- *Toplum düzeninin korunması için oluşturulmuş gerekli kurallardır.
- *Bireyin normlar ve ahlaki ölçülerle toplum tarafından sınırlandırılmasıdır.
- *Saçmalıktır, reddedilmesi gerekir.
- *Her toplumda iyiligi ve kötülüğü kabul gören bazı yazısız kuralların varlığı ahlaki evrensel kılar.( hırsızlık yapmak kötüdür)
- *Kişiden kişiye değiştiği için evrensel olamaz.
- *Herkesin çıkarlarını gözettiği müddetçe sorun değil, var olabilir.
- *Başka türlü bir şeydir. (Belirtiniz)
Güçlü insanların güçsüz insanlar üzerinde oluşturdukları ritüeller silsilesidir.
Defalarca yazdık ama bir kez daha belirteceğiz gibi duruyor.
Ahlak dediğiniz nedir?
Ahlaklılık ile ahlaksızlıkları betimlemedir.
On beş yaşında oldukça ahlaksız olduğunu düşündüğünüz bir durumu otuz yaşında keyifle yaptığınız olmuyor mu?
Hem de nasıl!
Mesela yalan söylemek…
Aileniz size döne döne “evladım yalan söyleme” der ama…bir bakmışsınız ki ananız da babanız da yalan söylüyorlar…babası anasına yalandan yakalananların hali bu durumlarda içler acısıdır.
Nihayetinde çevrenize şirin görünme adına uyguladığınız ritüeller silsilesidir ahlak.
Alın size Erbakan…
Hırsızlıktan hükümlü. Son bir kaç senedir yandaşları tarafından özel kanunlar ile kıyak geçildi.
Bir kaç gün önceki kalabalığa bakıyorum…
…manşetleri okuyorum…
…gel de bana o görüntüler içindeki ahlakı anlat.
Buyrunuz anlatınız.
Eğer ahlaksızlık bir milletin kanına işleyerek normalleşmiş ise orada katıksız ve de kaliteli bir yaşam sürecek oksijeni bulamazsınız.
Terbiyesize terbiyesiz demek…
…edepsize edep yoksunu demek…
…kıvırtana dansöz demek…
…yalancıya takiyyeci demek…
..ahlaksızlık oldu yahu.
Neredeki, kimdeki, hangi ahlakı soruyorsun.
Bu başlıktaki en gerçekçi kelime “bence” ifadesidir.
Etrafınıza bakınız…kaç kişi görüyorsanız o kadar sayıda farklı ahlak vardır çünkü…
…her birinin ahlakı diğer birinin ahlaksızlığı ile ölçülür.
Ahlak toplumsal düzen için gerekli bir öğedir. İnsan sosyal bir varlıktır. Toplum içinde yaşayan bir birey olarak toplumdaki diğer insanların hak ve hürriyetine saygılı olmak durumundadır. Farz edelim ki bahçe duvarları yan yana olan iki komşu var. Bunlardan biri çöplerini ve gereksiz gördüğü şeyleri alıp komşusunun bahçesine atsa bu ahlakla bağdaşmaz. Yada bir işçi işvereninin yanında saat ücretiyle çalışıyorsa işverini yanındayken çalışıp o yokken çalışmadan zaman doldurmaya bakıyorsa bu da ahlakla bağdaştırılamaz.
Bu gibi örnekler farklı durumlar içinde söz konusudur. Bir insan bu şekilde davranmaya devam ettikçe, tetikleyici bir şekilde insanlar arasındaki güven ve hoş görü zamanla bozulmaya başlar. Saygı, sevgi ve hoş görünün yerini, kin, öfke ve nefret alır. Toplumsal bir dejenerasyon yaşanır. Bu da toplumsal çöküşü beraberinde getirir. Böyle bir ortamda, ne bilim ilerler, ne sanat değer görür… Kaçınılmaz sonuçsa mutsuz insanlar…
.
.
.
.
.
muhahahaha
Ayetleri kesik kesik yorumlayan çarpık, güdük zekanın aynı şekilde hola’nın yazısını da kuş misali yontup sonra da sanki önemli birşey yapmışcasına gülebilen, mantık ve analiz yoksunu ahmaklara verilebilecek bir yanıt yoktur.
Hahaha yı anladım da önümdeki mu ne?
Buzağı takliti mi yapıyor?
Kökeni “totem ve tabuya” kadar giden, toplumun kendisini düzenlemek adına yola çıkan, bir çoğu eskimiş ve “tedavülden” kalkmış yasaların kalıntısı olan, resmi olmayan toplum yasalarıdır. Resmi yasalar denli toplumu etkilemeye devam eder… Resmi yasalarla farkı, uyma zorunluluğu noktasındadır. Resmi yasalara uyma zorunluluğu vardır. Ahlak yasaları görece olarak bu zorunluluğun dışındadır. Örneğin yalan söyleyebilirsin, bu ahlak yasalarınca yasaktır ama resmi yasalar seni bu konuda zorlayamaz.
Tüm yasalar gibi, başlangıçta toplumu düzenlemek adına çıksa da, sonradan bir sınıfın diğer bir sınıfa baskı, zor ve hükmetme araçları arasında yerini çoktan almıştır. Hatta işi bittiği halde işe karışmaya devam eden bir yönü vardır…
Aynı zamanda gelenekle, görenekle kardeştir. Yürürlükteki resmi yasalara çaktırmadan ebebeynlik yapar…
İnsanın gelişmesi oranında eskiyen yasalar gibi ahlak da eskimekte, ancak yeniye direnen ve toplumu yönetmekte olan sınıf, ahlaka sıkı sıkıya sarılmakta, hakimiyeti nedeniyle kendi hırsızlıkları ahlaklı olurken, baklava çalan çocukları cezalandırabilmektedir.
Örneğin sunny ne demiş;
“Yada bir işçi işvereninin yanında saat ücretiyle çalışıyorsa işverini yanındayken çalışıp o yokken çalışmadan zaman doldurmaya bakıyorsa bu da ahlakla bağdaştırılamaz.”
İşte bu yaklaşım basitçe artıdeğer sömürüsünü perdeleyen bir yaklaşımdır. Elbette bir fabrikada çalışmak bir tür sözleşmedir ve taraflar sözlerini yerine getirmek zorundadır. Ancak işiçilerin sırtından cebini dolduran ve daima servetini büyüterek, çalışanların yaşam standartlarını hiç düşünmeyen bir fabrika yönetimine karşı, işçilerin “tembellik hakkı” vardır. Marks’ın damadı olan Lafargue bu konuyu çok güzel anlatmıştır. İşte bu temmbellik hakkına karşı işveren sunny gibi bir yaklaşımla ahlakı dayatır… Ahlak tam bu noktada gericileşir, baskı aracı olur…
Yaşamın her alanında ahlaktan söz etmek olasıdır. Cinsellik, çalışma yaşamı, sanat-edebiyat, ordu, siyaset, girmediği yer yoktur… Halkın içinden çıkıp, halka yabancılaşan özelliği ile hakim sınıfların hizmetindedir. Hakim sınıfın ahlaksızlık yapma hakkı vardır, ezilenlerin bu hakkı yoktur. Tam burada ahlakın güçlü olana hizmet ettiğini de söyleyebiliriz. Çünkü zaten toplumu düzenleyen de güçtür. Güç kimdeyse ahlak ona hizmet etmek zorundadır. Ara sıra güçsüze hizmet ettiği de olur. Ancak bunlar diğer güçsüzlerin ahlaka davet edilmesi amacını taşır. Herkes ahlaklı olunca güçlülerin işi daha az güç sarfederek gerçekleşir.
Her toplumsal alt-süt oluşta, toplumu düzenleyen güç yeni bir ahlakı da oluşturur. Kurulan düzen iç çelişkilerini tüketip yıkılıncaya değin, o ahlak o düzeni korumaya devam eder. Düzen içinde meğerki herkes memnun ola… Buna sanırım şu an için bir başka çare de üretmek zor görünüyor. Düzenler kurulup kurulup yıkılıyor. Herkesi hoşnut tutan bir düzen kurulduğu zaman, sanırım ahlak o zaman herkese hizmet eder hale gelecektir…Peki hangi düzen herkesi hoşnut edebilir acaba?
Dünya 1986’dan beri bunu tartışıyor…
Şimdi diyecek birileri, “tartışmaya gerek yok; huzur naha şurda”…
Onu geçiniz…
Nasıl bir toplum istiyoruz?… Nasıl bir yaşam? Nasıl bir dünya? Nasıl bir ülke?
Bu soruların yanıtı bulunmadan ahlak ile sorun da bitmeyecek…
Ahlakın ne olduğundan çok ne olmadığını anlamak için sürekli olarak kendi ahlak anlayışını dayatmaya çalışan mevcut iktidarın korkunç zihniyetini incelemekle yetiniyorum. Epey eğitici oldukları kesin bu anlamda. Eğitime önem verdiklerinden şüphem yok!
Kimileri için ahlak tanımı inançsız ama erdem sahibi birinin tanımıyla aynı olabilir, bunda da sakınca yok bence.
Ben daha çok ”doğru” ”yanlış” sözcükleriyle yaklaşıyorum ahlakın adlandırdığı davranış, yaşayış biçimlerine. Benim doğruma göre yanlış ya da benim yanlışıma göre doğru gibi bir sonuca vardırmamaya da dikkat ediyorum. Bunun için MÜDAHALE değil sorgulayabilme mahareti gerekiyor. Zaten o noktada ortada ahlak diye bir kavram kalmıyor çünkü her yanım soru işaretleriyle doluyor. Nasıl sorulacağını bilememnin dahi ahlak tanımıyla bağlantılı olabileceğini görüncede başlıyor zihin hata vermeye. 🙂
Başka türlü birşeydir seçeneğine tıkladım bu sebeplerle. 🙂
Ahlaklı olduğunu iddia eden ve dinsel yorumlayışını ahlaklı kadın modeli kurgusuyla (türban, tesettür) siyasi bulamaça dönüştüren çarpık zihniyetin kokmuş dayatması dahi ahlak olabiliyor işte. Bu denli yıpranmış bir kavram. Özgürlük gibi, Adalet gibi, Eşitlik gibi.
Ahlakin iki boyutu vardir.
Birisi toplumda uymak zorunda birakildigimiz, istemesek de uymamamiz dahilinde dislaip (hatta dovulup, oldurulup) toplumun en curuk elmasi olma damgasini aldigimiz toplumsal ahlaktir.Bu tip ahlaki kurallarin toplumdan topluma farklilik gosterebilecegi konusunda hem fikir olmamak sacmaliktan baska bir sey degildir diye dusunuyorum.Fakat bu demek degildir ki bu toplumsal yazisiz kurallar, olusturuldugu toplumlar icerisinde evrensel degildir.Toplum ici olmak sartiyla o toplumu kapsadigindan o toplum icin ‘evrenselimsi toplumsal’dir diyebilirim.Yani kisaca toplum icinde kabul gormus; lakin tum insanlik icin gecerli olmayan uygulama ve kurallar butunudur, toplumsal ahlak. Uyulmak zorunda olunmasi sacmaliktir.Evrensel degildir.
Digeri ise kisinin ozunde olan ve tabiki cevreden etkilenerek olustulmus olan kisisel ahlak anlayisidir.Bu tutumda kisinin kendisini baz aldigi toplumdan siyilanlar ve siyrilamayanlar olarak iki grup gorulur.Toplumdan siyrilmak oldukca zordur; ama bu zorlugu asabilmis insanlarin azligi gozumuzu korkutmasin.Kisilik ve dolayisiyla kisisel ahlakin olusumunda toplumun etkisi yadirganamacak kadar fazladir; ne var ki bilmek gerekir biz istemedigimiz muddetce toplum veya herhangi bir birey bir ahlaki olayin iyiligi ve kotulugu konusunda bize baski yapamaz.Kisi baskilarin siddetinin belirleyecisidir.Bu durumda dahi ahlakin kisisel oldugunu evrensel olmadigini soyleyebilirim.
Yıllar önce üniversitede danışman hocam şöyle demişti.
“Bu ülkeye terzi de lazım dürzü de”
Evet belirli bir oranda hepsinden, her çeşidinden olması kaçınılmaz ve Hola’nın dediği gibi ahlakı belirten unsur, ahlaksızlıktır. Bir kişiye nelerin ahlaksızca olacağını sorarsanız o kişi size kendi ahlak anlayışını ortaya dökecektir.
Belki anket tersine çevrilebilir,
“Aşağıdakilerden hangisi sizce en ahlaksızcadır”
* Hırsızlık
* Yalan
* Fuhuş
* Gasp
* Dolandırıcılık
* İftira
* Vefasızlık
* vs vs
şeklinde bir de seçenekler eklendi mi, ahlak anlayışımız ortaya çıkabilir.
Toplumda üretim ve çalışkanlık fazlaysa, hırsızlık oranı düşecektir. Ama asla yok olmayacaktır. Peki bir toplumda çalmanın, hele ki devletten çalmanın hiç bir yaptırımı yoksa? Bu sefer herkes çalmaya başlayacak, bu durum normalleşecek hırsızlar arasında bazı ahlak kuralları oluşacaktır.
Hani bir hikaye vardır, herkesin her gece yanda ki komşunun evine girip eşyalarını çalması gibi. Hırsızlık yapmayı reddeden biri yüzünden bazı hırsızlar hep boş eve denk geliyor ve bu durum onların da evinin boşalmasına sebep oluyordu. Hırsızlar en sonunda çareyi, hırsızlık yapmayan kişiyi şehirden kovmak olduğunu buldular. Herkesin ahlaksız olduğu bir toplumda, yeni bir ahlak anlayışı ortaya çıkar.
Saron, güzel bir örnek olmuş. Burada da ahlaksızlık boyutunu belirleyen toplum olmuş.Eğer herkes hırsızsa bu artık ahlaksızlık değildir.Gayet normal “iyi” bir ahlaktır hırsızlık yapmak. (Kişisel ahlak dahilinde) Yapmayınca da şehirden kovulmak… Yani toplum tarafından bize empoze edilmiş ahlak her an yine aynı toplum tarafından değiştirilebilir.Peki bu ahlak kurallarına neden böyle sıkı sıkı bağlıyız bu bütünsel kurallara… “aaa çok ayıp o yapılmaz, ooo tövbe de bu söylenmez…” gibi.. Saçmalık değil mi kendimizi bu ölçülerle kısıtlamamız?!
Ahlak önceikle bir toplumun oluşturduğu kurallar gibi görünür. Toplum ahlaki sever, ahlak toplumu sever. Sevgiden başı dönen toplumlar ahlakın kendilerini sömürdüğünü fark etmezler. İşte o anda olan olur ve toplumlar ahlaka değil, ahlak topluma sahip olur.
Degisik guzel bir vurgulama olmus… Toplumlarin ahlaklari degil, ahlaklarin toplumlari gibi…
G Milat
Yani önce yaratır insan, sonra da yarattığının kendisini yarattığını düşünerek ona tapınır…
Evet.. Tipki narsizm basligindaki gibi… Ahlak olmasin diyemem fakat ahlak toplumlara degil, toplumlar ahlaka sahip olsunlar.
Daha esnek, ihtiyaca ve bireye yonelik ahlaki yapi benimsenebilir. Utanca, namusa, dine bagimli degil…
G Milat
2+2’nin 4 ettiği gerçeğini hayata uygylamaya çalışmak gibi zavallıca bir istem.
Sayın G milat’ın narsist insanı ve tanrısına geri dönüyoruz. Tanrı arayışına benzer bir şekilde irrasyonel dünyada rasyonel bir arayış, bir çığlık= ahlak.
Acıyorum ahlak’a. Bir kavram bile değil, bir tasarım.
Ahlak o kadar değerliki aman herkes dikkat etsin. Bir anda toplumda değerin sıfıra iner. Ne yapmış ahlaksız sokakta
sevdiğiyle sarmaş dolaşmış öpüşüyormuş. Şu kadına bak nasılda kısa etek giymiş. Bu kadarda kısa bluz giyilmezki
göğüsler ortada beyfendiler tahrik oluyormuş çok günah. Ahlaklı erkek arkadaşımız bara kız tavlamaya gider ama aynı
bara sevgilisiyle gitmez. Çok ahlaksız insanlar varmış barlarda.
Ahlakın özünde dini anlam var. Haram ve sevap gibi. Dini anlam yüklemek işin boyutunu yükseltiyor.
Bireyin ahlakını yitirmesi; doğrululuğunu, dürüstlüğünü, sözünün eri olmasını ve diğer erdemlerini yitirdiği anlamına gelmez.
Ahlak gereksiz bir kelime ve birgün güncel anlamını yitirmesini ümit ediyorum.
Kendim de dahil, herkese bir soru:
Ahlaka karşı söylenenler ile aslında yeni bir ahlak önerilmiyor mu?
Ya da Ahlaka karşı oluşan cephenin bir üst hukukui ortak böleni, asgari müşterekleri, ya da her ne ise ne, o durumun sizce yeni bir ahlak olma özelliği yok mudur?
Ya da nedir o ?…
Aslında ben, ahlaka karşı değilim. Ahlakçılığa karşıyım. Yoksa doğru bildiğiniz, doğru inandığınız ve doğru davranmaya çalıştığınız her şey eğer sistematik uygulamaya çalışıyorsanız; ahlaktır. Bu kısımda bir sorun yok. Başkalarının da bu şekilde davranmasını isteyebilirsiniz. Belki bu istekte de bir sorun yok. Fakat bu isteğiniz uygulamaya dönmeye başlarsa ahlakçılık olma yolundadır. Başka birinin size dayattığı ahlakı reddetmek ahlakçılık değildir. Fakat reddetmekle kalmayıp siz de ona dayatırsanız ahlakçılık yapmış olur musunuz? Bence olursunuz.
xenix: Takiplerim
Subjektivist rolatif ahlakcilik ve gelenekci rolatif ahlakcilik…
Kisinin kendi dogrularini uygulamaya calistigi ahlaki degerler subjektivist olandir.Bu noktada ahlaklilik bireysel verilen kararlara gore belirlenir ve kisiden kisiye degisir.Her ne kadar dogruymus gibi gorulse de bunun sonuclari son derece zararli olabilir.nihayetinde sbjektivist rolatif etik anlayisini benimseyen bir kimse hitler de olabilir Gandhi de.. Bu durumda her ikisine de yaptigi eylemlerden dolayi ahlaksizlik damgasini yapistiramayiz.
Bu yuzden xenix’in dedigi gibi “Yoksa doğru bildiğiniz, doğru inandığınız ve doğru davranmaya çalıştığınız her şey eğer sistematik uygulamaya çalışıyorsanız; ahlaktır. “ demek son derece tehlikeli bir ucta filizlenebilir. Nihayetinde senin ahlakin benim ahlakim derken Dunya’daki insan nufusu kadar ahlak tanimi ortaya cikar, bu da toplumlar ve insanlar arasi kaos yaratir… Ya da Schopenhauer gibi “birey istemlerinin esiridir.”deyip karamsarliga burunuruz…
Gelenekci rolatif etik ise, toplumlar icinde degerlendirilen ve bireylerin ortak ahlak anlayislarini temel alan ahlaki yapidir.Bu da toplumdan topluma degisiklik gosterir, rolatiftir.Bu anlayista genellikle ahlaki belirleyen sey kulturdur.Yani bir toplumun sanat faaliyetlerinden tutun da orf, adet, gelenek,din vs gibi kavramlarinin temelindeki anlayis o toplumun ahlakini belirler. Mesela Turkiye’de dusunlerde kadina kirmizi kusak baglamak eskiden bakireligin semboluyken -ahlak yonunden bakirelik muhimken- simdilerde cogunlukla gelenek haline geldigi icin baglaniyor.Tabii ki hala bakirelik icin yapanlar var ki bu da ahlakin geldigi noktayi belirtiyor. Bu olayi bambaska bir toplumsal yapiya sahip olan Arjantin’de veya Mali’de gormek mumkun degildir. Bu da gelenekci rolatif etigin her toplum icin ayri bir serbetinin oldugunu gosterir.
Fakat bu gelenekci ahlak anlayisinin formalist bir yapiya donusmesiyle de toplumlar arasi anlayissizlik olusur. Hangi toplum daha dominantsa bir digerinin ahlaki kulturel degerlerini hice sayip deforme etmeye calisacaktir.
G Milat
insanlar doğarken ahlaklı mı doğar?
eğer ahlak ile doğmuyorsa, sonradan öğretilen bir kavramın insanın üzerindeki sınırlayıcı etkisi nedir?
toplumlara göre değişir mi bu ahlak? değişiyorsa x toplumu y toplumundan daha ahlaklı yada ahlaksız diyebilir miyiz? eskimoların misafirperverliği geldi aklıma:))
doğarken elim kolum gibi benle gelmiyorsa dünyaya, sonradan davranışlarımı düzenlemek için öğretilmişse, doğru öğretildiğinden emin miyiz?
ahlak nedir ki ne? ahlak tam olarak nedir?
Eeee… ne demiş peygamber efendimiz; senin ahlakın sana benim ahlakım bana.
Elleri kurusun ama o ahlaksızların:)
tek bir kalıbı yok yani ahlakın dimi? seninki sana benimki banaysa:) şimdi sevgili hocam Tuncer Bey anlatmıştı, bir eskimo evine gelen misafiri kendinden ayırmaz evinin her köşesini ona içtenlikle sunarmış buna ailesi de dahil… ben onun anlattığını söylüyorum tabi.. bakın içtenlikle!!!
ama bu bizim toplumumuzda yapılsa bu ev sahibine tepki ne olur insanlar tarafından, ve bir eskimo gelse bize misafir olsa maazallah düşünmek istemiyorum… bu onların geleneksel yapısı mıdır, halen davranış şekilleri bu mudur, değişen dünyaya göre değiştirilmiş bir ahlak yapıları var mıdır bilmiyorum ama devam ettiriyor olsalardı türkiyeden direk uçuşlar çoğalırdı o bölgeye diye düşünmekteyim:))
sonuç olarak bu bana şunu üşündürüyor her toplum ahlak yapısını kendine göre belirlemiş ve devam ettiriyorsa yani şimdi toplum belirliyorsa ahlak yapısını bunu neye göre belirlemeli?
rica ediyorum biraz içine içtenlikte katın ahlak belirliyicileri. ve geliştirin şu teknolojinin tavan yaptığı dönemlerde şu kafa yapınızı. el ne der, ayak ne der diye ona kaka buna pis yapmayın allasen:)
sahi neydi şu ahlak onca lak lak ama halen bilemedim ne???
Ahlak tam anlamıyla beyin mekanizmalarının ürettiği bir yanılsamadır. Tamamen biyolojik bir süreç sonucunda oluşur. Rahatsız olan ve stres altındaki beyin ahlaksal eylemlere ihtiyaç duyar ki stresini azaltsın.
Ahlak biyolojik bir ihtiyaçtır. Maalesef …
nası yani?
ahlak içinde ne olması gereken bişidir? ne var içinde ? ahlak, …… ne ki? önce içindekileri bulmamız içini doldurmamız lazım ihtiyaç kısmını sonradan tartışalım:) belki kişinin ahlak içindeki her neyse ona ihtiyacı yok!!! ihtiyaç diyebilir miyiz halen sevgili 4 ever???
yani çalmak da hırsız olmak da ahlaksızlığın içinde, ki; eyvallah, hırsız olmak bana görede doğru değil ama diğer yandan mini etek giymek de ahlaksızlık toplulmun bir bölüm sürüsüne göre?? nası olcak şimdi bu?
hani nasıl olmalı? ben halen sallanıyorum salıncakta bu arada, elimde elma :)))
Ahlak; kendi yapamadığını, başkaları yaparken gördüğünde başlar.
Ahlakçılık ise bu farkı dile getirdiğinde başlar…
xenix: Takiplerim
Delişey yanlış anladın beni…
Beyinler gündelik stres kaynaklarının kendisinde yarattığı tahribattan kurtulmak için seratonin salgılarlar ya da salgılattıracak uyarıcılara ihtiyaç duyarlar(bunlar ahlak kuralları olabildiği gibi antidepresanlar da olabilir).
İnsanlar, çoğunluğun belirlediği normlara uyunca kendilerini güvende hissederler ve muallakta olmaktan ziyade güvende olmak beynin için önemlidir.
Doğru ya da yanlış, ahlak da bu stresi azaltmanın YOLLARINDAN BİRİDİR.
Nietzsche ahlakı reddetmiş ama o bile beynindeki stresi azaltmak için değerlerin yeniden değerlendirilmesini savunmuştur. Diğer bir değişle ahlaka uymasan bile, stres seviyeni azaltacak yollara başvurmak durumunda kalabilirsin.
İnsanın ahlaka ihtiyacı yoktur. Ancak ahlak biyolojik ihtiyaçlardan doğar.
Ben de iyinin ve kötünün saçma sapan empoze edilmesine karşıyım. Ama ahlakın kökenini anlamaya çalışmassak, ona karşı yaptığımız başkaldırı da ne derece güçlü olur, değil mi?
Dil’in olduğu yerde “ahlak” olur.
Güncele ait olan sorun, ahlaki normların ve etiğin (sadece hüküm değil değil ayrıca değerlendirmenin) neyin üzerine oturması gerektiğidir.
Yetişkin bir birey olduktan öncesi ve sonrası olarak değerlendirilmelidir ahlak. Çünkü ahlaka ancak sorumluluklarımız olduğunda ihityaç duyarız.Onun dışında Nietzsche’nin söylemiyle; Çocuklar bireyin cesaret edemediği şeyleri yapmak için yaratılmıştır. Buda bilinçsiz bir cesarettir. Senin bilinçli cesaretlerin toplumsal ahlaka uyuşmadığı zaman seninde ”Benci bir Ahlakın” ortaya çıkar. Oyüzden bizler etrafımızda var olan aileyi, ülkeyi, sosyal çevreyi bize ahlakı öğretmeye çalışan birer düşman olarak görmeliyiz. Oyüzden bilinç mekanizmasının sende var olduğunu düşünmeye başladığın an itibariyle bizim bireyselliğimizi sömürmeye çalışan ahlak denen zırvalığa ben yoktur demekten başka bişi bulamıyorum. Fiziksel açıdan değerlendirdiğimde de beynimin yapabileceklerini düşünerek hayatta kalma korkumu yenip, arzularımı kontrol altına alırsam fizyolojik açıdanda ahlak yoktur diyebilirim. (BENCE!)
peki tamam anladım… elma da bitti zaten:)) ya konu deşilsin istedim azcık daha fena mı oldu 🙂
aaa son bişi daha şöylede denilebilir mi : insanın din’e ihtiyacı yoktur, ancak din ahlak dışı ihtiyaçlardan doğar…
hıı denilebilir mi?
haa bir de neden hep örneklemeler de başkalarını veriyoruz örnek olarak? niçe, darvin, fln, kendimizi örneklesek daha gerçekçi olmaz mı? bunu negatif olarak yazmadım düşündüm sadece…
ne oldu ahlaksızlık mı yaptım??? birileri bozuldu:))))
Her dinin kendine göre normları veya ritüelleri vardır. Farklılaşsa da din ahlakla paralellik gösterir.
Bu bakımdan ikisi de biyolojik ihtiyaçlardan doğar.
Tanrıyı yoksayan bir ateistte aynı stres problemiyle mücadele eder. Bunun için Ahlakı varsaymaya devam edebilir.
Ahlakı yoksayan insanın beyni ise başka başka yerlerde stresini azaltacak faktörler bulmalıdır. Mesela, liderlik veya statü peşinde koşmak. Statü duygusu beyindeki seratonin seviyesinin artmasına yardımcı olur.
”insanın din’e ihtiyacı yoktur, ancak din ahlak dışı ihtiyaçlardan doğar” . Ewrende böyle bir sorunun varolması gerçeğini esefle kınıyorum. Bwallece4evere burda katılıyorum. Din ve ahlak paralellik gösterir. Dinlerin eylemlerine ve ortak özelliklerine bakıldığında ” AHLAKLI OLMAK” bütün dinlerin en belirgin etiketidir. Ama din ahlaklı olmayı devlet ise ahlaksız olmayı emreder. DİN ve DEVLET gibi insan bireyselliğine sömürücülük yapan varklıkların emirlerine başkaldırıp AHLAK’I yok saymak en idealidir.Ahlaklılık temelinde bir kalkan olsa bile bu gibi sömürgecilerle uğraşmadığın sürece senin zaten savunma mekanizmasına ihtiyacın yoktur.
“Ahlak yoktur.” demekle ahlaki yok edemiyoruz maalesef..
Ahlak dedigimiz sey kulturel bir dinamige sahiptir.Her birey icinde yetistigi ve yasadigi kulturden etkilenmek durumundadir.(Etkilenmiyorum diyen varsa gelsin alnini karislayalim:D) Ozellikle gorenek, gelenek ve orflerle cok yakindan iliskilidir.Ayrica toplumun dini veya etkilendigi dini rituellerden ahlaki siyirip cikaramazsiniz. Mesela, giyim kusam konusunda bile icinde bulundugunuz topluma ayakuydurmak durumundasinizdir.Iran’da basinizi ortmeden gezemezken Turkiye’de -bazi kisitlamalarla da olsa- basiniz acik/kapali gezebilirsiniz. ABD veya Avrupa ulkelerinde ise bireyin istegine -daha cok- bagli olaraktan degisir.
Bir toplumda ne kadar cok kultur cesitliligi varsa ve etnik gruplarin sayisi ne kadar coksa, oradaki ahlak kurallari daha esnektir. Cunku toplumun devamliligini saglamak icin ahlak gereklidir ve birden fazla kulturu ancak ahlaki yonden esnek olarak bir arada tutabilirsiniz.
Ahlak yoktur demektense, insanlarin istegi dogrultusunda genelolarak kabul edilmis bir toplumsal kural olarak benimsenen yazisiz kararlar olarak tanimlanabilir, ahlak dediginiz sey… Kaldi ki bu genel ahlak ve biresel ahlak konusundaki dusuncelerimi bir onceki yorumumda dile getirmistim. Her iki durumda da bircok zararli ve kabul edilemez ahlaki kurallar olacaktir. Bireylerin hazzi ve mutlulugu ahlakin temeli olmali bence… Fakat bu haz ve mutluluk toplumun butununu bozmayacak sekilde bicimlendirilmelidir…
G Milat
Zaten bütün sıkıntı kültürel koşullanmışlıklar ve bu koşullanmışlıklardan doğan düşünüş, davranış, yargılayış biçimleri. Bu nedenle her birey kendisine öğretilen kültürel kalıplardan arındırmalıdır zihnini. Belki kimimiz için çok zor ya da mümkün değil fakat farkına varılmış ve çaba veriliyor olması dahi çok şeyi değiştirir. Bu koşullanmaışlığın ya da bu kavramların, sözcüklerin ötesinde bir koşullanma gereklidir demiş oluyoruz belkide. Ama konuyu bu derece esnetmek gerçeği değiştirmez.
Sevgili Yabanci:)
Oncelikle hosgeldin.
Birey toplumun bir parcasidir ve etik degerler kesinlikle gorecelidir. Ister bireye indirgeyelim ister kulturel-toplumsal ele alalim, farkliliklar saymakla bitmez ki toplumlarin normatif yapisi da zamanla dis etkenlerden dolayi degisir. Buraya kadar hem fikiriz sanirim..
Ister klanlar halinde yasayalim ister metropollerde, iki kisinin oldugu her yerde bazi bireysel kurallar vardir. O yuzden butun ahlak kurallarindan siyrilmak mumkun degil… Ancak soyle bir durum var, bazi toplumsal etik kurallar kisiyi sinirlar, bireysel ozgurluklerini elinden alir. Buna tabii ki de karsi cikmaliyiz.Dedigim gibi bireysel haz, toplumsal kurallarin temelini olusturmali…
Ayrica ahlak olmasin demek toplumda bireysel iliski ve etkilesim olmasin demektir ki bu hic mantikli degil. Var olan ahlak kisinin mutlulugunu gozetmeli, baskici ve dayatmaci olmamali.
Hatta bazi toplumsal ahlakin korunmasi icin uluslararasi hukuk kurallari olusturulur ve organize legal orgutler kurulur. Ama bu biraz siyasi uluslar arasi iliskiler ve politika konusu olacak:) neyse etik felsefesinden disari cikmayayim :))
G Milat
“ahlak,varlığı anlamlandırma ve amaçlaştırma ile bağlantılıdır..
varoluşu temellendirme ile baglantılıdır.”
Ahlak bir varoluş meselesi olsaydı, ahlaksız insanın yaşamadığını mı ya da yaşamanın hakkını vermediğini mi konuşuyor olacaktın.
Ahlak BİYOLOJİ kaynaklıdır. Rahatsız olan beyni sakinleştirme isteminden başka bi bok değildir.
Örneğin herkes büyüklere saygı duyar. Saygı duydukça sosyal çevredeki konumumları daha güvenilir bir hal alır ve akabinde beynin huzursuzluğu giderilmiş olur.
Ama gel gör ki saygı duymak kişinin mülkiyetindedir. 80 yaşındaki yaşlı bir osuruk bana dinden imandan ahkam kesip bi de üstünü tasavvuf sosuyla süslüyorsa, 8 yaşındaki yeğenimi karşıma alıp konuşmayı yeğlerim.
Al sana göreceli görgü. Al sana ahlakın baldırıçıplaklığı.
“judeo-grek mantalitesini tanımak gerek..”
Bence senin biraz bilim tanıman gerek. Senin şu ruh ve ahlak saplantının, beyin salgılarının tokadıyla hareket ettiğini bi anlaman gerek.
ahlak,varlığı anlamlandırma ve amaçlaştırma ile bağlantılıdır..
varoluşu temellendirme ile baglantılıdır..niçinden sonra nasıl gelir…
ben kimim ve bu hal neyin nesi,
yetiş ey varlık muhasebesi….
varlık bir hiçse,
veya varlık anlamlıysaya göre yanıt değişir…
gözardı edilmemesi gereken husus,sanayileşmenin getirdiği büyük kırılmadır…
risalet ,sanayileşme ve aydınlanma sorgulanması gerekir….
birde şu;inşa ettiğimiz tarih felsefinin mahiyeti nedir…
ahlaki mahiyetimzi bu algılayışta belirler ,tabi ekonomi de…
muhayyile bence mekanizmi aşar..
tabiatın verdiği sirkülasyaon netices her zaman mekanizmi doğurmuştur,öyleyse muhayyile önceliklidir..
insan,varlık içindeki konumunu muhayyile ile tanır..
muhayyile ,ölçü ve ahlakı inşa eder..
sanayileşme,döngüsel çevrimin uzuvlarından yada üretimlerinden başkaca değildir..
pigmelerden-babie-sümere-mısıra-hinte -yunana uçmak gerekir..
risalete tabiki…
şu güneşe-yıldıza-dağa-taşa-okyanusa…
makineleşme ne ifade eder..
gelişme nazariyesi-ben merkezcilik-sitecilik-üstün ırk nazariyesi
judeo-grek mantalitesini tanımak gerek..
ışıgı tanımamıştır batı…
doğuda ,aklı billuştıramadı,sistem olarak..
ışık ve akıl;hep ütopya olarak kaldı kimi zihinlerde…
sanayileşmenin doneleri,bence teknik gelişmemişken,tabiat denklemleri hasebiyle tüm insan topluluklarında vardır..
tüm eskiçağ toplumlarındada ,belirgindir..
onun için varlıga;tekrar tekrar bakmalıyız…
yöneliş farklılıklarının,doğurgan temeli olan tabiatın yapısını irdelemek gerek…
beyin salgısı-tabiat ve kalp denkleminde diye söylemen gerekirdi…
birde şu;inşa ettiğimiz tarih felsefinin mahiyeti nedir…
ahlaki mahiyetimzi bu algılayışta belirler ,tabi ekonomi de…
Evet aşkın islam, İran’da muhalif cinayetlerine devam ediliyor.(bugünkü haber) Cinayet işlemek islamın Ahlak mahiyetinin güzelliğinden olsa gerek…
Tarih bu işe yarar işte…
Arabın ahlakına bakarız, İranın ahlakına bakarız, batının ahlakına bakarız. Harman yaparız bir de bakarız Ali K. çıkmışşş. Ceeee…
Tartışmalarda “etik” ile “ahlak” kavramları birbirinin yerine kullanılmış…
İkisi ayrı şeylerdir…
İkisinin örtüştüğü, uyuştuğu alanlar olabilir. Etik ahlakı içerebilir, kapsayabilir ama ahlak etiği kapsayamaz…
Batı’nın ahlakını almayalım!
Bu tercihi işaretledim.
Çünkü yukarıda belirtilen 6 tercihin hepsinin doğru ve yanlış tarafları var, o yüzden herhangi birini tek başına seçemedim. Etik ve ahlak kavramını aynı anlamda kullanacağım ancak Aktaş’ın bu konudaki tespiti bence doğrudur. Yazacaklarımın herhangi bir felsefi yani bilimsel dayanağı olduğunu da iddia etmiyorum, tamamen benim bilgi birikimimdir.
Etik kuralları ilk önce yaşanılan coğrafyadaki iklim kurallarından etkilenmiştir. Eskimo misafirliğindeki durum bence, eve gelen yabancının soğuktan rahatsızlanmaması için misafire verilen önem ve saygıdır. Yani cinsellik ikinci plandadır.
Bazı diğer kurallar; örneğin savaş sonucunda , yağma, talan, tecavüz ve savaşı kaybeden taraftan köle almanın uygulandığı zaman dilimlerinde bunlar tüm insanlığa doğal gelmiştir. Bu ise verimli olmayan üretim teknikleri, kıt kaynaklar ve bedava işçiliğin çok gereklliliği gibi fikirlerle açıklanabilir.
Dini yaptırımlar ve emirler de ahlak kurallarını çok etkilemiştir. Ama bunların da kendi içlerinde mantıklı açıklaması vardır. Yeterki bunlara ilahi bir gücün emri değil de akıl ve bilim gözüyle bakalım.
Örneğin binlerce yıldan beri var olan hatta erkek cinsel organından bir parçanın Tanrı’ya sunulması ve bereket getirmesi inancı da bunun içinde olan Kurban ve kurban bayramı ritüeli.
Arap yarımadasında müslümanlar hep yeşili tüketen hayvanları ”helal” olarak yiyiyorlardı. Bence Hz.Muhammed, yılda bir kere ben bu hayvanları iyice bir azaltırsam yeşili bir nebze olsun korurum diye düşündü. Ve dağıtılacak kurban etinin de dinsel ve ahlaki olarak, yoksullara dağıtılarak daha fazla taraftar elde etmek istedi. Cuma namazının camide kılınması gereği de, Muhammed’in haftada birgün tüm askerlerini içtima eder gibi sayma, kontrol etme arzusudur. Günümüzde yoksullara yardım etme kavramının temelinde de islam ülkelerinde, zekat kavramı nispeten etkili olmuştur.
Ancak; çok ilginçtir benim çevremde dini inançları olmayan veya yok denecek kadar az olan insanlar, inanılmayacak kadar şefkatli ve yardımseverdir. Hem yoksul insanlara karşı hem sokak hayvanlarına karşı son derece özveriyle çalışıyorlar. Yani günümüzde iyi ahlaklı (veya vicdanlı) olmak için dindar olmak hiç de gerekli değildir.
Günümüzde evrensel olabilen ahlak kuralları akılıcı ve bilimsel olanlardır diye yazdıklarımı bitirmek istiyorum. Örneğin, hırsızlık, pedofili, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı, etnik kökenlerine göre insanları sınıflandırmamak bunlardan bazılarıdır.
İnsanlığı kurtaracak en önemli ahlak kuralı ise şudur. Hiç kimse 18 yaşına gelene kadar bir din veya inanç seçme zorunda değildir. 18 yaşından sonra da Atesit, Deist, Agnostik veya bilinen bilinmeyen herhangi bir inanç-mezhep, düşünce tercihini özgürce yapabilmelidir. Devlet ise kesinlikle laik olmalıdır.
Saygılarımla.
Kambur Kerim
Bu karikatür şu başlığa çok yakışırmış ya..
link to sonsuz.us
Sayın k. kerim.
Tam tersi. Ahlak kuralları, dini yaptırım ve emirlerini etkilemiştir.
xenix: Takiplerim
Ben hala kendi fikrimde ısrarlıyım, yani Din, ahlak kurallarını etkilemiştir diyorum.
Şöyle, insanoğlu ilk önce hangisini keşfetti? Dini mi Ahlakı mı? En basitinden, ilkel insan anlam veremediği doğa olaylarını birtakım Tanrılara bağladı, çok Tanrıcılık veya totem, put gibi birşeyler yapıp kendi Tanrısını ve dinini yarattı diye düşünüyorum.
Ahlak ise Felsefe biliminin dallarından biri. Dolayısıyla bilimsel anlamda ahlak dediğimiz kavram, ilk önce mutlaka dinler ve onların yaptırımlarından etkilenmiştir. Çünkü önce din vardı.
Ancak ilerleyen zaman içinde ahlak kuralları iyice yerleşsin, insanlar bunları benimsesin, yerine getirilmezse bu ve öbür dünyada ceza çeksin diye, bu kurallar Tanrı veya Tanrıların buyruğuymuş gibi din içine monte edilerek insanlara yutturulmuştur. Bundan sonra da inananlara hep yutturulacaktır. Bu kısımda haklısın. Aslında, ilerleyen zamanda, her türlü değişik inanç, din veya mezhep çıktığında, evrende iki cismin birbirine uyguladığı karşılıklı çekim kuvveti gibi olmuşlar.
Sağlıcakla kal.
Yanlış, Kambur kerim.
Ahlak’ın kökenleri ve tarihi, dinden de devletten de kanundan da öncedir.
Birarada yaşama standartları ve normatif kurallar sosyalleşme ve üretim ilişkileriyle ile birlikte, hatta iki kişi olunca bile başlar. Bu aşamada ne din, ne devlet ne de kanun (yazı) yoktu henüz yeryüzünde. (Ha ama ilk insanın Hz. Adem olduğuna ve vahy aldığına inanıyorsanız başka tabi.)
Konunun yanılsamaya açık yönü, dinin bir kere kurumsallaştıktan sonra sahip olduğu etkinlikten ve yaşama (yargı, ideoloji ve değerlendirmeye) müdehale gücünden kaynaklanır. Sonrası aktiftir, yani etkiler. Ama aynı zamanda tahrif eder. (Ahlakı değil, ahlak tarihini tahrif eder) Ve bu tahrif içinde din kendisini doğrudan bir “kaynak” olarak sunma iddiasıyla kuşanır. Hatta din olmasa ahlak diye bişey olmazdı diyecek kadar da sapıtır. (Az biraz mizahi takılmak isterseniz, osurma şeklinde de tarif edebilirsiniz bu savı)
gamaro benden daha iyi açıklamış. +1
xenix: Takiplerim
Bakayım bu konuda neler yazılmış.
Benim için ahlak pek ilginç bir konu olmadı şimdiye kadar. Biraz süre rica edeyim, bakayım bu konuda neler yazılmış ve sizlerin önerebileceğiniz kitaplar varsa sevinirim.
Hoşça kalın.
Ali k’ya sorun, Sartre’ın bi sürü kitabı var insanbilim üzerine filan:)
Totem Ve Tabu’yu okumadıysan (Freud) öneririm. Bir takım izlekler yakalarsın…
Kürşat Bumin’in “Batı’da Devlet ve Çocuk”u benim okuduğum en iyi kitaplardan biriydi, tadı hala damağımdadır.
Doğrudan ahlak/etik’le ilgili değil, ama etrafında oldukça gezinir.
Cam kenarına oturmuş, çay ve böreğim yanımda, elimde de içine kale, at, fil, vezir olan ”Nabız” adlı soft romanımı huzur içinde okurken rahatımı bozdunuz. Şu karda, buzda kitap arıyorum ;-))
Gamaro; Inkilap ve D&R’da senin tavsiye ettiğin kitabı bulamadım. Havalar düzelince başka yerlerde arayacağım.
Bu halet-i ruhiye içinde Amerikalı meşhur Una Bomber gibi kitapçının ortasında, bir mektupla xenix’i ortadan kaldırmayı düşünürken;
birdenbire kuş gibi/ vurulmuş gibi kanadından/ bir atlı düştü atından/ baktı dolu gözlerle/ Tanrıları öldüren adamın olduğu rafa…
Ve pos bıyıklı Üstad buyurmuş; ” Ahlaki Değerlerin Soyağacı” ve ” Tan Kızıllığı- Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler”
İki patlayıcı buldum ve keyiflendim. Xenix de şimdilik hayatını kurtardı. Ayrıca şimdiye kadar kim, rakiplerinin verdiği satranç kitabı ile onları yenmiş? Sizlerin hiç bilmediğiniz yerlere çalışacağım, yandınız.
Hüseyin; 3 tane Psikolog arkadaşım var, hatta birisi karşı komşum, senin önerdiğin kitabı da onlardan beleş babında soracağım.
Sağlıcakla kalın.
Bunun için kitap okumaya araştırmaya gerek yok ki. Dinlerin, devletlerin tarihi nedir şunun şurasında.
xenix: Takiplerim
Yardımcı kitap olarak; Evelyn Reed’in “Kadının Evrimi” adlı kitabını bulursan, onu da al. Ahlak ile doğrudan ilişkili değil ama bir satranççı olarak “geçerken alacağın” bir çok fikir olabilir:)
Batı’da devlet ve çocuk’un en son basımı ne zaman yapılmıştır, kitapçılarda bulunabilir mi hiç bi fikrim yok. Bendeki Alan Yayıncılık’tan çıkan 1983 baskısı, resimde göründüğü gibi.
” Aslında, on üç yaşında bir çocukken, kötünün kaynağının ne olduğu konusunda uzun uzun düşündüm zaten. Bir insanın yarı yarıya çocukça oyunlarla dolu, yarı yarıya yüreğinde Tanrı olduğu olduğu bu çağda, ilk edebi çocukça oyunumu, ilk felsefi denememi bu konuya adamıştım; ve o zaman bulduğum çözüme gelince, bu şerefi, uygun olduğu üzere, Tanrı’ya bahşettim ve kötünün babasının o olduğuna karar verdim.” (NietzsCHE)- Ahlaki Değerlerin Soyağacı
Ahlak başka türlü birşeydir tercihini sunarken, G Milat kibar davranmış biraz. Ben şekille anlatmaya çalışayım, sonsuz beni ahlaka aykırı yazılarım nedeniyle buradan uzaklaştırmaz ise devam ederim.
Şimdi değişimin, yeniliğin, emeğin temsili olabilen sol elinizi;
1-Yumruk yapın ve yere paralel ileri doğru uzatın.
2-Yalnızca işaret ve orta parmaklarınızı ileri doğru uzatın, diğerleri kapalı kalsın.
3-İşaret ve orta parmağınızın arasında yaklaşık 40 derecelik açı olacak şekilde bu iki parmağınızı aralayın.
4-Sol baş parmağınızı bu araladığınız yere sokup tekrar elinizi kapatıp yumruk yapın.
5-İşaret ve orta parmağınızın, arasından dışarıya çıkan baş parmağınızın başını iyice ileri çıkarın.
6-Size ahlaktan bahsedenlere, işte ahlak budur diye yapacağınız tanımı buldunuz.
Günümüzde ahlak sahibi olmak istiyorsak, önce bize dayatılan bu ahlaktan kurtulmalıyız.
Kitap ararken fena üşütmüşsün gibime geldi:))
“Günümüzde ahlak sahibi olmak istiyorsak, önce bize dayatılan bu ahlaktan kurtulmalıyız.”
AKP duymasın 😀 İnsanları ahlaksızlığa ve anarşiye özendirmekten müebbet hapis, F tipi:))
Bu arada neymiş günümüzün ahlakı? Ahlak denilen şey durağan mı ki?
“Ahlak başka türlü birşeydir tercihini sunarken, G Milat kibar davranmış biraz. Ben şekille anlatmaya çalışayım, sonsuz beni ahlaka aykırı yazılarım nedeniyle buradan uzaklaştırmaz ise devam ederim. “
Yok yok korkmayın SN Kerim, burada bazı fikir fukarası üyeler küfredebiliyor, sonra da bana iftira atıldı yetişin komşular diye feryat figan… hatta Mod’lar bile ana bacı…..
😉 Ahlaksızız anlayacağınız…