ma dilinde KA baş buna istinaden KUTSAL demektir. Yani en büyük ulu lider Tanrı MA dır. KA onun kutsallığını ifade eder. Ma dilinde NAN veya NA ülke anlamındadır.

Dönüşüm 1) AGAMEMNON = aka ma nan = ma ülkesinin kutsal komutanı (helence zannedilen bu kelimenin ne helen dilinde nede şimdiki yunan dilinde bir anlamı yoktur)
Dönüşüm 2) Farsi “a-ka” veya türkçe “ağa” kelimeleri.
Buna göre ;
KA-AN = Ülkenin kutsal başı (lideri)
KE-NAN = Kutsal ülke (toprak)
“Kenan Vadisi” MUSA’nın kavmini götürmek istediği yerdir. Musevilere göre orası kutsal topraklardır ama “Kenan” özel isimdir ve ne ibrani nede semit dilinde anlamı yoktur. Burada dikkat edilecek nokta “Kenan” aslen cografi bir isimdir. Ve sümer yazıtlarında bile adı “Kenan” dır. O halde bölgeyi isimlendiren onlardan daha eski bir olgu vardır.

KHAN = KAAN
TAR = TA-ARA
TA = Kainat (göksel olan herşey)
ARA = Sunak (din)

Böylece TAR-KHAN
Kainatın ve dinlerin kutsal lideri (koruyucusu) anlamını ifade eder…

MA-Nİ-TU = MA-NA-TA
Amerika yerlilerinin (yaygın anlayışla kızılderililer) taptıkları Manitu adlı tanrı bize pek yabancı olmayan Mani dini tapkısını dile getirir… Yerliler kendi ağızlarında ölünce “Manitunun Yeşil Çayırları”na gideceklerini söylerler… Ma dili çok net bir şekilde “Manitu” kelimesini “gök ülkenin tanrısı” olarak tercüme eder…
Ve bugün tümden varım ile daha eskiye ulaşabiliyoruz, zira hangi dili konuşursa konuşsun, hiç bir kavmin gücü coğrafi isimleri değiştirmeye yetmez.

Fonografik Değişim

Kullandığımız kelimeler ,duyduğumuz sesler ile ilgili olarak sürekli bir değişim gösterirler.
Duyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz sesler algıladığımız harflere dönüşür.
Aynı harfinin harfine dönüşümü gibi, Ülkemizdeki bu yaygın fonografik dönüşüm
Zaman zaman kız yerine gız diyen anadolu insanımı haklı yoksa yazı dili mi haklı tartışmasını ortaya atar.
Her dil kendi fonotik yapısını kendi yaratmıştır,Alışageldiği sesleri kullanmak insan ırkının doğal bir hakkı olmuştur.

Kısaca asırlarca süren bir kulaktan kulağa oyunudur bu…Alttaki satırlarda bu oyunun akılalmaz ispatını göreceksiniz.

Kuran kelimesi

Ku-ran = Kuwa-Ara-Wana = Kutsal Kitap

Kuwa = Kutsal
Ara = Sunak-Din (kitap)
Wana = Ait olan

Kuwa-Ara-Wana okunuşu = kuarana

Tevrat Kelimesi

sami dillerine göre dönüşüm
Daw-rat = Dawa-Ara-Ata (Aka) = Kutsal Yasa Kitabı

Helen dillerine göre dönüşüm
Theu-rat = The-arat (Themis helen dilinde “Yasa”, sonradan adalet tanrıçası)
Da-wa MA dilinde “Yasa” anlamındadır.
(Arap dilinde “Dava” kelimeside “Yasa” anlamındadır.)

MA dilinde Ara, Ra kelimeleri Sunak anlamındadır. Sunak rahiplerin emrindeki kutsal mekandır ve bir yazıtla korunur… “Ara” kelimesi yazıta işaret eder veya konmuş kuralları..
Bu da günümüzde kitabı ve dini ifade eder…

MA dilinde (Kawa) kutsal demektir.
Biçemleri KU, KUT, KUR, KA, AKA, ATA,AWA,AYA dönüşümü ile sıralanır.

Ma Dili Sözlüğü

Kawa : Kutsal , Tanrıçanın erkeği, Baba
Kuwa, Kut, Ka, Ha, Ku, Suwa, Su, Swa, Awa, Aya, Ata gibi dönüşümler de aynı anlamı taşır

Ara : Sunak, Yazıt, Din, Kitap- Ar, Ra, Rab

Na : Yer, Evren, Mekan – An, Nan, Nun

Ma : Tanrıça, dolayısıyla ulu ve ulaşılmaz Yüceliği kasteder.
Ana, Ama, Mama, Ani, Ni ,Mo, Mu, Amo gibi Dönüşümler de aynı anlamı taşır.

Ta : Bilinmeyen Noktaya işaret eder, Evren, Uzaklık – At, Tu, Ti

Arba : Su, Nehir ,Deniz – Arwa, Rv, Rb, Ro, Ars, Arı

Lu : Işık, Güneş – La, Lat, Li, Lim, Lu, Lut, Lum

Wi : Gökyüzü, Wu, Yi, Ya

Ka : İnsan, Adam (tanrıçanın erkeğini kastederek) – Kan, Da, Ada, Ad

Dawa : Ev,Yasa – Dama, Hama, Hana

Wa : Ateş – Ha, Fa, Ca, Şa

Araştırmamızın doğruluğunu test etmek için son hecemiz Wa(ateş) ya bir göz atalım.

Türkçe : Ocak-Sıcak-Baca–Cayır-Ateş(Ataş)-Aş (Yemek Ateşte pişirilir) ve Şa-man (ateş adamı) Şaman gece yakılan ateşin sahibidir, klan ateş etrafında dizilir, kararlar alınır, konuşulur, eğlenilir. Bu sırada şaman kötü ruhları kovar, klanın selameti için ateşe bi takım otlar atar. Dilekler diler, büyü yapar.
Türkçede Ataş kelimesinin önüne gelen hecesi Kutsal Anlamındadır.Türklerde Ateş Kutsaldır. Asla su ile söndürülmez.

Fransızca : Feu(Fö)-Chaleur(Şalör)-Charbon(Şarbon)-Calorie

İngilizce : Fire – Warm(Vorm)- Hot(Hat)-Coal-Funnel(Fanıl)-Furnace-Fever

Fuat Kenan Çakır

Arap Zihniyetiyle Bakışa hayır..

Asyalıydı atalarım, Türktü, Oğuz boylarından, cepni idiler, göçebe yaşarlardı.. Güçlüydeler, savaşçıydılar, kültürlüydüler.. Eşitlik vardı..kadınlarımız ön planda idiler.. Kapatılmadılar, arka plana itilmediler. Düşünceleri, varlıkları değerliydi..
Ve zaman geçti.. göç eyledik, Karadeniz sahillerini yurt eyledik.. Gün geldi devran değişti.. Müslüman olduk..olmamız istendi..Hatta evvelinden bu amaçla tarihteki en büyük Türk kayıpları verilmişti.. Müslüman olduk olmasınada biz Türktük. Ananelerimiz vardı, inancımız vardı, cemimiz vardı.. Araplardan sadece dini aldık..almalıydık. Arap zihniyetini, arap kültürünü, arap cehaletini istemiyorduk.. Buna direndik.. Alevi dediler, Kızılbaş dediler.. bilemedilerki en katışıksız Türk Kızılbaşlardır.. Osmanlı baştan alevi idi.. sorun yoktu.. Ama halkı din sömürüsüyle yönetmek çok kolay ki.. değişim başladı.. Sünnileşme başladı.. Kur an amaca göre yorumlanır oldu.. Özünü bırakmayan, kültürüne sahip çıkan, zulme direnen aleviler katledildi, asimile edildi.. yakıldı, yıkıldı, kesildi.. Ama sonu gelmedi, gelmeyecektide.. Benim atalarım Trabzon’da, Gresun’da yaşarken kocaman Osmanlı ordusuyla dağıtıldı.. dağlara kaçtık… göçebe yaşadık.. gün geldi dağ başlarında toplandık.. köyler kurduk kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde..daha yakın zamanlarda inmeye başladık merkezlere.. Ama her şeye rağmen özümüzü, Şamanizm geleneklerini unutmadık.. Bilirmisiniz bizim köyde hala çoğu kelimelerimiz aynen özelliklerini koruyor. Ölen gençlerimize özel eşyalarını, elbidelerini bağlar bayrak yapıp mezarına dikeriz.. 29 Şubatta posttan kıyafetler yapar, kelekler takar sabaha kadar ev ev dolanıp oyunlar oynarız..Düğünlerde düğünü sevk ve idare eden, damadın yanında bulunan baş buğ diye çağrılır.. Ama sözüm ona gerçek Türk olduğunu söyleyenler yıllarca aleviyiz diye, kökümüze sahip çıkıyoruz diye bizi dışladılar, vurdular, yaktılar. Araştırın bakalım alevi Türklerinin kökenini, Kızılbaşları.. aslımız nerden geliyor.. bunu ben demiyorum..bunu tarihçiler söylüyor.. Biz aleviyiz. Merkezimizde insan vardır, insan sevgisi vardır.. ne olursa olsun insan yaptığından sorumludur….ki ne din ne başka bir gücün arkasına sığınamaz..Alevilik tüm din ve mezhepler dahil dünyada en çok sevgiye önem veren öğreti olurken kanal bilgilerinin şimdilerde anlattığı sevgi ve BİRlik çook öncelerden ayrıntılarıyla anlatılageliniyordu.Artık uyanalım..biz Türküz..arap değil..Biz çok daha ileri kültüre, akla, zihniyete sahibiz..uyanalım artık..
Hala Osmanlı döneminin arap yaklaşımlı zihniyetiyle olaylara bakıyoruz, hala Çindeki katliama tepkisiz kalıyoruz..
Şimdi tekamülde çoğu ülkelere göre oldukça geride sayabileceğimiz ve bizi hep arkadan vurma özelliğine sahip arap devletlerine en ufak olayda canla başla sahip çıkılırken hala uyuyoruz.. Filistine can parçalayanlar, Uygurlar KİM… sadece insan olmanın ötesinde onlar kanımız, canımız.. Yıllarca bizi, kendinizden olanı yakıp yıktınız, hep Araplara sarıldınız..Uyanın artık..Yılların ezilmişliği, yılların acısı var içimizde.. Anavatanımız oralar ve oralardan gelen görüntülere bakamıyorum, haberleri dinleyemiyorum.. gözyaşlarıma hakim olamıyorum arkadaşlar.. Onları sizden çook daha iyi anlıyorum, acılarını paylaşıyorum..çünki aynılarını bende yaşadım.. damarlarımda, genlerimde o acılar taşınıyor.. Lütfen biraz hassasiyetli olalım.. Bize, kendimize sahip çıkalım.. Bu zamana kadar hep biz bize kırdırıldık.. Artık ayrımları bırakalım, TEK olalım..

Sevgi ve ışıkla kalın..

Küresel ısınma

Konferansta konuşan Prof. Veziroğlu, küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişikliği nedeniyle buzulların eriyeceğini ve 6 kıtada 150 milyon insanın taşınmak zorunda kalacağını söyledi

Dünyayı tehdit eden küresel ısınma konusunun masaya yatırıldığı konferans dün İstanbul’da başladı. Küresel ısınmaya karşı yeni çözümler üretebilmek ve tüm disiplinleri bir araya getirmek amacıyla Grand Cevahir Otel’de yapılan ve 3 gün sürecek olan “Uluslararası Küresel Isınma Konferansı”na 48 ülkeden 200’e yakın bilim insanı katılıyor.

Açılışı Bakan Eroğlu yaptı

Konferans’ta bir bildiri sunan Miami Üniversitesi Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü Direktörü ve Uluslararası Hidrojen Enerji Ajansı Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, yaşadığımız yüzyıl sonu itibarıyla deniz seviyesinin bir metre yükselmesinin beklendiğini ve bu nedenle 150 milyon insanın taşınmak zorunda kalacağını söyledi.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu açılışta yaptığı konuşmada, iklim değişikliğine karşı küresel bir mücadele gerektiğini belirterek, “Bilindiği üzere sera gazlarını bugün durdursak bile iklim değişikliği önümüzdeki 20-30 yıl boyunca devam edecektir” dedi.
Türkiye’nin, ülkelerin en yüksek risk grubunda olduğu Doğu Akdeniz havzasında yer aldığını anlatan Eroğlu, iklim değişikliğinin kıtlık ve çölleşmeyi de beraberinde getirdiğini belirtti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da küresel ısınma konusunda artık her ülkenin bağımsız davranmasının söz konusu olamayacağını, özelikle gelişmiş ülkelerin de bu konuda çok daha fazla titizlik göstermesi gerektiğini belirtti.
Konferansta bir sunum yapan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu ise küresel ısınmanın önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak muhtemel etkilerine dikkat çekerek şöyle konuştu: 

‘Ülkeler su altında kalacak’

“Güney ve kuzey buzulları eriyor. Bir sürü ada devleti ve Maldivler bu yüzyıl sonunda yok olacak. Bangladeş ve Hollanda gibi ülkeler deniz seviyesinin yükselmesinden çok çekecekler. Yaşadığımız yüzyıl sonu itibarıyla deniz seviyesinin bir metre yükseleceği tahmin ediliyor. Bu nedenle 6 kıtadan yaklaşık 150 milyon kişi taşınmak zorunda kalacak. Çünkü üzerinde yaşadıkları ülkeler su altında kalacak.”
“Eğer sınırsız fosil yakıtlara sahip olsaydık dünya yok olurdu” diyen Prof. Veziroğlu şöyle devam etti:
“Bu yakıtlar 200 yıl sonra sona erecek ve yeni enerji kaynakları çok daha temiz olacak. Örneğin nükleer füzyon önemli olacak. Yeni enerji kaynakaları daha uzun süre kullanılabilecek. Hidrojen, fosil yakıtlara oranlandığında yüzde 26 daha iyi bir enerji. Eğer hidrojen kullanılsaydı çevre ve sağlığa yılda 6 trilyon dolar zarar oluşmazdı.”
Konferans Başkanı ve Ontario Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Dinçer de gün geçtikçe dünyanın bazı kesimlerinin daha rutubetli hale gelirken, bazı kesimlerinin de kuruduğunu söyledi. (Milliyet)

Görelilik

Güneşten çıkan ışık fotonları dünyamıza yaklaşık 8 dakikada ulaşır. Yani güneş aniden sönecek olsa biz bunu 8 dakika sonra görürüz. Peki kütle çekimi? Yani diyelim ki bir güç gelip aniden güneşi tamamen yok etse? Biz güneşin yok olduğunu henüz göremeden (ışık henüz gelmediği için) yok olduğunu hisseder miyiz? (Kütle çekiminden dolayı)