ben videoyu ekleyip kenardan yapılan yorumları izlemek istiyorum. ara ara gözlemlerimi paylaşacağım elbet. nasıl bir çılgınıktır bu? sokakta, yolda, toplu taşıma araçlarında, evde dinlenme saatlerinde bile her birimizin elinde ya telefon ya bilgisayar… nereye varacak bu cılgınlığın sonu???
Steve Jobs’un ölümüyle, sanki memleketçe cenaze namazına katılmışız da, “merhumu nasıl bilirdiniz” diye sorulmuş gibi, bir yanıt verme yarışı kapladı ortalığı. Üstelik, “Ölünce kirlerimizden temizlenir, / Ölünce biz de iyi adam oluruz” der ya Orhan Veli, bu yanıtların önemli bir kısmı, şiirde hicvedilen teamüle aykırı olarak, “kötü bilirdik” oldu.
“İyi bilirdikçiler”le “kötü bilirdikçiler” arasında bir noktada duranlar da dahil, bu memlekette Jobs hakkında fikir beyanında bulunanların yüzde onu bir Apple ürünü kullanıyorsa, firmanın alanındaki kârlılık ve pazar payı oranında hızla zirveye tırmanmasına şaşmamak gerek.
Öyle ya, beş yıl önce filan ölseydi Apple’ın CEO’su, olay muhtemelen küçük bir gazete haberi olarak kalacak, bir avuç “Mac’çi” dışında kimseciklerin dikkatini çekmeyecekti bu ülkede. Eğer şimdi “ardından” yazıları boca ediliyorsa “sosyal medya”da, ağlayanı lanetleyeni, Jobs olgusuyla tanışmış demektir, hayatlarına Jobs müdahale etmiş demektir, Apple ürünü kullanıcısı olsun, olmasın…
Bu, Jobs liderliğindeki Apple’ın, iletişim teknolojisi alanındaki ürünleriyle, küçük bir azınlığın bilgisayar donanım ve işletim sistemi tercihlerinin ötesine kendisini taşıyacak formülü hayata geçirmeyi başarmış olduğu anlamına geliyor. Apple denilince akla gelen Macintosh sisteminin arka planda kalması, iPhone, iPod, iPad gibi, cep telefonu, müzik ve videoçalar, tablet bilgisayar ürünlerinin öne çıkması ve yaygın kullanıma girmesi ise, bambaşka bir sosyal olguya işaret ediyor.
Apple ve Jobs söz konusu olduğunda, elimizdeki değerlendirmeye temel olabilecek ve asıl önem taşıyan nokta bu olmakla birlikte, bu markaya tutkunluğun ahları vahları, soğukkanlı kesimin ise, o da alçak bir kapitalistti ey insanlar ilenmesi, öyle bir toz bulutu yarattı ki, neden böyle bir ayrışma yaşandığına da ışık tutabilecek analizleri güme götürdü.
Aslına bakarsanız, bir insanın ölümüne üzülmek ya da oh olsun demek gibi duygulardan hiçbirine prim vereceğim yoktu ama, bu kayıtsızlık hali, bu duygulara yol açan yaklaşımlara, düşüncelere de kayıtsızlık gibi algılanacaktı. Bunun ne sakıncası var, sen de kayıtsız kalsaydın demeyin, etrafımdaki nice insanı, Apple’ın Türkiye distribütöründen daha şevkli bir Apple fanatiği olarak “Mac” kullanmaya ikna ettiğim, edemesem de uğraştığım öyle bilinir ki, iPhone’uma gelen çağrıların çoğunda, “ee, sen ne diyon?” diye soruluyor ölüm haberinden beri.
“iPhone’um” ifadesini bilinçli kullandım, tıpkı, şimdi bu yazıyı MacBook Pro’da yazdığımı söylemem, elimde bu olmasaydı, çalışma odamdaki iMac ile yazacaktım demem gibi.
Eğer, Jobs üzerinde kopan tartışma, “teknoloji dehası” ya da “çocuk işçi sömürücüsü” deyip içinden çıkılacak kadar basit olsaydı, benim de bu iki kategoriden birine kendimi koymam gerekecekti. Ya tüketim hırsıyla statü göstergesi ürünlerden birine kendimi kaptırmış olacaktım ve böylece, doğal olarak, bunu elde edebilmek için Çin’deki çocuk sömürüsüyle, intiharlarla, kârına kâr katan alçak bir kapitaliste göz yumup diz çökmüş olacak ve bunu savunacaktım, ya da, kendime gelecek, telefonumu, bilgisayarımı filan parçalayarak, elime kan bulaşmasından uzak duracaktım.
Peki, cep telefonu, bilgisayar kullanmayacak mıydım? Hangisini kullanır, hangi markayı seçersem, temiz kalabilirdim? Yoksa, Jobs, 19. yüzyıl chartizmi ile Marksizm arasında bir tercih mi dayatmıştı ölümüyle?
Bu yazıda, Jobs hayranlarını bir yana bırakıp, aralarında bizim soL haber merkezinin ve yazarlarının da olduğu ikinci öbeği öne alalım. Jobs’un bir kan emici olduğunu unutmayalım’cılar… Şeytandı’cılar…
Şöyle girelim: Hâkim sistem deriz ya sık sık kapitalizm için, acaba bunun anlamını yeterince bilmiyor muyuz? Ne sanıyoruz bu saptamanın içeriğini? Hâkim sistem, kendi kurallarıyla devinirken, her bireyi kuşatan bir atmosfer de demektir. Bu kapitalizmse, her zerresinde meta vardır. İhtiyaçlar, kullanım ve değişim değeri taşıyan nesnelerle karşılanır. Evet, bilmeyen yoktur, alfabeye bile giriş düzeyinde bir bilgi bu. Konumuzla ilgili sınırlılıkta söylersek, yalnızca teknoloji ürünleri alırken değil, temel ihtiyaçlarınızı karşılarken de, pazar dolaşımına tabi kalırsınız. Bu pazara sunduğu ürünlerle, üretim sırasında el koyduğu artı-değerle, ölçüsü değişken de olsa temelinde mutlaka emek sömürüsüyle, hammaddeden mamule geçiş işlemelerinde ve piyasaya sunumunda kâr hedefine odaklanan kapitalistin hükmettiği sistemdir kapitalizm. Ve onu yerle bir etmedikçe, çocuğunuza pastörize süt alırken de onu yeniden üretirsiniz.
Tıpkı Apple ya da bilmem ne ürünü bilgisayarlarından, internet ağına bağlanarak, sosyal medyada Jobs’un nasıl hain bir kapitalist olduğunu insanlara anlatan bizler gibi…
Jobs, kapitalizmin pazarına mal sunuyordu. Amacı şirketinin kâr etmesiydi, ürünlerin yaygın kullanıma ulaşmasıydı. İhtiyacın tartışılır olduğu noktalarda, ürettiklerini zorunlu ihtiyaç gibi algılatma genel kuralına uyuyordu. Ne melekti ne şeytan. Bir meta üreticisiydi.
Hep birlikte içinde yer aldığımız sistemdi kuralları koyan. Çocuk emeği kullanmaya meşru baktıran, insanları tüketim budalasına çeviren, Çinli genci bir telefon için böbreğini satmaya iten budalalaştırıcılıktaki acımasızlık, yok etmeye çalıştığımız bir sistemin doğal parçasıydı. Giydiğimiz ayakkabı, içtiğimiz meşrubat, yediğimiz sandviç, çocuğumuzun oyuncağı gibi şeylere de bulaşmış bir gayri insaniliği, bu sistemi tarihe gömmedikçe paylaşmaktan kurtulamayacaktık.
Bunların faturasını, ölümü nedeniyle Jobs’a çıkarmak değildi tabii, onun bir şeytan olduğunu söylemenin altında yatan dürtü ve niyet kapitalizme dikkat çekmekti. Ama bu öyle birey odaklı yapılıyordu ki, “teknoloji dehası”na ağıtlarını, bilinçsizce bir kapitalizm ve tüketim güzellemesine çevirenlerin, bunu ellerindeki ürün vesilesiyle yaptıkları es geçiliyor, buna karşı uyaralım derken, bir marka ve kullanıcıları, suça ortak oluyormuş gibi gösteriliyordu. Tekrar edelim, bu “suç ortaklığı”na, kullandıkları aletin markası ne olursa olsun, hepimiz gibi onlar da katılıyordu oysa. Aradaki fark, bir tercih ve bu tercihin sebebi gibi, saçma bir düzeyde cereyan ediyordu.
Steve Jobs, elbette firmasıyla birlikte, kapitalist şeytanlığın bir parçasıydı. Valla ben de bunu çocuk yaştan beri bildiğim halde, Apple ürünlerini önerirken, buna destek verdiğimi, bu gerçeği unuttuğumu hiç düşünmedim. Çünkü, birbirinden farkı olmayan şeytanlar içinde, eğer bir ihtiyaç olduğu düşünülen ve karşılanmak istenen bir suç ortaklığı nesnesi gündeme gelmişse, bunu en az zararla atlatmanın yolunu arıyordum. Jobs ve Apple tasarımları, genel şeytani kurallara, kapitalizmin genelgeçer tüketim mantığına ters bir nitelik taşıyor, bu onu daha şeytani ve daha geçerli bir mantığın pazara girişi mertebesine vardırsa da, buna aldırmıyordunuz. Biraz açayım bu noktayı…
Boşverin iki arkadaşın, Jobs ile Wozniak’ın, bir garajda başlayan başarı öyküsünü, Apple, önce bilgisayar alanında, devasa imparatorlukların hükmettiği kuralları bozma yeteneği gösterdi. “1984, 1984 olmayacak” sloganıyla lanse edilen ilk Macintosh sisteminden bu yana, sonradan Windows sistemi kullanan cihazlar anlamı kazanan ilk PC’yi, yani kişisel bilgisayarı sıradan kullanıcıya hitap edecek basit pencereler ve fare tıklamalarıyla sunduğunda, şimdi standart hale gelmiş bir aykırılıkla yola çıktı ve hep böyle devam etti.
“Tasarım, sadece görünüş değil, nasıl çalıştığıyla ilgili bir şeydir” derken kastettiği, genel kalitenin, sistem ve donanım uyumuyla sağlanabileceğiydi ve bu yüzden, Apple markasının unutulup, donanımın da işletim sisteminin adıyla anılmaya başlayacağı bir strateji kurdu.
PC parçalarının bakkalda bile bulunduğu koşullarda, yekpare bir donanımla, sistemini dışarıya asla vermeyerek, aslında tüketim pazarında geride kalmayı göze alan bir hamleydi bu. Her bakkalda parçası bulunan, bir standart gözetmeyen parçaların bulunduğu bilgisayarlar, sık sık bozulmaları, yenilenme gerektirmeleriyle, tüketimi artırarak ucuzluk yanılsamasını kullanan, daha piyasa işi bir mantığa otururken, Apple denilen lanet alet, bozulmak bilmiyordu. Diğer bilgisayarların yol arkadaşı sistem çökmeleri, virüsler, trojanlar, dolayısıyla ek masraf ve uğraşlar, Macintosh sistemi için geçerli değildi.
Tüketicinin toplam maliyet gibi ekonomik değerlendirmelerden habersiz olduğu bir dünyada, böyle bir ürünün pazar payı, uzun yıllar çok sınırlı kaldı.
Hem zırt pırt tüketilecek nitelikte olmayışı, hem bunun gereği fiyatının yüksekliği, hem hâkim işletim sistemine uyarlı Microsoft tekeline ait yazılımlarla uyumsuzluğu, hem kullanıcıların birbirleriyle aynı dili konuşmak için aynı sisteme yönelmeleri nedeniyle, Apple, defalarca batma noktasına geldi, bir kenarda kalakaldı. Öyle ki, Windows büyük tantanalarla kendisine adını veren ’95 versiyonunu duyurup, komut satırından pencereye geçtiğinde, hiç kimse, bunun zaten 11 yıldır kullanılan Macintosh sisteminin kötü bir kopyası olduğunu aklına getirmiyordu.
Bu açıdan bakarsak, salak bir şeytan gibi görünüyordu Jobs. “Farklı düşünün!” demek, bu sloganı “dünyayı değiştiren” bilimadamları, sanatçılar, sporcular, politikacılara işaretle desteklemek yetmiyordu çemberi kırmasına, ikna olmuyordu tüketici bir türlü, Picasso, Chavez, Ali, Gandi, Dali, Kermit olmak istemiyordu.
Ama Jobs, dayatmacı bir şeytandı diyebiliriz. Kurallarını, sistemini, tasarımını dayattı. Bir gün fark edileceği inadını hiç bırakmadı. Ve itiraf edelim ki, başardı. Bunda kapitalizmin, özellikle iletişim teknolojileri ve dijital dünya “çağı”nda “ürettiği” birey ve ihtiyaçların eğrisini iyi hesaplaması ve bu “hazırlanmış kitle”nin eğilimlerini, piyasanın geldiği ve geleceği noktayı görmesindeki “zekâ”sı büyük rol oynadı. İlk dönemlerdeki başarısızlığını, “geleceği erken görüp davranma ve henüz kavranamama”ya bağladı, şimdi zamanı gelmişti işte…
Kimileri, burada, Brecht’in, “Okumuş Bir İşçi Soruyor” şiirini anımsadı. O aletleri tasarlayan mühendisler, üretenler, sistem mühendisleri gibi koca bir ordu yapıyordu işleri, kaymağı Jobs yiyordu! O muydu bunları yapan bakalım! Değildi tabii, devrimi Lenin’in tek başına yapmadığı gibi. Ama yapılmasına önderlik eden oydu. Hayalini kurdu, gerçekleştirebilecek kadrolara önerdi. Bu da, emeğe saygısızlık etmemek adına saygısızlık edilmemesi gereken bir emektir.
Bu aletlerin üretilmesindeki amaç, elbette satıştır, kârdır. Jobs özelinde, bir kendini kanıtlama uğraşıdır da. Bir tekeli yıkma, hâkimiyeti kendi eline alma savaşıdır da. Bu yolda, kapitalizmin bütün kötülüklerinden nasiplenmiştir, ona ne şüphe. Ama bu sistemde, bunun istisnası yoktur. Bu yüzden, eğer bir ürün alacaksanız, bir suça ortak olacaksanız, kaliteyi, dayanıklılığı, kullanım uygunluğunu gözetirsiniz ve bu sizi şeytanın hizmetinde yapmaya yetmez, tersinin kurtarmayacağı gibi.
Eğer bir tutku nesnesine, bir statü göstergesine, bir geride kalmama çılgınlığına, bir ihtiyaç fazlası tüketime dönüşmüşse Apple’ın ürünleri, bu diyelim iPhone kullanımında herkesi eşitleyen bir alçalma olamaz. Cep telefonuna, dizüstüne böyle bakanların yaygınlığıyla hesaplaşmak, Jobs’un alçaklığını sayıp dökmekle, eldeki telefonda görülmeyen acımasız sömürüden söz etmekle değil, bu sistemin kuşattığı bireylerin kendileriyle yüzleşmelerini sağlamakla mümkündür. “Apple’ın kanlı elinden” kurtarıp, bir başka markanın tutkunu olmalarıyla sonuçlanacak bir süreçten çıkmanın başka yolunu bilen var mı? Yarın BlackBerry için dalağını satan insanlar görürseniz, anlarsınız ki, mesele markaların, CEO’ların şeytanlığının ötesindedir, sistemin bireyleri aptallaştırmasında, hayallerini belirlemesindedir. Bunu tek tek markalar, tek tek CEO’lar üzerinden kıramazsınız.
Jobs üzerine hatırlatmalarda, elbet adamı bir aziz mertebesine yükseltenlerin, marka tutkunlarının kopardığı vaveylanın payı vardır. Bir tepki niteliği, gerçekleri tekrar göz önüne serme ve uyarma, budalalıktan kurtarma arzusu vardır. Ama, insanlarda bu gözyaşlarına yol açan, kendilerini bağımlı kıldıkları tutku nesnelerine düşkünlüklerinden kurtulmaları için, önerimiz nedir?
Jobs, piyasaya bir mal sunmuş, bunu nitelik açısından diğerlerinden farklı kılacak bir tasarım uygulamış, pazarlama stratejisi kurmuştur. Her kapitalist gibi. Eğer bu ürün, insanların uğrunda ölümü göze alacakları bir çılgınlık yaratmışsa, buna Jobs’un eseri gibi bakmak, meseleyi fazla hafife almak demektir. Bunu, Apple’ın da bir parçası olduğu hâkim sistemin insanlara empoze ettiklerine, hayalleri fetiş nesnelere indirgemesine ve ihtiyacı tüketme hırsıyla değiş tokuşuna fatura etmeyi karartmamalıdır, Jobs’a hayranlığa tepki…
kaynak : sol org
teknolojinin bu denli hızlı gelişimi iletişim formlarının ve dolayısıyla toplumsal ilişkilerin değişimine de sebep olacak.
kurumsal düzeyde olsada 2017-18 yıllarda kuantum bilgisayarlar kullanılmaya başlayacak…ki bu bambaşka bir teknoloji zaten.
teknolojinin hayatı kolaylaştırdığı bir gerçek…insan zekasının evrilmesinde nasıl bir rol oynar bilemiyorum.çünkü dijital teknoloji bellek ve hafıza yitimine de sebep oluyor.
amerikan sit-com dizi replikleri tarzı düşük zeka ve sıradanlık yaygın yaşam biçimleri oldu :))
birçok insanın hayatına giren bu teknoloji ürünlerine kolayca ulaşabilme de bağımlılığı arttıran bir sonuç sanırım. sınırlama ise insanın kendiyle ilgili… öyle bağımlı oluyoruz ki bu soğuk cazibeye, ona dokunmadan edemiyoruz:)
türk toplumunun yönlendirmeye yatkın mevcut yapısı piyasaya çıkan her tür ürünü bir çırpıda tüketivermeye müsait … bu tür bağımlılıklar yüzünden insanı insan kılan sosyalleşmeden uzaklaştırıp, insan ilişkilerinde mekanikleşmeye doğru ilerlettiğini düşünüyorum. uyuşan düşünemeyen beyinler diyeceğim dilim varmıyor bi yandan:(
sonuç olarak seçim yine insanın kendinde sanırım. ne kadar süre bilgisayar basında olmalıyım? ne kadar süre telefonla konuşmalıyım? televizyonda her programı izlemeli miyim? her çıkan yeni ürüne sahip olmalı mıyım fln?
faydalarını da görmezden gelemeyiz elbette, lakin herşeyin suyunu çıkarmakta ustayız vesselam:)
ne sanıyodunuz ben anlamadım. tüm üretim pazar için bu sadece türkiye üzerinden düşünülcek bişe değil sistemi analiz etmek gerekir yoksa ipon için böbreğini satan çinliye nediyeceğiz?
Teknolojik modern bir toplum değil hayvan çiftliğine doğru bi gidiş var kanımca.
Haklısınız. Tam bir çılgınlık.
para kazanmak için bütün alanlar dolu, dolayısı ile yeni alanlar açılıyor. İphon 4 ler 5 ler 6 lar…. off ne diyorum ben!!!
ürküyorum cidden:((
Yav bundan bi kaç yıl önceydi herhal… Bi tane manyağın teki Ankara’dan Adana’ya kadar mıydı neydi, öldüre öldüre gittiydi birilerini.. İşte girmiş benzinliğe Polatlı çıkışında, pompalıyla vurmuş pompacıyı… ikinci benzinlikte bi daha.. ardından yemek molası, bu seferde garsona, falan filan.. Toplamda kaç kişiyi öldürmüştü hatırlamıyorum şimdi, ama bayağı bi sansasyon yarattıydı medyada.. Haberleri açıyosun hep aynı şey; seri katil dehşeti, seri katil kana doymadı, seri katil şu, seri katil bu..
E tabi iş böyle olunca psikologlar filan da bağlandıydı proğramlara. Ve o zaman öğrendiydik ki, meğer seri katil değilmiş bu eleman.. yani tanımına uymuyormuş teknik olaraktan.. Efenim seri katilde şöyle özellikler bulunur ama bakınız bunda yok, efenim seri katil diyebilmemiz için cinayetler öncesinde ince işçilik tarzında bir süreç ve mekan.. ama bakın bunda o da yok taramba tumba feşmekan..
Ve iyice anladıydık ki sonunda; yani yok kardeşim, öyle her önüne geleni sırayla öldürmekle felan olmuyormuş bu seri katillik.
E güzel, tamam, hepsine eyvallah da…
Ama şu nası bişeydir yahu?
Şimdi ben o zamanlar çalıştığım hastaneye sabahın bi vakti gelmişim… Hepi topu bi sade kahve içip işimin başına geçicem.. Gayri ihtiyarı “vay be seri katile bak sen” demiş bulundum, naçizane.. (psikologları henüz dinlememiştim:)
E demez olaydım anasını satiim.
Ulen doktoru çaycısı hemşiresi şoförü güvenliği fırlamaz mı bi anda; “Hocam yanılıyorsunuz, o seri katil değil bi kerem, çünkü nedir, seri katillik farklı bi olaydır, oysa bu adamın şu şu şu özellikleri seri katil tanımına uymuyor, e yannış biliyosunuz siz taman!”
…
Yav bu nası bişeydir mına koyiim:))
Onca adam sanki 37 senedir psikiyatri masteri yapmış da, bi ben gibi salak bilmiyomuşum seri-katilin ne demek olduğunu iyi mi?
Öğrendiğinin üzerinden 12 saat bilene bile (bakın bilene bile diyorum:) geçmeden.. yani bu adaptif tavır… bu içsellik, bu yerleşim..
Muhteşeeaaeeaaammm:)))
Neyse:)
Konu neydi bu arada?
Ha tamam, Steeve Jobs:)
Ben geçiş jenerasyonuyum. İlkokul yıllarım ki, hayatımın en güzel dönemleriydi, hatırlarım hem sokakta oynar hem evde Amiga 500’ün başına geçer bikaç saat Silk Worm patlatırdım.
Teknoloji yeniydi. Bizde mi görgüsüzlük vardı, teknolojinin amatör bi çekim gücümü vardı bilmem ama o leş gibi ellerle coyistik tuttuğum yıllarım en güzelleriydi.
Amiga’dan sonra sarmadı. Yüzüme bi soğuk geldi teknolojinin yüzü. Daha bi “bit”ler konuşuyodu artık. “Dır” falan vardı, ekran siyahtı. Oyunlar daha gelişmiş ama daha heyecansızdı. Amatörlükten uzaktı ya da ben büyümüştüm artık ayağamın çamuruyla oturmuyordum bilgisayar başına. “Babam ne zaman kapacak coyistiği elimden” korkusu, kırılan coystiklerin, ekran başında disket değiştirmek için beklenen sürelerin o tatlı-ekşi tadını aradım durdum hep.
Amiga’dan sonra geçti aradan 20 sene. Hala soğuğum şu merete. Quake 3 dışında da bi tutkum olmadı bunca zaman. Hiçbir eksiklik de hissetmiyorum hani, sözde modernitenin şu üvey evladına.
Benim yaşlarımda olmayan bilemez bu heyecanı. İmkan ihtimal yok diyorum çünkü o dönemde çocuktum. Arabaların fink attığı yol kenarında, oynadığım tek kale maçtan dönüp, dalardım o amatör dünyaya. O yüzden çamurlu teknoloji daha güzeldi kanımca.
Göğ boncuk!
Anayın adı ne?
Ayşecik..
Kaldırır beni hobbacık.
Yerde ne var?
Yer boncuk.
Gökte ne var?
Gök boncuk.
Anneyin adı ne?
Fatmacık.
Kaldır beni hobbacık …
Ne teknik ama:) bilen bilir… ne obezite, ne kilo sorunu, ne göz sorunu, ne tatminsizlik, ne zaman kavramı, ne de sanal kavramı…
-hadi oğlummm! akşam oldu! yemek hazır gel artık eve!…
hobbacık… dediklerinizle halen görüşüyorsanız(canlı canlı) çok şanslısınız demektir.
sağol bwallace4ever;) ara da bi, çocukluğa dönmek iyidir;)
Saol statik … Geçmiş demek sıcak bir tebessüme eşlik eden bi mide ağrısı demek.
En iyi Dostoyevski söylemiş: “İster tatlı, ister acı olsun; hatıra insana ıstırap verir.”
Duyduğum en can sıkıcı ama en doğru laf.
Bwallece’nin, “geçmişle” ilgili düşüncelerine katılmamakla beraber, konu başlığının önüne geçmemesi adına bu konudaki düşüncelerimi sürdürmek istemiyorum.
Aslında, teknoloji çılgınlığını, tüketim çılgınlığı olarak da adlandırmak mümkün.
Kapitalist düzenin, bizlere dayattığı çağdaş sömürü düzeni = Teknoloji…
Önemli bir duruş sergilemek için, önce şunun farkına varmak gerekir;
Siz çarkın dişlisimisiniz?
yoksa, dişli arasındaki buğday tanesi mi?
HES’lere karşı çıkan köylüler, buğday tanesi olmamak için direnirken, pek çoğumuz bu haberleri sırıtarak izliyor olabiliriz..
Bu konuyu çok tartışasım var ama, nerden başlanacağını kestiremiyorum..
En iyisi; ben köyüme geri döneyim..
zira; bu satırları yazarken bile kapitalistlere buğday oluyorum..
Teknolojiyi sadece kapitalizmin tekeline almak yanlış olur kanısındayım. Teknoloji sayesinde kurtulan hayatlar, rahatlayan hayatlar, üreten insanlar kıyaslandığında kapitalizmin çok çok üstünde değerlendirilmelidir.
xenix: Takiplerim
Bence teknoloji değil, bilimin kendisi insan başarısı sayılmalıdır.
Nedeni basit. Bilim insanca bir değerden yükselir: Merak. Ve bu merakı doyurmak için çabalar durur. Keşfettikçe daha bi hayret duygusu sarar insanın bünyesini. Duyguyla bağlantılı insanca bi durumun dışavurumudur bilim.
Teknoloji ise hayatı pratikleştirmek iddiasıyla çıkar. Herşey daha kolay ve daha pratik olsun çığlıklarıyla “daha, daha, daha” felsefesini yüceltir. Teknolojinin amacı kapitalizm ile bal gibi de örtüşür.
Sadece Mısır’da veya İran’da facebook’tan birbirleriyle haberleşip direniş başlatan grupları misal alıp teknolojinin avantajlarından bahsediyorsan büyük resmi kaçırırsın. Teknoloji hayatı kolaylaştırır, kolaylaştırdığı kadar sentetikleştirir. Aldığın sentetik her nefes, her tat, her koku, bu innovasyon sürecinin insan hayatını pratikleştirme adı altında plastikleştirdiğini gösterir.
Yanlış anlaşılmadan şunu da söyliyim. Tabi ki de gaz lambasını önermiyorum aydınlanmak için. Teknolojinin hakim güç olduğu ve onu kullanmanın bir erdem sayıldığı günümüz dünyasının çılgınlığından bahsediyorum.
Demin dedim ya gidişat, modern hayvan çiftliği.
İçinde bulunduğumuz çağın gerekliliğidir teknoloji. Aksini düşünmek bile gereksiz. Teknolojinin insan yararına olan kısmı istediği kadar çılgınlaşabilir:)
örneğin insanları kesip biçmeden kansız dikişsiz ameliyatlar yapılabilir!!!
Ne için üretildi bu ürünler? reklam piyasası neden destekler bu ürünleri?
Kapitalizm, başlı başına sebeptir bu çılgınlığa. Ve üstte de dediğim gibi
“Teknolojinin insan yararına olan kısmı istediği kadar çılgınlaşabilir:) ” buna kimsenin itirazı yok sanırım:)
Arkadaşlar unutuyorsunuz galiba, çok değil bundan 3-5 yüzyıl önce insanlar diş ağrısından ölebiliyordu. Salgın hastalıklar şehrin yarısını silip süpürüyordu. Isınma yetersizliğinden zatürreden ölenin haddi hesabı yoktur.
Yaşamı kolaylaştırması bir yana yaşamın kendisi teknolojik gelişmelerle uzamıştır. Reform ve rönesans insanların kolay doymaya başladığı, düşünmeye fırsat bulabildiği zamanlarda ortaya çıkmıştır.
Kapitalizm teknoloji yokken de vardı. Kapitalizm her şeyi kullandığı gibi teknolojiyi de kullanır. Bilimi de. Dini de. İnsanları da. Bilgiyi de. Kapitalizm bunları kullanıyor diye bunları kapitalizm sanmak ne alaka diye sormadan duramıyorum.
Yaşamın kolaylaşması insanı esir etmez, aksine özgürleştirir. Her gün karnını doyurmak için avlanan, yaşamak için uğraşan insan düşünmeye, bilgi kazanmaya fırsat bulamayacaktır.
Eskiden yaşamış bütün filozof ve büyük bilim adamlarının, yaşamaya çalışmakla uğraşmadığını görmek çok zor değildir.
xenix: Takiplerim
Xenix konuyu çok geniş anlamda düşünüyorsun.
Benim annemle telefonda kurduğum iletişim annemle olan değer paylaşımımı negatif ölçüde etkiler. Çünkü iletişim kolaylaştıkça gerçekçiliğini yitirir. Onun benim sağlığımı merak etmesi, bertaraf edilmemesi gereken bir durum olmalıdır. Hayatı biraz da zorluklarıyla başbaşa bırakın.
Teknolojinin hayat kurtarma, uzatma vs gibi pozitif yönlerine diyeceğimiz yok.
Ancak onun insanı esir alan yanlarını da görmezden gelemezsin. Hayatın kolaylaşması bir yere kadar kabul edilebilir. Bir yerden sonra insanın gerçeklikle ilgili algısı ortadan kayboluyor.
İnsanların hep daha iyiye gitme istenci, aslında insan nedir sorusunu da insana unutturuyor. Duygu ve düşünceleriyle her şekilde varolan insan, teknolojik ilerlemenin dayanılmaz hafifliğiyle kendi tanımını reddeden mekanik bir hal alıyor.
ne mi alaka:) bak şöle bi alaka:
Kapitalizm, sahip olduğu her alanı genişletmek niyetindedir. 19. YY tamamen kurumsallaşmış burnunu da her sektöre sokmuştur. Yeniler kendini durmadan ki; kapi kapi bebişleri olsun Kapişş?
Bence kuşak çatışması yaşıyorsunuz ve geçmişe, alışkanlıklarınıza özlem duyuyorsunuz hepsi bu.
Sizden bir önceki nesile göre de elleriyle yaptıkları telden arabalar heyecan vericiydi, sizin çamurlu ellerinizle oynadığınız amiga sahteydi.
Şimdiki çocukları gözlemleyin. Hiç birinin yaşamı sahte falan değil. Sadece sizin çocukluğunuz nasıl büyüklerinize sahte görünüyorsa onlar da size sahte görünüyor.
Statik, wallace ve delişey. Romantiksiniz biliyorum. Geçmiş, çocukluğunuzu doğal, gelişen teknolojiyi ise yapay ve yaşamdan uzak buluyorsunuz onu da biliyorum. Ama bir düşünün sizin çocukluğunuzda size söylenenleri, şimdi aynısını sizler söylemeye başladınız.
xenix: Takiplerim
senin haklı çıkman beni sevindirir bu konuda:) zira beni geren geçmişe olan özlem değil, geleceğin endişesi yeni kuşaklar adına:(
Neden endişeleniyorsunuz ki yeni kuşaklar adına? Her insan kendisinin doğru yaşadığını kendi zamanının en iyisi olduğunu düşünür nedense. Kendinden öncekileri ilkel, zor yaşam koşullarında kendinden sonrakileri de yapay veya sentetik veya yeteri kadar nitelikli olmayan yaşam koşullarında bulma eğilimindedir.
Oysa yaşam kalitesi artıyor, yaşam süresi artıyor, bilgi artıyor…
Fazla değil 2-3 kuşak sonra insan ömrü 250-300 lere çıkacak. Hem de kaliteli yaşam.
xenix: Takiplerim
Gelecek kuşaklar için kendi adıma endişelenmiyorum, umurumda da değil açıkçası.
İşte bu yüzden de teknolojinin kör ilerlemesine karşıyım. İlerleme teknolojinin insana hizmetiyle değil insanın kendisinden bağımsız teknolojik süreçlere adapte olmasıyla oluyor.
Şimdi bizim çocukluğumuza inmişsin, biraz zorlamışsın argümanı. Madem öyle, o halde neden çocukluğunda bilgisayarla tanışmamış orta yaşlı insanların çoğu vaktini PS başında veya cep telefonuyla geçiriyor. Ve ya neden Televizyon piyasası bu kadar hareketli. Çünkü o piyasayı ve talebi belirleyen sadece çocuklar değil daha çok maddi özgürlüğü olan 30 yaş üstü insanlar. O halde geçmişe duydukları özlemin dile getirilmesi, yüzeysel ve kendini ön plana çıkmayı amaçlayan biriki muhabbetten öteye gitmiyor.
Yeni nesil zamanın ruhuna iyi adapte olmuş bir nesil. Düşünen veya yaratan değil …
Bu durum kendini bilgisayar içinde bir “0” veya “1” hissetmekle hissetmemek arasında değişen bir durum.
Kendi yaşadığım dönemin en iyi dönem olduğunu söylemek diğer zamanlaraın güzel aralıklarına haksızlık olur:)
“Biz eskiden eskiden su içerdik testiden ” durumları da bana göre değil zaten. Burada konu edilen kuşakların çatışması da değil, ama algı değişken ve bakış geniş elbette.Teknolojiyi de seviyorum ve kullanıyorum ayrıca. İhtiyacım olduğu sürece de kullanıcam. Ben abartıyı konu ediyorum:)
Konu çılgınlık!!! Bu çılgınlığa eşlik eden ve çığ haline getiren insanın bilinçsizliği. Bu bilinçsizliği kullanan bir sistem. Sünger bob gibi düşünülen önce şişirilip sonra emilen insan…
eehhee tabi halen siz benim endişemi anlayamamış olabilirsiniz…
Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
Oysa son 5-10 yılda yazılan bilimsel makale sayısı tüm insanlık tarihinin yazdığı bilimsel makaleden daha fazla. Yine son 5-10 yıldaki teknolojik gelişme tüm insanlık tarihininkinden daha falzla.
Yeni neslin düşünmediğini, yaratmadığını veya sizden daha kötü olduğunu varsaymanızın temeli nedir?
Şimdiki 30 yaş üstü tıpkı önceki 30 yaş üstü gibi kendi zamanının teknolojisini kullanır ama iş çocukların yaşantısına geldiğinden tıpkı onlarda kendilerinden öncekiler gibi kendi çocukluklarını örnek verirler.
30 Yaşındaki bir baba çocuğuna oğlum bizim zamanımızda dokunmatik telefon mu vardı diye hayıflanacaktır.
Bana sorarsanız teknoloji hala çok ilkel bir durumda. Hızlı geliştiği falan da yok. Kapitalizmin oyunu işte burada devreye giriyor. 10 yıl sonrasının teknolojisini üretmişken insanların kullanımına sunulmuyor.
xenix: Takiplerim
Çılgınlık bir anlamda bu zaten, teknoloji kullanılıyor sanılırken, teknoloji bir kitleyi oyalıyor. Bunu genç nesil orta yaş diye ayırmak doğru değil. Amaç dışı kullanım söz konusu. İçine konuşmak için koyabileceği kontörü olmayan insan bile İphone 4 alabiliyor. Şimdi yeni bir modeli çıktı sipariş sayısı dudak uçuklatan cinsten:)
Sosyolojik olarak her on kişiden sekizinin elinde cep telefonu, aynı oran bilgisayar kullanımında çok daha fazla. Dört kişilik bir ailenin evinde beş adat bilgisayar görmek şaşırtıcı değil.
Kültürel açıdan ileri teknoloji bilinçsiz kullanım insan ilişkilerini etkiliyor. Ben şahidim yahuu etrafımdan gözlemliyorum. Teknolojiye ayak uyduracam diye nikah davetiyelerini bile mesaj yoluyla gönderiyor insanlar. Haa bu değişim kötü mü belki değil. Ama lezzetsiz…
Psikolojik durumları da var. Bağımlılık!!! artık onu da sitede epey bulunan psikolog arkadaşlar izah edebilir. Benden bu kaaa:))
Sahip olduğumuz araçların günlük yaşamımızdaki kolaylaştırıcı işlevlerinden çok onların bizde yarattığı ruhsal değişimleri düşünürsek, makinalaşan dünyada kapitalizm ve makinaların yerini anlayabiliriz.
Bu kapitalizmi haklı çıkarma çabası olmuş. Böyle birşey yok sevgili xenix. Modernizm öncesi toplumlar o kadar zaman bulmuşlarki düşünmeye bugün onların estetik anlayışına çok uzağız. Tersine kapitalist sistem içerisindeki insan buna zaman bulamayacaktır. Estetik yoksunu bir çağın adıdır kapitalizm. Aslında bilgi edinmek ve zamana duyalan ihtiyaç anlamında yaklaşırsak kapitalizmle ilgilenmediğimizi görürüz. İnsan ve düşünce kapitalizmden bağımsız da vardı. Düşünce İphone gibi sonradan üretilmiş ve amacı belirli olan bir meta değilki sevgili xenix:)
İnsanın çocuk doğurmak için hastahaneye ihtiyacı olmamıştı.
Barınak yapmak için makinaya ihtiyacı olmamıştı.
Yaşamak için İphone ihtiyacı da olmaıştı.
Ne zaman yönetmek, ele geçirmek ve kendini güçlü hissetmek isteyen insanlar ortaya çıktı o zaman insana dayatıldı bu vahşet. Makinadan önce olduğu doğru da makinayla boku çıktı.
Karanlığa söveceğine kalk bir mum yak.
~ Konfüçyus ~
Doğal yaşama dönüş projeleri, bu konuda bir mum yakmış gibi görünüyor..
Adamlar, Nükleer santral kurmaya çalışıyorlar.. neden? ne yapcaz bu kadar enerjiyi??
Adamlar, önce Organize sanayi bölgelerine altyapı oluşturuyorlar (doğalgaz,elektirk,su ve teknolojik yatırımlar)..neden?
kenar mahallede oturanlar, çamur içinde ama(kulağında telefon) işlerine giderken, beyler helikopterle işlerine gidiyor…
Teknolojinin merkezinde yaşayanlar, kimlere hizmet üretiyor..??
fabrikalar kurulsun, işsizsizlik azalsın.. martavallarını sıkan tipler kimlere hizmet üretiyor?
sadece bunları düşünüp, taşları yerli yerine koyun.. teknoloji halen kime hizmet üretiyor?
Daha savaş ve dünya düzeni üzerine gelemedik..silahları ve somali’yi yazmayacağım..
xenix; biraz romantizm lütfen;)
Şimdi böyle. İnsan artık organik beslenemiyor (haa kapitalizme teslim olmuşsa bunu da yapabilir) dolayısıyla biyolojisi de değişmiş durumda, fiziksel anlamda da direnç kaybetmiş durumda.
Bugün herşeyin bir makinası var. Sanat kapitalistin egosu için var, aşk onun bencil taminleri için var. Çünkü o güçlü güçlü çünkü sistemin istediği gibi davranıyor ve araçları var.
Yahu mümkün mü yeni bir başlangıç için harekete geçmek? Aman efenim ne mümkün çünkü zamanımız yok. Neden çünkü makinaların hızlı işleyişi zamanın da hızlandıran bir etken. Çok hızlı akıyoruz nasıl duracağız?
Seviyorum ütopyamı ve mutluyum onunla. Teslim olmayacağım.
İçinden çıkamadıkları narsisizmlerine, konfor tutkularına ve güçlü olma, yönetiyor olma saplantılarına olacaktır. Yok ama ben şizofrenim ne anlarım bu işlerden. 🙂 Hahaha. Hasta ruhlu kapitalist dingiller.
xenix’in haklı olduğu noktalar var elbette…
eşitsizliği temel alan ve “yarışma etiğini”empoze eden kapitalist sistem’de herşey gibi,teknoloji de öncelikle egemenlere hizmet eder.
dinler,sağlık sistemi,eğitim sitemi,teknoloji vs.bütün sosyal olguların öncelikli hizmet alanı otoritedir.
teknolojinin insanlığa sunduğu/sunabileceği hizmet ise bambaşka bir konu…
internet çağın en büyük devrimi değil midir?kişinin bedenin hapsinden kurtulup fikir beyan edebilmesi gerçekten de bir devrimdir.ulusal kültürden global kültüre geçiş bir takım tepkileri bünyesinde barındırsada,farklılaştırıcı bir söylem taşısa da uzun vadede sürecin bütünleştirici olacağı da yadsınamaz.
birçok kişi internetin sosyal ilişkilere ve katılıma zarar verdiğini söylemekte.kısmen doğrudur da.
ilk olarak e-posta ile başlayan ve sonraları facebook vb sosyal medyalarla içeriği derinleşen iletişimin sosyal bir etkileşim olduğunu söyleyebiliriz.
ancak internetteki çeşitli video oyunlarının tecrit edici bir faaliyet olduğu da çok açık…benzer tespitleri digital teknoloji ürünü akıllı telefonlar için de söyleyebiliriz.
demek ki teknoloji,kişinin kullanımına göre hayat buluyor.denetim direkt olarak bize ait.çoğu kez teknoloji değil insan faktörü error veriyor…
“…Fazla değil 2-3 kuşak sonra insan ömrü 250-300 yıla çıkacak. Hem de kaliteli yaşam…”
Bizler için ne zaman olacak bu kırmızı kar yağınca mı? Bu sadece suyun başında olanlar için olacak senin benim için değil.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sana bana düşen o zaman geldiğinde gettolardaki mutand yaşamı olacak.
Kapitalizmin en iyi becerdiği şeydir böyle hülyalara daldırmaak insanı…Ki insanın beyni artık ne kadar gelişmişse o kadar
geniş hayaller kurar.
Dedim ya bugün çarşamba. Hastane kapısı. Hastalık şu paransa şu “yetmez kardeşim öl !..”
Beyaz yakalı işşiz adam; “..Efendim, mühendisim çıkarıldık işten buyrun özgeçmişim, kem küm..”
işveren; “..hımmm, humm, ıııı, ala ayda 1000 tl..”
“efendim deneyimim, çalıştığım yerler estek köstek”
“bak kapıya sırada kaç kişi var görüyormusun?..”
Her işi yaparım abici bir adam; “..baba evde çoluk çocuk aç ellerinden öper, bir iş versen..”
Ağa “..tamam goçum ayda 600 tl..”
“..baba kurbanın oliim, 600 tl kira veriyom..”
“..la de get bunlara da iş veriyong para begenmii yaa..”
Prezantbl bir kadın; “…efendim iş arıyorum..”
Patron ; “…hanımefendi vücut ölçüleriniz..”
İşe giren gönüllü köle, girmeyen açlığın kabadayısı. Ortak özellikleri yabancılaşmış bir sürü insan.
neymiş 250 yaşındaymış, kaliteli yaşammış.
Bizlerin kapitalizm için varlık nedeni, bir bandın başına dikilip bir vida iki vida atla üçüncü vidayı sık, bir vida iki vida atla üçüncü vidayı sık, bir vida iki vida atla üçüncü vidayı sık bundan öte gitmez. Neredeyse ölene kadar, biteviye…
Ne zaman yerimize bizden daha ucuz robotlar yapacaklar, o vakit biz en has düşman olacağız, kapitalist için
çünkü hava, su tüketiyor olacağız boşu boşuna…Lavuk diyecek ki “lan bunların tohumuna para mı saydım. Gömün
a… koyim…” Haydee kaçalım yer altına…
işte sana perşembe…
dünyanın 1/4 ü 250 – 300 sene kaliteli yaşarken biz 15-20 sene gözümüz kafamızın arkasında, dirseğimiz omuz başımızda yaşarsak eh işte!…
E makale bilim?.. Ne makalesi ne bilimi. Bilim bilim olsaydı biz bırak köyü, metropolde dahi köşeyidönünce karşımıza çıkacak olayı veya kişiyi üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyor olurduk. bilim kendini ispatlar kapitalist basar parayı onu kendine çalıştırır. Bilim de bundan gocunmaz . Siz hiç gördünüz mü bilimin bulduğu bir ilacın insanlara bedava dağıtıldığını . birde üstüne hastalığınıda bulur. Veya bilimin uçurduğu bir uçakla bir yere gidebildinizmi?..ha mesela
bilim küresel ısınmayı bulur der ki “küre ısınıyor” sen “hadi ya ” dersin “neden ” ” gaz salınımı ” “gaz salınımı mı nasıl yani” “şöyleki üçüncü dünya ülkeleri sanayileşmelerini bilmem ne atık maddeleriyle gerçekleştirmeye çalişmalarından mütevellit ortaya çıkan gaz salınımlarından ötürü zart zurt” ulan armut sen sanayini ülken daha doğrusu yaşadığın yer temiz kalsın diye orayı kandırarak oraya taşıdın sanayi sendeyken küre ısınmıyordu ama ora gitti küre ısınır oldu.
bu nedir bilirmisiniz oraya bir zaman sonra gelişmiş demokrasi ihraç edilicek demektir. Ve ilginç olan da aslında şudur ki
oranın bilim insanları buna karşı çıkamaz bu karşı çıkamayışın nedenlerinden biri ellerinde yeterli argüman bulunmayışı
diğeride yerlerinden ve mevkilerinden olma korkusu. kolay olan ne işbirliği sallan şimdi bilimsel kapitalistin sazına.
yaz makaleni yayınlansın medyalarında . yani demem senle benle ilgili değildir o mkaleler bilimsel yazılar .
seni beni ilgilendiren ajda pekkanın bu yaza vurduğu damgadır aslında çünkü sevene zulmedeni ezer geçerim demiştir.
Ve üretmesekte almasakta mercedes mi bmw mi tartışmasıdır. Bu tartışmaya papabileceğimiz katkı ise ancak
“Abi yapmayın be!.. bence audi o ses o ahenk 0-100 km saniye diyorum be abi ..” absürtlüğüdür.
köpeksiz köyde değneksiz dolaşmak misali karşıda rakip te olmayınca tekellerindeki teknolojide gelişiyor tabi kendi isteklerine uygun.
Teknoloji nedir ? Bilgiyi ürüne çevirebilme yeteneği. Kimde var bu yetenek daha doğrusu hangi ülkelerde var bu yetenek daha doğru soru hangi şirketler de var bu yetenek. Olmuş bu şirketler dünyaya efendi, sabah öğlen akşam
anırmaktalar. ellerinde sayısız medya gücü en bilimselinden en magazinine. Ey dünyalı gelişmişlik bu kullanırsan eğer
son teknoloji bu ürünü, sen yaşamın anlamını anlamışsın demektir. çağdaşsın, bilimselsin, haz almaktan, özgürlüğü yaşamaktan, artık kimse alıkoyamaz seni…ve dahada iyisini yapacağız senin için tüm bankaları emrine vereceğim
kolayca sahibi yapacağım seni son teknolojinin göbeğinden yakalatacağım onu sana sakın olaki aklını çelmesinler senin
senelerini ipotek altına verme diyenler. doğruyu ben derim ben yaparım çünkü biz tanrıya inanırız…Unutma daha iyisi
yakında bu sinemada…
biz dağılalım bari gelecek programa kadar. Yolda:
“baba gördünmü blackberry”
“usta ne diyosun be”
“çözününürlük diyorum”
“baba adam yapmış be kaç megapiksel usta”
“abi arabayı nereye parkettin ya”
“şu köşedeydi ulan çekmişler mi?”
“abi bizim bu devlet varya aç abi aç.”
paralel caddede 3 kişi,
“la olum çoh gozel!..”
“gozel deemi”
“he vallaha..”
“ayfon la ayfon , pah..pah şööle ettinniydi resim deeşior la görüyon nu?..”
“he gordüm la gordüm”
3. kişi;
“la hodük alo demeyi üç ayda orenion buader para virilirmi la gunah la”
“lan olum sen varya ne dedini bilmion he sen annaman olum.Tehnoloji la bu tehnoloji senin telefonun tahozolum
annadınnı tahoz sen ne annang.”
“la ben senin için deyom parana yazıh deyom alo deyene ka yenisi çıhar deyom annamıyong”
“la ben acıhtım ne yiyek”
“ahan şorda simitçi var la”
“hemşerim 3 simit versen ya”
“neader”
“yav hemşerim bi simit bi lira olurmu yav bu millet ne yecek heç mi düşünmessiniz yav alahalah”
Kapitalizm bu işte böyle muhteşem alet edevat, araç gereç üretir, o muhteşemlikle tezat, ahmak insan üretir.
Bu ahmaklarada dayar din sosunu, verir elinede üç beş lira bir ev bir araba,
serde de din var nasıl olsa, cennet te garanti az yanmadan sonra
biraz gelişmişine kuantumu daya, bilirim diyene paralel evreni yasla
gam da bana tasa da bana…
sonuç: ne şamın şekeri ne arabın yüzü.hemen şimdi şu anda avcı toplayıcı komün yaşama geri dönmek
özgürleşmek. Bu dünya benim atamındı, ondan dedeme kaldı, ondan babama. Ben hayırsız evlat çıktım.
Siz düşmanınızı karıştırmışsınız. Belki de sistemin en başarılı olduğu nokta budur. Asıl düşmanı görmenizi engellemek. Size sahte düşmanlar yaratmak.
Teknoloji düşmanlığı, bilim düşmanlığı, bilgi düşmanlığı, üretim düşmanlığı, çalışma düşmanlığı, enerji düşmanlığı…
Sırada ne var; felsefe ve sanat düşmanlığı mı? Malum onları da zenginler yapıyor, yaptırıyor…
xenix: Takiplerim
“Teknoloji düşmanlığı, bilim düşmanlığı, bilgi düşmanlığı, üretim düşmanlığı, çalışma düşmanlığı, enerji düşmanlığı…
Sırada ne var; felsefe ve sanat düşmanlığı mı?”
Aman diyorum yapma bunu Xenix. Teknoloji düşmanlığı ile bilim düşmanlığını, hele ki sanat ve felsefe düşmanlığını aynı kefede düşünme, büyük hata olur.
Ben teknolojinin işlevselliğine karşıyım. Hatta bak G milat güzel yazmış bi yorumunda:
“Elektronik ruhlar ciksin.. Biz sevmeyelim o e-ruh sevsin, aci cekmeyelim e-ruh ceksin, biz dusunmeyelim e-ruh dusunsun 🙂 ”
Biz şu anda sonsuz.us’da konuşan insanlar olarak, işlevsel dünyanın işlevsel “bit”leriyiz.
Bilim meraka hizmet eder. Sanat ve felsefe ifadeye. Temelinde insan vardır.
Teknoloji işlevselliğe ve yabancının da dediği gibi konformizme hizmet eder.
Fark bu …
Teknoloji, bilimin uygulama alanıdır. Kapitalizmin değil, sosyalizmin değil, konformizmin de değil. Bilimin…
Bugün kullandığınız çamaşır makinesi teknolojidir. Olduğunuz aşılar teknolojidir. Röntgen cihazı teknolojidir. Kullandığınız bilgisayar da teknolojidir. Bindiğiniz araba, otobüs, uçak, vapur teknolojidir.
Ayrıca söylediğim de ciddiydim. Sanat ve felsefe her zaman ya zenginin desteği ile ya da zenginin kendisi tarafından yapılmıştır. Aç, soğukta yaşayan kişi için ne sanat ne bilim ne de felsefe önemlidir.
Diyelim ki avcı topluma geri döndük (galatanın isteği ile) ben yine ava çıkmaz kaliteli mızrak veya ok yapar av eti karşılığında onları satardım. Veya bir başkamız tekerleği bulurdu. Elbette yine bu teknolojilere karşı çıkan birileri olurdu. Nereye gidiyor bu teknoloji çılgınlığı diye…
G milat da o zaman ruhunun; arabalarda, uçaklarda kendine yetişemediğini aslında yürüyerek gidince ancak yetişeceğini ifade ederdi.
xenix: Takiplerim
Teknolojiden korkan golge//
Yapmayin arkadaslar teknoloji tabii ki de bilmin isiginda gelisir.Amac ne? insanin rahat etmesini saglamak ve insana hizmet…
Trendy olmak basliginda yazarin teknoloji ile ilgili sayiklamasina bakalim ne demisim:
“Teknolojiye deginilmis:) Azicik da sitem var sanki.. Su anda bu yorumu -simdiye kadar yaptigim bircok yorum gibi- telefondan yazdigimi dusunecek olursam, teknolojiyle insanlara “daha iyi”nin sunulmasina da karsi degilim. Fakat modayla benzer sekilde sirf trendy diye ihtiyac fazlasi telefon alindiginizda kapitalizmin bir piyonu olursunuz… Yoksa kendi sinirinizi bildiginiz surece kapitalizmle geldigi sanilan teknolojiden yararlanmanin bir kotulugu yoktur bence…
Kapitalizmin trendy olmayi ovmesinin tek nedeni metanin halka ihtiyaci olmadan dayatilmasiyla elde edilen karin,artirilmaya calisilmasi. Secim sizin. Piyon olmak da bundan yeteri kadar faydalanmak da size kalmis
Kapitalizm ile teknolojinin bagdastirilmaya calisilmasi son derece yanlis! Ama ne zaman ki teknoloji kapital ekonomik sistemde meta haline gelir ve insanlara teknoloji adi altinda ozenti olmak ogutlenir, o vakit teknoloji kullanilarak yaratilan trend kotudur dersiniz.. Fakat yine de teknoloji kotudur veya iyidir diyemezsiniz// Neden iyidir diyemeyeceginize gelince; teknolojinin kotuye kullanildigi yerler de pek tabii vardir.Atom bombasi, silah ticareti vs gibi insanlik icin kotu sayilabilecek seyler teknolojinin gelismesiyle ortaya cikmistir.. Ozellikle Sanayi Devriminden sonra kemiklesen kapitalizmin teknolojiyi insanligi bir adim one goturmek icin degil de, cogunlukla iinsanligi yonetimden ayirip uyutmak icin kullanmasi halk tarafindan teknolojinin kapitalist duzene hizmet ettigi onyargisi olusmustur.. Yanlis!
Ayaginiza degen her tas kapitalizm yuzunden degildir.. Yine bahsi gecen Trendy Olmak basliginda kapitalizm olusum surecini usenmeyip uzun uzun yazmistim.Dileyen iki dakika okur.
xenix sana gelince.. defterini burada mi dureyim yoksa ciceklerini eve mi yollayayim 🙂 Evet evet haklisin kesin ben ruhunuz kaciyor durun ucaklara binmeyin derim.. Amerika’ya da yuruyerek geliyorum zatiiii 🙂 Bak Sonsuz bir baslik acmis Ruh Bulusmasi diye.. Ruhum bedenimden hoplaya ziplaya kacivermesin diye iki yuruyup bir oturuyorum ki ardimdan kosan varsa da yetisiversin..
“”Elektronik ruhlar ciksin.. Biz sevmeyelim o e-ruh sevsin, aci cekmeyelim e-ruh ceksin, biz dusunmeyelim e-ruh dusunsun 🙂 ” Bu cumlede bahsedilen anafikri bulunuz:)) Hani teknoloji karsiti miymisim, yoksa meta karsiti miymisim?
huh??
G Milat
Bahsi geçen soru teknoloji iyidir-kötüdür sorusu değil. Teknolojinin insanlık yararına olan yönlerine zaten diyeceğimiz yok (bi oku yukardaki yorumları).
Teknoloji bir değer midir o tartışılıyor aslında. İnsanın konforuna hizmet eden bir
sürecin, insan için neden bu kadar değerli ve heyecan verici olduğu anlaşılmaya çalışıyor. Bunların nedenleri idrak edildikten sonra teknomanyaklığın temeli de açığa çıkar. Kimse teknomanyak bir toplumda yaşamadığımızı düşünmüyor herhalde değil mi?
Teknolojiyi genellemek de kolay hani. Sıçıp sıvadığımız alafranga tuvalette belki teknoloji ürünü. O yüzden bahsi geçen konu teknolojinin salt kendisi değil, yarattığı işlevsellik durumu.
Teknolojinin enerji bakımından incelenmesini ayrı bir başlıkta açtım konusunu.
xenix: Takiplerim
“amansız derde ya amansız deva bulacaksın, ya hiç dokunmayacaksın. ” :))
Hamlet,
teknolojinin olumsuz yanları amansızdır. sıralayabilirim, liste uzar, bir çoğunun bildiği bu listeyi yazmak bu sitedeki bireylerin zekasına hakarettir…
olumlu yönleriyle kimsenin bir derdi zaten yok. dillerde tüy bitti söylemekten:) insan asla biyolojik olarak geriye gitmez, ama geride olanlar, ölüm bizi ayırana kadar ilerler…
fındık faresi konuk oldu bu gün bana, gözleri boncuk gibi:)))
Lütfen sıralayın.
Neymiş bakalım bu olumsuz yanlar ben merak ettim. Ayrıca zekama hakaret olarak almam bunu yeni bir şeyler öğrenmiş olurum.
xenix: Takiplerim
Peki,
şimdi sinemaya gidiyorum!! yarın ilk işim sıralamak… yeni şeyler bekleme ama seninde bildiklerin sıralayacağım olumsuzluklar:) tekrar etmekten öte geçmeyecek bilinenleri…
ahh xenix ahh:)
sıranın ilk başını robotlaşmış insan beyni. misal bizim Fırat var marketin oğlu ne zaman gitsem dizinde bilgisayar uyuşmuş gözlerle “evet, ne vardı” diye sorar:) ( a sosyal diyorlar bu tiplere) istediğimi ışık hızıyla masaya bırakır yarım yamak yaptığım ödemenin para üstünü verir ve henüz ben çıkmadan marketten o yine eski pozisyonu alır ve adını bilmediğim öğrenmekte istemediğim adam öldürmece oyununa devam eder…
Bağımlılık!!!
Peki.
Son teknoloji filmine gidip, (sosyal bir şekilde) o çocuktan daha çok konsantre izledikten sonra gelip sıralarsın.
(Ayrıca film seyrederkenki beyin aktiviteleri bilgisayar oynarkenki aktivitelerden son derece daha aşağıda ve daha robotçadır, hatta şimdiki oyunların çoğu en az satranç kadar dikkat ve konsantre gerektirir. Beyni de yorar, robotlaştırmaz.)
xenix: Takiplerim
Çok uzun bir süredir sinemaya gitmeyen, bilgisayardan, o da genelde burada birşeyler okuyup öğrenmekten ve düşündüklerimi yazmaktan ibaret olan, ne İphone, ne bilgisayar oyunu ne de bilmediğim diğer teknolojik eğlence araçlarını kullanmayan biri olarak delişey’in söylediğini ben söylesem yine mi yanlış olacak?
Bwallce4ever:)
Yorumlari konu acildigindan beri okuyorum, rahat ol:)
Sanirim sen benim yazdigimi ya okumuyorsun ya da yanlis anliyorsun, huh??Sitemim sana degildi, bariz bir sekilde xenix’e idi… Senin benden alintiladigin cumleyi irdelemesini istedigim kisi de oydu, yoksa sen zaten dogru anlamistin.. Neyse fevri bi haline denk geldim herhalde hehe:))
Surada yorum yapmis olan herkesin teknolojinin insan icin kullanilmasina karsi durdugunu sanmiyorum. Ayrica teknoloji,rahatliksa evet ona da karsi degilim. Nihayetinde camasir yikamak icin dereye inme taraftari degildir hic kimse… Konfor.. Buyrun konfor, siz kahvenizi icerken camasir yikansin…
Yukarida da brlirttigim gibi, insanlarin bile metaya donustugu bir teknoloji sekline karsiyim. Evde bir adet camasir makinesi kafiyken, sirf sermaye piyasasi dayatiyor insanlari ozendiriyor diye on tane makine alinmasina karsiyim…
Teknolojiye degil, teknolojinin serbest piyasa pazarinda metalasmasina karsiyim…
G Milat
Teknoloji ve teknoloji araçlarını elinde bulunduran insanların ürünlerini satabilmek için her yol ve yöntemi mübah bilmesi çirkinliğine karşıyım.
Bunlara çabuk inanan bir kitle oluşturuyor olmalarına karşıyım. E canım onlarda salak mı hemen kanıveriyorlar. Pöfff.
Bu araçların insanlarda yarattığı mekanik algıya karşıyım.
Teknoloji araçlarını üreten gücün yarattığı adaletsizliğe karşıyım. Bütün üretimlerin insanların ortak ihtiyaçları için değilde bir avuç insanın kazanma hırsına hizmet etmesine karşıyım.
Karşıyım, karşıyım, hemen karşı-yım bir adım atsan gelirsin, gelmiyorsun ya ona karşıyım.
Xenix,
Yanılıyorsun. Analiz yapma yeteneğim yerli yerinde duruyor. Gerçekle sahte düşmanı ayırabilirim.
Sırada, amacım olan, insanların gelecek kaygısı duymadan, mutlu yaşamalarını sağlayacak her türlü girişime destek vermek var. İnsanı baz alan tüm aktiviteler kabulümdür. Sanatsız bir toplumu felç olmuş insana benzetirim..
Zenginlik düşmanlığı mı?!..
Benden bahsetmiyorsun herhalde, benim zenginlik anlayışımı bilmiyorsun..
Diyelim ki, sende bir elma var, bende bir elma var. sen bana bir elma verdin, ben sana bir elma verdim. Noldu?..
Elmalar yer değiştirdi. Peki, sende bir bilgi var bende bir bilgi var. Sen bana bir bilgi verdin ben sana bir bilgi verdim
şimdi noldu?.. İki bilgi sende oldu iki bilgi bende oldu.. İşte benim zenginlik anlayışım.. Bu nedenle asla zenginlik
düşmanı olamam. Yapıma aykırı.
Elbette avcı döneme döndüğümüzde, sen “kaliteli” mızrak ve ok yapabilirsin. Yeteneğin ne yöndeyse oraya yönelmenden daha doğal ne olabilir ki..
Bende avladığım geyiğin bir budunu sana getirerek iyi müşterilierinden biri olurum. Buraya kadar bir sorun yok.
Ama sen bu yeteneğini insanları tahakküm altına almaya kullanarak onlara tanrı olmaya soyunursan..
burda da düşman olmamızdan daha doğal ne olabilir…
Kapitalizm der ki, teknoloji benim eserimdir siz insanlar benim eserim olmadan yaşayamazsınız.
ben de onun bu blöfünü görüyorum restine rest çekiyorum ..
Hem gerçek düşmanımı ayırabilirim diyorsunuz hem de şöyle bir cümle sarfediyorsunuz.
Teknoloji nedir biliyor musunuz? Teknoloji tekerlektir, teknoloji ateştir, teknoloji oktur, mızraktır, teknoloji oraktır, çekiçtir, teknoloji ev yapmaktır, teknoloji yoldur, köprüdür, teknoloji matbaadır, tıptır, mühendisliktir, teknoloji mikroskoptur, teleskoptur, teknoloji tarımdır, teknoloji giyimdir. Teknoloji kullandığınız tüm insan yapımı araçlardır.
Siz tüm teknolojiyi getirip bir cep telefonuna iki bilgisayar oyununa bağlayıp ardından da düşmanı gördüğünüzü nasıl sanırsınız?
Kapitalizm teknoloji üretmez. Teknoloji üretimini yavaşlatır demiştim. Üretmek değildir kapitalizmin işi… Kapitalizm olmazsa teknoloji yok mu olur sanıyorsunuz? Şimdikinden 10 kat daha hızlı artar diyorum.
Siz hayalinizdeki düşmanları karşınıza alıp rest çekmeye devam edin.
xenix: Takiplerim
Ünlemleri süs olsun diye kondurmadım oraya elbette. Ayrıca teknolojiyi kimse bir cep telefonuna bağlamadı kaçırıyorsun heyecandan yazıları:) sakin olmayı denemelisin:)))
Üstteki yazı başlığı olan “teknoloji çılgınlığı” konunun pozitif yönüne karşı çıkmak değil. Üstüne basarak teknolojinin insan yararına olan kısmında istediği kadar çılgınlaşabileceğini arzu ettiğimi de belirttim keza. Halen anlamakta zorlanılıyorsa örnekleme yapabilirim. Ulaşım, sanatın görsel şöleni ve sağlık sektöründeki olumlu gelişmeler elbette yüz akı. Tabi sağlıkta kullanılan teknolojinin bir kısmı tedaviye yönelik olsa da zararları yadsınamaz. İlaçların yan etkileri, görüntüleme de aldığın radyasyon bunlara küçük örnek.
Modern hayatın teknoloji ile bütünleştiğini görmezden gelemeyiz. İletişim, sağlık, bilim, sanat, endüstri, v.s.. göz önünde olanlar.
Ben teknolojinin iletişim boyutunu sorgulamak istemiştim ama madem konu genişledi sıralayalım o halde. Zamanım kısıtlı kısaca geçiyorum çalışıyorum da bi yandan
Çevre kirliliği
Süper bi buluş olan naylonun insana verdiği zarar dışında, dünyada insan kadar yaşam hakkına sahip diğer canlılarında yaşam hakkını kirletiyor. Kozmetiklerin daha düne kadar konuşulan ozon tabakasına etkisini unutmadık. Trafiği değinmiyorum bile konu uzar. Nükleer santraller de sanırım teknoloji harikası. Endüstri sektörünün teknolojik boyutuna hiç girmeyeyim çıkamayız içinden. Evet, hayatımızı kolaylaştıran makineler üretiliyor lakin çamaşırları temizlemek adına bir yığın kimyasal hem bedenimize hem toprağımıza karışıyor. Tüm bu dolaplar dönerken istihdam sağlanıyor sağlanmasına da olan yine çalışana oluyor. Malum dünyanın tek gerçeği sınıf farkı. Çalışan ve çalıştıran.
İletişim bölümünde zaten söylenecekleri yazdık örnekledik. Bilgi kirliliği ve bağımlılık baz istasyonlarının insan üzerindeki zararları ekleyebileceklerimden. Toplumsal olarak teknolojiden faydalandığımız oranda zarar da görüyoruz kısaca. Eee durum Fifti fiftiyse geriye kalan tek şey birilerinin cebine giren ve orada çoğalan şeyler sanırım.
Haa bu arada teknolojiyi hem kullanıp hem yermekte iki yüzlülük gibi görünüyor değil mi? Ama örgütlenmeden tek başına kafa tutmanın da iyileştirici bir tarafı yok. Bak Kenya’da yaşayan Masai Kabilesine, İnsanlar tümden reddetmiş teknolojiyi çözmüş olayı…
System Of a Down’un bir sarkisi var, der ki: “We are the ones who wanna play, always wanna go but never wanna stay!”
Herkeste bir klan sevdasi almis basini yurumus.Adama soruyoruz sistemde hata var madem, nasil yonetilmek isterdin?En iyi yonetim sekli hangisidir?
Cevap hooop hazir: “klanlara donelim” Oldu canim… Neden? Cunku klanlarda her sey mukemmeldi ya.. Sanki onlarda yoneten barbarlar yoktu, insanlar acliktan olmuyordi, kultur-sanat aktiviteleri desen oooo 1 matine 3 film ardarda her gece her gece.Teknoloji yoktu, kapitalizm yoktu herkes motorlari maviliklere surup gule oynaya cayir cimen geziyordu…
Evet tabii!
Hemen soyleyelim.Efendim ilk diktatorluk rejiminin klanlarla ortaya ciktigini biliyor muydunuz?Ya da klanlarda ilk toplu yasamaya baslayan insanlarin toplayicilik figurunun totem agasi tarafindan verildigini biliyor muydunuz? Ekonomilerinin dogadakini tuketmeye dayali oldugunu soylemeye bile gerek yok// Azicik zorlarsak Fratriler bile olustururuz bilmem kac milyar insanla… Dusunun bunca insanin ekonomisinin dogal olani tuketmeye dayali oldugunu!! uretim yok.Kalniz ya bizi baglamaz uretim felan filan fismekan..
Tabii evet..
Teknolojisiz de yasariz.Ama camasirlari yikamaya dereye ben gitmem ona gore haaa:)) Saka gibi yaaa/// Klanmis… Pehhh!
Toprak reformu bile yapilamayan sistemde yonetime, teknolojiye. kapitalizme peskes cekilen seye bak… Klan!!
Heee oldu oldu…
Haydi toplanin klanlara donuyoruz..
G Milat
Teknoloji çılgınlığı. Buyrun:
Foto çek 5 megapiksel, 3d film izle, amazon’dan film satın al, filmler kavga-dövüş-efekt, daha net bir ses duyabileceğin bir telefon al, daha rahat iletişim kurabileceğin bir sosyal ağa bağlan vs vs vs. Telefonda herşey olsun, mailına gir, face’ine gir, ota boka gir.
Teknolojinin eksikliği birşey anlatmamasıdır. Çünkü birşey anlatmak metalara değil insana özgüdür. Xenix mühendislik vs’den bahsetmiş. Benim çalıştığım dalaman havalimanı sıradan bir mühendislik ürünü değil. Avrupanın en iyi havalimanı mimarisi seçildi. Neden? Çünkü sadece mühendislik tekniğine dayanmaz, anlattığı birşeyler vardır. İlk girdiğinde inşaatı bitmemiş zannedersin, boya yok bişey yok, içinde yer yer ahşaplar, yer yer çiçek resimleri ve çiçeklerin kendileri. Değişik farklı bi üslup var.
İşte mühendislik üslup ve anlatıma dayanırsa birşey ifade eder. Teknoloji bir sanat eseri olmadığı sürece bir anlam ifade etmez. Sadece konfora hizmet eder.
August diye bir film var türkçesi ağustos. Bi izleyin ne demek istediğimi belki biraz anlatır.
Silah insan öldürmez, insan insanı öldürür. İnsanın şimdiki halinin sorumluluğunu alamayanlar suçu silahlara ve teknolojiye atacaklardır. Eğer ters giden bir şeyler varsa ve suçluyu arıyorsanız aynaya bakmalısınız, elbette birileri diğerlerinden daha fazla suçludur.
Ayrıca dünya naylona sizin baktığınız açıdan bakmaz. Toprakananın çocuklarından biridir naylon. Belki de dünyanın büyük planı buydu. Naylon üretmek ve bunun için önce insanı oluşturdu. Der George.
Dünyanın ne açıdan baktığı ve George un dedikleri umrum değil.
Duyarsız insanların naylon sevdası yüzünden canılıların ölmesine göz mü yumalım yani?
Kimi zaman plastik su damacanası kılığına girerek zehirliyor bizi, kimi zaman naylon poşet olup deniz kuşlarını öldürüyor, balıkların cinsiyetiyle oynuyor! Bazen Bisphenol A (BPA) formunda kanseri azdırıyor, bazen de çatal, bıçak, tabak, bardak şeklinde kanımıza karışıveriyor.
yahu sen nası bi delisinki, böle sürüye uyuyorsun yok dünyamış, yok corç şunu demiş mişş peehh!!!
Deli de Gabriel ve xenix’e katıldı. Yav arkadaş gidin bi okuyun yorumarı sonra yaparsınız şiirsel alıntılarınızı.
Teknolojinin insan başarısı olması konusunda bir ayrımın altını çiziyorum. İnsan başarısı neyle ölçülür arkadaş. Uç noktalarda yaşanan pratik hayatın empoze edilmesi veya bir erdem sayılması mı? Yoksa yeni bir anlatı türü mü?
Facebook’tan ettiğin muhabbet’in, 30 çeşit özelliği olan ama temelde konuşmaya yarayan cep telefonunun, kıl kadar ince ekranlı televizyonunun, wikipedia’dan edindiğin yüzeysel bilgilerin senin ilerlemenemi katkısı olacak yoksa açgözlülüğüne mi? Onu söyleyin rahatlıyalım.
Ömer de İskenderiye kütüphanesini yakarken aynen buna benzer bişey demiş işte.
xenix: Takiplerim
bi naylon için kalbimi kırıyorsunuz haa:((((
yahuu geleceğe ne haltlarla uğraştığımızı anlamaları dışında bi işe yaramıycak. zira % 99’u geri dönüşüm sağlamıyor doğaya.
bi kazı yapacak misal geleceğin arkeloğu torunumuz pırttt karşısına bi naylon lazımlık çıkıcak, yada toprağa karışmış ama erimemiş bi yuvarlak lastik parçacığı ok.
halaa yüzeysel bilgi fln fln…. denizlerde litrelik kola kutucukları, poşetler v.s… nerde yüzecek bu vatandaş:))
ay çok eğleniyorum komedi gibi ya sahi konu neydi haa teknolojik iltişim… İphone 4 le aşkın göz yaşları hehheeeee
Şimdi de Ömer gibi gerici olduk dimi? Argümanını savunacaksan taş atma bence. E tabi büyük iddialarda bulunanların attığı taş da büyük olur.
En sevdiğin kitaplar arasında böyle buyurdu zerdüştü belirtmiştin önceden yanlış hatırlamıyorsan. Hatta ateist olmanda önemli bir rolü olduğunu bile söylemiştin.
Hiç birşey anlamamışsın. Ne kitaptan ne de o adamdan …
Wikipedia diye yüzeysel bulduğun ve küçümsediğin bilginin 1000 iskenderiye kütüphanesinden daha fazla ve daha doğru bilgiye sahip olduğunu bilmeden yazılırsa; gerici demem sana ama küçük bir taş atarım.
Deli doğru söylüyor. Siz sistemin kaynağına değil, sonuçlarına saldırıyorsunuz.
Sahi güzel sormuşsun. İlerlemek nedir, nasıl olur? (Daha önce nitelik nicelik tartışması yapmıştık hani. )
Ha bu arada incecik bir cep telefon mu yoksa ağaçtan yapılmış bir kitap mı doğaya daha çok zarar vermiş olur. (Bu soru da delişeye olsun)
xenix: Takiplerim
ee bakalım inceleyelim hangisi daha zararlı.
cep telefonunun metaryalleri ne ? neden üretiliyor? hangi amaç için yapılıyor? kullanıldığı süre içinde bilgi dağıtıyor mu? kullanılırken radyasyon dağıtıyor mu? ve kullanıldıktan sonraki süreçte ne oluyor? geri dönüşümü nedir? doğayı kirletiyor mu? raf ömrü nedir? kalıcı bir bilgi içeriyor mu? kullanım süresi kaç yıldır? ilel ebet evin bir köşesinde saklamanın insana bir katkısı var mı? incecik bir cep telefonu fiyatına kaç ağaç dikilebilir?
sen bunlara bi cevap ver, kitabı sonra tartışalım olur mu?:)
Wiki’de daha fazla bilgi değil bilgi özeti vardır. Wiki’den oku sonra ona buna sat bildiğini. Buyrun size 21. yüzyıl genel kültürlü insanı. Pazarlamacı zihniyet. Her bişeyi bilen ve bunu işlevselliği ve yapacağı ciro için kullanan.
Bak güzel bi söz var: Çok şey bilmek, bilgelerin değil ahmakların işidir.
Bugünün teknolojisi ahmaklar yaratır. İlgi alanı olmayan ama herşeyle ilgilenen embesiller.
İlerlemek demişsin de. Her düşünce kendi ilerleme anlayışını oluşturur sonra da talep üzerine onu dayatır.
İnsandan bağımsızlaştırır.
Peki sana bi soru? Bilimin, sadece insan hayatını kolaylaştırmaya hizmet eden bir mühendislik aracı olduğu dünyada bilimin meşrutiyetinden bahsedebilir misin? İlerleme anlayışına dayalı büyük anlatılar, bilimi de, seni de, beni de bir meta olarak görür. Hep daha fazla donanımı talep eden açgözlü bireye hizmet eden teknolojiye sen teknoloji diyebilir misin? En önemlisi: Teknolojiyi nereye kadar bir insan başarısı olarak görüyorsun?
maytlardan korkutulmuş ev hanımı gibisin delişey.yok o zararlı yok bu zararlı diye sizleri inandırıp ardından teknolojik olmayan ama teknolojikmiş gibi şeyler satıyorlar.sonra cep telefonları karnaval gibi yanar dönerli dolaşıyor.manyetik alanı dengeleyen bileklikler yüzde yüz doğal ortama döndürüyor.ha bir de unutmamak lazım kaktüs radyasyonu çekiyor.koy bir tane bilgisayarın yanına.
en iyisi benim gibi yap.ne cep telefonu kullanıyorum.ne televizyon.çünkü yayın aracı değil yayın yapanlarla ilgili sorun var.
ben senin anlayamayacağın türden bir deliyim
hmm acıtmışım seni biraz delicik:) özür.
ama örneklediğin şeylerle anlatmak istediğimin arasında bir bağlantı yok ne yazıkki:))
herşeyi anlayamam. ama bu konuda fikrim budur. inancım tamdır. teknolojinin zararlı tarafını görmezden gelir bunu iyi bişiymiş gibi savunanlar ilerde pişman olmazlar umarım.
cep telefonunun metaryalleri ne ? metal – yarımetal
neden üretiliyor? metal – yarımetal
hangi amaç için yapılıyor? iletişim – bilgi- saat – alarm – hatırlatma – ajanda – oyun -eğlence – internet
kullanıldığı süre içinde bilgi dağıtıyor mu? evet
kullanılırken radyasyon dağıtıyor mu? hayır
ve kullanıldıktan sonraki süreçte ne oluyor? zamanla yok oluyor
geri dönüşümü nedir? doğa
doğayı kirletiyor mu? hayır
raf ömrü nedir? oksitlenene kadar
kalıcı bir bilgi içeriyor mu? evet, bozulana kadar
kullanım süresi kaç yıldır? kullanım sıklığına göre değişir
ilel ebet evin bir köşesinde saklamanın insana bir katkısı var mı? yok
incecik bir cep telefonu fiyatına kaç ağaç dikilebilir? ağaç parayla dikilmez
sen bunlara bi cevap ver, kitabı sonra tartışalım olur mu?:) olur
xenix: Takiplerim
Bana ne wikideki bilgiyi pazarlayan veya bilmiş gibi yapan adamdan? Bu mu tartıştığımız şey? Eskiden wiki yokken böyle insanlar yok muydu? Bir iki kitap okuyup Nietzcshe oldum sananlar yok muydu? Kuranı okuyup hafızım diye geçinenler yok muydu? Bunlar teknolojinin değil insanın sorunlarıdır. Yeni teknoloji ile mi geldi sanki bu sorunlar?
Bilimin temelinde insan yoktur. Doğa vardır. Teknoloji insan temellidir. Bilimin insan üstüne uygulama alanıdır teknoloji. Ne fazlası ne eksiği. Düşman teknoloji değildir, zihniyettir. Bu zihniyet de teknoloji ile değişebilir. Ama sizin dediğiniz gibi olumsuz yönde değil, olumlu yönde.
Eskiden her kitap okuyan kendini alim sanırdı. Şimdi en azından cart diye özette olsa koyuyorlar bilgiyi önüne.
xenix: Takiplerim
xenix
emek verip cevaplamışsın soruları sağolasın. senin pencereden görünen o ki kitap için ağaç kesip doğayı zarara sokmak var. cep telefonu ise doğaya zarasız bir nesne.
iyi kitaplar yazılmasın, basılmasın, bilgileri cep telefonlarından alalım olsun bitsin.
bakın zaten canım burnumda, isteyen dilediğini yapsın batın teknolojinin içine kalın orada. ben direneceğim batmamak için…
Hiç yorum yapmadığım halde adım geçmiş bari yorum yapayım :).
Bence teknoloji hem yararlı hem de zararlı yanları olan bir şey.Ne kadar tartışırsak tartışalım gelişecek.Bize süslenip püslenip satılacak doğru.Buradan kazanılan paranın bir kısmıyla geliştirlmeye devam edilecek.
Başka bir açıdan bakmaya çalışacağım olaya.Mesela hiç kimse kendisi kanser yada lösemi olmadan tutup da bunlarla ilgili araştırmalar için bütçesinden para ayırıp vermez. Bunlar da nüfusun azınlığının başına gelecek hastalıklar olduğuna göre gerekli para hiç bir zaman toplanamaz.Ama bazı insanlar cep telefonlarını her sene bazen 3 ayda bir değiştirirler değil mi.Kimse uzay projeleri için de aylığından para ayırmaz.Siz ayırırmıydınız.Ama büyük teknoloji şirketleri sattıklarıyla devletler de topladıkları vergilerle bunlara yatırım yaparlar.
İskenderiye kütüphanesinin yakılışı tamamen buradaki bilgilerin özellikle gizlenmesi ve saklanması gerektiği prensibiyle hareket eden o günün eliti rahipler yüzünden olmuştur. Bence eğer bu bilgiler bilinseydi hiç bir hükümdar bunların savaşlarda ne kadar artı kazandıracağını farketmemezlik edemezdi.dolayısıyla yakılmazdı.o bilgilerle beraber insanların yararına olan diğer bilgiler de kurtarılmış olurdu.Tarihte hep böyle işler sistem.Güç odaklarının işine gelenler geliştirilir.Bunun içinden insanlığın yararına olan bir şeyler çıkarılabilirse ki genelde çıkarılır kullanılır. Yani teknoloji iyidir kötüdür diye bir şey yoktur aslında. Bu da doğa gibidir kuralları vardır.Yerine göre yağmur yağar çiftçinin yüzü güler yerine göre çok yağar sel olur ürün gider bazen de hiç yağmaz kuraklık olur. Bunların iyilikle kötülükle hiç alakası yoktur.
Teknoloji gelişmeli midir.Gelişmesi zorunludur.Biz böyle evrildik.Space odyssey deki ilk sahnede maymunsu atalarımızın ilk alet kullanmayı öğrendiği sahnedeki gibi başlayan teknoloji ilerlemekten başka bir şey yapamaz.Orada amaç suyu ele geçirmekti daha sonra ona benzer aletler avlanmak ta ve avı kesmekte …v b kullanıldı.Yeni teknolojiler de hep öyle olacaktır.Örneğin şu an sanal dünyalar üzerinde çalışılıyor. sim city gibi oyunlar var yakın gelecekte bunlar daha gerçekçi olacak ve belki 3 boyutlu tv izler gibi hatta daha iyisi içindeymiş gibi göreceğiz bu oyunları.oyunun ne faydası var diyebilirsiniz.Açıklayayım.şu an bilgisayar çipleri her 13 ayda bir kapasite olarak ikiye katlanıyor bu 50 sene sonunda insan beyni seviyesine geleceklerini gösteriyor. Yani bilinçli varlıklar.Depresif bir hastanız var şehirde yaşıyor.Bir gözlük takıyor ve onun için doktoru tarafından reçetesine eklenmiş bir oyun içine giriyor.Aldığı kimyasal lar(ilaçlar) ile birlikte bu tedavisini oldukça pozitif yönde etkileyecek bir terapi gerçekleştiriyor..Veya ilaçların gelişimini ele alırsak bu da teknolojinin ürünü.Burada nano robotlar kullanmaya artık pek de uzak değiliz.Düşünsenize aynı hastada artık etkisi geçen ilaçlar değilde o beyindeki nöronlara kendisini bağlayan ve bırakmadığı için de etkisi sürekli olan bir tedavi ve depresyon tarih oluyor.Aynı şey kanser ve aids için de geçerli ve diğer hastalıklar.Ben bir hekim olarak hiç bir hastama ağrın varsa allaha dua et geçsin diyemem.İlacını veririm geçer bu kadar.Bu da önceden geliştirilmiş teknolojiler sayesindedir. Örneğin herkes iğneden korkuyor. Onlara diyebildiğim tek şey teknolojinin biraz daha gelişmesini bekleyeceksiniz oluyor.Belki iğnesiz bir anestezi bulunur…
Not :Bu arada bazı arkadaşların o çok korktuğu plastik olmasaydı hala her hastaya aynı enjektörü(şırınga) kaynatıp kaynatıp kullanırdık,tek kullanımlık eldiven veya steril eldiven asla olmazdı.Öyle arkadaşlar için cam ve metalden yapılı şırıngamı hala bekletiyorum :).
herkesin bir cep telefonu var genelde hatta iki tane bile olan mevcur. hastalandığında bir de cam şırınga alır koyardı kenara çok önemli bişi yapmıyo yani naylon şırınga. yüceltmeyin şu naylonu ne halt olduğu belli…
eldivene nasıl bir çare düşünüyorsun delişey?
Ayrıca bilginin saklanması konusuna değinmek isterim.Kitaplar da teknolojik aletlerde(hardiskler…v.b) dayanıksızdır.hatta taş tabletler bile zamanla yıpranır. Günümüzde bilgi çok fazla olduğundan kütüphanelerin yedeklerini alamazsınız.alsanız da yer yetmez. ama teknolojik araçlarda durum böyle değildir.koca bir kütüphaneyi küçük bir hardiskte saklar hatta yedeklerini bile alırsınız.Birisine zarara gelirse yedeğine bakarsınız.Tabiki cep telefonunun veya wikinin bilgi anlamında sadece özetler verebileceği bir gerçek.Ama tüm kitaplar da gerçek bilgiyi mi veriyor.Siz hiç kitapçılarda sadece küçük blöflerlerle karşı tarafın sizi şarap uzmanı sanmasını sağlayacak kitaplar gibi kitaplar görmediniz mi.Kitapçılardaki bu basit kitap denemiyecek kitapların karşılığıdır bu dedikleriniz. asıl kitapların karşılığı da e-kitaplardır ki bu daha henüz gelişim aşamasında bir sektördür.Önüüzdeki yıllarda eminim diğer kitaplar gibi e-kitaplar asıllarıyla aynı anda piyasaya sürülebileceklerdir.Aslında xenix e katılıyorum bu bir zihniyet meselesidir.İsterseniz gider kitapçıdan kız tavlamanın 10 yolu kitabını alırsınız ister gider Maya kehanetlerini alırsınız veya tanrı yanılgısını alırsınız.
İnternet bilgi kaynağıdır derken bir de dilimizle ilgili sorunlar olduğunu gözardı etmemeliyiz.Pek çok geniş bilgiyi de yabancı dilde ve parasını ödeyerek internetten elde etmek mümkün.Türkçe için yeterli çeviri henüz yok.Çeviriler genelde basit ve çok özet şeklinde kalıyor.
bilmemki gabriel, bal mumumundan olabilir mesela:))
anladım, itiraz edeceksen çözümünle geleceksin değil mi? yoksa var olana boyun eğmelisin.
Boyun eğmek en sevmediğim şeydir.İnsanı insanlıktan uzaklaştırır köleleştirir. Ancak burada boyun eğmekle ilgili bir durum yok. Yani aramızda senin çıkarın veya benim çıkarım önemli tartışması yok.Buradaki tüm insanlığın çıkarı.Boyun eğilecek bir durum yok dediğim gibi.
nası yok?
adam naylon eldiven üretmiş naylon şırınga bunun yerine kullanılabilecek başka alternatif de varken (cam şırınga) kalkıp bunu küçümsemek ve doğaya zararı olanı yüceltmek bal gibi boyun eğmektir..
çözümün yoksa susmalısın nannaaa yapıverirler seni sanki ben çıkardım naylonun zaralarını ortaya da !!! kendi aklının erdiğince çözüm sunarsın yook olmazz senin aklın ermez…
eee yaşayın naylonlarla, zaten burnunu sokmadığı bi ürün de yok 🙂 yani şimdi üstüme üstüme gelecek naylon derdin nedir senin benle delişey diyecek valla:))
aaa düşünsene naylon ortadan kalktımı dünya bitti demektir:))
aman yaa naparsanız yapın
“Bilimin insan üstüne uygulama alanıdır teknoloji.”
İlla pragmaik bi etkisi olması lazım demekki bilimin. Şu anki durum da öyle. Sağlık gibi eğitim gibi temel konularda teknolojinin zaten belirli bir noktaya gelmesi gerekiyor. İşin plastiğinde, kapkacında değilim doğrusu.
Ancak senin şu cümlenden işte tam da bahsettiğim tanrı-insan modeli çıkıyor. “Bilimin temeli doğa, insan da bilimi teknolojinin hizmetine sunarak, insanı doğa üzerinde yükseltmeli” … Teknoloji doğa üzerinde yükselen aç gözlü tanrı insanın hizmetinde.
“Bu zihniyet de teknoloji ile değişebilir. Ama sizin dediğiniz gibi olumsuz yönde değil, olumlu yönde. ”
Bence asıl değişmesi gereken sizin bu büyük iddialarınızdır. Aynı sorun dinde ve marksizmde de vardı. Bir ufuk çizildi ve onun peşinden gidildi. Ama o sadece ufuktu. O ufuğun peşinde koşarken din maneviyatı, marksizm erdemi, teknoloji ise “daha, daha, daha”‘yı alıp sattı. Benim kafayı taktığım teknolojinin plastik kapkaçları değil onun sizin üstteki cümlede dile getirdiğiniz büyük kurtuluş iddiası.
Günümüz teknolojisinin anlattığı şey ne onu merak ediyorum ?… Ve sorumu değiştirerek tekrarlıyorum. İnsan anlatımı olmadan bir teknolojinin nasıl bir DEĞER ürettiğinden bahsedebilrsin?
Sayın Gabriel unutmadan şunu söyliyim.
İstediğiniz kadar e-kitapları internete koyun ve okuyun, yüzeysel bilgi yığının önüne geçemezsiniz. Eskiden cahil insan ve cahil olmayı reddeden insan vardı. Şimdi cahil olmayı reddeden ile reddediyorumuş gibi yapıp aslında cahil olan insan var.
Bilgi, açgözlü insana sunulursa değeri düşer. İnsanın değil, bilginin düşer.
sayın bwallace4ever kesinlikle cahillikle ilgili aynı şeyleri düşünüyoruz.Cahil olan cahilliğini bilmiyor veya reddediyor.Sanıyor ki ulaştığı o küçük bilgi parcacıkları hatta hatalı bilgi onu bilgili yaptı.Teknolojinin gelişimindeki halledilemeyen önemli sorunlardan biri de bu.Ben bunlara pazarlama stratejilerinin oluşturduğu yan etkiler diye bakıyorum. Bir cep telefonu öyle bir pazarlanıyor ki halk dünyanın tüm bilgisine oradan ulaşabilirim ve bilgili bir adam olurum sanıyor buna inandırılıyor.Düşünen adam böyle olmadığını her çağda olduğu gibi biliyor.Yine de gerçek bilgiye ister normal kitap ister e-kitap yoluyla ulaşıyor.
Ve aslında gerçek bilgiye ulaşmak hala zor.Değeri konusunda endişelenmeyin.Endişelenmemiz gereken bu konuda yöneticilerin ve şirketlerin yaklaşım tarzıdır sadece .Onlarında işine gelmeyen halkı daha iyi eğitmek meselesi.Yani evrimin okutulduğu ,cep telefonlarının nasıl iletişim kurduğunun öğretildiği,navigasyon sistemlerinin nasıl çalıştığını,dinler tarihini öğreten sorgulamayı öğreten okullar.Bunlar olacağını ne yazık ki umut edemediğim şeyler.Ancak sorumlu burada teknoloji değil.İnsan bilinci, bakış açısı bence.
Arkadaşlar güldürmeyin, teknoloji tanımına mı laf söylüyoruz biz kaç gündür:)
Ayrıca naylonu tercih etmem ama takıntılı da değilim:) o işin espirisi..
Teknoloji insan düşüncesinin, yine insana hizmet etmesi adına geliştirilen bir sistem sadece. İnsanın konforuna katkı sağlamak, insanın yaşam standardını kolaylaştırmak, desteklemek adına üretilen ürün yelpazesi. Tabi yine insanı kocaman bir şemsiye altında toplamanın, dağılmasına engel olmanın ambalajlanmış hali. Elbette başından beri vurgulanan teknolojiyi suçlayıp sığ bir yere hapsetmek değil. İnsan evladının bu akıllı yetenek örneği olan teknolojiye, bilinçsizce tüketerek sağladığı katkıya, bir omuz atmak sadece. Nihayetinde teknoloji gökten zembille inip “aha daa ben geldim” demedi.. İnsan yapısı, düşüncesi ürünler sinsilesi teknoloji.
Sorun teknolojinin ne olduğundan ziyade, neden var olduğu ve gittiği yerin neresi olduğu?
Teknoloji bir paket programdır, düşünür tasarlarsın, araştırır geliştirirsin, üretir pazarlarsın ve en son satarsın!!
Buraya kadar sorun yok. Lakin, düşünür tasarlarken, insana hizmeti düşünmelisin. Araştırıp geliştirirken, insana hizmeti düşünmelisin. Üretip pazarlarken, kendinden önce insanı düşünmelisin. Satarken tüm dünyadaki insanları düşünmelisin!!!!
Sanayileşme ve rekabetin öncüsü olacağım diye elindeki gücü amacının dışına çıkartırsan insanı mekanikleştirirsin. Ve bu sürece girilmiştir, kurumsal örgütlenip insana hizmeti kendine köle durumuna çevirmenin adı teknolojiyse ben bir daha güleyim. He he hee
Tüm olanları görüp halen inatla savunmaya geçenlerde bana göre zerre duyarlılık yoktur. İşin özü budur.
Ben sizin neye karşı çıktığınızı anlayamadım işin gerçeği.
Ne istediğinizi de…
Teknoloji üreten toplumlar bahçeli evler, doğal yaşamlı alanlar, parklar bahçeler dereler ve tüm doğayı teknoloji ile koruyup temizlerken.
Teknoloji üremesin diyenler kutu gibi evlerde, çapraşık yerleşim alanları, yeşilsiz, doğasız, çer çöp içinde, çöpü bile geri dönüştüren teknolojiden yoksul bir halde yaşıyor.
xenix: Takiplerim
hmm. ben seni anladım xenix:)
sen teknolojinin teorik bölümünde kalmış takılmış ve bu rüyanın güzelliğinden dolayı uyanmayı reddeden sevimli birisin. onca da bacağına çimdik atıyorum bana mısın demiyorsun:))
pratik, senin uykuda gördüğün rüya değil ama… hele bu rüyayı Türkiye yatağında görüyorsan işin daha da zor.
yukarda dile getirdiğin güzellikleri hangi insan deneyimlemek istemez? buna karşı çıkılır mı? ama dedim ya teknoloji çıktığından beri gelir düzeyi ortalama olan, kaç normal insan bahçeli evler, doğal yaşamlı alanlar, parklar bahçeler dereler ve tüm doğayı derinlemesine yaşayacağı standartta yaşadı???
teknoloji üretenler amacın dışına taşıyor dedim üstte yazdım sanırım okumuyorsun:(
seninle teknolojiden beklentimiz, isteğimiz ayrı değil, sadece var olan teknolojiyi ben büyülteçle inceliyorum, sen kuşbakışı seyrediyorsun.
Gelir düzeyi ortalama olan biri köyde bu saydığın şartlarda krallar gibi yaşar. Asıl sorun neden köyde yaşamayı tercih etmediğinizdir. Bunu da bana değil kendinize sormalısınız.
xenix: Takiplerim
üstelik burada konu bağlar, bahçeler, akan dereler de değil. konuyu bağa bahçeye bağlama:))
bilişim teknolojisinin insan üzerinde yarattığı tüketim çılgınlığı…
Yok öyle bir şey delişey. Kim inandırıyor size bunları.
xenix: Takiplerim
Teknoloji degil, teknolojinin toplumdaki pazarlanmasi cilginlik yaratir
G Milat
ohoohhooo sen konuyu çok uçuruyorsun ama!!!
köyde yaşamayı tercih etmeyen insan teknoloji bağımlılığından değil, iş alanı bulamadığından şehre göç ediyor. napolyon demiş ya para para para:) ekmek parası 🙂 köylünün tarımını bitirir hayvancılığını tüketirsen kaçar tabi büyük şehre. devlet politikası bu..
yani işin ucu siyasete kadar ilerler bu tartışmanın. biz en iyisi bir iki adım ötede bıraktığımız konumuzdn devam edelim xenix.
konumuz:
“bilişim teknolojisinin insan üzerinde yarattığı tüketim çılgınlığı…”
kendime de sordum bak ne dedim:
ben büyük bir şehrin göbeğinde doğdum, büyüdüm. Köy kasaba hiç görmeden. şimdi ülkenin hemen hemen bir çok bölgesini gezdim gördüm ve hatta ülke sınırlarının dışına da çıktım zaman zaman. eğer emekli olduğumda devletin bana uygun gördüğü maaşla yaşayabilirsem derhal teknolojinin en girmediği bir bölgeye yerleşme kararındayım. ekip biçicem bahçemde emeğimi kullanıcam. bir inek iki tavuk, kedi köpek v.s, haa bir de at istiyorum. iyi biniciyim. araba v.s istemem. çok ciddiyim benim de hayalim bu. kendim bu cevapları verdi bana merak ettiysen.
“bilişim teknolojisi” nedir diye sorsam, googledan bakmadan cevap verebilir misin?
Aha da sordum.
xenix: Takiplerim
ben gözüme inanırım xenix. işkembeden sallamıyorum görüyorum… her yerde görüyorum. çok değil 3-5 yıl öncesini de görüyordum.
yok veremem ben salağım ve google bağımlısıyım…üzgünüm zaman gerekiyor buna cavap verebilmem için sen biraz beyleecen şekerim:))
Beklerim bir yere gittiğim yok. Gerçi düşmanını hiç tanımadan yaşayıp ölsen ne olacak.. O da ayrı konu. Varsın bilişim teknolojisi olsun kime ne..
xenix: Takiplerim