“Boş bir levha gibidir, çevre tarafından nasıl doldurulursa öyledir.” şıkkını işaretledim ama merak ettiğim bir konu var :
1-) “huy” doğuştan gelen bir özellik midir? eğer öyleyse buna bir kaç örnek alabilir miyim?
2-) huy dediğimiz karakter yapısı içinde var olan bir durumsa, o zaman huysuzluk dediğimiz şey kötüye yönelimlilik olabilirmi? Yada güzel huylu doğulur mu? (hz. muhammedin güzel huyları ile dünyaya geldiğini duymuştum mesela)
3-) İyiye yönelik olduğunun kanıtı ne olabilir? Bir adada kendi kendine insandan uzak yetişen biri ona şiddet uygulandığında misal, yanağına tokat atıldığında diğerini de uzatır mı?
Tebrikler simge.
Çok güzel bir konu. “Boş bir levha gibidir” dedim ama, tamamen boş değildir.
Oradaki “gibi” sözünü “eşittir, tıpatıp, aynısı” olarak almadığını düşünüyorum… Yani “genetik yatkınlık” dediğimiz bir takım şeyler vardır. Onları bir kenara bırakırsak, boş bir levha gibidir.
Benim annemin deyimiyle “Çocuk bir hümayün topudur…”
Özellikle tüm bebeklerin ve çocukların sevimli olması, masum olması, onların din ve Tanrı kavramları ile henüz zehirlenmemiş olması dünyanın en güzel olayıdır.
İnsan doğduğunda değil de anne karnındayken gelişmeye başladığı için hamilelik süreciyle şekillenmeye başlıyor bence, ve sonra ne verilirse onu alıyor boş bir levha gibi.
Ama temelde bir karakteri de oluyor ,eğer ona çok travmatik girişler yapılmazsa o temel karakterle yapabileceği seçimler belli oluyor sanki.
Gerçekten “Boş bir levha gibidir” genetik yatkınlıkları vardır, lakin geliştiği toplumun özelliklerine göre şekillenir. Damak tadı alışkanlığından, dinsel taraf tutmaya kadar.
Boş bir levhanın üzerine kaç tane gölge düşürebilirseniz o kadar ihtimalle doğar… Sonra süner, uzar, hacim kazanır, gözenekleri açılır… çevresine el atar, üzerine düşen gölgelerin kaynağı şekillerle oynar… Aktiftir, değişir, değiştirir.. Akışkan bir gerçekliğe sahiptir, hepsidir;)
Alternatif bir bakış açısı olarak insanın üzerinde her hangi bir toplumsal veya grup baskısı olmazsa bireysel, bencil davranacağını düşünüyorum. Bu bireysel ve bencillik de şiddet ve saldırganlığa yöneltebilir. Bir çok din doktrini bu temel üzerine kuruludur. Dinlerin gökten inmediğini kabul ederseniz, temelinde sosyal yaşam ve gözlemlere dayalı sonuçlardan şekillendiğini bilirsiniz.
Çocuklara baktığımızda, özellikle ilkokul çocuklarına, onların gayet bencil, acımasız,huysuz olduklarını görebiliriz.İnsanın bu kötü oluşunu kültür iyiye de dönüştürebilir veya bu kötü yönü destekleyip daha kötü olmasına da neden olabilir.
Birinci seçenek Hobbes’un bencil insan tasviridir. Hobbes’a göre insan yaşamı ilk başta anarşi ortamıdır, insanlar bencildir ve kendilerini kurtarmak için savaşırlar. Devlet ise bu anarşi ortamını engellemek için yapılmış yapay bir yapıdır.
İkinci seçenek empirist John Locke’un “tabula rasa”sıdır. John Locke der ki, doğduğumuzda zihnimiz boş bir levha (yani tabula rasa) gibidir. John Locke’a göre a posteriori (deneyle elde edilen bilgi) asıl olandır. A priori (yani deney öncesi bilgi) yoktur.
Üçüncü seçenek ise evrimsel biyolog Richard Dawkins’in “Sex, Death and Meaning of Life” belgeselindeki şu sözüne benziyor; “İyilik bizim için doğaldır, yardımseverlik fizyolojimizin içindedir.”
Sonuç olarak, burada bunlar arasında karar vermek kesin çizgilerle ayrılmış kutucukları işaretleyerek olmaz. Çünkü felsefi ve psikolojik yaklaşırsak görürüz ki, hepsini bir arada kullanıp bir sentez oluşturabiliriz. Bu yüzden birisini tamamen desteklemek, özgün bir filozof için uygun davranış değildir.
Kesinlikle insan gerceginde kotuye yonelik degildir siddet ve saldirganlikta korku temelli sonradan ogrenilen kendini koruma gudusudur. Cocuk dogdugu andan itibaren her seyi kaydetmeye baslar. Farketmeden kaydettigimiz bunca sey bizi ve toplumla iliskilerimizi son derece karmasik bir hale getirir. Genetik olarak getirdigimiz seylerin davranislarimiz uzerindeki etkisi kesinlikle bilinmiyor henuz. Cocugun gelisimi once anne sonra televizyon ve aile ici bireylerin davranislariyla baslayip arkadas okul ve dusunceleriyle sekillenir. Ne zaman aglayan kizgin bir bebek gorsem uzulurum.
Aynı Richard Dawkins, 60 yıl önce amerkiada siyahlar otobüsün arkasında otururken şimdi böyle bir ayrımcılık bulunmamaktadır demişti. Bence bu söylediği iyicilliğin/kötücüllüğün verilmişliğinin ötesinde, daha doğru bir yagıdır.
insanlar istatistiksel olarak çok belirgin bir çoğunlukla iyicil doğarlar bunu düşündüren ,destekleyen pek çok başka şey gösterilebilir.(tartışmanın burası ayrı bir konu)
ancak şu videoda geçen deney konusunda bir muhalefet şerhi düşmek istiyorum…çünkü bana göre deney sırasında görülenlerin nasıl yorumlandığına göre başka şeyler de söylenebilir.
belki de bebekler kapağı şiddetle örten oyuncağı korktukları için tercih etmiyor olabilirler..yani adalet duygusuyla onu tercih etmedikleri deneyi yorumlayan gözün fikri.
veya kendileriyle aynı çerezi alan oyuncağı,çocukların tercih etmeleri biz ve onlar şeklinde bir ayrıma değil de,o çereze duyulan yani çerezin kendisine duyulan beğeniye bağlanamayacağını kim bilebilir.??
yetersiz veriyle büyük çıkarımlar yapılıyor gibime geliyor.
ama haklı da olabilirler neticede ortada gözlem var…mutlaka yanıldıklarını söyleyebilmek de mümkün değil.
bütün etobur canlıların temel programı: AVLA , ÖLDÜR VE YE’ dir,
insan da etobur olduğuna göre, -vejeteryanları insandan saymazsak- kendilerinden zayıf, güçsüz bir kurban bulunca avlayacaklardır.
“Boş bir levha gibidir, çevre tarafından nasıl doldurulursa öyledir.” şıkkını işaretledim ama merak ettiğim bir konu var :
1-) “huy” doğuştan gelen bir özellik midir? eğer öyleyse buna bir kaç örnek alabilir miyim?
2-) huy dediğimiz karakter yapısı içinde var olan bir durumsa, o zaman huysuzluk dediğimiz şey kötüye yönelimlilik olabilirmi? Yada güzel huylu doğulur mu? (hz. muhammedin güzel huyları ile dünyaya geldiğini duymuştum mesela)
3-) İyiye yönelik olduğunun kanıtı ne olabilir? Bir adada kendi kendine insandan uzak yetişen biri ona şiddet uygulandığında misal, yanağına tokat atıldığında diğerini de uzatır mı?
teşekkür ederim:)
Tebrikler simge.
Çok güzel bir konu. “Boş bir levha gibidir” dedim ama, tamamen boş değildir.
Oradaki “gibi” sözünü “eşittir, tıpatıp, aynısı” olarak almadığını düşünüyorum… Yani “genetik yatkınlık” dediğimiz bir takım şeyler vardır. Onları bir kenara bırakırsak, boş bir levha gibidir.
Benim annemin deyimiyle “Çocuk bir hümayün topudur…”
Özellikle tüm bebeklerin ve çocukların sevimli olması, masum olması, onların din ve Tanrı kavramları ile henüz zehirlenmemiş olması dünyanın en güzel olayıdır.
İnsan doğduğunda değil de anne karnındayken gelişmeye başladığı için hamilelik süreciyle şekillenmeye başlıyor bence, ve sonra ne verilirse onu alıyor boş bir levha gibi.
Ama temelde bir karakteri de oluyor ,eğer ona çok travmatik girişler yapılmazsa o temel karakterle yapabileceği seçimler belli oluyor sanki.
Gerçekten “Boş bir levha gibidir” genetik yatkınlıkları vardır, lakin geliştiği toplumun özelliklerine göre şekillenir. Damak tadı alışkanlığından, dinsel taraf tutmaya kadar.
Boş bir levhanın üzerine kaç tane gölge düşürebilirseniz o kadar ihtimalle doğar… Sonra süner, uzar, hacim kazanır, gözenekleri açılır… çevresine el atar, üzerine düşen gölgelerin kaynağı şekillerle oynar… Aktiftir, değişir, değiştirir.. Akışkan bir gerçekliğe sahiptir, hepsidir;)
Alternatif bir bakış açısı olarak insanın üzerinde her hangi bir toplumsal veya grup baskısı olmazsa bireysel, bencil davranacağını düşünüyorum. Bu bireysel ve bencillik de şiddet ve saldırganlığa yöneltebilir. Bir çok din doktrini bu temel üzerine kuruludur. Dinlerin gökten inmediğini kabul ederseniz, temelinde sosyal yaşam ve gözlemlere dayalı sonuçlardan şekillendiğini bilirsiniz.
İyi ve kötü diye birşey var mı?Neye göre var?
Mesela ben başka bir insanı öldürüp yemiyorum bu iyi birşey mi?
3 şık da doğru.
ben yedim hiç iyi bişey değil 😀
Çocuklara baktığımızda, özellikle ilkokul çocuklarına, onların gayet bencil, acımasız,huysuz olduklarını görebiliriz.İnsanın bu kötü oluşunu kültür iyiye de dönüştürebilir veya bu kötü yönü destekleyip daha kötü olmasına da neden olabilir.
mor, belki damak zevklerimiz farklı ,belki ben beğeneceğim..:)
Ahlak doğuştan mı gelir?
Birinci seçenek Hobbes’un bencil insan tasviridir. Hobbes’a göre insan yaşamı ilk başta anarşi ortamıdır, insanlar bencildir ve kendilerini kurtarmak için savaşırlar. Devlet ise bu anarşi ortamını engellemek için yapılmış yapay bir yapıdır.
İkinci seçenek empirist John Locke’un “tabula rasa”sıdır. John Locke der ki, doğduğumuzda zihnimiz boş bir levha (yani tabula rasa) gibidir. John Locke’a göre a posteriori (deneyle elde edilen bilgi) asıl olandır. A priori (yani deney öncesi bilgi) yoktur.
Üçüncü seçenek ise evrimsel biyolog Richard Dawkins’in “Sex, Death and Meaning of Life” belgeselindeki şu sözüne benziyor; “İyilik bizim için doğaldır, yardımseverlik fizyolojimizin içindedir.”
Sonuç olarak, burada bunlar arasında karar vermek kesin çizgilerle ayrılmış kutucukları işaretleyerek olmaz. Çünkü felsefi ve psikolojik yaklaşırsak görürüz ki, hepsini bir arada kullanıp bir sentez oluşturabiliriz. Bu yüzden birisini tamamen desteklemek, özgün bir filozof için uygun davranış değildir.
Kesinlikle insan gerceginde kotuye yonelik degildir siddet ve saldirganlikta korku temelli sonradan ogrenilen kendini koruma gudusudur. Cocuk dogdugu andan itibaren her seyi kaydetmeye baslar. Farketmeden kaydettigimiz bunca sey bizi ve toplumla iliskilerimizi son derece karmasik bir hale getirir. Genetik olarak getirdigimiz seylerin davranislarimiz uzerindeki etkisi kesinlikle bilinmiyor henuz. Cocugun gelisimi once anne sonra televizyon ve aile ici bireylerin davranislariyla baslayip arkadas okul ve dusunceleriyle sekillenir. Ne zaman aglayan kizgin bir bebek gorsem uzulurum.
Aynı Richard Dawkins, 60 yıl önce amerkiada siyahlar otobüsün arkasında otururken şimdi böyle bir ayrımcılık bulunmamaktadır demişti. Bence bu söylediği iyicilliğin/kötücüllüğün verilmişliğinin ötesinde, daha doğru bir yagıdır.
Bu video ahlakın doğuştan gelmesini açıklamak yerine ahlak kurallarının nasıl oluştuğunu daha iyi açıklıyor bence.
insanlar istatistiksel olarak çok belirgin bir çoğunlukla iyicil doğarlar bunu düşündüren ,destekleyen pek çok başka şey gösterilebilir.(tartışmanın burası ayrı bir konu)
ancak şu videoda geçen deney konusunda bir muhalefet şerhi düşmek istiyorum…çünkü bana göre deney sırasında görülenlerin nasıl yorumlandığına göre başka şeyler de söylenebilir.
belki de bebekler kapağı şiddetle örten oyuncağı korktukları için tercih etmiyor olabilirler..yani adalet duygusuyla onu tercih etmedikleri deneyi yorumlayan gözün fikri.
veya kendileriyle aynı çerezi alan oyuncağı,çocukların tercih etmeleri biz ve onlar şeklinde bir ayrıma değil de,o çereze duyulan yani çerezin kendisine duyulan beğeniye bağlanamayacağını kim bilebilir.??
yetersiz veriyle büyük çıkarımlar yapılıyor gibime geliyor.
ama haklı da olabilirler neticede ortada gözlem var…mutlaka yanıldıklarını söyleyebilmek de mümkün değil.
bütün etobur canlıların temel programı: AVLA , ÖLDÜR VE YE’ dir,
insan da etobur olduğuna göre, -vejeteryanları insandan saymazsak- kendilerinden zayıf, güçsüz bir kurban bulunca avlayacaklardır.