Nedir bu olan biten? Niye varolduk, niye yaşıyoruz? Birşeylere tutunup devam
ediyoruz? Nasıl bir döngünün içindeyiz? ve başka bir sürü soru.
Tanrıya inanmıyorum. Tanrının olmadığı bir evrende anlam bireyseldir. Bireyin
kendini yönelik çabasıdır anlamı. Bu anlam ise kişinin kendi tarihinde gizlidir.
Doğum ile başlayan bu süreçte şu an içinde olduğumuz durumu, kendimiz
dediğimiz şeyi anlayabilmek için geçmişimize doğru gitmeliyiz. Bebeklikten
itibaren kurduğumuz yapıların ‘nasıllarına ve niyelerine’ bakabilmeliyiz.
Dünyaya atılmışız ve bizi izleyen, cezanladıran ya da ödüllendiren ve bu haliyle
yaşamımıza anlam olanağı sağlayan bir varlık olmadığına göre çok boktan bir
dünyada yaşadığımızı kabul etmekle işe başlasak iyi olur. Dünyaya geliş
sebebimiz iki insanın anlam sorunun birleşmesinin bir ürünüdür. Kendi hayatında
bu anlamı yaratamayış taptaze bir yaşam ile bunu yeniden yaratma olanağıymış
gibi durur bu iki insanın karşısında. Tabi bunun farkında değilledir. Daha bilinçsiz
bir dışavurumdur bu. Bu haliyle bir çocuğa ihtiyaç duymak tamamen psikolojik
bir durumdur. Ne neslin devamı ile ilgilidir ne de kadının annelik güdüsü ile ilgilidir.
Haliyle çocuk yapmak yanlıştır. Ama bu yanlışın farkına varabilecek ve bunu
kabullenebilecek insan azdır.
Dünyaya geliş böyle bir nokta ile başladığından yenik başlarız. Yenik başladığının
farkına varmak bir çok kavramı alt üst eder. Aile, ilişkiler, sorumluluklar yani
düzenin toptan kendisi. Tüm bunlar çeşitli kurgular üzerinden anlamlandırılmıştır
ve bir çoğu yanlış içeriklerle doludur. İşte bu yüzden birey kendi yaşamından
kalkarak tüm içi doldurulmuş kavramları sorgulayıp birşeylere ulaşabilir. Diğer
türlüsü ezbere yaşamaktır. İnsanın kendini bu anlamda yeniden yaratımı kendi
anlamına denk düşer. Bu zorlu ve çok gerçekçi bir süreçtir. Asıl ve güzel olan;
İnsanın belki yıllarca farkına varamadığı sebepler zincirini görebilmeye başlaması
ve bunu bir ucundan yakaladıktan sonra dahası için çabalayışıdır.
Böyle Buyurdu ‘Dönüşüm’
Evet, taşı tam tepeye çıkardığımız anda yeniden aşağıya yuvarlanacak ve biz bile bile aynı dögüye tekrar girip taşı tekrar yukarıtaşımaya çalışacağız. Böyle buyurdu “absürd”.
Dönüşüm, hoşgeldin..
İnsan beyni neden-sonuç ilişkisine o kadar çok alışmış ki…
“Niye varolduk, niye yaşıyoruz?”
Bir nedeni yok bunların.Olması da gerekmiyor.Bir sonucu da olmayacak.Maalesef ölümün ardından kısa bir süre sonra yok’lukla bir olacağız.Tıpkı var olmadan önceki dönemlerimiz gibi…
Bir neden aramamalı.Aransa da bulmayı umut etmemeli.
Burası bir şehir meydanı…
Az ileride direkten direğe ip gerip cambazlık yapan bir adam var. Adam ahalinin karşısında ipten düşünce, Dönüşüm onu gidip ormanda bir ağaç kavuğuna saklayacak…
Sonra düşünecek…
Eğer bu cansız beden yolculuğuma yoldaş olacaksa aydınlığı beklerim. Ah kardeşlerim, benim yarattığım bu Tanrı, diğer Tanrı’lar gibi bir insan eseri ve kuruntusuydu!
“Ben” gittikçe daha içten konuşmayı öğrenir.Ve öğrendikçe hayat ve “kendi” için daha çok saygı duyar…
dünyada insandan başka canlı yokmuş gibi düşünürsek veya insanı hayvanlar alemindeki yerinden soyutlayarak düşünürsek doğru
diyebiliriz.
peki böyle düşünmek doğru mudur?
bence hayır.
Herkes merak edilmek ister. Bu öyle yüzeysel bir ilgi uyandırma isteği değil,
derinlerde kalmış bir tapılma isteğidir. Evet, herkes tanrı olmak ister. Birilerinin onun
dünyasına dalmasını, didiklemesini, anlamasını ister. Bu istek içimizde derinlere
gömülmüştür. Bir zamanlar tanrıydık, kendi dünyamızın tanrısıydık. Sonra bundan
vazgeçtik, vazgeçmek zorunda kaldık. Ya da belki elimizdeki bu güç ve istekle bu
dünyada napardık bilmiyorduk. Bilemediğimizden onu gömdük. Ama gömerek
ondan kurtulamadık. Etkilerini adını, ne olduğunu bilmeden yaşadık. Aracı
kurumlarla. Bu düzenin izin verdiği şekli ile. Aşk ile yaşadık, başarı ile, kafaya
koyup yaptığımız her işle. Göstermek istedik, birileri görsün istedik. Utandık da
bu histen. Ne olduğunu bilemedik. O yüzden yanlış ifadelere dönüştük. Ne belli
edebildik ne kurtulabildik. Ezildik bu duygunun altında bir tanrı yarattık ona
yükleyip anlamı bu duygudan ve onun sorumluluğundan kurtulmak istedik. Ama
gerçeği değiştiremezdik ve değiştiremedik de. Kafamız karıştı bu güç böylesi
soyut olmamalıydı. Tanrıyı öldürdük. Daha somut bişeyler yarattık. Tapabilecek
daha somut alanlar. An geldi bunu başkalarına atfettik. Onlarda gördük. Onlara
bakıp kendimizi görmeye çalıştık. Konuşamadık bunları. Ne olduğu da anlaşılmaz-
dı zaten. Oyunun kuralı buydu. Bütün ıvır zıvır şeyler üstüne sürekli konuştuk;
gerçekten uzaklaşmış, yabancılaşmış olan herşeyden. Belki biri birşey söyler de
aniden gerçeğe biraz yaklaşırız diye bekledik sanırım. Olmadı. Meğer ne zormuş.
Sonra oldu. Bu kez de bunu başkalarına anlatabilmek çok zor oldu. Nasıl anlatılır-
dı ki. Hem şu an ihtiyacı olan bumuydu ki? Bu; anlatma isteği ile dolup taşmayı ve
büyük susmaları getirdi. Her bölümü zormuş meğer.
selanik gevreği yiyorum , yanında da Kahve var:) off çok nefis bir ikili bu yahu…
huni de kafamda ha!! üstünede sigara tüttürecem ohh:)
niye yaşıyorum? niye geldim dünyaya? niyeki ? mmmm niye ama niyeee…
çatıırrrtt, katturrrt kuuturrtt, oh…
Gevrek-kahve ikilisi icindir.
hmm. çay’a da eşlik edebilir. damak lezzeti tercihidir.
koşullarla ilişkili de olabilir. düşünsene, kahve makinasına atacak bozuk para yok ve yahur makina bozuk:( ama çaylar şirketten:))
Epeyce düşündüm, edindim, öfkelendim, aşık oldum, üzüldüm v.s v.s. özetle yaşadım, ama bu yaşadım kelimesi geçmiş zaman taşımamakta. ap ayrı bir hal.
Genel olarak bir hayat bir yaşam birşey varmı bilmiyorum, umrumda da değil olup olmaması. Bireyler bir tanrı inancını kabul ediyor doğrudur, çünkü kendilerini attıkları adımdan sorumlu tutmuyorlar, işin en kolayı budur ne de olsa. Tanrı ile olan ilişkiniz, sevgili dediğiniz kişi ile ilişkiniz, aile ile arkadaş özetle çevreniz ile olan ilişkilerinizi karşılaştığınızda ne gibi ayrımlar görmektesinizdir. Tabii bu karşılaştırmaları kendinize düsürt olabildiğiniz ölçüde keyif alırsınız. Peki ya bu karşılaştırma sonucunda ne kazanıcam derseniz, ayıp el hareketi çıkar ortaya 😀
Bir sürü şey sorgulanabilir, bir sürü şey denilebilir. Akabinde jeton düştüğünde iyide ben neden sorguluyorum bunları dediğinizi görürsünüz, peki ama aslında sorgulama hali geçmişmidir? hayır yeni bir sorgulama doğmuştur ortaya.
ne önemsiz şeyler yazıyorum şu anda ne kadar anlamsız ve içtensizce yazıyorum neyse:D
Kendimce diyerekden tekrardan… Kişi olma halini durma durumunda algılar, kişi hareket eylemi içinde devindiğinde, olma durumunu kırmaya ve özgürleşme içinde var olur. iyi hissetme akabinde kendince isimler vererek bu işide tanrısallaştırabilir tabii ki. Ama bir gerçek vardır, siz ailenizden aldığınız ilk bakış ilk elektirik ile şu anki sizi oluşturuyorsunuz, ailenizde kendi ailesinden bunu alıyor, bu taaaa atalara doğru gidiyor, iyide bunun neden hep bir bireye mal etme ya da bir başlangıcı olduğunu kabul etmeye zorluyoruz kendimizi? Belkide bir başlangıcı ya da bir devir daim durumu zaten yok hiçde olmadı. Sonuçta durma eylemi bile bize başkalarının bilinçaltlarının geçmesi ile olmamaktamı? buna ister mistik anlam taşır isterseniz başka bir anlam yüklersiniz. Eğer bulunduğunuz alandan memnun değilseniz gitmeyi tercih edersiniz. Örneğin oturduğunuz bir CAFE vardır, sıkılmışsınızdır beklediğiniz biri de yoktur, canının xCafe ye gitmek istemiştir, çıkıp oraya gidersiniz ve daha iyi hissedersiniz diğer yere göre. Peki şu anda kendinizi mutsuz, daha doğru bir kelime ile istediği kişi ve istediği yer olmama hali içinde hissetmekteyseniz, kalıp gidin, sizi tutan şey ne? 😀
Nedir o beklentiler, ya da memnun olmama hali? Haa kalkıpda kendime olumlama yapıyorum, olumlu telkinlerde bulunuyorum gibi birşeyler söyleyenleri kabul etmekteyseniz. devam edin o çabanıza. (BU ARADA SİZE ÖZEL DEĞİL YAZDIKLARIM, BİREYSEL ALINMASIN) Kalkıp gitmek düşündüğünüzden çok daha kolay. Ama bir başkasına sorup, o kişiden istemek hatta o kişinin kazandığını kullanmak (güç…) daha kolay. O zaman kolayı seçin:D Tutan ne? kim?
Geçmişten yapıştırılmış, empoze edilmiş düşünce kalıpları size doğru olma denilen şekilde yaşamalısın demekte. Buna isterseniz, baş kaldırmak doğrudur isterse, tapınmak doğrudur gibi isimler verin. Ben bilmiyorum kendimden başkası için neye, niye iyi gelen bir durum varmıdır. Zaten çocukken, çamura düşünce ağlayan bir karakterseniz şu andada durum aynıdır. olay daha ciddi gibi olumlama yapmak kendine acımaktan başka birşey değildir. Size iyi geleni hepimizin bildiği ara ara unuttuğumuz gibi kendimiz bilmekteyiz. ister içine dön istersen şeytanı kolla istersen allaha sarıl. öyle böyle mastürbasyondan öteye gitmiyor:D bari tadını çıkartı ver.:D
öyle çoook sorguladım ki; ne buldun derseniz ayıp el hareketi!! (sucu ya sevgiler gayet iyi bir ikon bu, bu ismi ben neden bulamadım daha önce cık cık cık 🙂 “ayıp el hareketi” )
sorgulamanın sonucunda hiiiç bişi bulamadım, yada ne bulduysam unuttum, mutsuzum… Çekirdek çitleyip sağa sola aval aval bakmayı tercih eder haldeyim yeminle ve tabii geçmiş olsun artık… sonsuzluğa ulaşamayıp, nefesin kesilecekse bir gün bir çok şey anlamını yitiriyor gözünde insanın. en son nokta nedir sorgulamada? neyin sırrını buldu bulan? boşş… gün dolduruyoruz aslında… işte bazan selanik gevreği -kahve, bazen iyi bir manzara-öpücük, bazen uçsuz bir deniz – bir sigara v.s…
bu saatten sonra neye dönüşmeliyim??? nereye dönmeliyim??? al buyur sorgula?
Hepinizi kurtarıcam ben dur sen, önce ben anlayıp bi özet çıkarayım 🙂
Biri birşey yazsa da altında bol komiklikle birbirimizle paslaşsak diye bekliyodunuz meğer ha¿ Durun ben size bi çay koyyim°
bir karikatür bazen on sayfa dolusu düşünceden daha çok şey anlatır…bazen bunu bir fıkra ,hatta bazzen yerinde yapılmış bir espiride başarır…hem yaşamdan şikayet edip, hemde gülmemekten için fırsatlardan kaçmak doğru değil.
Yenilgilerimizi, çaresizliklerimi, çıkmazlarımızı daha kolay kabul edebilsek dalga geç-
meye, komikliğe bu kadar ihityaç duymayacağız belki de. Bir de burdan bakmak lazım.
Ama bu kadar kolay olamıyorsa; ortaya çıkan tabloya ve bunun karşısında napıcağımı-
za bakarız. Bu da birşeydir.
Savaşmış ve yenilmişsen. Üzüntü, hüsran gibi duyguları yaşamazsın. Eğer savaşmamış fakat savaştım dediysem, çok kötü bir yalancısın ki, üzüntü duygusuna kapılmaktasın. İstersen vücudunda yaralar oluşsun, zihninde delikler oluşsun ama olduğun seni beğenmiyorsan savaşmak zorundasın. Sen dediğim nasıl bir sen oda ayrı:D