Görelilik Kuramı ve Zaman Genleşmesi

Görelilik kuramına göre her gözleyenin kendi zamanı ve kendi uzamı vardır. Uzam, uzunluk ölçümü olarak anlaşılmalıdır. A ve B ile isimlendireceğimiz iki gözlemci olsun. Başlangıçta her ikisi aynı noktada bulunsun.

Bu gözlemcilerden A yerinde kalırken B, sabit v hızıyla hareket etmeye başlasın. Bir süre sonra B gözlemci x = v.∆t kadar yol almış olur. B gözlemci A gözlemciden ayrıldığı anda bir ışık demeti de birlikte hareket etmiş olsun. B gözlemciye göre ışık c hızı ile hareket ettiğinden demet kendinden c.∆t’ kadar uzaktadır. Aynı ışık konisi A sabit gözlemci için ise c.∆t kadar yol almış olur. Işık her iki gözlemciye göre aynı B’ noktasındadır. Şu halde:

(v.∆t)2 + (c.∆t’)2 = (c.∆t)2 denkleminden (1 – v2/c2) ∆t2 = ∆t’2

∆t2 = ∆t’2 / (1 – v2/c2)2 veya ∆t = ∆t’ / (1 – v2/c2)1/2

Bunun anlamı duran gözlemcide zaman aralığının hareketli gözlemciye göre daha büyük oluşudur. Çünkü sağ tarafın paydası daima 1 den küçük olduğundan ∆t > ∆t’ olur. Zaman genleşmesi ise zaman aralıklarının daha yavaş akması anlamında anlaşılırsa hareketli gözlemcinin zamanı daha yavaş akar. Örneğin duran gözlemci için 1 saat hareketli gözlemci için 40 dakika olabilir. Şu halde duran gözlemciye göre hareketli gözlemci daha yavaş yaşlanır.

SONUÇ: Hareket eden insan durağan ve atıl olana göre daha geç yaşlanır. SPOR YAPIN HAREKET EDİN.

57 yorum “Görelilik Kuramı ve Zaman Genleşmesi”

  1. Sn sonsuz bu sonuca ulaşmak için niye bu kadar zahmetlere katlandınız anlamadım desem :))
    Vermek istediğiniz sonucu bu kadar eziyetli yolarda dolaşmadan da bulabilecek zeka fazlasıyla var sizde.. yoksa bizi o dolambaçlı yollara sokup yaşlandırırken siz genç kalıp sonsuz olmayı mı hedefliyorsunuz 🙂 Bu yaptığınız çok ayıp..Hiç değilse bu site üyelerine torpil yapın :))

  2. kuramındaki ikizler paradoksu.
    Doğuya doğru yol alan uçaktaki yolcular, batıya doğru yol alan uçaktaki yolculardan daha geç yaşlanırlar..
    Herkesin kişisel zamanı var, acaba bu kuramın ölümle de bir ilişkisi var mı?
    Kaplumbağa 60 yıl yaşarken, tavşan neden 6 yıl yaşar? dedik ya, paradoks diye;))

  3. Amacımız hareket etmek olduğuna göre, uzun yoldan anlatarak hareket etmiş oldum. Böylece duranlara göre daha genç kalmak amacım. 🙂

    Yazıyı eposta ile gönderen Bilgisev hocamıza teşekkür ederim.

  4. Uzun uzun anlatırken dünya turu da mı yapıyordunuz :))hangi hareket acaba?

  5. Ters taraftan kulağı gösterme hareketi. 🙂

  6. Hocamız doğru söylemiş, hareket bereketi getirir. İster düşüncede olsun ister bedende, her şekilde üretmek durumunda olmalıyız. Tabii üretirken güzel düşünceler içinde üretmeliyiz ki sadece bize değil herkese faydası olsun.Zira sonunda bize dönecek. Bu paradoks değil :)sadece bencillik :))

  7. Işık hızına yakın bir hızda bir kaç saat dolaşıp gelsek, dünya da binlerce yıl sonrasına merhaba deriz. Ne kadar hareket o kadar bereket.

    xenix

  8. Yukarda Sonsuz’un aktardığı yazıyı ben, Görelilik kuramı kolay anlaşılması için hazırladım. Genelde Einsten’in Özel Görelilik kuramı zor anlaşılan ve bizim gündelik deneyimlerimize uymayan bir gerçeklikten söz eder. genel Görelilik kuramı daha da zor anlaşılan ve anlatılabilen bir kuramdır.

    Sonuç olarak yazdığım son cümleye takıldınız bakıyorum. Tabii ki kolay olanı seçtiniz. Kimse de bu denklemlerin içerdiği eksik yönler üzerinde düşünmedi, tartışmadı ve bilimsel yaklaşmadı. Lay lay lom’a devam…

  9. Nereye kadar Lay lay lom’a?
    Hep lay lay lom’a olmaz ama:)
    Şimdi; Ben nasıl genç kalabilirim bilmek istiyorum?

  10. Sn. Hocam, gündelik deneyimlerimize uymayan bir konuda sizin deyiminizle lay lay lom yapmayalım da ne yapalım 🙂 Zamanın göreceli olmasının gündelik hayatımıza yansımasıyla ilgilenmiş arkadaşlar. Cehaletimi baştan kabul ederek dikkatimi çeken bir noktayı söylemek istiyorum :
    AB’ ile BB’ arasındaki açı alfa açısı olsun, BB’ A gözlemcisinden uzaklaştıkça alfa açısı küçülür. Bu alfa açısı AB uzaklığı sonsuz olduğu zaman 0 değerini alacaktır. Yani iki gözlemci içinde zaman boyutu önemsiz kalıyor sonucuna ulaşılabilir.
    E tabi ancak sonsuz noktasında bu böyle olacaksa biz sporumuzu yapalım ve geç yaşlanalım, sonsuz noktası baya bi uzakta zira 😉

  11. Adilenur, sorunu beğendim ama açı küçülmüyor. Çünkü B gözlemci için ışık daima c hızı ile uzaklaştığından BB’ uzaklığı azalmıyor. Yani görelilik denklemi her uzaklık için geçerli. Eğer BB’ uzunluğu sabit kalsaydı senin dediğin olurdu. BB’ artıyor ama ışığın x-ekseni ile yaptığı açı sabit kalıyor. Ama benim de istediğim bu tür sorulardı. Bu soru bir düşünce ürünü olduğu için Lay Lay Lom değil.

    Bizim gündelik hayatımızın gözlemleri ile Görelilik kuramını yorumlamaya kalkınca bu tür hatalara düşebiliyoruz. Ama yanlış da olsa her soru bir düşüncenin ürünü olduğu sürece taktir edilmeli ve doğru yanıt verilmeli görüşündeyim..

  12. Evrende 40 dakika ile 60 dakikanın aynı süreye eşit olduğu bir başka saat mi var?

  13. Zaman denilen değişken süre ancak iki olay arasında anlam kazanıyor. Saat denen alet süre ölçüm aletinden başka bir şey değildir. Aynen metrenin uzunluk ölçüm aleti olduğu gibi. “Saat beş” dediğimiz vakit bile “Öğlenden veya gece yarısından beri 5 saat geçti” demek istiyoruz.

    Görelilik kuramı zaman süresinin hıza göre değiştiğini söylüyor. Yani, iki olay arasında geçen süreyi ölçmeye kalktığınızda hızınıza bağlı olarak ölçülen süre değişir. Eğer ışık hızına yakın bir hızla hareket halinde iseniz iki olay arasında geçen sürenin ölçümü duran bir gözlemcinin aynı iki olay arasında geçen süre ölçümünden daha kısadır.

    Yani mutlak bir zaman yok. Zaman her gözlemci için aynı değil. Misafirin sorusu “Evrende 40 dakika ile 60 dakikanın aynı süreye eşit olduğu bir başka saat mi var?” şöyle yanıtlanabilir: “Evrende her gözlemcinin ayrı bir saati var. Ayrı bir mutlak zaman ölçen saat yok. Ama gözlemcilerin birbirlerine göre hızları bilindiğinde süreler arasındaki fark hesaplanabilir.”

  14. Başka bir şey daha aklıma geldi. Bana cesaret verdiniz, saçmalamaya devam edebilirim 🙂

    Alfa sıfır olamıyosa yani BB’ soonsuza doğru büyürken AB uzaklığıda sonsuza gidecektir. AB uzaklığı sonsuza vardığında BB’ de sonsuza varacaktır. Hmm ben şöyle yorumladım durumu:
    A ve B gözlemcileri B’ deki ışık kaynağını aynı AN’ da algılayacaktır.Bir başka değişle ortada “zaman” faktörü kalmayacaktır.

  15. o zaman da ışığın her iki gözlemciye ulaşması da sonsuz zaman alır. Sonsuz zamanda eşitlikten söz ediyorsanız haklısınız. Hem delta(t) hem de delta(t’) sonsuz ise hareket hızı v de belirsiz olur. Yani, görelilik denklemi çöker. Bu bakımdan sonsuz zaman ve sonsuz uzam içeren ölçümler anlamsız olur.

    Zaten büyük patlama (Big Bang) modelinin en önemli sorunu, başlangıç noktasında bir noktasal sonsuzluğun bulunmasıdır. Gerek sonsuz küçük gerekse sonsuz büyük değerler için fizik yasaları geçerli değildir.

  16. “Evrende her gözlemcinin ayrı bir saati var. Ayrı bir mutlak zaman ölçen saat yok. Ama gözlemcilerin birbirlerine göre hızları bilindiğinde süreler arasındaki fark hesaplanabilir.”

    Bu ifadeyi zaman ölçerler dışında zamanın kendisi için de alabilir miyiz?

    Evrende mutlak bir zaman ölçer yok.Ama mutlak zamanda mı yok?Zaman sadece bir algı, saat de bir algı ölçer midir? Bu durumda 40 dakikanın 60 dakikadan daha kısa mı yoksa daha uzun mu olduğu sorusu neye göre cevaplandırılabilir?Sadece matematiksel bir kabul mü? Tüm daha uzun ve kısalar,tüm daha büyük ve küçükler sadece matematik kabüller midir? Asıl hakikatin dili ile matematiğin dili arasında düzgün tercüme edilememiş (ya da tam karşılığı bulunmayan,ancak sezinlenebilen) kelimeler midir bunlar?

    Mutlak zaman yoksa,mutlak uzam yoksa, mutlak kütle de mi yok?
    Kuyunun dibi çok mu derin demekle ortada kuyu yok demek sonsuzda birleşip özdeşleşen ifadeler midir?

  17. bu akıllı sorulara yanıt vermek benim için bir keyiftir. Evrende mutlak zaman yok ama akışkan bir enerji ağı var. Bu enerji ağı yerel olarak yoğunlaştığında madde oluşuyor. Yani, kütle kavramı aslında enerji kavramı ile özdeş.

    Einstein E = m.c^2 denklemi ile enerji ile kütlenin aynı şey olduklarını göstermiştir. Burada c ışık hızı sabit olduğundan ve c=1 alınabildiğinden E = m olur. Enerji sürekli dönüşür ve kapalı sistemlerde korunur, yani sabit kalır. Açık sistemlerde ise daha az yoğun şekillere dönüşür. İşte her nesnenin sonlu ömre sahip oluşu hiç bir sistemin tam olarak kapalı ve yalıtık olamayışındandır. Enerjinin bu doğal dönüşümü bize tersinmez zaman olarak görünür.

    Aslında her var olan varlığını sürdürebilmek için çevreden enerji alır ve bu arada aldığından fazlasını çevreye verir. Bu da Entropi yasasıdır. Eğer kaybettiği enerji miktarı aldığından çok fazla ise sistem varlığını sürdüremez. Ölüm olayı da bundan başka bir şey değildir.

    Zamanı “enerjinin akışı” olarak düşünmek yeni bir bakış açısı olsa da oldukça bilimsel bir yaklaşımdır. Enerji her yerde aynı hızda akmadığından, hatta bazı yerlerde entropi yasasına ters yönde de akabildiğinden, zaman da tek ve mutlak değildir. Ama, bir hayal ürünü ve beynin üretimi bir zan da değildir.

  18. Şu soruya da yanıt vereyim: “Bu durumda 40 dakikanın 60 dakikadan daha kısa mı yoksa daha uzun mu olduğu sorusu neye göre cevaplandırılabilir?Sadece matematiksel bir kabul mü? Tüm daha uzun ve kısalar,tüm daha büyük ve küçükler sadece matematik kabüller midir? Asıl hakikatin dili ile matematiğin dili arasında düzgün tercüme edilememiş (ya da tam karşılığı bulunmayan,ancak sezinlenebilen) kelimeler midir bunlar?”

    Her gözlemci kendi bulunduğu noktadan ölçüm yapar. Bir gözlemci ile diğer bir gözlemci arasındaki zaman farkı gerçek bir deneyle de kanıtlanmıştır. Deney şudur. Atmosferin yüksek bölgelerinde hava moleküllerine çarpan hızlı kozmik ışınlar “mü mezon” denen parçacıkların oluşmasına neden olurlar. Bu mezonların ömürleri çok kısa olduğundan yeryüzüne ulaşmadan yok olmaları gerekir. Fakat laboraturda mü mezonlara rastlanmış ve varlıkları saptanmıştır. Bu olayın açıklaması şöyledir: “Mü mezonlar çok hızlı parçacıklar olduklarından yüksek hızlarda ömürleri uzar. Çünkü onların zamanı duran bir gözlemcinin zamanına göre daha yavaş akar. Şu halde daha çok yol alıp yok olmadan yeryüzüne ulaşabilirler”.

    Görülüyor ki zaman akışı göreli olup enerji ile yakından ilişkilidir. Daha yavaş akan zaman daha uzun ömür ve dolayısıyla daha çok enerji birikimi demek oluyor. Bu sonuç genç kalmak için enerji birktirmenin gerekli olduğunu da gösterir.

    Yukardaki örnekten hareketle diyelim ki mü mezonun durağan zamanı 40 mili saniye olsun. Ama ışık hızına yakın dahi gitse hesaplanmıştır ki atmosferin üst noktalarından yeryüzüne ulaşması 60 mili saniye gerektiriyor. Şu halde yeryüzüne ulaşmadan ömrü tükenmiş olması gerekir. Ama onun 40 saniyesi bizim 60 saniyemize eşit olduğundan yok olmadan yeryüzüne ulaşır.

  19. içersinde zaman,hız,uzunluk gibi değişkenlerin dışında bilinç değişkenini debarındıran fizik denklemleri de varmıdır bilgisev?

  20. ilginç bir tanım. Acaba bilinç değişkeni deyince ne anlıyoruz? “Bilinç” somut bir nesne olmadığına göre ölçülmesi mümkün müdür? Bir insanın “bilinci açık” deyince uyanık olduğunu kastediyoruz. İyi de, her uyanık insan etrafında olup bitenlerin bilincinde midir? Pek çok insan bilinçli gibi görünse de uyur gezer durumda yaşamını sürdürür. Yer içer uyur ve toplumun değer yargılarına boyun eğerek gününü gün eder. Ben bu tür bir yaşama bilinçli yaşam diyemiyorum.

    Benim için bilinç “farkındalık” demektir. Bu da gözlenebilir ama ölçüme sığmaz. Bir insanın farkındalığını ölçmek pek mümkün olmasa gerek. Eğer sizin başka bir öneriniz varsa buyrun yazın.

  21. bilinç değişkeniyle ilgili mesajım henüz ekrana düşmeden siz okumuş ve cevaplamışsınız bile.Şaşırdım.

    Bilincin de bir değişken olarak bazı kuantum denklemlerinde kullanılmak istendiğini,ama sonradan bundan vazgeçildiğine dair yazılar okumuştum,onun için sordum.Benim özel bir tanımım yok.Daha doğrusu varda, değişken olrak kullanılmasını mümkün kılacak bir tanımım yok.

    Gözlemcinin varlığını denklemin içerisine bir değişken olarak yerleştirmek desem çok mu klasik olacak?

  22. Görelilik kuramında zaman sürekli bir değişken olup bir eksen boyunca aynen uzam gibi gösterilir. Ama Kuantum Kuramında (KK) böyle bir zaman tanımı yoktur. KK’ya göre her olay anlık bir fotoğraf görüntüsü olarak saptanır ve yorumlanır. bu bakımdan KK için zaman sadece kısa bir “an” dır.

    Ayrıca KK’da gözleyen ile gözlenen birbirini etkiler. Yani bilinç bu kuramın parçası olarak düşünülebilir. Gözleyen yoksa gözlenen de yoktur denebilir. Veya, vardır ama sadece bir varsayım bir kabul olarak vardır. Çünkü var olan bir şeyin gözlenmesi gerekir. Oysa ki klasik görüşe göre bir nesne gözlenmese de varlığını sürdürür.

    Biraz önce dedim ki kütle mutlak olarak tanımlı olmayıp enerji yoğunluğundan ibarettir. Eğer biz nesne gözlenmiyorsa onun enerjisi de dönüşmüş olabilir. Tümüyle yok olmasa da farklı bir şekle dönüşmüş olabilir. İşte bu yüzden KK bir “olasılıklar” kuramıdır. Ne yer ne de zaman bilirli ve kesin (mutlak) değildir. Görelilik kuramından farklı olarak KK’da zaman süreksizdir hatta geri dönüşebilir. Yani, geçmişten geleceğe akabileceği gibi gelecekten geçmişe de akabilir. Tabii ki bu akış çok kısa süreli, anlık bir olaydır.

    Fakat enerji kütleye dönüşebileceği gibi kütle de enerjiye dönüşebilir.

  23. Sabit dediğimiz herşey zaten hareket halinde,gezegenler, yıldızlar,gökadalar ve herşey.Bu bağlamda sabit gözlemci olabilmek sanırım bizim evrenimizdeki hiçbir gözlemci için söz konusu değil. Ancak gözlemci ve gözlenenin birbirlerine göre hızlarından bahsedebiliyoruz anladığım kadarıyla.

    varsayımsal bir soru sorsam bilgisev.. bildiğimiz evrenin dışında başka fizik kurallarınn geçerli olduğu bir evren olsa ve bu evrendeki sabit bir gözlemci bize baksa, o nasıl tanımlardı zamanı?

    (Soru daha da genişletebilebilir belki.Onun bizim evrenimizin içinde olup biten şeylerin yasalarını tarif etmek için kuracağı denklemler ve bu denklemlere ait değişkenlerin tanımları bizim kendi evrenimizi kendimize tarif ederken kurduğumuz denklem ve değişken tanımlarından daha farklı mı olurdu?)

  24. Paralel evrenler pekala olabilir. Benim görüşüm bizim evrenimizle hem iç-içe hem de dışında olan bir ikinci evren var. Bu ikinci evrende tüm parçacıklar ışıktan hızlı hareket ediyorlar. Onlara biz “Takyon” adını taktık.

    Şimdi bu farklı evrende şuurlu ve fizik denklemleri yazmaya meraklı varlıklar var mı? Orasını bilemem. fakat farzedelim ki orda da birtakım şuurlu varlıklar yaşıyor. Onların bizi anlayıp tanımlaması bizim onları tanımlamamızla eşdeğer. Biz kendi evrenimiz dışındaki (UFO değil, zira UFO’lar da bizim evrenimize ait) varlıkları ne kadar tanıyorsak onlar da bizi o kadar tanır. Ama, bizden çok daha şuurlu varlıklar olabilirler. O zaman da onların denklemleri çok daha üst düzeyde olabilir. Bu konuda kendi yazılarımı öneririm:

    link to sonsuz.us

  25. o kadar gelişmiş olsunlar ki,hem kendi evrenlerini hem bizim evrenimizi yeterince iyi tanısınlar.Farklı fizik yasalarına tabi olduğumuzu ve bu yasaların farklılıklarını da gayet iyi biliyor olsunlar.Kıacası bizim evrenimizin bileşenlerini bizden de iyi bilsinler.

    Böyle bir durumda,bizim evrenimize tepeden bakan yüksek bir şuur için bizim zaman dediğimiz şey başka bir şeymi ifade ederdi ona?

    Çok mu fantastik oldu?Ama zaman değil de müzik ne ifade ederdi diye sormak kadar fantastik değildir diye düşünüyorum ben yine de.

  26. Varsayalım ki Takiyon evrende yaşayan gelişmiş varlıklar bulunsun. Bu varlıklar ışıktan hızlı hareket ettiklerinden ve en düşük hızları ışık hızı olduğundan istedikleri an istedikleri yerde bulunabilirler. Fakat bu durumda onlar için “yer” ve “zaman” diye birtakım kavramlar da anlam yitirir. Bizim anladığımız anlamda uzam ve zaman onlar için olmadığından bizim evrenimizi bizden daha iyi tanısalar dahi onların gerçekliği bizimkinden tümüyle farklı olur.

    Bu sitede Hiperküp başlıklı ilginç bir konu üzerinde bir hayli yorum yapılmıştı o konuya bakmanızı öneririm.

    link to sonsuz.us

  27. Einstein 1905 yılında yayınladığı Özel Görelilik kuramında birtakım eksik noktaları gidermek amacıyla Genel Görelilik Kuramını 1915 yılında geliştirdi. Bu sorunların ne olduğunu merak ediyorsanız alttaki bağlantıyı tıklayın.

    link to sonsuz.us

  28. tamamiyle aynı fizik yasalarına tabi olduğumuz ayrı bir evren olsa ve aradaki tek fark da oradaki bir hidrojen atomunun çapının bizim evrenimizdeki hidrojen çapından iki kat büyük olması olsa bunun sonuçları ne olurdu?

  29. Sayın bilgisev,

    Her an her yerde olabilen birşey için mekan ve yer kavramının olmayacağını anlayabiliyorum.

    Ama her an heryerde olabilmek ile zaman dışı(ya da zaman üstü) olmak arasında bence fark var.Her an her yerde olabilen şey aynı zamanda ölümsüz ise sözüm yok.Ama bir şuur için belli bir ömür ve ölüm sözkonusu ise,bu şuur takiyon bazlı dahi olsa bir son ve bir başlangıç arasında zamanvari bir algıya sahip olmayacak mıdır?

  30. bunlar, yanıt vermek için kahin filan gibi biri olmak gerek. Soru: “hidrojen atomunun çapının bizim evrenimizdeki hidrojen çapından iki kat büyük olması olsa bunun sonuçları ne olurdu?”

    Sevgili misafir ben sana aynı düzeyde bir yanıt vereyim: “teyzen amcan olurdu dayın da halan“, tamam mı.

    Diğer soru: “bu şuur takiyon bazlı dahi olsa bir son ve bir başlangıç arasında zamanvari bir algıya sahip olmayacak mıdır?” Yanıt: “zamanvari algı ile samanvari kâğıt arasında hiç bir fark yoktur. İkisi de aynı kapıya çıkar“.

    Alınmayın ama böyle başa böyle traş. :=))

  31. Yok,alınmadım. Sadece bu tür sorular için bazı olası teorik cevaplar verilmiştir belki de diye düşünmüştüm.Örneğin ilk soru için ışık hızı yine bir limite sahip olurdu ama şu an bilinen ışık hızından daha fazla olurdu,ya da sıvılar akışkan olmazdı falan filan gibi.

    Zamanvari algıyı da takiyon evrene ait olası bir şuurun ve farkındalığın başlangıcı ve sonu arasında,yani varoluş ve ölüm arasında geçen…neyse,vazgeçtim:-)

    Sorduğum şeylerin Marks da kim,yeni bir deterjan mı gibi algılanması biraz şaşırttı beni aslında.Ama ben bunu kendi cehaletime bağlıyorum,size de alınmadım.Teşekkürler.

  32. Sorduğunuz sorulara bilimsel yanıt vermem mümkün olmadığından biraz gırgırvari yanıtlar verdim. Alınmadığınız için teşekkür ederim.

    Bu tür sorulara daha farklı ve oldukça bilimsel bir yanıt verilebilir. Bu da “Antropik ilkesi” denen yaklaşım sayesinde olabilir. Antropos insan demek ve bu ilke evren ile insan arasında yakın bir ilişki bulunduğunu savunuyor. Bu ilkeye göre “Doğa sabitleri az bile şu günkü değerlerinden farklı olsalardı evren çok farklı olurdu” görüşü hakim. Doğa sabitleri deyince, Kozmolojik Sabit, Işık hızı, Protonun kütlesi, Elektromagnetik sabit….gibi birtakım fizik kuramlarında beliren sabitler kastediliyor. Sonuçta insan da ortaya çıkmazdı.

    Antropik ilkesine karşı duranlar bu ilkenin bilimsel olmadığını çünkü herhangi bir şekilde yanlışlanamıyacağını söylüyorlar. Bildiğiniz gibi, bilimsel olan iddialar yanlışlanabilir olmalıdırlar.

    Takiyon evrende yaşayan bir varlık ölür mü yoksa zamansızlık içinde yaşar mı? Bu da yanlışlanabilecek bir soru olmadığından bilimsel değil. Benim yanıtım da aynı düzeyde bilimsel olmadı.

    Antropik ilkesini 1961 yılında Robert Dicke ileri sürdü ve evrenin yaşı hakkında birtakım görüşler ileri sürdü. Onun fikrini Paul Dirac daha bilimsel sayılarla savundu. Bu ilke Zayıf ve Kuvvetli Antropik ilkeleri şeklinde ikiye ayrılır. Zayıf olanı: “Evrenin başlangıç durumu bir gözlemcinin varlığına izin vermek için oluşmuştur” der. Kuvvetli olanı ise: “Evrenin başlangıç durumu bir gözlemcinin varlığını ortaya çıkarmak için oluşmuştur” der. Birincisinde olasılık ikincisinde kesinlik bulunuyor.

    Ben şu görüşteyim: “Gözlemcinin insan olması gerekli değil. Evrenin temel yapısında bir canlı varlığın ortaya çıkması kaçınılmaz olarak mevcuttur“. Yani, benim görüşüm ikincisine (Kuvvetli Antropik ilkesine) yakın olsa da “gözlemci” kavramını insanla kısıtlamıyorum.

    Umarım yararlı olabildim.

  33. acı çeker durumdayken hareketsizleşmek iyi bir tercihmidir o zaman?

  34. Acı çeker durumdayken en iyi tedavi harekettir. Bunu iki türlü yorumlayabiliriz.

    1. Fiziksel acı: Eğer hareket edemiyecek kadar bir yaralanma durumu söz konusu ise yapacak bir şey yok. Fakat iyileşmenin hızlanması için ilk fırsatta hareket etmek faydalıdır. Nitekim doktorlar adelelerin tekrar eski haline dönüşmeleri için hareket tavsiye ederler.

    2. Manevi acı: Bir üzücü durum karşısında içe kapanıp depresyona girmek yerine dışa açılarak üzüntüyü yenmek ve bir bakıma acıyı unutmak faydalıdır.

  35. Güneş bir anda ortadan kalkarsa gezegenler tam o anda mı güneşin çekim kuvvetinden kurtulup uzaya savrulurlar, yoksa 8,5 dakika kadar yörüngelerinde döndükten sonra mı olur kopuşları?

  36. Sitede vardı. Ama yine de cevabını söyliyeyim. Gezegenin, güneşten gelen ışığın ulaşma süresine göre sırayla savrulurlar. Yani kütle çekiminin ektisi de ışık hızı ile yayılır.

    xenix

  37. yerellik ilkesi gereğince doğrudur. Yani, hiç bir etki ışık hızından daha hızlı yayılamaz, savı Einstein’ın görelilik kuramının bir sonucu olarak genelde kabul edilir.

    Ancak, yerellik ilkesi Kuantum Kuramında geçerli değil. Başlangıçta güçlü ilişkili (korole) parçacıklar ayrılsalar dahi ışık hızından daha hızlı bir şekilde birbirlerinden haber alabilirler. Eğer gezegenler güneşten kopmuşlarsa, ki bu da tartışmalı bir savdır, o zaman birbirlerinden anında haberdar olacaklarından ışık hızından daha hızlı bir haberleşme durumu olabilir.

    Güneş sistemini oluşturan gezegenler acaba güneşten mi koptular, yoksa uzayda dolanırken güneşin çekim etkisine mi girdiler? Bu konuda karşıt görüşler halen tartışılıyor. Örneğin, Saturn gezegeninin çevresinde dolanan parçalara biz Satürn Halkaları diyoruz. Ama, bir de Satürn gezegeninin kendi uyduları da var. Bu durumda uydular halkalardan mı oluştu? Öyle ise bu halkalarda dolanan parçalar neden bir uydu oluşturmadı da hala dönmeye devam ediyorlar?

    Bu gibi sorular hala yanıt bulmuş değil. Evren hakkında pek az şey bildiğimizi kabul edelim. Benim Takiyon evren modelimi Kitaplar bölümünden “Düşüncenin Boyutları” başlığından okuyabilirsiniz. Evrene farklı bir yorum getiriyorum ve bu da hiç bir yerden alıntı olmayan kendi görüşümdür. Bir gün bu görüş pekala kabul görebilir.

  38. başlangıçta korele olan parçacıklar ayrılsalar dahi ışık hızından daha hızlı bir şekilde birbirlerinden haberdar olabilirler demişssiniz.

    İyi ama, eğer bing bang doğru ise evrenimizde gördüğümüz her türlü maddenin birbiri ile korele olmaları gerekmez mi?

  39. Evrenimizde görülen veya görülmeyen her parçacık birbiri ile bağıntılı yani koroledir. Bunun nedeni de bağımsız parçacık kavramının bir yorum olması ve bizim algımızın sonucunda oluşmasıdır.

    Parçacık kavramı bütünsel dalganın çökmesi sonucu ortaya çıkar. Bütünsel dalga ise gözlem sonucu çöker. Biz insanlar her gözlem yaptığımızda (gözle veya aletle) bütüsel dalgayı çökertip yalıtık bir nesne görüyoruz. Aslında hiç bir var olan yalıtık değildir. Hepsini birbirlerine bağlayan temel bir enerji ağı bulunmaktadır. Ancak, maddeye önem veren bakış ve bunun sonucunda oluşan pragmatik (faydacı) yaklaşım biz insanları bölmüş, ayırmış ve yalıtık kutulara sokmuştur.

  40. hiçbir başlangıç ilişkisi bigbang anındaki kadar güçlü olamaz sanırım, o nedenle sormuştum soruyu, cevabınız için teşekkürler.

    Yanlız bu sadece atom ve atom altı parçacıklar için mi böyledir?( son iletinizden bahsediyorum)

    Biz teleskobumuzu gökyüzüne dikip satürn halkalarını gözlemledik veya aya araç ve insan yolladık diye dalga fonksiyonu çöküyor mu, böyle mi anlamalıyız?

    ikinci bir soru da, güneş gerçekten bir anda ortadan kalkarsa gezegenlerin dağılmasının aynı anda mı yoksa daha geç mi olacağı sorusunun kesin cevabı tam da bilinmiyor o zaman, öyle mi?

  41. Soru: Biz teleskobumuzu gökyüzüne dikip satürn halkalarını gözlemledik veya aya araç ve insan yolladık diye dalga fonksiyonu çöküyor mu, böyle mi anlamalıyız?

    Yanıt: Her gözlem bir kavrama veya tanıma dönüştüğünde dalga çöker. Eğer hiç bir tanım yapmadan bütünsel bakmayı, bütünleşip birleşmeyi başarabilirsek dalga çökmez. Bunun için de kendimizin bir gözlemci olmaktan çıkıp bir katılımcı olması gerekir. Katılımın en zayıf şekli “empati” en güçlü şekli ise “aşk” adını alır. Mevlana Celaleddin ne güzel anlatmış:

    Aşk özge ateştir, ısınır onda ayaz
    Yandıkça, o taşlar yumuşar, sert kalmaz.

    İşte, taşların yumuşaması parçacık bakışından dalga bakışına geçişi simgeler.

    Soru: ikinci bir soru da, güneş gerçekten bir anda ortadan kalkarsa gezegenlerin dağılmasının aynı anda mı yoksa daha geç mi olacağı sorusunun kesin cevabı tam da bilinmiyor o zaman, öyle mi?

    Yanıt: Evet, hangi paradigma ile olayı yorumlamanıza bağlı. Eğer bağımsız parçacık paradigmasına inanıyorsanız yerçekim kuvvetini ileten “graviton” adlı parçacıklar ışık hızı ile etki edebilirler. Yok eğer, bağımlı (korole) dalga paradigmasına inanıyorsanız etki anında olur. Biz hangi paradigmadan bakarsak doğa bize o şekilde yanıt verir.

    Mutlak gerçek yok ne yazık ki…

  42. 🙂

    ikinci sorunun cevabı için teşekkürler.

    ancak ilk soruyu bir başka şekilde tekrarlamak zorundayım.

    Şu an ay ile dünyanın bigbang anında mevcut olan kuvvetli-başlangıç ilişkisi (korelasyonu) halen mevcut mudur, değil midir? Sizin kanaatiniz nedir bilgisev?

    Ayrıca, birden fazla gözlemci aynı süreci eş zamanlı ancak farklı kabul ve inançlarla algılayıp izlerlerse toplam sonuç ne olacak?

    Bağımlı dalga paradigmasına inanan ve inanmayan milyonların varlığında gezegenler güneşin çekim gücü ve yörüngesinden kopuş zamanlarını referandum sonucuna göre mi belirleyecekler? Ya da daha fantastiği herkes inandığı gibi mi görecek kopuş anlarını?

  43. satürnün uydularından birinde yaşamak isterdim…

    Geceleyin başımı gökyüzüne kaldırdığımda o devasa kütlesi ve sürrealist çağrışımlar yapan halkaların güzelliği ile kimbilir neler düşündürürdü bize….Yoksa biraz da ürkütür müydü bizi cüssesiyle..

  44. Soru: Şu an ay ile dünyanın bigbang anında mevcut olan kuvvetli-başlangıç ilişkisi (korelasyonu) halen mevcut mudur, değil midir? Sizin kanaatiniz nedir bilgisev?

    Yanıt: Sadece ay ile dünya değil, tüm güneş sistemi gezegenleri arasında bu tür kuvvetli bir ilişki bulunduğu görüşündeyim. Örneğin bir gezegen yörüngesinden fırlayıp boşluğa doğru yol alsa, bu durumdan dünyamız etkilenmez mi? Sanırım etkilenir.

    Soru: Ayrıca, birden fazla gözlemci aynı süreci eş zamanlı ancak farklı kabul ve inançlarla algılayıp izlerlerse toplam sonuç ne olacak?

    Bağımlı dalga paradigmasına inanan ve inanmayan milyonların varlığında gezegenler güneşin çekim gücü ve yörüngesinden kopuş zamanlarını referandum sonucuna göre mi belirleyecekler? Ya da daha fantastiği herkes inandığı gibi mi görecek kopuş anlarını?

    Yanıt: Herkes kendi paradigmasına göre algılıyacak. Nasıl ki tek bir zaman ve tek bir uzam değişkeni yoksa, benzer şekilde tek bir gözlem gerçekliği de yoktur. Fantastik değil aslında, herkes inandığı gibi görecek kopuş anlarını.

    Bu durum halen Görelilik kuramı ile Kuantum kuramı arasında duran asıl çelişkidir. Biri (GK) zamanı sürekli kabul eder, diğeri (KK) kabul etmez. Zaten bu yüzdendir ki iki kuramı tek bir kurama dönüştürmeyi başaramadılar.

  45. sanırım hem/hem mantığı böyle bir şey olsa gerek..

    yani dev bir el uzanıp güneşimizi bir anda çekip alsa olduğu yerden, dünyamız hem aynı anda hem de sekiz buçuk dakika sonra çekim kuvvetinden kurtulup uzaya savrulacak.

    Yazması kolay da…tahayyul etmesi zor.

    Teşekkürler

  46. Diyelimki M teorisi doğru.
    Paralel evrenler,sicimler doğru.
    (Mem)branlar doğru.

    Dolayısıyla bigbang’i açıklayabiliyoruz,zamanın bigbang ile başlamayıp ondan önce de var olduğu ortaya çıkıyor..

    Ama söylermisiniz böyle bile olsa bu bizi nereye götürür?

    Konuyu bigbangin gerisine taşıdık.Ama çıkıp biri de sormaz mı branlar nerden geldi, nasıl oluştu o zaman diye?

    Cevap? Branlar zaten hep vardı mı?
    Başladığımız yere dönmüş olmuyor muyuz ozaman?

  47. uzayda sürtünme sıfır mıdır?

    bir ışık demeti enerjisini hiç kaybetmeden sonsuza kadar yolculuk yapabilir mi?

  48. Çevremizde görüğümüz her varlığın bir başlangıcı ve bir sonu olduğu inancı içindeyiz. Sonsuz döngüyü beynimiz kavrayamıyor, havsalamız kabullenemiyor. Şöyle bir mantık yürütüyoruz:

    “Eğer her gördüğümüz var olanın bir başlangıcı ve bir sonu varsa, evrenin de bir başlangıcı ve bir sonu olmalı.”

    Ancak, bu mantık sürekli ve doğrusal bir zaman kavramına dayanıyor. Eğer zaman döngülü ise, veya doğrusal sürekli zaman kavramı bir illüzyon, bir zan ise evrenin başlangıçı olduğu kabulu da bir zan olmaz mı? Evren öncelikle sonlu mudur? Yani, belli bir kapalı hacim içinde hapsolmuş bir yapı mıdır?

    Eğer belli bir hacim içine hapsolmuş bir yapı ise, “evrenin içinde bulunduğu ortam nedir?” sorusunu sormamız gerekmez mi? Tüm bu soruların yanıtını Takiyon Evren modelinde bulabilirsiniz.

    Kendi görüşüm evrenin tek olmadığı ve Takiyon evrenle iç-içe bir döngüsel yapı oluşturduğudur. Aynı, Yin-Yang gibi. Bu konudaki yazım için

    link to sonsuz.us

    bağlantısına bakınız.

    Işığın sürtünmesiz olarak ilerlediği görüşüne katılmıyorum. Boşluktaki hızı 300,000 km/sn olsa da camdaki veya sudaki hızı daha düşüktür. Demek ki içinde bulunduğu ortama göre hızı değişebiliyor. Ortam içindeki sabit hızı da “limit hız” olarak tanımlanabilir. Yani sürtünme kuvveti denebilecek bir karşı koyan kuvvet var ki bu sabit hızda kalıyor. Bu karşı koyan kuvveti tanımlamak istersek, Takiyon evrenin baskısı veya tepkisi şeklinde ifade edebiliriz. Benim görüşüm bu şekilde.

  49. ışık hızında zaman durur, eğer ışık hızına çıkarsak zaman sadece yavaşlayacaktır. Örneğin, ışık hızının % 87’si kadar hızlarda saatler iki kat, % 99,3’ü kadar hızlardaysa 10 kat oranında yavaşlar. sadece birkaç saat ileriyi gitmiş sayılırız. binlerce yıl ileriye gitmek isteyen biri, zaman genleşmesinin bir diğer yolu olan dev kütleçekim alanlarına girmeli, ve sağ olarak çıkmalıdır. örneğin bir karadeliğe çok yaklaştıktan sonra geri dönebilirsek zamanda büyük bir sıçrama yapmış oluruz.

  50. Genel göreliliği okumuşsunuz ama, özel göreliliği okumamışsınız sanırım. Site de aratabilirsiniz.

    xenix

  51. zamanın genlesmesi ile soru varmi 😀

  52. X= V.T YERDEĞİŞTİRMENİN HIZLA İLE ZAMANIN ÇARPIMI OLDUĞUNU ELBETTE BİLİYORUZ . T’ = T [1-(v²/c²)]½ FORMÜLÜNDE İSE HER HIZDA ZAMAN GENİŞLEDİĞİNE GÖRE BU 1. FORMÜLDEKİ T VE DOLAYISIYLA X’İ NASIL ETKİLER?

  53. Hareketli gözlemci için gidiş doğrultusundaki tüm uzunluklar ,aynı [1-(v²/c²)]½ çarpanı ölçüsünde kısalır.Özel görelilikte uzunluk büzüşmesi olarak geçer.

  54. Forumun en güzel tartışma konusu olmuş. Cevap katlı için bir kaç-gün düşünmem gerekli..

  55. Hareket sadece fiziksel olarak dusunulmemeli belki de , dusunce hızı da zamanı yavaslatıyor , ama bunu formule etme imkanimiz yok , ancak cok kaba analoji yapabiliriz , dusunulen her obje ya da kavram 5m yola tekabul etse gibi.. burda relativiteden daha farkli bir kuram ihtiyaci var gibi .. “Derin relativite” mesela.. 😛

    Bir paradoks var ,”icsel sessizlik” durumu . zamanin sonsuz hızlanması lazım , ama oyle olmuyor aksine daha da yavaslıyor (cok deneyimlemedim ama ucundan kokladigim kadari ile) . belkim de icsel sessizlik zamana dısarıdan bakış gibi birşeydir .. ya da zihinin en hızlı hali . Bu hızla nereye gidilir bilinmez.

  56. Zamanın atıllarından hissediyorum kendimi. Hızlı akıyor. Avuçlarımdan dökülen saatler, günler ve hatta yıllar… Şaşkınlık ve korku duyuyorum. Zaman girdabından nadiren kafayı çıkardığımda da “ne olcak şimdi?” deyip, karışık oluyorum.

  57. Özel görelilik kuramında zaman aralığı artı de olabilir eksi de,

    ∆t2 = ∆t’2 / (1 – v2/c2)2 denkleminin karekökü alındığında

    ∆t = +_ [∆t’ / (1 – v2/c2)1/2] elde edilir.

    Yani eksi bir zaman aralığı zamanın gelecekten geçmişe akabileceğini söyler. Bunun anlamı haberlerin gelecekten şimdiki ana ulaşabilecekleridir. Gelecekten şimdiki ana ulaşan bir bilginin ışıktan hızlı hareket etmesi gerekir. Yani Takyon denen parçacıklar görelilik kuramına göre var olabilirler.

    Bir diğer sonuç olarak bizim ışıktan hızlı hareket eden bir çiftimiz olduğu görüşüdür. İngilizce olarak sitemde bu konuyu işledim. Parçacıklar söz konusu olduğunda:
    link to halukberkmen.net

    insan ve tüm makro nesneler söz konusu olduğunda:

                       http://www.halukberkmen.net/pdf/150.pdf
    

    yazılarıma bakabilirsiniz. Fransız fizikçi J.P. Garnier-Malet aynı sonuca farklı yoldan ulaşmıştır.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.