Alim ve arif

Bilge olan kişinin olaylara katıldığını söyledim. Bu katılım ‘başkasının işine karışmak’ şeklinde anlaşılmamalıdır. Daha çok içselleştirmek olarak tanımlanabilir. Eğer basit bir şekilde açıklamak gerekirse şöyle bir benzetme yapabilirim. Bilgi sahibi insan gören ve işiten kişidir. Bilge insan ise tadan kişidir. Görmek ve işitmek beden dışındaki birtakım olay ve oluşumlardan haberdar olmayı sağlar. Oysa ki tatmak, beden dışından beden içine alarak haberdar olmayı sağlar. Duymak ve görmek en genel anlamda “seyirci olmak” şeklinde tanımlanırsa, tatmak “katılmak” olarak tanımlanabilir.

Yani, katılmak “içselleştirmek” demektir. Bir olayı kendine fazlaca dert eden insanlar o olayı içselleştiriyorlar demektir. Kendilerine mal ediyorlar ve etkileniyorlar. Buna bir bakıma “bağlanmak” da diyebiliriz. Bilge kişiler hem bağlıdırlar hem değildirler. O anda karşılarında duran sorunla bütünleşirler ve bağlanırlar. Fakat kısa sürede de bu bağı koparmayı da bilirler. Daha doğrusu, bağlanmanın şart olduğunu bilirler ama bu bağ onları bağlamaz.

Bu son ifade biraz çelişik gibi görünüyor. Ama, bilgenin mantığı çelişiklik içerir. Çünkü, o lineer (çizgisel) düşünmez. Onun bakışı bütünsel ve kapsayıcıdır. Hem kaplar hem kaplanır. Fakat kaplanması uzun sürmez. Sorunu çözdüğü anda bağı koparır ve bağımsız bir varlık halinde yoluna devam eder.

Bilgenin bilgisi “ayn-i yakin” boyutundadır. Yani varlığa ve var oluşa düşünce boyutunda yaklaşmaz. Varlık ve var oluş onun içindedir ve kendini kıstas alır. Başkalarının bilgisi ve başkalarının sözleri onun için tümüyle önemsiz olmasa da fazlaca önemli de değildir. Eğer kendi ölçüt ve kıstaslarına uymuyorsa, başkalarının dediklerine fazlaca kulak asmaz.

Dolayısıyla, bilge kişi yalnızlık içinde yaşamını sürdürmeyi seçmiş kişidir. Başkalarının önem verdiği değerler onun için hiç de önemli olmayabilir. Bilge kişilere eskiler “arif” demişlerdir. Bilgine ise “alim” demişlerdir. Alim uğraştığı konu “ilim”, arifin eylemleri ise “marifet” olarak bilinir. Aradaki fark birinde (ilimde) düşüncenin bulunuşu, diğerinde ise düşüncenin bulunmayışıdır.

Marifet sahibi kişi düşünerek marifetini ortaya koymaz. Marifet, sezginin yardımıyla, bir anda ve düşünmeden ortaya çıkar. Bunun nasıl çıktığını arif olan kişi de anlayamaz. Sanat konusunda bu yetiye “ilham” diyoruz. Şair ilham bekler, ressam ilham bekler, müzik bestecisi ilham bekler. Fakat, bu “ilham” denen yeti beklemekle ortaya çıkmaz, aniden bir şimşek parlaması gibi gelir. Gelişine de hazırlık yapmak fazlaca gerekli değildir. Hazırlık, şu bakımdan faydalıdır. İlham geldiğinde onu güzel bir şekle sokup estetik bir görüntü haline getirmek için ön hazırlık gereklidir. Bu da bol çalışma ve tekrarla oluşur. Fakat bol çalışma ve tekrar bir insanı üstün bir sanat adamı yapmaz. Bunun için sezgi şarttır.

Yetenekli sanat adamları sezgileri kuvvetli olan kişilerdir. İlham sahibidirler. Bu bakımdan onların benlik boyutuna “nefs-i mülhimme” denebilir. İlham vardır ama bu ilhamı sadece kendi çıkarına kullanıyorsa yeteneklerini boşuna harcıyor demektir. Yetenek kendisine verilmiş olabilir. Önemli olan bu yetenekleri nasıl kullandığıdır. Daha önce kumaş örneğini vermiştim. Kumaşın malzemesi bize verilmiş olan yeteneklerdir. Bu yetenekler ya vardır veya yoktur. Sonradan bir düzeye kadar gelişirler.

Önemli olan bu malzemeyi nasıl dokuduğumuz ve üzerine ne tür desenler, motifler ve süsler eklediğimizdir. Motifler ve süsler her insanda farklı olabilir. Bu kumaşın dış görünüşüdür. Ama dokunuşu ve örgü yapısı son derece önemlidir. Bu yapıda toplumun ortak değerleri, ön-yargıları, varsayımları ve eğitim sistemi büyük rol oynar. Toplum bireylerini bir arada tutan, onlara ortak değerler veren büyük çapta aile ve okul eğitimidir.

Bu bakımdan eğitim toplumun temel direğidir, denebilir. Bilgiyi veren ve sezgilerin gelişmesini sağlayan eğitimdir. Fakat ilhamı veren eğitim değil varlığın özüdür.

8 yorum “Alim ve arif”

  1. Yazınızı bir çırpıda ve adeta zihnimle değil yüreğimle okudum. Umarım içselleştirmişimdir. Bu konuları yıllardır düşünen ve araştıran biri olarak tesadüfen ulaştığım yazınıza neden daha önce ulaşmadığımı sorguladım önce. Cevabı da kendimce buldum ve sanırım onu da içselleştirdim. Okumuş olsaydım bile bu kadar etkilenmeyeceğim sonucuna vardım. Mevlana’nın “Hazır olmadan su damlamaz” sözünü anımsadım ve hayıflanmaktan vaz geçtim.
    Sn.Bilgisev, konuyu hem anlaşılabilir ve hem ulaşılabilir sunduğunuz için kendimi çok şanslı hissettim. Lütfen sizi “maarifet ” sahibi olarak nitelememe izin verin.
    Saygılarımla.

  2. Gerçekten çok güzel açıklanmış bir konu.
    Marifet düşünerek elde edilmediği ve gerektiğinde kendiliğinden devreye girdiği için insan kendisine gururlanacak bir sebep de bulamaz. Bu sebeple alimlerin bilgileriyle gururlandığı (hatta kibre daldıkları) zaman zaman görülse de ariflerde böyle bir durum hiç ortaya çıkmaz. Birileri onu kutlasa, yüceltmeye çalışsa O şaşırır! Ve marifet sonucu meydana gelen olayı üstlenmeye pek istekli olmaz; “bilmiyorum, nasılsa oldu” diye samimi bir şaşkınlık gösterir.

  3. Merakımı hoş görün siz arif misiniz alim misiniz?

  4. Sayın misafir kime sordunuz? Sorduğunuz kişiyi siz nasıl görüyorsunuz? Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz?

    xenix

  5. Bilgisev ve Agniaya sordum.Ben kendimi cahil olarak görüyorum.

  6. Herkese merhabalar. Sonsuz us’u geçenlerde Hazarlarla ilgili bir araştırma yaparken buldum ve Haluk hocamın ve diğer değerli bazı üyelerin yazılarını görmüş oldum. Haluk hocamın özellikle Türk tarihi ve tasavvuf konusundaki yazılarını büyük ilgi ile takip ediyorum. tam aradığım gibi kaliteli bir site olduğunu söyleyebilirim.

    Bundan sonra buradayım. zamanım oldukça ben de katkı yapmaya çalışacağım. görüşmek üzere,

    Sevgilerimle.
    Kutadgubilig

  7. İlginizi çektiyse “Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf” adlı kitabımın ikinci baskısının satışa çıktığını bildirmek isterim. Okumanızı öneririm, zira birçok konu bütünsel olarak ele alınıp açıklanmıştır.

    Ayrıca bu kitap bir “kaynak kitap” olduğundan kalıcı bir belge edinmenin faydalı olacağı görüşündeyim.

    sevgiler

  8. Hocam teşekkür ederim. En kısa zamanda okumak isterim kitabınızı. Ön-Türklerle ilgili çalışmalarınızı kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

    Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.
    link to geocities.com

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.