Hayata katlanamadığınız ve her şeyin üstümüze olumsuzca geldiği anlarda ne zordur nefes almak. Havasız bırakılmış vakumlu bir torbanın içinde kalmış gibi olursunuz ve eliniz boğazınızda, yırtınır durursunuz sanki. Bir lokmacık hava alabilmek için yaptığınız şuursuz hareketler, sorunu olmayan ve sizi seyreden diğer insanlara anlamsız gelir çoğunlukla… Kimi zaman alay eder, kimi zaman suçlar, kimi zaman oh olsun derler.
Tüm nefessizliğinize rağmen hala bilinciniz yerindeyse sizi seyredenlerin acımasızlığı iyice boğar yüreğinizi. Etrafınızdaki torbayı yırtmak için size uzanacak bir yardım eli beklerken, hele ki dostlarınız sandığınız insanların kayıtsızlığı, bu dünyadaki yalnızlığınızı usanmadan yüzünüze bir kez daha vurur.
Hiç fayda ve çare yoktur elden der ve de, sizi havasız bırakan torbayı kendiniz yırtmak zorunda olduğunuzu anlarsınız. Gücünüz kaldıysa, bilinciniz de yeterliyse tırnaklar atarsınız havayla aranızdaki engeli ve nefes alıp, toparlanır, tekrar yürümeye devam edersiniz. Siz kurtulduktan sonra nefessiz kaldığınızda sizi sadece seyredenler, hiçbir şey olmamış gibi yanınızda tekrar yürümeye başlar. İşte o noktada bir karar vermeniz gereklidir; ya yola yalnız devam edeceksiniz, ya o riyalı ve artık güvenmediğiniz dostlara sahte gülücükler atarak yola yine birlikte düşeceksiniz.
Kendinize biraz saygınız varsa, tüm zorluğuna rağmen yalnız yürümeyi seçer, boynunuz biraz bükük de olsa bir başınıza yola devam edersiniz. Hayatın tümü; büyük, küçük bu tür seçimlerle doludur. Her seçimde biraz daha büyür, biraz daha yalnızlaşırsınız. Mutlaka istisnaları vardır, gönül de bunu diler ama son çağın insanlarına ve mutsuzluklarına baktıkça aksini söylemek iyice zorlaştı sanırım.
Bir diğerinin acısına duyarsızlık, günümüz insanının hastalığı oldu ve sonucunda yaşanan sendromun adı da, güvensizlikten doğan yalnızlık…
Güven denilen olgunun, her bireyin içinde gitgide kırıldığını ve azaldığını izlemek acı veriyor.
Güzel bir yaşamı tüm insanlık için amaç edinen, bu uğurda top yekün bir kalp olabilen bir takım birleşimler bile, son yıllarda birbirinden koparak bölünebildiği kadar çok bölündü. Her sayfada biraz daha mikro bölümler haline geliyoruz farkında olmadan.
Birleşmenin, sırt sırta vermenin, dayanışmanın en ihtiyacında olduğumuz şu günlerde, basit sorunlarda bile yalnızlığın seçilmek zorunda olması, umutsuzluk tablosunu biraz daha kara boyaya boyuyor.
Bıkmadan usanmadan uzanabildiğimiz herkese yardım eli uzatabildiğimiz ve kendi yürüyüşümüzü yavaşlatsa bile birlikte hep beraber yürümeyi başardığımız kadar insan olabileceğimizi unutmamalıyız.

Kendi adıma bunu defalarca kez tekrarlamaktan ve hatırlatmaktan çekinmeyeceğim.
Bilmediğiniz bir şeyi söylemiyorum, sadece hatırlatıyorum; birbirimize güvenelim, yardım edelim ve birlikte yürüyelim…
Hiçbir ilişki temelinde “diğeri” yoktur.
Her zaman, her yerde, siz; daima kendinizle karşılaşırsınız.
🙂
Bitirdin statik, Azcık konuşsaydık üzerine…
“hele ki dostlarınız sandığınız insanların kayıtsızlığı, bu dünyadaki yalnızlığınızı usanmadan yüzünüze bir kez daha vurur. “
Yazdıklarım, Sizin bu cümlenize karşılıktı.
Sahi nedendir o “dost”ların kayıtsızlığı? Sizin dediğiniz gibi kendimizle bir karşılaşma mıdır bu gerçekten? Ben bu konu üzerine yıllardır çok kafa yordum da bir sürü cevabın içinden hangisidir doğrudur çok emin olamadım…
anladın;))
İstersen daha açık yazarım.
tartışmayalım, edebiyat yapalım diyorsun, sonra da;
gidip tartışmanın ortasına oturuyorsun;))
Dostlar neden böyle yapar? yada, yapar görünür (bize)
Yahu dayanamadım artık, burdayım aynı zamanda da… Biz konumuza dönelim, dostlar niye acıtır herkesten çok? Var mı senin cevabın, bilmek istiyorum ben…
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır
nasıl;))
E süper de… Ne yapacağız bu durumda bi başımıza mı yaşayacağız toprak ile:) Ben güvenmezsem sevmezsem yaşayamam ki…
Bir şiirle süsleyelim de amacımız üzre edebiyat olsun:)
Herkes Kendine Döner
Dolandım etrafında seyrettim seni, bakışın, ellerin ve gülümseyişin,
Unutturdu bana dünyanın yalan seyrini..
Zaman durdu ve dünya dönmeyecek sandım..
Bir günebakan güzelliğindeydin sarıdan siyaha ışıltılarla..
Tarifsiz denir ya hani bazı renklere,duygulara,
İşte anlatmaya çalışmak boşuna…
Yenilenen bir gün doğmuştu ufkuma,
Tanınmayan, tanımlanmayan…
Benimdi bütün ışıkları sanki sonsuza dek,
Ellerimi açıp koynuma doldurdum seni…
Bir yamaçtan tırmandık seninle beraber koşarcasına,
Etrafımıza mor çiçekler dizildi ve açılıp selamladılar bizi,
Boyun bükercesine…
Sonra en tepede durduk ve bir rüzgar esti lodosçasına,
Saçlarımı savurdu yaprak misali ve bir korku düştü içime…
Ellerini aldım doymamış bir hasretle avucumun içine,
Öptüm öptüm susuzluğuma kanarcasına…
Gözlerini çektim içime, ta yüreğimin dibine,
İçtim bakışını badeler şahı meycesine,
Sarholuğum gökyüzünü doldurdu da,
Döndü geldi alemlerden tavaf edercesine…
Sonra iniş başladı, duramazdık ki aynı tepede,
Lodos poyraza teslim etti bizi, bize hiç sormadan.
Üstümüze savurmaya başladı nefesini hiç yorulmadan,
Ve Güneş, renklerini gecenin koynuna bağladı bizden utanmadan…
Karanlığın karnındaydı artık seninle yolumuz.
Yüreğimi tutan ellerin birden yoruldu sanki de,
Bırakıverdin sessizce beni kendi halime,
Günümün doğumunun sonu dedim kendi kendime…
Ve gittin,
Hiç acımadan…
Yine benleyim…
Ve dönüyorum kendime hiç usanmadan…
Gönül bağlama edilmedik sözlere,
Hele sakın inanma her söylenene.
Dur bak önce yüreğinin ne dediğine,
Güvenmeyi bil kendi saf benliğine…
Kelimeler güzeldir kalbin dilince,
Sabırla, sevgiyle bir bir elenince.
Anlamsızdır duyulmadan söylenince,
İşe yaramaz ki bedeli ödenmediğince…
Sözleri de sev insanları sevdiğince,
Anlat yüreğini, dilinin bildiğince,
Korkma söyle söyleyebildiğince,
Duyan bir gönül görebildiğince…
🙂
hep birlikte yürümenin özlemini duyacağız ama ne varki yalnız yürüyeceğiz. çünkü kimse hayata sizin baktığınız gibi bakamayacak,sizin anladığınız gibi anlayamayacak. her insanın kendine özgü, kendine has bir dünyası var. anlatsada anlatabildikleri karşıdakinin anladğı kadar olacaktır. bu anlaşılmazlıklar yalnız yürümenizi gerektirecek. etrafınızda kim olursa olsun bu böyle. etrafınızdakiler -en sevdikleriniz bile- siz olamayacaktır. Her şeye rağmen yinede birlikte yürüyebilmenin başarılmasından yanayım…
Çevremizdeki insanlara değer verirken,beklenti içerisinde olmamamız gerekir. İnsan ilişkilerinde sorunların kaynağı iletişimsizlik diye düşünüyorum.İnsan kendisine karşı bile yanılabiliyor, yine de yanıldığını itiraf etmek istemiyor.
Aslında,birilerini hayatımızda tutmaya çalışmak mantıksız.Bizim kendimizde gördüğümüzle , karşımızdaki insanın bizde gördüğü farklı olabiliyor.
Yolcu da değişiyor, yolda ve biz yanlız yürümeye devam ediyoruz.
Halil Cibra’nında söylediği gibi;
Dostum ,güneşe bak,toprağa bak,suya bak,buluta bak..
Fakat arkana bakma..
Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de..
Unutma!!! Yolcu değişir,yol değişir.. ama menzil hiç değişmez..
Not:Güven denilen olgunun, her bireyin içinde gitgide kırıldığını ve azaldığını izlemek acı veriyor.
Banada acı veriyor samire:)