Kendii isteğiyle ölmenin bilinen adı intihardır. Yine yaygın olarak bilindiğine göre depresif kişiler ya da o dönemde depresyonda olanlar intihar eder. Bunlar zayıf kişilerdir! Hayata tutunacak güçten yoksun, ezik, akıl sağlığı yerinde olmayan! vs. bir çok negatif niteliğin atfedildiği kişilerdir. Gerçekten hepsi öyle midir, yoksa biz öyle mi biliyoruzdur?
Bir kişi yaşamını devam ettirecek kişisel güce sahip olduğu halde devam etmek istemeyebilir mi? Ben bu sorunun yanıtı zaman zaman kendi içimde veririm. Cevabım evet olur. Konuya mücadeleyi bırakma ekseninde bakacak olursak, hayatın mücadele olup olmadığını da sorgulamamız gerekir. Kişi bu dünya ile mücadele etmek zorunda mıdır? Yaşam mücadele etmekse eğer, bu bir şölenden ziyade yarış ya da ceza gibi bir şey demektir. Eğer bir kişi istemiyle ya da istemi dışında yaşamla mücadele ediyorsa, bir noktada durup oyundan çıkmak isteyebilecektir. Mücadele edecek hiç bir şeyi olmadığı halde, bilinen bütün zevkleri tadarak yaşadığı halde sıkılıp çıkmak isteyebilir. Bütün gününü manastırda meditasyon yaparak huzurlu bir şekilde geçiren budist rahip de sıkılıp çıkmak isteyebilir. Örnekleri çeşitlendirebiliriz. Sadece dayanılmayacak fiziksel acılar çekerken ötenazi istemekle sınırlı kalamayacak derecede önemli bir konudur bu. Zaten ruhsal acı çekenleri depresyonda diyerek dikkate bile almıyoruz. Onu da konuşabiliriz.
Böyle bir durumda ölme hakkını kişisel çabasıyla kullanmak yerine var olan kaynaklardan faydalanmak isteyebilir insan. Belki tabancası yoktu, belki üşengeçtir, belki yükseklik korkusu vardır. Hap almak istemiyordur, bileklerini kesmekten hiç hoşlanmıyordur, gaz solumak istemiyordur; veya bilinen intihar tekniklerinin hiç birisini istemiyordur, yannda uzman bir refakatçi istiyordur. Sonra, öldükten sonra geriye bir intihar mektubu bırakıp ailesini ve yakınlarını criminal soruşturmalardan korumaya çalışmak yerine, tutanak altında ölerek bütün bu negatif artçıl etkilerden insanları koruyabilir. Her şey olabilir. Dünyada bu kadar insan çeşiti olduğuna göre, o çeşit kadar farklı yaklaşımlar olabilir.
Bütün bunları öylesine yazdım. Belki bu konuya dair bildiğimiz, duyduğumuz unsurları n bazılarını gözümüzde canlandırıp sonrasında ona göre düşünebiliriz diye. Soru şu; bir insanın insanca ölme hakkı, ölüm hizmeti alma hakkı olmalı mıdır?
Ötenaziden daha karmaşık bir durum bu. Burada sadece kişinin ölüm hakkı da söz konusu değil. Daha ötede, ölümün normalleşmesi söz konusu. Bir sünnet düğünü, bir düğün töreni, işyeri açılışı, ilk bebeğin doğumu, doğum günü partisi gibi sosyal toplantılardan birine bile dönüşebilecek kadar normalleşebileceğinden bahsediyorum. Bunu sadece gülelim diye de söylemiyorum. Olabilir, ardından sınırsız sayıda fikir gelebilir. Benim aklıma gelenlerden bazılarını paylaşayım kısaca.
Yeni bir sektor oluşabilir. Ölüm sektörü. Yapılacak reklam kampanyalarının sloganlarından bazıları zihnimde canlanmıştı.
“En kral ölum bizde. Sefil yasadin ama kral gibi ölebilirsin. Dürüst yasadin, temiz olumu hak ettin.”
…gibi…
Yukarıda bahsettiğim gibi törenle de ölünebilir. Davetiye bastırılıp dagitilabilir. “Sevgili dostlarim, ölüm törenimde sizleri de görmekten mutluluk duyarim” gibi metinler olabilir.
Bir de ekonomik boyutu var tabi ki. Bankalar kişinin ölüme yatkınlığını da risk puanlarına ekleyeceklerdir. Uzun vadeli sözleşme yapanlar, kişinin ölüme yatkınlığını hesaplayacaklardır. Miras bekleyenler ebeveynlerini yüreklendirmek isteyebilirler! Törene harcayacak parası olmayanlar da olabilir. Parasi olanın ölümü iyi olur. Olmayan yine boğaz köprüsüne talim eder.
Bunlar tabi ki uzun uzadıya düşünülebilir, çeşitlendirilebilir. Kişinin geçici bir depresyondan dolayı mı, yoksa sağlıklı! (ölme isteğinin sağlıksız olduğu bilinyor) bir karar sonucunda mı ölmek istediği araştırılmalıdır bence. Nikah için gün alınması gibi, ölüm için de bir ön soruşturmanın yapılması için süreçler hazırlanmalıdır.
Asıl meselemiz; yaşam hakkı gibi ölüm hakkının da olup olmaması.