Evrensel İletişimde Semboller

İnsanlar binlerce yıl öncesinden beri bir düşünceyi ifade edebilmek için türlü yollar denemişlerdir. Farklı bölgelerinde farklı diller konuşulan bugünkü dünya üzerindeki iletişimde, harflere dayalı alfabe ile konuşmak ve yazmak yetersiz olduğundan ortak algının kavrayışına sunabilmek için belirli kalıp ve sistem içinde pek çok ifade biçimi gelişmiştir.

İnsan toplulukları işaretleri, resimleri, sembolleri, aralarındaki iletişimi sağlamak için kullanmışlardır. Gitgide gelişen çeşitli yöntemlere rağmen sembollerin anlattıkları bir başka derinlik, gizem ve çoğulluk taşır. Bazen uzun cümlelerin anlatamadığını küçük bir sembol ile anlatabilmek mümkündür.

Bütün dünyanın tanıdığı Ying ve Yang sembolü örneğinde olduğu gibi…

Semboller, daha çok duyularla ifade edilemeyen bir soyutluğu anlatmaya çalışan somut nesne ve işaretlerdir. Sembol, antik Yunan kültüründe, kilden yapılmış iki ayrı parça halinde kırılmış bir kabın antlaşmış iki kişi arasında pay edilen kırık parçalarını ifade etmekteydi. Antlaşmanın geçerli kılınması için, iki kırık parçanın birbirine mükemmelen oturması gerekiyordu. Mecazi anlamda sembole, aynı anlamın iki ayrı temsilini birbiriyle irtibatlandıran bütün de denebilir. Sembol kavramı, içerdiği gizli anlama bağlı olan işitsel ya da görsel öğeye indirgenmiş bulunmaktadır. Sembol, böylece, beş duyu ile algılanan görünür gerçeklikten yola çıkılarak, görünmez gerçeklerin keşfini sağlar. Sembolün simgelediklerinin birliği birbiri içinde erime veya karışım tarzında değil, üst üste eklenme tarzındadır. Görünür unsur ile görünmeyen unsur bir bütün oluştururlar ve biri olmadan diğeri anlaşılamaz.

Sembol sözcüğünün, eski Mısır dilinden Grek diline geçmiş olduğu ve eski Yunanca’daki “bir araya getirmek, birleştirmek, bütün haline getirmek, takas yapmak, birbiriyle karşılaştırmak, açıklamak” anlamlarına gelen sumbalein (symballein) fiilinden türetilmiş, syn ve ballein sözcüklerinden oluşan sumbolon sözcüğünden ürediği söylenir.

Bir sembol iki öğe arasında bir bağ kurar. Sembol, sembolik sistemin ve simgelenenlerin benzeşim unsurlarına sahip olabildikleri zihinsel temsil yoluyla “işaret eden” rolünü oynar, Güneş-Ay ikilisinin erkek-kadın, ışık-karanlık, doğru-yalan, hakiki olan-sahte olan ikilisini temsil etmesi örneğinde olduğu gibi.

Semboller geniş kullanım alanını içerir ve çeşitli gruplar halinde ayrılabilirler. Biçimsel, sayısal, dini, sanatsal, siyasi, ezoterik, bilimsel, askeri semboller gibi daha bir çok isim altında ayrılarak incelenebilirler. Sembolleri logo ve amblem ile karıştırmamak gerekir. Logo ve amblemler evrensel bilgileri değil bireysel amaçları göstermektedir.

Semboller ezoterizmin (içrekçilik) epey çokça kullandığı iletişim biçimidir. Ezoterizmde evrensel dil olan sembolizm ile gerçekler; gizleyerek açıklanır, açıklayarak gizlenir. Bazı insanlara bir gerçeği açıkça, bir kalıba sokmadan anlatabilirsiniz. Bazı kişilere ise bunu bir benzetme yoluyla anlatmanız gerekebilir. Çünkü o, henüz o gerçekle açık bir şekilde karşı karşıya gelebilecek durumda olmayabilir. Algılayamama ya da kabul edememe gibi bir durumla karşılaştığınız o anda, onu bir şeye benzeterek, mecazi bir tarzda izah etmek zorunda kalırsınız. Benzetme unsurunuz, herhangi bir nesne ya da bir geometrik şekil de olabilir. İşte o anda bazı olayları sembolik hale getirmiş olursunuz. Semboller basit veya karmaşık şekillerden meydana gelebilir. Bunlar, sayı, harf, geometrik bir şekil, doğadaki bir canlı, eşya veya bunların birleşimlerinden oluşabilir. Sembollerin hepsinin üzerinde bir düşünce gücü yüklüdür ve kesinlikle raslantısal özellikler taşımazlar. Semboller çeşitli seviyelerden anlaşılabilecek farklı anlayışları da bünyesinde barındırmaktadır.

Semboller bazen içimizde hissettiğimiz fakat ifade edemediğimiz gerçekleri somutlaştırmada mucize anahtarlar gibi kilitli kapıları açabilir. Dış dünya ile aramızdaki bilimselliği aşan hakikatleri anlamamıza yardımcı olup ezoterizmin büyüsüne bizi bağlayabilirler.

Semboller ilgisiz olanlara hiçbir şey ifade etmeyebilir fakat ilgisi olanlara çok şey anlatabilirler. Yaşam boyunca edindiğiniz bir takım dağınık bilgileri, bir gün bir sembol ile karşılaştığınızda bir yapbozu sihirle birleştirir gibi bir araya getirip, ortaya çıkan tablonun güzelliğine şaşırıp kalabilirsiniz. Aslında ne sihirdir ne keramet, sadece o sembole yüklenen güce ve anlatıma erişip bir gerçeğe inisiye olmuşsunuzdur artık.

Bir gerçeğe ulaşmak için önce ilgili olup onu sorgulamanız gereklidir, durup dururken size gelen bir bilgi hiçbir şey ifade etmez. Ancak sorgularınız sonucu bazı şeylere cevap ararken karşınıza çıkan bir sembol, sizdeki bilgilerle direk bağlantı kurar ve o basit gibi görünen sembolün nasıl bir derinlik ve anlam çokluğu içerdiğini kavrarsınız. Sembolleri çözmede bilgi ve akıl, göz ardı edilemeyecek etkenlerse de, asıl etken “sezme”dir.

“Sezme”de sezginin rolü varsa da “sezme”sezgi değildir. Her sembol bir bütünün, büyük bir işaretin bir parçasını içerir. Her ne kadar bir sembolde görünenden yola çıkılıyorsa da, her sembol, görüneni değil, görünmeyen bir hakikati içerir.

Sembollere ilgi duyanların bilgilerini arttırmaları, ortaya çıkan o tabloların ayrıntılarındaki zenginlik için gereklidir. Çünkü yaşamın içinde bazen öyle ilginç olaylar, rüyalar, vizyonlar görülüyor ki, öyle olaylar yaşanıyor ki, bunların asıl nedenini anlamak için sembolleri ve bize iletilmek istenen mesajları anlamak gerekiyor. Sembol dilinden anlayanlar için yaşam farklı bir boyut, farklı bir tat kazanır. Çünkü herkesin göremediğini görebilir, yaşamın o an size vermek istediğini ve olayların arkasında yatan gerçeklerin neler olduğunu bulabilirsiniz. Geçmişin bize bıraktığı pek çok sembol içinde yapacağımız yolculukta kendimizi farklı bir boyutta algılayabiliriz bir anda…

Tarihte ‘Gamalı Haç’ olarak da bilinen Hitler’in uçları sağa kıvrık haçı rastgele seçilmiş bir sembol değildir. Bize Mu uygarlığı zamanından kalan uçları sola kıvrık haç mutluluğun, iyiliğin gücünü simgelerken, uçları sağa kıvrık haç ise mutsuzluğu ve kötülüğü simgelemektedir. Haç sembolü daha sonra Hıristiyanlar tarafından kullanılmış fakat dört gücü simgelediği unutulmuş ve yerine ikincil sembol olan İsa’nın çarmıha gerilmesini kutsanmak için kullanılmıştır. Görüldüğü gibi bu sembol asıl anlamının dışında kullanılmakta veya bizler onu bu şekilde öğrenmekteyiz. Bunun dışında birleşik semboller üzerinde oynamalar ile iyi veya kötü amaçlı etkilemeler yapmanın mümkün olduğunu başka bir sürü uygulamadan da biliyoruz.

Yukarıdaki şekilde “Tengri” damgasından türeyen simgeleri görüyoruz. Ortadaki artı işareti hem Hıristiyan dininde hem de Budist dininde kutsal sayılmıştır. Şeklin sağ üst köşesinde görülen şekil mutluluk ve refah işareti olarak bilinir. Eğer dönüş yönü tam tersine doğru olursa, Nazilerin gamalı haçı olur ki, mutsuzluk ve kıtlık getirir. Bu bakımdan dönüş yönünün saat ibrelerinin ters yönünde olması önemlidir.

Yaratılışın Sayısal Sembollerle İfade Edilmesi

Semboller söz konusu olduğunda en bilineni sayısal sembollerdir ve 0’dan başlayarak anlamlandırılan sayılar, yaratılışı ifade edebilmek sembolleştirilir.

0 Sıfır kesintisiz bir daire sembolü ile gösterilir ve yokluk ile sonsuzluk anlamını taşır. Pisagor’a göre daire (sıfır) en mükemmel şekil olup her şeyi içine alır ve her şey ondan yaratılmıştır. İslam dinine göre ise sınırsız ışık ve Kutsal Varlık anlamına gelir.

1 Monad olarak adlandırılır. Sembolü . ile gösterilir. Tekliği ifade eder, yani tek olan her şeyi. Bu nedenle tüm varlıkların bünyesinden çıktığı tanrıyı tanımlar. Mu sembollerinde incelerken (.) noktanın veya bir daire içindeki noktanın tanrıyı temsil ettiğini görürüz… Bunu aynı zamanda doğada gördüğümüz ‘güneş’ ile özdeşleştirmektedirler. Çünkü sistemimizde güneş de tek ve enerji veren, yaşamın devamını sağlayan güçtür. Bir sayısı aynı zamanda tanrının yeryüzündeki yansıması olan insanı da temsil eder. Bu bir bakıma tanrı ile insanın birleşmesini, yani makro ve mikro kozmosun tekliğini ifade eder.

2 Diyad olarak adlandırılır. Sembolü — ile gösterilir. Evrendeki dualiteyi gösterir, yani birbirinin zıttı veya tamamlayan herşeyi. Bunlar erkek ve dişi enerjiyi, aktif ve pasifi, bölünmez öz ile bölünebilir cevheri, iyilik ve kötülüğü, tanrının hem erkek, hen dişil yönünün olduğunu ve insanların bu nedenle iki cins olarak yaratıldığı ifade eder. İki sembolü ile ayrıca güneş ve ay’ı, kükürt ve civayı da anlatır. Kükürt erkektir ve akıldır, civa dişidir ve ruhtur. Eski Mısır’da Osiris ve İsis ile temsil edilir.

3 Sembolü : Triad olarak adlandırılır. Monad ile diyad’ın birleşmesinden oluşur. Yani erkek ile dişi enerjinin birleşiminden oluşan eser, çocuğu anlatır. Eski Mısır’da Osiris ve İsis’in çocukları olan Horus ile temsil edilir. Bunu akıldan çıkan, fikirle oluşan eser olarak da görebiliriz. Üç sayısı ve üçgen bu nedenle en çok kullanılan ve çok kutsal sayılan bir sembolizmadır. Yaratılışın temelinde birin üçe, üçün bire yansıması yatmaktadır. Birin sembolü olan nokta(Göz de aynı anlama gelmektedir) ve üçün sembolü olan üçgenin iç içe kullanıldığı birleşik sembolde de bu anlatılmaktadır. Üç sembolü ayrıca insanın oluşumundaki ateş, su ve toprak ile tanrının oluşumundaki ruh, can, bedeni anlatır. Ruh ateşten, can sudan ve beden topraktan üretilmiştir. Üçgen aynı zamanda evreni de temsil eder.

4 Sembolü : Tetrad olarak adlandırılır. Kainatı kaostan düzene geçiren dört temel gücün ifadesidir. Bunlar Ateş, Su, Toprak ve Havadır. Bunlara mahşerin dört atlısı da denilir. Kare yerine, Hristiyanlar için de kutsal sayılan haç veya + işareti de kullanılır. Dört sayısı genellikle dünya ve fiziksel gerçekle ilgili sayıdır ve düzeni tanımlar. Dünyanın ve fiziksel gerçeğin dört yönü, dört boyutu ve dört mevsimi vardır.

5 Sembolü : Açıklaması : Pentad olarak adlandırılır. İnsanın ve üzerinde yaşadığı dünyanın sembolüdür. Diyad ile triad’ın toplamı olan pentad dünyasal sevginin ve evliliğin sembolüdür. Ateş, su, toprak ve havanın toplamından oluşan dünyayı temsil eder. Yine bu dört elementin birleşiminden oluşan insanı da temsil eder (5. Element)

6 Sembolü : İç içe geçmiş ve iki farklı yöne bakan üçgenler de yine çok eski bir semboldür. Bu yıldıza adalet yıldızı denilir. Yıldız evrenin altı yönünü gösterir; kuzey, güney, doğu, batı, aşağı ve yukarı. Yukarı bakan üçgen tanrıya ulaşmayı, aşağı bakan üçgen ise yeniden doğuş yasası gereği geriye dönüşü anlatır. Bu uçlardan herbiri bir fazileti temsil eder.

7 Sembolü : Kutsal üçlü triad ile düzeni oluşturan tetrad’ın birleşmesinden oluşmuştur. Tekamül yasasının sembolüdür. Evrende pekçok şey yedi üzerine kurulmuştur. Sesin yedi ana notası, ışığın yedi ana rengi, insandaki yedi ana çakra gibi.

8 Sembolü : Oktad olarak adlandırılır. İç içe geçmiş iki kareden oluşan, sekiz kenarlı bir yıldızdır. Özellikle Türk işleme sanatlarında çok karşılaştığımız bu sembol adaleti temsil eder. Bu sayı dördün iki katı veya üstün halidir. Fiziksel dünyanın dengelenmesini temsil eder.

9 Sembolü : 9 Dokuz tamamlama ve hikmeti temsil eder. Dokuz üçün karesidir ve son tam sayı olarak bir devrenin tamamlandığını haber verir. Dünya kültürlerinde 9 sayısı hemen hemen hep aynı şekilde gösterilmiştir. Bazen bunu spiral bir girdaba benzer şekilde de ifade edildiğini görüyoruz. Yani bir akış ve bitişin simgesi adeta.

10 Sembolü : Tetraktis olarak adlandırılır. Dört bölümlü üçgenden oluşmuştur. İlk dört sayının toplamı olan on sayısı mükemmelliğin sembolüdür. Aynı zamanda kamil insanı, yani insanla tanrının bir olmasının sembolüdür. Sıfır ile bir sayısının yan yana gelmesiyle oluşan on sayısı hiçlikle, tekliğin ahengini ifade eder. Bu nedenle makro kozmosun da kutsal sayısıdır.

Sayılara verilen bu anlamlar ilginç bir sembolik hikâye ile öykülendirilebilir:

“Başlangıçta büyük bir hiçlik vardı. Bu hiçliğin içinde ise büyük bir potansiyel güç saklıydı. “O” vardı, “O” sıfırdı. Kendini görmek istedi ve her şey o ilk noktadan, o ilk zerreden fışkırmaya başladı. Artık her şey birdi. Yaşamı yaratmak için kendini tekrarlaması gerekti. Bir başka Bir’le birleşti. Dual evren yaratıldı. Yaşamın içindeki zıtlıklar ikinin içine gizlendi. Artık evren yaratılabilirdi. İki karşıt gücün birleşmesi yeni bir oluşum yarattı, bu üçüncü oluşum evrendi. Bir’in üç’e yansıması bu şekilde oldu. Evren yaratıldı ve üç ile sabitlendi, üçgen oldu. Evren içinde yaratmak için dört temel güce ihtiyaç vardı.

Su, hava, toprak ve ateş ile dörtgen oluşturuldu. Evren kaostan düzene dönmeye başladı. Mahşerin dört atlısı dünyaları oluşturdu. Bu dört elementi tamamlamak için, beşinci element insan, dört ile birin toplamı ile oluşturuldu. Dünya ve insan yaratılmış, adeta beş köşeli bir yıldız olmuştu. Yaratan, insana kendi özelliklerini emanet etti. Yukarı doğru tırmandığında O’na ulaşılacak, çalışmazsa tekâmül yasası gereği tekrar bedenlenecekti. Böylece ruhların tekâmül süreci başladı. İnsan ve tanrı iç içe geçmiş ayrılmaz iki üçgen olmuştu. Üç sayısının iki defa tekrarı ile altı oluşturuldu. İnsanın nasıl tekâmül edeceği ise yedi ile belirlendi. Tüm ahenk bunun üzerine kuruldu. Kutsal üçgen ve düzeni oluşturan dörtgen ile yedi oluşturuldu. Tekâmülü sınamak için adaletli bir değerlendirme yapılması gerekmekteydi. Fiziksel düzeni denetlemek için dört sayısının iki defa tekrarı ile sekiz oluşturuldu.

Değerlendirmenin sonu bir sürecin bitişiydi. Bu tamamlanma ve hikmete ulaşmaydı. Spiral yolun sonunda varılmak istenen son nokta vardı. Sekiz köşeli Adalet Yıldızı, Bir ile birleşerek dokuz oluşturuldu. Son noktaya gelinmişti. Birlik, hiçlikle buluştu, 1 ve 0 yan yana geldi. Ruhlar çıktıkları ana kaynağa dönmeye başladı.

İlk dört sayının, ilk dört anlatımın toplamı olan On ile mükemmel insan, kâmil insan olundu.”

Sayılarla yaratılışı anlatan bu ilginç hikâyenin ardından, iletişimimize evrensel bir sembolle son noktayı koyabiliriz…

Barış…

Barış…

Barış…

Nesrin Dabağlar

30 yorum “Evrensel İletişimde Semboller”

  1. Karşılama ekibi olarak size de hoş geldiniz demek istiyorum 🙂
    Güzel bir çalışma sunmuşsunuz. Elinize sağlık. Sayıların enerjisiyle yakından ilgilenen biri olarak sayısal sembolleri de ilgiyle okudum.
    Barış kavramının sembolik kalmaması umuduyla diyelim 😉

  2. 10 sembolünü ilk defa gördüm. Sanki sayı sembolleri biraz zorlama gibi geldi bana.

    Benim de bir katkım olsun madem.
    15 sayısı. Mükemmel ötesi bir sayıdır. İlk 5 sayının toplamıdır. Ayrıca üçün ve beşin katıdır. 20 den 5 eksik, 10 dan 5 fazla olması o sayıyı daha da önemli kılar. Baştaki 1 tekliği, sonra ki 5 ise islamın 5 şartını ifade eder. Ayrıca musa ya orjinalde inen 15 emir tabletlerin birinin kırılmadan önceki sayısıdır. 9 ve 6 gibi bir birinin ters sembolü olan iki sayının toplamıdır.

    xenix: Bu böyle sürer…

  3. Çok güzel bir anlatım. Tebrikler:))) Ve sabırsızlıkla diğer gelecek yazılarınızı bekliyorum.

  4. “15 sayısı. Mükemmel ötesi bir sayıdır.”
    Bu kadar abartılacak neyi var anlamadım??
    sayılarla oyna böl, çıkart, çarp bak gör ne oluyor.
    13 sayısının mükemmelliğini bilen var mı? yada 999’un mükemmelliğini?

    Sembollerde çok abartılacak şeyler değil. Herkes oturduğu yerden binlerce sembol üretebilir. Bu tarihçileri, arkeologları ilgilendiren şeyler.
    Kim ne anladı şimdi bu sembollerden??
    Kaynakta verilmemiş. Bir yığın İnternet palavraları. Pehh!!

  5. Bir gün ünlü bir ressam onun kadar güzel resimler yapan öğrencisine demişki, ”şehirin meydanına herkesin görebileceği bir yere bütün yeteneklerini sergileyerek bir resim yap ve altına da bu resimde gördüğünüz eksiklikleri yazınız diye bir not yaz” demiş. Öğrenci günlerce çalıştıktan sonra harika bir resim yapar. Resimi inceleyen herkes altına eleştirilerini yazar. Öğrenci bu eleştirileri okuduğunda hayal kırıklığına uğrar. Birisi resimdeki renklerin tonunu, birisi konu seçimini, birisi gölgelerini, birisi de ışığı yakalayamadığını v.b yazmıştır. Öğrenci üzüntüyle öğretmeninin yanına gider ve derki ”ben artık resim yapmayı bırakıyorum. Eleştirilere baktığımda kendimin hiçte iyi bir ressam olmadığımı ve bana göre özenle yapmış olduğum bu resimin hiç beğenilmediğini anladım” Öğretmeni bunun üzerine derki ”hayır, şimdi gidip aynı itinayla başka bir resim yapacaksın ve altına da bu resimde beğenmediğiniz yerleri düzeltiniz ve beğendiğiniz şekilde bir resim yapınız. Diye yazacaksın” der. öğrenci söylenileni yapar ve bakar ki son yapmış olduğu resimin altına kimse bir şey yazmamış:)))

  6. Beni ciddiye aldığın için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Yukarıda ki yazıda, sembollerle ilgili söylediklerimi farketmeyip bir de açıklama yapmışsın ya, çok güldüm inan. :))) Benim dediğimi ciddi bir şekilde söyleyince mizahi gücü daha çok artıyormuş.

    xenix

  7. Gayet güzel açıklanmış. Bence zorlama yok. Konunun ilgi alanımıza girip girmemsi var. İlgilenmediğimiz her konu bize zorlama gelebilir. Ayrıca sayılarla ilgili eleştiriler bana mizah gibi değil dalga geçmek gibi geldi. Buyrun geçin. Yazıyı taşıyanlar ve konuyla ilgilenler!! Biz şevkimizi kırmayalım. İsteyen istediğini yazsın ve eleştirsin 😉

  8. Zorlama var, çünkü asıl sayılar yok. 11 yok, 13 yok, 19 yok…

    6, 7, 8 zorlama olarak bir şeyler yazılacağına, önemli sayılara değinilebilirdi.

    xenix

  9. Zorlama var veya yok değilde asıl merak ettiğim neden 11, 13 ve 19 önemli sayılar;) Diğer sayılar önemsiz mi?
    0 dan 9 a kadar olan sayılardan sonrası zaten birbirlerinin bileşimi.Anlatımda bu da bir şekilde verilmiş. Katılırız katılmayız. Sayılarında en az diğer semboller kadar anlatmak istediği şeyler vardır. Bence mükemmel de anlatırlar. Elbette ilgilenenlere.. Sevgili bodan’ın belirttiği gibi ilgilenmediğimiz konular hiç bir anlam ifade etmez 😉

  10. Ben de merak ettim açıkcası neden 11, 13 ve 19 önemli sayılar;) xenix, önemli sayılarıda siz tamamlayınız? bizler de faydalanmış olalım:)

  11. Bildiklerimi paylaşırım. 11, 13 ve 19 üçü de asal sayıdır. 19 mucizesini duymuşsundur heralde. 13 hakkında ve uğursuzlukları ile ilgili dönen bir çok hikaye mevcut. 11 içinde çok şey söylenmiştir.

    xenix

  12. çok açıklayıcı olmuş, bizi bilgilendiriğiniz için tşk ederim sevgili xenix:)

  13. 15 sayısının mucizelerini açıkladığım gibi hepsine birer sayfa metin yazabilirdim. Ama sizin 8 sayısını anlatan yazınızdaki gibi 2 nin 4 katıdır, 4 ün iki katıdır şeklinde açıklamalar yerine daha güzellerini aktarayım. 🙂

    11 sayısı
    York City 11 harften oluşur
    -Afganistan 11 harften oluşur
    -Ramsin Yuseb (1993 te ikiz kuleleri tehdit eden teröristin adi) 11 harften oluşur
    -George W. Bush 11 harften oluşur
    Bunlar tesadüf olabilir evet, peki ya aşağıdakiler?

    -New york, Amerika’nın 11. eyaleti
    -ikiz kulelere çarpan ilk uçağın uçuş numarası 11 di
    -11 numaralı uçuş 92 yolcu taşıyordu 9+2=11
    -Uçuş numarası 77 olan ve kuleye çarpan ikinci uçakta 65 yolcu bulunuyordu
    6+5=11
    -Olay 9 eylülde yani 9/11 de meydana geldi 9+1+1= 11
    -911 ayni zamanda Acil Servis numarasıdır 9+1+1=11
    -9 Eylül yılın 254. günüdür 2+5+4=11
    -9 Eylül’den sonra yılın sonuna 111 gün kalır
    -Madrid’deki 3/11/2004 ta meydana gelen terorist saldırısı ikiz kulelere olan saldırılardan 911 gün sonra meydana geldi

    peki devamı sizce tesadufmu?
    -Bildiğiniz gibi Amerikanın sembolü kartaldır;

    Kuranda (9:11) numaralı ayet derki; Arapogullari’ndan biri zalim Kartalı uyandiricak.Zalim kartal öfkesini Allah’ın topraklarından(Arap toprakları) alacak.

    İnsanlar çaresizlik içinde olayları izlerken birçok insan Kartal’ın yaptıklarını sevinçle karsilicak.ve en sonunda barış gelmek.(ayet numarasına bakin)

    13 Sayısı
    13 (on üç) sayısı özellikle Hıristiyanlık tarafından uğursuz kabul edilen sayı.
    13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’ dır ya da 14 ‘tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13 ‘ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD ‘ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı triskaidekaphobiadır.
    Genel olarak bu inancın, İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.
    O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder, Viking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.
    Bu mitolojik hikâye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hristiyan versiyonunda Balder’in yerini İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır. Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.
    Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva’nın, Adem’e elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Nuh zamanındaki büyük tufanın cuma günü olması, İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.
    13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.
    Çoğu zaman yaşanan tesadüfler de 13 sayısının uğursuzluğuna yorulur. NASA’nın insanlı ay yolcuğunun 7. uçuşu olan Apollo 13 projesinin başarısızlığına neden olarak isminde geçen 13 sayısı gösterilmektedir.
    Bu boş inanç çok sayıda edebiyat eseri ve sinema filmine de konu olmuştur.
    Bir başka rivayete göre de Türkler’in İstanbul’u fethi 1453 yılında olduğu için ve bu yılın rakamlarını topladığımızda 13 sayısı elde edildiği için uğursuz bir sayıdır.
    Örneğin İslam peygamberi Muhammed’in doğum yılı 571 yılının rakamları toplamı 13’tür.

    19 Sayısı
    Kuran’daki matematiksel mucizeleri incelediğimiz bundan önceki bölümde, Kuran’ın matematiksel mucizelerinin anlaşılması kolay, taklidi imkansız özelliğine tanıklık ettik. Kuran’ın matematiksel mucizeleri, matematik eğitimi almamış, sadece saymayı ve rakamları bilen kişilerin tanıklık edebilecekleri niteliktedir. Fakat güçlü bir matematiksel bakış açısına sahip olanların, bu mucizelerin büyüklüğünü daha da iyi kavrayabilecekleri kanaatindeyiz.
    Kuran’daki 19 sisteminin oluşturduğu mucizevi yapı da birçok yönüyle anlaşılması kolay, taklidi imkansız bir yapıdadır. Fakat bu mucizenin anlaşılması bilgi gerektirirken, taklidi ise imkansız olan yönleri de vardır. Bu kitabımızda anlaşılması kolay örnekleri daha çok vereceğiz. Fakat kitabın farklı okur kitlelerine hitap edeceğini düşünüp, anlaşılması bilgi gerektiren yönlere de değineceğiz.
    “Matematik, Allah’ın Evren’i yazmakta kullandığı dildir.” Galile’nin meşhur sözüdür. Kuran’daki matematiksel mucizelerle, Allah’ın, Evren’i yazmakta kullandığı dili, insanlara rehber olarak gönderdiği kitapta da kullandığına tanıklık ediyoruz. Bu mucizenin bize öğrettikleri; İngiltere Kraliyet Ailesi, New York Borsası, Şampiyon Kulüpler karşılaşmaları hakkında değildir. Bu mucezinin bize öğrettikleri, Evren’in Yaratıcısı, yaratılış sebebimiz, öldükten sonraki yaşantımız hakkındadır. Çünkü tüm bu saydığımız konular Kuran’ın mesajlarında açıklanmıştır. İncelediğimiz mucize ise Kuran’ın değişmezliğini ve taklidi imkansız, insan gücünün çok üstündeki yapısını ortaya koymaktadır.
    Hrovista of Gandersheim’in dediği gibi: “Yaratıcımızın bilgeliğini ve bilgisinin muhteşemliğini takdir etmeye bizi yöneltmeyen her tartışma boştur. O Yaratıcı ki Evren’i hiçlikten yarattı ve her şeyi sayılarla, ölçüyle, ağırlığıyla düzenledi. Ve insanlığa üzerinde çalışıldıkça birçok yeni mucizeler sunacak bilimleri formüle etti.” Bizi yoktan yaratan Yaratıcımız ile ilişkilendirilemeyen her konu, bu konuya kıyaslanırsa boştur. Yaratılış amacımız ve öldükten sonraki durumumuz, hayatımızın temel konusu olmalıdır. İşte incelediğimiz Kuran’ın bu mucizeleri, bizi, hayatın bu temel konularında sonuçlara götürmekte, bize deliller sunmaktadır.

    DELİLLER VE İNKARCILAR
    İşte bunlar sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Gerçekten de elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarına inanmadılar. Allah inkârcıların kalplerini böyle damgalar.
    7-Araf Suresi 101
    Allah birçok defa insanlara gönderdiği mesajları delillerle desteklemiştir. Fakat mesajları inkâr eden zihniyet, delillere de inkârcı mantığıyla yaklaşmış, inkâr etmeye şartlanmış bir şekilde delilleri ele almıştır. Allah’ın delillerine bu samimiyetsiz yaklaşımda bulunanlar, anlamaya çalışmak yerine, inkâr etmeye çalışmışlardır. Oysa Allah’ın mesajına her insanın ihtiyacı vardır. İnkar eden, kendi aleyhine inkâr eder. İnkarcıların yapmaları gereken ilk şey, inkâr etmeye şartlanmışlıktan kurtulmak ve Allah’ın delillerine samimi bir şekilde yaklaşmaktır. Şu kısacık hayattaki kibir ve inat yüzünden, Allah’ın vaadi olan sonsuz yaşama sırt dönmek hiç de akıl kârı değildir.

    Bilgisizler dediler ki: “Allah bizimle konuşmalı veya bir delil gelmeli değil miydi?” Onlardan öncekiler de aynen onlar gibi konuşmuşlardı. Kalpleri birbirine benzedi. Delilleri gerçeği bilmek isteyenler için apaçık gösterdik.”
    2- Bakara Suresi 118

    Allah delillerini gereğince gösterir. Allah’ın delillerinin inkârcıların arzularına göre oluşması, “Allah görünsün”, “Melekler gökten insin” şeklinde beklentiler boşunadır. Allah delillerini anlamaya niyeti olanlar için apaçık sergilemektedir. Günümüzde bilim, Dünya’da saygın bir yer edinmiştir. Bilimlere temel teşkil eden matematik ise en saygın konumdadır ve bilimsel gerçeklikler en sağlam dayanaklarını matematiksel verilere dayandırmaktadır. En şüpheci kişiler bile matematiksel kesinlik karşısında teslim olmak durumundadırlar. Konuşmasını saçmalığa götürmeyen her kişi matematiksel kesinlikler karşısında gerçeği kabul etmek zorundadır. İçinde bulunduğumuz bu dönemde Allah, Evren’i yazdığı dil olan mate-matikle, insanlara gönderdiği kitabını da yazdığını açığa çıkarmıştır. Böylece Allah’ın kitabı kendi içinde taşıdığı mucizeleriyle, kendisinin doğruluğunu, mesajının güvenilirliğini ispatlamaktadır.

    38- Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki “Eğer doğru sözlülerseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın da bunun benzeri olan bir sure getirin.”

    39- Hayır, onlar bilgisini kavramadan ve yorumu kendilerine gelmeden yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak da gör nasıl olurmuş zalimlerin sonu.
    10- Yunus Suresi 38-39
    İnkarcılar anlamaya çalışmak yerine, inkâr inadını benimseyince, Allah’ın delillerini anlamaya çalışmadan, aceleyle inkâr etmektedirler. Bu inkâr, bir mantığa, bir delile dayanmamaktadır. Muhalefet hissi, kibir ve inat, inkârcı zihniyetin hareketlerinde motor güç olmaktadır. Bunların hangi delili görürlerse görsünler inanmayacaklarını Kuran haber vermektedir:
    109- Kendilerine bir delil gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair tüm güçleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Deliller ancak Allah’ın katındadır, onlara geldiği zaman onların inanmayacağını anlamıyor musunuz?
    110- Onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz de ilk seferinde buna inanmadıkları gibi bırakırız. Azgınlıkları içinde şaşkınca bocalar dururlar.
    111- Eğer onlara melekleri indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına getirip toplasaydık; Allah’ın diledikleri hariç, yine inanacak değillerdi. Ne var ki çokları cahillik ediyorlar.
    6- Enam Suresi 109-111
    ZATEN İNANIYORUZ, DELİLE NE GEREK VAR DENİR Mİ?
    Kuran’daki bilimsel ve matematiksel mucizeleri gördükten sonra, bazı insanların “Biz Kuran’a zaten inanıyoruz! Delile ne gerek var?” dediklerine tanık olmaktayız. Kuran’a, delilsiz inandığını söyleyenlere bir dediğimiz yok. Fakat eğer “Delile ne gerek var?” derlerse “Orada dur!” dememiz gerekmektedir.
    Tek başına babasına ve tüm toplumuna karşı çıkan Hz. İbrahim, Kuran’da övülmüş bir Peygamber’dir. Kuran’ın övdüğü Hz. İbrahim dahi Allah’tan delil istemiştir (Bakınız 2-Bakara Suresi 260). “Delile ne gerek var?” diyenler, Allah’ın delillerini incelemeyi küçümser bir tavır takınanlar, siz Hz. İbrahim’den daha mı sağlam bir imana sahipsiniz?
    İnananların Allah’ın delillerine karşı tavrı, bu delilleri minnettarlıkla karşılamak şeklinde olmalıdır. Allah, eğer bir delilini açığa çıkartıyorsa, bunun muhakkak bir nedeni olmalıdır. Bir kişi, delile ihtiyacı olmadığını düşünüyorsa bile Allah’ın dinine, insanların kalbini ısındırtmak için bu delilleri öğrenmesi ve başkalarına iletmesi gerekmez mi? Allah’ın delillerine inananlar sahip çıkmazsa, bunlara kim sahip çıkacaktır?
    Kitabımızın bu bölümünde inceleyeceğimiz 19 mucizesi için de aynısı geçerlidir. 19, Kuran’ın değişmediğini ispat etmek için ve Kuran’ın mucizevi yapısı için bir delildir. Üstelik Allah Kuran’da 19’un inananların inancını kuvvetlendireceğine dikkat çekmiştir. (74-Müddesir Suresi 31)
    Bilimlerin temeli olan ve rasyonalitenin doruğu olan matematikle gösterilen bir mucize-ye, rasyonaliteyi inkâr edenler tanık olamaz. 19, kör taklit duvarını yıkıp, yerine akılcı, delilli düşünmeyi bina eden bir mucizedir. Arkadaşlarının, içinde bulunduğu toplumun, ailelerinin psikolojik ve ekonomik desteğini gereğinden fazla önemseyenler; içinde bulundukları toplumla ters düşmekten, Allah’ın delilleriyle ters düşmekten daha çok korkanlar; taklitçi inancın rahatlığını, araştırıcı ve akılcı inancın sağlamlığına tercih edenler, “Bu fikirleri ben önceden inkâr ettim, şimdi bunları kabul edersem insanlara ne derim?” diyerek Allah’tan daha çok insanlardan utananlar bu mucizelere tanıklık edemezler. Bu tiplerin akılları, bu mucizeye tanıklık etse de dilleri ve gönülleri bu mucizeyi inkâra çalışır.
    NEDEN 19
    Kuran’da 19 mucizesinin varlığından bahsedip, Kuran’daki kelimelerin, ayetlerin, surelerin 19’la ve 19 sayısının katlarıyla ilişkili olduğunu söylediğimizde, en çok duyduğumuz sorulardan biri “Neden 19?”dur. Eğer ileri sürülen sayı 11 veya 23 olsaydı “Neden 11?”, “Neden 23?” diye de sorulabilirdi. Fakat ileri sürülen sayı 19’dur ve soru “Neden 19?”dur. Bu sorunun cevabını şöyle verebiliriz.
    1- Kuran’da 74. sure olan Müddessir Suresi’nin 30. ayeti “Üzerinde 19 vardır.” şeklindedir. Aynı surenin 31. ayeti ise 19’un fonksiyonlarını anlatır. Böylece 19, Kuran’da fonksiyonlarına dikkat çekilen yegane sayıdır. İlerideki başlıklarda Müddessir Suresi’ni detaylıca inceleyeceğiz. Bizce, 19’un sırf bu özelliği bile “Neden 19?” sorusu için yeterli cevaptır. Çünkü Allah 19 sayısını seçmiş ve bunu Kuran’da hiçbir sayıyı vurgulamadığı şekilde 19’u vurgulayarak göstermiştir. Bu temel nedenin yanında “Neden 19?” sorusuna bazı yan nedenler de sayabiliriz. Diğer maddeler bu yan nedenleri belirtmektedir:
    2- 19 asal bir sayıdır. Yani 19 sadece kendisiyle ve 1 ile bölünebilen bir sayıdır. (Güvenlik şifreleri oluşturulurken asal sayıların kullanılması, bankaların, istihbarat örgütlerinin de bir tercihidir.) Eğer Kuran’ın şifresi bir kompozit sayı üzerine kurulu olsaydı, o zaman Kuran’ın bu sayının mı yoksa çarpanlarının mı üzerine kurulu olduğu tartışmalı olacaktı. Örneğin 21 sayısının çarpanları 7 ve 3’tür. Kuran’ın şifresi 21 sayısının üzerine kurulu olsaydı, 21’in katı olan her sayı 7’nin ve 3’ün de katı olduğu için Kuran’ın şifresinin bu sayılardan hangisinin üzerine kurulu olduğu tartışılabilirdi.
    3- 19’u meydana getiren 1, sayma sayıların en küçüğü, 9 ise tek haneli en büyük sayma sayısıdır. Ayrıca 1 ve 9’un şekli birçok ayrı yazım dilinde birbirine en çok benzer şekildedir. Örneğin Arapça’daki yazılımlar ve Dünya’da yaygın olarak kullanılan yazılım şekli, çok ben-zerdir.
    4- 19, 10 ve 9 sayılarının 1. kuvvetlerinin toplamına (10+9= 19) ikinci kuvvetlerinin ise farkına (100-81= 19) eşittir. Bu özelliğe sahip tek sayı 19’dur.
    5- Bizim bilebildiğimiz özel bölünebilme özelliğine sahip en büyük asal sayı, 19’dur. Bu özellik şöyledir: 19’un katı olup olmadığını incelediğiniz sayının, son rakamının 2 katını alıp bir önceki sayıya ekleyin ve 19’dan büyük bir sayı elde ettiyseniz bu sayıdan 19’u çıkarın. Elinizde kalan sayıyı, aynı başta olduğu gibi 2 ile çarpın ve sonuna dek aynı işlemi sürdürün. Sonuçta, 19’un katı olan bir sayı karşınıza çıkarsa incelediğiniz sayı 19’un katıdır. Örneğin 1254 sayısını ele alalım ve bu sayının 19’un katı olup olmadığını inceleyelim. 1254’ün son rakamı 4’ün 2 katını alın bir önceki rakama ekleyin. 8’i, 5’e eklediğinizde 13 eder. Bu sayının 2 katı 26’dır. 26’dan 19’u atın 7 kalır. 7’yi bir önceki 2 sayısına ilave edin 9 eder. 9’un iki katını alın 18 eder. 18’e 1’e ekleyin, 19 eder. Demek ki 1254, 19’un tam katıdır. 19 koduna bağlı birçok veri 19’un katı olan sayıların bulunmasına bağlıdır. Görülüyor ki, bu işlem için yaygın bölme işlemi dışında, elimizde ekstra bir metod daha vardır.
    19’un, bu saydığımız özellikleri gibi birçok ilginç özellikleri daha vardır. Evren’de, kimyadaki elementler ile ilgili tabloda da 19’larla ilgili ilginç yaklaşımlar yapılmaktadır. Fakat bunlar, bu kitabımızın konusu değildir ve bu çalışmalar üzerinde daha çok tartışmalar yapılması gerektiğini söylemeliyiz.
    Kuran’da bir matematiksel sistemin -19’ları bilmesek de- varlığını KUM’ları incelerken bir önceki bölümde gördük. Bunun üzerine eğer biri kalkıp Kuran’ın belli bir sayıya dikkat çekip çekmediğini araştırırsa, Kuran’ın hiçbir sayıya dikkat çekmediği şekilde asal bir sayı olan 19’a dikkat çektiğini görür.
    İşte Kuran’ın dikkat çektiği bu sayının katları üzerinde, Kuran’da birçok kodlamanın bulunduğuna tanıklık ediyoruz. “Neden 19?” sorusunun asıl cevabı budur. Diğer cevaplar, bunun yanında enteresan yan özelliklerdir.

    xenix: Açıklamalar yeterli mi? :)))

  14. tşk ederim sevgili xenix:)emeğinize sağlık…

  15. Kuranda (9:11) numaralı ayet derki; Arapogullari’ndan biri zalim Kartalı uyandiricak.Zalim kartal öfkesini Allah’ın topraklarından(Arap toprakları) alacak.

    ben baktım. (9:11) de öyle bişey yok.

    bir de 9 eylül saldırıları değil, 11 eylül saldırıları olacak.

  16. 11 sayısı ile yazan kısım uydurma :)) Evet araştırmacı insanın hali bir başka oluyor. Rica ederim camael, pek emek harcamadım. Copy/paste. İlla bir şeyler olsun istediniz.

    xenix

  17. 13 sayısı:
    Altın Oran – Fibonaki dizilimiyle direk bağlantısı olan bir sayı.nasıl uğursuz olabilirki…

  18. tefsirci cerrahoglu bu konuda söyle der;
    “cesitli firka mensuplari,batiniler,asiri sufiler,siiler ve felsefeciler ayni usül ve metotlari kullanarak,Qur´an´in asil maksadini ve manasini ya yok etmeye veya onu gizleyip,
    asil kendi maksatlarini ortaya koymaya calismislardir.bütün bunlar asirlar boyunca,remiz,isaret ve batin adi altinda Müslümanlar arasinda kullanila gelmistir.Islam´in
    ilk asrinin ortalarindan itibaren baslayan bu cereyanlar,mesruiyetlerini ispat edebilmek icin delillerini Qur´an-i Kerim´de aramislar,aradiklarini tam olarak orada bulamayinca da lafizlarin hakiki manalarindan sapma yoluna yönelip keyfi manalar cikarmaya tesebbüs etmislerdir.”

    Allah hakkinda,Qur´an da kaynagi olmayan iddialari dillendirme ve tezviratlarinda halen revacta..

    cifr/ebced hesabiedebiyatta olmus olaylara ustalikla kayit düsmektir..
    sairler bunu defaatle yapmislardir..
    nitekim,olacaklardan haber vermek kimin haddine..
    “gayb-i ancak Allah bilir”
    benzeri muhkem ayetlerin aksine bir iddia kimin haddine..

    cifr/ebced ilmi bir sey degil yani itibaridir..
    eger büker istediginizi elde edebilirsiniz..

    örnek:

    Tilsimlar mecmusai s. 205 ve devaminda Said Nursi;
    “..üstelik ancak iki Muhammed,bir Bediüzzaman ediyor.söyle ki;Muhammed(92)Ayine`karsisina koyarak Muhammed(92);Bediüzzaman (184)´dir.(ebcede göre Muhammed adinin sayi degeri 92´dir,Bediüzzaman adinin sayi degeri 184´tür.yani 92+92=184)

    Peki,biri ciksa dese ki;
    “Qur´an´da Tebbet suresinde adi gecen ebu leheb´in cifri degeri 46´dir.ebu lehebin sagina,soluna,önüne,arkasina ayna koysak(yani 46×4=184)kim görünür acaba?”
    cevap;
    Bediüzzaman Said Nursi görünür.cünkü:ebu lehep(46)x4=Bediüzzaman(184)eder.”

    “sana Kitabi indiren O´dur.
    O´ndan,Kitabin anasi(temeli)olan bir kisim ayetler muhkem´dir;digerleri ise mütesabihtir.
    Kalplerinde bir kayma(maraz)olanlar,fitne cikarmak ve olmadik yorumlarini yapmak icin ondan mütesabih olanina uyarlar.
    Oysa onun tevilini Allah´an baskasi bilmez.
    Ilimde derinlesenler ise;”biz ona inandik,tümü Rabbimizin katindandir”derler.
    Temiz akil sahiplerinden baskasi ögüt alip-düsünmez.”(ali imran/7)

    insanlarin yaptiklari iyi seyler,onlarin yaptiklari iyi olmayan isleri ortadan kaldirmaz..
    slm.

  19. (son)misafirin yazdığını Türkçe tercüme edebilecek biri var mı? ya da bunu kendisi yapsın 🙂

  20. sayin elfoi,
    anlasilmayan kismini sor cevapliyayim..
    slm.

  21. selam,
    arapça kelimeler ve ifadelerin olduğu her yer.
    ayrıca semboller ile ilgili düşünce net değil.

    önce:
    ”tefsirci cerrahoglu bu konuda söyle der;
    “cesitli firka mensuplari,batiniler,asiri sufiler,siiler ve felsefeciler ayni usül ve metotlari kullanarak,Qur´an´in asil maksadini ve manasini ya yok etmeye veya onu gizleyip,
    asil kendi maksatlarini ortaya koymaya calismislardir” denmiş.

    sonra:
    ”Tilsimlar mecmusai s. 205 ve devaminda Said Nursi;
    “..üstelik ancak iki Muhammed,bir Bediüzzaman ediyor.söyle ki;Muhammed(92)Ayine`karsisina koyarak Muhammed(92);Bediüzzaman (184)´dir.(ebcede göre Muhammed adinin sayi degeri 92´dir,Bediüzzaman adinin sayi degeri 184´tür.yani 92+92=184)

    Peki,biri ciksa dese ki;
    “Qur´an´da Tebbet suresinde adi gecen ebu leheb´in cifri degeri 46´dir.ebu lehebin sagina,soluna,önüne,arkasina ayna koysak(yani 46×4=184)kim görünür acaba?”
    cevap;
    Bediüzzaman Said Nursi görünür.cünkü:ebu lehep(46)x4=Bediüzzaman(184)eder.” denmiş.

  22. sayin elfoi,
    yazdigim cevabim yayinlanmadi..
    bilmenizi istedim..
    slm.

  23. Bir daha yazarsanız yayınlarım. (Bu arada üye olabilirsiniz, her hangi bir ücreti yoktur, yorumlarınızın yayınlanmasını beklemezsiniz.)

  24. sayin elfoi,
    umarim bu sefer becerebilirim

    <Arabca olan kelimeler bir TIK (google) yaninizda..

    baska bir örnek vereyim:

    Tilsimlar Mecmuasi(S.Nursi),s.193´de;
    “eger kulumuz´a(elci)indirdigimiz(vahiy)den süphe icindeyseniz haydi onun gibi bir sure getirin.Allah´tan baska sahitlerinizi de yardima cagirin.eger dogru kimseler iseniz.”(bakara/23)ayetinin
    EBCED-i tefsirinde;”Fe´tu bisuretin min mislihi”EBCED hesabi ile 1880´dir.
    Son asirlarin tagut dalaletinin dogumu olup,onun temsil ettigi ruh-u dalalete hazret-i Kur´an´nin ve ondan nebean eden Risale-i Nur´un meydan okumasini gösterir.”
    demektedir..

    Nur Risaleleri´ndeki
    EBCED hesabina göre “tagut/deccal”Mustafa Kemal kabul edilirken
    ayni yolun yani EBCED-CIFR metodunun farkli yolcularinca Musatafa Kemal´in “Mehdi” ilan edildigini görüyoruz..

    bu da bizlere;
    EBCED/CIFR uygulamasiyla ayni kisinin hem yerin dibine batirildigi
    hem de göklere cikarildigi bu yöntemle
    Qur´an´a yaklasmanin
    ne kadar
    YANLIS ve SAKINCA-li
    oldugunu gösterir..

    slm.

  25. Güzel bir anlatım olmuş, hikayeyide oldukça beğendim…
    6-7-8-9 rakamlarına zorlama denmesi ve yerlerine başka rakamlar önerilmesi ise bana ilginç geldi…
    Adalet, düzen, gelişim ve bütünlüğe burda bile karşı çıkılması ilginç bir tesadüf olsa gerek 🙂

  26. hz muhammed in doğumu;571—5+7+1=13……istanbulun fethi;1453—1+4+5+3=13…..gayr i müslimler tarafından uğursuz kabul edilir,sebep,sonuç ilişkisi ne bakınca nedeni anaşılabiliyor bnce…saygılar.

  27. Kullanımı için uyumlanmaya gerek olmayan bu sembol dişil ve eril enerjideki dengeyi temsil eder.Sevginin arttırılması, olumsuz durumlarda kişinin kendi dengesine ulaşması için kullanılır.Ağlayan bir çocuğun kalbinin üzerine bu sembolü çizdiğinizde veya sadece imgelediğinizde çocuğun sustuğunu görebilirsiniz.
    Önce dikey daha sonra yatay olan sonsuzluk işareti kalp bölgesine çizilir.

    İyilik Pınarı sembolü

    Bu sembol eski mısır firavunlarından bugüne ulaşmıştır.Sembolü kullanmak için uyumlanmaya gerek yoktur.Sembol Timüs (göğüs kafesinin bitiş noktası) üzerine çizilir.
    İyilik Pınarı, toprak anadan çıkan serin ve büyük bir kaynak / memba suyunu temsil eder.
    ‘İyilik Pınarı’ bedenin içindeki ve diğer yerlerdeki duygusal sistemlerin dengelenmesinde, sıfırlanmasında, rahatlatılmasında ve sakinleştirilmesinde kullanılır.

  28. 4- 19, 10 ve 9 sayılarının 1. kuvvetlerinin toplamına (10+9= 19) ikinci kuvvetlerinin ise farkına (100-81= 19) eşittir. Bu özelliğe sahip tek sayı 19’dur.

    çok ilginçmiş 19. 0, 1, 9 güzel sayılar

  29. sembollerle sunulan gizli dersi oku;



    gibi;

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.