INCEPTION – (Başlangıç)

Inception filminde rüyaların kurgulanabileceğinden bahsedildiğini görünce çok heyecanlanmıştım. Uzun zamandır aklımda dönüp duran keşke yapabilsem dediğim şeyin filmiydi bu:)

Filmden sonra biraz üstüne düşününce aklıma gelen ilk şu olmuştu:
Rüyalar kontrol edilebilir mi, rüyaların kontrol edilmesi için neler gerekir?

Kendi kendime verdiğim yanıt şu olmuştu.

Kesinlikle bu olabilir bunun olması demek insanın bilinçaltına tamamen hakim olması demek yani bilinçaltına tamamen hakim bir insan rüyalarını kontrol edebilir. Ama bunu yapabilmek çok büyük bir çaba ve uzun bir zaman gerektirir sanki. Çünkü insan sürekli etkileşim halindedir dış dünyayla hatta kendisiyle bile varsa içindeki diğer kişiliklerle bile…

Bütün bunlardan sıyrılıp geçmiş ve o andaki bütün psikolojik sorunları ve bunların izlerini silmek tabiî ki de kolay değil. Ama zor olsa da bu yapılabilir yani bilinçaltı ve gündelik yaşam etkileriyle ilgili engeller kaldırıldığında rüyalar kontrol edilebilir.

Bu yanıttan sonra hemen aklıma şu soru geldi: Yine de bütün bunlar yeterli olmayabilir yani bütün engeller – benim bilinçaltı ve dış dünyayla etkileşimle ilgili izler diye adlandırdım engellerin – dışında başka bir sorun daha var sanki.

Kontrol nasıl gerçekleşecek?
Yani bilinçaltıyla ilgili sorunları ve dış dünya algımızı değiştirsek bile rüyalarda farklı bir alan ortaya çıkacak. Tamamen yabancı bizden farklı olan bir alan… olabildiğince temiz bir alan olabilir bu, olabildiğince korkunç bir alan da olabilir hatta rüyalar kabuslara da dönüşebilir vs. vs. vs. Asıl sorun şu; bütün koşullar sağladıktan sonra nasıl kontrol edebiliriz rüyalarımızı (belki de bütün koşullar derken gerçekten bütün koşulların neler olduğunu bilmiyorumdur…)

Sisifos bu konudaki düşüncelerinizi çok ama çok merak ediyor:)

80 yorum “INCEPTION – (Başlangıç)”

  1. Bu film cikmadan yaklasik 4 ay once bir arkadasimla “su Hollywood yazisi bosu bosuna ve sacma duruyor; bir film olsa ruya gibi ama degil, lucid dream olsa icinde ama gerceklik de olsa:/ Biz mi yapsak boyle bir film acaba 🙂 ” diye konusup guluyorduk 🙂

    Bir gun telefonum her zamanki gibi caldi cevapladigimda arkdasim bagirdi “Inseptiooon” diye. O da nesi gibi konusmalardan sonra cok heyecanlandik, gittik izledik.Begendik.Buraya kadar her sey normal.

    Bu filmin oykusu ve adi, aslinda benim icin cok onemli. Inseption‘un cevirisi “Baslangic” olarak alinmis Turkce’ye; fakat Ingilizcedeki hissettirdigi mana “Milat”tir(Son 13 yildir kullandigim nickim, adim gibi oldu zaten 🙂 ).Bilindigi uzere milat her seyin baslangici -baslangicin bile baslangici- anlamina gelir.Hani bilirsiniz bazi seyler tam cevrilmez ya dillere, hissettirdigi anlam cok farklidir.Ornegin “ama, fakat, lakin” hepsi ayni anlamdadir da kullanisiniza gore hissi farklidir.”start, begining, inseption” da oyle.(Ayni “ama. fakat. lakin” sirasi gibi..) Umarim anlatabildim :/

    Ruyalarda uyanmak, kendinin farkinda olmak ve bazen neyin gercek neyin sahte oldugunu ayirt edememek… Tuhaf sey dogrusu. Bir gun ruyamdaki adamin birine “Sen aslinda benim ruyamsin” demistim.Sinirlenip sacmaladigimi, bos bos konustugumu soylemisti.O tepenin ve kendisinin “gercek” oldugunu soyleyip ikna etti beni.Hakliydi! O tepe ve o adam, o ruyanin icerisinde bildiginiz gerceklerdi. Uyandigimda dusundum, bosluk gibiydi her sey.

    Simdi size desem ki “Siz benim ruyamsiniz!” Gulmeyen kalmaz sanirim 🙂

    G Milat

  2. rüyalar dış dünyada yaşanılanların, bilinçaltı ile birlikte başımıza iyi yada kötü ördüğü çoraptır diyorum ben…

    filmi izledikten sonra bende böyle bir ekip olsa ve insanların düşüncelerini değiştirebilsem diye hinlikler geçirmedim değil aklımdan 🙂 bu işin bilimsel yönü mutlak vardır lakin bir o kadar da kompleksli bir fikir bu:) bakalım kimler neler yazacak bende merakla bekliyorum açıkçası…

  3. Simdi birazcik masalsi olacak ama ben her seyin ic dunyada basladigina inaniyorum.Yani aslinda “disdunya” dediginiz sey ruyalarinizi(icdunyanizi) degil, sizin ruyalariniz(ic dunyaniz) dis dunyanizi olusturur.

    Zamanla ic ve dis kavrami da kalmaz, her seyi siz olusturmaya baslarsiniz. Soyle bir dusunun ve isteyin, yeter! Sizin bilinciniz, size istediginiz seyi( eger gercekten istiyorsaniz) getirecektir.Diyelim ki bir es istiyorsunuz, sorsalar tarifini yapamazsiniz, soyle boyle diyemezsiniz; ama hissedersiniz az cok nasil birisi olmasini istediginizi. Iste bu noktada eger istenciniz yeteri kadar kuvvetliyse bilinciniz o esi sizin icin yaratir ve o kisi nerede olursa olsun bulup size sunar. (Bu ornek biraz imkansiz ve abes gibi dursa da, en uctan bir onek vermek istedim.)Hani dersiniz ya asik olunca “yaa ben seni sanki daha onceden taniyorum gibi” diye.Siz bu cumleyi soylerken durumun bilincinde olmasaniz bile, iste bunu bilinciniz yapar.

    Bu yuzden bilincine sahip cikmak isin en zor ve muhim olan tarafidir, bence. Siz yok olsaniz bile “o” kalacaktir 🙂

    G Milat

  4. Bencede kişi birşeyi gerçekten istiyorsa onu elde eder. Elde edemiyorsa, aslında elde etmek istemiyordur. Böyle düşününce insan imkansız birşey istiyorsa eğer bu mantığa göre onu aslında istemiyor demektir.. Kafam karıştı 😮

  5. Yukarida anlatmaya calistim; fakat anlatamadim sanirim. Bir ic dunya(ruya), bir de dis dunya(gercek) vardir. Benim dusuncem ic dunya, dis dunyayi yaratir.Bir zamandan sonra eger bilinciniz yeterli olcude istence- ya da erk dersiniz ona siz- ulasmissa ikisini de siz yaratirsiniz.Yani en sonunda ne ruya ne gercek birbirinden farklidir.Sadece yaraticisi olan bilinc kalir ve yoluna kendi yarattiklariyla devam eder.

    G Milat

  6. ne istiyor olmak, ne yapmak istemek önemli. misal bazı şeyler elde edilebilir kendimizle ilgili. ama ya başkaları hakkında istediklerimiz?

    tam emin olmamakla birlikte uyanıktı kalmış aklımda:) yada ben uyanık olsun istedim rüyamda bilemiyorum:)

  7. Bu filmin başkalarını da heyecanlandırmış olması güzel bir şey bu konuda tartışabiliriz istediğimiz kadar
    deneyimler çok önemli aslında mesela G Milat rüyada olduğunu sezmiş “sen rüyamsın” demiş 🙂
    belli bir farkındalık var burda bu aşamaya gelmek önemli bence

    Ama dış dünyanın da etkili olduğunu düşünüyorum hala. Bu Nusret Kaya nın üst beyin alt beyin ayrımı gibi sanki
    yani günlük yaşamımızda gördüğümüz bir nesneden ya da yaşadığımız bir olaydan etkilenerek oluşan rüyalar üst beyin rüyalarıydı yanlış hatırlamıyorsam

    Beyin çok karmaşık bir şeydir sayısız rüya görüyoruz ama bunların çok azını hatırlıyoruz
    bu konuyla ilgili birçok terim var ben bunların biçoğuna hakim değilim

    Ama şu da var evet iç dünya, dış dünyayı yaratır bu tıpkı schopenhauer ın “istenç ve tasarım olarak dünya” tezine benzer dünyadaki insan sayısı kadar dünya sayısı vardır bence:) herkesin algısı farklı çalışır ve sayısız dünya tasarımı oluşur.Bu basit algılar da rüyaları etkiler bizim bilinçaltı dediğimiz şey bu algının dışında çok daha derindir.

    Bu arada sonsuz lafı totem e getirmeye çalışıyor sanki:)
    filmin sonunda başrol oyuncumuz rüyaydaydı diye düşünüyorum çünkü totem durmamıştı ve bu filmin devamı gelecek


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  8. soru çok tanıdık geldi Sonsuz 🙂 rüyadaydı.

    Her rüya bilinçaltından çıkmaz, bence rüyayı kontrol edebilmek, normal dünyanıza ilişkin sorunları, takıntıları vs şeyleri çözmeye de yetmez.

    Rüya kontrolü çok da ütopik birşey değil, biraz takıntılı zihin (rüyada uyanma fikrine takıntılı, rüyada olduğunun farkına varamazsan kontrol yalan) biraz teknik, (google bile biliyor bu teknikleri)

    sıkılmadan tekrar izlenir listesine ilkten girdi

    G Milat sen erki nerden biliyon? 🙂

  9. bu gibi teknikler mi köyün delisi google çok şey biliyor bu konulara yabancı olanlar için ayırt etmek biraz zor hangisi doğru hangisi yanlış

    Rüyadan Astral seyahate geçiş teknikleri 😉
    şimdi teknikleri söylemeden önce yaşadığım tekniği söyliyim inanmayanlar öyle denesin

    ben bir aksam birinden bir taktik aldım luciddeyken bir yerden atlayın gözlerinizi kapatın o anda astrala çıkarsınız diye ve geçen gece denedim rüyadaydım okulumda ama yapısı farklıydı içimden — lan ahada rüyadayım.- ddm yanmda arkım vardı bana biseler diyodu ona he canım he hadi astrala geçiş zamanı dedim ve merdivenden atladım gözlerimi kapattım merdivene çarpmam gerekirken dümdüz gidiyodum gözlerim kapalıydı sonra kendimi içeride buldum kanepede ayağımı oynatabiliyordum sadece belki astraldi ama bilemem bide bu astrali duymadan önce rüyada istediğini görme filan araştırıyodum ve levitasyonu rüyamda rüya olduğunu anladım tatlıları levitasyonla havada uçurmustum assağı atlayıp eylenmek istedim ama çok gerçekciydi yani o karkuyu yaşadığım için atlayamadım

    1)rüyada olduğunuzu anlarsanız gözünüzü kapatın gökdelende düşünün kendinizi ve aşağı atlayın

    2)rüyada olduğunuzu anlarsanız düz bir zeminde koşarak uçmaya çalışın );

    3)rüyada olduğunuzu anlarsanız uyanmaya çalışın tam uykudan çıkarken uyanmayın durun yani focus 10 uyku ile uyanıklık arasın ve o anda bildiğiniz astral telkinlerini uygulayn

    en kolayı 1.tekniktir

    Rüyada olduğunuzu anlamak için :

    1)kendinizi,yürüyüşünüzü ve hareketlerinizi izleyerek kendinize gün içinde sık sık rüyadamıyım neler değişik gibi sağa solu araştırın( ne güzel bedavadan farkındalıkta çalışmış oluyorsunuz )

    2)gece uyurken masaya yada bir yere bir bardak su koyun yatarken gece o suyu içeceğim ve bardağa dokununca bilincem yerine gelcek deyin tekrarlayın. bilinçaltınız buna alışınca lucid rüyada o bardağı görürsünüz içmeye gidersiniz bardağa dokunduğunuz anda bilinciniz yerine gelir.ve rüyada olduğunuzu anlarsınız

    3)Rüya günlüğü tutun sabah kalkınca hatırladığınız rüyaları yazın. Çünkü bilinçaltınız bunu yaptıkça artık rüya ve gerçek hayattaki farkları tanıyabilecektir

    Not:Bu teknikler bir çok astral seyahat yapabilen kişi ve sitelerden toplanarak hazırlanmıştır. Bu teknikler en basit yapabileceğiniz tekniklerdir


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  10. Ne demistik “Delilik ‘iyi’dir” 🙂

    Adina erk, istenc, A, deli, nokta de fark etmez 🙂 Muhim olan; o farkida olabilmeyi fark etmek ve bunun bir bilince (ben bilinc diyrm ya da töz) baglandigi o ince cizgiyi anlamak… Bunun icin bence, kisinin kendisini cok iyi tanimasi gerekir.Google amcaya falan sormadan veya milyonlarca kitap okuyup yazarlara asik olmadan once; kendi sessizliginize bir sorun, benim bilincim nerede deyin.Sonrasini zaten size bilinciniz getiriyor.

    G Milat

  11. deliler iç sesizliğe ulaşabilirlermi acaba:)
    kendini tanımak yetmez bence o sadece tespittir


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  12. Hayatinda daha once lucid dream’in -ne oldugunu birakin- adini bile duymamis bir insan sizce kucuklugunden beri ruyada uyanip bilincli ruya yaratabilir mi ? Tabi ki teknik bilince daha farkli olur 🙂 ama bilinc dediginiz seyi dinlemesini ve algilamasini bilmeniz gerek.Siz bu algilamayi okuyarak yaparsiniz, bazilari da kendini dinleyerek 🙂 Bilinc sizin, nasil arzu ederseniz artik.. :))

    G Milat

  13. 🙂


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  14. noluyo, tek tek gelin :))))
    bu konu bu sitenin konusu değil http://www.sessizbilgi.com ‘un konusu, orda denediği teknikleri yazan deliler var 🙂
    ayrıca bu site G Milat’ın sorusuna da cevap olabilir

    belki deliliğin kaynağı içsessizliktir, kim bilir 🙂

    sonsuz’un filmin son karesiyle ilgili soruya dönersek ?

  15. oluyo oluyo devam:)
    sonsuz un sorusuna bilinen cevbı vercek olursak evet rüyadaydı
    ama rüyanın gerçek olmadığını nerden bilebiliriz ki belki de şu an rüyadayızdır:)


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  16. G milat, işin teknikle falan alakası yok, tabiki ne olduğunu bilmeden de bilinçli rüya yaratan insanlar var, ama bildiği halde beceremeyenler için çeşitli teknikler mevcut, %100 işe yarar mı hayır, ama bilince “mümkün” ü öğretebilir, sabitliği kırar,
    (ben yine de en iyi tekniğin takıntılı zihin olduğuna inanıyorum bu arada)

  17. Aslinda bence o filmde, kadin hakliydi! Intihar ederek gercek‘e gitti ve adam ruyada kaldi.Ruyayla gercegi ayiramayan adamdi.. Sonrasinda (yukarida da yazdim zaten) ne ruya ne de gercek diye bir sey kalir. Bilinc ikisini de birbirinden farksiz olarak yaratmaya baslar.Iste adamin icinde bulundugu durum buydu 🙂 Yani zaten gercekte veya ruyada degildi ki (bence)

    G Milat

  18. evet önemli olan onu ütopiklikten çıkarmak ve köyün delisi nin dediği gibi sabitliği kırmak
    faydalı olmaya başladı bu tartışma:)

    takıntılı zihin istenci güçlendiriyor olabilirmi acaba yoğunlaşmayı sağlıyordur belki


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  19. şöyle bir etkisi olabilir (etkiler kişiden kişiye değişir); gündüz zihnimiz birşeyle meşgulse devamlı, gece rüyada onu görmek oldukça yüksek ihtimaldir, zihin gündüz neyin rüya neyin gerçek olduğuna ilişkin bir sorguyu barındırırsa, rüyada karşılaşabileceği herhangi bir sahne için bunu yaptığında evet-hayır sonucuna ulaşabilir, yavaş yavaş, önce uyan, sonra uyanıklık süresini uzat, sonra kontrol et 🙂

    G Milat, filmin epeyce geyiğini çevirmiş biri olarak, yorumun çok ilginç geldi, kadın haklı olabilir ihtimalini hiç dikkate almadığımı fark ettim 🙂

    Rüyada bazı şeyler burdaki gerçeklikten farklı, filmde en beğendiğim şeylerden biri rüya mı gerçek mi ayrımına varabilmek için kullandıkları o küçük dönen zımbırtı,

    bi daha izleyesim var 🙂

  20. Konusu her ne kadar ilgi çekici ve ilham verici olsa da filmi beğenmedim. Burada film ve konusu hakkında fikir yürüten insanların yarısı kadar bir ekip filmin felsefi alt yapısı hakkında düşünmüş olsalardı daha çarpıcı ve belki unutulmaz cümlelerle dolu bir film olabilirdi…insanın yazası geliyor…yani bence çok başarısız bir matrix atışıydı…vuramadı…

  21. takıntılı zihin evet haklısın şimdi daha net:)
    net dedim de ned geldi aklıma onun da fikrini alsaydık
    bir de sonsuz ortaya bir soru attı kaçtı eeee bu kadar mı yani sordun cvp verdik sonuç?
    o dönen zımbırtı evet totem, pek temeli sağlam değildi onun
    herkesin bir totemi vardı ama en çok başrol oyuncusunun totemi üstüne yoğunlaşmışlardı

    ama şöyle düşünebiliriz adam elinden totemi bırakmıyo çevirip duruo totem durursa rüyada deilim diyor işte çok güzel bir takıntılı zihin örneği:)

    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  22. Yettim gari Sisifos 🙂 Güzel bir tartışma açmışsın, yorumlar da güzel. Bir kere ben filmin sonunda yönetmenin bilinçli olarak “rüya mıydı, gerçek miydi” sorusunu sorduttuğunu düşünüyorum. Di caprio, filmin sonuna kadar çocuklarını tekrar görebilmek için uğraş veriyor. Ve fikir ekme görevini de nihayet gerçekleştiriyor. Yönetmen, filmin sonunda totemi Di caprio’ya çevirttiyor ve totem dönerken onun çocuklarıyla sarılışını izler halde bıraktııyor. Tabii bize de sorduruyor; “bu bir rüya mıydı, gerçek mi?”
    Totem dönerken film bitiyor. Düşüşünü göremiyoruz. Kesinlik yok.
    Don Juan’da totem olmasa da farkındalığı sağlayacak hatırladığım kadarıyla taş ve yaprağı Castaneda’nın göbek bölgesine yerleştiriyordu. Denemedim henüz. Ancak kendi deneyimlerime dayanarak huzursuz, sıkıntılı, Köyün Delisi’nin dediği gibi takıntılı olduğum zamanlarda farkındalığımın arttığını gördüm.

  23. Bir de filmde en sevdiğim sahne; Arthur’un yerçekimsiz ortamda rüyadakileri otel odasına sokma çabaları, bu arada Di Caprio’nun diğer boyutta farklı sorunlarla uğraşması. Arthur’un zihinin bekçileri tarafından kovalanışı falan. Yani bir güzel meşguliyet vardı. Örümcek Adam’daki iç sesler gibi görüntüyle iç ses izler gibi olmuştum.

  24. evet ned de aynı fikirde demek ki takıntılı zihin konusunda birleşiyoruz insan bazen yaşar ama ne yaşadığını bilmez benim de sıkça başıma gelen bir olaydır bu aslında

    mesela birisine söylemek isteyip de söyleyemediğim bir şeyler varsa ve kafama takmışsam bu konuyu, rüyamda söylerim o kişiye söylemek istediklerimi:D ya da sınavlara çalışırken çözemediğim bir soruyu rüyamda çözerim..

    yani evet takıntı önemli bir nokta takıntıyı yönlendirmek lazım, bilerek bişeyi takıntı haline getirmek nasıl bir manyaklıktır deneyelim bakalım

    ned, benim de filmde en sevdiğim sahne yolun ikiye katlandığı sahne olmuştu film karesine girip ben de onlarla yürümek istedim başaşağı..


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  25. Ben bir keresinde, matematik sınavının gecesinde yarım kalan çalışmamı rüyamda tamamlamıştım. 14-15 yaşlarındaydım, örnek sorularla uğraşıyordum ama yeterince soru çözememiştim. Ama gece rüyamda çok net bir biçimde onlarca soru çözdüm ve çalıştım. Bu hayatımda bir kere oldu ve ben bugün düşününce şaşırıyorum. Sabah kalktığımda bütün gece ders çalışmış buna karşın hiç yorulmamış gibiydim. Böyle birşey olabilir mi?

  26. Bu hafta rüyalarımda farkındalık yoktu ama bir başka canlılık vardı. Uyanmaya yakın “hatırlamak için yazmalıyım” diyor, sonra amaaan kim uğraşcak yazmayla deyip değerli kıçımı diğer tarafa çeviriyorum. Üstelik defterim hemen yastık altımda. Bir ara üşenmeyip yazdığım oldu. Yarı uykulu. Sabah, defterimdeki ayeti kerimeye bakınca “ya kalk ışığı aç, adam gibi (adam öyle bi laf ki kadına da gidiyo) yaz, ya da salla gitsin” diyorum kendime.
    Sallıyorum güme gidiyor işte bugünlerde. Geçenlerde yakışıklılığından mıdır bilmem Kıvanç Tatlıtuğ’u gördüğümü, onunla aramıza çeşitli engeller girmesine rağmen yine de evlenmeye kararlı olduğumuzu ancak rüyanın sonlarına doğru “ya ben başkasına aşık değil miyim” sorusuyla hatırlamadığım aşkımı düşünerek uyandım. Yarı kabus sayılır, ama yine de keyifliydi 😉
    Ben böyle renkli (hehehe) rüyaları unutmuyorum, niyeyse..

  27. Ben hic yazmiyorum oyle ruya defterim falan yok.Ama bir keresinde cok inanilmaz guzel bir dunyaya gitmistim ruyamda, her sey o kadar cok mukkemmeldi ki, yazmadan duramadim:) Sonra yazdigim kagidi kaybettim :)) Ama yazmis olmam bile o ruyayi hala hatirlamama neden oluyor.

    Uzun zamandir erteliyordum.En iyisi bugun baslayayim ben yazmaya, iyi fikir 😛

    G Milat

  28. rüyaları sürekli yazmamak gerektiğini duymuştum
    rüyaları hatırlamak ve gerçek-rüya farkını anlamak için bir süre yazılmalıymış sonra bırakılmalıymış

    nibelunga ya renkli rüyalar bu arada:)

    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  29. burda okuduk tan sonra izledim filmi güzel bir film ama sizce bunlar gerçek olabilir mi ?

  30. Dış dünyanın rüyayı etkilemesi, dış sessin -müzik- rüyaya girmesi, rüyanın dağılması, düşme hissinin ölümün uyandırması, bilinç altının yabancı varlığı ayrımsayıp izlemesi, hatırlatıcılar kullanılması, totem vs. çok ince ayrıntılar, bence sağlam araştırma yapmışlar, neden beğenmediğini anlamadım

  31. iyi de tüm bunların bir de işlenişi, lirik-görsel ve kesinlikle felsefesi sağlam bir işlenişi olmalı bence ve yine bence benim için unutulmaz ve çarpıcı olmasını sağlayabilecek bu özellikler yoktu…zaman kaybıydı benim için…sizin hayli beğenişinizin bir merak ya da sorun konusu olamayacağı gibi sanıyorum benim de herhangi bir filmi beğenmediğimi ifade etmemde bir sorun yoktur.

    marsseh: belki de ben “time never dies the circle is not round” ya da “fish doesn’t think because fish knows everything” diyebilen kült cümlelere sahip filmleri seviyorum…ilgilenmiyorum yani aaa dış ses rüyaya girmiş falan…bunun nasıl sunulduğuyla ilgileniyorum…hangi cümlelerle, seslerle ve görüntülerle…benim için de sinema bu işte…

  32. Rüyalar ilginç konudur. Çoğu zaman bilinçaltımızın örgütlenmesidir. Film güzeldi gerçekten. Ama oradaki aracın ne işe yaradığını anlayamadım.

  33. Marsseh bir bakıma haklı, film felsefi açıdan desteklenmek yerine daha çok aksiyon sahneleriyle desteklenmişti ama yine de benim için zaman kaybıydı diyemem.


    Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
    inanmazsa, inanmadığına inanmaz

    Dostoyevski, Cinler

  34. 🙂 ben sadece rüya teknikleri açısından baktım filme

  35. Sufilikte “rüyaya yatmak” diye bir tabir vardır.Çok yüksek konsantrasyon ve steril ortam(dış seslerden,ışıktan,stresten vs..)gerektirir.Sufiler ve bazı inananlar rüyaya yatarak gelecekten haber almayı umar ve bunu başardıklarını bile söylerler…

    Rüya kontrolü ise tamamen başka bir şeydir.Bazen(genç ve sorumsuz biriyken)Arkası yarın şeklinde dizi rüyalar görürdüm.İşin ilginç tarafı gördüğüm rüyayı unutmazdım.Tekrar yatacağım zaman o rüyayı düşünür ve kaldığım yerden kurgulardım…

    Gariptir ama rüyada zaman Einstein’in dediğinden bile çok izafi gelişiyor.Bazan”yahu bu kadar olay bu kısacık zamana nasıl sığdı”dediğim olmuştur.Çünkü neredeyse bir ömürlük yaşam kesiti o süre zarfında yaşanmıştır.İddia edilene göre en uzun rüyanın 3 dakika olduğu söylenir.Gel de inan…
    Not:Peki siz hiç rüyanızda rüya gördüğünüzü gördünüz mü?:))
    İster Taş At İster Kurşun Hedefin Kukla Değil Kuklacı Olsun-X

  36. ne arşivlerim ne de ikinci defa seyrederim…

  37. Film zaten bir kac kez izlenilecek kadar iyi degildi; fakat konusu, konunun islenisi ve filmde kullanilan semboller ruyalarla ilgili fikir edinmek icin iyi bir teknikle kullanilmisti.

    Yatagimda uzanirken aklima birden Alevilikteki “Hizir ruyasina uyuma” geldi.Aslinda bu Alevilerin oruc tutma seklidir, her ne kadar amac ibadet olsa da Hizir orucu icin niyet biraz farklidir.Kisaca hemen anlatayim: tarihi tam belli olmasa da Subat ayinin ortalarinda (13-14-15) 3 gun boyunca, gece gunes dogana kadar yemekler yenir, gun batimindan hemen sonra da oruc acilir.Sivi seyler tuketilmez(Su kesinlikle icilmez).Ozenle tuzlu seyler yemeye calisilir.Uyumadan once de size ozel olan bir kaya veya bir tasa “Ya Hizir kimdir benim esim” veya “Ya Hizir nedir benim gelecegim” denip iyice odaklanip uyunur.3. gunun gecesinde niyetiniz (ben genelde evlenecegi kisiyi gorme niyetiyle uyuyanlari bildigim icin oradan ornek verecegim) dogrultusunda her kim size su uzatirsa o kisi sizin evleneceginiz kisidir.Teyzem ve annemin kuzeni bu sekilde simdiki eslerini gormusler…

    Simdi bunu neden anlattim 🙂 Dusunuyorum da yukarida konustugumuz seyleri zaten kullaniyorlarmis.Bir taşa veya kayaya enerji aktarimi, ruyada suyun sembol olrak kullanilmasi, bilincinin bir amac icin yonlendirilmesi… Insanlar yuzyillardir farkli sekillerle de olsa ruyalarini yonlendirebiliyorlar. O yuzden aslinda her sey kisinin bilincinin(erkinin) enerjisinin yonetimiyle ilgili…

    G Milat

  38. Hızır ı biliyorum, bu tuzlu rüyayı da biliyorum (olası eşin gece gelir su verir rüyanda falan) ama bunun bir ibadet olduğunu bilmiyordum hiç, bütün bunların Alevilikle bağlantılı olduğundan hiç ama hiç haberim yoktu anadolu şeysi sanıyordum, yada neblim böyle bir ayrımı göstermedi kimse, bende düşünmedim.

    Bu konuyu biraz daha didiklesek ?

  39. Aslinda ibadet demek anladigimiz anlamda ibadet degil, cunku alevilikte belirli saatler gunlerde degil; her dakika ibadet ve inanc vardir. Hatta medet umacaklari zaman “Hizir adina Ya Ali Ya Muhammed” deyip baslarlar Tanri’ya yakarmaya. Halk arasinda bile kullanilir “Kul sıkışmayinca HIZIR yetismez diye”

    Her derde deva olacagina inanilan bir kisidir Hizir.Bu yuzden eger bir kisi ruyasinda Hizir’i gormusse o kisinin kalbinin temiz olduguna inanilir.Tabiki bunlarin hepsi halk arasinda soylenen ve Alevilikte inanilan taraflaridir.Benim dikkat cekmek istedigim ise; insanlarin farkli isimler takarak Hizr/Aksakalli dede/Peygamber vb ruyalarinda yarattiklari kisilerin aslinda kendi bilincleri oldugudur…

    Ama istenirse daha da irdeleyebiliriz bu konuyu 🙂

    G Milat

  40. Hızır ın fiziksel olarak bir şekli var, yani bir tanımı, uzun boylu, iri yarı ama ürkütücü olmayan bir adam, beyaz saç sakal
    belki öğrenilmiş şekil nedeniyle benzer tipler görülüyor, belki de, bir tür niyet bağlantısı nedeniyle rüyaya çağrılan bir rüya elçisi?
    -diyorum ki, her rüya bilincin eseri değildir-

  41. Neden oyle diyorsun? “-diyorum ki, her rüya bilincin eseri değildir-”

    G Milat

  42. Rüya görme mekanizması, rüya fizyolojisi, niyetin-beklentinin rüyayı şekillendirmesi, biz uyku halindeyken dışardaki gerçekliğin rüyayı etkilemesi, mesela televizyonun karşısında uyuyup kaldığımızda devam eden filmin, televizyondan gelen seslerin rüyayı şekillendirmesi benim başıma çok geldi. Ama rüyanın bunların ötesinde yorumlanması (gelecekten haberci, başka alemlerle, boyutlarla kontak kurma gibi) çok rahatlıkla söylenebilecek şeyler değil sanki… ?

  43. hiç bilmediğimiz bir deniz, ne derinliğini ne boyutlarını kestirebildiğimiz, sonsuz olasılıklar denizi… bildik algıyla, düşünceyle yorumlamak yanlış olabilir

  44. Bu başlığı okuduğumdan beri yani bir kaç gündür, acaba ne rüya görüyorum diye dikkat etmeye çalışıyorum?

    02:00 -02-30 civarı yatıyorum 09:00 civarı uyanıyorum tık yok.

    Gerçi bende dikkat eksikliği var. Belkide görüyrum ama bilincimde kalmıyor olabilir.

  45. rüyalarınızı izlemek istiyorsanız, uykuya da dikkat etmek gerekir, 2,30 da yatıp 9 da uyanıyorsanız, zihin yorgunlukla kendini kapatıyor, yani gördüğünüz rüyalar hafızaya ulaşmıyor olabilir. Uykunun kalitesi, gündelik düşünceler, kaygılar, stres, bedensel aktivite, o kadar çok ayrıntı var ki rüyayı etkileyen, biraz zaman alabilir

  46. Rüyamı kontrol edebiliyorum diyelim, ya hep orada kalmak istersem. Mümkün mü? Bedenimiz ne olur, “gerçeklikte” mi kalır? Suyunu mu çıkarıyorum yoksa?.. 🙂

  47. Rüyaların bilinçaltından kaynaklandığına inanmış olmakla birlikte gelecektende haber verebileceği inancındayım. Ayrıca rüyada olduğunun farkında olunabileceğinin ve de istenmeyen rüyaların değiştirilebileceğininde mümkün olduğuna inanıyorum. Belkide en büyük gerceğimiz rüyalarımızda gizlidir :)) kimbilir ?

  48. Medisis, yoksa dejavu dediğimiz olay rüyanın hatırlanması mı? Tinali olsaydı da sorsaydık 🙂

  49. Rüyayı gelecek ile ilişkilendirmek hoş bir oyun olmalı…

    Sonuçta insanın gelecek’le değil de geçmişle veya geçmişin bilgileriyle yaşadığını ve VAROLDUĞUNU unutmamak gerekir diye düşünüyorum.

    Siz oyuna devam edin. Benim için sorun yok:)

  50. “Sonuçta insanın gelecek’le değil de geçmişle veya geçmişin bilgileriyle yaşadığını ve VAROLDUĞUNU unutmamak gerekir “

    demişsiniz ancak ben insanların henüz olmayan gelecekleriyle varolduğunu düşünüyorum. Geçmiş bilgilerle yaşamak başka şey ancak varolmak derken bile geleceğe bir gönderme yapılır. Ölmeyecekmiş gibi, hayaller kurmamız bu yüzdendir.

  51. Gelecek ile ilgili tek somut bilginiz zaten ÖLÜMdür. “Umut” geleceğe ait bir bilgi değildir.

    Ve umut rüyalardan öğrenilen bir bilgi veya gerçeklik de değildir. Evet UMUT insanı ayakta tutan, ölüm gerçeğini ötelemesini sağlayan yaşamın en önemli itici gücüdür.

    Fakat galiba söz konusu olan; rüyalardı…

  52. Gelecekten rüya görüyor olsam, uyumamayı tercih ederdim. Bendeniz, bilmeme yanlısıdır. Bilmek zehirdir. Bilen zehirli.

  53. Dün gece bir rüya gördüm. Yok aslında, birkaç tane gördüm. Birisinde uyandım ve karşımdaki kişi bir acı çekiyordu. Nedense bunu yazıncaya kadar aklımdaydı, ama artık değil. Rüyamda o acı ya da fiziksel bir şey, ya da bir söz falandı galiba, çok ağır hissettim kendimi, tüm bedenimle o sözün, o şeyin ağırlığını hissettim. Demek ki gerçek yaşamda bize edilen her söz, edim falan hepsi bedenimizde bir ağırlık kazanıyor. Hakikaten bunu dün gece farkettim.

  54. Rüyaları rahat bırakmak iyidir..

  55. Film traşşşş. Az buçuk film izleyen (film gurmesi değilim bu arada) insan, filmin estetikten yoksun bi aksiyon silsilesiyle doldurulduğunu anlar.

    Konu bu kadar güzel, anlatım bu kadar kötü olamaz. Hangi sahnede özgünlük gördünüz bi söyliyin. Tekrar söylüyorum konudan değil, anlatımdan bahsediyorum. Yani yönetmenin işi olan sahne çekimlerinden.

    Zaten aşksız da olmazdı böyle bi film. İlle İNSANİ duyguların pazarlanması gerekir ki sadece 15 yaşında önüne gelene imdb’den 10 puan veren ergen veletler izlemesin diye.

    Christopher Nolan yerinde olsam Mal karakterini anında seneryodan defeder, yerine bilinçaltı adına yaraşır bir atmosfer yaratır, seneryoyuda ona göre revize ederdim. Kabus gibi bi film olmalıydı. !982’de BladeRunner ile bu başarılmış. E ne diyim daha …

  56. Fakat felsefesi olan filmlerde felsefeden anlamayan kitleyi de tutmak için ben böyle şeyleri normal görüyorum wallace. Matrix de öyleydi mesela.

  57. Yok xenix benim demek istediğim, filmin anlatımı biraz daha sürreal olmalıydı. Matrix’deki aksiyon sahnelerinin filmle paralel bir estetiği vardı. Aynı estetik rüya aleminde sürreal bir anlatımla da olabilirdi.

    Aman neyse, fikir güzel, film ucuz olmuş. Rüya gibi değil, kabus gibi hiç değil.

  58. Önceki gece pek uyku tutmadı. Yatakta kıvrandım durdum. Gece 03.00 sıralarında tam uykuya dalmıştım ki, bir adam silueti beni omuzlarımdan tuttu. Bir karabasan gibi ağırlık yaptı. Uyandım, korktuğum için babamın yanına gitmek için ayağa kalktım. Bir yandan da kardeşimin yanına mı gitsem diyordum. Bunları düşünürken tekrar uyandım. Ve anladım ki, ayağa kalkmamıştım, babamın yanına gitmeyi falan da rüyamda düşünmüştüm, hatta korktuğumda bile rüyadaymışım.

    Rüyadaki halimin “gerçektekinden” hiçbir farkı yoktu. Korkum, yürümem, düşünmem… aynıydı.

  59. Nasıl rüyalar bunlar böyle yahu.

    Bi toteme ihtiyacın var peyote.

  60. Hipnogojik ve hipnopompik halusinasyonlar normaldir.

    Bir kaç kez bana da oldu, rüya içinde rüya ve arada uyandığımı düşündüğüm zamanlar da rüya.

    🙂

  61. Rüya alemi ilginç hakikaten Kaptan. Aslında eskilerde kuvars taşım vardı, sonra yeşil taşlı bir yüzüğüm.. Şimdi yatağımın üstüne salınan bir dreamcatcherım var. O gece yoktu ama. İyi aklıma getirdin, hemen bir totem edineyim 🙂

  62. osho hakkında çok konuşuludu ama (tartışmaya açmak niyetinde değilim) rüya hakkındaki bir alıntısı bana ilginç gelir;

    ”
    Hindistan’da rüya dahi görmediğini söyleyen ilkel gruplarla karşılaştım. Freud bunun mümkün olabileceğine inanamazdı. Onlar rüya görmez ancak, şayet arada bir birisi rüya görecek olursa – ki bu çok ender bir olaydır – tüm köy oruç tutar, Tanrı’ya dua eder. Bir şey yanlış gitmiştir, yanlış bir şey olmuştur … bir kişi rüya görmüştür. Bu onların kabilelerinde asla olmaz çünkü onlar o kadar tam bir şekilde yaşarlar ki uykuda tamamlanmak üzere kafada hiçbir şey kalmaz. Tamamlamadan bıraktığın ne varsa rüyalarında tamamlanmak zorundadır; yaşamadığın her ne varsa bitmemiş bir iş olarak kalır ve kendisini zihinde tamamlar; rüya denilen şey budur. Tüm gün düşünmeye devam edersin. Düşünmek, sadece yaşamak için kullandığından daha fazla enerjin olduğunu gösterir; senin sözde hayatının ihtiyaç duyduğundan daha fazla enerjin var. Gerçek hayatı ıskalıyorsun. Daha çok enerji kullan, o zaman taze enerjiler akıyor olacak. Sen sadece bir cimri olma. Onları bugün kullan; bırak bugün tam olsun; yarın kendi başının çaresine bakar, yarın hakkında endişeye kapılma. Kaygı, problem, endişe, bunların hepsi sadece bir tek şeyi; doğru bir biçimde yaşamadığını, hayatının henüz bir kutlama, bir dans, bir şenlik olmadığını gösteriyor. O yüzden de tüm bu sorunlar… “

  63. Rüya görmemek istemezdim. Bir de farkındalıklı olursa tadından yenmez 🙂

  64. Evet tanımam etmem bu adamı. Adını ilk defa burada duymuştum zaten. Bu alıntıdakine benzer düşünüyorum ben de. Çok nadiren rüya görüyorum, görmeyi de sevmiyorum. Rüyalar benim için bir şeylerin yolunda gitmediği anlamına geliyor, benim açımdan mealleri böyle yani.

    Ve ayrıca böyle ne bileyim mistik çevrelerce, sipiritüellerin, dini çevrelerin, falcıların kahinlerin falan işte… bunaların… çok diline dolanmış bir.. bir… olgu olduğu için soğuk bakıyorum yani 🙂

  65. ‘Rüya ile amel olmaz.’ demiş hz muhammed 🙂

  66. Şu karabasanı biri bilimsel olarak açıklayabilir mi?

    20 senedir her ay neyle cebelleştiğimi bilimsel olarak bi biliyim :))

  67. Rüya görürken fiziksel olarak beden felç halindedir.Yani gördüğün rüyayı hareket haline dönüştürmemen için beyin bunu yapar.Karabansanda hem o felç halinde olup hem de uyanık olursun yani o kısa anlarda hareket edememenin sebebi ve üzerime öküz oturdu tanımı bundandır.Sebebi de düzensiz uyku, stres,gerginlik gibi şeylerdir.Çok bilimsel olmasa da anlatabildim mi 🙂 20 yıl her ay karabasan görmek çok uzun bir süre nasıl kendinize bunu yapıyosunuz anlamıyorum.

  68. Osho rüyaları böyle mi anlatmış?

    :))

    Halbuse kendileri Amerika’ya tüymeden şöyle demişti yaklaşık olarak; Hindistan ölü bir memleket, burdki inanlarda ne ruh kalmış, ne öz, ne heyecan.. ve mealen, ot bunnar ot.. (demeye getirmişti yani:)

    E ne güzel işte, hazır varmış bi kabile, girip yaşasaydı ya onlarla.

    Hani nası derler: Tam-tam Misali:)

    Şaka bir yana;

    Hiç rüya görmemenin “tam yaşamakla” (o da ne demekse?) veya arada bi/normal sıklıkla görmenin “eksik yaşamakla” filan bi alakası yoktur.

  69. Peki rüyaların yaşamın genelindeki stres ve psikolojik sorunlarla ilgisi yok mudur?

  70. Mor, elbette vardır.

    Burda üfürülen (hangi psikolojik veya nörolojik çalışmaya dayandığı meçhul) şeye dikkat çekmek istedim ben sadece.

    Neydi?

    Eğer rüya görüyorsanız, Tam yaşamıyorsunuzdur.

    İyiyimiş:)

  71. G Milat tarafından Per, 07/04/2011 – 09:16 tarihinde gönderildi.

    “Simdi size desem ki “Siz benim ruyamsiniz!” Gulmeyen kalmaz sanirim :)”

    Rüyayı kontrol etmekten bahsetmiş başlığı açan arkadaşımız. Bu soru şu soruyu da akla getiriyor. Hangi rüyayı?
    Gündüz yaşadığımızı mı? Gece gördüklerimizi mi? Hangisi daha gerçek diye sormuyorum. Bence ikisi de gerçek. Gündüz rüyasını çok daha net hatırlıyoruz.

    Diğer yorumları henüz okumadım. Bu cümle ilgimi çektiği için hemen yazayım dedim.

    Osho’nun tanımı ilgimi çekse de rüyalara tamamen böyle bakmıyorum.

    “Tamamlamadan bıraktığın ne varsa rüyalarında tamamlanmak zorundadır; yaşamadığın her ne varsa bitmemiş bir iş olarak kalır ve kendisini zihinde tamamlar; rüya denilen şey budur.”

    Yine de bir kaç gündür yaşadıklarım haklılık payı olduğunu düşündürüyor. Dün gece arkadaşımla ufak ve çok gereksiz bir meseleden dolayı kişisel önemlilik krizi yaşadık. Yaşarken hiç de öyle görünmüyordu. Kısa süre sonra fark ettim ve bendeki yansımaları geçti. Yaralar açılıp kanamadan hemen kapattım. Onda açılanlara fazla müdahale edemeyeceğimi bilmeme rağmen elimden geleni yaptım ama pek işe yaramadı. “Ben kısmen bilinçli biriyim ve kendimi izlemeyi geç de olsa becerebiliyorum, o beceremiyor!” değildi. Onun doğası daha farklı işliyor. Belki o duyguları da sonuna dek yaşamak istiyor. Belki de bu bir kopuştur. Elimden geleni hareket alanım dahilinde yaptım ama bu bana yetmedi. Ben o alanı da geçmek istiyordum. Geçebilsem ve oraya da müdahale edebilsem keşke. Bu rüyada mümkün değil gibi. Neyse, gece rüyamda bu sorunu hallettiğimizi gördüm. Sabaha kadar her zamanki gibi güldük, eğlendik, sürekli bunu yapmaya devam ettik. Başka arkadaşlarımız da dahil oldular zaman zaman. Bir anlamda Osho’nun bahsettiği, tamamlayamadığım kısmı tamamlamış oldum. Sabah kalktığımda, o rüyada tamamlanmış olanın bu rüyada hala aynı olduğunu gördüm. Bu benim rüyam. Başkasının rüyasını kontrol edemem ki. Kendiminkini eş zamanlı olarak kontrol edemiyorum daha. İleriye doğru yaşayıp geriye doğru anlıyorum ve bu pek de işe yaramıyor…

  72. O da bunu demek istemiş ama daha peygambervari tavırla demiş.
    Oshoyu tartışmaya açmak istemediğimi söyledim ya yine de düşüncem şudur;
    Gidip oshonun ashramında çayırda toprakta yaşayalım kıçımıza böcekler kaçsın demiyorum, son zamanlarında sıyırmış olsa da adamın bazı söylediklerine katılıyorum.Yani Osho Busho deyince tüylerim diken diken olmuyor 🙂

  73. Benim yorumumun kişisel tecrübeler haricinde bir dayanağı yok zaten. Bu aralar az rüya görüyorum diye sorunsuz bir hayat da sürmüyorum, halletmem gereken problemlerim var elbette :). Ama ne zaman ki bu dertlerin yoğunluğu artıyor falan, rüyalar da artıyor. Kendi deneyimlerim aralarında bir korelasyon olduğunu söylüyor, belki zayıftır. Budur yani.

    Zaten psikoloji, psikanaliz falan pek ilgimi çeken konular değil.

    Bir de önceki yorumlarda saydığım sebeplerden ötürü rüya konuşmayı da sevmiyorum. Şu an hoşlaşmadığım bir konuda yazıyorum yani :). Bu filmi de aynı nedenlerden sevemedim zaten. Alttan alttan bir idealizm propagandası yapıyor gibi gelmişti bana. Hele son sahnesinde o totem düşmezse bu filmi terk ederim demiştim, yönetmenin de içinden hiç düşürmek gelmedi o totemi, kurguda çelişki yaratmamamak için istemeye istemeye düşürdü sanki. Sevmedim yani kısacası. Pek bilinmeyen, zaten bu kadar gişe yapmamış olan the thirteenth floor’u çok daha çok beğenmiştim. Ve eğer bu evrenin zahiri bir özelliği varsa(ihtimal vermiyorum ama hani varsa..) bence bu inception’daki gibi değil, the thirteenth floor’daki gibidir.

  74. Kaptan, mor’un sorusu üzerine de iletmiştim;

    Rüyalar elbetteki çok şeyden etkilenir ve bir takım patolojik süreçlerin varlığında buna ait farklı süreçler de oluşabilir.

    Aslında rüya, masturbasyon gibidir.

    Ne zaman anormal/patolojik vs. sayılmaya başlayacağının (veya yolunda gitmeyen bişeylere delil teşkil edebileceğinin) kriterleri de “masturbasyonla” -hemen hemen- aynıdır.

    Ama burda dayatılan daha başka birşey;

    Tam yaşamak, hayatında eksik birşey bırakmamak, hayatı ıskalamak, enerjiyi bilmem ne yapmak..

    Adam bunu satıyor.

    Ve özetle:

    Olmuyor be kardeşim!

    ..deniliyor insana.

    Bakın işte bu: yetkisizlik ve kontrolsüzlüğün daniskasıdır.

    Daha da önemlisi;

    Böylesi psikolojik komponenti baskın olan kavram ve argümanların bir insana hikmeti kendine menkul ve yetkili olmayan kişiler tarafından enjekte edilmesi çok tehlikeli birşeydir.

    Yılanvari hareketlerle kendinden geçip garip sesler eşliğinde bir yay gibi salınırken, osho amcanın gelip başparmağını bir kompresör gibi kullanmak suretiyle alın bölgesi üzerinde üçüncü gözü açmaya çalışması bile daha zararsızdır.

  75. Evet bilinçsiz ellerde vahim sonuçlar doğurabilir osho ve benzerleri.Ama yine de çok tepkili olmak garip geliyor, belki komponent falan nedir bilmediğim içindir.

    Bi kere daha argüman desene 😀

  76. Bu tür filmlerin yapılıyor olması, böyle meselelerin konuşuluyor olması güzel. Ortada bazı rüya görme teknikleri olsa da genel kabul görmüş ve dogmatikleşmiş herhangi bir şey yok. Bu yüzden de yaklaşımlar daha esnek oluyor.

    KaptanMosey tarafından Per, 30/08/2012 – 10:51 tarihinde gönderildi.
    “Ve eğer bu evrenin zahiri bir özelliği varsa(ihtimal vermiyorum ama hani varsa..)”

    İhtimal vermiyorum şeklinde düşülen dipnota rağmen küçük bir ihtimal yine de var görünüyor. Bu cümleden onu anlıyorum.

    Olsa da olmasa da, “hadi len ordan, bırakın bu saçmalıkları” şeklinde yapılan yaklaşımlara ikame olarak hoş görünüyor.

    Osho adı anılınca aynı yaklaşım segilenemiyor. Çünkü bayağı bilinen tarafı var. Hoş görülmeyen bir tarafından tutup “hadi leyn” demek daha mümkün. Zamanında bayağı küfür etmişliğim olsa da benim de tüylerim diken diken olmaz. Ortaya attığı fikirleri, somut teknikleri bazen hayatımda etkin olarak kullandığım oluyor. İşe de yarıyorlar.

  77. Osho hakkında büyük olasılıkla haklısındır gamaro :). Ben tanımadığım için yorum yapmıyorum, dedimya adını bile maydanoz’dan duydum. Bunun dışında tarikat liderlerine bakışım seninkine benzer.

  78. Ben ruyalarin onemli olduguna inanirim eskiden beri , ama son yillarda genelde olumune yorgun oldugum icin cok az ruya gorur oldum .
    En sevdigim rahatca kosup zipladigim ruyalardir , eger kosamiyor ve sanki suyun altinda gibi zor hareket ediyorsam bir sorun var demektir.
    kestane ruyalarinda da az bucuk yol kat ettim 🙂

  79. bwallace’ın karabasan rüyası üzerine birkaç şey söylemek istiyorum:

    Erkeklerin gördüğü karabasan rüyalarına çokça şahit oldum. Erkek kardeşim ve dayım sürekli karabasan görürlerdi. Her ikisi de karabasan geldiğinde öyle bir inlerlerdi ki, korkmamak imkansızdı. Hatta bir keresinde dayımın inlemesi üzerine tüm ev halkı uyanmış, (buna Marmara depreminde bile uyanmayan kardeşim dahil) kimse yanına yaklaşma cesaretini kolay kolay bulamamıştı. Adam resmen o şeyle boğuşuyordu.

    Çok yakışıklı ve yumuşak huylu olmaları her ikisinin ortak özellikleriydi. Çok göz vardı üzerlerinde. Ben daha çok enerjilerinin başka insanlar tarafından kolaylıkla çekildiğini düşünürdüm. Yani başkalarının gölgesi altında kalmak gibi, ya da rüyanın enerjisi altında kalmak ama tamamen bilinçaltı bir düzeyde; onların enerjilerinden etkilendiklerini sanıyorum.

    Bir de ben, onların içlerinde bir yerlerde bulunan ve benim kendimde bulduğum kontrolsüzce çıkan güçlerini kullanamadıklarını, onunla bağlantılarının zayıf olduğunu sanıyorum. Bu güç olayı pek anlatılacak cinsten değil, daha çok anlaşılacak bir durum. Başka türlü bilişsel bir süreç çünkü.

    Belki de karabasan türü rüyalar maskelediğimiz korkularımızın, streslerimizin, gerilim, yorgunluğumuzun içimizdeki enerjiyi yiyip tükettiğini işaretliyordur, kimbilir.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.