Bir saksı fesleğenin yanına hoparlör koyup Bach çaldığınızda daha gür yapraklar verdiğini düşünelim. Hemen zihnimizde sevimli bir sahne belirir: Fesleğen gözlerini kapatmış, içinden ritim tutuyor, belki de bazı notalarda duygulanıyordur. İnsan zihni böyle çalışır; dünyayı kendi iç tiyatrosunun oyuncularıyla doldurur. Bulutları yüz, arabaları huysuz, bilgisayarı inatçı, bitkiyi de müziksever yaparız. Peki gerçekten soru şu mudur: Bitki müziği sever mi? Yoksa daha zor soru şudur: Sevmenin olmadığı bir yerde tercih olabilir mi?
Bilimsel taraftan bakınca bitkilerin sese tamamen sağır olduğu söylenemez. Bitkiler ışığa, yerçekimine, dokunmaya, kimyasal izlere ve mekanik basınca tepki verir. Ses de sonuçta havada, suda ya da dokuda yayılan bir basınç dalgasıdır. Bazı deneylerde belirli frekansların tohum çimlenmesini, kök uzamasını, enzim aktivitesini ya da gen ifadesini etkileyebildiği gözlenmiştir. Burada kilit kelime müzik değil, frekanstır. Bir keman konçertosu ile aynı frekans aralığında verilen basit bir titreşim, bitki açısından benzer biyofiziksel etkiler doğurabilir. Yani domates fidesi Vivaldi hayranı olduğu için değil, hücre duvarları, zar proteinleri ve iç sıvı dinamikleri belli titreşimlere yanıt verdiği için farklı büyüyebilir.
Estetik mi, biyolojik yankı mı?
Estetik deneyim dediğimiz şey yalnızca uyarana tepki vermek değildir. İnsan için estetik, duyusal verinin anlam, bellek, beklenti, duygu ve bilinçle birleşmesidir. Bir şarkıyı güzel bulduğumuzda yalnızca kulak zarımız titreşmez; geçmişimiz, kültürümüz, bedenimiz ve hayal gücümüz de titreşir. Bitkilerde ise sinir sistemi, beyin, merkezi bir temsil alanı ve bildiğimiz anlamda öznel deneyim bulunduğuna dair güçlü bir kanıt yoktur. Bu yüzden bir bitkinin sesi güzel bulduğunu söylemek, en azından bugünkü bilgilerimizle, şiirsel ama bilimsel olarak savunması zor bir iddiadır.
Fakat diğer uca savrulup bu sadece fiziksel bir titreşimdir demek de eksik kalır. Çünkü bitkiler cansız cisimler gibi pasifçe sallanmaz. Bir cam bardak da sese tepki verir; yeterli frekansta çatlayabilir. Ama bir bitki, titreşimi metabolik karar ağlarına çevirir: büyümeyi hızlandırabilir, savunma kimyasalları üretebilir, kök yönelimini değiştirebilir. Bu, estetik deneyim değildir; fakat biyolojik anlam üretimine benzeyen bir süreçtir. Bitki, sesi dinlemez belki, ama ses onun yaşam stratejisinin bir parçası haline gelebilir.
Burada felsefi incelik şudur: Biz genellikle anlamı bilince bağlarız. Oysa canlılık, bilinçten önce de çevreyi ayırt eder. Bir bakteri besine doğru hareket ederken besini lezzetli bulmaz; ama çevresindeki farkı kendi varoluşu açısından anlamlı kılar. Bitki de benzer biçimde dünyayı insan gibi temsil etmez, fakat dünyayla ilişkisiz de değildir. Onun dünyası, bizim melodiler dünyamız değil; nem, ışık, kimyasal iz, dokunma ve titreşimlerden oluşan yavaş bir haritadır.
Bu noktada estetik kavramını genişletmek cazip hale gelir. Belki estetik, yalnızca bilinçli beğeni değil, bir varlığın çevresindeki düzenliliklere uyumlanma biçimidir denebilir. Fakat bu genişletme tehlikelidir: Her düzenli tepkiyi estetik sayarsak, termostatın oda sıcaklığını sevdiğini de söylememiz gerekir. Kavramlar fazla esnerse, sonunda hiçbir şeyi açıklamaz hale gelir. Bu yüzden dikkatli bir ayrım yapmak gerekir: Bitkiler sesin biçiminden etkilenebilir; ama bu, bizim anladığımız anlamda müzik zevki değildir.
Yine de bu sonuç büyüyü bozmak zorunda değil. Aksine, daha derin bir büyü sunar. Bitkilerin müzik sevmediğini söylemek, onların dünyasının yoksul olduğu anlamına gelmez; sadece bizim dünyamıza benzemediği anlamına gelir. Belki asıl kibir, bitkileri müziksever ilan etmek değil, yalnızca insan tarzı deneyimi gerçek deneyim saymaktır. Bir ayçiçeğinin güneşe dönmesi, bir sarmaşığın yüzeyi yoklaması, bir kökün suya doğru ilerlemesi sessiz bir zekânın işaretleri olabilir; ama bu zekâ alkış istemez.
Sonuçta bitkiler muhtemelen Mozart ile matkap sesini bizim gibi ayırt etmez. Fakat bazı frekanslar onların bedenlerinde yankılanır, hücrelerinde küçük kararlar doğurur. Bu ne romantik anlamda konserdir ne de basit bir mekanik sarsıntı. Daha tuhaf, daha ara bir şeydir: Bilinçsiz ama duyarlı, zevksiz ama seçici, sessiz ama yanıt veren bir yaşam biçimi. Belki bitkilere müzik çalarken sormamız gereken soru, onların bunu güzel bulup bulmadığı değil; bizim güzellik dediğimiz şeyin, yaşamın çok daha eski titreşimlerinden doğup doğmadığıdır.