Değer tuzakları içinde en yaygın ve en belalısı değer katılığıdır. Bu, daha önceki değerlerle ilgili kesin yargılar nedeniyle, kişinin gördüğü şeyi yeniden değerlendirme yeteneğinin olmamasıdır.
Nitelik, değer, dünyanın nesne ve öznelerini yaratır. Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz.
Bu durum genellikle olgunlaşmamış tanıda görülür; sorunun nerede olduğuna eminsinizdir ve eğer düşündüğünüz gibi değilse takılır kalırsınız. Bu durumda yeni ipuçları bulmanız gerekir, ama onları bulmadan önce kafanızı eski düşüncelerden arındırmalısınız. Değer katılığı belasından kurtulamamışsanız gerçek yanıt doğrudan yüzünüze bakıyor olsa bile göremezsiniz, çünkü yeni yanıtın önemini anlayamazsınız.
Değer katılığı ile ilgili en güzel örnek Hindistana özgü eski maymun yakalama tekniğidir. Bir yere sabitlenmiş hindistan cevizinin içi boşaltılır ve bir delik açılır. İçine pirinç konur. Delik maymunun elinin girebileceği kadar geniş ama pirinci kavramış olarak çıkaramayacağı kadar dardır. Maymun elini hindistan cevizinin içine sokar ve tuzağa düşer. Yalnızca kendi değer katılığı yüzünden. Avcılar gelir, yaklaşır, yaklaşır. O anda maymunun, pirincin özgürlükten daha üstün gören değer katılığını yenmesi gerekir ama bunu başaramaz. Avucunu açıp özgürlüğü seçmek yerine avucunda prinçle yakalanacaktır.
Bir çok eğitim sistemi ve devlet ideolojileri ve dinler burada anlatılanların tam tersine değerleri katılaştırmak için uğraşır. Katı değerlere sahip insanları yönetmek daha kolaydır.
xenix: Takiplerim
Evet onları hangi değer yargılarına göre yetiştireceğiz. Biz çok mu biliyoruz? Çok mu sağlıklıyız ruhsal olarak?
İstanbul AKM bir zamanlar açıktı. Biz de ilkokula giden kızımızı mümkün oldukça, klasik müzik, opera, bale vb etkinliklere götürdük. Kızım nerdeyse 18 olacak, tüm bu yukarıda saydığım etkinliklerden neredeyse nefret ediyor. Muhtemelen mecbur kalmadıkça ömrününün sonuna kadar böyle görsel-işitsel bir sanat olayına vakit ayırmayacak.
Ben Türk Sanat Müziğini çok severim kalbimde çok farklı bir yeri vardır. Hiç özel müzik dersi almadım, 18’li yaşlarımda Bağlama denedim onda da Gelin Ayşe’den öteye gidemedim. Çocukluğum Radyo Günleriydi. Her cumartesi, pazar sabahları babam kahvaltı öncesi ve sonrası birkaç saat TSM dinlerdi, ama bize hiçbir telkin yapmazdı dinleyin diye.
İlk, orta ve lise öğretimi yerine Mederesede okumuş bir arkadaşım oldu. Mısır El Ehzere de gitmiş. Ve oradan bir yıl sonra Türkiye’ye Ateist olarak dönmüş. Hala Kuran’ı ezbere biliyor, unutmak istiyor, unutamıyor.
Bir akşam üstü bana yol üstünde otostop yapan transları gösterdi. Bunların da içinde medrese mezunları var dedi…
Gençliğinde Marxist Leninist olan bazı arkadaşlarım bugün 5 vakit namaz kılıyor. Yani menfaat vb bir amaç için değil, gerçekten inanıyorlar. Bu arada menfaat için dindar gözüken de bayağı oldu, ama artık onları görmeye tahammül edemediğim için arkadaşlığımı bitirdim bu tiplerle.
Ben mi? Hala yeteri kadar esnek olduğumu zannetmiyorum. Ned ve Mor Hanımlara bekaret konusundaki katı da değil çimento olmuş değerlerim yüzünden gereksiz yere sert çıktım. Bu vesileyle onlardan da özür dilerim.
(Ancak ben yine de kızların bakire olarak evlenmesi taraftarıyım, oysa eşim benden daha muhafazakar olmasına rağmen, benim saçmaladığımı söylüyor,” kızım nasıl isterse öyle yaşar, beğenmeyen evlenmesin ”diyor. Bu konuşmayı duyan kızım da ben bakire olarak evleneceğim babacığım seni üzüp kalp krizi geçirmene sebep olmam dedikten sonra sinsice bıyık altından gülerek odasına gitti. Artık ne kadar ciddi, ne kadar dalga geçti bilemiyorum, aslında artık bilmek de istemiyorum. Kimsenin ne kadar yaşayacağı garanti değil, en iyisi günü yaşamak olabilir.)
Daha esnek yarınlar dilerim herkese.
Herşeyi dört dörtlük yapmaya çalışırken çok şey kaçırıyoruz bu hayatta. Yapmayı düşündüklerimiz gözümüzde büyüyor. Yapar halde olmanın mükemmel duygusundan uzağız. Ruhumuzu takip edememkten her şeyi bir katogorileştirme çabasındayız.
Tek suçlu beynimiz!
Sorunu dışarıda veya sistemde aramayın. Değer katılığı sorunu günlük yaşantımızın her anında karşımıza çıkabilecek son derece kişisel bir durumdur.
Katı değerleri savunduğum düşünülmesin ama forum konusunun antitezini getirip buraya ekleyelim ki tartışma daha verimli ilerlesin. Mesela değer katılığı denilen şey neden oluşur?..İnsan beyninin işleyişiyle ilgili bağlantıları var mıdır? Sadece toplumsal dayatmaların ürettiği birşey midir?
Mesela insana hiç faydası yok mudur? Hiç faydası olmayan bir şeyin insan dünyasına eklenebilmesini şahsen imkansız görüyorum.
Standartlaşma ve düzen açısından faydaları reddedilemez. Hatta motive gücü açısından bakıldığında yine değer katılığı son derece etkilidir. Mesela namus kavramı bence bir değer katılığıdır. Ve bu kavramı kullanarak insanlar katil bile olabilir. Yine din bir başka değer katılıklarından biridir.
“Somut koşulların somut analizi” bu konuda tek ilaçtır. Hiç bir şey durağan değildir, ne katılığın ne de esnekliğin gerekçeleri sabit olmadığı için değişmeyen kurallara sahip olunamaz. Ancak koşulların benzerlik gösterdiği durumlarda katılaşmış kurallar uygulanabilir. Örneğin “tasarlayarak adam öldürmenin” ceza yasasındaki “tasarlamaya ilişkin” yaptırımlarındaki katılığını bozamazsınız…
herşeyin bilimsel ,mantıklı bir açıklaması olduğuna ilişkin peşin düşüncelerimizde bizim için değerlidir….birisi derse ki ”falanca duayı okudum beni iyileştirdi.”…. bu kişinin iyileşmesiyle dua okumanın bir ilgisi olmadığını daha araştırmadan biliriz.
Evet haklısın Baal. Bu da bir değer katılığıdır. Ama bu değer katılığı bizi bir cadı avcısına dönüştürebilir. Veya Newton evrenine çok bağlı olmak Einstein evrenini reddetmemize veya kapalı olmamıza sebep olabilir. Nitekim aynı değer katılığı kuantum konusunda Einstein’da bile görülmüştür.
Kıraathanede Rüstem abimiz bize her zaman değişimden yana olduğunu, değişimin vazgeçilmez bir şey olduğunu anlatır dururdu. Bir gün bıçak ali dediğimiz bir arkadaşımız “Rüstem abi” dedi. “Sen en son ne zaman köklü bir değişim yaşadın?” Rüstem abi anlamadı baştan, “Nasıl yani ali” dedi. “Abi dedi işte, sen ne zaman değiştin, nasıl değiştin? Ben seni tanıdığımdan beri hep aynı şeyleri söylüyorsun. Hep değişimden yanasın, fakat ne hayatında ne söylediklerinde hiç bir değişiklik yok. Hep aynı şeyler.”
Rüstem abi kızdı. “Dönek miyiz ulan biz, değişip duracağız” dedi. “Bildiğimiz doğruları söyleyeceğiz tabi hep.” dedi.
Bıçak ali fırçayı yeyince pustu bir köşeye ama hepimizi Rüstem abi hakkında derin bir düşünce sardı…
Sahi en son ne zaman değiştiniz?
Baal tarafından Cum, 09/03/2012 – 12:49 tarihinde gönderildi.
“herşeyin bilimsel ,mantıklı bir açıklaması olduğuna ilişkin peşin düşüncelerimizde bizim için değerlidir….birisi derse ki ”falanca duayı okudum beni iyileştirdi.”…. bu kişinin iyileşmesiyle dua okumanın bir ilgisi olmadığını daha araştırmadan biliriz.”
xenix tarafından Cum, 09/03/2012 – 13:11 tarihinde gönderildi.
“Evet haklısın Baal. Bu da bir değer katılığıdır. Ama bu değer katılığı bizi bir cadı avcısına dönüştürebilir. Veya Newton evrenine çok bağlı olmak Einstein evrenini reddetmemize veya kapalı olmamıza sebep olabilir. Nitekim aynı değer katılığı kuantum konusunda Einstein’da bile görülmüştür.”
Baal güzel bir noktaya temas etmiş. Bilimin şu ana dek keşfettiklerini bildiğini biliyoruz değil mi? Daha keşfedilmemiş bir şeyler olabilir. Ezelden beri vardı çünkü. Şu ana dek keşfedilmemiş bir şeyler var olma ihtimali bu kadar yüksekken herhangi bir olguyu bilimsel değil diye peşinen reddetmek bence katılığın en babasıdır. Olumlu ya da olumsuz yan etkileri ne olursa olsun bu bir değer katılığı mıdır? Yanıt evetse geçmiş olsun. Wellcome to the unreal world…
Not:
Bu cümlede bir sorun var. “çıkaramayacağı” olması gerekli.
“Delik maymunun elinin girebileceği kadar geniş ama pirinci kavramış olarak çıkarabileceği kadar dardır. “
Bilimle, bilgiyi karıştırmamak gerekir ama. Keşfedilmemiş şeyler bilgidir. (Gerçi bilgi de doğada serbest halde bulunmaz, bizim işleyişi anlamlandırmamızdır) Ama bilim dendiğinde bu anlamlandırmalar anlaşılmamalı. Bilim anlamlandırma yöntemidir. Anlamların kendisi değil.
Peki, anlamlandırma yöntemi kullanılarak henüz anlamlanmamış şeyler diyelim. Anlamlanmadı diye bunları yok sayabilir miyiz?
Yokturlar zaten. Doğada bilgi ve anlam yoktur. Bilgi ve anlam üretilir.
Dogada anlam yoktur , ama bilgi yoktur diyebilirmiyiz ? supheliyim
Biraz “bilgi” nin tanimina bagli sanirim.
Ne diyelim o zaman!? Keşfedilmemiş, tanımlanmamış, ellenmemiş, koklanmamış, görülmemiş, hiç bir duyu ya da aletle algılanmamış, hayal bile edilmemiş olsun, ama var olsun. Sadece varlığından haberdar olmayalım.
Bilgi de yoktur. Evrende sadece enerji ve onun bir formu olan madde vardır.
sosyal hayatta dış dünyaya karşı tutarlı bir tavır sergileme isteğimizden dolayı değer katılığı yaşıyoruz sanırım.düşünüyorumki toplumların benimsedikleri o normallik atfedilen koşullar tamamen farklı olsaydı bireyler de kendi içinde daha farklı olacaktı,mesela değişim tutarlı davranış/düşünüş kalıbı olarak benimsenseydi bu sefer de değerlerinde katı tutumlar sergileyen bireyler toplumda şuan değerlerinde sürekli değişimler yaşayan bireylerle aynı konuma gelecekti sanırım.