Son günlerde dikkatimin odağına aldığım bir durum var. Evden çıkıp işe gidene kadar ve işten çıkıp eve dönene dek çevremde sıkça gördüğüm antenlerinin uzantıları yukarı değil, aşağı bakan garip bir tür!!! Bazıları bu antenlerin bağlı olduğu ışık saçan bir kutucuk çıkartıyor çantasından, cebinden kurcalıyor. Elinde tutuyor bu kutucuğu kimileri tuşlarına basıyor. Başta tek tük idi bu görüntü, sonradan çoğaldı, şimdilerde ise bu anten ve kablo ikilisini kullanmayan kalmadı. Antenin ucundaki düğmelerin kulağın içine geçiriyor olması kulak için bir sakınca oluşturur mu diye geçti aklımdan, zira kazara bu düğmeyi çıkardıklarında kulaklıklarından bangır bangır ses çıkıyor.
Şimdi kullandıkları nesnelerin sorumluluğunu da taşır kişi düşüncesiyle, uğrayacakları zarar konusu kendilerini ilgilendirir diye düşünüyorum. Benim merakımı cezbeden asıl soru şu
“bu antenli türün bunca çoğalma sebebi ne olabilir? “
Sürü psikolojisi mi?
Merak mı?
Algıyı kapamak mı?
Keyif mi?
Ya da ne?
“bu antenli türün bunca çoğalma sebebi ne olabilir? “
trend oyle canimcigim 🙂 Ya uyacaksin ya da uyacaksin 😀
telefonuda çöpe atıcam anasını sattııımın trend dünyasında.
bıktım yahuu antenli kuntenli telli tüylü paçavrası modelli kafa görmekten….
İhtiyaçtır.
xenix: Takiplerim
hmm. ihtiyaç!!
o zaman bu kelimeden çoğalan her şey için ihtiyaçtır fikrini çıkarabilir miiz???
İhtiyaç olması sizi tatmin etmeyecektir ama. Neden insanlar böyle bir şeye ihtiyaç duyar diye bir başka soru soracaksınız.
Mesela insanlar neden pantolonlarını veya gömleklerini ütüleme ihtiyacı duyar??
xenix: Takiplerim
neden duyar xenix? ben duymuyorum mesela:) yıkayınca iyice silkeleyip asıyorum kuruyunca da kullanıyorum. daha bir kişi neden ütüsüz kullanıyorsun demedi ya da fark etmedi…
size sunulanı tercih etmekle etmemek arası bir istek mi vurgulamaya çalıştığın?
Telefon başlı başına sağlık için tehlike birde antenle kulakta… Sanırım, ilerki dönemlerde beyin tümörleri çoğalacak gibi görünüyor.
yaa hayır yani meraktayım, sürü psikolojisi mi acaba? o takıyo bende takçam!! ahaa bir de kablosuzları var takmış kulağına kendi kendine konuşuyor gibi, baştan kendimden biri sanıp seviniyorum (deli, kendi kendine konuşur ya!), sonra bakıyorum değil fln fln işte öyle:)) bu şaka kısmı tabi:))
gerçekten merak ettim müzik dinlerken, yada konuşurken kulak tamamen iptal oluyor, dolayısı ile yolda arabada v.s algı dikkat gibi mekanizmalarda kapanıyor bölee gidiyor vatandaş…
hani çok bi ihtiyaç mı bu şimdi?
Ona bakarsan müzik de bir ihtiyaç değil. Ama klasiğinden popuna, rocktan jazzına herkes yapıyor dinliyor vs…
Sana insanların yaptıkları bu şey saçma geliyor. Ama empati kurmak kolay. Senin mesela kendine baktığında hiç mi yok saçma bir şeye ihtiyaç duyma hissin. Çıkıp dansetmez misin mesela, içki içmez misin, şiir yazmaz mısın? Nedir seni bunlara iten ihtiyaç hissi.
xenix: Takiplerim
ya olmaz olur mu? benim saçmaladıklarım buradan kuzey kutbuna yol olur:)
ben acımasızca eleştirmiyorum sadece öğrenmek istiyorum. ihtiyaçtan ise buyursunlar dolaşsınlar antenli antenli. zaten şehrin uç noktasına çık bak evlerin tepesi de antenli her yer anten!
şiir yazmakla, dans etmekle, içmekle (ki ben bunların hepsini saçmalayarak yapar bide üstüne suyunu çıkartırım ayrıca) antenli türlerin üremesini nasıl aynı kefeye koydun halen anlamadım ben xenix ya?
vallaha sana muhalefet olmak için değil, ihtiyaç kelimesi beni ikna edemediği için didikliyorum:)
hem ihtiyaç, yaşamsal sürec içinde gerekli olanlar değil mi? ha tabi keyfi ihtiyaçlarda var işte yazdıığın gibi şiir, dans, müzik, gezme filan. ama bu antenli dolaşmak başka bişi bence bunun çoğalma sebebi ihtiyaç dışı bişi gibi geliyor bana.
Delişey, ihtiyaç ihtiyaç. İnsanın her davranışı ihtiyaçtır, az ya da çok.
parçuket,
kesin kararın mı bu? yoksa xenix’e destek mi oluyorsun:)
Eminim, son kararım delişey 🙂
Xenixle genelde paralel düşünüyoruz zaten, bende büyüyünce xenix olacam inşallah.
biraz pozitif olun;)
xenix, paralel olmayı pek sevmez bak.. sevgili parçuket;))
sen büyünce statik ol bence;))
ooo parçuket, sen ruh eşini bulmuşsun gibi. ruh eşin de seni bulacak mı acaba?
o artıyı da xenix vermiştir kesin, ben vermediğime göre hehehe
Yok daha bulamadım delişey ya, bulamıycam da zaten :s
Nesnel açıdan ne farkı var ki? Biri şiir yazarak kendini ifade ediyor diğeri telefonda konuşarak kendini ifade ediyor. Biri dans ederek eğleniyor biri yolsa müzik dinleyerek eğleniyor. Birine radyasyon zararlı birine içki zararlı… Eee?
xenix: Takiplerim
“Nesnel açıdan ne farkı var ki? Biri şiir yazarak kendini ifade ediyor diğeri telefonda konuşarak kendini ifade ediyor. Biri dans ederek eğleniyor biri yolsa müzik dinleyerek eğleniyor. Birine radyasyon zararlı birine içki zararlı… Eee?”
eee’si şu:
sokağın her köşesinde, toplu taşıma araçlarında ellerinde kağıt – kalem şiir yazan insanlar, dans eden şarkı söyleyen insanların olduğu bir ortam, bu ortamın günden güne çoğalarak büyüdüğünü hayal etmeni istiyorum:) kocaaaman bir ortam, bir şehri kapsayacak kadar kocaman…
ve bana şaşırmadığını bunun nedenini sorgulamadığını ve hatta bu duruma kayıtsız kalıp bir cevap aramadığını söyleyebilir misin?
sahi bunu söyleyebilir misin?
Şaşırmam işin gerçeği. 80 lerde garip saç yapılı, vatkalı, volkmenli, yüksek bel pantolonlu, strech kotlu insanları görmüş biriyim. Daha fazla şaşıracağımı sanmıyorum.
xenix: Takiplerim
Haa şöyle, ihtiyaç değil bir akım yani:))
Karadenizlilik var mı? öğrenebilir miyim? ( özel değilse) düzeltiyorum (sakıncası yoksa:)
O dönemlerde insanların yaptıkları da ihtiyaçtı ki… Akımlar zaten ihtiyaçtan doğar.
xenix: Takiplerim
Muhtemelen çoğu “sana ne” diyecektir. 🙂
xenix: Takiplerim
hmm. doğsun, doğsun… bende içimden doğuyorum şimdi. doğum sancısı!!
bence bu antenli tür ihtiyaçtan doğmuş olsa bile ihtiyaçtan çoğalmadı da, bulamıyorumki ne için ürüyo bunlar!!! yarın sorcam önüme gelen antenli insanlara, bu düşünmekle olmuyor, bakalım ne cevaplar alıcam yazıcam buraya…
ihtiyaç fikrinin içinde başka bişi saklı. deneyip hoşlarına mı gidiyor? yada kullanmadıkları zaman canları mı sıkılıyor? düşünmek istemedikleri için mi kullanıyorlar… hatta şimdi çıkıp sormalıyım yarına kadar çatlarım ben:)
:))) bana “sana ne” diyecek biri olabilemez.. var mısın iddiasına?
elime mikrofon alıp iki üç kabloyuda sallandırıp elimde sorucam sorularımı:)) havaya girecek hepsi cevapları okuduğunda şaşıracaksın:)))))
Tamam merakla bekliyorum.
xenix: Takiplerim
14 kişiye sorabildim, zamanım buna yetti.
Sorduğum soru cümlesi şu basit ve anlaşılır:
“afedersiniz, bir yazı hazırlıyorum, cep telefonu kulaklık kullanımıyla ilgili araştırma yapıyorum, yardım edebilir misiniz? ” (buradaki o yardım sözcüğü, anahtar) yurdumun yardım sever insanına selam olsun…
Alışkanlık gurubu
9 kişi kafadan (6’sı erkek) “müzik dinlemek ve kendimi dış dünyadan soyutlamak için kullanıyorum” dedi. Dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak ve insan, araç seslerinden hoşlanmamaktan kaynaklı kulaklıkla kendini kamufle ettiğinden bahsetti. Sıkıntılı zamanı eğlenceye çevirdiğinden bahsetti biri. Alışkanlık olduğunu vurguladı ama hepsi. Hepsinin fikri aynı sonuca ulaştığı için hepsini aynı gruba topladım.
Mecburiyet gurubu
3 kişi (2’si erkek) araba kullanırken telefonla daha rahat konuşabilmek için mecburen taktıklarını söylediler. Bir nevi mecburiyet olduğunu trafikte uzunca bir süre gitmenin verdiği rahatsızlığı kulaklıkla radyo dinleyerek ve müzik dinleyerek giderdiklerini söylediler. Bu türe artı bir soru sordum peki buna mecbur musunuz? yani müziği ve haberi arabanızın radyosu ve CD çalarından dinleyemez misiniz. kulaklığın kolaylığından bahsetti ikisi. Araba kullanırken algı ve dikkati dağıtıp dağıtmadığını sorduğumda “alıştık” diye yanıt aldım:)
Bihaber gurubu ( Çok şekerlerdi:) )
bunların ikisi de şeker mi şeker iki çıtır gofretti 18 yaşında filanlardı sanırım yada daha altı, soruyu sorduğumda birbirlerine bakıp kikirdeştiler yüzlerinde garip ifadeler belirdi, heh dedim bunlar xenix’i haklı çıkartacaklar, geliyor şimdi “sana neeee” cümlesi!!!
Yok yok hiç öyle olmadı, hatta şaşırttılar beni. Neden kulaklık kullanıyorsunuz diye sorduğumda “bilmiyorum” dedi biri, diğeri de kaşınla gözünle saçınla oynadıktan sonra “bilmemmm , hiç düşünmedim” dedi:)))
sonuç olarak üstte yazdıklarım bire bir 14 kişi (6 dişi + 8 erkek) olmak üzere sorduğum soruya içtenlikle cevap veren insanlar. onlara teşekkür ettim elbet, buradan da ediyorum ve aldığım cevapları bu sitede yazacağımı da belirttim.
Dip not: içlerinden hiç biri ismini vermek istemedi ve sana ne demedi. yani hem içtenlikle yanıt verip samimi oldular diğer yandan da kendilerini deşifre etmekten çekinip güvensizlik duydular. bu da gözlemlediklerim arasındaydı.
14 kişiden birinin yerine koydum kendimi ve cevabımı yazayım.
Pek nadir takmışımdır o da ingilizce hikayeler dinlemek istediğimde sonra sıkıldım ve bu tür insanları görünce başka dünyadan gelmiş gözüyle bakıyorum ben. Saçma bir savunma “dış dünyadan kendimi soyutluyorum” devekuşu misali.
Tüketim sermayesinin gençlere empoze ettiği bir yaşam şeklidir. Bir çok şeyi bizlere empoze ettikleri gibi,
Bizlerde kullanıyoruz (Ben kullanmıyorum)
Iyi izole edilmis kulaklikla( kulak icine takilan cift keceli -dis sesleri 75/80dB(Moskova Metrosu)den 25/30 dB ye indiren- Muzigide ~85dB gibi dinleyince 90dB sinirinda ~%15 kirlilikte muzik dinleyebiliyorsunuz )MP3 dinlemenin keyfini yeni kesfettim.
Gunde 2,5 saatimi alan yolda yaklasik uc album dinleyebiliyorum.-
Bir davranış alışkanlık olduğu için tekrarlanmaz. Tekrarlandığı için alışkanlık olur.
Bu yüzden “alışkanlık” temel sebep olamaz.
Aslında işin gerçeği konuyu başta ben yanlış anlamışım. Bluetuth sandım anten falan deyince. Kulaklıksa ihtiyaçtan öte yararları da var.
Telefonu kulağına dayadığınızda beyniniz pişer. Evet bildiğiniz mikrodalga fırındaki gibi pişer. Kulaklık bunu çok daha aza indirger.
Telefonu kulağınıza dayadığınızda bir eliniz kullanım dışıdır. Bu yüzden araba kullanırken telefonu tutmanız yasaktır ceza yersiniz. Ama kulaklıkla konuşmak serbesttir. (Dikkat dağıtması da araba süren birinin konuşmasının dikkat dağıtması kadardır)
Müzik dinlemek zaten yararlı mı değil mi ayrı bir tartışma konusu.
Ayrıca konuyu buradaki gibi sorsaydın sana ne diyenlerin sayısı artardı emin ol. Ama politik yaklaşım her zaman yararlı olmuştur :))
xenix: Takiplerim
yumurta tavuktan çıkar, tavukta yumurtadan oluşur:))
“Bluetuth sandım ”
blututh’un anteni yok, ayrıca aşağı doğru sarkan bir anteni hiç yok. zaten orada “anten” bir metafor, kordonları temsilen. dikkatinden kaçmış sanırım.
yararları konusunda hemfikirim. ama ben yararlı olanı zaten tartışmam ki.. beni zarar bölümü ilgilendirdi. merak ettim. yapım bu. genel kullanım amacına uygun olanı değil, saatlerce kulaklarına ne diye takıyorlar diye sordum, neden çoğalıyorlar günden güne merak ettim, tartışmaya açtım… birebir de yorum dinledim mamafi merakımı giderecek cevaplar da aldım.
hmm. kısaca sor biz anlarız diyorsun, anladım:) peki, dikkat ederim bundan böyle. ayrıca “sana ne” cevabı da alsaydım gerilmezdim emin ol… en sevmediğim sözcüklerden biri “banane” dir zira…
“9 kişi kafadan (6’sı erkek) “müzik dinlemek ve kendimi dış dünyadan soyutlamak için kullanıyorum” dedi.
Dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak ve insan, araç seslerinden hoşlanmamaktan kaynaklı kulaklıkla kendini kamufle ettiğinden bahsetti. “
Xmen değinmiş biraz..
“Tüketim sermayesinin gençlere empoze ettiği bir yaşam şeklidir. Bir çok şeyi bizlere empoze ettikleri gibi,”
“kendimi dış dünyadan soyutlamak için kullanıyorum” dedi.”
İşte; bu cümle, korkunç geldi bana..
“Dış dünyadan soyutlanmak..”
Delişey, farkında olmadan, çok önemli bir durumun şahitliğini yapmış aslında.. Üzerinde durulacak çok şey var burda..
Hafif teknoloji dediğimiz “TV’ler” insanları önce, evlere hapsederek, aileler arası iletişimi kopardı.( Herkes bol bol tüketim çılgınlığı yaşamaya başladı..)
Sonra bilgisayarlar; gençleri, internet cafe veya odalarına tek başına (Hücre cezası gibi)hapsetti..
Asosyal, düşünmekten uzak, dış dünyadan soyutlanmış, üretime zerre kadar katkısı olmayan” inek gibi sağmalık” bir gençlik çıkarmanın peşine düştüler.. son derece başarılı olduklarını da, sevgili delişey, sokak röportajı ile ortaya koydu..
Gençler, bu antenleri kullanırken ve kendilerini dış dünyadan soyutlarken, kime hizmet ettiklerini biliyorsunuz değil mi?
Oy verme yaşı 18’e indi..kılçıksız balık..siyaset yok, sorgulamak yok, örgüt yok, sendikalaşma yok..
bireycilik, en çok kimlere yarar acaba? kapitalistlerin ülkeleri nasıl yönettiklerinin de bir ispatıdır bu..
bilgisayarın başından kalk veya kulaklığını bi zahmet çıkararak,
oyunu kullan gel..
sonra;
Gelsin %50’liler..
seçim sonrası, şaşkın şaşkın soruyoruz..
-yahu!! nerden alıyo bu oyları bunlar??
statik ben bu işi meraktan yaptım ama o cümle benimde kanımı dondurdu:(((
cümle aynen böyle kuruldu vallahi
“kendimi dış dünyadan soyutlamak için kullanıyorum”
bu ne demek yahu? insanlara bunu söyleten ne?
xenix şimdi bizi paranoyak ilan edecek ama ben cidden sarsıldım bu cümle ile…
Yaa bunlar, yarın öbür gün,
intihara meyilli, psikolojik sorunlu tipler olarak, aramızda geziyor olacaklar..
Aslında,
elin değmişken sen, bide intihar istatistiklerini bulabilsen, yıllara orantılı olarak..
Yaş, eğitim, cinsiyet, bölge..vs vs intihar istatistiği lazım..
ayrıca; aynı şekilde, psikolojik tedavi görenler istatistiği de lazım;))
Bunu yapmak istediğimi sanmıyorum statik:) merakta etmiyorum zaten.
Ben hemen hemen hepimizin bir çukurun ağzında olduğumuzu düşünüyorum. zamanla dibe çöken, zamanla kuyu kapağını aralayıp gökyüzüne bakan!! ama oradan hiç kurtulamayan:)
Bence gerçekten paranoyaksınız. :))
Adamlar şehrin gürültüsünden uzaklaşmayı = Kendini dış dünyadan soyutlamak olarak görüyorlar.
Siz kendinizi dış dünyadan soyutlamak için hiç mi müzik dinlemez, kitap okumaz, tv de bir film seyretmez, ormana pikniğe gitmez, tek başınıza yürüyüşe çıkmaz, sinemaya gitmezsiniz?
(Daha önce yapmıştım bu teşhisi malesef tekrarlamak zorundayım. Çok fena kuşak çatışması yaşıyorsunuz. )
xenix: Takiplerim
paranoyaklık geniş bir yelpaze tabi, içinde tanımları bol, ben kuşkucu kısmını alıyorum konumuzla ilgili, düşünce şeklimize uyması açısından.
elbette birçok insan gibi bende kendimi dış dünyadan soyutlamak için müzik dinlerim, kitap okurum, tv de bir film izlerim, pikniğe giderim, tek başıma yürüyüşe çıkarım, sinemaya giderim, spor da yaparım, içerim de, sonsuz. us’a girer yazı da yazarım, yorum da yaparım. zaten tüm bunları yapabilen birileri kulağına kulaklık takıp günün büyük bir bölümünü bu şekilde geçirmez, böyle bir davranışa yönelemez diye düşünüyorum ben.
kulaklığı reddetmek kuşak farkıyla ilintili ise ona da eyvallah:) ama her nedense bu kuşak farkı hep gelip teknolojinin insan zararına kullanılan bölümlerine karşı çıktığımda buluyor beni:)) neden se???
Hayır. Kuşak farkını, yeni nesillerin neyi neden yaptığını anlayamamanızdan söylüyorum.
Paranoyak oluşunuzu da, “insanın şehir gürültüsünden uzaklaşmasını” oy sonuçlarına, inek gibi sağılmalık olmalarına, hatta intihara kadar getirip garip bir hale soktuğunuzdan dile getirdim.
xenix: Takiplerim
Yeni nesil için elimden geldiğince anlayışlı olmaya çabalıyorum.
Biri kız diğeri erkek iki çocuk yetiştirdim. Onları anlamak amacıyla, gittikleri mekanlara takıldım, dinledikleri müziklerin onlara ne katttığını deneyimledim. Rock müziğin felsefesinin ne olduğunu tanımaktan tutun da sosyal sitelerde onları ne gibi bir durum beklediğini görmek için var olan popüler sitelere kayıt bile oldum. Yaşam şekillerini çağa uygun ama hayattan kopmadan devam edebilmeleri için elimden geleni yapmakla meşgulum… Bunları sadece evdeki yeni neslim için değil genelini anlayabilmek adına yapıyorum. Kuşak farkı arası o kadar da süralte açılıyorki bu arada. eskiden arada en az 30 yaş olduğunda kuşak çatışmasından bahsedilirken, şimdi 5 yıl bile kuşak farkının ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Her değerin hızlıca yok olup gitmesi beni rahatsız ediyor. Bilgi dahil her dağer çabucak tüketiliyor. Her yeniliğe kapılarını sonuna kadar bilinçsizce açıyor insan evladı, ama aynı hız ve bilinçsizlikle tüketiyor. Sen ne diyorsun arkadaşş???
“Hayır. Kuşak farkını, yeni nesillerin neyi neden yaptığını anlayamamanızdan söylüyorum.”
Bu fikrini reddediyorum delice hemde:))
Dünyayı değiştirme yolunun önce kendini değiştirmek olduğunun bilincindeyim, çağın gerisinde olmak filan da değil niyetim. Sadece anlayış gösterdiğim kuşağın da, biraz beni anlayabilmesi dileğim…
Yeni nesil gerçekten çok zeki. Bunun en büyük kaynağı ise beyinlerinin daha çok etkileşimle karşılaşması. Daha çok yaşamsal problem çözen çocuk daha çok beynini kullanır ve daha zeki olur.
Yeni neslin zekasını tartışmam! duyarlılığını görmek isterim ama. gördüğümde mutlu oluyorum:))
mesela yığın bilgi ve teknolojinin içine gelen bir kuşağın var olduğu bir ülkede sürekli geri giden bir toplum, kendini dünyadan soyutlama, kullandığı kulaklığı neden takmış olduğunu hiç düşünmeme, v.s gibi durumlar gözlemleyince düşünüyorum. bir şeye ihtiyaçları var ama ne?
ee tabi sırf beni mutlu edecek diye duyarlılığını gösterecek de değil elbet. ve bu zeka pıtırcıklarından oluşan kuşaktan şöyle köklü bir dönüşüm bekliyorum:) hani abilerinin ablalarının zor koşullarda ulaştıkları başarıları bir başarsınlar haa!
zekada sorun yok! ama bi sorun olduğu kesin:)
“Hayır. Kuşak farkını, yeni nesillerin neyi neden yaptığını anlayamamanızdan söylüyorum.” xenix..
Delişey sokakta öğrendi ya, neden yaptıklarını..
Bizde verilen cevapları yorumladık zaten.
xenix; antenlilerin, kendi cevaplarını da yalanlamazsın umarım..
Adamın sarfettiği cümle;
“kendimi dış dünyadan soyutlamak için kullanıyorum”
Neden bi insan, kendini dış dünyadan soyutlamak ister?..
verin cevabı da görelim..
Gençlerin zeki olması ayrı bir konu..ama, psikolojik sorunları olduğu bir gerçek…
bu da tamamen bireyselleşmenin akibeti..
bireyselleşme= Teknoloji= anten= bilgisayar=WolfTeam=Metin2=Iron Men=FlatOut..
dışarda, kendilerini bekleyen bir “DOĞA” olduğundan bi haber, kitleniyorlar teknolojinin başına.. oksijensiz, güneşsiz bir hayat..
yazık bu gençlere! yazık!..
Haklısın statik zaten onların cevaplarına göre yazıyorum. Kendini dış dünyadan soyutlayamayanların kalabalığın ve gürültünün içinde yok olup gittiklerini görüyorum. Bu yüzden diyorum farkında değilsiniz kuşak çatışması yaşadığınızın. 🙂
xenix: Takiplerim
statik,
kendini dış dünyadan soyutlamalısın :)) kulaklığı tak ve keyfine bak. böylece kalabalığın içinde yok olup gitme ihtimalin olmaz.
haa siyah kuşak kapının arkasında asılı kendinle çatışma yaşama nerede diye:)
Neden gidermek istediğin iletişim ihtiyacı veya dinleyerek gidermeye çalıştığın müzik ihtiyacı hep bir elde toplanmak zorunda. Bir elde toplandığı zaman ihtiyaçların bir önemi kalmıyor.
Herkes resim çekerse, resim çekmek anlamını yitirmez mi? Bugün profosyonel foto çekemeyen bi telefon yarın “herkes fotoğrafçı olabilir” başlığı altında yüksek kalite fotoğraf çekebilen ürününü pazarlamayacak mı?
Ya da her an telefonla konuşabilirsen, iletişim aslında sekteye uğramaz mı? İletişim kurmanın “özel” bir durum olduğu gerçeği, iletişimin “sıradan” bir durum olduğu gerçeğine evrilmez mi? Pratikleştikçe sentetikleşen ihtiyaçlar üzerinde yaşıyoruz.
Aslında yeni nesil dediğimiz genç kuşak sandığınız gibi sorunlu değil. Hızlı gelişime yabancı değiller, çabuk adapte olabiliyorlar. Zaten o koşullar içinde büyüyorlar. Fakat bu hızlı gelişim, orta yaş ve üzerinde daha etkili oluyor. Bize danışmak için gelenlerin bu konudaki en büyük sıkıntısı hızla globalleşen dünyanın duygusal ilişkilerine olumsuz etkileri üzerine oluyor genelde. İnternet ve sosyal ağların yaygınlaşması yeni nesili değil fakat 40 yaş üstü insanları kötü etkiliyor.
Kötü etkiliyor??? nasıl bir kötü bu? kötü olan ne? kulaklarının sağırlığı ile sonuçlanacak eylemlerini neden böyle davranıyorlar diye sorgulamak mı? evet, evet epey kötüü:)))
şimdi benim gözlemlediğim benim yeni bir nesil olamayacağım, ama yeni nesile bal gibi de uyabileceğim:)) ben yeni nesle dönüşemem ama yeni nesil benim gibi olacak:) çok değil bi kaç zaman sonra
sorun ne biliyor musun, asıl sorun : kendilerince işe yaramadığını düşündükleri hiç bir konuya (herhangi bir bilgi olabilir, bayram ziyareti gibi bir davranış olabilir) ilgileri yok. Bunun akabinde ortaya elle tutulan bir şey çıkardıkları da yok:)) halen eskileri kopya edip duruyorlar, siyaset, felsefe, sanat v.s… teknolojinin sağladığı kolaylıkla birlikte ürettikleri şeyler nedir bir sıralayabilir misin? bir akım, bir hareket, bir oluşum???
insan yararına olsun ama, cidden ben bilmiyorum öğrenmek istiyorum…
“genç kuşak sandığınız gibi sorunlu değil” demişsin..
tabi ki sorunlu değiller.
ben de, sorunlu hale getiriliyorlar diyorum..
konunun etrafında dönme lütfen;)
konu;
Gençlerin asosyal, toplumdan soyutlanmış, dünyadan soyutlanmış bir yaşam seçmelerinin,
ileriki yaşantılarına olumsuz yansıyacağı..
“Bize danışmak için gelenlerin bu konudaki en büyük sıkıntısı hızla globalleşen dünyanın duygusal ilişkilerine olumsuz etkileri üzerine oluyor genelde. “
size danışmaya gelenler, 40 yaş üstü mü? genel de hangi grup bunlar?
cümlenin devamında;
“İnternet ve sosyal ağların yaygınlaşması yeni nesili değil fakat 40 yaş üstü insanları kötü etkiliyor “demişsiniz de..
o yüzden sordum..
40’ın dan sonra azanı, teneşir paklar… teknoloji değil;)) demek istemişsin;))
tamam, söz!.. bi daha, teknolojiyle ilgilenmiycem;) .. cısss..;))
Ben yeni nesilden şikayetlerinizi anlıyorum da, çoğu yanlış gözlem diyorum. Yeni nesil daha zeki, daha yaratıcı, daha duygusal, daha bilgili, daha araştırmacı, daha duyarlı, daha sosyal, daha hızlı, daha üretken, daha tüketimci…
İnanmıyorsanız kendi zamanınızla karşılaştırma yapınız. Kaç sosyal kulübe derneğe üyeydiniz? Kaç proje içinde yer aldınız? Kaç mektup arkadaşınız vardı? En basidinden 80 de çıkan üniversite soruları ile 2011 de çıkan üniversite sorularını karşılaştırabilirsiniz mesela zeka ve bilgi düzeylerini ölçmek için. Kaçınız beste yapıp paylaştı arkadaşlarıyla? Kaçınız gönüllü sosyal vakıflarda çalıştı?
Vesaire vesaire… Örnekler çok. Yeter ki subjektif bakmayalım.
xenix: Takiplerim
O akıllı aynı yeni nesil “Kaybedenler Klubü”nü izledikten sonra Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabına hücum eden, felsefe okumadan Nietzsche okuyan yeni nesil değil mi? Hem bunlar yeni nesil içinde belki de en akıllıları. Demek neymiş özgün değil yüzeysel araştırmacı, üretici değil covercı bir nesil varmış.
Yeni nesil için anahtar olan kelime TREND. Var mı itirazı olan?
heh heh heh bu xenix’e
tüm nesiller iç içe geçmiş vaziyette:) kendini paralama birini üste çıkaracam diye, senin karşında çocuk yok:)))
Kimseye gerizekalı denmiyor! sunulan şartlarda ortaya koyulan ne onu soruyor? atladığı boyutun insani bazda getirisini soruyor? daha iyi ne yapmış ne yapacak onu merak ediyor?
dershane yokken, yararlanacağı kaynak kitap v.s yokken tıbbı kazanan insanlara burun kıvırmayın emi:)
Ortaya konulanlardan bahsediyorum zaten. Aslında elimizde güzel bir platformda var bunu gözlemlemek için. Sitemiz…
Sitemizde ki 20 yaşlarda olanları ve 40 yaş sonrasını karşılaştırabilirsiniz.
xenix: Takiplerim
Ama hangi gençlik?
2000’li yılların gençliği..
Kaynak: link to genclik.bilgi.edu.tr.
İstanbul’da, 15-24 yaş arası, eğitim gören/eğitimine devam edecek olan 1014 gençle yapılan araştırmaya göre;
gençlerin % 11.8’si spor kulüplerine üye,
% 13.8’i derneklere kuruluşlara üye,
% 74.5’i hiçbir dernek ve kulübe üye değildir.
Spor kulüpleri/dernekler …………………………………………….%11,8
Öğrenci kulüp/dernek …………………………………………….%5,5
Özel meraklarla ilgili …………………………………………….%3,8
Doğa/çevre/hayvan koruma örgütleri…………………………………………….%2,0
Dini cemaat/vakıf/grup…………………………………………….%1,7
Siyasal partiler…………………………………………….%1,2
Kültür/sanat…………………………………………….%1,1
Eğitim/sağlık………………………………………………..%1,1
Dezavantajlı grup birlikleri…………………………………%0,4
2003 yılında toplam intiharların en yüksek olduğu yaş grubu % 34 ile; (15-19 yaş) grubudur.
Kaynak: TÜİK
21% ….25-34 yaş
34%……15-19 yaş
14%……35-44 yaş
11%……45-54 yaş
7%……..55-64 yaş
6%……..65-74 yaş
4%……..75 + yaş
Kaynak: Adalet İstatistikleri
Cezaevine giren hükümlüler arasında en hızlı artış 11-15; 16-18 ve 19-21 yaşı grubundaki gençlerde görülmektedir
Gençlerin işledikleri suçların başında ekonomik kaynaklı suçlar gelmektedir. 15-17 yaş grubunda temel suç hırsızlık iken, 18-24 yaş grubunda icra ve iflas kanununa muhalefet temel suç olmaktadır.
Son Olarak Oy dağılımını yazayım..
18-28 yaş grubundaki gençlerin ;
% 36.7’si AKP’ye oy vermiş.
CHP %15
MHP %14.5
DP %4.1
1970 yıllarda ki gençliğin durumuna bakarsak;
%90’nı en azından, bir siyasi parti veya kuruluşlara üye idi..
Bu yüzdendir, 1980 ihtilalini yapmak zorunda kaldılar..
İhtilal sonrası malum zaten..gençlik tamamen siyasettten koparıldı.
Şimdilerde ise; teknoloji uyuşturucusu ile uyutulmaktadırlar..
ahh xenix,
her yazdığını okuyunca bir gülümseme oluşuyor yüzümde. vallahi çok şirinsin:))
sitedeki yaş ortalamasının bir listesi mi var görebileceğimiz şekerim? bunun bir göstergesi mi var? nick (mahlas) yanında yaş, cinsiyet belirtilmediği için kimin ne olduğunu nereden bileceğiz? yani yazıyorsun da, yazıyorsun sadece:)))
valla sen artık ne yazacağını ve nasıl cevap vereceğini bilemediğinden laf olsun diye yazıp duruyorsun bişiler? benim sorduklarımla ne alakası var bu cevapların???
karşılaştıralım bakalım sitede en iyi anlaştığım insanlar ile aramda, senin deyiminle kuşak farkı var, ama anlaşamadığımız bir konu yok! ne dersin bu işe? yanılıyorsun xenix ve inat sorunsalın olduğu gözlemleniyor tarafımdan:))
“devekuşuna “uç” demişler ben deveyim demiş… öyleyse “koş” demişler ben kuşum demiş… ”
:)))
bak, statikten örnek al biraz belgelerle çatır çatır yazmış…
Bazen anlaşıyorsun ama bak başlığı açtığına göre anlayamadığın şeyler de var.
Kimler genç kimler 40 yaş üstü yazılanlardan anlayabiliyorum ben. 🙂
xenix: Takiplerim
anlayamadığım şeyleri anlamaya çalışıp emek verme gücüne sahibim en azından:) keçi gibi inatlaşmıyorum! anlayışını takdir ediyorum xenix. gençleri anlayınca kulaklık takıp kendni dış dünyadan da soyutluyor musun?
amann neler diyorum ben:)))
insanların kulaklıkla dolaşmasını anlayabiliyorum çünkü ben de hergün işime gücüme giderken geçirmem gereken süreyi kulaklıkla dinlediğim müzikle daha çekilebilir kılıyorum .çekilebilir kılmaktan kastım çekilemez durumda olan şehir yaşamına vurgudandır.bırakalım makina seslerini gün boyu maruz kaldığımız sadece insanın konşmalarından ortaya çıkmış sesler bütünü bence dünyanın en çirkin en katlanılamaz gürültüsüdür.rahatsızlık veren gürültülere olabildiğince az maruz kalmak için kendimi koruma çabamdır.
gün içinde insan sesleri neden çıkıyor ,bu insanlar ne anlatıyor birbirlerine bukadar çok acaba diye kulak kabarttığımda kocaman bir hiç görüyorum.neden hiç? kimi dün gece nerelere gittmiş,nekadar ne içmiş,nasıl dağıtmış, nasıl kadın veya erkek bulmuş, nasıl seks yapmış, pazardan domatesi kaça almış, yan komşusunun kızı nikahı atmış, öbürünün (bu arada ‘dünyanın durduğu gün’ filminde ‘uçurumun kenarına gittiğimizde değişiyoruz ‘ dedi keanu reeves . ) ah evet nediyorduk kim kaçta kalkmış, nerde ne kadara ne yemiş… gibi konuşmalardan ibaret bir gün geçerken bense yok eğer yoksa yok kelimesi nasıl vardır gibi sorularla geziyorum .sonra doğal olarak uyumsuzluk doğuyor toplumla .ne ben o konuşmalar içinde kaybolabiliyorum ne onlar benim sorularım içinde.ben inatla sordukça onlar ya duymamazlıktan geliyorlar yada delirmiş bu galiba diyip gidiyorlar. .çoğu kişiyse yaptığım yoruumlara çok sinirlenebiliyor. eh tabii ki bu durum yalnızlığı getiriyor.bense sorularıma cevap olabilecek , derdime derman olabilecek eylemlere girişiyorum . kitaplar okuyup internette kendimi anlatabileceğim insan bulma çabasında ordan oraya geziyorum. günlük yaşamımda insanlarla sizin tabirinizle normal konuşamıyorum . bu örneklerini verdiğim konular karşısında ne söylemem gerektiğini bilmem . hıhı, evet, tabi , anlıyorum gibi kelimeleri kullanıp kaçıp gitmeye bakarım . sıkılır,daralırım veya istemsiz insanları kırarım. .bu durumda bana asosyal insan derler. varsın desinler çünkü ben sosyal olmayı anlamıyorum . sosyal olma adına sinemalara gidiliyor. tek kişi olmamak kaydıyla en az iki kişi olunsun ki sosyal olunsun.efenim gittik sinemaya. çıktık sinemadan. -film nasıldı? oh harika süper ! bu yönetmenin filmlerini severdim zaten , iyi oldu geldik. -başka? eh kurgu da iyiydi, diyaloglar, müzik de güzeldi. zorlaya zorlaya bu kadar çıkıyor film hakkında konuşma. nerde yönetmenin ne anlatmaya çalıştığı , ben ne anladığımı , vurgusu renkleri?! bunlardan bahsedemedikten sonra ben sosyal mi oluyorum şimdi.sadece beklediğim bana umarsızca bir konu hakkında veya sadece bir elma hakkında düşüncelerini aktarabilecek kompleksiz varlıklarla kuşatılmak istiyorum .ve bunlardan bir tanesi bile yanımda yok. bilmem anlatabiliyor muyum? düşüncelerini neyse efenim benim kafam şuan çok dağıldı.
demek istediğim kendini dış dünyadan soyutlamak demek günlük hayatın saçmalıklarına katlanmak istememek demek. daha genel bakış veya duru görü mü neyse artık bunun ‘sosyalleşmeye’ izin vermemesi demek . ve kapitalist sistemin getirisi olan tüm bu saçmalıklarla uğraşmak istememek , olabildiğince uzaklaşmak için kulaklıkla dinlenen müzik. karşı taraf için ne kadar anlaşılamayacak birşeymiş meğerse.(ayrıca kapitalist sistemi insanları bencil yaptığına dem vuruyorsunuz ama bu sistem kendi elleriyle kendini yıktığını göremiyorsunuz.gözlemlerime dayanarak diyorum ki; 15-20 yaş gençliği öyle bağımsız ve özgür düşünüyor ki hiç bir derneğe üye olmamayı istemli seçiyor. okadar çok bilgi ediniyor ki bu bilgilerin içinde bilgi kirliliğini de öğreniyor.ve bunlara karşı çoktan gardını almış durumda. özümde olmsuz biriyim ama bu gençlikten ben çok umutluyum . onlar çok farklı.
birtanesiyle şöyle bir yazışma geçmişti aramızda.bir film hakkındaydı.insanlar neden uzaylıları düşman olarak niteleyip onları öldürmeye çalışıyorlar acaba diye sormuştum . o bana şöyle dedi : insanlar kendilerini dünyanın sahibi gördüklerinden. bence bu olabilecek en güzel cevap.bunun üzerine dünya evrene aittir çıkarımımı yapıp kaçayım.) yok şun da ekleyim öyle gidicem .(yukarıda oğuz atay’ı kaybedenler kulubünden öğrenmiş gençleri örnek vermişsiniz . ben kendimi düşündüm bir an. ben nerden öğrendimde oğuz atay’ı gittim tutunamayanları aldım ? cevabım yok.hiç hatırlamıyorum.peki benim bunu nerden öğrendiğim mi önemli onun bilgisine bir şekilde ulaşıp okumaya çalışmam mı? bence ikincisi.)
tegafüle öncelikle samimi yorumuna teşekkürler.
yorumlar her ne kadar farklı bir yere kaymış olsa da, anlamaya çalıştığımız insan sonuçta:)
sihirli değneğim olsa keşke… artı benden:)
ABD’de kulaklıkla yüksek sesli müzik dinleyen yayaların uğradığı kazalar 6 yılda 3 kat arttı
18 Ocak 2012 Çarşamba, 09:49:41
Amerikalı bilimadamlarının yaptığı araştırma, kazaya uğrayanların çoğunun genç olduğunu gösterdi. Kaza geçirenlerin ortalama 21 yaşında olduğunu belirten araştırmacılar kazaların çoğunun şehirde meydana geldiğini vurguladı.
iPod ya da MP3 çalar gibi cihazlarla yüksek sesli müzik dinleyen yayaların yüzde 55’ine tren çarptığı, kaza geçirenlerden yüzde 68’inin erkek, yüzde 67’sinin 30 yaşın altında olduğu belirtildi.
Ocak 2004- Haziran 2011’i kapsayan dönemde, 116 kazanın meydana geldiği, bunlardan 16’sının Mayıs 2004’de olduğunun belirtildiği araştırmada, Kasım 2010’da kaza sayısının 47’ye çıktığı belirlendi.
116 kazanın 81’inin ölümlü kaza olduğu, görgü tanıklarının bunların dörtte üçünde ölen yayanın kaza sırasında kulaklıkla müzik dinlediğini bildirdiği ortaya çıktı.
Dr. Richard Lichenstein ve ekibinin yaptığı araştırmada, müzik dinlemenin beynin dış uyarıcılara karşı tetikte olma durumunu etkileyerek kişinin görsel dikkatinin azalmasına, hatta dışarıda olup biteni görememesine neden olabileceği vurgulandı.
Araştırma sonuçları “Injury Prevention” dergisinde yayımlandı.
DEC CAL,