İnsanların kendilerini ifade ederken yeterince yetkin olmadıklarını düşündükleri için tepki almaktan ya da eleştirilmekten korktuklarını gözlemliyorum. Bir noktaya dek makul bir kaygı. Bazı konularda ise gayet makul. Quantum fiziği hakkında konuşmak istiyorsanız, kendinizde yetkinlik aramanız normaldir. Temel ya da güncel felsefe hakkında konuşacaksanız, felsefe tarihini bilip bütün batılı düşünürlerin bütün kitaplarını okumuş olmanıza gerek yok. Hatta hiç bir şey okumanıza gerek yok. Çok basit bir kaç soruyu kendinize sormuşsanız, “atıp tutma” olarak değerlendirilemeyecek saygınlığa sahip bir görüşünüz var demektir. Mesela, dünya ve evren yaratılmış mıdır, yaratıldıysa nasıl yaratılımıştır? Ölümden sonra yaşam ya da ruh var mıdır? Varoluşun bir anlamı var mı? Tanrı var mı? vb. gibi. Bu sorulara verdiğiniz yanıtların zeka parıltısı taşıyıp taşımaması önemsiz. Yanıtlar pek önemli değil çünkü.
Kimse size kaynak veya belge soramayacaktır. Sorsa da soruları saçma ve komik olacaktır. Korkmanıza hiç gerek yok. Güncel olaylar ya da başka konular hakkında da fikrinizi beyan ederken benzer bir yöntem geliştirebilirseniz. Sizi dövmek için “gong” sesini bekleyenler karşılarında net bir hedef bulamayacaklarından korunmanıza, haliyle endişe etmenize de gerek kalmayacak. Böyle böyle kendinizi ifade etmeye alıştıkça daha net ve keskin ifadeler kullanmaya başlayacaksınız. Bir noktada çuvallayıp yanlış bilgi kullandığınızda da “pardon, yanlış biliyormuşum. Aydınlattığınız için teşekkürler” diyebilmek çok kolay olacak. Merak etmeyin, incinmeyeceksiniz.
Hadi, şimdi klavyenin tuşlarına dokunmaya başlayın. Fikirlerinize, birikiminize ihtiyacımız var…
En azından asistan olunsun yaw! 😛
Kendini ifade etmek nedir ki? Bana aşkını mı anlatçek?! Soru sormak bile meseledir icabında. Dogmatik kafalar, soramaz. Sorar -mış gibi yapar. Sen işte bu gibilere, nasıl -mış gibi yapılır taktiği vermişsin. Zaten çokça bilmeden konuşan tipler var, birikimsiz, fikirsiz. En azından sussunlar vallahi de billahi!!
Haa, sen Narkissos’sun ya, sitenin kapısında bekleyen yüzlerce Ekho’da aşkını ilan edip karşılık bulamamak için bekliyor. Ben de yüreklendireyim dedim. 😀
Senin birikimin ve fikirlerin son nokta haline gelmişse dogmatikleşmiş demektir. Bence hiç fikri olmayan insan daha avantajlı durumda. Bir heyecana, yeni karşılaştıklarına hayret etme haline sahip. Her yeni fikre istemezük demekten başka bir şey yapmaz halde değil. Ben onlara istemezükçülerden bezmeme taktiği verdim. Hep aynı nicklerin aynı yorumlarını okumaktan bıktım çünkü. Gördüğüm kadarıyla gong sesini duymayı bekleyen senin gibilerden fırsat bulup giremiyorlar bile. Giren de girdiğine bin pişman oluyor çoğunlukla…
Ohoo.. paragrafında birkaç konuya değinmişsin de; ben okudukça, öğrendikçe hayret edilir diyenlerdenim. Düşünür bir çocuk gibi hayret edebilen olmazsa nasıl düşünecek ki?! Şaşırmak en güzel doğal eylemlerden biridir. Şaşırtacak fikri ben bağrıma basarım da, bu demek değildir ki abuk sabuk yazana eyvallah diycem. Gong da derim mong da! Alla alla! Giren de nereye girdiğini bilsin kardeşim! Ayrıca ben bazı nickleri okumaktan hiç bıkmıyorum. Hem bilgilerine, hem mizahlarına; nasıl bir konu bu kadar tatlı anlatır diye şaşırıp kalıyorum.
“ben okudukça, öğrendikçe hayret edilir diyenlerdenim.”
Ben farklı bir şey mi söylüyorum!?
Hayret edemeyen düşünemez.
Farklı söylediğimiz şey şu galiba; sen okuyup, öğrenip, biriktirdikten sonra gelsinler diyorsun. Ben de gelsin, heyecanını koysun, biz de bir şeyler öğrenelim diyorum. Biriktiren de gelsin, biriktirmeyen de. Sence giren nereye giriyor? Bu forumu nasıl tanımlıyorsun?
Tabi ki sorumluluk gelene ait. Mesela, buraya gelen, iddiası olan ve kaçan çakma edebiyatçılar olduğu gibi geldikten sonra kendine ve üslubuna çeki düzen verenler de oldu ( gerçi bazıları hala çakma ama olsun 🙂 ) Sahi, eskiden edebiyat daha fazla paylaşılırdı. Şimdi çok az.
Tabi bu onlar hoş tutuldu diye olmadı. Ben kimseyi hoş tutun demiyorum. Hoş tutmayacağınızı da biliyorum Ben de bazen yapıyorum, bazen yapmayabiliyorum öyle bir şey. Burada nasıl kalıcı olunur onu anlatmaya çalışıyorum…
Keşke herkes kendini ifade edebilse. Ama kendinden başka her şeyi ifade ediyor genelde bir türlü kendini ifade edemiyor. Samimi olsun canımı yesin diyesi geliyor insanın.
Benim en çok şikayet ettiğim konu tartışmalarda tartışılan şeyin kişisel bir mesele haline getirilmesi ve artık mantıksızlaşmaya başlasa bile ifadeleri bunu devam ettirmesi. Bu noktadan sonra evet hayırlı sorulara bile cevap verememesi. Konuyu saptırmaya çalışması falan.
Aslında bu yorumun bir kopyasını da sonsuzun tartışma konusuna taşıyayım.
Hüseyin Aktaş’ın bir yorumu aklıma geldi. “Benim buradaki tavrım, arslanı kediye boğdurmaktır” demişti. Tartışmayı samimiyet eksenli yürütmek yerine strateji eksenli yürütmeyi tercih ediyordu ve bunu övünülecek bir şey gibi sunuyordu. Samimiyete önem verdiğine göre tasvip etmiyor olmalısın bu tercihi.
Aktaş bazen Aktaşlaşıyor benim dediğim ölçüde. Ama her zaman kendisini samimi buluyorum. Samimi bir strateji ayrıca aslanı kediye boğdurmak. Bunu herkes yapmaya çalışıyor.
Sadece bu tavır için dedim. Kendisi samimi değil demiyorum. Kendinden başka bir şeyi, ya da aslında inanmadığı bir şeyi stratejik olarak kullanmak samimice bir tavır mı?
Bir de bilerek anlamamazlıktan gelme var.
Neden inanmadığı olsun işte. Stratejisi samimi dedim ya. Bunu sen de yapıyorsun çoğu zaman. ebubekirin gamaroyu boğduğunu görmek istemez misin? :))
Ben düdüklü tencereleri tasvip etmiyorum. Yenileri çıkmış şimdi içten yanmalı. Bir kere kaynatıyorsun üç ay soğumuyor.
İnsan kendini mizahi olarak ifade edebiliyor mu yoksa çok mu ciddi önemli olan bu.
İstemem, Moruk Takto’nun bunu yaptığını görmek isterim. Deyimin gerçek anlamı yerini bulmuş olur o zaman. 🙂
Ex Toruk , herkes zamanla degisiyor tabi , “burya gelmeden dersinizi iyi calisin burda yerler adami” gibisinden bir yorumunu hatirliyorum , (kelime secimi boyle olmayabilir ama anlam bu idi) bul desen zor bulurum ,
bunu negatif bir yorum olarak alma ,aksine, demekki hos gorun artiyor , yumusama zayiflik degildir .
Onu ironik olarak yazmışımdır mutlaka. Muhtemelen adamları yiyenleri taşlamak amacıyla yazmışımdır. Ben de hatırlamıyorum. 🙂
Şili biberi yesen bu kadar uzun yakmaz. Neleri unutamadığını bütün kediler görüyor, komik aslan:)))
Sen de beni unutamayacaksın anlaşılan. Çakma Makto. 🙂
ex toruk maktonun ruhunun aylardır azap çektiğini anladık. yazdıkça rezil oluyor düdüklü tencere yakışmış:)))
Sen azap çekme diye yazıyorum ya işte. 🙂 Aylardır huzur içindeydim. Nickini doğrula da gel ve anla ne demek istediğimi. Buradan birinin yan ürünü değilsen tabi. Sonra huniyi takıp ağlarsan karışmam. Hatta bir tekme de ben vurabilirim. 🙂
bu strateji ya da iletişim stratejisi yazılarını okuyunca yazasım düştü benimde;
sponatane strateji, içten geldiği gibi yazmak gibi şeyler yapıyoruz örneğin;
o an ne dökülürse;
tamemen ve tam ölçütülü samimi(içten-bu kelimeyi kullanmak istedim ama yukarıda o geçmiş) olmanın ölçütü nedir?
anlaşamamak mı? anlaşılmamk mı?
tüm stratejiler laf anlatmaya-anlaşmaya ya da anlaşılmaya yönelik ya da zorunlu stratejiler;
eğer z(stratejiler) zihin manipüle etmeye yönelik olsaydı ya da inanç kazandırmaya-iletşim bozmaya vb. o zaman sorgulardık örneğin;
doçent olmayı beklememek ama ifade edecek (bi) şeylerin olmasını beklemek ya da ifadenin ihtiyaç olması; çoğu-çoğumuz egosal doyum/benlik doyumu ya da iletişim sanısı gibi kandıramadığım ya da anlatamadığım nedenlerle iletişim kuruyoruz;
bu sizin dediğiniz ben bildim artık, ben erdim artık, ben oldum artıkçılar var-tamam oturdu benim hayat görüşüm anlayışım-bilişim tamam ders vermeye başlayabilirimciler ki herşeyi onlar bilir;